Kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Temmuz 2019 Perşembe

Vizyonda 7 film var

RİTÜEL

Çeşitli kısa filmlerin ardından ilk uzun metraj filmi Ayin’i (Hereditary, 2018) korku türünde çeken Amerikalı genç yönetmen Ari Aster, ikinci korku filmi Ritüel’de de aynı türde devam ediyor. İlk filmi ile dikkatleri üzerine çeken yönetmen farklı ve ilgi çekici bir konu bulmayı başarmış. Genç bir Amerikalı çift Dani ve Christian, üniversite arkadaşlarıyla birlikte, geleneksel Midsommar festivaline katılmak üzere İsveç’in bir köyüne tatile gider. Ayrılmak üzere olan çift, bu çılgın tatili ilişkileri için son bir şans olarak görür. Zamanla yeşil bir cennete benzeyen bu yerde, yerel kutlamaların ve pagan ritüellerin masum olmadığını anlarlar. 90 yılda bir gerçekleşen gizli bir ayin, onları kaçışı mümkün olmayan korku labirentinin içine çekecektir.

Yönetmen: Ari Aster
Oyuncular: Florence Pugh, Jack Reynor, Will Poulter, William Jackson Harper

IMDb Puanı: 7,7

***

YULİ

Yuli, Kübalı ünlü dansçı Carlos Acosta’nın hayatını beyaz perdeye aktarıyor. Filmde, aslında dansa hiç istekli olmayan bir çocuğun dansçı oluş hikâyesi anlatılıyor. Yuli’deki yeteneği sezen babası, onu zorla Küba Ulusal Dans Okulu’na yazdırır. Zaman geçtikçe Yuli de kendi içindeki sese kulak verir. Afrika tanrısı Ogun’un oğlunun adını taşıyan Yuli, tabuları yıkarak Londra Kraliyet Balesi gibi saygın kurumlarda sahneye çıkmayı başaran ilk siyah balet olur.

Yönetmen: Iciar Bollain
Oyuncular: Carlos Acosta, Santiago Alfonso, Keyvin Martínez, Edlison Manuel Olbera

IMDb Puanı: 7,2

***

KÜÇÜK KAHRAMAN

Endonezya yapımı animasyon film Küçük Kahraman (Knight Kris – Little Hero) serinin ilk filmi ile izleyici karşısında. Bayu, süper kahraman olma hayali kuran bir çocuktur. Bir gün kuzeni Raney ile ormanda keşfe çıkarlar ve gizli bir mağara bulurlar. Bayu mağarada taşa gömülü bir kılıç görür ve onu taştan çıkarır. Kılıcı serbest bıraktığında taşa dönüşmüş kötü canavar Asura’yı da uyandırır. Asura kötü güçlerini kullanıp köydekileri taşa dönüştürmeye başlar. Bilge maymun, Asura’ya karşı koymak için 6 antik şövalyenin bulunup, güçlerinin yeniden kılıçta birleşmesi gerektiğini anlatır. Bayu, bilge maymunun yardımıyla savaşma gücüne kavuşup babasını ve bütün köyü kurtarmalıdır.

Yönetmen: Antonius
Tür: Animasyon

IMDb Puanı: 7,0

***

TÜYLÜ ARKADAŞLAR

IMDb’de yer alan bilgilere göre 2019 yılı içerisinde şimdilik 19 animasyon film çekmeyi başaran James Snider’in yönettiği Tüylü Arkadaşlar (Feather Friends), haftanın bir diğer animasyon filmi. Mart ayında Jumbo filmi ile Türkiye’de izleyicinin karşısına çıkan yönetmenin yeni filminin konusu şöyle: Yavru Kuşlar, Mooky ve Kooky, gençlik hayatlarında rastladıkları en iyi haberlerini yeni alırlar ve bu, her kuşun hayalinin gerçekleşmesinden daha az bir şey değildir. Nihayet bir gün kasabanın prestijli Tüy Kulübü’ne kabul edilirler. Sevgili Tüy Kulübü başkanı, bilge, yaşlı Hoot-Hoot, onlara ilk görevlerini sunar. Küçük Mooky ve Kooky dokuzuncu bulutun üzerinde uçmaya başlarlar. Ancak, görevleri düşündüklerinden daha zordur.

Yönetmen: James Snider
Tür: Animasyon

IMDb Puanı: 9,6

***

KORUYUCU

Dövüş filmlerinin efsane oyuncusu Jean Claude Van Damme’ın başrolde oynadığı Koruyucu (Lukas: The Bouncer) adeta 59 yaşındaki ünlü oyuncu için kaleme alınmış. Lukas elli yaşlarında bir gece kulübü fedaisidir. 8 yaşındaki kızı Sarah’ı büyütmek için çabalamaktadır. Ancak bir gün Lukas, bir müşteriyle yaşadığı tartışma sırasında kontrolünü kaybeder. Bu nedenle işinden kovulur. Bir başka gece kulübünde yeni bir iş bulur. Lukas’ın bilmediği şey ise kulübün tehlikeli bir çete tarafından yönetiliyor olduğudur. Lukas, kızının hayatını korumak için savaşmak zorunda kalacaktır.

Yönetmen: Julien Leclercq
Oyuncular: Jean Claude Van Damme, Sami Bouajila, Sveva Alviti, Sam Louwyck

IMDb Puanı: 6,0

***

CİN: AŞK BÜYÜSÜ

Haftanın yerli korku filmi ise Cin: Aşk Büyüsü. Filmde, sevdiği kadını elde etmek için aşk büyüsü yapan genç bir adamın yaşadıkları anlatılıyor. Esra’yı elde etmek için türlü yollar deneyen ve hepsinde hüsrana uğrayan Musa, son çare olarak aşk büyüsünü denemeye karar verir. Ssyal medyada büyük yankı uyandıran aşk büyüsünü deneyen Musa, beklediğinden de iyi sonuç alır. Her şey onun düşündüğünden fazla yolunda gitmiştir. Ancak her büyüde olduğu gibi bu büyünün de sonu felakettir.

Yönetmen: Battal Karslıoğlu
Oyuncular: Soner Türker, Derya İpek, Ali Ertem, Murat Deniz

***

KORKULUK

Temmuz ayının son vizyon haftasında üçüncü korku filmi ise Korkuluk (Curse of the Scarecrow). Ebeveynleri cinayete tanık olduktan sonra, June ve Carl ölümcül bir sırrı saklamışlardır fakat hiç bir sır sonsuza kadar saklanamaz. June, kendisini terk eden kardeşi Carl’ın gizemli intiharı sonrası aile evini araştırmak için geri döner. Gizemli evin içerisinde bulunduğu günden beri ev sanki canlı gibidir. June ailesini almaya gelir. Korkuluk bu kez daha kuvvetlenerek yürür ve intikam arayışında olduğunu öğrenir.

Yönetmen: Louisa Warren
Oyuncular: Kate Lister, Louisa Warren, Cassandra French, Tim Freeman

IMDb Puanı: 3,1 

* Filmlerin IMDb puanları 26 Temmuz 2019 tarihinde alınmıştır.

kronos
Devamını Oku »

Sudan’da yersiz yurtsuz

Yunanistanlı fotoğrafçı Nektarios Nerris Markogiannis Nisan 2019’da Güney Sudanda çalıştı. Burada BM misyonuyla hareket ederken yaptığı çalışmalar bir jüri tarafından Los Angeles’da fotoğraf ayı boyunca devam eden ana grup sergisinde sergilenmek üzere seçildi. Bu seçilen fotoğraflar Nerris Markogiannis’in Sudan’da yerlerinden edilen ve “sivil koruma kampları”na gönderilen insanların kamplardaki hayatlarını incelediği son çalışmasının bir parçasıydı.

Markogiannis’in eseri belgesel ve röportaj kategorisinde sıralamada 1. sıraya yerleşti. Aynı zamanda tek fotoğraf dalında da Barselonada’ki Pollux ödüllerinin kazananı oldu. Bu sergi de 7 Ekim 2019 tarihinde Barselonada gerçekleşecek. Dahası benzer serideki çalışmalar Tampa şehrindeki Florida Fotoğraf Sanatları Müzesinde grubu sergisinde de yer alacak.

Instagram’da @nerrismarkogiannis hesabından ve www.nerrismarkogiannis.com internet sitesi aracılığıyla fotoğrafçının diğer çalışmalarını görebilirsiniz.

kronos
Devamını Oku »

23 Temmuz 2019 Salı

Elif Şafak, Booker adayı

İngilizce konuşulan dünyanın saygın edebiyat ödüllerinden Booker’ın uzun listesi belli oldu. 13 kitabın yer aldığı listede Elif Şafak da “10 Dakika 38 Saniye” (10 Minutes 38 Seconds in This Strange World) adlı romanıyla yer aldı.

Listede “Damızlık Kızın Öyküsü”nün devamı niteliğindeki “The Testaments” romanıyla ödüle aday olan Margaret Atwood ve “Quichotte” adlı romanıyla ödüle aday gösterilen Salman Rushdie dikkati çeken yazarlar oldu. Genç yazar Valeria Luiselli de “Kayıp Çocuklar Arşivi” romanıyla Booker uzun listesinde yer aldı.

Elif Şafak’ın Istanbul’da yaşayan bir kadının hikayesini anlattığı “10 Dakika 38 Saniye” okuru 1950’lerin, 60’ların, 70’lerin Türkiye’sine götürüyor.

İşte Booker Ödülü’ne aday olan 13 roman:

• Margaret Atwood, “The Testaments”
• Kevin Barry, “Night Boat to Tangier”
• Oyinkan Braithwaite, “My Sister, The Serial Killer”
• Lucy Ellmann, “Ducks, Newburyport”
• Bernardine Evaristo, “Girl, Woman, Other”
• John Lanchester, “The Wall”
• Deborah Levy, “The Man Who Saw Everything”
• Valeria Luiselli, “Lost Children Archive”
• Chigozie Obioma, “An Orchestra of Minorities”
• Max Porter, “Lanny”
• Salman Rushdie, “Quichotte”
• Elif Shafak, “10 Minutes 38 Seconds in This Strange World”
• Jeanette Winterson, “Frankissstein.”

kronos
Devamını Oku »

Demirtaş’tan 11 kitap tavsiyesi

Edebiyat Haber’de yazarların okurlara önerdiği kitaplara yer veren sayfaya bu kez Selahattin Demirtaş konuk oldu. Funda Dörtkaş’ın hazırladığı sayfada Demirtaş, okurlara Türkçe ve Kürtçe 11 kitap önerdi.

İşte Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın önerdiği kitaplar:

Rüzgârın Gölgesi – Carlos Ruiz Zafón, Çev: Mustafa Karabiber, Altın Kitaplar

Gerçeklik Göründüğü Gibi Değildir – Carlo Rovelli, Çev: Tolga Esmer, Can Yayınları

Evrim Kuramı ve Mekanizmaları – Çağrı Mert Bakırcı, Evrensel Basım Yayın

Açık Yeşil-Teorisi ve Pratiği ile Bir Ekoloji Rehberi – Ömer Madra &Ümit Şahin, Can Yayınları

Spinoza’nın Sevinci Nereden Geliyor? – Çetin Balanuye, Ayrıntı Yayınları

Hayatın Seyrini Değiştiren Kadınlar – Pelin Batu, İnkılâp Kitabevi

Lênûska Leyla – Menaf Osman, Aram Yayınları

Hespên Reş Bayên Sorgevez – Burhan Sönmez, Lîs Yayınevi

Bêhna Dara Sincê – DilawerZeraq, Lîs Yayınevi

Ristika Morîkan – Fatma Savcı, Avesta Yayınları

JiDîrokê Dîrokeke Ehmedê Xanî – Laleş Çelîker, Aram Yayınları

kronos
Devamını Oku »

22 Temmuz 2019 Pazartesi

Yaz sıcağında ‘Bizim Sayfiyelerimiz’

Antalya Kültür Sanat’ta (AKS) mart ayında açılan ve bugüne kadar sanatseverlerin yoğun ilgisiyle karşılaşan ‘Bizim Sayfiyelerimiz – Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Sanat Koleksiyonu’ndan Bir Seçki’ sergisi, 28 Temmuz’da Antalya’daki misafirliğini tamamlıyor.

Sergide Mıgırdiç Civanyan, M. Sami Boyar, Hikmet Onat, Şeref Akdik, Ferruh Başağa, Avni Arbaş, Nejat Melih Devrim, Zeki Faik İzer, Abidin Dino, Behçet Safa, Yalçın Gökçebağ, Turan Erol, Mehmet Güleryüz, Selma Gürbüz, Aydın Ayan, Devrim Erbil, Fikret Otyam, Mustafa Ayaz, Mustafa Pilevneli ve Muhsin Kut gibi Türk resim sanatının pek çok usta isminin eserleri yer alıyor.

Sergiyi ziyaret için çok kısa bir zaman kaldığını belirten Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Yönetim Kurulu Başkanı ve ATSO Eğitim Araştırma ve Kültür Vakfı Başkanı Davut Çetin, “Antalya’da yaşayan ve Antalya’da misafir olarak bulunan herkese, sona ermeden sergiyi görmesini öneriyorum” dedi. AKS’nin bugüne kadar 60 bine yakın sanatsevere ev sahipliği yaptığını da söyleyen Başkan Çetin, “Son olarak merkezimizde yer alan ‘Bizim Sayfiyelerimiz’ sergimiz de büyük ilgiyle karşılandı. Bugüne kadar AKS’de Picasso’dan Andy Warhol’a, Ara Güler’den Yıldız Moran’a pek çok ismi ve eserlerini sergiledik. İlk günden bu yana AKS’de yaptığımız çalışmalar artan ilgiyle sürüyor. Antalya’da artık bir sanat galerisi gezme ve sergileri takip etme kültürü oluştuğunu görüyoruz. Bu doğru bir projeye imza attığımızı bizlere gösteren ve bizleri çok mutlu eden bir şey. Bundan sonraki sergilerde de ilginin daha da artacağını umuyorum” diye konuştu.

Küratörlüğünü Prof. Dr. Burcu Pelvanoğlu’nun, tasarımını Yeşim Demir’in yaptığı sergi 28 Temmuz tarihine kadar ziyaret edilebilecek.

AKS, pazartesi dışında her gün 11.00 ile 19.00 saatleri arasında, perşembe günleri de saat 21.00’e kadar sanatseverin ziyaretine açık.

‘BİZİM SAYFİYELERİMİZ’ VE TÜRKİYE’DE RESİM SANATI

Türkiye’de resim geleneğini başlatan iki koldan biri figür, diğeri de manzaradır. İlginçtir ki, kültürel hayatımıza resim (tasvir) ve sayfiye kültürü aynı dönemde girer. Süreç içinde manzara resmi, görüneni tasvir etmekten görünene duygu katmaya doğru evrilirken; sayfiye kültürü de kendi içinde dönüşür. Mesire yerlerinde kır kahveleri, şehir merkezlerinde açık hava bahçeleri ve plajlar ortaya çıkar. Sayfiye kültürü sosyal hayat tarihinin büyük bir bölümünü oluşturur.

Türk resminde manzara yorumunun entelektüel gelişimini göstermek isteyen sergi, üç bölüm olarak tasarlandı. “Tabiatı Temaşadan Sayfiyeye: Boğaziçi ve Adalar” olarak adlandırılan birinci bölüm, yaşam tarzından siyasal düşünce ve kurumlara kadar tüm dünyada köklü değişimlerin yaşandığı, Endüstri Devrimi’nin sonucu olarak kentleşmenin hızlandığı, İstanbul’da şehir dışı ile bağlantıyı sağlayan düzenli vapur seferlerin başlamasıyla ressam ve edebiyatçıların sıklıkla gittiği sayfiye bölgelerine dönüşen Boğaziçi ve Adalar’ı konu alıyor.

Serginin Anadolu manzaralarına ayrılan “Memlekete Doğru: Türkiye’den Manzara ve Sayfiye Görünümleri” adlı ikinci bölümü, Ankara’nın başkent olması, Erken Cumhuriyet Dönemi’nin Anadolu’yu önceleyen kültür politikaları ve özellikle yurt gezilerine gönderilen ressamların etkisiyle çoğalan Ankara ve Anadolu peyzajlarını bir araya getiriyor.

Soyut sanattan çağdaş sanata doğru bir seçkiden oluşan “Manzaraya Farklı Bakışlar” adlı üçüncü bölüm, çok farklı dönem ve ekollere mensup sanatçıların eserlerini birlikte yorumlama olanağı sunduğu kadar, Cumhuriyet’in kültür politikalarından liberalleşmeye, II. Dünya Savaşı’ndan sonra gelişen sanat ortamı ve Paris Ekolü’ne, Halikarnas Balıkçısı’nın önderliğinde yaygınlaşan Mavi Anadolu gezilerine ve bu gezilerin Türkiye düşünce tarihine etkilerine uzanan sosyal tarih okumalarının izlerini taşıyor.

kronos
Devamını Oku »

19 Temmuz 2019 Cuma

Top Gun: Maverick filminin fragmanı yayınlandı

Devamını Oku »

18 Temmuz 2019 Perşembe

Efsane heavy metal grubu İstanbul’da

1980’de kurulan, çıkardığı albümler ve klasikleşmiş şarkılarıyla heavy metalin efsane grupları arasına giren Manowar, “The Final Battle” turnesi kapsamında yarın akşam saat 17:00’de Küçük Çiftlik Park’ta hayranlarıyla buluşacak. Manowar konserde, hit parçalarından oluşacak bir setlist ile sahne alacak.

Grubun kurucusu ve basçısı Joey DeMaio, İstanbul’da verecekleri konseri iple çektiklerini ifade ederek, “Manowar’ın Türk hayranları yıllar boyunca tutkularını ve bağlılıklarını tüm dünyaya gösterdiler. Manowar olarak bundan onur duyuyoruz. Türkiye’deki Manowar hayranlarıyla paylaşacağımız bu unutulmaz metal deneyimini iple çekiyoruz.” dedi.

kronos
Devamını Oku »

Üçü yerli dokuz film gösterimde

ASLAN KRAL

Disney’in çocuklar kadar yetişkinlerin de en sevdiği animasyon filmlerinden Aslan Kral, gelişmiş film teknikleri (live-action remakes of animated films) ile yeniden izleyici karşısında. Jon Favreau’nun yönettiği Aslan Kral filmi, geleceğin kralının doğduğu, Afrika savanlarına uzanan yolculuğu konu alıyor. Babası Kral Mufasa’yı örnek alan Simba, soylu kaderinin yolundan gitmeyi seçer. Ancak, bu yavru aslanın gelişini kraliyetteki herkes sıcak karşılamaz. Mufasa’nın kardeşi ve tahtın önceki varisi olan Scar, kendi planlarını yapmıştır. İhanet, trajedi ve oyunla yıkıma dönüşen Pride Rock savaşı, Simba’nın sürülmesine sebep olur. Simba, yeni birkaç arkadaşının da yardımıyla, büyümenin ve ona ait olan şeyi geri almanın yolunu bulmak zorundadır.

Yönetmen: Jon Fabreau
Seslendirenler: Donald Glover, Beyonce Knowles Carter, Chiwetel Ejofor, James Earl Jones, Billy Eichner, Seth Rogen

IMDb Puanı: 6,4

***

ZAVALLI

Bazıları hüsrana ve kedere öyle sıkı sıkıya bağlıdırlar ki, acı onlar için kutsal bir mertebededir, aynı zamanda bir varoluş amacıdır. Dünya prömiyerini Sundance’te yapan Zavallı (Oiktos), yalnızca mutsuz olduğunda mutlu olabilen, üzüntü bağımlısı, acınmaya muhtaç, kendine acısınlar diye her şeyi yapmaya hazır bir adamın hikâyesini anlatıyor. Filmde zavallı avukat, acıyı bir giysi gibi üzerinde taşıyabilmek uğruna elinden gelen ve varsa her şeyi yapıyor. Yunanistanlı yönetmen Babis Makridis ikinci uzun metraj filmi Zavallı ile 2018 Odessa Film Festivalinde ‘En İyi Film’ ve ‘En İyi Yönetmen’ ödüllerinin, 2018 Karadağ Film Festivalinde de ‘En İyi Film’ ve ‘En İyi Erkek Oyuncu’ (Yannis Drakopoulos) ödüllerinin sahibi oldu.

Makridis’in ilk filmi L İstanbul Film Festivali’nde gösterilmişti. Zavallı ise 4-13 Ekim 2019 tarihleri arasında gerçekleşecek FilmEkimi’nin programında ter alıyor.

Yönetmen: Babis Makridis
Oyuncular: Yannis Drakopoulos, Evi Saoulidou, Nota Tserniafski, Makis Papadimitriou, Georgina Chryskioti, Eva Androulidaki, Nikos Karathanos

IMDb Puanı: 6,7

***

İMPARATOR: YERALTI DÜNYASININ HÜKÜMDARI

İmparator: Yeraltı Dünyasının Hükümdarı (L’Empereur de Paris), Napolyon döneminde dünyanın en büyük cezaevlerinden kaçmayı başaran tek kişi olan Vidocq’un hikâyesini anlatıyor. Konusu itibarıyla, izlerken ‘bu filmi daha önce izlemiştim!’ duygusundan kurtulmak pek mümkün görünmüyor. Fransız yapımı olması, filmi Amerikan aksiyonlarından ayıran artı puan. Vidocq, bu özelliğinden dolayı Paris’te ün salar. Ancak geçmişi peşini bırakmaz ve yakalanır. Serbest bırakılması karşılığında polisin suç çeteleriyle savaşmasına yardımcı olması istenir. Böylece hem polis teşkilatının hem de suçluların bir numaralı düşmanı haline gelir.

Yönetmen: Jean-François Richet
Oyuncular: Vincent Cassel, Patrick Chesnais, August Diehl

IMDb Puanı: 6,3

***

GLORIA BELL

Julianne Moore’un başrolde olduğu romantik film Gloria Bell, özgür ruhlu bir kadın olan Gloria’nın hayatını anlatıyor. Kocasından boşanmış bir kadın olan Gloria Bell 50’li yaşlarındadır. Ancak daha etkin bir hayatı hedefleyen Gloria, gündüzlerini ofisinde çalışarak geçirir. Akşam olduğunda ise kendini dans pistine bırakır. Özgür ruhlu bir kadın olan Gloria’nın hayatı, dışarı çıktığı bir gece Arnold adında bir adamla tanışması ile bambaşka bir hal alır. Aşkın büyülü heyecanını yeniden hissetmeye başlayan Gloria, kendisini beklenmedik bir romantizm içerisinde bulur.

Yönetmen: Sebastián Lelio
Oyuncular: Julianne Moore, John Turturro, Caren Pistorius

IMDb Puanı: 6,4

***

KRİPTO VURGUN

68 yaşındaki Kurt Russel’ın da oynadığı Kripto Vurgun (Crypto) filminin konusu şöyle: Ajan Martin, içinde bulundukları zor koşullarda aile çiftliklerini güçlükle ayakta tutmaya çalışan babası Martin Sr. ve kardeşi Caleb’in yaşadığı memleketi New York’a döner. Fakat memleketine geldikten çok kısa süre sonra, kendini York’un tehlikeli yeraltı dünyasının içinde karmaşık bir yolsuzluk, rüşvet ve dolandırıcılık ağını araştırırken bulur.

Yönetmen: John Stalberg Jr.
Oyuncular: Beau Knapp, Alexis Bledel, Luke Hemsworth, Kurt Russell

IMDb Puanı: 5,6

***

AKILLARA SEZA

Haftanın yerli filmi ise Akıllara Seza. 1997 yılında liseyi bitirmenin heyecanı yaşamakta olan Mustafa, mezuniyet törenine giderken elim bir kaza geçirir. Komaya giren Mustafa, uzun yıllar komadan uyanamaz. 22 yılın sonunda gözlerini açan Mustafa, sevdiği kız Seza’nın peşine düşer. Ancak onun komada olduğu dönemde birçok şey değişmiştir. Hayata yeniden başlayan Mustafa, bu süreçte teknoloji ve medeniyetle büyük bir çatışmaya girer.

Yönetmen: Serdal Genç
Oyuncular: Aslıhan Güner, Ulaş İnan Torun, Timur Acar, Kemal Uçar

***

KURTULUŞ GÜNÜ

Gerçek bir hikâyeden ilham alan Kurtuluş Günü (The Filthy Thirteen), savaş ve macera filmlerini sevenler için iyi bir tercih olabilir. 1944’te “The Filthy Thirteen” olarak bilinen bir grup baş belası Amerikan askeri, giderek üstleri için sorun haline gelmektedir. Normandiya’nın işgali sırasında ölümcül bir görev için Alman hattının gerisine paraşütle iniş yapacak ilk grup için bu sorunlu on üç kişi seçilir. Davranışlarını telafi etmeleri için onlara verilen bu fırsatı kullanabilecekler midir?

Yönetmen: Andrew Jones
Oyuncular: Mark Homer, Tom Ward Thomas, Dennis Farina

IMDb Puanı: 3,4

***

ECİNNİ: TILSIMLI MEZAR

Bir vizyon haftası geçmiyor ki, yerli bir korku filmi izleyici ile buluşmasın. Haftanın yerli korku filmi Ecinni: Tılsımlı Mezar. ‘Ecinni’ isimli korku filminin sosyal medyada tanıtımını yapmak amacıyla bir Youtuber ile çekilen videodaki hikâyeden yola çıkan Yılmaz ve Sinan, gözcülük yapmaları için yanlarına aldıkları kız arkadaşları Eda ve Sema ile birlikte filmin çekildiği köye gider. 400 yıl önce kolunda bileziği ile gömülen Ermeni rahibenin mezarını açmak isterler. Mezarı kazmaya başladıkları anda kendini gösteren tılsımlar, korkunç şeylere neden olacaktır.

Yönetmen: Mehmet Sağlam
Oyuncular: Önem Pişkin, Berkay Berkman, Elis Büşra Kılıç, Aslı Şimşek

***

ŞAHIS 46

Haftanın bir diğer yerli korku filmi ise Şahıs 46. Üç yakın arkadaş, düzenlenen gençlik festivaline gitmeyi planlar. Yola çıktıklarında otostop yapan iki genç daha onlara katılır. Gece araçları bozulunca mola verirler. Yardım çağırmak için yakındaki bir eve giderler. Ev sahibi, onlara güzel bir yemek hazırlar. Kendilerine yapılan yardımdan hoşnut kalan gençler yemekten sonra gitmeye hazırlanırlar fakat ev sahibinin onları bırakmaya pek niyeti yoktur.

Yönetmen: Çağatay Düz – Ege Demirbüken
Oyuncular: Hüseyin Ezgi Taşkın, Melis Tamtaş, Ramazan Mert Durak, Melisa Akpolat

kronos
Devamını Oku »

17 Temmuz 2019 Çarşamba

Polisiye ustası hayata veda etti

Unutulmaz Müfettiş Montalbano serisinin yazarı, Sicilyalı romancı Andrea Camilleri hayatını kaybetti. 93 yaşında ölen yazar, televizyona da uyarlanan Müfettiş Montalbano’nun maceraları sayesinde İtalya’nın en sevilen yazarlarından biri olmuştu.

60 yaşından sonra polisiye yazmaya başlayan Camilleri, şöhreti geç yakalayan yazarlardandı. Kitapları bugüne kadar 31 milyon kopya basılan usta yazarın şöhreti, romanlarının 1990’lı yıllarda yayınlanan televizyon dizisi “Müfettiş Montalbano”ya ilham kaynağı olmasıyla doruğa çıkmıştı.

Sicilya Adası’nda 6 Eylül 1925’te dünyaya gelen Camilleri, yazdığı kitapların yanı sıra tiyatro yönetmenliği ve senaristliği ile önde gelen İtalyan entelektüelleri arasında yer alıyordu.

Camilleri geçirdiği kalp krizinin ardından bir süredir hastanede tedavi görüyordu.

kronos
Devamını Oku »

16 Temmuz 2019 Salı

Game of Thrones Emmy’de 32 dalda aday

Devamını Oku »

15 Temmuz 2019 Pazartesi

İlk kadın ve siyahi ‘James Bond’ geliyor

James Bond serisinin 25’inci filminin çekimleri sürerken, yeni 007 kod adlı ajanın siyahi kadın oyuncu Lashana Lynch olacağı açıklandı.

NTV’nin Daily Mail’den aktardığına göre, Daniel Craig yine James Bond rolünü canlandıracak ve önemli bir sahnede emekliliğini isteyip Lashana Lynch’i yeni 007 olarak tanıştıracak.

Söz konusu sahnede MI6 müdürü M odasına yeni 007’yi çağırıyor ve içeriye Lashana Lynch’in canlandırdığı Nomi giriyor. Artık emekliye ayrılan ve sakin bir hayata geçiş yapan James Bond’un kod adını artık Nomi taşımaya başlıyor.

Filmle ilgili Daily Mail‘e konuşan bir kaynak, “Bond, tabii ki yeni 007’ye cinsel olarak ilgi duyuyor ve alışılmış baştan çıkarma numaralarını deniyor. Ancak teknikleri bu zeki, genç siyahi kadın üzerinde işlemediğinde şaşırıp kalıyor” dedi.

Adı henüz açıklanmayan 25’inci Bond filminde Daniel Craig’in beşinci ve son kez James Bond rolünü canlandırmasının yanı sıra filmin kadrosunda Ben Whishaw, Ralph Fiennes, Naomi Harris, Lea Seydoux, Christoph Waltz ve Jeffrey Wright gibi önceki filmlerde rol alan oyuncular bulunuyor.

kronos
Devamını Oku »

14 Temmuz 2019 Pazar

Ucube diye yıkılan anıtı yeniden yapacak

Kars’ta 8 yıl önce dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘ucube’ demesinin ardından yıkılan ‘İnsanlık Anıtı’nın heykeltıraşı Mehmet Aksoy, Anayasa Mahkemesi’nin ‘hak ihlali’ kararıyla ilgili konuştu. Sözcü’den Yüksel Şengül’e konuşan Aksoy şunları söyledi:

Çok mutluyum. Sekiz yıllık mücadele sonunda AYM’nin bu kararı yüreğimin kanayan yerlerine merhem oldu. Bu aslında Türkiye’nin durumu gibi çok önemli bir karar, bunları çoğaltmamız gerekiyor. Sanat ve demokrasi adına çok önemli bir umut ışığıdır bu karar.

Yokluğuyla var olan bir heykeldi bu. Yıkıldığı yeri yerli yabancı turistler yıllardır ziyaret ettiler, onun anısını omuzlarında taşıdılar. Bu muhteşem saygıya karşılık hemen kollarımı sıvayacağım ve Kars Belediyesi’ne müracaatta bulunup, yeniden yapacağım o heykeli. Yeni heykel, yaşadığı yıkımın izlerini de üzerinde taşıyacak. Savaşların ve yıkımların karşısında barışı öneren bir heykel göreceksiniz. Sanatın gücüdür bu. Yeni heykel, bu topraklar için hem geçmişte hem günümüzde şehit olanların da çığlığı olacaktır. Barışı çağıran bir çığlığı simgeleyecektir bu heykel. Atatürk’ün ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ sözü ve politikasının uzun yıllar sonra ne kadar yerinde olduğu ne kadar doğru olduğunu her gün görmekteyiz, her gün anlamaktayız. Bu yeni heykel ‘Yurtta sulh cihanda sulh’ sözünün sembolü olacaktır.

kronos
Devamını Oku »

13 Temmuz 2019 Cumartesi

İzleyici ‘Çav Bella’ dedi

İlk iki sezonda izleyiciden tam not alan La Casa de Papel, üçüncü sezon ilk bölümü ile 19 Temmuz’da Netflix ekranlarında olacak.

Üçüncü sezonun başlamasına günler kala dizinin resmi Twitter hesabında yapılan ankette dizi izleyicilerine, “19 Temmuz’da en çok hangi sesi dinlemek istersiniz?” diye soruldu. ‘Çav Bella’ ve ‘Denver’ın kahkahası’ seçeneklerinin sunulduğu ve 30 bine yakın oy kullanılan ankette, yüzde 70 ile ‘Çav Bella’ seçildi.

İlk olarak İspanya’da yayımlanan ve Netflix’in yayın haklarını devralması ile fenomene dönüşen La Casa de Papel, kısa sürede Netflix’in popüler yapımlarından bir olmayı başardı.

DÖRT YENİ İSİM KATILIYOR

Dizinin üçüncü sezonunda, ‘darphane’de bastıkları paralarla kaçmayı başaran ve dünyanın çeşitli yerlerine dağılan ekip yeniden bir araya geliyor. Elbette yine Profesörün liderliğinde. Soygun sırasında kayıplar veren ekibe ikinci sezonda dahil olan Mónica Gaztambide, ‘Stokholm’ adını almıştı. Ekibe yeni sezonda yeni isimler de katılıyor. İki sezon boyunca polis olarak izleyici karşısına çıkan Raquel Murillo da bunlardan biri. Ekipteki herkes gibi bir şehir ismiyle çağrılacak Murillo’nun takma adı ‘Lizbon’ olacak. Diğer yeni karakterler Rodrigo de la Serna ‘Palermo’, Luka Peros ‘Marsilya’, Hovik Keuchkerian ise ‘Bogota’ ismiyle anılacak.

kronos
Devamını Oku »

11 Temmuz 2019 Perşembe

‘Anlatamıyorum’ en çok okunan ikinci şiir

Berlin Şiir Evi’nin hazırladığı, dünyanın en büyük şiir portalı olan Lyrikline, dünyanın en çok okunan şairlerini ve şiirlerini açıkladı. Verilere göre şair Orhan Veli Kanık’ın “Anlatamıyorum”u dünyanın en çok okunan ikinci şiiri.

Kültür Servisi‘nin aktardığına göre, 1999’dan beri yayında olan Lyrikline, bünyesinde 84 dilde 1375 şairin 12312 şiiri, 18502 çevrisi ve bu şiirlerin şairlerin kendi sesinden kayıtlarını barındırıyor.

Her yıl haziran ayında Berlin Şiir Festivali kapsamında editörleri ile toplanıp bu toplantıda yıllık istatistikleri açıklayan sitenin verilerine göre, bu yıl Türkiye’den en çok okunan şiirler şöyle:

1-“Anlatamıyorum” – Orhan Veli

2-“Hürriyete Doğru” – Orhan Veli

3-“Sevgilerde” – Behçet Necatigil

4-“Masalların Masalı” – Nâzım Hikmet

5-“İdiller Gazeli” – Haydar Ergülen

6-“Angina Pektoris” – Nâzım Hikmet

7-“Denizi Özleyenler İçin” – Orhan Veli

8-“Güzel Havalar” – Orhan Veli

9-“Büyük İnsanlık” – Nâzım Hikmet

10-“Belkim Bir Kertenkeleyim” – Can Yücel

179 ülkeden okuru olan sitenin Haziran 2018 – Mayıs 2019 tarihleri arasını kapsayan son istatistiğine göre en çok şiir okunan ülkeler şöyle sıralaması ise şöyle:

1. Almanya, 2. ABD, 3. Türkiye, 4. Büyük Britanya, 5. Sırbistan, 6. Avusturya, 7. İspanya, 8. İsviçre, 9. Rusya, 10. Fransa

Bu tarihler arasında en az şiir okunan ülke ise Brundi olarak belirlendi. Kenya, Nijerya, Belarus ve Letonya da Brundi’yi takip eden ülkeler olarak öne çıktı.

Öte yandan son üç yılın istatistiklerine bakıldığında, Türkiye’den okur sayısının istikrarlı bir şekilde arttığı görüldü. Türkiye, geçen yıllarda da ilk beşe yerleşmişti.

Lyrikline’ın verilerine göre geçen yıl site üzerinden en çok Hermann Hesse’nin “Stufen” adlı şiiri okundu.

ANLATAMIYORUM | ORHAN VELİ

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.

LYRIKLINE HAKKINDA

2002’den beri UNESCO desteğinde olan Lyrikline, UNESCO projesi olarak “çağdaş, sınır ötesi kültürel değişimin mükemmel bir formu” olarak önerildi ve Birleşmiş Milletler tarafından Medeniyetler Arası Diyalog Yılı kapsamında kayda değer bir kültürel proje olarak kabul gördü.

2005 yılında, Kültür ve Eğlence kategorisinde ünlü Grimme Çevrimiçi Ödülü’ne, 2008’de Almanya- Fikirler Ülkesi girişimi tarafından verilen “Fikirler Ülkesinde Dönüm Noktası” statüsüne değer görüldü.

kronos
Devamını Oku »

Orhan Pamuk: Gerçek bir demokrasi için hapishanelerin boşalması lazım

Nobel ödüllü romancı Orhan Pamuk, t24’ten Murat Sabuncu’ya konuştu. Pamuk, yenilenen İstanbul seçimlerinden, Tayyip Erdoğan’a, TÜSİAD’dan cezaevindeki gazetecilere kadar birçok konuda soruları cevapladı. Pamuk üç yıldır üzerinde çalıştığı romanı Veba Geceleri’ni bitirmekte olduğunu okurlarına müjdeledi. Murat Sabuncu’nun Pamuk’un yazları geçirdiği Büyükada’da gerçekleştirdiği röportajdan önemli satır başları şöyle:

İMAMOĞLU’NUN KAZANMASI BÜTÜN TÜRKİYE’YE UMUT VERDİ

Ben İmamoğlu’na oy verdim. Kazanmasına da çevremdeki herkes gibi çok sevindim. Hem birinci seferde, hem de ikinci seferde… Tabii bir muhalif siyasetçinin kazanması için Batı ülkelerindeki gibi tek sefer yeterli olmalı. 31 Mart seçimi ile 23 Haziran seçimi arasında geçen sürenin de, Türkiye siyasi tiyatrosunda gördüğüm en çirkin, en berbat, en karanlık dönemlerden biri olduğunu söyleyebilirim. Evet askeri darbe dönemlerinde daha kötüsünü de gördük. Ama bu son dönemde keyfilik, pişkinlik, kuralsızlık, ‘ben yaptım oldu’ havasıyla benzersiz bir rezalet oldu. İstanbul seçmeninin bu rezaleti bize layık görenlere bir ders vermesi yalnız İstanbul’a değil, bütün Türkiye’ye, bütün millete umut verdi. Hâlâ normal bir demokrasiye dönebiliriz umudu milyonlarca kişinin kalbinde 23 Haziran’dan sonra yer etti. Bundan sonra AKP iktidarının işi daha zor. Fakat İmamoğlu’nun başarısından olduğundan fazla iyimserlik çıkarmayalım bu bir tembelliğe her şey iyi işte demeye doğru götürebilir bizi.

İKTİDAR KORKUYU OYA ÇEVİRMEYE ÇALIŞTI

Vatandaş İstanbul seçimini İmamoğlu’nun kazandığını bu memurların 11 saat dut yemiş bülbül gibi susmalarından anladı. Bu birinci çirkinlik idi. Sonra yüksek yerden “Biz bu sonucu beğenmedik, bu mundar olmuş seçim yenilensin” demeler başladı. Bu emrin en yukarı yerden geldiği söylentilerine karşı AKP’nin daha çok bilge yöneticileri, bunun geri tepebileceğini fısıldıyorlardı, ama bunu kuvvetle seslendirebilecek bir babayiğit etrafta yoktu. Büyükçekmece gibi, vatandaşın ‘ne yazık ki istenmeyen bir şekilde oy verdiği yerlere’ polis yollanması, vatandaşın korkutulup, taciz edilmesi de ölçünün kalmadığını gösteriyordu. Kılıçdaroğlu’na saldırılması, herkesin gazetelerde gördüğü o korkunç yumruk fotoğrafı korkutucuydu. İktidar da bu korkuyu oya çevirmeye çalışıyordu. ‘Bize muhalefet edersen, oy vermezsen böyle olur, kimse de bir şey yapmaz, istersek daha kötüsünü yaparız’ havasıyla seçimi kazanmak istediler. Oysa anketçiler onlara vatandaşın yumruk değil, gülümseme ve yumuşama istediğini, İmamoğlu’nun böyle yaparak oy oranını yükselttiğini sürekli söylüyordu. Ama “beka” söylemi yaydan çıkmıştı bir kere. Ayrıca bu öfkeli, otoriter, zart zurt söylem, yaklaşık 20 yıldır iktidarda olanların kibrine, iktidar sarhoşluğuna, daha uygundu; ağız alışkanlıkları sayesinde daha kolaydı. İmamoğlu’na yapılan “Sen kimsin ya?” havası da böyle kibirli, küçümseyici bir şeydi. En sıradan gazeteciden en tepedekine herkes bu havadaydı.

APO’YA SARILMAK PİŞKİN BİR HAMLEYDİ

Sen kimsin? Trabzonluyum mu dedin, o zaman Rumsun gibi laflarla seçim kazanılamayacağını, telaştan düşünemiyorlardı. Karadenizli vatandaşın ve seçmenin kalbinin kırıldığını hiç kimse mi düşünemiyordu? İkide bir muhalif herkese bulaştırılan “terörist, PKK’lı” gibi söylemlerle bütün milleti yorduktan sonra seçimden çok kısa süre önce fikrini almamız gereken bilge kişi olarak Apo’nun mesajının televizyonlarda karşımıza çıkarılması da gerçekten benim ‘Kar’ romanına uygun şaşırtıcı ve çok pişkin bir hamleydi. Üç-beş oy için her şey yapılabilir hamlesiydi bu. Böylece beka söylemini kullananlar’ Apo Halk Partisi’ne oy vermeyin diyor. Bir daha düşünün ona göre’ demeye başladılar. ‘Kar’ romanında böyle bir sahne olsaydı eleştirmenler haklı olarak “inandırıcı değil” derlerdi. Bu kadar kötü yönetim nasıl mümkün oluyor? Öte yandan seçim iptal edilince “Bir bildikleri vardır, bir şeyler çevirir seçimi bu sefer de kazanırlar” diye bazen düşünüyordum. Şimdi anlıyoruz ki bir bildikleri filan yokmuş. Yanlış bilgi ve hayallerle tek itibar kaynakları olan sandık demokrasisine seçim kaynatmak gibi bir leke sürdüler. Yüksek Seçim Kurulu’nun itibarını da geri dönüşsüz bir şekilde düşürdüler. Bu son seçim Türkiye’nin söylenenin aksine bir diktatörlük olmadığını, ne mutlu ki dünyaya gösterdi. Ama iki seçim arasındaki iktidar davranışı bizi bilerek – bilmeyerek az daha oraya götürüyordu.

GERÇEK BİR DEMOKRASİ İÇİN HAPİSHANELERİN BOŞALMASI LAZIM

Normal, gerçek bir demokrasiye gidiş nasıl olur?
Her şeyden önce hapishanelerin boşalması, Cumhuriyet gazetesi çalışanlarının, Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak, Osman Kavala ve onlar gibi yüzlercesi, binlercesinin özgürlüklerine kavuşması lazım. Bu iktidar ve toplum beş yıl önce bu kişilere saygı duyuyor, onları dinliyordu. Şimdi çeşitli bahanelerle, hukuk da çiğnenerek hâlâ içeride tutulmaları doğru değil. Toplumun sağlığı açısından da doğru değil. Ülkenin önde gelen romancılarından, gazetecilerden birinin hapiste olduğunu bilerek yaşar, bu çok olağan bir şeymiş gibi davranırsanız biraz sonra siz de zehirlenmeye başlarsınız. Toplum uzun zamandır bu tür zehire alıştırılıyor. Şu olup bitenleri, onca yalanı “Seçimi kazansan bile seni o koltuğa oturtmayız tamam mı” söylemlerini doğal karşılayan, bunu en azından ayıplayamayan bir toplum olmamalıyız. Bütün bu iklimde çok yerli bir mizah havası da var. Ama düşünce özgürlüğü olmadığı için etkileyici, yerel bir mizah da olmuyor, gülüp rahatlayamıyoruz. Düşünce özgürlüğünde dünyanın en kötü ülkelerinden biriyiz. Ve baskının sonucu bu sessizlik de zehirliyor bizi. Onca insan sırf düşüncelerinden dolayı hapisteyken susup oturunca da zehirleniyoruz.

TÜRKİYE’NİN BİRİNCİ SORUNU EKONOMİ DEĞİL DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜDÜR

İfade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü olmadan günümüzde uygar toplum kurmak, onu sürdürebilmek imkânsızdır. Bugün bana kalırsa Türkiye’nin birinci sorunu ekonomi değil, düşünce özgürlüğüdür. Seçmen böyle düşünmeyebilir, diye düşünürüm bazen. Ne yazık ki seçmenin önceliği ekonomi, pahalılık, işsizliktir. Hükümet takımı İstanbul’u, hem seçmeni tehditkâr yapıdan, hem zart-zurt otoriterlikten bıktığı, seçim sonucunu kaynatmaya kalkmanın ayıp ve yakışıksız olduğunu düşündüğü ve de vatandaş ekonomiden memnun olmadığı için kaybetti.

ÖZGÜR BASIN YOK

AKP’nin zaman zaman önceki hükümetlerden çok daha özgürlükçü, daha yumuşak olduğu dönemler de oldu. Ama “Sen kimsin be, seçilsen ne yazar” söylemi son ayların, yılların siyasetinin önceki dönemleri de aştığını gösteriyor. Şu ara benim dediğim, bildiğimiz şeyler değil bilmediğimiz şeyler. Ülkenin, milletin kaderini, geleceğini belirleyen pek çok önemli konu var. Ama bilgim yok. Bilgim yok çünkü özgür basın yok. Öğrenmeniz gereken şeyler araştırmacı gazetecilikle elde edilecek şeyler ve bu hükümetin de, öncekilerin de kıskançlıkla sakladığı şeyler… Mesela… Suriye’de ne oluyor? Niçin tanklarımız Suriye içinde bir şeyler yapıyorlar? Ne yapıyorlar? Patriot’lar, S-400’ler neden bu kadar önemli?

TÜSİAD AYIPLANMAYI HAK EDİYOR

Ben TÜSİAD’ı, Ecevit’i ilanlarla eleştirirlerken ayıplamıştım. Şimdi bu cesaretleri yok. Uzun zaman ekonomiden çok memnundular, şikâyetleri biraz yalancı idi. Ama TÜSİAD’cılar da bana, “Türkiye Yazarlar Sendikası ya da PEN niye sesini çıkarmıyor” ya da “Yeterince sesini duyuramıyor” diye sorabilir. Baskı zamanlarında “Niye daha çok konuşmadınız” demek zor, ama TÜSİAD ayıplanmayı hak ediyor.

BATI İLE KAVGA EDEREK DEMOKRASİ GELİŞMEZ

Biz ne kadar Batı ile Avrupa ile iyi geçinirsek demokrasi, insan hakları, fikir özgürlüğü ve laiklik o kadar gelişiyor. Ne kadar Batı ile kavgalı olursak bu değerlerden uzaklaşıyoruz. Laiklik ve demokrasi gibi değerlere inanan pek çok kişi aynı zamanda milliyetçi değerlere de inanıyor ve Batı’ya karşı açık kapalı bir karşıtlık duygusuyla bu gerçeği görmek istemiyor. Batı ile kavga eden iktidarlar döneminde Türkiye’de demokrasi ve özgürlük hiç gelişmemiştir. Atatürk’ün yaptığını hatırlatmak isterim. Atatürk; Batı ile askeri olarak karşı karşıya geldi, onlarla savaştı. Fakat Kurtuluş Savaşı’nı kazandıktan sonra Türkiye’de Batı yanlısı reformlar yapmak istediği için onlarla iyi geçindi. Kültüre, kuvvetli ve derin Avrupai bir müdahale yaptı. Modern değerlerle ve Batı ile kavga ederek biraz daha çok Ortadoğu ülkesi olursunuz. Acaba Türkiye halkı bunu istiyor mu? Batı karşıtı söyleme Halk Partisi’nin de katılması yanlış bir siyaset. Üstelik bazen bunu “ben senden de fazla Batı karşıtıyım aslında” iddiacılığıyla da yapıyorlardı.

NOBEL ALMAK ÇALIŞMAMI AZALTMADI, ARTIRDI

Ben Nobel haberini aldığımda Masumiyet Müzesi romanımın ve müze projesinin tam ortasındaydım. Müzemi yapabileceğim, diye düşündüm. ABD’deydim, sabah yedide uykudan uyandırılarak haberi aldım. O gün nerede-hangi kütüphanede çalışacağımı, ne yazacağımı bile biliyordum. Ama o gün yazı yazmadım. İki ayım o heyecanla, mutlulukla kaynadı. Ama Nobel almış başka yazarlara kıyasla, yaşım genç olduğu için, bir romanın ortasında olduğum için bunun bir emeklilik mükâfatı değil, yazarlık hayatımın ortasında alınmış bir ödül olduğunu hissettim. Bu ilgiden de projelerimi gerçekleştirmek için yararlanmalıyım diye düşündüğüm için Nobel benim çalışmamı azaltmadı, artırdı . Çünkü yazdıkça da okunuyordum.

YENİ ROMANIM “VEBA GECELERİ” BİTMEK ÜZERE

Üç yıldır üzerinde çalıştığım Veba Geceleri’ni bitirmeme az kaldı. Benim Adım Kırmızı, Masumiyet Müzesi gibi iddialı bir roman. Olaylar 1900 yılında Girit civarında hayali bir Osmanlı adasında geçiyor. Bir de bir türlü öldüremediğim içimdeki ressam var. Son on yılda defterlere, hatıra defterlerine çizdiğim resimli sayfalardan seçmelerle bir kitap yapmayı düşünüyorum. Cevdet Bey ve Oğulları’nı yazdığım yıllarda ciddiyetle ve keyifle yazıp bir kenara koyduğum bir çocuk kitabını da yayımlayabilirim. ‘Balkon’dan sonra yine Alman Steidl yayınevinden fotoğraf kitabı Turuncu için çalışıyor, geceleri Tarlabaşı, Fatih, Kartal ya da Erenköy’ün arka sokaklarındaki turuncu ışığın fotoğraflarını çekiyorum. Fotoğraf sergisi ve Masumiyet Müzesi kutularının replicalarının sergileri de sürüyor ve olacak. Hong Kong’ta fotoğraf ve Paris’te Masumiyet Müzesi sergileri var önümüzde.

kronos
Devamını Oku »

5 Temmuz 2019 Cuma

Sosyal medyada küçük İskender kavgası

Devamını Oku »

4 Temmuz 2019 Perşembe

Vizyonda 8 film var

ÖRÜMCEK-ADAM: EVDEN UZAKTA

Marvel’ın yeni macerası Örümcek-Adam: Evden Uzakta filminin başrollerini Tom Holland ve Samuel L. Jackson paylaşıyor. Yönetmen koltuğunda ise 2017 yapımı Örümcek-Adam: Eve Dönüş filmine de imza atan Jon Watts oturuyor. Filmde Tom Holland, Avengers: Endgame’deki olayların ardından değişmiş bir dünyada yeni tehditlere karşı durmak için harekete geçmesi gereken Süper Kahraman olarak geri dönüyor. Film Örümcek-Adam evrenini genişletirken, Peter Parker’ı kendi çöplüğü olan Queens-New York’tan ve güvenli limanından çıkartıp Avrupa turuna götürüyor.

Peter Parker ve arkadaşlarını hayata döndüren, iyi ile kötü arasındaki dev savaşın ardından, Peter hâlâ onun dönüşünü mümkün kılmak için kendini kahramanca feda eden akıl hocası Tony Stark’ın (Iron Man) yasını tutmaktadır. Bu arada Nick Fury, Örümcek-Adam’ı aramaktadır. Süper kahramanlığı birkaç haftalığına ardında bırakmaya kararlı olan Peter, Fury’nin telefonlarına cevap vermez ve arkadaşları Ned, MJ ve çetenin geri kalanıyla Avrupa tatiline çıkar. Aslında bir okul gezisi olması gereken tur, Marvel kahramanlarının en zorlu ve destansı macerasına dönüşüyor.

Yönetmen: Jon Watts
Oyuncular: Tom Holland, Samuel L. Jackson, Zendaya, Cobie Smulders, Jon Favreau

IMDb Puanı: 8,2

***

TOLKIEN

Dome Karukoski’nin yönettiği film, Yüzüklerin Efendisi kitap serisinin sinemaya uyarlanması ile ününe ün katan yazar J. R. R. Tolkien’in başarı hikâyesini anlatıyor. Kardeşliğin ve hayallerin gücü, aşk ve savaşın sebepleri ise filmin odak noktaları. ‘Tolkien etkisi’, edebiyattan sinemaya farklı alanlarda ses getirdi ve birçok esere ilham kaynağı oldu. Tolkien’in hobbitlerden, ejderhalardan ve büyücülerden meydana gelen hikâyeleri ve âlemleri, aslında insan doğasının ilginç ve güzel yanlarını çağrıştırıyor: insanoğlunun maceralara olan ilgisi, fedakârlık ve işbirliğine olan yatkınlığı ve kötülüğe her daim karşı olması… Kısacası Tolkien, J. R. R. Tolkien’in göçmen ve yetim bir çocuğun başarılı bir yazar haline nasıl geldiğini anlatıyor.

Yönetmen: Dome Karukoski
Oyuncular: Nicholas Hoult, Lily Collins, Colm Meaney, Derek Jacobi

IMDb Puanı: 7,0

***

KÜL EN SAF BEYAZDIR

Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışan Kül En Saf Beyazdır (Jiang Hu Er Nv) filminin yönetmenliğini Jia Zhang Ke yapıyor. Dönüşüm geçiren bir ülke ve toplumun dışında kalmış iki insan. 16 yıla yayılan bir aşk hikâyesi. Mafya üyesi sevgilisi Bin için hapse giren Qiao, 5 yılın ardından hapisten çıkar ve Bin’i aramaya başlar. Çin’in yakın tarihine ışık tutan film, gangster dünyasında geçen trajedilerle dolu bir ilişkinin izlerini sürüyor.

Yönetmen: Jia Zhang Ke
Oyuncular: Tao Zhao, Fan Liao, Zheng Xu, Jiali Ding

IMDb Puanı: 7,1

***

İNTİKAM

Hükumete çalışan adamlar, gizli tesisler ve üzerinde deneyler yapılan küçük bir kız… Şu sıralar üçüncü sezonu merakla beklenen Stranger Thinks dizisini hatırlatan konusuyla dikkat çekiyor İntikam. Ja Yoon, bir hükümet tesisinden kaçmayı başarmıştır. Fakat hafızasını tamamen kaybetmiştir. Yaşlı bir çift bu küçük kızı evlerine alır. Ja Yoon, yıllar içerisinde büyüyerek parlak bir lise öğrencisi olur. Ve maddi sıkıntı içindeki ailesine yardım edebilmek için televizyonda bir yarışma programına katılır. Televizyonda göründüğü anda, karşısına bir takım garip insanlar çıkmaya başlar. Bunlar, kaybolduğu günden beri onu aramakta olan adamlardır.

Yönetmen: Park Hoon Jung
Oyuncular: Kim Da Mi, Cho Min Soo, Park Hee Soon, Choi Woo

IMDb Puanı: 7,1

***

TEKNE

Bir açık deniz gerilimi Tekne (The Boat) tek kişilik bir yapım. Kayığıyla sulara açılan bir balıkçı, girdiği yoğun sis bulutu içinde yolunu kaybeder. Önüne çıkan terk edilmiş bir teknenin güvertesine sığınmak zorunda kalır. Fakat bir süre sonra etrafını kontrol ettiğinde kullandığı kayığıyla birlikte ortadan kaybolduğunu fark eder. Kullanmakta olduğu bu yabancı balıkçı teknesi ile hiç bilmediği esrarengiz sularda ilerledikçe, yolculuğu korkutucu ve tedirgin edici bir hal almaya başlar.

Yönetmen: Winston Azzopardi
Oyuncu: Joe Azzopardi

IMDb Puanı: 6,2

***

SEVİMLİ DOSTLAR

Almanya yapımı Sevimli Dostlar (Liliane Susewind: Ein Tierisches Abenteuer) hayvanlarla konuşabilen 11 yaşındaki Lilli’nin maceralarını anlatıyor. Lili’nin hayvanlarla konuşabildiğini ailesi dışında kimse bilmemektedir. Lilli, yeni evlerine taşındıklarında bir hayvan hırsızının, hayvanat bahçesindeki bebek fil Ronni’yi kaçırdığını öğrenir. Lilli, yeni sınıf arkadaşı Jess ile birlikte, kaçırılan Ronni ve diğer hayvanları kurtarmak için harekete geçer.

Yönetmen: Jia Zhang Ke
Oyuncular: Tao Zhao, Fan Liao, Zheng Xu, Jiali Ding

IMDb Puanı: 4,8

***

BEBEĞİN LANETİ

Önceki hafta katil bebek Charlotte geri dönmüştü. Geçen hafta ise Annabelle’in eve dönüşüne şahit oldu beyazperde… Bu hafta da bir başka korkunç oyuncak bebeğin laneti ‘üçleme’ gibi imdada yetişti. Bebeğin Laneti (Curse of the Witch’s Doll) Adaline ve kızı Chloe’nin, II. Dünya Savaşı’nın kaos ortamından kaçıp, şehirden uzakta küçük bir köye yerleşmesi ile başlıyor. Genç kadının kocası savaştadır ve onu arkasında bırakmış olmak hem Adaline hem de kızında büyük bir yara oluşturur. Ormanda bulunan oldukça büyük bir konağa yerleşen anne kız, bir süre sonra sıra dışı olaylar yaşamaya başlar. Ormanda gezintiye çıktıkları bir gün, Chloe’nun aniden kaybolması, olayları iyice karışık bir hale sokar. Yaşananlara anlam vermeye çalışan Adaline, bir süre sonra olayların evde buldukları oyuncak bir bebek ile bağlantılı olduğunu düşünmeye başlar.

Yönetmen: Lawrence Fowler
Oyuncu: Helen Crevel, Philip Ridout, Layla Watts, Neil Hobbs

IMDb Puanı: 3,4

***

EFSUNLU: KABİRDEN GELEN

Yerli yapım korku filmleri bu haftayı da boş geçmiyor. Efsunlu: Kabirden Gelen yatılı bir kız öğrenci yurdunda geçiyor. Yıllar önce kızlar yurdunun kapısının önüne bırakılan Burcu bebek, yurdun sahibesi Zahide tarafından evlatlık alınmış, kilitli kapılar ardında büyütülmüştür. Yurda yeni gelen Kübra, Funda ve arkadaşlarının zorbalıklarıyla zor günler geçirmektedir. Burcu’nun hastalığını öğrenip ona yardım etmek istediğinde esrarengiz paranormal deneyimler yaşayacaktır.

Yönetmen: Uğur Kaplan
Oyuncular: Sedef Şahin, Elif Kartal, İlke Al, Dilara Çakır

* IMDb puanları 5 Temmuz 2019 tarihinde alınmıştır.

kronos
Devamını Oku »

1 Temmuz 2019 Pazartesi

‘Livaneli, karanlık günlerde ışıktır’

Ekrem İmamoğlu ve eşi Dilek İmamoğlu, usta sanatçı Zülfü Livaneli’nin Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda verdiği, ‘Sevdalım Hayat Konseri’ne katıldı. Konserine ara vererek bir köyü çığ korkusundan kurtaran çocuğun hikayesini anlatan Livaneli, ”İşte o çocuk bugün aramızda” diyerek İmamoğlu’nu sahneye çağırdı.

”Her şey çok güzel olacak” tezahüratıyla sahneye çıkan İmamoğlu, “İnsan, en zor anlarında, toplumsal anlamda sıkıntı yaşadığında nefes almak ister. O nefestir Zülfü Livaneli. En zor, en karanlık günlerde ışıktır” dedi.

UNUTULMAZ ÖYKÜNÜN KAHRAMANI İMAMOĞLU

İmamoğlu çifti de Livaneli’nin şarkılarına eşlik etti. Çağdaş Ses‘in aktardığına göre, konserine bir süre ara veren Livaneli, önce şu sözleri söyledi:

Ben, bu sahneye 41 yıl önce çıktım. 41 yıl önce bu sahneye çıkışımın nedeni, Yılmaz Güney’in yazdığı, Zeki Ökten’in yönettiği ‘Sürü’ filminin müziğiyle ödül almak için çıkmıştım. 41 yıldır sürekli geliyoruz ama biz burada konuk olarak geliyoruz ve buranın içimize sinen bir ev sahibi yok. Ama bugün bir ev sahibi var.” Livaneli, bu sözlerinin ardından ise şu öyküyü anlattı: ”Uzaklarda, karlı dağlarla çevrili bir köyde, çığ tehlikesi varmış. Bütün kuşaklar, doğan çocukları bile sustururlarmış. ‘Sus, çığ düşecek’ derlermiş. En ufak bir şey düştüğünde çığ düşecek diye bekliyorlarmış. Bir vadide yaşıyorlar ve birlikte yok olacaklardır. Kuşaklar boyu böyle gitmiş. Çığ korkusundan seslerini çıkaramamışlar. Bir gün bir çocuk doğmuş ve daha ağzını kapatmaya fırsat bulamadan haykırmış. Haykırınca, tüyler diken diken olmuş, eyvah gittik diye. Bakmışlar çığ yok. Hiçbir şey düşmüyor. Bunun üstüne yavaş yavaş sokaklara çıkmışlar. Cesaretleri artmış. Davullarla, zurnalarla şenlik yapmışlar. Çığ yokmuş aslında.” Hikayeyi burada noktalayan Livaneli, ”İşte o çocuk bugün aramızda” diyerek sahneye İmamoğlu’nu çağırdı.

‘LİVANELİ, ZOR VE KARANLIK GÜNLERDE IŞIKTIR’

”Her şey çok güzel olacak” tezahüratıyla sahneye çıkan İmamoğlu da duygularını şu sözlerle dile getirdi:

”Bu çok heyecanlı oldu ya, müthiş. Zülfü Livaneli’den bunu dinlemek ve bana bunu atfen anlatması… Can kulağıyla dinledim de ucunda ben olduğumu bilmiyordum. Çok teşekkür ediyorum. Burada ev sahibi olduğumun da farkında değilim. Çünkü ben, 16 milyon insanı ev sahibi olarak kabul edeceğim. Zülfü Livaneli’den çok etkilenmiş birisiyim. Sanattan ve edebiyattan etkilenen birisiyim. Zülfü Livaneli’den niye etkilenirim? Çünkü onda her şey var. İnsan, en zor anlarında, toplumsal anlamda sıkıntı yaşadığında nefes almak ister. O nefestir Zülfü Livaneli. En zor, en karanlık günlerde ışıktır. Zülfü Livaneli’yi, sanatıyla tanıştığımı günden beri tanıyor gibiyim. Fiziken tanışalı 5-6 yıl oldu ama ruhen tanışalı yılar oldu. Umuttur Zülfü Livaneli benim için. Sanatıyla size umudu gösterir. Çok duygular üretiyor insan. Hiç düşünmediği anlarda kelimeler dökülüyor ağzından. Aslında işte onların birikmesine sebep olan, Zülfü Livaneli ve onun gibi kıymetli sanatçıların yazdıkları, çizdikleri ve söyledikleridir. Benim için, ‘Asla vazgeçmeyiz’ demektir Zülfü Livaneli. ‘Gençliğimiz var’ diyebilmektir. ‘Heyecanımız yüksek’ diyebilmektir. Hatta, Zülfü Livaneli, ‘Her şey çok güzel olacak’ demektir benim için. Ve bana bütün bunları yaşatan insan Livaneli beni sahneye davet ediyor. Dünyanın en mutlu insanı olabilmek bu benim için. Onun için hürmet duyuyorum size.”

‘EN GÜZEL GÜNLERİMİZ, HENÜZ YAŞAMADIKLARIMIZ’

Livaneli de ”Türkiye’nin umudu bana ‘umut’ diyorsa, ne güzel bir şey. Herkesin umudu sensin ve inşallah çok güzel günler göreceğiz. En güzel deniz, henüz gidilmemiş olandır. En güzel çocuk, henüz büyümedi. En güzel günlerimiz, henüz yaşamadıklarımız. Ve benim sana söylemek istediğim, en güzel söz; ‘Her şey daha da güzel olacak’” sözleriyle İmamoğlu’na karşılık verdi.

kronos
Devamını Oku »

29 Haziran 2019 Cumartesi

Bu hafta sekiz film gösterimde

GEÇMİŞ OLSUN

Tüm dünyayı bir virüs her zaman korku ve gerilim filmlerinde ele geçirecek diye bir şey yok. Yerli yapım Absürd komedi filmi Geçmiş Olsun’da ,nsanlığın sonunu getiren bir virüsün tüm dünyayı sarmasıyla küçük bir mahallelinin değişen hayatları anlatılıyor: Saffet sevdiği kız Tuğba’nın kalbini kazanır, fakat tam dünya evine girecekken kayınçosu Tarık’ın bir hatası sonucunda kayınçosuyla birlikte komaya girer. Saffet, Tuğba’nın aşkından komayı atlatır, 3 yıl sonra uyanır. Tam Tuğba’ya kavuştuğunu düşünürken dünyada insanlığın yok olduğunu görür. Yayılan bir virüs insanların neredeyse tamamını yok etmiştir. Saffet, Tuğba’nın yaşadığını öğrenir ve zorlu bir yolculuğa çıkar.

Yönetmen: Hasan Doğan
Oyuncular: Toygan Avanoğlu, Cihan Şimşek, Müge Boz, Alper Saldıran

***

LAUREL İLE HARDY

Laurel ile Hardy (Stan & Ollie) Hollywood tarihinin en çok sevilen komedi ikilisinin yaşam öyküsü ve bilinmeyen yönlerini anlatıyor. 1920’lerden 1955’e kadar yüzü aşkın filmde birlikte rol alan sinemanın unutulmaz ikilisi Stan Laurel ve Oliver Hardy’nin duygu yüklü kariyer yolculuğunu mercek altına alan film, sevilen ikilinin efsanevi veda turnesine odaklanıyor. Kariyerlerinin altın çağını geride bıraktıktan sonra ikilinin dostluklarının anlamını yeniden keşfettiği bu macera, hem güldüren hem hüzünlendiren, izleyicinin içini ısıtan bir yapım.

Yönetmen: Jon S. Baird
Oyuncular: Steve Coogan, John C Reilly, Shirley Henderson, Nina Arianda

IMDb Puanı: 7,3

***

YESTERDAY

Oscar ödüllü yönetmen Danny Boyle’den (Milyoner, 28 Gün Sonra) bir rock’n roll komedisi Yesterday. Jack Malik şarkıcı ve söz yazarıdır. Şöhret hayalleri hızla sönmektedir. Garip bir otobüs kazasının ardından uyandığında Jack, Beatles’ın hiç var olmadığını keşfeder. Dün, Beatles’ı herkes bilirken, bir gün sonra onun şarkılarını sadece Jack hatırlamaktadır. Böylece Jack, tarihin en büyük müzik grubunun müziklerini, onları hiç dinlememiş bir dünyaya sergiler ve bir anda şöhreti yakalar. Fakat yükselirken kendisine inanan tek kişiyi, arkadaşı Ellie’yi kaybetme riskini alır. Jack’in ihtiyacı olan tek şeyin sevgi olduğunu kanıtlaması gerekecektir.

Yönetmen: Danny Boyle
Oyuncular: Himesh Patel, Lily James, Ed Sheeran, Kate McKinnon

IMDb Puanı: 6,9

***

ANNABELLE 3

Annabelle 3 (Annabelle Comes Home) başrolünde Korku Seansı (The Conjuring) evreninden şeytani oyuncak bebeğin oynadığı “Annabelle” serisinin üçüncü filmi. Serinin senaristi Gary Dauberman’ın ilk kez yönetmen koltuğuna oturduğu üçüncü filmin konusu şöyle: Annabelle’i durdurmaya kararlı olan şeytan çıkarma uzmanları Ed ve Lorraine Warren, perili bebeği evlerinde bulunan kilitli odaya getirir ve “güvenli” bir şekilde kutsal camın arkasına koyarlar. Her şeye rağmen Warren çiftini karanlık bir gece bekliyordur. Annabelle’in odadaki diğer kötü ruhları harekete geçirmesiyle şeytani ruhların yeni hedefleri bellidir: Warrenlar’ın on yaşındaki kızları Judy ve arkadaşları.

Yönetmen: Gary Dauerman
Oyuncular: McKenna Grace, Madison Iseman, Mary Ellen, Katie Sarife

IMDb Puanı: 6,6

***

ATEŞLE OYNAYANLAR

Paris’te babasının kafesinde çalışmakta olan Ella’nın sakin ve sıradan bir hayatı vardır, ta ki garson olarak çalışmaya başlayan Abel ile tanışana kadar. Ella’nın Abel’e duyduğu aşk, genç kadına Paris’in yeraltı kumarhanelerinin ve heyecan dolu bir dünyanın kapılarını açar.

Yönetmen: Marie Monge
Oyuncular: Tahar Rahim, Stacy Martin, Bruno Wolkowitch, Karim Leklou

IMDb Puanı: 5,7

***

SAHİR: DEEP WEB

Melike, derin bir boşluktadır. Uzun süren bir aşktan yeni çıkan genç kadın, yeni bir ev arkadaşı edinir. Hayatına giren yeni insanlar ile birlikte kendisinde yeni bir güç keşfeder. Yalnız bu güç, onun büyük bir çıkmazı olur. Büyü ve Deep Web’in egemen olduğu bu hikâyede acaba Deep Web Deccal’in ta kendisi midir?

Yönetmen: Berk Aygül
Oyuncular: Melda Yazgı, Sebahat Adalar, Zeynep Satır, Tevfik İnceoğlu

***

KAHRAMAN PRENS: SUALTI MACERALARI

Haziran ayının son gösterim haftasında tek animasyon film Güney Kore yapımı Kahraman Prens: Sualtı Maceraları (The Underwater Adventures of Sadko). Bir köylünün oğlu olan genç Sadko, ailesi gibi tarlada çalışmak istemez. İstediği şey, gün boyunca arp çalmaktır. Sadko’nun bu yeteneğini fark edenler, Prens’in kızı Nastya kendi için bir eş adayı seçerken bir kenarda oturup müzik çalması için Sadko’yu, Prens’in sarayına çağırırlar. Nastya, tüm taliplerini reddeder ve sadece Sadko’yu beğenir. Sadko ise Nastya’dan, saraydan ve düğünden kaçar ve kendisini denizin dibinde bulur. Saraydan kaçışı esnasında ise konuşkan bir papağan olan Jacob ile arkadaş olur. Deniz dibindeki Deniz Krallığı ise çalkantılı dönemlerden geçmektedir: Kötü kraliçe gücü ele geçirmiştir. Eve dönmek için Sadko ve Jacob Kraliçe’yi yenmeli ve Deniz Kralı’nı uyandırmalıdır.

Yönetmenler: Vitaly Mukhametzianov-Maksim Volkov
Tür: Animasyon

***

İFRİT

Haftanın bir diğer yerli korku filmi İfrit. Gökhan ve Naciye birbirlerini çok seven gençlerdir. Ancak Gökhan geçirdiği bir saldırı sonucu engelli olmuştur. Naciye ailesinin de baskısıyla Gökhan’ı terk eder ve eski sevgilisi Burak’a döner. Bu durumu gurur meselesi yapan Gökhan, Naciye’nin tekrar kendisine dönmesi için harekete geçer ve bir medyuma büyüler yaptırmaya başlar. Ancak daha önce Burak da Naciye için aynı büyülerden yaptırmıştır. Yaptırılan tüm bu büyüler sonucunda Naciye tamamen bir ölüm makinesi haline dönüşür.

Yönetmen: Suat Ay
Oyuncular: Zeynep Buse Kale, Emre Erdoğan, Vahit Karabey, Sevcihan Tunca

* IMDb puanları 30 Haziran 2019 tarihinde alınmıştır.

kronos
Devamını Oku »

25 Haziran 2019 Salı

Yeraltından notlar

İnsanın yeryüzü macerası ile doğa bilimlerini buluşturan kitapların yazarı Robert Macfarlane, yeni kitabında yerin alt katmanlarını ele alıyor. Underland adını taşıyan kitap geçtiğimiz günlerde Norton tarafından okura sunuldu.

İngiliz doğa yazarının kitabı romantik bir anlatıyla bilimi bir araya getiriyor. “Ayağımızın altında ne var?” sorusundan yola çıkan Macfarlane, zeminin altındaki sırların bize dünya hakkında çok şey öğrettiği görüşünde. Örneğin, Londra ormanlarını inceleyen yazar yakın zamanda keşfedilen bir doğa sırrını kitabında paylaşıyor: Güçlü kökleri olan ağaçlar, hasta ya da stres altında olan komşu ağaçlarla besinlerini paylaşıyorlar. Yerin altında var olan bu ağı “www (wood wide web)” diye adlandıran yazara göre yeraltındaki hayat formlarını tanımak bize yerin üstü hakkında sandığımızdan çok daha fazla bilgi veriyor.

Sosyal medyada da sık sık görünen ve hatırı sayılır bir okur/takipçi kitlesi bulunan Macfarlane’ı öteki doğa yazarlarından farklı kılansa doğanın sırlarını anlatırken lirik ve anlaşılır bir dil kullanması. Kitap çevre kirliliği ve iklim değişikliği gibi sorunların sadece yerin üstünü değil altını etkilediği gerçeğini de hatırlatıyor. “Şair Philip Larkin yeryüzünde insandan geriye sevgi kalacağını yazmıştı. Bu doğru değil, bizden geriye plastik yığınları kalacak,” diyor Macfarlane.

Daha önce yayımlanmış dört kitabı bulunan Robert Macfarlane’ın kitapları henüz dilimize çevrilmedi. Türkiye’de okurlar bu romantik doğa yazarıyla tanışmak için bir süre daha bekleyecek.

kronos
Devamını Oku »