29 Nisan 2019 Pazartesi

Selahattin Demirtaş: CHP’nin bize diyet borcu yok, halka demokratik hizmet borcu var

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) tutuklu eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, “CHP’li belediyelerin bize diyet borcu değil; halkın tamamına eşit, adil, şeffaf, demokratik hizmet borcu vardır” yorumunu yaptı.

Avukatları vasıtasıyla BBC Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Demirtaş, 31 Mart yerel seçimlerinin en önemli sonucunun ‘toplumun kamplaşma değil birlikten yanalığını göstermesi olduğunu’ söyledi. Demirtaş, HDP seçmenlerinin Batı kentlerinde sandığa gitmiş olmasının çok sevindirici olduğunu da kaydetti.

CHP CESUR POLİTİKALAR GELİŞTİRMELİDİR

Demirtaş şunları söyledi: “CHP Genel Merkezi sosyal demokrat kimliğine uygun olarak demokrasi ve barış adına cesur politikalar, çözüm önerileri geliştirmek durumundadır. Sadece HDP’lilerin değil tüm toplumun en acil beklentisi ve ihtiyacı budur. Bunu geliştirmekte tereddütlü davranırlarsa elbette seçmen bunu göz önünde bulunduracaktır.”

HDP’NİN DERS ÇIKARACAĞI EKSİKLİKLERİ VAR

Doğu ve Güneydoğu’da ‘Kürtlerin tüm baskılara rağmen HDP’nin etrafında kenetlendiğini’ söyleyen Demirtaş, partinin bazı eksikliklerinin olduğunu kabul ettiğini, bunlardan ders çıkarılacağını söyledi. Demirtaş, 19 Nisan’da Hakkari’de yaşanan ve dört askerin hayatını kaybettiği çatışmadan üzüntü duyduğunu, yaşamını yitiren askerlerin ailelerine başsağlığı dilediğini belirtti.

GÜL’ÜN TUTUMU ÜLKENİN HAYRINA OLUR

Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ‘ülkedeki hukuksuzluklara karşı daha açık bir tutum sergilemesinin Türkiye demokrasisinin hayrına olacağı kanaatinde olduğunu’ söyleyen Demirtaş, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun siyasi eleştirileri konusundaysa ‘İşe samimi özeleştiri ve özürle başlamak yerine akıl dağıtmakla başlarsa kimsenin o sicili bozuk aklı alacağını sanmıyorum’ yorumunu yaptı.

İMAMOĞLU BİRLİK SİYASETİNDE ISRARCI OLMALI

Demirtaş, Ekrem İmamoğlu ile ilgili de şunları kaydetti: “Kucaklayıcı dil siyasette önemli ve anlamlıdır. Farklılıklara saygı duyarak siyaset yapmak tüm ülkeye kazandırır, toplumun tamamı bundan fayda görür. Ancak bunu sözde yapmak yetmez, pratikte de gerçekleştirmek gerekir. Sayın İmamoğlu’nun kutuplaştıran, ötekileştiren baskılara, şantajlara boyun eğmeden demokrasi içerisinde birlik siyasetinde ısrarcı olmasını diliyorum. Bu çerçevede başarılı olmasını temenni ederim.”

BİR BEDEL ÖDETME OPERASYONUYDU

Demirtaş, Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırıya ilişkin ise şunları dile getirdi: “Bir burun sürtme, ölümü gösterip sıtmaya razı etme, bedel ödetme operasyonu olduğu aşikar. Bu türden linç eylemleri devlet içinden göz yumma, destek olma gibi yaklaşımlar olmadan gerçekleştirilemez. Kimse kimseyi kandırmasın açık bir tehdit operasyonudur. Ancak toplumdaki fay hatlarını tetikleme potansiyeli de taşıyan tehlikeli adımlardır bunlar. Kimsenin bu türden provokasyonlara alet olmaması, galeyana gelerek kirli amaçlara hizmet etmemesi gerekir.”

Demirtaş: ‘Öcalan’ın heykelini dikeceğiz’ dediğimde, Erdoğan’ın elinde Öcalan’ın iki mektubu vardı

medyabold
Devamını Oku »

İmamoğlu’ndan Erdoğan’a sindirim yanıtı: İstanbul halkının içine sindi

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Milletimiz diyor ki bu İstanbul benim içime sinmedi” sözlerine yanıt veren İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Bulunduğu salondaki kişilerin içine sinmemiş olabilir. İstanbul halkının gayet içine sinmiş durumdadır“ dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beyoğlu’nda İstanbul Kalkınma Ajansı’nın organize ettiği toplantının ardından İstanbul Valisi Ali Yerlikaya’ya aracına kadar eşlik etti. Ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan İmamoğlu’na Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kızılcahamam’daki İstanbul seçimleri ile ilgili değerlendirmeleri soruldu.

İSTANBUL HALKININ İÇİNE SİNDİ

İmamoğlu, “Hakkını aramak konusunda tabii ki herkes hakkını arar, biz de hakkımızı ararız. Hiç sorun yok. Hak aramanın usulleri ve şekilleri var. Bu usullere uymadığınız zaman hak aramanın biçimi değişir. Bu sefer başka bir haksızlık doğurursunuz. Bu çok net. Ama içine sinmediği kısmına gelirsek bulunduğu salondaki kişilerin içine sinmemiş olabilir. İstanbul halkının gayet içine sinmiş durumdadır. Büyükşehir belediyesi çalışanlarının da içine sinmiş durumda. Sokaktayız. Gittiğimiz her yerde vatandaşlarımızla başbaşayız ve beklentilerini dinliyoruz” dedi.

BENCE GÜN BUGÜNDÜR

Ekrem İmamoğlu, “YSK’ya yapılan itirazlar, doğru gerekçeleri ile yapılan itirazlar zaten sonuçlandı bitti. Bu saatten sonra yapılan itirazların gerçekten tüm seçimleri sıkıntıya sokabileceğini düşünüyorum. Bu anlamda artık neredeyse YSK’nın kendisini sorgulayacağı kısımları geçildi. Bir an önce YSK’nın süreci tanımlaması ve tüm soru işaretlerini ortadan kaldırması lazım. Takvimi yoktur bu işin. Bence gün bugündür. Gün yarındır, yarından tezi yoktur. Bir an önce sürecin tanımlanması Türkiye’nin artık işine dönmesi, rutinine dönmesi, herkesin kendi işi ile ilgilenmesi Türkiye’nin sıhhatine olacaktır” diye konuştu.

Fatih Portakal’ göre Erdoğan olası yeni İstanbul seçimi için ısınma turlarında

medyabold
Devamını Oku »

Turkish YouTubers face jail for “promoting drug use”

Five to ten years in prison is the suggested sentence by the Istanbul Public Prosecutor for two brother accused of running a YouTube channel that allegedly encourages drug use.

A news report by T24 said the prosecutor wants the Kizgir brothers sentenced after they were first detained in December 2018 by the Narcotics Criminal Investigations Division of Turkey during a drug operation.

Emre Kizgir and Erdi Kizgir were detained over a video they published on their YouTube channel, “Deep Turkish Web.” The judge later released them.

Deep Turkish Web is one of the successful channels in Turkey, with about 920,000 subscribers. The Kizgir brothers, running a channel laced with unique sense humor opened the channel in 2016 and saw success because of their realistic acting of characters from everyday life.

According to the reports, in the video, – titled “Yılan Serdar ve Müptezel Samet” – one of the brothers approaches the other with a sac filled with a kind of powder in his hand.

The conversations between the two imply a drug was represented in the sac. In the following parts of the video, one of the brothers starts seeing hallucinations and both act as if they are not in their senses.

Officials held this video out as evidence for the criminal charges of promoting the use of drugs, though it was deleted afterward. The police did not come across traces of drugs when they conducted a search at their place.

Statements by the Kizgir brothers highlight the contents of the channel is completely humor-based and denied the allegations.

The chief prosecutor of Istanbul accepted the indictment, demanding 5 to 10 years of jail for social media celebrities.

Mentioned by the independent T24 news portal, the Kizgir brothers are expected to stand trial on July 4, 2019, for the first time due to the accusations.

Similar incidents had occurred in the recent past. Officers had arrested and questioned a famous Turkish rapper, Ezhel, on accounts of encouraging drug use in his lyrics in May 2018.

The focus point of his relevant song was believed to be poverty and urban life in his native city Ankara, capital of Turkey.

Judges acquitted Ezhel in his trial, held at the end of his four-week detention, after many of his fans raised their voices on several social media platforms, with the hashtag  #FreeEzhel, reported by CNN Turk.

“Where are you when we need justice most when all these horrible things are happening? I’m quitting rap and becoming a lawyer,”  protested Ezhel on his social media accounts.

Another such case was noted when Istanbul police had reportedly detained and interrogated Ezhel in October 2018 on accusations of promoting drug use in his song, “Mary Jane”, reported by Diken.

Reuters reported that Amnesty International has campaigned for journalists, singers and rights defenders jailed in Turkey after the coup attempt of 2016, which brought with it a ban of freedom of expression.

Don’t do the Bird Box challenge, it’s dangerous and can be deadly, warns police, Netflix and YouTube  

The post Turkish YouTubers face jail for “promoting drug use” appeared first on IPA NEWS.



from IPA NEWS https://ipa.news/2019/04/29/turkish-youtubers-face-jail-for-promoting-drug-use/
Devamını Oku »

Messi’si olan Şampiyonlar Ligi’nin favorisidir

Şampiyonlar Ligi yarı final ilk maçında Ajax ile karşılaşacak olan Mauricio Pochettino, turnuva hakkında görüşlerini dile getirdi. Tottenham Teknik Direktörü Mauricio Pochettino, Şampiyonlar Ligi’nde favori takımın Messi’si olan takım olduğunu vurguladı.

Şampiyonlar Ligi’nin yarı final sürprizlerinden biri olan Tottenham, çeyrek finalde Manchester City’i eleyerek büyük bir başarıya imza attı. Pochettino, Goal’e verdiği özel röportajda bu aşamada tüm takımların güç açısından dengeli olduğunu ancak tek bir oyuncunun bu dengeleri bozduğunu söyledi:

Pochettino, Manchester City eledikleri maçta çok büyük bir sevinç yaşadı

MESSİ OLMASAYDI HER TAKIM YÜZDE 25 ŞANSA SAHİP OLURDU

“Çeyrek finallerde yaşanılanlara bakarsak bu turda da favori olmadığını söyleyebilirim. Ama kişisel görüşüm favori takım Messi’ye sahip olandır. Böyle bir durum olmasaydı her takımın yüzde 25 şansı olurdu.”

Tottenham, dört takım arasında Şampiyonlar Ligi’ni kazanmayan ya da final oynamayan tek takım konumunda bulunuyor.

medyabold
Devamını Oku »

Çiğli Belediyesi’nde 700 işçi iş bıraktı

Belediyenin Harmandalı Mahallesi’ndeki şantiye binasında toplanan işçiler, işe çıkmadı. DİSK Genel İş Sendikası 5 No’lu Şube Başkanı Ali Haydar Kara işçilerle görüştü. Kara, şantiye önünde yaptığı açıklamada, geçen cuma DİSK üyesi 7 işçinin belediye yönetimi tarafından işine son verildiğini söyledi.

‘İŞE GELMEME’ İDDİASIYLA ÇIKARTILDILAR

Belediye yetkilileriyle görüştüklerini ifade eden Kara, şu açıklamada bulundu: “Arkadaşlarımızın işe gelmediği ve verilen görevi yapmadığı gerekçesiyle işten çıkarıldığı belirtiliyor. Ancak bu arkadaşlarımız işlerini zamanında yapan kişilerdir. İşverenin yaptığı bu hatadan vazgeçmesini istiyoruz. Bir çözüm olursa kaldığımız yerden işlerimize devam edeceğiz. Aksi durumda üretimden gelen gücümüzü kullanacağımızın bilinmesini istiyoruz. Şu an temizlik işleri de dahil belediyede bir çalışma yok. Toplam 700 çalışan iş bırakmış oldu.”

Öte yandan, Çiğli Belediye Başkanı Selim Utku Gümrükçü, işçilerinin iş bırakma eylemine ilişkin herhangi açıklama yapmayacağını belirtti.

kronos
Devamını Oku »

İmamoğlu: Sonuçlar İstanbul halkının içine sindi

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu, “Bence gün bugündür. Gün yarındır, yarından tezi yoktur. Bir an önce sürecin tanımlanması Türkiye’nin artık işine dönmesi, rutinine dönmesi, herkesin kendi işi ile ilgilenmesi Türkiye’nin sıhhatine olacaktır” diye konuştu.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beyoğlu’nda İstanbul Kalkınma Ajansı’nın organize ettiği toplantının ardından İstanbul Valisi Ali Yerlikaya’ya aracına kadar eşlik etti. Ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan İmamoğlu’na Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kızılcahamam’daki İstanbul seçimleri ile ilgili değerlendirmeleri soruldu.

‘GİTTİĞİMİZ HER YERDE VATANDAŞLARLAYIZ’ 

İmamoğlu, “Hakkını aramak konusunda tabii ki herkes haklı. Biz de hakkımızı ararız. Hiç sorun yok. Hak aramanın usulleri ve şekilleri var. Bu usullere uymadığınız zaman hak aramanın biçimi değişir. Bu sefer başka bir haksızlık doğurursunuz. Bu çok net. Ama içine sinmediği kısmına gelirsek bulunduğu salondaki kişilerin içine sinmemiş olabilir. İstanbul halkının gayet içine sinmiş durumdadır. Büyükşehir belediyesi çalışanlarının da içine sinmiş durumda. Sokaktayız. Gittiğimiz her yerde vatandaşlarımızla başbaşayız ve beklentilerini dinliyoruz” dedi.

‘YSK’NIN SÜRECİ TANIMLAMASI LAZIM, GÜN BU GÜNDÜR’

Ekrem İmamoğlu, “YSK’ya yapılan itirazlar, doğru gerekçeleri ile yapılan itirazlar zaten sonuçlandı bitti. Bu saatten sonra yapılan itirazların gerçekten tüm seçimleri sıkıntıya sokabileceğini düşünüyorum. Bu anlamda artık neredeyse YSK’nın kendisini sorgulayacağı kısımları geçildi. Bir an önce YSK’nın süreci tanımlaması ve tüm soru işaretlerini ortadan kaldırması lazım. Takvimi yoktur bu işin. Bence gün bugündür. Gün yarındır, yarından tezi yoktur. Biran önce sürecin tanımlanması Türkiye’nin artık işine dönmesi, rutinine dönmesi, herkesin kendi işi ile ilgilenmesi Türkiye’nin sıhhatine olacaktır” diye konuştu.

kronos
Devamını Oku »

Erdogan blames main opposition CHP over attack on party leader

Turkish President Recep Tayyip Erdogan has accused the main opposition, Republican People’s Party (CHP), of paving the way for the recent attack on its party leader, Kemal Kilicdaroglu, Gazete Duvar news portal reported on Sunday.

During his closing speech at the 28th Consultation and Assessment Meeting of AK Party (AKP) in Ankara’s Kizilcahamam district on Sunday, Erdogan put the blame on CHP for the attack that targeted its leader during a fallen soldier’s funeral last week.

Kilicdaroglu was attacked in Ankara’s Cubuk district by dozens of men at the funeral of Private Yener Kirikci, who died in a clash between the Turkish army and the outlawed Kurdistan Workers’ Party (PKK), in what party members call a “lynch attempt” against their leader.

“We [AKP] condemn the attack explicitly. What we protest is the harassment, terror allegations and insults the relatives of the fallen soldier and people of the [Cubuk] district face,” Erdogan said, referring to CHP’s terrorism accusations.

A day after the attack on Kilicdaroglu, CHP Deputy Chairman Aykut Erdogdu accused the perpetrators of being members of a terrorist organization on his official Twitter account.

“Those who attacked our chairman in an attempt to lynch him are ignoble terrorists who [actually] attacked this country’s national unity. This ignoble mob has unity of purpose with separatist terrorists. I damn this ignoble mob. We will not give this country up to them,” Erdogdu said.

Referring to CHP’s cooperation with the pro-Kurdish People’s Democratic Party (HDP) during the local elections, the president added: “Those who attacked you are those whom you walked arm in arm with and no one else.” Erdogan underlined that what led to last week’s attack was CHP’s having a common purpose with the pro-Kurdish HDP during the local elections on March 31.

“We say: If you collaborated with a party in command of a terrorist organization, you would make our martyrs turn in their graves. They [CHP members] claim that we are legitimizing the incident [attack on Kilicdaroglu],” Erdogan further said.

As part of its political strategy in western Turkey, HDP sat out of the mayoral races in large cities and urged its supporters to cast strategic votes for the Nation Alliance formed by the secular opposition CHP and nationalist opposition IYI (Good) Party.

Partly due to that strategy, CHP was able to defeat AKP’s candidate and won the mayoral race in Istanbul, the city where Erdogan’s political career began as mayor in the 1990s.

Turkey accuses the HDP of having links with PKK, an armed militant group listed as a terrorist organization by Turkey, that has been fighting for self-rule in the predominantly Kurdish southeastern region of Turkey for more than 30 years.

Although HDP denies the allegations, several party seniors, including the co-chair Selahattin Demirtas, have been in prison on various charges that include “managing a terrorist organization”.

“CHP administration is different to those citizens who voted for the party. We should realize that,” Erdogan stated, putting the blame on his party for not being able to attract CHP’s voters in the local elections.

“We are obliged to examine ourselves for failing to reach those citizens [who voted for other parties], express ourselves and receive their support,” Erdogan added.

Erdogan takes swipe at those calling for recognition of 1915 Armenian genocide

The post Erdogan blames main opposition CHP over attack on party leader appeared first on IPA NEWS.



from IPA NEWS https://ipa.news/2019/04/29/erdogan-blames-main-opposition-chp-over-attack-on-party-leader/
Devamını Oku »

Bir yılda 164 yayın yasağı kararı

Radyo, Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) 2018 Yılı Faaliyet Raporu’na göre, internet yayınlarını da denetleme hakkına kavuşan Radyo, Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ‘yayın yasakları’ gerekçesiyle birçok olayın yayınına izin vermedi. Çeşitli mahkemelerden değişik yayın kuruluşları ve kişiler hakkında 164 yayın yasağı kararı çıkarıldığı ifade edilen raporda, bu olayların yayınının durdurulması konusunda mahkemelerle ‘bilgi alışverişi’ yapıldığı belirtildi.

124 BİN ŞİKÂYET

Birgün’den Hüseyin Şimşek‘in haberine göre televizyonda şiddet içeren programların sayısının her geçen gün arttığı ifade edilen raporda, kuruma bir yılda bu yayınlar nedeniyle 124 bin 234 şikayet geldiği aktarıldı. En fazla şikayet edilen program türü ise, ‘televizyon dizileri’ oldu. Dizilerin yüksek şikayet oranına ulaşması, raporda şöyle anlatıldı:

“Bu kadar fazla bildirim almasındaki temel sebeplerin başında toplumun ahlaki ve aile anlayışına ters düşen içeriklerin bulunması, şiddet içeriklerinin özellikle de kadına şiddet görüntülerinin fazla olması gelmektedir. Bunun yanı sıra dizilerde bazı meslek gruplarının hedef alınması yine bu meslek gruplarının tepkisine neden olmuştur.”

RTÜK’E 335 KARŞI DAVA AÇILDI

2018 yılında RTÜK kararlarına karşı çeşitli televizyon ve radyoların girişimlerine de yer verilen raporda, “Kurum aleyhine 335 dava açıldı. Bu davaların ikisi uyarı cezalarına, 130’u idari para cezalarına, 51’i program durdurma ve idari para cezalarına, 55’i geçici yayın durdurma, 20’si yayın lisans iptali, 77’si ise diğer davalara ilişkindir. 335 davanın 40’ı RTÜK lehine, altısı ise RTÜK aleyhine sonuçlandı. 289 dava halen beklemededir” denildi.

Türkiye’de günlük ortalama televizyon izleme süresinin 3 saat 34 dakika olarak tespit edildiği raporda, televizyonların yanı sıra sosyal medya sitelerinin de artık yurttaşların haber kaynakları arasında yer aldığı vurgulandı.

EN ÇOK HABER VE YERLİ DİZİ İZLENİYOR

Raporda, “2006 yılından bu yana televizyon izleme sürelerinde belirgin bir azalma yaşanmıştır. En çok izlenen program türü ‘Haberler’ ve ‘Yerli Diziler’dir. Araştırmaya katılanların yüzde 69,2’si televizyona, yüzde 62,3’ü yazılı basına, yüzde 62,2’si radyoya, yüzde 59,1’i internet üzerinden haber sitelerine ve yüzde 53,7’si sosyal medyaya bir haber kaynağı olarak güveniyor” ifadelerine yer verildi.

kronos
Devamını Oku »

SIPRI: Türkiye’nin askeri harcaması yüzde 24 arttı

Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) tarafından açıklanan yıllık rapora göre küresel savunma harcamalarındaki yükseliş eğilimi devam ederek, 2018 yılında 1 trilyon 800 milyar dolara ulaştı.

İsveç merkezli kurumun raporuna göre 2017’de en çok askeri harcama yapan ülkeler sıralamasında dokuzuncu sırada olan Almanya 2018’de sekizinci sıraya yükseldi. Almanya bu dönemde savunma bütçesi için 49 milyar 500 milyon dolarlık bir pay ayırdı.

TÜRKİYE 15’İNCİ SIRADA 

Türkiye ise 15’inci sıradaki yerini korudu. Sırasını korumasına karşın bir önceki yıla göre askeri harcamalara yüzde 24 daha fazla bütçe ayıran Türkiye, 19 milyar dolarlık harcamasıyla ilk 15 ülke arasında en fazla artış gösteren ülke oldu.

SIPRI: TÜRKİYE GİDEREK DAHA FAZLA HARCAMA YAPIYOR 

Ankara’nın askeri harcamalarındaki artış ile ilgili konuşan SIPRI araştırmacısı Nan Tian, “Türkiye hızlı askeri teçhizat teslimatı konusunda giderek daha fazla harcama yapıyor ve bir yandan da yüklü miktarda silah satın alıyor” ifadesini kullandı. Deutsche Welle Türkçe’de yer alan habere göre Tian, “Türkiye ayrıca Suriye’deki Kürt gruplara karşı askeri harekâtını genişletiyor, bu da çok fazla paraya mal oluyor” şeklinde konuştu.

kronos
Devamını Oku »

İçimizden biriydi, Türk gibiydi

Aytemiz Alanyaspor kaptanı Haydar Yılmaz, takım arkadaşı Josef Sural’ın ölümünün ardından “Ben İzmir’e döndüm. Şu anda kendimi çok kötü hissediyorum. Sural içimizden biri gibiydi. Türk gibiydi” ifadelerini kullandı.

Elim trafik kazasında hayatını kaybeden takım arkadaşı Josef Sural’ın ölümünün ardından Aytemiz Alanyaspor kaptanı Haydar Yılmaz büyük üzüntü yaşadı.

Tecrübeli file bekçisi, Şaka gibi, hala inanamıyorum. Keşke elimizden bir şey gelseydi. Ne yapacağımı bilemiyorum. Yaralanan arkadaşlarımızın durumları iyi ama psikolojik olarak çok kötü durumdalar. Herkes gibi şoktayım. Maçtan sonra hocamız izin vermişti. Ben İzmir’e döndüm. Şu anda kendimi çok kötü hissediyorum. Sural içimizden biri gibiydi. Türk gibiydi” dedi.

Josef Sural’ın aracın kapısından dışarı fırlatığı tespit edildi.

SURAL ARABADAN DIŞARI FIRLAMIŞ

Kazanın ayrıntıları da ortaya çıkmaya başladı. Josef Sural’ın araçtan dışarı fırladığı ortaya çıktı. Şarampole giren araç yan tarafa yatınca Sural’ın arabadan dışarı fırladığı ve aracın altında kaldığı belirtildi.

Başarılı futbolcunun 10 metre kadar sürüklendiği ve vücudunun çeşitli yerlerinde kırıklar ve kafatasında ezikler ile birlikte iç kanamanın oluştuğu kaydedildi.

medyabold
Devamını Oku »

Atilla Yeşilada: Yeni havalimanın çevresel maliyeti bilinmiyor ve bu bilinmeden faydalı olduğunu söylemek imkansız

Ekonomist Atilla Yeşilada, çeşitli projelerde maliyet hesaplanırken çevreye verilen zararların da dikkate alındığını ancak Türkiye’de mega projelerde bu ölçümü yapmaya imkan tanıyan ÇED raporlarının iptal edildiğini hatırlatarak, bu tür hesapların yeni havalimanında yapılmadığını, dolayısıyla çevresel maliyeti bilinmeden bu projenin topluma ve kalkınmaya faydalı olduğunu söylemenin mümkün olmadığını dile getirdi.

YouTube kanalında paylaştığı son videosuna “Bugün bütün uçan memelilere sesleniyorum. Bunu söylerken de yarasaları ve Türk Hava Yolları’nı kullanan sevgili kardeşlerimi kastediyorum” diyerek başlayan Yeşilada, “İstanbul Havalimanı ismi bana biraz garip geldi. Onun için ona da Atatürk Havalimanı diyeceğim. Bence her kentin en büyük anıtına, yüce Atamız ve kurtarıcımızın adını vermeliyiz” ifadelerini kullandı.

İstanbul Havalimanı’nı bir örnek olarak kullanarak ekonomistlerin kalkınma, çevre ve sosyal dokunun korunması arasındaki tezatları nasıl çözümlediğini anlatmaya çalışacağını ve kararı izleyenlere bırakacağını söyleyen Yeşilada, şöyle devam etti:

“Türkiye 9 bin dolar civarında geliri olan bir ülke. Ve biz de tabii çocuklarımızın refahı, kendimizin daha iyi yaşaması için en azından Avrupa düzeyi olan 25-30 bin dolara çıkmak istiyoruz. Bunun için de Sayın Başkanımızın mega projeler dediği büyük yapıtlara ihtiyacımız var. Yollara, köprülere, havalimanlarına, limanlara, tren yollarına ihtiyacımız var.

Bunlar nasıl yapılıyor, ihaleler doğru mu gibi şeyler ayrı bir tartışma konusu ama bir ülkenin ekonomisinin kalkınması için özel sektörün yapamadığı şeyleri kamunun yapması ve bunun da bir kısım bütçe kaynaklarıyla finanse edilmesi doğru bir yaklaşımdır. Dünyanın her yerinde yapılır.

İstanbul Havalimanı’nda bana sorarsanız İstanbul’un yeni bir Atatürk Havalimanı’na ihtiyacı vardı. Çünkü kapattığımız Atatürk Havalimanı artık şehrin ortasında kalmıştı. Daha fazla büyütemiyorduk, daha fazla kapasiteye hizmet vermesi zor olduğu gibi trafik erişim sorunları da vardı.

Ayrıca yeni Atatürk Havalimanı’nın arkasında yatan fikri ben samimi olarak dahice buluyorum. Türk Hava Yolları dünya çapında kendini ispatlamış, hakikaten hizmet kalitesiyle benim her zaman tercih ettiğim, takdirlerimi sunmak istediğim bir şirkettir, markadır.

Türk Hava Yolları Atatürk Havalimanı’nı kullanarak bu bölgenin transit hava yolu olmaya soyunuyor. Böylece dünyanın her yerinden getirdiği uçuş yolcularını İstanbul üzerinden diğer destinasyonlara dağıtacak. Orta Asya’dan ya da Arap ülkelerinden getirdiklerini Rusya ya da Avrupa ülkelerine dağıtacak.

Bunun inanılmaz yararları var. Birincisi tabii THY’nin gelir kaynakları artacak ama eğer bu gelen yabancı yolcuları İstanbul’da birkaç gün ağırlayıp onlara Türkiye’nin ne kadar güzel ve faydalı bir yer olduğunu, turizme elverişli bir yer olduğunu anlatabilirsek, onları havalimanından çıkartıp İstanbul’u gezdirebilirsek bütün İstanbul ekonomisine çok büyük bir yararı olabilir.

Onun da ötesinde Türkiye’nin böyle bir projenin altından kalkmış olması bizim müteahhitlerimize, mühendislerimize, işçilerimize yurt dışında da pek çok proje sağlar. Uygulamasında hatalar olsa da ben stratejik olarak yeni Atatürk Havalimanı’nın doğru fikir olduğunu düşünüyorum.

“ÇEVRENİN DE BİR DEĞERİ, BİR MALİYETİ VAR”

Bunun ötesinde çevrecilerin bakış açısını da çok yakından anlıyorum. Çevrenin bir değeri vardır. Çevre yalnız bizim için değil, diğer nesiller, bizden sonraki nesiller için de kıymetli.

Eskiden bataklık kurutmak kamunun en önemli göreviydi. Bir de sivrisinekler ölsün diye DTH diye bir ilaç vardı, onu sıkardık. Şimdi bataklıkların, çevredeki ekosistemlerin hayat kaynağı olduğunu öğreniyoruz. DTH’nin de çocuklarda mutasyona neden olduğuna karar verdik.

Dünya hakkında bildiğimiz şeyler değişiyor. Atatürk Havalimanı’nın üzerine kurulduğu kuş göç yolları gibi diğer ıslak alanların böyle imha edilmesi de çok ciddi bir sorun yaratıyor.

Tabii oradaki köylere de zarar verilecek bir miktar. Rant uğruna o topraklar alınıp satılıyor.

Ekonomik kalkınma ile çevrenin ve sosyal dokunun korunması arasında bir tezat oluştu. Bu tezatı nasıl çözelim? Toplumun yararlarını maksimize edeceksek Atatürk Havalimanı’nı yapmayalım mı yoksa ‘Ya çevreyi boşver, nasıl olsa kendini tamir eder’ diye bir yaklaşıma mı girelim?

Bu sorunun cevabını teorik olarak vereceğim. Ondan sonra artık herkes kendi vicdanında hangisinin doğru olduğuna karar verir.

Bu yalnız Atatürk Havalimanı değil, Türkiye’de özellikle HES dediğimiz derelerin, nehirlerin üzerine kurulan barajların değerlendirilmesinde de çok önemli. Hasankeyf gibi eşsiz bir tarihi zenginliği yok ederek elektrik ürettiğimiz baraj için de önemli.

Ekonomik yararlarla çevreye ve o projenin etrafında yaşayan insanlara, ekosisteme verdiğimiz zararı nasıl dengeleyeceğiz?

Sıkı çevrecilerin görüşü, çevre bize tanrının diğer nesiller için korumamız üzere emanet ettiği bir eserdir, hiçbir yerine dokunmaya hakkımız yok. Dolayısıyla böyle bir değiş tokuş söz konusu değildir. Ekonomik menfaatleri ya da yararları ne olursa olsun hiçbir şekilde çevreye zararı dokunacak projeler yapılamaz.

Vahşi kapitalizm ki en iyi örneği Trump’dır, çevreye hiçbir şey olmaz, dünya bize tanrının bir armağanıdır, arzu ettiğimiz gibi kullanırız, biterse yenisini yaparız. Dolayısıyla çevreyi boşverin. Hiç bu konuları dikkate almayın bile.

Biz biraz daha ortada bulunan ekonomistler, mükemmel olmasa; vicdanları tatmin etmese bile daha değişik bir yaklaşım belirliyoruz. Bu söz konusu olan projenin ömrü boyunca getireceği ekonomik getiriyi bugüne iskonto ederken, bunun yanında ödediğimiz maliyeti ki buna dışsallıklar diyoruz.

Yani çevreye, kuş göç yollarına vereceğimiz zarar, ortadan kalkabilecek çeşitli hayvan ve bitki türlerini, ekosistemin bozulmasını, yerinden edilecek köylüleri maliyetlendirmeye çalışıyoruz ve bunun ortasında bir kar-zarar denklemi ortaya koyuyoruz. Eğer net kar varsa proje yapılsın. Net kar ne kadar büyük olursa çevreye zararı o kadar göze alabiliriz. Net kar sıfıra yakınsa ya da çok düşükse proje yapılmasın diye karar verilir.

“MEGA PROJELERDE ÇED RAPORLARI İPTAL EDİLDİ”

Aslında bu sistem Türkiye’de uygulanıyor. Tam açılımını bilmiyorum ama her projede bir ÇED raporu alınması lazım. Çevre etki raporu. Ama tabii mega projelerde bunlar iptal edildi. Bir de maalesef bu raporları yazanların bazıları para karşılığında her şeyi yapıyor. Bu konu yurt dışında çok daha ciddiye alınır.

Bazı şeyleri fiyatlandırmak imkansız ama bazı şeyleri fiyatlandırmak çok daha kolay. Örneğin, eğer Atatürk Havalimanı’nın yapımında toprağı kamulaştırdıysanız ve buradaki insanlar başka yere göç ettiyse bunların göç etmesinin maliyeti var, o toprağın bir maliyeti var, o topraktan edinilen gelirin bir maliyeti var. Bunlar ölçülebilir.

Kuş göç yolları konusunda biraz daha güç. Ama burada da bir araştırma yapılabilir. Türkiye’de çok değerli biyolojistler var, Bu işlerle ilgilenenler var.

Eğer kuşlar oraya gelmezse başka bir yerden göç yollarını devam ettirebilirler mi yoksa biz aslında İstanbul Atatürk Havalimanı’nı oraya inşa ederek kuşların Türkiye’ye gelmesini engelliyor muyuz? O kuşların yaşamına zarar verebilir miyiz?

“YENİ HAVALİMANINDA ÇEVRESEL MALİYET HESAPLARI YAPILMADI”

Eğer o kuşların yaşamına zarar veriyorsak, eğer bir daha Türkiye’ye gelmeyecekler ve hatta belki de göç yolları ebediyen bozulacağı için kuş nesline onarılması imkansız bir zarar veriyorsak maliyeti çok yüksektir. Belki projenin iptaline yol açabilecek kadar yüksektir. Özellikle o kuşlar korunmaya alınmış, yani sayıları az, çoğalmaları güç, kaybolmak üzere olan bir nesilse bu maliyet daha da artar.

Bu tür hesaplar yapılmadı bildiğim kadarıyla Atatürk Havalimanı’nda.

Dolayısıyla biz açıkçası Atatürk Havalimanı’nın maliyetini biliyoruz, ilk aşaması 7-7.5 milyar euro, tamamlandığında 10.5 milyar euroyu geçecek. Teorik getirisini biliyoruz. 20 yılda 20 milyar euro teklif etti konsorsiyum hükümete. Herhalde ondan biraz daha fazlasına onlar kazanacaklar.

“YENİ HAVALİMANINDA ÇEVREYE NE KADAR ZARAR VERİLDİĞİ KONUSUNDA HİÇBİR BİLGİMİZ YOK”

Ama bunun karşılığında çevreye ne zarar verdik? Bu konuda hiçbir bilgimiz yok. Bu bilgiyi edinmeden de bizim gibi ekonomistlerin, bu projenin topluma yararı mı, zararı mı olduğuna karar vermesine imkanı yoktur. Ve bu projenin kalkınmaya faydalı olduğunu da söylemeye imkan yoktur.

Çünkü şunu anlatmamız lazım: Türkiye’de turizm gelirlerinin belki de yüzde 90’ı İstanbul, Antalya ve Bodrum gibi 3 lokasyondan elde ediliyorsa aslında Türkiye’nin turizm gelir potansiyeli bunun belki 100 mislidir.

Karadeniz ve Trakya’nın kuzeyindeki bazı ekosistemler eşsizdir, koruma altına alınmıştır. Bunlardan elde edilebilecek turizm geliri fiyatlandırılabilir. Nemrut Dağları’ndan Göbeklitepe’ye, Çatalhöyük’e kadar bizim arkeolojik mirasımız dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Ve bunlardan başka ülkeler doğru alt yapıyı, oraya ulaşım imkanlarını ve reklamasyonu sağlayarak milyarlarca dolar para kazanmaktadır.

Güney Doğu ve Kuzey Doğu Anadolu’daki kayak merkezleri… Bütün bunların hepsi fiyatlandırılabilir. Bu fiyatlandırmalar yapılmadan Atatürk Havalimanı yapılmalı mıydı? Keşke yapılmasaydı. Aynı şeyi Kanal İstanbul ve HES projeleri için de söylüyorum.”

medyabold
Devamını Oku »

Seçim yenilenirse AKP Binali Yıldırım’ı tekrar aday gösterir mi

Gazeteci Sevilay Yılman, Binali Yıldırım’ın AKP’nin Kızılcahamam kampına davet edilmemesinin Yıldırım’ın seçimi kaybetmesinin kabulü olduğu ve yeni bir seçim ihtimalinde belki de yeniden aday gösterilmeyeceği iddialarını yazdı.

Habertürk Yazarı Sevilay Yılman bugün köşesinde Binali Yıldırım’ın partisinin Kızılcahamam kampına katılmaması ile ilgili iddiaları yazdı. İl başkanları ve belediye başkanları ile MKYK üyelerinin katıldığı kampa Binali Yıldırım’ı sıradan bir milletvekili gibi davet edilmemesini eleştiren Yılman ‘Binali Bey’in seçimi kaybetmiş olduğunun bir bakıma AK Parti cenahınca da kabulü gibi oldu.’ dedi.

Yılman ayrıca seçimin tekrarlanması ihtimaline karşı yeni bir aday arayışına gidilebileceğini söyleyerek ‘inanılmaz bir siyasi basiretsizlik örneği olarak kayda geçti bu durum!’ ifadelerini kullandı.

Yılman’ın yazısından konuyla ilgili bölüm şöyle: “Sanıyorum kampa davet edilenler arasında sadece belediye başkanları, il başkanları ve MKYK üyeleri olmuş. Malumunuz Binali Bey pozisyonu gereği şu anda sade bir milletvekili olduğundan ona davet yapılmamış. Açıkçası ben bunu duyunca çok şaşırdım. Ve kendisine de söyledim. Zannımca bu olmamış!

Yani kim ya da kimler organize etti Kızılcahamam Kampı ile ilgili bu davet işini bilmiyorum ama Binali Yıldırım gibi parti için çok müstesna bir ismi, ‘Nasıl olsa o da artık sıradan bir milletvekili!’ deyip davet etmemek yakışık kalmamış.

Kusura bakmasınlar ama belediye başkanlarının davetli olduğu bir toplantıya Binali Bey’in davet edilmemesi, Binali Bey’in seçimi kaybetmiş olduğunun bir bakıma AK Parti cenahınca da kabulü gibi oldu. Ve hatta yeni bir seçim ihtimalinde belki de yeniden aday gösterilmeyeceği (istifa ettirilerek) anlamına da gelebileceğinin düşünülmesine sebep olup, inanılmaz bir siyasi basiretsizlik örneği olarak kayda geçti bu durum!”

medyabold
Devamını Oku »

Kovuldu iddialarına Buket Aydın’dan videolu yanıt: 19’da görüşmek üzere

Kanal D Haber Başkanı ve sunucusu Buket Aydın görevden alındığı iddialarını bugün sosyal medya hesabından yaptığı videolu paylaşımla yalanladı. Aydın, mesajında yeni yayın saati 19’da görüşmek üzere ifadelerine yer verdi.

23 Nisan’da görevine son verildiği öne sürülen Aydın’ın ana haberi sunmak için zorla stüdyoya girmeye çalıştığı bu sebeple güvenlik eşliğinde binadan zorla çıkartıldığı iddia edilmişti. Aydın’ın kovulmasının ardından araya siyasileri sokarak geri dönmeye çalıştığı da öne sürülmüştü.

Aydın kovulma haberi yapanlarla ilgili dava açacağını duyurmuştu.

medyabold
Devamını Oku »

Fatih Portakal’ göre Erdoğan olası yeni İstanbul seçimi için ısınma turlarında

Gazeteci Fatih Portakal Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Taksim’de ezanın protesto edildiği iddialarını yeniden gündeme getirmesini olası yeni İstanbul seçimleri için ısınma turları olarak yorumladı.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan dün partisinin Kızılcahamam kampı kapanışında konuşmuştu. Kılıçdaroğlu’na linç girişimi sonrası CHP’lilerin sorumlu olarak hükümeti göstermesine tepki gösteren Erdoğan: ‘Türkiye’de vesayetin, darbe teşebbüslerinin hedefi olan AK Parti’yi suçlamak hezeyanın ta kendisidir. Biz bu Gezicileri iyi tanırız. Taksim’de Dünya Kadınlar Günü’nde ezan okunurken düdükleri çalanları iyi tanırız. Bizim mücadelemiz CHP’yi oy verenleri bu çarpık zihniyetten kurtarmaktır.’demişti. Erdoğan’ın sözlerini gazeteci Fatih Portakal sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla eleştirdi.

Portakal paylaştığı mesajında: ’28 gündür duymuyorduk. Bu söylemler başladığına göre Erdoğan olası yeni bir İstanbul seçimi için ısınma turlarına başladı. Bir de Türkiye ittifakı imiş. Hiç inandırıcı bulmamıştım zaten.’ ifadelerini kullandı.

medyabold
Devamını Oku »

AKP MKYK üyesi: ‘Tecavüz eden, işkence yapan ve görevine devam eden polisler var ülkemde’

AKP İstanbul milletvekili ve MKYK üyesi Mustafa Yeneroğlu, “Bir kadına tecavüz eden, köylülere işkence yapan polisler görevine devam ediyor!” dedi.

AKP İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Türkiye gündemine oturan iki olaya tepki gösterdi. Yeneroğlu, iki olayda da hâkim ve savcıların görevini yerine getirmediğini söyledi. AKP MKYK üyesi Yeneroğlu daha önce de özeleştiri içeren tweetleri ile gündeme gelmişti.

POLİSLERİN BERAAT KARARINA TEPKİ

Yeneroğlu’nun tepki gösterdiği olaylardan birisi Gevaş’ta mantar toplarken gözaltına alınıp işkenceye maruz kalan köylülerin teşhisi sonucu hakkında dava açılan O.Ş. adlı polisin beraat etmesi. Mahkeme köylülere işkence yapan polis hakkında verdiği beraat kararını Mobese kameralarının kayıt kalitesinin düşük, ortam aydınlatmasının düşük olmasından dolayı kişilerin yüzlerinin net olarak seçilemesine dayandırmıştı.

İŞKENCE YAPIP GÖREVİNE DEVAM EDEN POLİSLER VAR

Yeneroğlu, Karar gazetesi yazarı Yıldıray Oğur’un “Adaletten kötü muamele görmek” başlıklı yazısını paylaşarak şu notu düştü: “İşkence yaptıktan sonra ceza bile almadan görevine devam eden polisler var ülkemde. Olmamalı!! Tüm delilleriyle ortada olan işkenceye rağmen, işkenceyi hafife alıp üzerine düşeni yapmayan savcı ve hakim var ülkemde. Olmamalı!”

TECAVÜZ EDİP GÖREVİNE DEVAM EDEN POLİSLER VAR

Yeneroğlu’nun “Bir kadına tecavüz ettikten sonra göreve devam eden polis var ülkemde!” ifadeleriyle tepki gösterdiği diğer olay da İstanbul Fatih’te, uygulama yaptıkları taksideki Özbekistan uyruklu I.K.’nin yanında kimliği olmadığı gerekçesiyle ekip aracında 4 saat alıkonulup tecavüz edilmesi ve bin 400 TL parasının çalınmasına ilişkin olarak 1’i tutuklu 5 polisin yargılandığı davada çıkan karar.

Mahkeme, sanık polis Şeref Ş.’yi “Cinsel saldırı”, “İrtikap” ve “Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından toplam 24 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırmıştı. Mahkeme heyeti, Ahmet B., Enes S. Ve Yaşar S.’yi de, “Suçu bildirmeme” suçundan 7 ay 15 gün hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme heyeti verdiği bu hapis cezası ile ilgili hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermişti. Sanık İsmail K., ise beraat etmişti.

Yeneroğlu, Yeni Şafak gazetesi yazarı İsmail Kılıçaraslan’ın “Bir tecavüz hikâyesi” başlıklı yazısını paylaşarak şu ifadeleri kullandı: Bir kadına tecavüz ettikten sonra göreve devam eden polis var ülkemde!

40 ilde teşkilatlanan muhalifler Erdoğan’ın kendilerini ihraç etmesini bekliyor

medyabold
Devamını Oku »

Goldman Sachs: Türk Lirası, yüzde 15 değer kaybedecek 

ABD merkezli uluslararası yatırım bankası Goldman Sachs, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) Türk Lirası’na desteği güçlendirmekten uzak hareketinin muhtemelen lirayı en son 2018 ortasındaki kriz sırasında görülen seviyelere gönderebileceğini belirtti.

BloombergHT’de yer alan habere göre, Zach Pandl başkanlığındaki Goldman stratejistleri, 26 Nisan tarihli notta, “Merkez Bankası’nın geçen hafta toplantı sonrası açıklamasından ‘ihtiyaç duyulduğuna ek sıkılaştırmaya gidileceği’ söylemini çıkarması hem faiz indirimlerine hem de para biriminin daha da değer yitirmesine kapı açtı” dedi.

Goldman TL’nin dolar karşısında önümüzdeki altı ayda 6.5 ve 12 ayda ise 7 seviyesine düşebileceği ve böylelikle önümüzdeki 1 yıllık dönemde yüzde 15 değer kaybedebileceği tahmininde bulundu.

‘MERKEZ BANKASI’NIN İSTİKRAR İÇİN ADIM ATMASI GEREKECEK’ 

Goldman ekonomistleri Murat Unur ve Clemens Grafe, 25 Nisan tarihli ayrı bir notta, “Faizler, döviz mevduatlarının bankacılık sistemindeki paylarının artışında görüldüğü üzere, Türk Lirası’na güvenin yeniden tesis edilmesine yetecek denli yüksek değil” dedi.

Goldman ekonomistleri, “TCMB’nin TL’ye istikrar kazandırabilmek için adım atması gerekecek” dedi ve “Tasarruf sahipleri, mevduatlarında Türk Lirası’nın payını artırmada istekli olabilmeleri için daha fazla risk primine ihtiyaç duyacaklar” değerlendirmesinde bulundu.

Ekonomistler, düşük seviyede ve düşen döviz rezervlerinin muhtemelen TL’ye güveni daha da düşürebileceğini sözlerine ekledi.

DOLAR 5,95’TEN HAFTAYA BAŞLADI

Öte yandan haftanın ilk iş gününde erken işlemlerde; Dolar 5,95, Euro 6,65, Sterlin 7,70’den el değiştiriyor. Gram altın 244, çeyrek altın ise 402 liradan satılıyor.

kronos
Devamını Oku »

Diyarbakır Bağlar’da HDP: Siz başkan değil, YSK’nın kayyumusunuz

HDP’li Belediye Meclis Üyeleri, dün ilk kez Meclis Grup Toplantısı’na katıldı. 37 üyeden 30’una sahip olan HDP Grubu adına konuşan Zübeyde Zümrüt, seçimi eşbaşkan adayı olarak kazandığını ifade ederek, AKP’li Beyoğlu’na istifa çağrısı yaptı.

‘ATANMIŞ BELEDİYE BAŞKANINI TANIMIYORUZ’ 

Veysi Polat’ın T24′de yayınlanan haberine göre; Zümrüt konuşmasında “Biz atanmış belediye başkanını tanımıyoruz. Bizim başkanımız değil. Yüzde yetmişin üzerinde Bağlar halkı iradesini iki eş başkana teslim etti. Bizim seçilmiş arkadaşımızın herhangi biri ile sorunumuz yoktur. Burada bunu ifade etmek istiyorum. Biz siyasal tercihe saygı duyan insanlarımız. Biz burada halka hizmet edeceğiz, halka hizmeti engellemeyeceğiz. Biz antidemokratik uygulamalarla, TOMA’ların gölgesinde seçimi yürüttük. Bağlar halkının yüzde yetmişi bizi bağrına bastı. Bağlar halkı olarak, “Size inanıyoruz, güveniyoruz” dedi. YSK baştan beri taraf oldu. Biz başvurularımızı yaparken hukuksal olarak seçilmeye uygun değildir diyebilirdi. YSK, siyasal iktidarın aldığı karara uydu” dedi.

AKP’Lİ BEYOĞLU’NA İSTİFA ÇAĞRISI 

Zümrüt, “Halk da başkan olarak tanımadığını söylüyor. Benim önerim tarihe kara bir sayfa geçmemeli. Bu YSK’nın kayyumudur. Kayyumlar kendi memleketlerine döndü. Siz bu memleketin çocuğu iseniz siz de burada yaşamaya devam edeceksiniz” sözleri ile AKP’li Hüseyin Beyoğlu’nu istifaya çağırdı.”

kronos
Devamını Oku »

Hayali Amerika’da film çekmekti, tutuklanınca Green Card hakkını kaybetti

Üniversite öğrencisi Mehdi Başoğlu herkesin hayalini süsleyen Green Card hakkı kazanınca çok mutlu oldu. Ama Amerika’da yaşama hakkı veren Green Card, Başoğlu’nu, Manhattan’ın beton blokları yerine Silivri’nin demir parmaklıkları arasına girmesine neden oldu.

BARBAROS KAYA-YUNANİSTAN

BOLD ÖZEL

15 Temmuz 2016 tarihinden sonra birçok kişinin hayatı bıçakla ikiye ayrılırcasına değişti. Aradan 3 yıl geçmesine rağmen insanlar yeni hayatlarının mücadelesini vermeye devam ediyor. Üniversiteyi bitirdiği yıl iş hayatına atılmayı düşünen iletişim fakültesi mezunu Mehdi Başoğlu’nun hikayesi de 15 Temmuz hadisesinden sonra hayatta kalma mücadelesine dönüştü. Azerbaycan’da başlayıp Türkiye’de hapis yatmaya, oradan da Meriç Nehri’ni geçerek Atina’da sığınmacı olmaya giden bir yol hikayesi var Başoğlu’nun.

SİNEMA KARİYERİ YAPMAK İSTİYORDU

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, TV ve Sinema bölümü mezunu olan Başoğlu “Bir çok hayalim vardı. Sinema üzerine akademik kariyer planlıyordum. Kafamda kısa film projeleri vardı ve bir şeyler üretmek en büyük arzumdu. Şu an geldiğim noktaya bakacak olursak hayallerimden çok uzağım ve hala normal statüde bir insan olmak için uğraşıyorum.” diyerek hayallerinin nasıl yıkıldığını dile getirdi.

‘GREEN CARD ÇIKINCA ÇOK HEYECANLANDIM’

Sinema üzerine hayallerini gerçekleştirmek için her sene Amerika’da yaşam hakkı tanıyan Green Card başvurusu yapan Başoğlu tam da ihtiyacı olduğu zaman, üniversiteden mezun olduğunda şansı yaver gitti ve çok az kişiye tanınan Green Card alma hakkı elde etti. İlk duygularını anlatırken yüzündeki gülümsemeyle birlikte “Green Card kazandığımı öğrenince çok heyecanlanmıştım. Hayallerim için çok büyük bir fırsattı ve o gün belki de hayallerim için en mutlu gündü” diyerek mutluluğunun nasıl sonlandığını anlattı.

Green Card çıkar çıkmaz Başoğlu, hemen Türkiye’deki Amerikan Konsolosluğu’na gitmek istedi. Ama kafasında da birçok soru işareti vardı. “15 Temmuz sonrası ailemden herkes telaşlıydı. Çünkü Türkiye sınırlarına girdikleri takdirde tutuklanma riskleri var. Çevremizdeki birçok insan da suçsuz yere hapishanede yatıyor. Bu da benim hakkımda da bir işlem olabileceğini gösteriyordu. Bir tarafta hayallerim için büyük bir fırsat, diğer tarafta hapishane. Bu ikilem üzerine çok fazla git gel yaşadım” diyen 22 yaşındaki iletişimci o sırada aldığı riski anlattı.

VİZE ALDIM, AMA…

Başoğlu, her ne kadar ucunda hapse girme ihtimali olsa da bu riski aldı ve Türkiye’ye Amerikan Konsolosluğu’ndan vizesini almaya niyetlendi. En çok korktuğu anı dile getiren genç iletişimci “Girerken hiçbir sorun ile karşılaşmayınca derin bir nefes aldım” dedi.

Vize alma sürecinde Türkiye’de 2 ay kaldı. Uzun bürokratik işlemlerden sonra konsolosluktan vizesini aldı. Fakat vize alır almaz hakkında arama kararı çıkartıldığından habersizdi. Hayalleri için Amerika’ya gitmeye hazırlandı ve bu sürede Türkiye’deki arkadaşları ile vedalaştı. Ailesini son kez görmek için Azerbaycan’a giderken sınırda hakkında yakalama kararı olduğunu öğrendi ve tutuklanıp Silivri 3 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderildi.

Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanana 22 yaşındaki Başoğlu, Azerbaycan’da Türk kolejinde okumak ve ByLock kullanmak gerekçesiyle 10 ay yargılandı. Toplam da 2 defa ağır ceza mahkemesine çıktı ve 6 yıl 3 ay ceza alıp tahliye oldu. Yargıtay onaylayana kadar serbest bırakıldı.

KARİYER YAPMAK İÇİN AMERİKA’YA GİDECEKTİM, SİLİVRİ’YE GÖNDERİLDİM

Başoğlu yaşadığı hapis tecrübesinden bahsederken ironi bir dil kullanıyor: “Kariyer yapmak için Amerika’ya gidecektim ama Silivri’ye getirildim. Hapiste çok fazla entelektüel insan ile tanıştım. En az Amerika’ya gitmiş kadar geliştirdi beni” dedi. Mahkemeler hakkında da “ne yaptığımı, nasıl bir suç işlediğimi defalarca sordum ama bana açıklama yapamadılar. Tek söyledikleri ByLock kullanmışım. Oradan ne yazdığım da belli değil. Hiçbir şey ispat edemediler ama aceleyle 6 yıl 3 ay ceza verdiler.” dedi.

10 ay tutukluluğun ardından özgürlüğüne kavuştuğunda, Başoğlu’nun hayatında bazı şeyler değişti. Tüm ailesi Kanada’ya gitti. 6 kardeşi, annesi ve babasıyla en son Amerikan Konsolosluğu’na vizeyi almaya gitmeden önce görüşebilmişti. Yurt dışı çıkış yasağı ile birlikte çıktıktan sonra geriye ne ailesi kaldı ne de Green Card’dan kazandığı Amerikan vizesi. Tüm hayalleri Türkiye’nin konjektürel sorunlarına takıldı.

Hayatın gerçekleri ile her şeye rağmen Türkiye’de tekrar yaşam kurmaya çalıştı. Ama hapis yatmış olması ve hakkındaki hukuki işlemlerden dolayı hiçbir yerden işe kabul alamadı. Başoğlu, “Bütün bunların üzerine toplumsal baskı ve kendini ifade edememe sorunları ile tanışınca karar verdim; ülkeden illegal yollardan çıkıp ailemin yanına gideceğim” diyerek aldığı radikal karadan bahsetti.

‘MERİÇ NEHRİ’Nİ 45 SANİYEDE GEÇTİK’

Kararı aldıktan sonra bir arkadaşıyla detaylı bir araştırma yaptı. Meriç Nehri’nden geçebilecek uygun bir alan keşfettiler ve gerekli hazırlığı yaptıktan sonra gündüz saat 15.30’da şişme botla Türkiye’den Yunanistan’a geçti. “Bu kadar kolay olacağını tahmin etmemiştik. Başta endişelendik ama geçişimiz toplamda 45 saniye sürdü. Yunanistan topraklarına girdiğimizde nasıl bu kadar basit olabilir diye düşündük” diyerek Türkiye’den nasıl çıktıklarını anlattı.

Yunanistan’a çıkar çıkmaz Yunan polisine teslim oldular. Başoğlu, 13 günlük BM Mülteci Kampı sürecinin ardından Yunanistan’da serbest dolaşım hakkı elde etti. Kampla ilgili olarak “kamptaki görevliler çok naif ve kibardı. Yunan polisi de yardımsever yaklaşım sergilediler. Bunun dışında kampta aşırı yoğunluk vardı ve hijyen problemi beni biraz rahatsız etti” diyerek 13 günlük kamp tecrübesinden bahsetti.

Mehdi Başoğlu, Atina’ya gelir gelmez Amerikan Konsolosluğu’na gitti ve ona tanınan Green Card hakkını buradan kullanıp kullanamayacağını sordu. Konsolosluktan, bu hakkının yandığını, ona tanınan süre zarfında vizeyi kullanması gerektiğini, aksi takdirde Green Card hakkının iptal olacağına ilişkin açıklama yapıldı. Mehdi Başoğlu, Türkiye’de yaşadığı sorunları dile getirdi ama Atina Konsolosluğu konu ile ilgili hiçbir şey yapamadı.

YAŞADIĞIM MAĞDURİYETİ BÜROKRASİYE ANLATAMIYORUZ

Green Card almak için yola çıkan ve hayatı tamamen değişen Mehdi Başoğlu şimdi Atina’da yaşıyor. Bir an önce Kanada’ya ailesinin yanına gitmek istiyor. Ailesi bürokratik işlemleri devam ettiriyor. “Atina’da mahsur kaldım. Ailemin yanına gitmek için yaptığım yolculuk Atina’da durdu. Bir yere kıpırdayamıyorum. Ailem Kanada’ya yerleşti ama 21’den büyük olduğum için aile birleşimi de yapamıyoruz. Yaşadığım mağduriyeti bürokrasiye anlatamıyoruz. Hayallerim uğruna Türkiye’de aldığım risk bana çok pahalıya patladı. Bazen hapisteymiş gibi çaresiz hissediyorum.” diyerek yaşadığı olayın özetini sundu.

Mehdi Başoğlu, 15 Temmuz 2016 günü olan hadiseyle hiç alakası olmamasına rağmen o günden sonra hayatı değişti. Hapse girdi, mahalle baskısı gördü, ülkesinden ölümü göze alarak illegal yollardan çıktı ve hala normal bir insanın elde ettiği haklara sahip değil ve ailesinden binlerce kilometre uzakta. Başoğlu, tüm bu yaşadıklarına rağmen yaşam enerjisini muhafaza etmeye başarmış bir iletişimci. Her şeye rağmen gülebiliyor ve onun yaşamamasını isteyenlere inat yaşamaya çalışarak direniyor. Hapiste mahkum, kendi ülkesinde terörist, Yunanistan’da sığınmacı olan Başoğlu’nun tek istediği uzun zamandır görüşemediği ailesi ile tekrar birlikte yaşayabilmek.

medyabold
Devamını Oku »

Eren Erdem aleyhinde istinaf talebi

17-25 Aralık’taki ses kayıtlarını servis ettiği iddiasıyla dönemin Karşı Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve eski CHP Milletvekili Eren Erdem ile gazetenin sahibi Turan Ababey’in de aralarında bulunduğu 12 sanığın yargılandığı davada yeni bir gelişme yaşandı.

Avukat Aslı Kazan’ın sosyal medya hesabı Twitter’dan paylaştığına göre, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı,17-25 Aralık soruşturmalarına ilişkin ses kayıtlarını servis ettiği iddiasıyla yargılandığı davada 4 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırılan ve 29 Haziran 2018’den beri Silivre Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski milletvekili ve CHP PM Üyesi Eren Erdem açısından aleyhe, Turan Ababey ve Emre Erçiş açısından ise lehe istinaf talebinde bulundu.

Kazan, başsavcılığın, Eren Erdem’in beraat ettiği ‘Gizli tanığın ifşası’ suçundan, TBMM’de düzenlenen basın toplantısında ‘Ayçiçeği’ kod adlı kişinin açıkça ‘Turan Ababey’ olduğunu kamuoyu ile paylaştığı, bu nedenle cezalandırılması gerektiği düşüncesiyle kararı istinaf ettiğini aktardı.

Kazan, yine başsavcılığın Sanık Emre Erciş’in, ifadesinde örgüt ve süreçte kendi tutumu ile ilgili açık ve samimi beyanlarda bulunduğu dikkate alınarak hakkında TCK.’nın 221/4. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin tatbik edilmesi gerektiği düşüncesiyle, kararı istinaf ettiğini belirtti.

“Yasadışı örgüte yardım etmek” suçlamasıyla cezalandırılmasına karar verilen Karşı Gazetesi patronu Turan Ababey’in de “beraat” etmesi gerektiği düşüncesiyle, istinaf talebinde bulunuldu.

kronos
Devamını Oku »

Dolar, haftaya 5.95’in üzerinde başladı

Kur, sabah saatleri itibariyle 5.95 seviyesinde yer alırken, Euro/TL ise 6.65’ten işlem görüyor.

Dolar, geçen hafta Merkez Bankası’nın Para Politikası Kurulu açıklaması ardından 12 Ekim’den bu yana gördüğü en yüksek gün içi seviye olan 5.9820’ye kadar yükselmiş ve bu seviye itibarıyla TL’nin dolar karşısında yıl başından beri değer kaybı ise yüzde 11.5’e ulaşmıştı.

 

kronos
Devamını Oku »

Temelli: Kızgın demir ancak adaletle soğuyabilir

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Kızgın demiri soğutmak” ifadesine ilişkin konuştu. Temelli: “Bu kızgın demir adaletle soğuyacak” dedi.

Temelli, “Demokrasi İttifakı” ile eşit yurttaşlık temelinde hukukun üstünlüğü, insan hakları, evrensel değerlere sahip çıkan bir anayasa süreci başlatılması gerektiğini belirtti.

GAZETECİLERİ SİYASİLERİ İÇERİ ATARAK SOĞUTULAMAZ

Kızgın demiri soğutmanın yolunun hukukun gereğini yapmak, adaletli bir toplum yaratmaktan geçtiğini ifade eden Temelli, “Demiri soğutacak şey adalettir. O yüzden Leyla Güven 173 gündür adalet diyor. Gazetecileri, siyasetçileri içeri atarak, Ayşe öğretmeni içeri atarak, Selahattin Demirtaş’ı, Figen Yüksekdağ’ı, İdris Baluken’i, arkadaşlarımızı içeri atarak soğutamazsın” ifadelerini kullandı.

KIZGIN DEMİRE BENZİN DÖKÜYOR

Temelli şunları kaydetti: “Biz psikolojisini anlayamıyoruz. Söze başlarken ‘Kızgın demiri soğutalım’ diyor. Cümle biterken kızgın demire benzin döküyor. 82 milyon diyor. Cümleyi bitirirken, bütün HDP’lilere terörist diyor. Bugün HDP’nin etkilediği seçmen kitlesi 10 milyon. 10 milyon seçmen kitlesi Türkiye’de 25 milyona yakın bir kitleyi etkilediği anlamına gelir. 82 milyonun 25 milyonunu düşmanlaştırıyor. Diğer taraftan Türkiye İttifakı’ndan bahsediyor.”

KRİZDEN KRİZE SÜRÜKLENEN BİR KABİNE VAR

Cumhurbaşkanın kendi sınırlarına çekilmesi gerektiğini dile getiren Temelli, “Kabinesini yeniden gözden geçirmelidir. Bu kabineyle yol alınamayacağı çok net ortaya çıkmıştır. Krizden krize sürüklenen bir kabine var karşımızda. Damatla, otel sahibiyle, hastane sahibiyle olacak bir şey değil. Çok ciddi bir krizin içinde olan bir ülkenin krizden çıkabilmesi için liyakat esasına göre bir kabineyi hayata geçirmelidir” şeklinde konuştu.

TÜRKİYE SİSTEMİ ANAYASA DÜZLEMİNDE TARTIŞILMALI

Temelli şunları söyledi: “Demokrasiyi askıya alıp günü kurtaralım demek artık mümkün değildir. Diğer taraftan parlamento demokrasi konusunda inisiyatif almalıdır, yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü konusunda gerekli adımları bir an önce atmalıdır. Ülke demokratikleşirse krizlerden çıkabilir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi tutmamıştır. Partili Cumhurbaşkanlığı modeli bir kabustur. Bu uydurulmuş bir sistemdir. Türkiye sistemini Anayasa düzleminde yeniden tartışmak zorundadır.

DEMOKRASİ İTTİFAKI TARTIŞILMALI

Türkiye’nin rahatlaması için demokratik siyasetin öncelenmesi gerektiğini belirten Temelli, “Basın ve ifade özgürlüğü gibi temel konularda atılması gereken adımlar var. Bugünkü anlayışla Türkiye devam edemez. 31 Mart tam da bunu söylüyor. Kürt halkını düşmanlaştır, savaşı süreklilik haline getir, OHAL aklıyla hareket et ve sonra kalk Türkiye halklarından 4 yıllık vize iste. Hayır, kimse Erdoğan’a vize vermez. O yüzden bizim davetimiz herkesin umuduna hitap eden bir davettir. Demokrasi İttifakı dediğimiz; bugünden sonra bütün demokratik zeminlerde mutlaka tartışılmalıdır.” dedi.

Ertuğrul Kürkçü: Türkiye ittifakı teklifi CHP’yi çürümüş diktatörlüğe ortak etme çabasıdır

medyabold
Devamını Oku »

Hayali Amerika’da film çekmekti, tutuklanınca Green Card hakkını kaybetti

Üniversite öğrencisi Mehdi Başoğlu herkesin hayalini süsleyen Green Card hakkı kazanınca çok mutlu oldu. Ama Amerika’da yaşama hakkı veren Green Card, Başoğlu’nu, Manhattan’ın beton blokları yerine Silivri’nin demir parmaklıkları arasına girmesine neden oldu.

BARBAROS KAYA-YUNANİSTAN

BOLD ÖZEL

15 Temmuz 2016 tarihinden sonra birçok kişinin hayatı bıçakla ikiye ayrılırcasına değişti. Aradan 3 yıl geçmesine rağmen insanlar yeni hayatlarının mücadelesini vermeye devam ediyor. Üniversiteyi bitirdiği yıl iş hayatına atılmayı düşünen iletişim fakültesi mezunu Mehdi Başoğlu’nun hikayesi de 15 Temmuz hadisesinden sonra hayatta kalma mücadelesine dönüştü. Azerbaycan’da başlayıp Türkiye’de hapis yatmaya, oradan da Meriç Nehri’ni geçerek Atina’da sığınmacı olmaya giden bir yol hikayesi var Başoğlu’nun.

SİNEMA KARİYERİ YAPMAK İSTİYORDU

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, TV ve Sinema bölümü mezunu olan Başoğlu “Bir çok hayalim vardı. Sinema üzerine akademik kariyer planlıyordum. Kafamda kısa film projeleri vardı ve bir şeyler üretmek en büyük arzumdu. Şu an geldiğim noktaya bakacak olursak hayallerimden çok uzağım ve hala normal statüde bir insan olmak için uğraşıyorum.” diyerek hayallerinin nasıl yıkıldığını dile getirdi.

‘GREEN CARD ÇIKINCA ÇOK HEYECANLANDIM’

Sinema üzerine hayallerini gerçekleştirmek için her sene Amerika’da yaşam hakkı tanıyan Green Card başvurusu yapan Başoğlu tam da ihtiyacı olduğu zaman, üniversiteden mezun olduğunda şansı yaver gitti ve çok az kişiye tanınan Green Card alma hakkı elde etti. İlk duygularını anlatırken yüzündeki gülümsemeyle birlikte “Green Card kazandığımı öğrenince çok heyecanlanmıştım. Hayallerim için çok büyük bir fırsattı ve o gün belki de hayallerim için en mutlu gündü” diyerek mutluluğunun nasıl sonlandığını anlattı.

Green Card çıkar çıkmaz Başoğlu, hemen Türkiye’deki Amerikan Konsolosluğu’na gitmek istedi. Ama kafasında da birçok soru işareti vardı. “15 Temmuz sonrası ailemden herkes telaşlıydı. Çünkü Türkiye sınırlarına girdikleri takdirde tutuklanma riskleri var. Çevremizdeki birçok insan da suçsuz yere hapishanede yatıyor. Bu da benim hakkımda da bir işlem olabileceğini gösteriyordu. Bir tarafta hayallerim için büyük bir fırsat, diğer tarafta hapishane. Bu ikilem üzerine çok fazla git gel yaşadım” diyen 22 yaşındaki iletişimci o sırada aldığı riski anlattı.

VİZE ALDIM, AMA…

Başoğlu, her ne kadar ucunda hapse girme ihtimali olsa da bu riski aldı ve Türkiye’ye Amerikan Konsolosluğu’ndan vizesini almaya niyetlendi. En çok korktuğu anı dile getiren genç iletişimci “Girerken hiçbir sorun ile karşılaşmayınca derin bir nefes aldım” dedi.

Vize alma sürecinde Türkiye’de 2 ay kaldı. Uzun bürokratik işlemlerden sonra konsolosluktan vizesini aldı. Fakat vize alır almaz hakkında arama kararı çıkartıldığından habersizdi. Hayalleri için Amerika’ya gitmeye hazırlandı ve bu sürede Türkiye’deki arkadaşları ile vedalaştı. Ailesini son kez görmek için Azerbaycan’a giderken sınırda hakkında yakalama kararı olduğunu öğrendi ve tutuklanıp Silivri 3 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderildi.

Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanana 22 yaşındaki Başoğlu, Azerbaycan’da Türk kolejinde okumak ve ByLock kullanmak gerekçesiyle 10 ay yargılandı. Toplam da 2 defa ağır ceza mahkemesine çıktı ve 6 yıl 3 ay ceza alıp tahliye oldu. Yargıtay onaylayana kadar serbest bırakıldı.

KARİYER YAPMAK İÇİN AMERİKA’YA GİDECEKTİM, SİLİVRİ’YE GÖNDERİLDİM

Başoğlu yaşadığı hapis tecrübesinden bahsederken ironi bir dil kullanıyor: “Kariyer yapmak için Amerika’ya gidecektim ama Silivri’ye getirildim. Hapiste çok fazla entelektüel insan ile tanıştım. En az Amerika’ya gitmiş kadar geliştirdi beni” dedi. Mahkemeler hakkında da “ne yaptığımı, nasıl bir suç işlediğimi defalarca sordum ama bana açıklama yapamadılar. Tek söyledikleri ByLock kullanmışım. Oradan ne yazdığım da belli değil. Hiçbir şey ispat edemediler ama aceleyle 6 yıl 3 ay ceza verdiler.” dedi.

10 ay tutukluluğun ardından özgürlüğüne kavuştuğunda, Başoğlu’nun hayatında bazı şeyler değişti. Tüm ailesi Kanada’ya gitti. 6 kardeşi, annesi ve babasıyla en son Amerikan Konsolosluğu’na vizeyi almaya gitmeden önce görüşebilmişti. Yurt dışı çıkış yasağı ile birlikte çıktıktan sonra geriye ne ailesi kaldı ne de Green Card’dan kazandığı Amerikan vizesi. Tüm hayalleri Türkiye’nin konjektürel sorunlarına takıldı.

Hayatın gerçekleri ile her şeye rağmen Türkiye’de tekrar yaşam kurmaya çalıştı. Ama hapis yatmış olması ve hakkındaki hukuki işlemlerden dolayı hiçbir yerden işe kabul alamadı. Başoğlu, “Bütün bunların üzerine toplumsal baskı ve kendini ifade edememe sorunları ile tanışınca karar verdim; ülkeden illegal yollardan çıkıp ailemin yanına gideceğim” diyerek aldığı radikal karadan bahsetti.

‘MERİÇ NEHRİ’Nİ 45 SANİYEDE GEÇTİK’

Kararı aldıktan sonra bir arkadaşıyla detaylı bir araştırma yaptı. Meriç Nehri’nden geçebilecek uygun bir alan keşfettiler ve gerekli hazırlığı yaptıktan sonra gündüz saat 15.30’da şişme botla Türkiye’den Yunanistan’a geçti. “Bu kadar kolay olacağını tahmin etmemiştik. Başta endişelendik ama geçişimiz toplamda 45 saniye sürdü. Yunanistan topraklarına girdiğimizde nasıl bu kadar basit olabilir diye düşündük” diyerek Türkiye’den nasıl çıktıklarını anlattı.

Yunanistan’a çıkar çıkmaz Yunan polisine teslim oldular. Başoğlu, 13 günlük BM Mülteci Kampı sürecinin ardından Yunanistan’da serbest dolaşım hakkı elde etti. Kampla ilgili olarak “kamptaki görevliler çok naif ve kibardı. Yunan polisi de yardımsever yaklaşım sergilediler. Bunun dışında kampta aşırı yoğunluk vardı ve hijyen problemi beni biraz rahatsız etti” diyerek 13 günlük kamp tecrübesinden bahsetti.

Mehdi Başoğlu, Atina’ya gelir gelmez Amerikan Konsolosluğu’na gitti ve ona tanınan Green Card hakkını buradan kullanıp kullanamayacağını sordu. Konsolosluktan, bu hakkının yandığını, ona tanınan süre zarfında vizeyi kullanması gerektiğini, aksi takdirde Green Card hakkının iptal olacağına ilişkin açıklama yapıldı. Mehdi Başoğlu, Türkiye’de yaşadığı sorunları dile getirdi ama Atina Konsolosluğu konu ile ilgili hiçbir şey yapamadı.

YAŞADIĞIM MAĞDURİYETİ BÜROKRASİYE ANLATAMIYORUZ

Green Card almak için yola çıkan ve hayatı tamamen değişen Mehdi Başoğlu şimdi Atina’da yaşıyor. Bir an önce Kanada’ya ailesinin yanına gitmek istiyor. Ailesi bürokratik işlemleri devam ettiriyor. “Atina’da mahsur kaldım. Ailemin yanına gitmek için yaptığım yolculuk Atina’da durdu. Bir yere kıpırdayamıyorum. Ailem Kanada’ya yerleşti ama 21’den büyük olduğum için aile birleşimi de yapamıyoruz. Yaşadığım mağduriyeti bürokrasiye anlatamıyoruz. Hayallerim uğruna Türkiye’de aldığım risk bana çok pahalıya patladı. Bazen hapisteymiş gibi çaresiz hissediyorum.” diyerek yaşadığı olayın özetini sundu.

Mehdi Başoğlu, 15 Temmuz 2016 günü olan hadiseyle hiç alakası olmamasına rağmen o günden sonra hayatı değişti. Hapse girdi, mahalle baskısı gördü, ülkesinden ölümü göze alarak illegal yollardan çıktı ve hala normal bir insanın elde ettiği haklara sahip değil ve ailesinden binlerce kilometre uzakta. Başoğlu, tüm bu yaşadıklarına rağmen yaşam enerjisini muhafaza etmeye başarmış bir iletişimci. Her şeye rağmen gülebiliyor ve onun yaşamamasını isteyenlere inat yaşamaya çalışarak direniyor. Hapiste mahkum, kendi ülkesinde terörist, Yunanistan’da sığınmacı olan Başoğlu’nun tek istediği uzun zamandır görüşemediği ailesi ile tekrar birlikte yaşayabilmek.

medyabold
Devamını Oku »

İspanya’da tutuklu beş Katalan siyasetçi seçimle meclise girdi

Katalonya’daki bağımsızlık yanlısı girişimlere öncülük eden Katalonya Cumhuriyetçi Solu (ERC), 15 milletvekili ve 11 senatör çıkartarak İspanya’daki genel seçimlerde ilk defa Katalonya’da 1’inci siyasi parti oldu. Diğer bağımsızlık yanlısı parti Katalonya İçin Birlik (Junts) ise 2016 yılındaki seçimlere nazaran oy kaybetse de meclise 7, senatoya 2 senatör gönderdi.

‘DEVLETE KARŞI AYAKLANMA’ SUÇU İLE YARGILANIYORLARDI 

Katalonya’da 1 Ekim 2017’de yapılan bağımsızlık yanlısı referandumdan dolayı tutuklu yargılanan 9 Katalan siyasetçiden bu seçimlerde aday olan 5’i seçildi. “Devlete karşı ayaklanma” suçundan yargılanan Katalan siyasetçilerin, yasal olarak milletvekili veya senatör seçilmelerinden dolayı cezaevlerinden çıkarak mazbatalarını almalarında herhangi bir sorun yaşamaları öngörülmüyor. Ancak hüküm giyerek cezaevine dönmeleri halinde parlamentodaki oylamalara katılmalarını sağlayacak bir yasa da bulunmuyor.

Diğer yandan bağımsızlık yanlısı Katalan partileri, seçim sonrası yaptıkları açıklamalarda, bağımsızlık için referandum ile yargılanan Katalan siyasetçilerin beraat taleplerini yineleyerek, seçimlerden aşırı sağ ve sağın yenilgiyle çıktığına vurgu yaptı.

‘İSPANYA DİNLE, KATALONYA CUMHURİYETTİR’

ERC sempatizanları, partinin genel merkezinde yapılan seçim sonuçlarının değerlendirildiği salonda “İspanya dinle, Katalonya cumhuriyettir” sloganları attı. ERC liderlerinden Gabriel Rubian yaptığı konuşmada Endülüs’te aşırı sağ görüşlü Vox’ın çıkışına ve İspanyol milliyetçiliğine atfen “Endülüs’te olmayan bir şekilde Katalonya’da sol iyi bir şekilde seferber oldu. Katalonya’nın, faşizmle mücadele etmek ve onu ortadan kaldırmakla ilgili görüşü açık. Aşırı sağ için oldukça kötü olan bu sonuçlardan dolayı gurur duymalıyız” dedi.

Hakkındaki tutuklama kararı nedeniyle daha önce Cenevre’ye giden ERC’nin diğer liderlerinden Marta Rovira ise video konferansla canlı bağlanarak “Sandıklar bir Katalonya Cumhuriyeti’ni meşru kılıyordu ve bu seçimlerde de meşru kıldı. İspanya’daki siyasi partiler arasında siyasi tartışma olmasa da Katalonya’da bağımsızlık büyüyor. Bu sonuçlar bağımsızlık projesini büyütüyor. Şimdi diyalog ve müzakere etme zamanı” değerlendirmesini yaptı.

KATALANLAR HÜKÜMETE KATILACAK MI?

Diğer yandan ülke genelinde 1’inci siyasi parti çıkarak seçimleri kazanan ancak tek başına iktidara gelecek çoğunluğu yakalayamadığından diğer siyasi partilerle anlaşması zorunlu olan Sosyalist İşçi Partisi’nin (PSOE) hükümet kurma alternatifleri arasında ERC de bulunuyor.

PSOE’nin Haziran 2018’de kurduğu azınlık hükümetini bu yasama döneminde de devam ettirebilmesi için Unidas Podemos’un yanı sıra ERC’nin de dışarıdan desteğini alması gerekiyor. Ancak ERC’nin bağımsızlık referandumu ve tutuklu yargılanan Katalan siyasetçiler için af çıkarılması taleplerine PSOE lideri ve Başbakan Pedro Sanchez sıcak bakmıyor.

Bağımsızlık talebiyle Katalonya ülke siyasetinde önceliği oluştururken kısa vadede çözüm öngörülmüyor.

kronos
Devamını Oku »

Kaşıkçı cinayeti zanlısı ölü bulundu 

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) için çalıştığı iddiasıyla 10 gün önce casusluk suçundan tutuklanan şüphelinin cezaevinde kaldığı tek kişilik odada dün nöbetçi infaz koruma memuru tarafından banyo kapısında asılı olarak bulunduğunu açıkladı.

19 NİSAN’DA TUTUKLANMIŞTI

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, şüpheli Zaki Y.M. Hasan’ın, başsavcılıkça yürütülen soruşturma kapsamında, “uluslararası casusluk yapma” ve “devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme” suçlarından, sevk edildiği İstanbul 2. Sulh Ceza Hakimliği’nce 19 Nisan’da tutuklandığı belirtildi. Açıklamada, şunlar kaydedildi:

‘BANYO KAPISINDA ASILI OLDUĞU…’

“Tutuklu Hasan’ın, Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kaldığı tek kişilik odasında, cezaevi görevlileri tarafından 28 Nisan’da saat 08.16’da sabah sayımı alınmış, tutukluya yiyecek dağıtımı esnasında saat 10.22’de kaldığı tek kişilik odaya gelindiğinde, Hasan’ın banyo kapısında asılı olduğu nöbetçi infaz koruma memuru tarafından görülmüş ve hemen durumdan yetkililer haberdar edilmiştir. Olayla ilgili adli soruşturma başlatılmış olup adli muayene ve otopsi işlemleri İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda yapılmıştır. Konu hakkında gerektiği taktirde bilahare bilgilendirme yapılacaktır.”

kronos
Devamını Oku »

Avengers: Endgame sinema tarihine geçti

Marvel Cinematic Universe (MCU) ve Disney yapımı, uzaylı güçlere karşı savaşan süper kahramanların hikayesinin anlatıldığı Avengers Endgame tüm zamanların en yüksek açılış gişesini yaparak tarihe geçti. MCU’nun 10 yıldır devam eden ‘sonsuzluk sagası’nın kapanış filmi olan Endgame tüm dünyada gösterime girdiği ilk hafta sonu 1.2 milyar dolar gişe yaparak kırılması zor bir rekora imza attı.

Marvel’in Demir Adam, Kaptan Amerika, Hulk, Karadul, Örümcek Adam, Kaptan Marvel, Kara Panter, Doktor Stranger gibi süper kahramanlarını ‘evrenin en güçlü varlığı’ Thanos’la karşı karşıya getiren film Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) gösterime girdiği ilk üç günde 350 milyon dolar hasılat yaptı. Dünyanın farklı ülkelerinde farklı tarihlerde gösterime giren film hafta sonu ile birlikte 5 günde toplamda 1.2 milyar dolar gişe yaparak tarihe geçti.

Sinema tarihinde 1 milyar dolar gişe barajına ulaşan ve geçen sadece 39 film bulunuyor. Bu listeye giren son iki film ise Aquaman ve yine bir MCU yapımı olan Kaptan Marvel.

HIZLI VE ÖFKELİ SERİSİNE FARK ATTI

Box Office Mojo’nun verilerine göre Endgame, ABD dışındaki ülkelerde 859 milyon dolar açılış gişesi yaparak bu alanda 2017 yılından beri rekoru elinde bulunduran Hızlı ve Öfkeli serisinin sekizinci filmine 400 milyon dolar fark attı.

Toplamda 640.5 milyon dolarla açılış gişe rekoru geçtiğimiz yıldan beri Avengers Sonsuzluk Savaşı’nın elindeydi. Endgame’in 1.2 milyar dolarlık gişesi bu rakamı ikiye katladı. Endgame, beş gün ile sinema tarihinin 1 milyar dolar gişe gelirine en kısa zamanda ulaşan filmi oldu.
Filmin gişe başarısında devamı niteliğinde olduğu Avengers Sonsuzluk Savaşı’nın seyircide büyük soru işaretleri ve yüksek beklentiler uyandıran finali ve eleştirmenlerden filmle ilgili gelen olumlu eleştiriler büyük rol oynadı.

1978 yılından beri Hollywood sinema endüstrisinde filmlerin ilk gün gösterimlerini izleyen seyircilerle anket yapan CinemaScore, Endgame’e en yüksek not olan ‘A+’ verdi. CinemaScore’un anketine katılan izleyicilerin yüzde 57’si erkek yüzde 61’i ise 25 yaş ve üstü izleyicilerden oluştu.
Endgame, MCU’nun on yılda çektiği ‘sonsuzluk sagası’nın 22. filmi. Dokuz tanesi 1 milyar doları geçen bu 22 film toplamda 19.8 milyar dolar gişe yaptı.

TÜRKİYE’DE DE REKOR KIRDI

Avengers: Endgame Türkiye’de 25 Nisan perşembe günü beyaz perdede izleyici ile buluştu. Sinema tarihine geçen film özellikle son yıllarda yerli filmleri daha çok tercih eden Türkiye seyircisinden de bir rekorla dönmeyi başardı. Endgame Boxoffice Türkiye’nin verilerine göre film 25 Nisan Perşembe günü 352.089 seyirci tarafından izlendi ve tüm zamanların en iyi perşembe açılış günü performansına imza attı.

Endgame’den önce bu rekor Recep İvedik 5 filmiydi. Recep İvedik 5’i 2017 yılında gösterime girdiği ilk gün 243.564 seyirci izledi.

kronos
Devamını Oku »

Kılıçdaroğlu’nun annesini hedefe koyan doktor görevden alındı

Trabzon’da Medikal Park Hastanesi’nde görev yapan doktor Mahmut Arslan, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun 88 yaşında vefat eden annesi Yemuş Kılıçdaroğlu’na yönelik ırkçı paylaşımda bulunmuştu.

‘HASTANEMİZ IRKÇI/MEZHEPSEL SÖYLEMİN KARŞISINDADIR’

Medical Park Hastaneler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Usta, sosyal medya hesabından açıklamalarda bulundu.

Doktor Mahmut Arslan’nın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik hakaretlerine değinen Usta, “Grubumuzda çalışan bir kişinin sosyal medya paylaşımıyla ilgili şimdi bilgi sahibi oldum. Kişisel bir paylaşım olmakla beraber inceleme talimatı verdim. Medical Park her türlü ırkçı/mezhepsel söylemin şiddetle karşısındadır. İnceleme sonucu gerekli aksiyon alınacaktır. Ayrıştırıcı, saldırgan ve ağır hakaret içeren bu söylemin ülkemizin barış iklimine ağır bir darbe vuracağı muhakkaktır. Fay hatlarıyla oynayanlar bu ülkeye en büyük kötülüğü yapanlardır” ifadelerini kullandı.

CHP SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUKTAN SONRA PAYLAŞIMLARINI SİLDİ

Trabzon’da Medikal Park Hastanesi’nde görev yapan Doktor Mahmut Arslan, Kılıçdaroğlu’nun 88 yaşında vefat eden annesi Yemuş Kılıçdaroğlu’na ırkçı sözler söylemişti. Arslan, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik de ağır ifadeler içeren paylaşımda bulunmuştu. CHP’nin suç duyurusunda bulunmasının ardından Arslan paylaşımlarını silip ‘Saldırıyı kınıyorum’ diye yazmıştı.

kronos
Devamını Oku »

‘Mazbatayı Binali Yıldırım’a vermenin yolunu arıyorlar’

Kulislerde YSK’nın mazbatayı Binali Yıldırım’a vereceği iddiaları dillendiriliyor. Bugün Fehmi Koru ve Mehmet Tezkan konuyla ilgili iddiaları yazılarına taşıdı.

Mehmet Tezkan’ın t24’de yer alan yazısı şöyle:

Yeni rejim Türkiye’ye ağır geldi… Yeni rejimi Türkiye taşıyamıyor…
Sandığa gideli neredeyse bir ay oldu, Yüksek Seçim Kurulu hâlâ karar veremedi… İstanbul İl Seçim Kurulu mazbatayı verdi ama YSK son noktayı koymadı…

Yeni gerekçelerle yaratarak soruşturmayı derinleştirdiği izlenimi vermek istiyor…

Meseleyi ıcığına cıcığına kadar incelediği algısı yaratmak istiyor…

Aslında işi yokuşa sürüyor… Zamana yayıyor…

Demiri soğutuyor…

Mazbatayı Binali Yıldırım’a vermenin yolunu arıyor!..

Binali Yıldırım on bin değil, beş bin değil, bin değil, yüz değil, on oy farkla bile kazansaydı YSK noktayı koymuştu… Bütün itirazları anında reddetmişti…

Böyle bir durum ortaya çıksaydı, YSK’dan önce iktidar kanadı sonucu ilan ederdi (referandumda olduğu gibi…) Yine atı alan Üsküdar’ı geçti derlerdi…

***

Mazbatayı Yıldırım’a mı vermek istiyorlar?

Daha neler, yok artık daha neler demeyin… Bu olasılık yazılıp çizilmeye başlandı… Bir ihtimal daha var diye dillendiriliyor…

Gerekçeleri de şöyle…

BİR: Yeniden seçim olursa kızgın demir kor haline gelirmiş…

İKİ: Ekonomiye faturası ağır olurmuş…

ÜÇ: Toplum gerildikçe gerilirmiş…

DÖRT: Yeniden seçim ülkeye ağır gelirmiş…

YSK mazbatayı İmamoğlu’ndan alıp Yıldırım’a verirse sorun çözülürmüş… Ne yeniden seçim yapılmasının yaratacağı gerginlik kalırmış, ne de dolar alır başını gidermiş…

O halde…

Yeniden seçim yerine mazbatayı Binali Yıldırım’a vermek ülkenin selameti açısından doğrusuymuş…

Yeni senaryo bu…

 

YENİ SENARYO: BAŞKAN BİNALİ YILDIRIM

Fehmi Koru’da kenda adını taşıyan sitesinde şunları yazdı:

“Herkes her şeyi okuyacak değil. Güneri Cıvaoğlu‘nun köşesine taşıdığı son senaryoyu duymamış olabilirsiniz. En iyisi ilgili bölümünü dikkatinize sunayım:

“Şimdi bir soru:
‘Ya Yüksek Seçim Kurulu İmamoğlu’nun seçim mazbatasını iptal ederse?’
Yani…
‘İstanbul’da itiraz konusu oylardaki sakatlıklar seçim sonuçlarını değiştiren sayıdadır. Binali Yıldırım’ın oyları öne geçmiştir. O halde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Binali Yıldırım’dır’ gerekçesiyle hüküm verirse. (Dün sabah Habertürk’ün Ankara temsilcisi bu ihtimale işaret etti.)
Evet…
Herkes ‘seçimin iptali’ gibi bir ihtimal üzerinde tartışırken, gündeme bu ‘ters köşe’ gelirse!
Burada bir hatırlatma yapayım…
YSK’nın kararına itiraz mercii yok.”

Nasıl buldunuz bu yeni senaryoyu? YSK seçimi iptal etmiyor, yenilenmesine karar vermiyor, İmamoğlu‘nun mazbatasını alıyor ve Yıldırım‘a teslim ediveriyor…

Galiba itirazlar üzerine değişik dört olayda seçim kurulları tam da bu senaryoyu hatırlatan kararlar vermiş, seçildiğini ilan ettikleri kişiden mazbatayı geri alıp ikinci geleni galip ilan etmiş…

Alıntıladığım yazının çıktığı gün, yeni tanıdığım biriyle sohbet ederken, bu senaryoyu kendisine aktardığımda, muhatabım beni de şaşırtan bir tepki verdi.

Hayır, tepkisi senaryonun sakilliğine değildi.

Şunu dedi: “İyi de, Binali Yıldırım başkan olmak istemiyor ki…”

İrkildim. Sonra üzerinde kafa yorduğumda, Binali Bey’in seçim öncesinden başlayarak sonrasında daha da kendini belli eden müstağni hali, muhatabımın tespitinin doğru olabileceğini düşündürdü.

Gerçekten de, YSK bu senaryoya uyan bir karar verirse, galiba İstanbul’u ‘zoraki bir başkan’ yönetmeye başlayacak…

‘Zoraki diplomat’ımız vardı, senaryo doğru çıkarsa yakında bir de ‘zoraki belediye başkanı’mız olacak…

kronos
Devamını Oku »

[Suspicious Death] Suspected UAE agent commits suicide in prison

One of two detainees held by Turkey on suspicion of spying for the United Arab Emirates has committed suicide in prison, Reuters reported on Monday.

A justice ministry official said the suspect hanged himself but did not provide further details. Two suspects were arrested for spying in Turkey on April 15 and sent to Silivri Prison in İstanbul.

According to pro-government Daily Sabah, two suspects confessed to collecting information on Arab nationals on behalf of the United Arab Emirates. Turkish officials were investigating if one of the alleged agents had any connections to the murder of Saudi journalist Jamal Khashoggi, who was killed in October inside Saudi Consulate in İstanbul.

The Stockholm Center for Freedom (SCF) reported in one of its studies titled “Suspicious Deaths and Suicides In Turkey” that there has been an increase in the number of suspicious deaths in Turkey, most in jails and detention centers where torture and ill treatment are practiced. In a majority of cases authorities ruled them as suicides without any effective, independent investigation.

 

 

 

The post [Suspicious Death] Suspected UAE agent commits suicide in prison appeared first on Stockholm Center for Freedom.

from SCF
Devamını Oku »

Türkiye Rusya’ya domates satabilmek için et almak zorunda

Rusya’nın Türkiye’den gelen domatesleri kotanın dolduğu gerekçesiyle gümrükten içeri sokmadığı, domatesler için Türkiye’ye “et ihracatı” şartını koştuğu bildirildi.

Dünya’dan Ali Ekber Yıldırım, Türkiye’den Rusya Federasyonu’na domates ihracatında yine kriz yaşandığını aktardı.

Buna göre Rus yetkililer, Türkiye’ye tanınan 100 bin tonluk kotanın dolduğunu gerekçe göstererek geçtiğimiz günlerde Türkiye’den ihraç edilen domateslerin ülkeye girişine izin vermedi.

Türkiye’nin Moskova Ticaret Müşavirliği’nin devreye girmesi ile gümrük kapılarında bekleyen domatesler ülkeye alındı.

Ancak, kotası artırılmazsa ihracat yeniden durabilir. Kotanın artırılması için Rusya, Türkiye’ye kırmızı et ihracatı şartını öne sürüyor.

medyabold
Devamını Oku »

İzmir ulaşımında yüzde 50 indirim başladı

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ‘Halk Taşıt‘ uygulaması, bugün devreye girdi.

Uygulamaya göre, yolcular toplu taşıma araçlarını sabah 06.00 – 07.00 ile akşam 19.00- 20.00 saatleri arasında yüzde 50 indirimli olarak kullanacak.

Buna göre İzmir’de 3 lira olan tam bilet için belirlenen saatlerde 1 lira 50 kuruş ödemiş olacak. 1 lira 80 kuruş ödeyen öğrenciler 0,90 kuruş, 2,5 lira ödeyen öğretmenler 1 lira 25 kuruş ödeyecek.

SOYER BELEDİYE ŞOFÖRLERİYLE BULUŞTU

Otobüs, metro, tramvay, banliyö ve deniz ulaşımında geçerli olan uygulamayı ilk kullanan ise İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer oldu. Saat 05.30’da ESHOT Genel Müdürlüğü’nün Buca Gediz’deki merkezine giden Başkan Soyer, sefere için hazırlanan şoförlerle kahvaltıda buluştu.

Halk Taşıt‘ uygulamasının tüm İzmirlilere hayırlı olmasını dileyen Başkan Soyer, “İzmir’in kahrını çeken, her sokağına, caddesine giren, kentin nabzını anket şirketlerinden bile çok daha iyi tutan siz şoförlerimizle bir arada olmaktan çok mutlu oldum. İşiniz zor biliyorum; ama aklınızdan çıkarmayın ki sizler aynı zamanda İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni temsil ediyorsunuz” dedi.

 

kronos
Devamını Oku »

Gezi davasında müebbetle yargılanan oyuncu Galler’de tiyatro oyununa seçildi

Hakkında Gezi davası açılan sanatçılardan oyuncu Pınar Öğün, Galler Devlet Tiyatrosu’nun sahneye koyacağı Kafkas Tebeşir Dairesi oyununa seçildiğini açıkladı. Öğün, “Türkiye’de tiyatro yüzünden müebbetle yargılanırken, Brecht’in metnini Galce oynamak. Hüzün doluyum” dedi.

Gezi eylemleriyle ilgili açılan davadaki sanatçılar arasında yer alan tiyatrocu Pınar Öğün, Galler Devlet Tiyatrosu’nun sahneye koyduğu Kafkas Tebeşir Dairesi oyununa seçildiğini Twitter hesabından duyurdu.

İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen Gezi Parkı iddianamesinde, iş insanı Osman Kavala’nın da aralarında bulunduğu 16 kişinin “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları isteniyor.

Soruşturma kapsamında halen tutuklu bulunan Kavala ve Yiğit Aksakoğlu ile Memet Ali Alabora, Can Dündar, Ali Hakan Altınay, Mücella Yapıcı, Pınar Öğün Alabora, Çiğdem Mater, Gökçe Yılmaz, Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu, İnanç Ekmekci, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Yiğit Ali Ekmekçi hakkında dava açılmıştı.

medyabold
Devamını Oku »

Türkiye ekonomisine duyulan güven yüzde 15 azaldı

Ekonomik güven endeksi nisan ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 15.2 düşüşle 84.7’ye geriledi. Endeks, Nisan 2018’de 99.9 seviyesindeydi.

Ekonomik güven endeksinin 100’den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliği gösteriyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Nisan 2019 dönemine ilişkin Ekonomik Güven Endeksi verilerini açıkladı.

Daha önce de farklı konularda ve başka verilerde de yaptığı üzere açıklama metninde yıllık düşüşü gösteren rakamlar yerine aylık artışa işaret eden rakamlara yer veren TÜİK, ekonomik güven endeksi nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 3.4 arttığını açıkladı.

İNŞAAT SEKTÖRÜ GÜVEN ENDEKSİ YÜZDE 31.6 AZALDI

Nisan ayında tüketici güven endeksi yüzde 11 düşüşle 63.5 değerine, reel kesim güven endeksi yüzde 6.4 düşüşle 100 değerine ve hizmet sektörü güven endeksi yüzde 14.4 düşüşle 83.1 değerine, perakende ticaret sektörü güven endeksi yüzde 9.7 düşüşle 90.6 değerine ve inşaat sektörü güven endeksi ise yüzde 31.6 düşüşle 53.9 değerine geriledi.

Tüketici güven endeksi yüzde 17 düştü ama aylık rakamları öne çıkaran TÜİK “arttı” diye açıkladı

medyabold
Devamını Oku »

Alanyasporlu Josef Sural hayatını kaybetti

İstikbal Mobilya Kayserispor deplasmanından Antalya’ya dönen Aytemiz Alanyasporlu 7 futbolcuyu taşıyan VIP minibüsün kaza yapmasıyla Çek futbolcu Josef Sural (29) yaşamını yitirdi. Kazada diğer 6 futbolcu hafif yaralandı. Devre arası transfer döneminde takıma katılan Sural, imza töreninde, “Alanya, ailemle birlikte yaşayabileceğim bir yer” demişti.

Aytemiz Alanyaspor’un dün deplasmanda oynadığı ve 1-1 biten İstikbal Mobilya Kayserispor maçının ardından futbolculara 2 gün izin verildi. Futbolcular Steven Caulker, Djalma Campos, Wanderson Baiano, Papiss Demba Cisse, Isaac Sackey, Welinton Souza ve Josef Sural, kiraladıkları VIP minibüsle takımdan ayrı dönüşe geçti. Alanya’dan bir firmadan kiralandığı belirtilen ve E.A.’nın kullandığı minibüs, saat 02.30 sıralarında Alanya’ya bağlı Dinek mevkisi yakınlarında, iddiaya göre sürücünün uyuması nedeniyle kontrolden çıkarak yol kenarındaki su kanalına girip yan yatarak sürüklendi. Kazada Josef Sural, aracın açılan kapısından yola fırlarken, diğer futbolcular ise araç içinde savruldu.

Kazanın ardından ihbar üzerine olay yerine çok sayıda sağlık ve kurtarma ekibi sevk edildi. Başını çarpan ve vücudunun çeşitli yerlerinde çok sayıda kırık bulunan Josef Sural, ilk müdahalenin ardından Alanya Özel Anadolu Hastanesi’ne götürüldü. Sağ kolunda kırık olan Isaac Sackey, parmağında çatlak ve başında darbeye bağlı şişlik bulunan Welinton Souza ile kazayı hafif sıyrıklarla atlatan Steven Caulker, Djalma Campos, Wanderson Baiano ve Papiss Demba Cisse de aynı hastanede tedaviye alındı.

JOSEF SURAL KURTARILAMADI

Durumu ağır olan Josef Sural, gece ameliyata alındı. Beyin kanaması geçirdiği belirlenen Sural ilk ameliyatın ardından ikinci ameliyata hazırlanırken yaşamını yitirdi. Sural’ın ölümünün ardından Aytemiz Alanyaspor’un resmi sosyal medya hesaplarından açıklama yapıldı. Açıklamada, “Kayseri deplasmanı dönüşü 7 futbolcumuzu taşıyan özel minibüsün yaptığı kazada ağır yaralanan Çek futbolcumuz Josef Sural, Alanya Özel Anadolu Hastanesi’nde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Başımız sağ olsun” denildi.

‘HİPOTERMİ ŞOKTAN HASTAMIZI KURTARAMADIK’

Alanyaspor Kulüp doktoru İsmail Yetkin, “Öncelikle tüm spor camiasının, Çek halkının, Alanya halkının, Alanyaspor’umuzun başı sağ olsun. Dün gece 02.00 sularında yaşanan elim kazada değerli futbolcumuz Josef Sural’ı kaybettik. Maalesef kafa travması, çökme kırıklıkları, kot kırıkları, alt ekstremitede kırıklıklar tespit edildi. Gerekli müdehaleleri yaptık, ameliyata aldık ama hipotermi şoktan hastamızı kurtaramadık. Araçta bulunan diğer sporcuların hayati tehlikesi yok. Ayakta bir kısmının tedavileri yapıldı. Küçük kırıklıklar var. Acil hayati tehlikesi olan bir şey değil, maalesef Süral’i kaybettik” dedi.

‘HIZLA MÜDAHALE ETTİK’

Alanya Anadolu Hastanesi Genel Müdürü Dr. Hasan Peksel, gece saatlerinde kötü bir haberle hastaneye geldiklerini söyledi. Peksel, şöyle dedi:

“Tüm spor camiasının gerçekten başı sağ olsun. Bir VIP araçta şoförün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi nedeniyle kanala sürüklenmesi sonucu bir futbolcunun araç dışına fırlaması ve ağır bir travma almasından dolayı ağır yaralandığı bilgisi geldi. Tabii ki yaralı sağlık ekipleri tarafından ambulansla bölgeye en yakın olmasından dolayı hastanemize getirildi. Diğer 6 futbolcunun çok hayati tehlikesi olacak bir durumu yoktu. Yalnız Josef Sural isimli Çek oyuncunun kafa, göğüs, bacak ve kol kemiklerinde çoklu kırıklar olduğu tespit edildi. Ekibimiz çok hızlı şekilde ameliyata alarak tedavisine başladı. Ancak iç kanaması da olan Sural’ın yapılan her türlü müdahaleye karşı cevap alamayınca sabaha karşı kaybettiğimizi öğrendik. Biz de hastane olarak çok üzgünüz. Zaten yıllardır Alanyaspor’un da sağlık sponsoruyuz. Böyle hazin olayla karşılaşmak bizi de çok üzdü.”

Sural’ın 2 çocuğu olduğunu aktaran Dr. Peksel, “Biri gördüğüm kadarıyla 7-8 yaşlarında diğeri de 2,5 aylık, maalesef ölüm haberini vermek bize düştü. Şu anda şoku atlatmaya çalışıyorlar. Tabii kabullenmesi zor bir konu. Allah’tan sabır diliyorum” diye konuştu.

ŞOFÖR GÖZALTINDA

Aracı kullanan E.A. ile yedek şoför ifadeleri için polis merkezine götürüldü. E.A.’nın ilk ifadesinde olayın şokuyla kazayı hatırlamadığını söylediği belirtildi. E.A.’nın işlemlerinin sürdüğü kaydedildi. Minibüste bulunan futbolcuların yakınları ile Aytemiz Alanyasporlu yöneticiler, teknik heyet ve futbolcular da kazayı haber alır almaz hastaneye geldi. Turuncu yeşilli takımın taraftarları da hastane önünde toplanırken, burada yoğun kalabalık oluştu.

ÇAVUŞOĞLU: ŞOFÖRLERİN UYUMASI SONUCU KAZA MEYDANA GELDİ

Aytemiz Alanyaspor Kulüp Başkanı Hasan Çavuşoğlu, kazaya ilişkin yaptığı ilk açıklamada, emniyetten aldıkları bilgiye göre, şoförün uyuyakaldığını söyledi. Çavuşoğlu, “Kayseri maçından sonra önümüzdeki hafta maçının pazartesi günü olması dolayısıyla maçtan önce futbolcularımıza ve teknik heyete 2 gün izin verilmişti. 7 futbolcumuz özel araç kiralamış. Alanya’dan giden özel araçtı. Onunla dönerken şehrin hemen girişinde maalesef araçta iki şoför olmasına rağmen ikisinin uyuması sonucu kaza meydana geldi” dedi.

‘BİR GÜMBÜRTÜYLE UYANDIK’

Kaza sırasında minibüste bulunan futbolcuların ise yöneticilere, “Bir gümbürtüyle uyandık. Tutunmaya çalıştık kaza olduğunu anlayınca. Araç durduğunda Josef Sural’ın olmadığını fark ettik. Dışarıda aramaya başladık. Steven Caulker buldu” dediği belirtildi.

OCAK AYINDA SÖZLEŞME İMZALADI

Çek futbolcu Josef Sural, 13 Ocak 2019 tarihinde Aytemiz Alanyaspor ile sözleşme imzaladı. Sparta Prag takımından gelen Josef Sural, turuncu yeşilli ekiple 1 yılı opsiyonlu 2,5 yıllık anlaşma yaptı. Josef Sural imza töreninde, “Uzun süren bir transfer çalışması oldu ama mutlu sona ulaştık. İki taraf için de hayırlı olsun. Burada olmaktan mutluyum. Takımın daha iyi yerlere gelmesi için hep birlikte mücadele edeceğiz. Alanya, ailemle birlikte yaşayabileceğim bir yer. Türkiye ligini de takip ediyordum. Burada futbol oynamanın ve yaşamanın ne kadar güzel olabileceğini düşündüğüm için Alanyaspor’u tercih ettim” demişti.

Profesyonel futbol yaşamına 2008 yılında Zbrojovka Brno takımında başlayan forvet oyuncusu Josef Sural, daha önce Slovan Liberec ve Sparta Prag takımlarında forma giydi. Sural, Süper Lig’de 9 maça çıktı. Çek futbolcu 23 Şubat 2019’da oynanan Kasımpaşa maçında 1 gol kaydetti. Ailesiyle birlikte Alanya’da yaşamını sürdüren Josef Sural’ın iki kızı bulunurken, bunlardan küçüğü yaklaşık 2, 5 ay önce Prag’da dünyaya geldi.

Diğer yandan Antalya Valisi Münir Karaloğlu, Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek ile çeşitli sivil toplum kuruluşları temsilcileri, Josef Sural’ın ölümü dolayısıyla sosyal medya hesaplarından başsağlığı mesajı yayımladı.

kronos
Devamını Oku »