Mağduriyetler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mağduriyetler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2019 Cumartesi

Kahramanmaraş Türkoğlu Cezaevinde Neler Oluyor 

15 Temmuz darbe girişimi sonrası özellikle Hizmet Hareketi mensuplarına ve muhalif düşünceye mensup insanlara yönelik başlatılan operasyonlar sonucu yüz binlerce insan tutuklanarak cezaevlerine konulmak suretiyle korkunç bir zulüm süreci yaşanmakta ülkemizde.
Cezaevleri, kapasitesinin çok çok üzerinde doldurularak işkence ve ölüm merkezleri haline getirildi. İçeride devletin koruması ve güvencesi altında bulunması gereken tutuklu ve hükümlülere, kanunun verdiği cezai müeyyidelerin dışında cezaevi yönetimince;  keyfi şekilde yapılan uygulamalarla insanlara her türlü kötü muamele yapıldığı iddiaları sürekli olarak gündeme geliyor.
Edinilen bilgilere göre bunlardan birisi de son dönemde Kahramanmaraş Türkoğlu Cezaevi’nde tansiyon hastası olan bir tutukluya, doktor tarafından ilaç yazıldığı, ancak cezaevi yönetiminin keyfi bir şekilde bu ilaçları tutukluya vermediği, söz konusu hastanın tansiyonun zaman zaman 18’in üzerine çıktığı öğrenildi.
Ayrıca  aynı cezaevinde sık sık su kesintisinin yaşandığı da iddia ediliyor.
Bu konuda; Türkoğlu Cezaevi yetkililerini duyarlı olmaya, devletin verdiği yetki ve sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyoruz. Bu yapılanlar işkencedir, suçtur.

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/12/14/kahramanmaras-turkoglu-cezaevinde-neler-oluyor/
Devamını Oku »

Hâkim Olmanın Gereğini Yapmaktan “Suçlu” Bulunan Adalet Dağıtıcısı 

Hizmet Hareketine yönelik soykırım sürecinin en önemli olaylardan birisi kuşkusuz hakim Mustafa Başer’in yasalara aykırı bir şekilde “talimatla” tutuklanması hadisesidir. Aynı zamanda hukukun aleni şekilde rafa kaldırıldığı tarih olarak kayıtlara geçirilecek bir olaydı bu tutuklanma.
Muktedirlerin işledikleri suçlarla ilgili suçüstü yakalanmaları sonrası güvenlik personeli başta olmak üzere başlatılan operasyonlar sonucu çok sayıda polisin hiçbir suç veya delil olmadan tutuklamaları sonrasında yapılan itirazları değerlendiren hakim Mustafa Başer’in, haksız yere tutuklanan polisler ve Samanyolu tv genel yayın yönetmeni Hidayet Karaca’nın tahliye edilmeleri gerektiği şeklinde verdiği karar kendisinin tutuklanmasına neden olmuştu. Bu tutuklama neticesinde (hakim Mustafa Başer’in Hizmet Hareketiyle ilişkilendirilmesi
 nedeniyle ) başta hukukçular olmak üzere tepki vermesi gereken kesimlerden hiç bir itiraz gelmemesi, hatta alkışlanması, âdeta Hizmet Hareketine yönelik soykırım sürecinin fişekleyicisi durumuna getirmişti. Bu olay hukukun öldüğünün habercisi gibiydi. O gün “salası” verilmişti adaletin. Hakim ve savcıların verdikleri kararlar nedeniyle tutuklanmaları sıradan bir hâl alması bu olay sonrasında çok rahat bir şey haline geldi ülkemizde.
01 Mayıs 2015 tarihinde tutuklanan hakim Mustafa Başer’in, hakim eşi Rabia Başer’in de eşinin ardından, eşinin verdiği karar nedeniyle 15 Temmuz “Kanlı Kumpas” darbesinden hemen bir gün sonra 16 Temmuz da açığa alındığı, Ağustos ayında da tutuklanarak cezaevine konulduğu öğrenildi. Rabia Hanım 40 aydır Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutsak bulunuyor.
Kanunun gereğini yerine getirmesi nedeniyle eşiyle birlikte hâlâ cezaevinde tutulmaya devam edilmekte, hemde hücrelerde.
Bu zulme neden olanlar, bu kararı veren kendi meslektaşları, onların bekledikleri hukuku, kendileri için de bir gün arayacaklarından hiç şüpheleri olmasın. Hukuk herkese lazım.

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/12/14/hakim-olmanin-geregini-yapmaktan-suclu-bulunan-adalet-dagiticisi/
Devamını Oku »

Yollarda Bir Ailenin Daha Yok Olmasına İzin Vermeyin

Cezaevlerinin dolup taştığı, her gün hukuksuz tutuklamaların olduğu günümüz Türkiyesi’nde hakimler ve savcılar aldıkları kararları hukukun ve vicdanın gereksinimleri ile değil de sarayın istekleri doğrultusunda alınca ortada olan yasaların kullanılabilir hiçbir tarafı kalmamakta.
Alınan bu hukuki olmayan ısmarlama kararlar sonucunda çoğu aile tutuklu yakınlarını görmek için yüzlerce km yol katetmekte ve bu da bazen ailelerin trafik kazası sonucu ölümlerine sebep olmakta. Mahkemelerce kararı onanan ve hüküm alan mahkumların yakınlarının ikamet ettiği yerdeki ceza infaz kurumuna nakillerini istemeleri yasa da açıkça belirtilen bir hak. Fakat tutuklamalar yetmezmiş gibi mahkumlar ayrıca ailelerinden uzaktaki bir cezaevine nakil edilmekte.
Son olarak Selahattin Demirtaş’ın ailesinin görüş günü trafik kazası geçirmesi bu keyfi uygulamanın bir kez daha gündeme gelmesini sağladı.
Balıkesir L Tipi Cezaevi’nde kalan Hasan Oğuz da ailesinin ikametine yakın Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ illerinden birine defalarca naklini istemesine rağmen bu dilekçeleri yasaya aykırı bir şekilde kabul görmeyen binlerce mağdur tutukludan yalnızca biri. Oğuz’un ailesi görüş ziyareti açısından büyük zorluklar çektiği belirtildi.
Bu hukuksuz uygulamanın bir ailenin daha görüş yolunda yok olmasına neden olmadan bir an önce kaldırılması gerekmiyor mu ?

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/12/14/yollarda-bir-ailenin-daha-yok-olmasina-izin-vermeyin/
Devamını Oku »

Fakir Öğrencilere Yardım Etmenin Cezası 15 Ay Hapis 

Normal koşullarda taltif ve teşvik edilmesi gereken insanlar, sırf bir cadı avı dolayısıyla hapislerde çürütülüyor. Hakkında “fakir öğrencilere yardım etmek” iddiasından başka suçlama (!) bulunmayan esnafın 15 aydır hapiste tutulduğu öğrenildi.
Edinilen bilgiye göre, esnaf Kuddusi Sarıkaya 15 ay önce tutuklandı. Hakkındaki iddia fakir öğrencilere yardım etmek. Halen İzmir Şakran Cezaevi’nde tutuklu. 8 kişilik koğuşta  21 kişiyle birlikte kalıyor.
Sarıkaya’nın ikisi lisede, ikisi üniversitede okuyan dört çocuğu var ve bu çocuklar en çok ihtiyaç duydukları dönemde babalarının desteğinden mahrum. Anne Emine Hanım dört çocuğun masraf ve ihtiyaçlarını tek başına karşılamaya çalışıyor.
Kuddusi Sarıkaya bir an önce serbest bırakılmalı.

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/12/14/fakir-ogrencilere-yardim-etmenin-cezasi-15-ay-hapis/
Devamını Oku »

10 Aralık 2019 Salı

Aydın E Tipi Cezaevinde Zindan Meleği Liya Berrin Bebek 

Yapılan zulümler, tutuklamalar, hukuksuzluklar, işkenceler, can/mal/iş vb. kayıplar göz önüne alındığında; “Hizmet Hareketine soykırım” sürecine mesnet olması amacıyla kurulan korkunç bir tuzak olduğu anlaşılan 15 Temmuz darbe girişimi sonrası süreç tüm hızıyla devam etmekte.
Halen yüzlerce bebek; tüm yasal engellere rağmen cezaevlerinde anneleriyle travmatik bir şekilde yaşam mücadelesi veriyor.
Aydın E Tipi Cezaevi’nde tutuklu kalan anne Songül Kaya, iki yaşındaki kızı Liya Berrin bebek ile çok zor şartlarda birlikte çile dolduran annelerden biri.
Lütfen, bu duruma seyirci kalan, onları orada tutan insanlar eğer hâlâ vicdan taşıyorlarsa, anne ve bebekleri özgür bırakılması konusunda vicdani olmasa da hukukun uygulanması için çaba sarfetsinler. Daha da geç kalınmadan.
https://t.co/Y0IqPY0ezU
https://twitter.com/magduriyettr1/status/1143406360585019392?s=19

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/12/10/aydin-e-tipi-cezaevinde-zindan-melegi-liya-berrin-bebek/
Devamını Oku »

Açık Cezaevinden Ev Hapsine, Yetmedi Kapalı Cezaevine Gönderildi

Cumhuriyet ilan edildikten sonra günümüze kadar geçen sürede ülkemiz onca badireler atlattı, onca yıkım süreçleri, darbe süreçleri yaşandı, ancak belli yaşın üzerindeki insanlarında canlı şahitliklerinde böylesine bir süreç hiç yaşanmadı.
Osmanlı’nın çöküşü ve akabinde yıkılması sonrası âdeta hastaneye dönen ülkemiz, yeninden diriliş hamleleriyle, özellikle de batı medeniyetlerine yönünü çevirerek, her yönüyle bir ulus devlet inşası başlamış ve halkın desteğiylede ciddi  mesafeler katededilmişti.
Ancak bu süreçte ki bütün kazanımlar muktedirlerce, âdeta “ekinlere dadanmış çekirge sürüsü” misali, son beş altı yılda talan edildiği görülüyor.
Temel değerler yer ile yeksan. Yanı başlarında onca zulme sessiz kalan, hatta zulmü alkışlayan büyük bir kitle haline geldi ülkemiz.
Edirne’de yaşanan olayda; Hizmet Hareketine mensubiyeti nedeniyle başlatılan soruşturmada, Tuğba Bölükoğlu isimli anneye önce ev hapsi cezası verildiği ancak daha sonra dosya savcısının değişmesiyle birlikte tekrar ifadeye çağrılan Bölükoğlu’nun  tutuklandığı öğrenildi.
Yaşanan bu hukuk katliamı sonucu anne Tuğba Hanım’ın 4 yaşındaki oğlu Osman’a küçücük yaşında travma yaşatıldığı belirtildi.
Aynı suçlamaya, farklı ceza ve farklı uygulamalar sonucunda adaletin iyice yerlere düştüğü görülüyor.
Anne Tuğba Bölükoğlu’nu tutuksuz yargılayın, küçük Osman’ın annesine ihtiyacı var. Sessiz kalmayın.
https://t.co/05nz4mmJnd
https://twitter.com/magduriyettr1/status/1143466220483678209?s=19

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/12/10/acik-cezaevinden-ev-hapsine-yetmedi-kapali-cezaevine-gonderildi/
Devamını Oku »

Anne Karnında Şimdilik Özgür! Böyle Devam Ederse Mahkum Olarak Doğacak Bebek 

Anayasa’yı tanımadığını bizzat ülkeyi yönetenlerin beyan ettikleri bilinse de günden bugüne rafa kaldırılan yasalar nedeniyle âdeta çadır devletine döndü Türkiye.
Yapılan yorum ve haberlerden; Dünya’nın, özellikle Batı, AB, ABD vb. bu durumu yani hukuksuzlukları, yaşananları canlı yayın aracıyla izliyorcasına kaydetmekte olduğu anlaşılabiliyor.
Kısıkta olsa ses çıkartmaları, “ya da şimdilik çıkartmamaları”, belirli siyasî veya farklı sebeplere bağlı olduğu düşünülse de, mutlaka bir gün yapılan bu hukuksuzlar, işkenceler, haksızlıkların hukuk karşısında hesabının sorulacağından şüphe duyulmasın.
Adaletin olmadığı coğrafyaya devlet denilemez. Onun için, bugün sürecin bu duruma gelmesinde, en temel hukuk kurallarının dahi gözardı edilmesi ve bir yerlerden emir alırcasına kararlar veren hakimlerin ve güvenlik bürokrasisinin katkısı kuşkusuzdur.
Bu hukuksuz uygulamalarda en acınası durum, yüzlerce hamile ve altı aydan küçük bebekleri bulunan annelerin açık yasal hükümlere rağmen tutuklanmaları gelmekte.
Bartın Cezaevi’nde tutuklu bulunan Güzin Mızrak isimli kadının, 6 aylık hamile olduğu ve 5.5 aydır cezaevinde tutsak olduğu öğrenildi. Ayrıca anne adayı Mızrak’ın şeker ve Hepatit B hastası olduğu belirtildi.
Bu hamile kadının yasalara göre cezaevinde tutulmaması gerekir ve bu durum açık bir şekilde suçtur!
Güzin Mızrak’ın, hem hamilelik nedeniyle hem de diğer rahatsızlıkları nedeniyle oldukça zayıfladığı, defalarca hastanenin acil bölümüne kaldırılmasına rağmen hâlâ cezaevinde tutulmaya devam ediliyor.
Yapılan başvuruları dikkate bile almayan hakimlere kanunları tekrar hatırlatmak gerekirse; bu kadını içeride tutmak keyfiliktir, zulümdür, takdir yetkisi değildir.
Hamile Güzin Mızrak’ı, yasal hakkı gereği özgürlüğüne kavuşturun.
https://t.co/8l6d6hVxrO
https://twitter.com/magduriyettr1/status/1185149537310183432?s=19
https://t.co/Em3cGiCC1M
https://twitter.com/magduriyettr1/status/1143485431348174848?s=19

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/12/10/anne-karninda-simdilik-ozgur-boyle-devam-ederse-mahkum-olarak-dogacak-bebek/
Devamını Oku »

Anne Babaları Çocuklarından Ayıran Ve Çocuklarıyla Bir Araya Gelinmesini Lütuf Sayan Zalimler

Ebu Cehil bugünlerde yaşasa, bu yapılanlara şahit olsa, herhalde şapka çıkartırdı. Lanetle anılan Ebu Cehil’in bile kadın ve çocuklara ilişmeyi kendine yedirmediği bir zulüm sürecinden binlerce kat zulmü yapanların Ebu Cehil’i geride bıraktığı günler beş yıldır Türkiye’de yaşanıyor.
Hizmet Hareketine mensup insanlara yönelik günümüzün muktedir zalimlerince yaşatılan işkence, hak ihlalleri vicdanları kanatmaya devam etmekte.
10 aylık Mina bebek ve ablası 10 yaşındaki  Hafsa’nın, anne babaları cezaevlerine konularak onlardan kopartılmakla yetinilmemiş, aynı zamanda anne ve babaları ayrı ayrı cezaevlerine konularak zulüm üzerine zulüm yapıldığı öğrenildi. Mina bebek ile ablası Hafsa’nın, küçük yaşlarında telafisi mümkün olmayacak bir süreç yaşadıkları belirtildi.
Anne Ayşe Gençali’nin Gebze Cezaevi’nde, baba Abdurrahim Gençali’nin ise Kandıra Cezaevi’nde tutuklu bulunduğu, çocuklara bakmak zorunda bırakılan yaşlı babaanne ve dedenin ise zor şartlar altında torunlarına baktıkları ifade edildi.
Yüzlerce bebek ve çocuk zindanlarda, binlerce çocukta açık cezaevi şartlarında dışarıda nefes almakta olsalar da, bu durum , küçük bedenleri psikolojik olarak çökertmiş gözüküyor.
Bu zulme son verin. Anne Ayşe Gençali’yi çocuklarına kavuşturun. En azından anne babayı bir araya sevkederek ayda bir de olsa ailenin biraraya gelmesine imkan tanıyın. Hem bu çocuklara, hemde onlara bakmak zorunda olan yaşlı insanlara yazık.
https://t.co/lQtuqsNRra
https://twitter.com/magduriyettr1/status/1143433366764761089?s=19

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/12/10/anne-babalari-cocuklarindan-ayiran-ve-cocuklariyla-bir-araya-gelinmesini-lutuf-sayan-zalimler/
Devamını Oku »

Havana İpek Hanım’ın Aziz Hatırasına

Daha kaç gurbet var heybemizde acaba.
Kaç yolculuk bilmediğimiz..
Daha kaç Hicret duyacağız
Sessiz sedasız cebren kopan
Vatan topraklarından.
Daha kaç canımızdan ayrı düşeceğiz habersiz.
Yollar alışık olduğu yolcuların ayak
Seslerine ne zaman kavuşacak.
Ya bekleyenler
Gözleri yolda, kulakları seste kaç insanın yüreğine hasret ekilecek.
Ayda 1 bile olsa anasından, babasından ayrı kalan miniklere yardım götüren kaç yürek konacak parmaklıklar ardına.
Ansızın düştü fotoğrafın önüme
Baktım bir daha Baktım ama tanıyamadım.
Okudum 5 günlük gözaltının ardında Tutukluluk kararını duyunca bayılmışsın ….
Hüznün yaşadığın her anın çıplaklığı vardı bakışlarında
Bu nasıl olur ne yaparım ben orada der gibiydin
Son günler hava yağışlıydı muhtemel senin gözyaşlarında o damlara karıştı be kardeşim hizmetine hürmet ettiğim
O karanlık nezarethane de nasıl inlendin kimbilir
Dar gelmiştir o mekan sana
Yürümüştür duvarlar üstüne üstüne
Bağrını yırtarcasına haykırdın belki
Ama karşındakiler sesine cevap verebildi mi?
Kimi yaşlı bir teyze, kimi gözleri yaşlı yusuf eşi, kendin gibi ve onların mini bebekleri ve tıfıl Seniha’nın gözleri uzaklarda kaldı çünkü artık Havva teyzesini de babası gibi almışlardı.
Yollar yolcusuz kaldı be ablam
Bekleyenler susuz.
Geçecek bugünler der Umut verirdin
Bir oğlun bir ilde, diğeri başka ilde
Yusuf abim de Medrese-i Yusufiye de
Sırayla her birine yetişirdin
Yeri gelir ziyaretine gittiğin tüm arkadaşların yanı olurdu evin …
Sonra da yorulur yatağa kilitlenirdin
Başka türlü dinlenemezdin …
Sahi havalar soğudu yine tutar mı ki belin
Nasıl dindireceksin ağrılarını ;(
Canım ablam kardeşim
Bir kere daha yandı yüreğim
Sen içerde ben dışarda mıyım
Şimdi bi yanım daha yarım
Ya o değilde sen Yusuf abimin Nazlı Çiçeğiydin
Gül yüzlü, güzel çehrelim
Kıskandın mı abi mi
Mertebeme, mertebe katmam lazım mı dedin ki
Her şart ve koşuldaki
Yol arkadaşlığınıza Medrese-i Yusufiye tacını mı takmak istedin ki bilemedim.
Şaştı dilim, yazıyor öylesine kendi kendine kalemim
Hatta haddini aşmıştır usulsüzce belki özür dilerim
Sığmıyor bedenim ruhuma neyleyeyim, dar geldi yerim, yenim .
Şimdi uzaklara bakarak içtiğim çayların bir yudumu da senin için bilesin
Yine yeniden buluşuncaya,
Doya doya sarılıncaya kadar seni Rabbime emanet ettim.
Gördün mü bak bu defa kalem senin kelamına şahitlik etti.
Adım adım koşmaların
Hadi ablam bitmedi daha deyip coşmaların, coşturmaların
Yazılmalıydı elbet.
Rabbim gözettiğin sabiler, anneler ve yaşlı teyzeler hürmetine darda koymasın seni.
Hıfzeylesin yükseltsin nezdindeki kıymetini
Umuyorum çok sürmeyecek bu ayrılığımız ve tüm kardeşlerimizle birlikte yeniden buluşacağız …
Elemi gidecek lezzetiyle paylaşacağız bugünlerimizi
Şimdilik En Sevgiliye emanet ettim sizi ….
Bahar Gülleri

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/12/10/havana-ipek-hanimin-aziz-hatirasina/
Devamını Oku »

‘Özgürlük TIR’ı ABD yollarında: Türkiye’deki mağdurların sesi olacak

ABD’de faaliyet yürüten Advocates of Silenced Turkey, Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlallerine dikkat çekmek için yeni bir adım attı. Yaşanan hukuksuzlukları duyurmak amacıyla hazırlanan ‘Özgürlük Tır’ı bir ay süreyle Amerika’nın 10’a yakın eyaletini dolaşacak.
Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlalleri ve uygulanan tenkil sürecini ABD kamuoyunda gündeme getirmek amacıyla daha önce gerçekleştirdiği eylemlerle tanınan Advocates of Silenced Turkey, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları günü nedeniyle ‘Özgürlük Tır’ adı altında farkındalık çalışması gerçekleştirdi. Faaliyet kapsamında hazırlanan eylem için, 16 metre uzunluğunda bir tır yaşanan mağduriyetler anlatan görsellerle giydirildi.
Afişlerde Erdoğan Türkiye’sinde 30.000’den fazla kişinin siyasi tutuklu olduğuna, tututluluk sürelerinin tek başına bir cezalandırma yöntemine dönüştüğüne ve dahası onlarca işkence vakası yaşandığına vurgu yapıldı. Kadın ve çocukların bile hapsedildiği ülkede sadece mesleğini yaptığı için özgürlüğünden mahrum edilen gazetecilere de ayrıca değinildi.
New York’tan yola çıkan 16 metre uzunluğundaki tır, tüm gün boyunca Birleşmiş Milletler Merkezi, Times Meydanı ve World Trade Center gibi şehrin en işlek noktalarında dolaşan tır batıdaki eyaletlere doğru yolculuğuna devam edecek.
10 Aralık Salı günü ise İnsan Hakları Günü kapsamında New York City basta olmak üzere Chicago, Kansas City, Oklahoma, Tulsa, Atlanta, Boston ve Philadelphia’da  anma programları gerçekleştirilecek. Eylem Amerika ile de sınırlı kalmayacak. Ayrıca Kanada’nın Ottawa ve Kitchener şehirlerinde de Türkiye’de yaşanan mağduriyetlere yönelik etkinlikler düzenlenecek.

http://m2.samanyoluhaber.com/ozgurluk-tiri-abd-yollarinda-turkiyedeki-magdurlarin-sesi-olacak-haberi-1340540.html



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/12/10/ozgurluk-tiri-abd-yollarinda-turkiyedeki-magdurlarin-sesi-olacak/
Devamını Oku »

Annesi veya babası cezaevinde olan gençlerden “umut zinciri”

Annesi, babası veya başka bir yakınları cezaevinde tutuklu bulunan gençler Twitter üzerinden “Umut Zinciri” oluşturdu. Birbirini yüz yüze görmeyen ve tanımayan gençler tutuklu yakınlarının ruh hallerini ve umutlarını paylaştılar.
Kronos””tan Gazeteci Mehmet Arda Duru””nun haberine göre annesi, babası veya başka bir yakınları cezaevinde tutuklu bulunan gençler Twitter üzerinden dikkat çekici bir paylaşım zinciri başlattı. Babası cezaevinde bulunan Taha Eren Çapkur’un “Umut Zinciri” adıyla başlattığı zincirde farklı yaşlardan genç isimler yer alıyor. Birbirini tanımayan pek çok mağdur yakını bu zincire katılarak yaşadıklarını, tutuklu olanların ruh hallerini ve umutlarını paylaştı.
Paylaşılan bazı tweet mesajları şöyle:
Taha Eren Çapkur (@limataha23), babası Tahir Çapkur. Öğretmen. 20 yıl boyunca Güneydoğu Anadolu bölgesinde tarih öğretmenliği yaptı. Okuma imkanı olmayan pek çok genci okulla tanıştıran idealist bir öğretmen.  40 aydır cezaevinde.
“Babam çok çok iyi. Kendisi girdiğinden beri gayet mutlu. Bir kere bizi üzmedi. Bir kere şikayet etmedi. Her hafta “haftaya çıkıyorum” diyor. Çıkmıyor ama olsun. Her hafta bir kitap bitiriyor. Şu sıra bir İngilizce meselemiz var. Bizde durum bu. Sizde nedir durum?”
“BABAM HER HAFTA ‘HAFTAYA ÇIKIYORUM’ DİYOR”


Nalan Dilara Uğur (@nalandilora), babası Hüsamettin Uğur. Yargıtay üyesi. 10.5 yıl ceza aldı. 18 Temmuz 2016’dan beri tutuklu. Hücrede tutuluyor.

“Bu harika serinin ilk sorulanı olmaktan gurur duydum. Babam hala daha hücrede ama gayet dirençli. Ayda üç kitap vermelerine itirazı üzerine ayda beş kitap hakkı kazanmışlar. Okuyor, yazıyor, okuyor, yazıyor.. Başka pek seçeceği yok zaten.”


“BABAM ‘ÇIKAMAZSAM BİR ROMAN DAHA YAZARIM’ DİYOR”

Ebrar Beyza Özcan (@ebrarzcn), babası Zafer Özcan. Gazeteci, 7 Mart 2019’dan beri tutuklu.
“Cezaevinde girdiğinden beri haftada 4-5 kitap bitirdi. Sayısız hikaye-deneme yazdı. Bi de mahkeme öncesi “masumiyet gün gibi ortada ama yapacak bir şey yok, burda bir roman yazdım çıkamazsam bir tane daha yazarım” demişti. Bizde durumlar böyle.”
“BABAM HALA HÜCREDE, ‘SİZ İYİ OLUN YETER’ DİYOR”, Aslı Şen (@normalbirhesap)
“Bu seri büyür. Babam halen hücrede, hep neşeli. Görüşlerden sonra söylediği tek şey “siz iyi olun bana yeter”. Oysa kendisi iyi olduğu için iyiyiz biz de. “Çıkınca neler neler yapıcaz senle” diyor gönlümün hukukçusu. Bu adamın azmiyle yarışamazsınız.”
“ÇOCUK RUHUMU ORADA BIRAKTIM”


Hasan Çeç (@hasancec), babası Kadir Çeç. İhraç öğretmen. 15 aydır tutuklu.
“Çok okudu, çok yürüdü. 13 kilo verdi. Katılabildiğim ilk görüştü, bundan sonra ailemiz sana emanet oğlum onlara iyi bak demişti. Çocuk ruhumu orada bıraktım. Artık bir ailem olduğunu daha iyi hissedebiliyorum.”
“BABAM 40 AYDIR CEZAEVİNDE, SIRA AİHM’DE”


Afra Ertem (@affraerr), babası Erhan Ertem. İhraç milli eğitim müdürü. 30 Temmuz 2016’dan beri tutuklu.
“Babam 40 aydır cezaevinde. Cezası her türlü yargı birimi tarafından onandı. Şimdi sıra AİHM’de. Hala daha ben iyiyim, siz iyi oldukça da iyi olucam diyor. Aşırı dirençli ve dimdik herkes gibi  Ekstra bi şey olmazsa 17 ay sonra kavuşucaz. Sende durum ne?”
“BABAM CEZAEVİNDE KENDİ EL YAZISIYLA KURAN-I KERİM YAZDI”


Nur Özer (@nurrozerrr), babası Talat Özer. İhraç polis memuru. 29 Temmuz 2016’dan beri tutuklu.
“Yaklaşık 1217 gündür cezaevinde. Devrelerinden en fazla cezayı kendisi aldı ve bunu bile espiri yaparak karşıladı  kendi el yazısıyla kuran-ı kerim yazdı, arapça öğreniyor, her geçen gün kendini geliştirmeye devam ediyo ve umudunu asla kaybetmedi. Sizde durum ne?”
“HAFTADA 1-2 KİTAP BİTİRİYOR, YATTIĞI HAFTA SAYISINCA HATİM…”


Kuaybe Sönmez (@ggkkss01)
“Cezaevine girdiğinden beri haftada 1-2 kitap bitiriyormuş.Yattığı hafta sayısınca hatim yapmış.E işte bi şiir kitabı çıkarırız..Metanetini sorarsanız çıkası var da yok gibi:))”
‘ABİM KPSS 73’NCÜSÜYDÜ, HAPİSTE PROFESÖR OLUR”


Adem Selahattin Eroğlu (@yfbcomeback), abisi Gürsel Eroğlu. Çaykur’da ambar memuru. 3 Kasım 2017’den beri tutuklu. Evli ve 5 yaşında bir çocuk babası olan Eroğlu, cezaevinde girmiş olduğu KPSS’de 73. olarak önemli bir başarıya imza attı.
“Abim gururlu. Her görüştüğümüzde nasılsın sorusuna gururlu cevabını verir. İngilizceyi bitirip, Arapçaya başladı. Kpss 73.’lüğü falan derken çıkana kadar prof olacak diye düşünüyoruz. Koğuşta en genç o ama onun da aklı hep askeri öğrencilerde. Sizde durum nedir?”
“SORAN HERKESE SELAMI VAR”


Burak Karadağ (@mbks35)
“Soran herkese çok selamı var. Öyle bir yere batırdın ki beni Hasan, ne anlatacağımı hangisini anlatacağımı bilemedim Ben sıramı devrediyorum. Eskilere selam verelim, sende ne var ne yok?”
“BABAM DA ANNEM DE ÇOK SAĞLAM. DEMİRİ BÜKEMİYORLAR İŞTE”
İskender Başer (@skenderBaser), babası Mustafa Başer. Hakim. 1 Mayıs 2015’ten beri tutuklu. Annesi Rabia Başer, hakim. 15 Temmuz’dan sonra tutuklandı.
“Babam ilk günkü çok sağlam. Annem daha da sağlam. Demiri bükemiyorlar işte.”
“PEDER BEY SAÇLARI SAKALLARI BEYAZLATTI”


Hasan Toker (@denlis7001)
“Bizim peder bey saçları sakalları beyazlattı.Bilen bilir bir yandan çok merhametli, bir yandan çok serttir. Adamına göre yani  Yazdığı dilekçelerde hala daha kanuna bakma gereği duymuyor.İnsanların onun arkasından en iyi terörcü demesinin boş olmadığını görüyorum. Bir duruşmada hakim iftiracıya soruyor “Ahmet Toker bu kadrodan Yargıtay üyesi oldu değil mi?” diye. Aklınca zor duruma düşürecek oğlunu emniyetten kaçıran eleman. O herkese iftira atan eleman cevaben “Ahmet Toker çok çalışkan ve başarılı bir hakimdi. Onun Yargıtay üyesi seçilmesi listelerle alakalı değildi zaten seçilecekti. ”İşte böyle dedi babam. “Oğlum, o kadar iyi yapın ki işinizi, düşmanlarınız bile arkanızdan tek kötü söz söyleyemesin ”Her şeyin düzeleceğinden zerre şüphesi yok. Geceleri rahat uyuyor  sizden naber?”
“ANNEME BABAMA ARTIK KİTAP YETİŞTİREMİYORUM”, İbrahim Said Öner (@ibrahimsaidoner), annesi Meyem Öner. Kuran kursu öğreticisi. 3 yıldır tutuklu. 1 çocuk sahibi. “Tek başına kalamaz” bildirili doktor raporuna rağmen cezaevinde tek başına tutuluyor. Babası Osman Öner, Din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni. 3 yıldır tutuklu. 15 sene ceza aldı.
“Annem de babam da iyi. Artık kitap yetiştiremiyorum. Başlarına bir şey gelmemiş gibi, dimdik duruyorlar. Her gittiğimizde onlar bize moral veriyorlar.”
http://m2.samanyoluhaber.com/annesi-veya-babasi-cezaevinde-olan-genclerden-umut-zinciri-haberi-1340549.html


Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/12/10/annesi-veya-babasi-cezaevinde-olan-genclerden-umut-zinciri/
Devamını Oku »

8 Aralık 2019 Pazar

Zeynep Demir – Okuma Yarışması

Yıllardır çalışıp didinmişti. Emekliliğin tadını çıkarmak istiyordu.
Nasıl olsa kızını gelin etmiş, oğluna da köyünün en çok sevilen ailesinden gelin almıştı. Biricik hayat arkadaşı Şengül Hanım’la baş başa kalmışlardı.
Artık ertelediği düşüncelerini hayata geçirebilecekti.
—Nerden başlayayım? diye düşündü.
Çok sevdiği hocasının;
—Ne yapacaksan yap ama öncelikle planla. İnsan planlamadıktan sonra ne yaparsa yapsın başarılı olma şansı azalır. Deyişi daha dün gibi kulaklarındaydı.
Ne de çabuk geçmişti yıllar. Neredeyse 45 yıl öncesinin ortaokul yılları.
—Hey gidi günler hey. Dedi kendi kendine.
Hatıraların huzur dolu dünyasındaki gezintisi ne kadar sürdü bilinmez ama;
—Haydi Bismillah. Deyip oturduğu yerden kalktı.
Kütüphanenin bir kenarında duran tomar kâğıtlardan birkaç tane aldı. Kalem kutusunda onlarca ucu açık kurşun kalemlerden birini alıp geçti masanın başına. Yazdı yazdı yazdı.
Yılı haftalara, haftayı günlere, günleri saatler böldü. Çalışma, okuma, dinlenme, yeme-içme molaları. Hepsini tek tek sıraladı. Vakit ikindiye yaklaşmıştı. Abdestini alıp camiye gitti. Ezanı beklerken cami avlusunda cemaatten kimselerle bir müddet sohbet etti. Aydın Bey, son birkaç saattir yaşadıklarını Suavi Bey’e açtı. Onu da teşvik etti. Namaz sonrası Hacı Bayram Camii civarındaki kitapçılara gitmek üzere sözleştiler.
Hava kararmak üzereydi ki Aydın Bey eve üç-dört koli kitapla döndü. Çoktandır eşiyle konuştuğu hayallerini gerçekleştirmek üzereydi. Üç-dört seferde çıkardı kitapları. Birer takım tefsir ve hadis külliyatı ile romanları evin kütüphanesine yerleştirdi.
Dört ay içerisinde bitirdi külliyatların okumalarını. Bir yandan da cami avlusu kitap alışverişlerinin merkezi haline gelmişti. Suavi Bey’le ve diğer arkadaşlarıyla adı konmamış tatlı bir yarış var gibiydi. Artık kitaplardan okunan konular cami avlusunun sohbet konusuydu. Oysa daha önce avluda konuşulanlar ya hükümet icraatları, ya dünyadaki aktüaliteler ya da mahalleden haberlerdi.
Derken televizyondaki bir haberden dünyadaki değişik ülkelerde Hz. Muhammed Mustafa’nın (SAV) hayatının okunduğu ve sonrasında bir yarışma yapıldığını öğrendi.
Olacak ya, Suavi Bey de aynı haberi işitmiş, ertesi sabah erkenden Efendimizin hayatını anlatan iki kitap alıp gelmişti. Birini Aydın Bey’e hediye etti.Okudukça eksikliklerini gideriyorlar, yeni ufuklara yelken açıyorlardı. Vaktin nasıl geçtiğini anlamak mümkün değildi.
Günler günleri, aylar ayları, mevsimler mevsimleri takip etti.
Elbette her güzellik gibi huzur ortamının da çekemeyenleri vardı.
Hakikatlerin öğrenilmesinden rahatsız olanlar da yok değildi. Fırsat kollayanlar kendilerine göre uygun ortam beklemekteydi. 2016 Temmuzunda yaşananlar onların aradıkları fırsatı doğurmuştu. Mahalle camisindeki dostluk, arkadaşlık gitmişti. Durum vahimdi. Cami cematinden hasetçilerden birkaç kişinin, en yakın arkadaşlarının kuyusunu kazdıklarını görmek yıkıcıydı. Çok geçmeden Aydın ve Suavi Bey gözaltına alındı. Sebebi mahalledeki insanlara kitabı sevdirmek, Peygamber hayatını okumayı teşvik etmekti. Evlerinde arama yapıldı. İkisinin evinde de kitablar bulunmuştu! İkisi de arama yapan polislere;
—Yahu bunlar Hz.Peygamber’in(SAV) hayatını anlatan kitap.  Ülkemizde on binlerce insan tarafından okundu. Devlet erkânı teşvik etti. İlgili makamlarca halkımıza tavsiye edilen kitap bu….Deseler de nafileydi.
Geçmişte Kur’an-ı Kerim’i yasaklayan zihniyet yeniden hortlamış daha büyük ve vahşi canavara dönüşmüş halde Müslüman halka zulmediyordu. Peygamberin hayatını anlatan kitaba düşman bir anlayış ülkeye hükmediyordu. O ülke insanlarından mazlumlar da zulm altında inim inim inliyordu. Aydın Bey elleri kelepçeli evden çıkarken, eşi-çocukları ve tanıdıklarına;
—Siz şahit olun. Kâinatın Efendisinin hayatını anlatan kitabım olduğundan, onu okuduğumdan ve evimde bulundurduğumdan dolayı gözaltına alınıyorum. Ahirette de bu hususta şahit olun, dedi.Gözyaşları arasında araca bindirildi.
Dökülen gözyaşları Aydın Bey için değil ülkenin içler acısı durumu içindi.

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/12/08/zeynep-demir-okuma-yarismasi/
Devamını Oku »

Yasin ASLIYANIK – Tutkunum Ben

Senli özlemi içime çekerken
Olacaksın diye atinin sesi
Evrenin ruhuna tohum ekerken
İçime çekerim senli nefesi
&
Kalbimde ateşin yandı tutuştu
Durdu dağların soğuğuna karşı
İçimde farklı mevsimler uçuştu
Diyar diyar dolaştı yaşlı arşı
&
Peşinden ağladım kaçan neşemin
Bahar müjdecisi esen fırtına
Ateşinde yandım sensiz güneşin
Bahtsız kalmayacak ağlayan ana
&
Baykuşların gülen sinsi gözünden
Izdırabın akıyordu gönlüme
Dilimin şakıyan senli sözünden
Meydan okuyordu her şey ölüme
&
Kanadını kırdılar şimdi senin
Acımadan vurarak kamçılarla
Ne kederdir çizildi son desenin
Hicranın yamacından akan acılarla
&
Süslü yalanların saçak püskülü
Saçılmış günahın bağlı ucundan
Örtmüş ışığı karanlığın külü
Koparıp güllerini baş tacından
&
Beklerim ben yine baharım
Tutkunum ben en sâde yaprağına
Gönlüm olmaz mı yokluğunda yarım?
Düşmezsen cemre gibi toprağına
&
Beklerim ben seni yine baharım
Hem kollarımı ben sana açarım
15  Nisan 2019
https://mobile.twitter.com/YasinAsliyanik

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/12/08/yasin-asliyanik-tutkunum-ben/
Devamını Oku »

14 Kasım 2019 Perşembe

Tâhâ Yâsîn Yıldız – Ver..!

Ver..!

Vâridâtını hiç kesme Allâh’ım,
Gönül hânemi hep besle Allâh’ım,
Her nağmenin çıkar yolunu aşka,
Var et beni sâlih sesle Allâh’ım..
&
Derdi ifâdeden ne de âcizim,
Kelâm nâz eder ben cânı tiz’im,
Pâre pare âyinem kirli âhiz’im,
Senin âbı sonsuz çeşme Allâh’ım..
&
Kısa şu dünyada bir mahzûn konuk
Ben ki hâli sâde bir kırık oluk
Sinem her cânibi yâreden oyuk,
Her hâlim vuslata teşne Allâh’ım..!
@Muhelhil
31 Ekim 2019

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/11/14/taha-yasin-yildiz-ver/
Devamını Oku »

Zeynep Demir – Zalimler Eliyle İmtihan

— “Birlikte kalalım mı?” Sözü tam zamanında yetişmişti.
Yoksa Ankara’nın dondurucu soğuğunda dışarıda kalacaktı. Dört aydır kirayı ödemediğinden ev sahibi, Ziya’nın eşyalarını kapının dışına koyup anahtarı değiştirmişti.
Aldığı davete icabet edecekti etmesine de;
—Ya gideceğim yerde ağzımın koktuğunun farkına varırlarsa. Diye düşündü.
—Keşke bugün içmeseydim. Ama içmesem de duramıyorum ki. Diye içinden geçirdi.
Ziya’yı evine davet eden Kemal ise son derece mutluydu. İki yıldır aynı fakültede olmalarına rağmen hiç bu kadar yakın olmamışlardı. Kemal’in evine gidene kadar uzun uzun dertleştiler.
Eve geldiler. Birlikte kahvaltılıklarla “akşam atıştırması” yaptılar. Evde bir de Zafer adlı tıp fakültesi son sınıf öğrencisi vardı. O çoktan uyumuştu. Çünkü gece yarısı kalkıp sabah oluncaya kadar çalışmak zorundaydı. O gece, Ziya Kemal’e kendini bildiği ilk andan itibaren yaşadıklarını bütün detaylarıyla anlattı.
Kemal de kendisinden bahsetti.
Ev ortamı Ziya’nın hoşuna gitmişti.
—Amma huzurlu mekân, tam aradığım yer. Diye düşündü.
Üç yıl ne de çabuk geçmişti. Mezuniyet sonrası Ziya İstanbul’da özel sektörde yüksek maaşlı iş bulmuştu. Kemal ise Ankara bürokrasisine adım atmıştı. Dostlukları hiç bitmedi.
On üç yıl sonra takvimler 2016’nın Temmuz ayının ortasını gösterdiğinde Ankara’da bir kısım mekâna gökten ateş yağdı. Yer-gök ölüm kustu. İstanbul’da, Muğla’da şehit olanlar, yaralananlar oldu. Halk galeyana geldi. Ülkenin geleceğine kasteden hainleri bütün halk tek yürek olup nefretle kınadı. Ziya İstanbul da, Kemal Ankara da günlerce meydanlarda darbecileri lanetledi. Nereden bileceklerdi Kemal’in kamu hizmetinden atılacağını?
Nasıl bilsinlerdi ki Ziya’nın on altı yıl önce Kemal ile birlikte kalmalarından dolayı “suçlu” ilan edileceğini?
Her ikisi de gözaltına alındı. On dört gün gözaltında kaldılar. İşkence gördüler. Savunmaları bile alınmadan, deliller toplanmadan sıradan bir yargılama ve tutukluluk yaşadılar. Cezaevi arabasına bindiklerinde biri Sincan diğeri Silivri Cezaevinin, yolunu tuttu “tabutluk” denen araçların içinde. Oysa Ziya çok iyi biliyordu; on altı yıl önce o gece, Kemal’den davet almasaydı, alkol bağımlısı olacaktı. Ne okulunu bitirebilecek, ne iş bulacak ne de topluma faydalı biri olabilecekti.
Ziya;
—Demek Rabbim, geçmiş günahlarımı temizlemek için bu zalimler eliyle beni imtihan ediyor. Diye düşündü. Sonra da;
—Rabbim ne derse o olur. Ama zalimler kendilerine yazık ediyorlar. Keşke bu yanlıştan dönseler. Diyerek cezaevinde üçüncü doğum gününü kutladığı konuşmasını sonlandırdı.

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/11/14/zeynep-demir-zalimler-eliyle-imtihan/
Devamını Oku »

Adım Meryem

Bahar ayında açmış bir çiçeğim ben. Her yanda renk cümbüşlerinin başladığı, soğuğun kırılıp güneşin ışık saçtığı bir ayda… Baharla başladı ömrüm ve baharla da devam ediyordu.  Tâ ki kış fırtınası beni vurana kadar…
Adım Meryem. Bir ailenin biricik çiçeği Meryem. Annem ve babam üstüme titrerdi. Bense bir kardeşim olsun çok istedim. Geceleri bunun için çok dua ettim ve Allah duamı kabul etti bir kardeşim oldu. Bahar ile başlayan ömrüm baharla devam ediyordu. Çok mutluydum hayatımda herşey çok güzeldi. Kardeşim benim herşeyim olmuştu. Zaman böylece geçip gitti. Herşey güzelken birden mevsim kışa döndü. Bir sabah annem ve babam benden dünyanın en zor şeyini istemişlerdi. Kardeşimden kısa bir süreliğine ayrılmamı. Kabullenmek çok zordu ama kötü insanlar annemi ve babamı zaten üzüyordu. Bende üzmemek için kabul ettim. Mevsim kışa dönmüştü benim için çok sevdiğim annemden babamdan ve kardeşimden ayrılıp anneannemin yanında okula başlamıştım. Anneannem bana en iyi şekilde baksada ben kardeşimle büyümek istiyordum. Ancak bu nasip olmamıştı. Polis dedikleri insanlar için okuldaki öğretmenim iyi insanlar dese de ben böyle düşünmüyordum. Çünkü beni kardeşimden ayıranlar onlardı, biliyorum. Kış daha da şiddetlendi polis denen insanlar beni kardeşimden ayırdıkları yetmezmiş gibi bu seferde kardeşimi annemden ayırmışlardı. Annem evimizden uzakta cezaevi denilen yerde kalıyordu artık. Kardeşim onun orada çikolata parası kazandığını zannediyordu. Zaman hayli uzamıştı. Artık kardeşim “ANNE SEN GEL, BEN ARTIK ÇİKOLATA İSTEMİYORUM, YETER Kİ SEN GEL” diyor ve ağlıyordu.
Kış bir nebze hafiflemişti. Annem nihayet evine dönmüştü uzun bir aradan sonra bu sürede tabi kardeşimde büyümüş herşeyi anlar olmuştu. Ama henüz herşey bitmemişti. Galiba annemi yine zorla çalışmaya götüreceklerdi. Babam ve annem bizden ayrılmamak için bir şeyler düşünüyordu  ve tek yol vardı bunun için. Ben kardeşimle birlikte anne ve babamla büyüyecektim ama onların dışındaki tüm sevdiklerimden çok uzakta olacaktık. Çaresiz  karar verip çok uzaklara gittik. Hiç bilmediğim adını bile yeni duyduğum bir ülkede bir şehirdeyiz şimdi. Burada en çok yapmayı sevdiğimiz şey annemle ve babamla el ele tutuşup markete gitmek, bunu yapmayalı çok zaman olmuştu, kardeşim babama her seferinde sende gelecek misin bizimle derken gözlerindeki sevinç annemi ve babamı burada
tek teselli eden şey olmuştu. Tıpkı kardeşim olsun diye geceleri ettiğim dua gibi şimdi de annesinden ve  babasından ayrı çocuklarda bizim gibi annelerinin ve babalarının ellerini tutup markete gitsinler diye dua ediyorum.

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/11/14/adim-meryem/
Devamını Oku »

Üzülmemek Mümkün mü?

Hangi birimiz ne anlatsak üzücü bir hikaye dinlemiş olacaksınız. Benimki de kendime göre ağır bir imtihan… Yıllardır hasretini çektiğimiz bebeğimizin doğmasına son 2 ay kala eşim tutuklandı. İkimizin de aranma kararı vardı, o yüzden korumalı bir evde kalıyorduk, doktor randevumuz için dışarı çıktığımız anda GBT’ye takılmıştı. Zor geçen hamileliğin üstüne bir de yalnız kalmıştım. Çok geçmeden bir gece kapım yumruklandı, gelen polisti. Apar topar karnım burnumda alıp götürdüler, hamileliğimin sıkıntılı geçmesi sebebiyle imza ile serbest bıraktılar.
Doğumdan sonra bir gözüm görmemeye başladı. Doktorlar beynimde lekelenme olduğunu söylediler. İlaç tedavisine başladık ve ms hastalığının başlangıçında olduğum haberini aldım. Hiç kimseyle paylaşamadım bu haberi, ailem haricinde.  Çünkü kimseyi üzmek istemedim. Zaten herkesin bir derdi bir imtihanı vardı, bir de bana üzülmesinler istedim.
Bebeğime bakacak kimsem olmadığı için ailemin yanında tedaviye başladım. Fakat bu seferde eşim yapayalnız kaldı.
Doktorlar üzüntüden sıkıntıdan hasta olduğumu söylüyorlar, olanlara üzülmemek mümkün mü?

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/11/14/uzulmemek-mumkun-mu/
Devamını Oku »

Sessiz Çığlıklar Ülkesinde Bir Masume

Acılar karşısında sessiz, duyarsız, hissiz, tepkisiz, hatta “oh olsun” diyenlerin, zombiler gibi, yaşayan ölüler ülkesi oldu topraklarımız. Aslında etrafımızda, yanı başlarımızdaymış bu yaşadığını zannettiğimiz insanlar. Çocuklarına ücretsiz ders vererek onların başarılarıyla mutlu olan öğretmenlerin, her türlü sıkıntılarına koştukları yakınlarının, komşularının, hiç tanımadığı halde yardıma ihtiyacı olan insanların sevinmeleriyle yaşam enerjisi toplayanların, bir gecede “terörist” ilan edilmesiyle, en yakınları dedikleri insan görünümündekilerin “zombiye” döndüklerine şahit olunan bir dönem; içinden geçtiğimiz zaman.
Hizmet Hareketine gönül verenlerden ve birilerinin “terörist demeleriyle bir anda hayatları karartılanlardan bahsediyoruz. Eşleriyle, çocuklarıyla, yakınlarıyla yeni bir “Kerbelâ vak’ası” dünyanın gözü önünde “onlara su bile yok” denilerek yaşanıyor.
Eşi de tutuklu olan başarılı ilahiyatçı Esra Güllüce’nin de Gebze Cezaevi’nde üç yıla yakındır tutuklu bulunduğu öğrenildi.
9 ve 11 yaşlarında iki oğlu olan Güllüce’nin, kulağında %80 işitme kaybı bulunan ve aynı zamanda çölyak hastası olan oğlu Yavuz Selim’in annesine ihtiyacı var.
Cezası istinafta onandığı ve itiraz edildiği öğrenilen Esra Güllüce’nin özgürlüğüne ve anne babalarına ihtiyacı olan biri hasta (Yavuz Selim) iki çocuğuna kavuşması en büyük arzum
uz.
Çocukların çığlıklarına ses verin artık, hayatta iseniz!
https://t.co/Ml97n4iEPa
https://twitter.com/magduriyettr1/status/1139589674446577666?s=19

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/11/14/sessiz-cigliklar-ulkesinde-bir-masume/
Devamını Oku »

Cennete “İtilen” Bedenler Arasına Katıldı

Her insan; kendisine biçilen yaşam süresini doldurduğunda istisnasız bir şekilde dünyaya veda eder. Herkes kaderin yazdığını yaşar. İradesiyle cennete girmeyi arzular inanan her insan. Bazen çok küçük gibi görünen ancak Allah’ın çok hoşuna gidecek bir davranışıyla, O’nun (C.C.) rahmetiyle arzu ettiği cennetine giriverir. Bazen de kendi iradesi dışında cebri bir harekete maruz kalarak gider.
Hizmet Hareketine mensup insanlara yönelik zulümler nedeniyle hayatını kaybedenlerin haberleri, yürekleri yakmaya devam ediyor. Ancak öyle inanıyoruz ki, zulmün mağduru olarak yaşama veda edenler, arzu ettikleri cennete otağını kurmuş, yanı başlarına gelecek komşularını beklemekte.
İnandığı gibi yaşayan, 42 yaşından sonra ilahiyat okumaya karar veren bir yiğit insan Dündar Kaya. Aşırı kilosuna rağmen mesnetsiz sebeplerle tutuklanarak İzmir-Aliağa Cezaevi’ne konuldu. Bir yıldan fazla tutuklu kalan ve tutuklandığı zaman kilolu olan Dündar Kaya, aldığı ilaçlar nedeniyle 200 kiloyu aşarak yürüyemeyecek duruma geldi. Bu haliyle bir ay kadar da yoğun bakımda kalan Kaya tahliye edilmeyerek, âdeta tabutla gönderilmesi
beklendi. Ve zalimlerin istediği gerçekleşerek 14 Haziran 2019 günü vefat etti.
“Cennet’e iteklenenler” kervanına, (kendi yaşamıyla da cennet mekân olabileceğine inananların şahitliğiyle) yiğit insan Dündar Kaya da katıldı.
Daha kaç mâsumu yolladıktan sonra toprağa kinleri hafifleyecek zalimlerin.
Allah rahmet eylesin Güzel insan.
https://t.co/wziEykMDf5
https://twitter.com/magduriyettr1/status/1139269515114700802?s=19

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/11/14/cennete-itilen-bedenler-arasina-katildi/
Devamını Oku »

Toprağa Düşen Tohum Misali, Ölümleri İle Çınar’a Dönüşen Hayatlar, Zulüm Sürecinin Yitikleri!

Hizmet Hareketine yönelik soykırım sürecinde yüz binlerce insan işinden, evinden, özgürlüğünden, canından, hayata dair herşeyinden oldu, olmaya da devam etmekte.
Kimileri; 15 Temmuz kanlı kumpas günü vahşice, kimileri zindanlarda, kimileri zindanlardaki masumları ziyaret işkencesi yollarında, kimileri intihar ederek, kimileri kahırlarından hastalanarak, kimileri zulümden zalimlerin elinden kaçarken Meriç’in, Ege’nin soğuk sularında, kimileri de anne, baba, evlat hasretinden hayatlarını kaybetti.
Yüzlerce hayat söndü zalimlerin zulümünden.
Bunlardan;
Serpil TAVŞANLI
Önce eşinin çalıştığı şirkete el konulduğu, sonrasında Kayyım’ın eşini işten çıkarması üzerine Serpil Tavşanlı’nın sıkıntıya dayanamayarak, yaşadığı üzüntü ve stres sonucunda kansere yakalandığı, üç yıl kadar kansere karşı vermiş olduğu mücadeleyi kaybeden Serpil Tavşanlı vefat etti.
️Vedat Hakan YILDIRIM
Hidro Teknik Yönetim Kurulu Başkanı olan Vedat Hakan Yıldırım’ın, 24 ay boyunca Silivri Cezaevi’nde tutuklu kaldıktan sonra tahliye olduğu, yaşanan zulümlere ve yaşadığı strese daha fazla dayanamayarak geçirdiği kalp krizi sonrasında vefat etti.
Cahit KORKMAZ
Bursa Osmangazi’de yaşayan polis memuru Cahit Korkmaz’ın, Hizmet Hareketine yönelik başlayan cadı avı sürecinde ki gözaltı, tutuklamalar kapsamında namaz kıldığı için, kendisininde tutuklanacağı korku ve endişesiyle intihar ederek hayatını kaybetti.
Fatih KORKMAZ
15 Temmuz sonrasında tutuklanan masum insanlardan öğretmen Fatih Korkmaz, Bayburt’ta geçirdiği beyin ameliyatı sonrası gözaltına alınıp akabinde hukuksuz olarak tutuklandıktan sonra, cezaevinde durumu iyice kötüleştiği ve apar topar tahliye edildiği, ancak tahliyesinden kısa bir süre sonra hayatını kaybetti.
Okşan AYHAN
Kırıkkale’de Hizmet Hareketine yönelik yakınlığı nedeniyle KHK ile işinden edilen öğretmen Okşan Ayhan, yaşadığı travma ve üzüntü nedeniyle kansere yakalandığı ve devam eden süreçte hastalığa yenik düşerek hayata veda etti.
Yüzlerce ahirete kalan hesaptan geriye gözü yaşlı eş, çocuk, anne, baba kaldı. Bir de onlara bu zulmü yapanların dünya da karşılaşacakları hesap.
Allah rahmet eylesin cümlesine…
 https://twitter.com/biten_hayatlar/status/1187477821154877450?s=19
 https://twitter.com/biten_hayatlar/status/1187392916572033026?s=19
 https://twitter.com/biten_hayatlar/status/1187598038455459840?s=19
 https://twitter.com/biten_hayatlar/status/1187607735568949248?s=19
https://twitter.com/biten_hayatlar/status/1187614072008785920?s=19

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/11/14/topraga-dusen-tohum-misali-olumleri-ile-cinara-donusen-hayatlar-zulum-surecinin-yitikleri/
Devamını Oku »