Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Temmuz 2019 Salı

NASA, Güneş’i ilk kez böyle fotoğrafladı

NASA, doğru anı yakalayarak muhteşem bir fotoğrafa imza attı. Ortaya çıkan fotoğraf Güneş’in bugüne kadar çekilen en lekesiz fotoğraflarından biri oldu.

Webtekno’nun aktardığına göre, Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS) ile güneşin karşı karşıya kaldığı sırada çekilmiş çarpıcı bir fotoğraf yayınladı.

Rainee Colacurcio tarafından çekilen fotoğrafa ilişkin NASA’nın açıklamaları şu şekilde:

“Güneşle karşı karşıya kalmak ISS için olağandışı bir durum değil. Çünkü istasyon 90 dakikada bir dünyanın etrafında bir tur tamamlıyor. Karşılaşma sırasında ise doğru ekipmanlara sahip olunup bu fotoğrafın çekilebilmesi oldukça nadir bir durum. Garip bir şekilde fotoğraf çekildiği sırada hiç güneş lekesi bulunmuyordu. Fotoğraf iki fotoğrafın bir araya getirilmesinden oluşturuldu. Bu fotoğraflardan bir tanesi ISS Güneş’in karşısındayken çekilen bir fotoğraf diğeri de Güneş’in yüzeyinin detaylı bir fotoğrafı.”

Fotoğraf, Güneş’i hiç lekesi olmadan gösterdiği için ayrı bir yere sahip. NASA, bu konuyla ilgili olarak şu an Güneş’in içinde bulunduğu ‘Solar Minimum’ hali boyunca Güneş lekelerinin oldukça nadir ortaya çıktığını söyledi.

kronos
Devamını Oku »

‘Parçalı Ay Tutulması’ böyle görüntülendi

Devamını Oku »

Üniversite tercihi yapacaklar, dikkat!

Üniversite sınav sonuçlarının açıklanması ile birlikte milyonlarca öğrenci bölüm ve üniversite tercihi yapacak. Meslek tercih ederken kişisel özellikleri göz önünde bulundurmanın çok önem taşıdığını belirten Rehberlik Uzmanı Şeyma Demirkol, “Yapılan meslek ile kişisel özellik uygun olmazsa meslek hayatında başarı düşecektir ve mutsuzluklara neden olacaktır.” dedi.

Bireylerin meslek seçimini yaparken kendilerine özgü yeteneklerini, deneyimlerini ve isteklerini ön planda tutmaları gerektiğini belirten İstanbul Gelişim Üniversitesi Rehberlik Uzmanı Şeyma Demirkol, “Yetenek, meslek hayatındaki başarıyı etkileyen ve belirleyen bir husus. Zorlama olmadan gerçekten severek yapılacak etkinlikleri de dikkate almak gerekir. Hangi alanlar ilgilerini çekiyor? ‘Teknik, sosyal, sağlık gibi alanlardan hangisinde çalışırken mutlu olacaklar?’ sorusunu düşünmek ve ilginin uzun süreli olmasına da dikkat etmek gerekiyor.” dedi.

MESLEK SEÇİMİNDE KİŞİSEL ÖZELLİKLERE DİKKAT

Meslek seçerken kişisel özelliklerin de o mesleğe uygun olması gerektiğini belirten Demirkol, “Yapılan meslek ile kişisel özellik uygun olmazsa meslek hayatında başarı düşecektir ve mutsuzluklara neden olacaktır. Konuşkan değilseniz, içe dönük bir yapınız varsa, insanlarla iç içe olduğunuz bir mesleği yaparken ne kadar başarılı ve mutlu olabilirsiniz?” diye konuştu.

MESLEKLERİ TANIYIN

Meslek seçimi yapmadan önce meslekleri tanımanın gerekliliği üzerinde duran Demirkol, “Örneğin, kan görmeye dayanamayan, kokulardan rahatsız olan, soğukkanlı olamayan, el becerileri esnek olmayan bireylerin sağlık alanlarını tercih ediyor olması, onların ilerde meslek hayatında mutsuz olmalarına ve başarısızlıklarına neden olabilir. Ciddi, sabırsız, anlatmayı, aktarmayı sevmeyen bireylerin öğretmen olması hem zorlanmasına neden olur hem de çocuklara verimli olmasını engeller. Bundan dolayı bireylerin meslek seçimlerini yaparken kişisel özelliklerini dikkate alıp o meslek özelliklerini tanıyıp karşılaştırma yaptıktan sonra seçim yapmaları doğru olacaktır.” dedi.

MESLEKİ DEĞERLERİ BEKLENTİLER BELİRLER

Mesleki değerleri belirleyen olgulardan bir tanesinin de beklentiler olduğunu ifade eden Demirkol, “Beklenti kişinin mesleki faaliyetleri sonucunda elde etmek istediği olanaklardır. Beklentiler kişiden kişiye göre değişkenlik gösterecektir. Kimisi maddi bir beklenti içindedir, kimisi mesleki doyuma, kimisi de manevi olarak mutluluğa ulaşmayı hedeflemektedir. Birey için önemli olan, bu değerleri kendisinin belirlemesi ve onu elde edeceği bir mesleğe yönelmesidir.” uyarısında bulundu.

ÇEVRE SAHİBİ OLUN

“Bireylerin, seçtikleri meslekle ilgili kendilerini geliştirmesi de önem taşıyor.” diyen Demirkol, “Seçilen meslekteki kişiler ile fikir alışverişi yapılmalı. Artık oluşturulan insan ağı, bu bağlamda daha ön plana çıkıyor. Özel sektörde kariyer olanaklarını arttırmak için iletişim ağını iyi kullanan birey hem imkânları bakımından hem de kendine uygunluğu bakımından daha kolay ve nitelikli işler bulabilir.” ifadelerini kullandı.

kronos
Devamını Oku »

Bu gece ‘parçalı ay tutulması’ var

Bu gece gerçekleşecek “parçalı Ay tutulması” Türkiye’den takip edilebilecek. Yani tamamı gözlemlenebilecek bu tutulma Türkiye saati ile 16 Temmuz 2019’ da 21.43-03.18 saatlerinde gerçekleşecek. Tahmini olarak 17 Temmuz gününe ilerlediğimiz zaman dilimi Saat 00.31’de tutulma ortasında Ay’ın yaklaşık yüzde 65’i Dünya’nın gölgesinde kalacak. Bu yüzden bazı yerlerde 16 Temmuz bazı yerlerde 17 Temmuz olarak belirtiliyor.

Ay tutulması, dolunay zamanında ve Ay’ın düğüm noktalarına yakın olması durumunda gerçekleşir. Ay, Dünya’nın gölgesine girerek, Güneş’ten aldığı parlaklığı kaybeder ve bu olayın sonucunda da ay tutulması meydana gelir. Ay tutulması, dolunay zamanında ve Ay’ın düğüm noktalarına yakın olması durumunda gerçekleşir. Ay, Dünya’nın gölgesine girerek, Güneş’ten aldığı parlaklığı kaybeder ve bu olayın sonucunda da ay tutulması meydana gelir.

Ay tutulmasının çeşitleri

Astronomlar Ay tutulmasını basitçe 3 türe ayırır;

Yarı Gölgeli Ay Tutulması: Ay, Dünya’nın yarı gölge konisinden geçer. Çok rahat gözlenemediği için genelde akademik düzeyde incelenir.

Parçalı Ay Tutulması: Ay’ın bir kısmı Dünya’nın tam gölge konisinden geçer. Çıplak gözle tutulma rahatlıkla gözlenebilir.

Tam Ay Tutulması: Ay, Dünya’nın tam gölge konisinden geçer. Bir tam Ay tutulmasında Ay’ın bize dönük yüzü kızıl bir renge bürünür. ve kolaylıkla gözlenir. Bu kızarmış ışınımın incelenmesiyle Yer atmosferi hakkında ayrıntılı bilgi edinilebilmektedir (atmosferin kimyasal kompozisyonu, atmosferdeki toz miktarı, vb.). Bir başka ifadeyle Tam Ay Tutulması süresince Ay yüzeyi, Yer atmosferini niteleyen bir ayna görevini üstlenmektedir.

kronos
Devamını Oku »

15 Temmuz 2019 Pazartesi

İşte en çok milyarderin yaşadığı şehirler

İngiltere merkezli uluslararası emlak şirketi Savills’in yaptığı araştırmaya göre dünyada en fazla milyarder ABD’nin New York şehrinde yaşıyor.

Araştırmaya göre, New York’ta toplam 85 milyarder ikamet ediyor. Araştırma sonuçlarına göre, New York’ta ikamet ederken zenginlerin varlığı, kentteki emlak fiyatlarının son beş yıl içerisinde yüzde 15 artmasına neden oldu.

Savills, dünyanın en büyük ve gelişmiş kentleri arasında yaptığı araştırmada, gelir seviyesi yüksek insan sayısı ile lüks emlak fiyatları arasındaki bağlantıyı inceledi. Buna göre, bir kentte milyarder sayısı arttıkça o kentteki lüks emlak fiyatlarının arttığı belirlendi. Listede New York’tan sonra ikinci sırayı 79 milyarder ile Hong Kong, üçüncü sırayı 71 milyarder ile Rusya’nın başkenti Moskova aldı. Listenin dördüncü sırasına ise Çin’in başkenti Pekin, toplam 61 milyarder ile yerleşti.

Dünyada emlak fiyatlarının en pahalı olduğu yerleşim bölgesi de son beş yılda emlak fiyatlarının yüzde 51 arttığı Hong Kong oldu. Dubai ise 15 milyarder ile listenin son sıralarında yerini aldı. Dubai’deki emlak fiyatlarının da son bir yıl içerisinde yüzde 13 oranında arttığı belirtildi. Toplamda sadece yedi milyardere sahip Almanya’nın başkenti Berlin ve ABD’nin Miami kenti ise listenin sonunda yer buldular.

kronos
Devamını Oku »

7 Temmuz 2019 Pazar

Walkman 40 yaşında!

Sony’nin ilk olarak 1 Temmuz 1979’da müzikseverlerin beğenisine sunduğu Walkman 40. yaşını geride bıraktı.

Rebecca Tuhus Dubrow, “Personal Stereo” adlı küçük kitabında şöyle diyor: “Düşlere dalmanın makinesiydi walkman.” Walkman iki yakın dostun kurduğu bir marka, ama 1979’da piyasaya ilk kez bu adla sürüldüğü için nesnenin adına dönüştü. Walkman’i piyasaya süren Sony firmasının sahipleri ayrılmaz iki dost: Morita ve Ibuka’ydı. Onlar yaşlandıktan sonra piyasadaki eski gücünü kaybetti firma. Sonra walkman üreten başka markalar da çıktı, yine de âlet bu adla anılmaya devam etti.

İki dost aynı ofiste çalışıyor, ürünlerini birlikte deniyorlardı, hatta kendilerine ait özel bir dilleri bile vardı. Onları tanıyanlar, “Bir kenarda öylece durur birbirleriyle sohbet ederler, kimse neden bahsettiklerini anlamazdı,” diyorlar. (Belki onların hali walkman neslinin halini özetliyor.) Ama 90’lı yılların başında ikisi de felç geçirip konuşma yeteneklerini yitirdiler. Yine de ayrılmadılar birbirlerinden, sessizce oturup elele tutuşurlar, bu haldeyken gözlerinden yaşlar inermiş. İki yıl arayla (1997, 1999) hayatlarını kaybetti Morita ve Ibuka. Zaten o yıllarda kaset yerini CD’ye ve walkman de diskçalarlara bırakmaya başlamıştı.

Walkman deneyimini yaşayanlar, onunla büyüyenler içinse bu minik kasetçalar kutu kişiliğimizi şekillendiren bir araçtı. Çok uzaklardaki bir şarkıcının sesini içinde bulunduğumuz kalabalıklara tercih etmemizi sağlayan, sayesinde nihayet ayrıksılığımızın meşrulaştığı ilk âletti. Kalabalıkları duymamamızı, orada olmayışımızı meşrulaştırdı. Kişisel ve yalnız bir deneyimi bize ilk kez vaat etti walkman. Vücudumuzun ilk uzantısıydı, George Simmel’in metropoliste koruyucu bir organa ihtiyaç duyduğunu söylediği şehir insanı için işte o koruyucu organdı. Evet, hiç pratik değildi. Kocaman pillerini birkaç kaset dinledikten sonra değiştirmemiz gerekirdi ve sevdiğimiz şarkıcının baritonlaşan sesi şüphesiz kötüye, biten pillere delaletti.

Sadece yalnızlığımızın taçlanışı değildi walkman, dünyaya bakışımız da onunla değişti. Artık dünyanın geçit törenine bir müzik de eşlik ediyordu, üstelik yönetmen bizdik. Dünya, şehrin sokakları, yollar bir filme dönüşüyor, gerçekliğimiz de onunla birlikte değişiyordu.

Walkman’le birlikte görüntü sesten ayrıldı. Bu nedenle aslında walkman’de sevdiğimiz bir ses çoktan aura’sını kaybetmiş oluyordu ama şimdi hatıra olarak anılırken tamamen yok olan bir aura’nın endişesi de eşlik ediyordu hüznümüze.

Bugün analoga özlemimiz sadece walkmanle sınırlı değil aslında. Hayatımızın her yerini dijitalin işgal ettiği çağda, doğaya dönmemizin nedeni de bu belki. Çünkü birden çok duyumuza hitap edecek şeyleri özlüyoruz, walkman’in, analogun sınırlarını özlüyoruz. Düşe dalmayı özlediğimiz kadar, biten bir pille düşten uyanmayı da özlüyoruz.

kronos
Devamını Oku »

27 Haziran 2019 Perşembe

Ötekini beğenen kendini beğenmiyor

Uzman Psikolog Haydeh Faraji, sosyal medyanın beden algısı bozukluğu olarak bilinen dismorfofobiye sebep olabileceğini belirtti. Faraji, bu hastalığın ergenlerde yetişkinlerden 6 kat daha fazla görüldüğünü vurguladı. Beden dismorfik bozukluğu olan her 4 kişiden birinin intiharı düşündüğüne vurgu yapan Faraji, her 8 kişiden birinin de bunu denediğini söyledi.

Sosyal medyayı sıklıkla takip eden kişilerin nadir kullananlara kıyasla 3 kat daha fazla kaygı ve depresyon yaşadığını belirten İstanbul Gelişim Üniversitesi’nden Uzman Psikolog Faraji, “Mükemmel görünen kişiler ve hayatlarla karşı karşıya kalmamız, kendi görünüşümüze ve yaşamımıza dair bir tatminsizlik yaşamamıza ve kendimizi eksik, yetersiz, mutsuz hissetmemize neden oluyor. Yaptığımız adaletsiz kıyaslamanın sonuçları bununla da kalmıyor, sürekli olarak zihnimizin bu düşüncelerle meşgul olması sonucu, okul/iş başarımız düşüyor, benlik saygımız azalıyor, depresyon yaşıyoruz” dedi.

“SOSYAL MEDYA İLE KENDİMİZİ ÖTEKİLEŞTİRİYORUZ”

İnsanın toplumsal ve sosyal bir varlık olduğunun altını çizen Faraji, “Sosyalliğin sonucunda insanın kendini diğerleriyle kıyaslayarak gelişimini ya da olduğu noktayı belirlemek gibi içsel bir dürtüye sahip. Bu kıyaslama sonucunda ötekinden daha iyi bir noktada olduğumuza karar verdiğimizde kendimizi iyi hissederken, daha kötü bir noktada olduğumuz kararına vardığımızda ise kendimizi kötü hissediyoruz. Ancak sosyal medya kullanımının hızla ve bilinçsiz bir şekilde artması kendimizi durmadan ötekilerle karşılaştırmamıza sebep oluyor” diye konuştu.

“VÜCUTTA DEĞİŞİKLİK YAPMA İSTEĞİ HASTALIĞA DÖNÜŞEBİLİR”

Faraji, Instagram, Facebook gibi sosyal medya hesaplarında gezinmenin insanın saçı, cildi, yüzü, kilosu ve vücuduyla ilgili memnuniyetsizlikler yaşamasına sebep olduğunu dile getirdi.

Uzman Psikolog Faraji, şunları söyledi:

“Değişiklik yapma isteği sıradan bir istekten ‘dismorfofobi’ dediğimiz beden algısı bozukluğu hastalığına kadar ilerleyebiliyor. Bu kişiler gerçekte var olmayan ama olduğunu sandığı ya da var olan ancak gözlerinde aşırı şekilde büyüttükleri bir bedensel kusur ile sürekli olarak uğraşıyorlar. Sıklıkla aşırı egzersiz ve katı diyetler yapıyorlar ve kusur örtücü kozmetik ürünleri ve kıyafetlere aşırı düzeyde para harcayabiliyorlar. Defalarca estetik operasyon geçiriyor ancak istedikleri görünüşe asla erişemiyor ve “kusurlarını” asla düzeltemiyorlar. İlerleyen aşamalarda ya vücudun tekrarlı estetik operasyonları kaldıramayacak hale gelmesi ya da kişilerin bedensel kusurlarını düzeltebileceklerine dair umutlarının tükenip intihar etmeleri sonucu ölümle sonuçlanabiliyor” ifadelerini kullandı.

“4 KİŞİDEN BİRİ İNTİHARI DÜŞÜNÜYOR”

Beden dismorfik bozukluğu olan her 4 kişiden birinin intiharı düşündüğüne vurgu yapan Faraji, her 8 kişiden birinin de bunu denediğini söyledi.

“Bu hastaların devamlı beğenmedikleri vücut bölgelerini aynalarda veya öz çekim teknikleriyle kontrol etmeye, başka insanlarla karşılaştırmaya, büyük bir eğilim içindedirler” diyen Faraji, sözlerine şöyle devam etti:

“Sık sık başkalarının fikrini alma ve kusurlarının nasıl göründüğünü sorgulama eğilimindedirler. Beğenmedikleri vücut bölümünü çok sık kontrol ederler, çok sık fikir değiştirirler ve bu nedenle kararsızca bir kıyafet, saç modeli, makyaj değiştirme eğilimi içindedirler. Diyet yapma, aşırı egzersiz, çok sık tartılma, cilt rengi ile oynama ( solaryum, güneşlenme, lazer ve benzeri uygulamalar, kimyasal cilt soyma yöntemleri ) cilt yolma gibi eylemlere çok sık rastlanır. Benzer şekilde, saç, kıl yolma, tırnak veya tırnak etlerini yeme, kusur örtücü kozmetik ve kıyafetlere aşırı para harcama yine rastlanan davranış bozuklukları arasında sayılabilir.

Özellikle kadınlar günümüzün ideal güzellik dünyasında yaşamanın bir sonucu olarak nasıl göründükleri ile ilgili hem dışardakilerden çok daha fazla eleştiri alabiliyor hem de kendi kendilerini sürekli biçimde etraflarındaki diğer kadınlarla kıyaslıyorlar. Ancak özellikle ergenlik çağında çocukları olan aileler bu konuda dikkatli olmalı. Ergenlerde dismorfofobi yetişkinlerden 6 kat daha fazla görülüyor.”

kronos
Devamını Oku »

Madonna, silahlı şiddete karşı

ABD’li pop yıldızı Madonna, ülkenin en büyük katliamlarından biri olarak tarihe geçen Orlando saldırısını hatırlatarak bireysel silahlanmayı eleştiren videosunu “rahatsız edici” bulanlara seslendi: “Şiddet gerçekten yaşanıyor. Bu kötü hissetmenize mi neden oldu? İyi, çünkü belki bu konuda bir şey yaparsınız.”

Kültür Servisi‘nin aktardığına göre, Madonna’nın “Madame X” albümünde yer alan “God Control” için çektiği ve ABD’deki bireysel silahlanmanın boyutları konusunda insanların gözlerini açmayı hedeflediği videosu gündeme oturdu.

Madonnna’nın çok konuşulan “God Control” adlı videosunda 2016’da Florida eyaletindeki Orlando şehrinde Pulse adlı gece kulübünde meydana gelen ve 49 kişinin yaşamını yitirdiği saldırı hatırlatılıyor.

‘ARTIK DURMASI LAZIM’

Madonna’yı söz konusu kulüpte şarkı söylerken gördüğümüz video, “İzlemek üzere olduğunuz hikâye oldukça rahatsız edici. Silah şiddetiyle ilgili çarpıcı görüntüler içeriyor. Ama bu her gün oluyor ve artık durması lazım” uyarısıyla başlıyor.

Videoda saldırı anı canlandırılıyor, ekrandaki haberlerden olay anına ve sonrasındaki protestolara dair gerçek görüntüler paylaşılıyor.

‘İNSANLAR VURULDUĞUNDA BU OLUYOR’

ABD kamuoyu video konusunda ikiye bölünürken, Madonna, görüntülerden rahatsız olduğunu söyleyenlere cevaben “İnsanlar vurulduğu zaman işte bunlar oluyor” dedi.

Madonna, People dergisine yaptığı açıklamada da, “Gerçeği ve acımasızlığı görmek, uyanmanızı sağlıyor. Bu (şiddet), gerçekten yaşanıyor. Tam olarak da buna benziyor. Bu kötü hissetmenize mi neden oldu? İyi, çünkü belki bu konuda bir şey yaparsınız” dedi.

‘UYANMA VAKTİ’

Video ilk gündeme geldiğinde Twitter hesabından da bir paylaşımda bulunan Madonna, “Artık uyanma vakti. Kurbanları onurlandırın ve silah kontrolünü talep edin. Şimdi. Gönüllü olun, ayağa kalkın, bağışta bulunun, elinizi uzatın” ifadelerini kullanmıştı.

kronos
Devamını Oku »

22 Haziran 2019 Cumartesi

Evde ekmek yapanlar atölyeye…

Devamını Oku »

17 Haziran 2019 Pazartesi

Türkiye’de arazilerin ‘yüzde 47’si çölleşme riski altında

Dünya tarım alanlarının yüzde 70‘i çölleşme tehlikesi altında ve bu tehlike giderek artıyor. İklim değişimleri, bilinçsizlik gibi etkenlerin neden olduğu erozyon ve çölleşme tehlikesi tüm dünya ülkelerini tehdit ediyor. Çölleşme yavaş yavaş başlıyor. Önce ağaçlar ve ormanlar ölüyor, ardından çimler kuruyor. Toprağın içindeki besleyici maddeler, rüzgar ya da su tarafından başka yerlere sürükleniyor. Tarımsal üretim bu bölgelerde imkansızlaşıyor ve bunun sonucunda insanlar yaşamlarını sürdürdükleri yerleri terk etmek zorunda kalıyorlar. Her yıl 7 milyon hektar tarım alanı böylece yok oluyor

TÜRKİYE EROZYON TEHDİDİ ALTINDA

TEMA Vakfı’nın Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Müdürlüğü’nün önceki verilerine atıfla yaptığı değerlendirmeye göre Türkiye’deki arazilerin yüzde 47’si çölleşme riski altında ve bunun ana nedeni “erozyon”. Vakfın genel müdür yardımcısı Dr. Hikmet Öztürk, yılda 640 milyon ton civarında toprak kaybolduğunu ve üretimin aksamaması için kullanılan kimyasal gübrenin toprağa zarar verdiğini vurguladı: Yağış miktarının 2050 yılına kadar yüzde 25 azalacağı öngörülüyor. Bu mevcut su stokumuzun yüzde 25 azalması anlamına geliyor. Biz su varlığı zengin olan bir ülke değiliz. Su stresi çeken ülkelerdeniz. Nüfus artışı ve yağışın azalmasıyla su kıtlığı çeken ülkelerden olacağız. Türkiye’de suyun yüzde 70’ini tarımda kullanıyoruz, tasarruf yapmak zorundayız.”

kronos
Devamını Oku »

2 Haziran 2019 Pazar

‘Yalnızlığıma Orhan Pamuk’un hüznü yoldaşlık ediyor’

Tutuklu gazeteci Zafer Özcan, Akhisar Süleymanlı Cezaevi’nden kızı Ebrar Beyza Özcan’a yazdığı yeni mektubunda edebiyat dünyasına yaptığı büyülü yolculuğa dair düşüncelerini paylaştı. Özcan, “Seyahatleri çok seven ve hayatı seyahatle geçmiş ancak şimdi bütün yaşamı bir cezaevi odasıyla sınırlanmış birine, asıl seyahatin içe doğru derinlemesine yapılanlar olduğunu öğreten ve onu alabildiğine özgür bırakan da edebiyatın büyülü dünyası oldu.” ifadelerini kullandı.

7 Mart 2019’da memleketi Akhisar’da gözaltına alınarak tutuklanan ve ilk duruşması 27 Haziran’da Manisa’da yapılacak olan Özcan’ın “Edebiyatın Kollarında – Babamdan Mektup Var” başlığı ile yayımlanan yazısında başta Orhan Pamuk olmak üzere Türk ve dünya edebiyatının dev isimlerini yeniden keşfetme serüveni anlatılıyor.

Zafer Özcan’ın kızı Ebrar Beyza Özcan’ın Hercümerç. adlı blogunda paylaştığı mektubun tamamı:

EDEBİYATIN KOLLARINDA-BABAMDAN MEKTUP VAR

Sevgili Ebrar, benim ruh ikizim.

Bugün seninle biraz edebiyat hasbihali yapmak istedim. Lakin okuyacakların sana basit, sıradan belki komik bile gelebilir. Bu yazıyı geç kalmış bir edebiyat yolcusunun sayıklamaları diye gör. Belki o zaman daha anlaşılabilir olur.

Edebiyatın kollarında yaşıyorum son birkaç yılımı, onun gölgesinde soluklanıyor, nefesleniyorum. Yalnızlığı, kimsesizliği, itilmişliği, dışlanmışlığı, bir kenara atılıvermişliği, hayatın dışına çıkarılmışlığı, acımasızca bana yaşattıkları ve ruhumu lime lime ettikleri o günlerde sığınmıştım onun kollarına. Ruhumun yaralarına, gönlümün kırıklıklarına merhem olduğunu hissettikçe daha da sokulmuştum koynuna. Kokusunu doyasıya içime çekmiş, tıkanmaya yüz tutmuş nefes borumu onunla açmıştım.

O acımasız yalnızlık günlerinden sonra özgürlüğümü de elimden aldıkları bugünlerde, yine beraber sırtladık yaşamın yükünü. Beraber çektik, çekiyoruz yalnız ve uzun saatlerin çilesini. Beraber aştık soğuk ve kalın duvarları, beraber süzüldük demir parmaklıkların arasından, uzun seyahatlere çıktık birlikte. Seyahatleri çok seven ve hayatı seyahatle geçmiş ancak şimdi bütün yaşamı bir cezaevi odasıyla sınırlanmış birine, asıl seyahatin içe doğru derinlemesine yapılanlar olduğunu öğreten ve onu alabildiğine özgür bırakan da edebiyatın büyülü dünyası oldu.

Şimdilerde, iş hayatımdaki sahnelerden biri sürekli muhayyilemi ziyaret ediyor. Meslektaşlarımla ülke gündemini, siyaseti, politik polemikleri, bitmeyen kavgaları, sporu ve ekonomideki gelişmeleri konuşuyoruz. Her katılımcı üst perdeden gelişmeleri yorumluyor. Tabi ben de öyle. Tam o esnada tartışma gündemimize fazla girmeyen kültür sanat dünyasından bomba bir haber düşüyor. Yazar Orhan Pamuk Nobel edebiyat ödülü almış. İlk kez bir Türk yazar Nobel alıyor, haber elbette önemli. Ancak biz acar gazeteciler bu büyük başarının şokunu çabuk atlatıyoruz. Ne de olsa takdirden çok eleştirmek bizim işimiz. Birkaç cılız takdir cümlesinden sonra, Orhan Bey ve romanlarına ve elbette onun siyasi görüşüne yönelik salvolar başlıyor. Başarı tartışmasızdı belki ama ona bir kılıf bulmak da gazetecinin işiydi! Ben de o zamanlar Pamuk’un Nobel’i politik görüşlerinden ve yakın tarihe yönelik değerlendirmelerinden dolayı aldığını söyleyiverdim. Fikrimi açıklarken, o güne kadar hiçbir romanını okumamış olmanın verdiği derin bilgisizliğim beni hiç rahatsız etmemişti. O sahne aklıma düştükçe hala utanırım. Mesleğimizin ustalarından rahmetli Uğur Mumcu’nun “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” sözünü duymuştum elbette lakin duymakla idrak etmek farklı haller…

Nitekim Orhan Pamuk ve romanları ile bu sahneden yıllar sonra hayatımın en zor ve en yalnız döneminde tanışacaktım. Tanışır tanışmaz da hemen bütün romanlarını yutarcasına okudum. Pamuk’u okurken, susuzluktan kavrulduğu sırada, aradığı pınarı aniden karşısında bulmuş bir garip yolcu gibiydim. Kana kana içtim haliyle ve haliyle hiç dinmeyen bir susuzluğun içindeyim. O sahneyi tekrar yaşamak isterdim şimdi. Orhan Pamuk ve romanları hakkında düşüncemin tekrar sorulmasını isterdim. Çevremde yine düşüncelerimi duymayı bekleyen, edebiyata aşina arkadaşlarım olsun isterdim. O fırsatı tekrar bulabilseydim şunları söylerdim:

“Orhan Pamuk’un Nobel’i sonuna kadar hakedilmiş bir ödüldür. O muhteşem başarıda her biri 6 yıllık fikir çilesiyle yazılmış romanların hakkı var. Füsun’un, Kemal’in, Mevlut’un, Rayiha’nın, Orhan’ın, Şevket’in, Şekure’nin, Şair Ka’nın, Galip’in, Rüya’nın, Gazeteci Celal’in, Mahmut Usta’nın ilmek ilmek ördükleri bir dünyanın, bir hayatın izleri var. O izlerde yaşamın bütün renklerini bulabilirsiniz. O hayatlara nüfuz etmeden ne Pamuk’u ne de Nobel’i anlamak kabil değil.”

O gün bunları diyemedim ama şimdi benim ruhumu saran yalnızlık duyguma, Pamuk’un İstanbul’a yakıştırdığı hüzün duygusu eşlik ediyor. Ve benim buradaki hayatımı daha katlanılabilir hale getiriyor.

Benim geç kalmış yolculuğuma eşlik eden, yıllardır başa çıkamadığım her hüzünlü anımda beni teselli eden o eşsiz Karayip kültürünü, Güney Amerika’nın toplumsal dokusunu bana iliklerime kadar hissettiren yazar. Büyülü gerçekçilik akımının büyük ustası. Başyapıtı kabul edilen Yüzyıllık Yalnızlık’ı okuduğumda gerçekten büyülenmiştim. Onun romanlarındaki sade anlatımını, o sade anlatıma eşlik eden gerçekçiliği ve onun üzerine inşa ettiği büyülü gerçekçiliği yudum yudum içtim. Hatta öyle ki külliyatını okuyup bitirdiğimde, “bundan sonra ne yaparım” diye panik yaptığımı bile hatırlıyorum! Zira büyük usta, ben onu keşfettikten kısa süre sonra, dünya serüvenini tamamlamıştı. Marquez’in ölümünü duyduğumuzda beraber yas tuttuğumuzu, beraber hüzünlendiğimiz hatırlıyor musun Ebrar?
Marquez’in öyle bir anlatım tekniği var ki, romanlarını okurken Güney Amerika ve Karayip Kültürü kadar, bölgenin iklimi ve bitki örtüsünü adeta yaşıyorsunuz. Ben ona bunaltıcı ekvator sıcaklarını en iyi anlatan yazar diyorum. Elbette ustanın beni en çok etkileyen eserine değinmesem olmaz. Kolera Günlerinde Aşk, okuduğum en etkileyici aşk romanıydı. O romanı okuduğumdan beri çılgın aşık Florentino Ariza ve Fermina Daza ile zaman zaman Magdelena ırmağında vapur seyahatlerime çıkarız. Vapurlarımız kesiştiğinde General Simon Bolivar ile selamlaşır sonra Macondo kasabasına uğrar, Albay Aureliano Buendia ile onun annesi, benim umudun ve vazgeçmemenin simgesi olarak kabul ettiğim Ursula’ya saygılarımızı sunarız.

Benim geç kalmış edebiyat yolculuğumda elbette Ahmet Altan’ın ayrı bir yeri var. Ben ona kelimelerle dans eden, cümlelerle sevişen adam diyorum. İnsan onu okurken, hikayelerin çarpıcılığı bir yana, kendi lisanına da aşık oluyor. Türkçe’nin neler yapabileceğine şahitlik ediyor. Sanırım dünyada ana dilini onun kadar etkili kullanan çok az yazar vardır. Ben Altan’nın romanlarının son sayfalarına yaklaştıkça, keşke bitmese, biraz daha uzasa psikolojisi yaşarım hep.

Ve tabiki Stefan Zweig. Avrupa’nın vicdanını temsil eden ve temellendiren yazar. O muhteşem romanların, novellaların ve tarihi biyografilerin yazarının sonu böyle mi olmalıydı? Keşke savaş lordlarının ve savaş makinelerinin sustuğunu ve Avrupa’nın tarihinin en uzun savaşsız dönemine girdiğini görebilseydi. Zweig ve eşinin hazin sonu bende hep bir Clarissa hissi uyandırır. Bugün Avrupa, iyi kötü bir medeniyet ve savaşsız bir dönem inşa edebilmişse bunda Zweig gibi vicdan yapıcıların rolü tartışmasızdır.

Benim geç kalmış edebiyat yolculuğumun en güzel duraklarından biri de geç dönem Osmanlı, erken dönem Cumhuriyet edebiyatıdır. Bir devrin kapanışına, bir devrin başlangıcına şahitlik etmek kadar bir romancı için daha heyecan verici ne olabilir ki! Ahmet Hamdi Tanpınar, Peyami Safa, Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Halide Edip Adıvar beni en çok etkileyen yazarlar. Tanpınar’ın o ulaşılmaz görünen zamansız anlatımları, Peyami Safa’nın toplumsal yozlaşma kaygılarını yansıtan nefis romanları, Yakup Kadri’nin sert ve etkili üslubunu destekleyen tasvir ve anlatım becerisi ve Halide Edip’in o eşsiz romanlarını süsleyen zaman, mekan ve insan portreleri…

Halide Edip’in hayatını anlattığı ve İngiltere’de kaleme aldığı Mor Salkımlı Ev, yazıya ve edebiyata meraklı herkesin okuması gereken bir eserdir. Ben muhayyilemde Beşiktaş’taki o mor salkımlı eve uğrar dururum. Anlatmam gereken daha çok yazar var elbette lakin şimdilik kapasitem bu kadarına yetiyor.

Evet, gecikmiş edebiyat yolculuğum bütün hızıyla devam ediyor şimdi. Bedenimi tutsak etseler de en güzel keşif yolculuklarının tam ortasındayım. Edebiyatın kollarında, bütün vefasızlıklardan arınmış olarak, kendimi onun vefasına bıraktım. Hayatım boyunca içimden atamadığım yalnızlık duyguma, Orhan Pamuk’un İstanbul’undaki hüzün duygusu yoldaşlık ediyor şimdi. Buradaki küçük gökyüzümüzün”kuşları da yasına gidiyor.” Gazap Üzümleri kadar yürek parçalayıcı hikayelerimiz, Martin Eden kadar idealistlerimiz var.

Hayata Tutunamayanlar, burada Kunt Kapanları’nı aşarak tutunmayı, yeniden var olmayı öğretiyor. Aynen Uçurtma Avcısı’ndaki gibi, hayatta başardıkları her şeyin bir harabeye dönüşünü izleyen insanlar, burada aslında bütün kainatın insanın içinde olduğu sırrına vakıf oluyor.

Velhasıl kendimi edebiyatın kollarına bıraktığımdan beri şartlar ne olursa olsun hayat daha katlanılabilir, hüzünleri daha kolay taşınabilir hale geliyor.

Son Söz,
Bu yazı, muhteşem yolculuğumdaki en büyük destekçim, sırdaşım, yoldaşım, kızım Ebrar olmasaydı elbette yazılamazdı…

Zafer Özcan

kronos
Devamını Oku »

29 Mayıs 2019 Çarşamba

FOTO RÖPORTAJ | Gezi Parkı Direnişi

29 Mayıs 2013 günü Taksim Meydanı’nı yayalaştırma çalışmaları kapsamında Gezi Parkı’nın yıkımına karşı çıkan ‘Gezi Parkını Yaşatma Derneği’ üyeleri sabaha kadar parkta nöbet tuttu. Sabah 05.00 sularında Çevik Kuvvet ekipleri parka gelerek burada bulunan dernek üyelerini biber gazı kullanarak parkın dışına çıkardı. Gezi Parkı protestoları artık o sabahtan sonra yeni bir sürece girdi ve unutulmayacak bir direnişe dönüştü.

Taksim Gezi Parkı’nda yıkıma karşı 3 gündür devam eden eylem, çevik kuvvet ekiplerinin müdahalesiyle son bulmuştu. Ancak yine başladı. Gruba biber gazı ve tazyikli su ile müdahale eden polis ekipleri, eylemcilerin çadırlarını kaldırdı. BDP’li Sırrı Süreyya Önder, yine iş makinalarının önüne geçti.

Parktaki yıkıma karşı 3 gündür kamp kuran eylemcilere polis müdahale etti. Saat 05.00 sıralarında parka gelen polisler, önce dağılmaları yönünde grubu uyardı. Kamp çadırları kurarak eylem yapan ve polise direnen grup, yapılan uyarıları dikkate almadı. Polis ekipleri, gruba önce biber gazı sıktı. Polis, eylemcilere ait kamp çadırlarını toplayarak ateşe verdi. Polisle grup arasındaki kovalamaca Şişli Halaskargazi Caddesi’nde de devam etti.

Gezi parkındaki eylemcileri dağıtan polis ekipleri, güvenlik önlemi alarak iş makinelerinin çalışma başlatmasını sağladı. Olay yerindeki gerginliğin devam etmesi üzerine polis ekipleri çevreye yığınak yaptı. Yanan kamp çadırlarındaki alevleri ise polise ait TOMA aracı söndürdü.

Sırrı Süreyya Önder, Gezi Parkı’ndaki çalışmaları durdurdu

Taksim Gezi Parkı’nda devem eden çalışmalar, BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in iş makinelerinin önüne geçmesinin ardından durdu. Önder, Gezi Parkı’ndaki çalışmalarını hukuksuz olduğunu iddia etti. Önder, belediyeye ait kamyonların taşeron firması için çalıştığını ileri sürerek, tepki gösterdi.

Yıkımın hukuksuz olduğunu savunan Önder, polise ve diğer yetkililere tepki gösterdi. Önder’in çalışma alanında olduğunu öğrenen Gezi Parkı’ndaki eylemciler de çalışma alanına doğru gitmeye çalıştı. Bariyer dışındaki eylemciler, polisle konuşan Sırrı Süreyya Önder’le birlikte tekrar Gezi Parkı içine geldi.

Sırrı Süreyya Önder burada yaptığı basın açıklamasında Gezi Parkı’ndaki çalışmaların kanuna aykırı yürütüldüğünü ileri sürdü. Önder, belediyeye ait olduğunu iddia ettiği kamyonların taşeron firma için çalışmasına da tepki gösterdi.

Erdoğan: Ne yaparsanız yapın, kararımızı verdik

Taksim Gezi Parkı’nda başlatılan yıkım çalışması ve ağaçların sökülmesine yönelik protestolara Başbakan Tayyip Erdoğan’dan tepki geldi. Boğaziçi’nde yapılacak Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün temel atma töreninde konuya değinen Erdoğan, “Ne yaparsanız yapın, biz kararımızı verdik, verdiğimiz gibi bunu işleyeceğiz.” dedi.

Eylemcilere, ‘Eğer tarihe saygınız varsa önce o Gezi Parkı denilen yerin tarihi nedir, onu araştırın’ çağrısında bulunan Erdoğan, kendilerinin Taksim’de tarihi yeniden ihya edeceklerini söyledi. Ayrıca Taksim Meydanı’nı yayalaştıracak, insanların emrine sunacaklarını söyleyen Başbakan, daha sonra sözü bölgedeki ağaç kıyımına getirdi. Erdoğan şöyle konuştu:

“Şu anda AK Parti iktidarı döneminde belli yaş gruplarında Türkiye genelinde diktiğimiz ağaç miktarı, fidan, 10-5-3 yaş grubu üzeri ağaçlar olmak üzere yaklaşık 2,5 milyardır. Bu ağaçları bu iktidar dikiyor. Yeter ki ağaç dikme merakı olsun insanların. Onlara da yer tahsis ediyoruz. Al sana 500 bin metrekare alan burada gel ağaç dik, bedelsiz, diyoruz. Niye? Çevreciyiz. Bu adımları atıyoruz.”

Bu günün sonunda Gezi Parkı direnişi başladı ve bir aydan fazla bir zaman devam etti…

kronos
Devamını Oku »

25 Mayıs 2019 Cumartesi

Hz. Peygamber’in süt kardeşinin türbesini ziyaret ettiniz mi?

İstanbul’da en çok ziyaret edilen yerlerin başında Eyüp Sultan Türbesi geliyor. Özellikle Ramazanlarda hem yurtiçinden hem de yurtdışından insanlar manevi atmosferi için Eyüp’e akın ediyor. Bu ilginin sebebi peygamberimizin ashabından Halid bin Zeyd Ebu Eyyüb el-Ensari’nin (Eyüp Sultan) kabrinin burada oluşu. İstanbul’da vefat ettiği ve defnedildiği kesin olarak kayıtlarda yer alan bir sahabe daha var ki yeterince bilinmiyor. Bu sahabe Hazreti Muhammed’in (sav), süt kardeşi olduğu rivayet edilen Ebu Şeybe el -Hudri.  Türbesi Ayvanaray’daki Toklu Dede haziresinde yer alıyor.  Geçmişte Eyüp Sultan gibi yoğun kalabalıklar tarafından ziyaret edildiği bilinen türbe aynı ilgiyi görmüyor.

29 SAHABE TÜRBESİ VAR

İstanbul’da 29 sahabe kabri ve türbesi bulunurken, bunlardan yalnızca Halid bin Zeyd Ebu Eyyüb el-Ensari ve Ebu Şeybe el-Hudri’nin İstanbul’da vefat ettiği ve burada gömüldüğü hakkında bilgiler mevcut. Diğer 27 türbe ve kabrin ise daha sonradan, ölen bu kişileri anmak adına yapılan “makamlar” olduğuna inanılıyor.  “İstanbullu Sahabeler” kitabının yazarı Necdet Yılmaz’a göre Şeybe el-Hudri, İstanbul’da şehadet makamına erdiği kesin olan sahabedendir. Kuşatmaya katıldığında 90 yaşlarındadır. Seyahati oğlu Müsris ile yapmıştır. Sur dibinde şehit olmuş ve yanındakiler tarafından surların önüne defnedilmiştir. Vefatından kısa bir süre önce şu hadisi rivayet ettiği söylenir: “Her kim ihlasla, la ilahe illallah derse cennete girer”

Hz. Peygamberin “Konstantiniyye muhakkak fetholunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, askerleri de ne güzel askerdir.” müjdesine mazhar olabilmek için İstanbul, Osmanlı’dan önce de birçok kez kuşatılıyor. Müslümanların ilk İstanbul seferi 668’de halife Muaviye zamanında gerçekleşiyor. Bu sefere 63 sahabenin katıldığı rivayet ediliyor. Bunların arasında ilerlemiş yaşına rağmen Ebu Eyyüp El Ensari ve Ebu Şeybe el-Hudri de yer alıyor. Olumsuz şartlar altında, savaşa katılan birçok sahâbe gibi, kendisi de şehit olan Ebu Eyyûb, vefâtından bir süre önce, naaşının surlara en yakın bir yere defnini vasiyet etmiş ve bu vasiyet yerine getirilmiştir. 1453’de İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed Han’ın şeyhi Akşemseddin tarafından iki sahabenin kabri de keşif yoluyla tespit edilmiş ve türbe yapılmıştır.

TOKLU DEDE HAZİRESİNDE 3 SAHABE

Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılan bu türbenin ilk türbedarı da Toklu İbrâhim Dede olmuştur. Sultan II. Bayezid evkafına bağlı olan türbe 1108’de (1696-97) tamir edilmiş ve bunun tarihi Vâsıf tarafından yazılmıştır. Yeniçeri teşkilâtını kaldırdıktan sonra bütün velî türbelerini yeniden yaptıran Sultan II. Mahmud, 1251’de (1835-36) burada devrin zevkine göre yeni bir türbe inşa ettirmiştir. Sahaflar Şeyhizâde Esad Efendi tarafından düzenlenen manzum tarih, ta‘lik hatla Yesârîzâde İzzet Efendi eliyle yazılarak kapısı üzerine yerleştirilmiştir: “Merkad-i Bû Şeybe’yi şâh-i cihan yaptı latîf”. Sultan Mahmud’un yaptırdığı türbe, dikdörtgen pencereleri demir parmaklıklı, üstü ahşap çatı ve kiremit örtülü, XIX. yüzyıl üslûbunda (Tanzimat üslûbu), İstanbul’un başka yerlerindeki türbelerin benzeri olan bir yapıdır. Çok harap ve çatısı çökmüş durumda iken 1970’li yıllarda tamir edilerek ihya olunmuştur. Türbe bu yıl içinde yeniden restore edildi.

HAMDULLAH EL ENSARİ

Hz. Şeybe ile aynı türbe binası içinde fakat farklı odada sahabeden kabul edilen Hamdullah el-Ensârî’nin de kabri mevcut. Sandukasının baş ve ayak tarafından sütun şeklinde iki adet taş vardır.  Giriş kapısının yanında ziyaretçilerin rahatça içerideki sandukayı görebilecekleri ve dua edecekleri niyaz penceresi bulunmaktadır. Hakkında çok malumat olmamakla birlikte adından dolayı Medineli sahabelerden biri olduğu sanılmaktadır. Osmanlı zamanında Hz. Şeybe gibi itibar görmüştür.

AHMET EL ENSARİ

Şeybe’nin türbe kapısı önünde etrafı duvarlarla çevrili kabir Ahmet El Ensari’ye ait olup Medineli olması dışında hakkında bir bilgi mevcut değildir. Sahabe makamı olarak korunmaktadır. Mermerden yapılmış kabrin ortasından gökyüzüne doğru uzanan ağaç kabrin en sadık ve eski dostudur.

KA’B TÜRBESİ

Sur dibinde yatan üç sahabenin 40 metre kadar uzağında bir türbe daha yer alıyor. Bu türbede yatan Hazret-i Ka’b olarak kabul edilmektedir. Türbe Ayvansaray’daki Hz. Ka’b Mescidi’nin içinde bulunduğu geniş arazi içindedir. “Ashabdan Kâ‘b hazretleri” yazısı okunan türbe bir makam türbesi olarak görülüyor. Burada yatan sahabenin vahiy katipliği de yapmış olan Ka’b bin Malik olduğuna inanılıyor. Fakat bu bilgiye kaynaklarda rastlanmıyor. Türbeye ismi verilen Ka’b hazretleriyle aynı ismi taşıyan 17 sahabeden biri olduğu varsayılıyor.

SURDİBİ SAHABİLERİ

İstanbul kuşatması sırasında Eyüp Sultan hazretleri hastalanmış, ordu kumandanı Yezit ziyaretine gelerek bir isteği olup olmadığını sorduğunda “ Beni elinizden geldiği kadar surlara yakın bir yere götürün ve oraya defnedin. Zira Rasulullah’tan (sav) ‘Konstantiniyye Surları’nın dibinde salih bir kimse defnolunacaktır’ dediğini işittim. Umarım ki o salih kimse ben olayım” demiştir. Bugün Ayvansaray’daki Toklu haziresinde 3 sahabenin kabri ve hemen yanlarında da Hz. Ka’b yer alıyor.

kronos
Devamını Oku »

19 Mayıs 2019 Pazar

Eurovision’da Filistin çıkışı

Eurovision Şarkı Yarışması’nda bu yıl birinci Duncan Laurence’ın seslendirdiği Arcade şarkısı ile Hollanda oldu. Yarışma puanları dağıtılırken “Filistin” yazılı bayrak açan İzlanda vurdu.

Dünya üzerinde milyonlarca seyircinin takip ettiği Eurovision Şarkı Yarışması’nın finalinde 26 ülke sahne aldı. Performansların tamamlanmasının ardından izleyiciler için başlayan oylama işlemi bitti.

Oylamalar sürerken final programında sahneye Madonna çıktı. Bazı hayranları tarafından sosyal medya üzerinden eleştirilen Madonna, popüler şarkısı ‘Like A Prayer’ı seslendirdi. Madonna’nın dansçısının arkasındaki Filistin bayrağı dikkat çekti.

Bu yıl 64’üncüsü düzenlenen yarışma İsrail’in başkenti Tel Aviv’de yapıldı. İsrail’in Filistinlilere yönelik insan hakları ihlallerine dikkat çekmek isteyen bir grup aktivist, yarışmaya alternatif bir etkinlik organize düzenledi.

kronos
Devamını Oku »

9 Mayıs 2019 Perşembe

A’dan Z’ye Ramazan

Eskiler Ramazan’ı “on bir ayın sultanı” diye nitelemişler; “gufran ayı”(bağış ayı)” ve “oruç ayı” gibi isimlerle anmışlar. İyilik etme, günahlardan arınma, kalbini yeşertme fırsatı bilip büyük bir sevinç ve şevk ile karşılamışlar bu ayı. Eski coşkusunda olmasa da bugün de aynı duygu ve heyecanla Ramazan’a ulaştık. Her yıl olduğu gibi bu yıl da mübarek ay kendi kültürüyle girdi hayatımıza. Vazgeçilmez tatları ve güzellikleriyle birlikte geldi. Biz de A’den Z’ye bir Ramazan sözlüğü hazırladık.

RAMAZAN

Ramazan,  hicri takvime göre yılın dokuzuncu ayı olup dinimizce kutsal sayılan bir aydır. Müslümanlar bu ayda oruç tutarlar. Ramazan ayının kutsal sayılmasının sebebi sahip olduğu birtakım özelliklerdir. Bu özelliklerden bazıları şunlardır:
1.Kur’an, Ramazan ayında indirilmiştir.
2.Ramazan, Kur’an’da ismi geçen tek aydır.
3. Kur’an’da “bin aydan daha hayırlı” olarak nitelenen Kadir Gecesi bu aydadır.
4.Oruç ibadeti bu ayda yerine getirilir.
5.İtikaf, fitre, teravih namazı gibi ibadetler bu ayda yerine getirilir.
6.Bu ayda yapılan ibadetlerin sevabı diğer aylarda yapılanlara göre daha fazladır.
Peygamber Efendimiz,  Ramazan ayında diğer aylardan daha fazla ibadet etmiştir. bir hadisinde Ramazan’la ilgili olarak şunları müjdelemiştir. “Size bereket ayı Ramazan geldi. Bu ayda Allah sizi kuşatıp rahmetini indirir. Günahları bağışlayıp duaları kabul eder. Allah bu ayda sizin hayır hususundaki yarışmanıza bakar ve sizinle meleklerine karşı övünür. Allah’a hayırlı ameller takdim ediniz. Şaki, günahkâr, bu ayda Allah’ın rahmetinden mahrum olan kimsedir”

ORUÇ

Oruç, Allah’a kulluk niyetiyle tan yerinin ağarmasından güneş batana kadar kişinin kendisini yeme-içme, cinsel ilişki ve orucu bozan diğer şeylerden alıkoyduğu ibadettir. Hz. Peygamber bir hadiste “Kim iman ederek ve sevabını sadece Allah’tan umarak Ramazan orucunu tutarsa önceki günahları affedilir” buyurmuştur.
Oruç İslam dışında diğer dinlerde de yer alan bir ibadettir. Diğer dinlerde uygulanma şekli farklı olsa da oruç ibadeti, temelde nefsin dizginlenmesi esasına dayanmaktadır.

İMSAK

İmsak, orucun başlayıp sahurun sona erdiği vakittir. Yani, kişinin yeme içme, cinsel ilişki ve orucu bozan diğer şeylerden kendini uzak tutma şartı bu vakitten itibaren başlar. İmsak vakti, tan yeri ağardığında yani sabah ezanı okunduğunda başlar. Bu anda sahur sona erer; yeme içme işi bırakılır, orucu bozacak diğer şeyler de iftar vaktine kadar terk edilir.

İFTAR

İftar, orucu açmak demektir. İftar vakti güneşin batıp akşam ezanının okunmasıyla başlar. Bu vakitten itibaren oruçlu kişi yiyip içebilir, oruçlu olduğu süre içerisinde kendini alıkoyduğu işleri yapabilir

MUKABELE

Mukabele, cami veya başka yerlerde, Kur’ân’ın hatmedilmek üzere her gün bir miktar okunması manasına gelir. Mukabeleler üç aylarda, özellikle Ramazan ayında yapılır. Böyle bir karşılıklı okuma hem okuyanın hem de dinleyenlerin muhtemel okuma hatalarını düzeltmelerini de sağlar. Devam eden bir güzel gelenek de mukabeledir. Ramazan aylarında her gün bir cüz okuyarak bayrama kadar bütün Kur’an’ı baştan sona okuma geleneği hâlâ yaşatılıyor.

İTİKAF

İtikâf, Ramazan’ın son on gününü camide veya başka bir ibadet mahallinde inzivaya çekilerek devamlı ibadetle meşgul olmak demektir Kişi, itikâf sırasında anlamsız konuşmalardan, özellikle kötü sözlerden kaçınmalı; vaktini namaz kılarak, Kur’ân okuyarak, dua ederek veya dini eserler okuyarak değerlendirmelidir.

İMSAKİYE

Şirketler bu ay içinde yapılacak en doğru ve etkin reklamın imsakiye olduğunu düşündüğü için en küçük bakkal ya da kuruyemiş dükkanları dahi imsakiye bastırıp müşterilerine dağıtıyor.

FİTRE

Fitre, Ramazan Bayramı’na kavuşan ve temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların, kendileri ve bakmakla yükümlü oldukları her bir kişi için vermeleri gereken bir sadakadır.

FİDYE

Fidye, oruç ibadetini yerine getirmeye güç yetiremeyenlerin tut(a)madıkları her Ramazan orucuna karşılık fakirlere verdikleri para veya yiyeceği ifade eder.

TERAVİH 

Teravih, Ramazan ayı boyunca yatsı namazı ile  vitir namazı arasında kılınan namazın ismidir. Teravih namazı evde veya camide, tek başına veya cemaatle kılınabilir.

RAMAZAN PİDESİ

Ramazan’ın simgelerinden birisidir pide. İftar sofrasının olmazsa olmazlarındandır. Sofrada illa sıcak olacaktır. İftar saatine doğru Ramazan pidesini sıcak sıcak alıp getirmek için tatlı bir koşuşturma başlar. Oruçlu mideyle fırında kuyrukta beklemek bir Ramazan geleneğidir. Genelde sırada bekleme işi çocuklara düşer. Üzerine çörekotu, susam serpilmiş pidelerle yemeğe başlamanın tadını başka bir ayda duymak mümkün değildir. İlginçtir ki bu lezzet Ramazan ayının son bulmasıyla birlikte bir anda ortadan kaybolur.

MAHYA

Ramazan ayında aynı zamanda bir kültür ve medeniyet de bugüne taşınır. Mahya, kandil, Ramazan davulu, Ramazan topu, hatim programları bunlardan birkaçıdır. Mahya 16. yüzyıldan bu yana sürdürülen bir Ramazan geleneği. Büyük camilerde iki minare arasına gerilen halatlara, “Hoş geldin Ramazan”, “On bir ayın sultanı”, “Bismillah”, “Elhamdülillah” gibi yazılar yazılıyor. Bu yıl İstanbul’da 11 caminin minareleri arasına mahya asılacak. “Yalnız Allah’a kulluk et”, “Oruç tut sıhhat bul”, “Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan”, “Namaz dinin direğidir” ibareleri, bu yıl seçilen mahya lafızlarından bazıları…

İFTAR HURMAYLA AÇILIR

Ramazan’da iftar sofralarının bir başka vazgeçilmezi de hurmadır. Hac vazifesini ifa edenlerin ve umre ziyaretinden dönenlerin sunduğu en makbul ikram olan hurma, en çok Ramazan ayıyla bütünleşmiştir. Kutsal kitabımız Kur’an’da adı geçen gıdalardan olan ve hadis-i şeriflerde övülen hurma, bir sıcak iklim meyvesi. Arap ülkelerinde gündelik yaşamda sıkça tüketilen bu meyve, bizde genelde orucumuzu açarken, uzun süren açlık ve susuzluk sonunda doğan şeker ihtiyacımızı karşılamak üzere tercih edilir. İftara hurmayla başlamak İslamiyet’in ilk yıllarından bugüne gelen bir alışkanlıktır. Bir şifa deposu olan hurma, modern tıbbın da kıymet verdiği besinlerdendir.

SOFRANIN BAŞ TACI GÜLLAÇ

Ramazan’da iftar sofralarının klasik tatlısıdır güllaç. Ramazan gülü diye baş tacı edilen bu lezzet, Türklere özgü bir tatlı diye bilinir. Güllaç yaprağının ana maddeleri mısır nişastası, buğday unu ve su. Bunlar çok eski dönemlerden kalma bir formülle karıştırılıp sulu hamur haline getiriliyor. Sonra bu hamur kepçeyle kızgın tavaların üstüne ince tabakalar halinde dökülüyor. Kızgın tavada hamurun suyu uçup güllaç yaprağı oluşuyor. Parlak tarafları üste gelecek şekilde önce prese, oradan da kurutmaya gidiyor. Güllaç üreticileri bütün bir yıl hazırlayıp stokladıkları güllaç paketlerini Ramazan ayı içinde tüketiyorlar. Güllaç, nar taneleri ile süslenip öyle ikram ediliyor. Osmanlı döneminde kömür ocaklarında sac tavalara dökülerek yapılırmış güllaç. Bu geleneksel tatlının yapımı sırasında kullanılan gülsuyu nedeniyle güllü-aş imiş ismi. Zamanla ‘güllaç’a dönüşmüş.

SAHURA DAVULLA KALKMAK

Ramazan ayında sahura Ramazan davulcusu ve onun manileri ile kalkmak da eski bir gelenektir. Günümüzde çalar saati olmayan evin kalmaması Ramazan davulcusunun gerekliliğini ortadan kaldırdıysa da, bu gelenek yaşatılır. Bir ay boyunca sokak sokak gezen davulcular, Ramazan’ın bitiminde kapı kapı dolaşarak mahalle sakinlerinden para toplar.

TOP DEĞİL, SES BOMBASI

Ramazan’da iftar ve imsak vakitlerini bildirmek için kurusıkı top atışları yapılırdı. Kimi yerlerde devam ettirilmeye çalışılsa da bu gelenek unutulmaya yüz tutmuştur. Bu geleneği devam ettirmek adına ses bombası atanlar da var.

HATİMLE TERAVİH

Teravih namazına çoluk çocuk herkes ilgi gösterir. Her camide olmasa bile mutlaka her ilde bir ya da birkaç camide hatimle teravih kılınır.

KUMANYALAR

Pek çok işyeri ve hayır sahibi, Ramazan’da ihtiyaç sahibi olanlara ya da işçilerine gıda malzemesi vermeyi ihmal etmez. Bu da sadece Ramazan aylarına mahsustur. Büyük marketler Ramazan’a özel gıda paketleri oluşturur.

kronos
Devamını Oku »

8 Mayıs 2019 Çarşamba

#herşeyçokgüzelolacak fırtınası

Star Wars (Yıldız Savaşları) serisinin ana karakteri Luke Skywalker’a hayat veren Mark Hamill, Türkiye’de 23 Haziran’da tekrarlanacak olan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı seçimine dair kişisel Twitter hesabından paylaşımda bulundu. Hamill, “her şey çok güzel olacak” diye yazdı.

Hamill, kendisine “#herşeyçokgüzelolacak diye tweet atabilir misiniz? Türkiye’de hükümet yüzünden bir seçim sorunumuz var, bu konu hakkında tweet atabileceğinize inanıyorum. Nasıl mı biliyorum? Hissettim… Güç bizimle olsun…” diye mesaj gönderen Fıratcan Dündar adlı takipçisine yanıt olarak “her şey çok güzel olacak” dedi.

ÜNLÜ YAZAR DA ‘HER ŞEY GÜZEL OLACAK’ DEDİ

Ünlü bilimkurgu yazarı Neil Gaiman, Türkiye’de 23 Haziran’da tekrarlanacak olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimine ilişkin kişisel Twitter hesabından paylaşımda bulundu. Gaiman, “Her şey çok güzel olacak, iyi şanlar Türkiye” diye yazdı.

Öte yandan Şarkıcı Tuğba Ekinci, sosyal medya hesabında AKP’nin genel başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafını paylaştı ve “Kalbinizi kıranlar adına ben özür dilerim. İyi olan kazansın” dedi.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı seçiminin iptal edilmesi sonrası çok sayıda sanatçı, mazbatası geri alınan Ekrem İmamoğlu için destek mesajı yayınladı ve “Her şey çok güzel olacak” paylaşımı yaptı.

Bu sanatçılara bir tepki de, şarkıcı Tuğba Ekinci’den geldi.

Sosyal medya hesabında Erdoğan’ın fotoğrafını paylaşan Ekinci, “Her zaman yanınızdayım, çünkü sizi en azından tanıyoruz. Partinizle beraber ülkemize yaptığınız tüm gelişimler için teşekkür ederim. Kalbinizi kıranlar adına ben özür dilerim. İyi olan kazansın Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan” dedi.

kronos
Devamını Oku »

6 Mayıs 2019 Pazartesi

Yayımlanmamış albümü Uzelli’de

Türkiye’nin köklü müzik kuruluşlarından Uzelli’nin sahibi Metin Uzelli sanatçı Müzeyyen Senar’ın yayınlanmamış albümünün Uzelli arşivinde olduğunu söyledi.

Kültür Servisi’nin aktardığına göre, “Uzelli’den yayımlanmış bugüne kadar 1280 albüm var. Bu albümlere ait bütün üretim kopyaları, kaset-CD kapakları ya da stüdyo master’ları muhafaza ediliyor. Bunun dışında albümlere iştirak edenlerle, telif haklarına ilişkin bütün evraklar duruyor.” dedi.

Uzelli, “Müzeyyen Senar’ın söz konusu albümü niye bugüne dek yayımlanmadı?” sorusunu ise şöyle cevapladı:

“Bizim bunları yayımlamak konusunda ketum davrandığımızı görürsünüz. Ketumluğun dışında, regülasyona ve kurallara sadık olmamızdan da kaynaklanıyor. Ülkemize mahsus durum, yasaların bugünkü durumu, bu tip eski yayınların çoğaltılması ve yayılmasının önünde engel. Kültürel mirasımızın insanımıza ulaşmasını engelliyor. Kanun değişip uluslararası standartlara geldiğinde, bunları tekrar gün ışığına çıkaracağız.”

kronos
Devamını Oku »

3 Mayıs 2019 Cuma

Toronto’da dil ve kültür buluşması

Kanada’nın Toronto kentinde dil ve kültür festivali rüzgârı esti. Dünyanın farklı ülkelerinden çocuklar Uluslararası Dil ve Kültür Festivali (IFLC) 2019 etkinliği için Toronto’da sahne aldı.

Etkinlik şehir merkezinde bulunan Metro Toronto Convention Center’da gerçekleşti. Rogers Medya çatısı altında yer alan OMNI TV’nin yöneticisi Jake Dheer’in sunduğu festivale, hem Kanada ve hem de Türk komitesinden büyük ilgi vardı. Salon tamamen doldu, biletler erkenden tükendi.

Festival ‘Colours of the World’ şarkı ve dans gösterisiyle başladı. Salonu dolduran kalabalık öğrencilerin birlik, beraberlik, kardeşlik ve küresel barış melodileriyle neşelendi.

Ardından sahneye çıkan sunucu Jake Dheer, Kanada’nın dünyanın en büyük kültür beşiği olduğunu, 200’den fazla kültür ve 140 dilin buluştuğu Toronto’da gerçekleştirilen festivalde yer almaktan büyük gurur duyduğunu söyledi. Dheer, sunumunu yer yer Türkçe yaptı.

Dil ve Kültür Festivali’ne dünyaca ünlü şarkıcı, komedyen ve NBA yıldızları da video mesajı gönderdi. Ünlü Rap Yıldızı ICE T, aktör ve komedyen Maz Jobrani ve olağanüstü smaçlarıyla ün yapan NBA oyuncusu Vince Carter’ın video mesajları ekrana yansıtıldı. Her 3 ünlü isim de IFLC’nin uluslararası dil ve kültür faaliyetlerinin dünya barışına büyük katkıda bulunduğunu dile getirip öğrencilerle gurur duyduklarını anlattı.

Ontario Başbakanı Doug Ford da festivale Gülen Hareketi’nin uluslararası eğitim ve kültür faaliyetlerini öven bir tebrik mesajı gönderdi.

Uluslararası Dil ve Kültür Festivali’nin dünya barışına, kültür ve dillerin harmonisiyle kültürel farklılıkların zenginliğine büyük katkıda bulunduğunu belirten Başabakan Ford, IFLC’ye farklı dil ve kültürlerin barış içinde bir arada bulunabildiğini gösterdiği için tebriklerini iletti. Ontario Eyaleti Başbakanı Ford, dünyanın farklı ülkelerinden gelen öğrencileri Toronto’da ağırlamaktan gurur duyduğunu iletti.

Festivalde Enes Kanter sürprizi yaşandı. IFLC’nin en büyük sponsoru olan NBA yıldızı Enes Kanter programa canlı bağlandı. Kanter, öğrencilere, velilere ve onları yetiştiren öğretmenlere teşekkürlerini iletti ve festivalde sahne alan öğrencilerin dünya barışı için son derece önemli bir faaliyette bulunduklarını anlattı. Kanter, festivale ev sahipliği yapan Kanada’nın kendisi için dünyanın en kıymetli yerlerinden biri olduğunu da dile getirdi. Enes Kanter Foundation, IFLC’nin en büyük sponsorları arasında liste başında yer alıyor.

Sahneye davet edilen AHF Başkanı Sadettin Özcan konuşmasında, IFLC’nin sevgiye adanmış bir etkinlik olduğunu ve festivali fikrinin Fethullah Gülen olduğunu anlattı. Bölge milletvekili Daisy Wai dünya barışına yaptıkları katkıdan dolayı AHF Başkanı Özcan’a plaket verdi. Wai, programda ter döken öğrencilere ve sponsorlara teşekkür etti ve milletvekili olarak IFLC’nin faaliyetlerine gönül desteği verdiğini ifade etti.

Festival, farklı ülkelerin şarkı ve dans gösterileriyle devam etti. Umuda ve hayata bağlı kalmanın öneminin anlatıldığı ‘Patricia Musical’, izleyicilere yer yer duygu dolu anlar yaşattı.

Öğrencilerin Türkçe şarkıları salondan büyük alkış toplarken zamanda yolculuğu konu alan ‘Best of World Songs Musicals’ gösterisi, Kanadalı misafirlere keyif dolu anlar yaşattı.

kronos
Devamını Oku »

2 Mayıs 2019 Perşembe

Aden, Sports Illustrated kapağında

Somali asıllı ABD vatandaşı Halima Aden, 55 yıllık Sports Illustrated dergisinin kapağında yer alan ilk Müslüman kadın model oldu.

Euronews‘ın aktardığına göre, doğum yeri olan Kenya’da, Watamu plajında burkini giyerek kameralara poz veren Halima, bu fotoğraf çekiminin daha öncekilerden çok daha farklı olduğunu ifade etti.

Aden, ilk kez 2016 yılında katıldığı Miss Minnesota güzellik yarışmasına tesettürlü katılarak adını duyurmuştu. Bu yarışmanın ardından tesettürlü ilk manken olarak moda dünyasında ilklere imza attı.

Aden’in okuyucularının çoğunun erkek olduğu bilinen dergi için poz vermesi tartışmalara da yol açtı. Sosyal medyada Aden’i tebrik edenlerin yanı sıra, tesettürle İslam’ı temsil edip erkek okuyucular için çekici pozlar vermesini de eleştirenler oldu. Fotoğraf karelerini olumlu karşılayanlar, burkini ve benzeri yüzme kıyafetlerinin kabul görmesi açısından önemli olduğunu ifade ediyor.

kronos
Devamını Oku »

1 Mayıs 2019 Çarşamba

Instagram ‘Beğeni’leri gizliyor

Sosyal paylaşım sitesi Instagram, mesajların kaç kez beğenildiğini gizlemeye hazırlanıyor. Kanada’da deneme amaçlı olarak bu hafta sonu başlatılacak yeni uygulamada kullanıcılar bir mesajın kaç kez beğenildiğini göremeyecek. Ancak mesaj sahipleri bunları görmeye devam edecek.

Instagram sözcüsü, “Bu özelliği deniyoruz çünkü takipçilerin paylaşılan fotoğraf ve videoya odaklanmasını istiyoruz, kaç kez beğenildiğine değil” dedi.

Teknoloji sitesi Testcrunch‘tan BBC Türkçe‘nin aktardığına göre, “Bu özellik bizi daha az kıskanç yapacak. Çünkü arkadaşlarımızın mesajlarının bizimkinden daha fazla beğenildiğini görmek istemeyiz. Bu sayede kullanıcılar, bir ‘beğeni’ savaşından uzaklaşıp gerçekten kendilerini yansıtan mesajları paylaşmaya yönelecek. Uygulama, kişilerin popülerlik için kendilerini olduğundan farklı göstermesini engelleyecek, orijinalliği özendirecek” denildi.

kronos
Devamını Oku »