26 Haziran 2019 Çarşamba

Katliam gibi kaza: 10 mülteci hayatını kaybetti

Edirne’nin Meriç ilçesinde mültecileri taşıyan panelvanın kaza yapması sonucunda 10 kişi yaşamını yitirdi, 30 kişi yaralandı.

Alınan bilgiye göre, Artezyen Caddesi’nde seyreden araç, kimliği henüz tespit edilemeyen panelvan sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucunda duvara çarptı.

Kazada 10 mülteci öldü, 30 kişi yaralandı.

Edirne Valisi Ekrem Canalp olay yerine giderek bilgi aldı.

Yaralılar çevredeki hastanelere kaldırılırken, yaşamanı yitirenler ise morga götürüldü.

‘DUR İHTARINA UYMAYIP KAÇARKEN’

Edirne Valiliği olayın ardından yaptığı yazılı açıklamada, “Meriç ilçemiz Büyük Doğanca Mahallesi’nde durumundan şüphelenilen bir araca jandarma komutanlığı ekiplerimizce dur ihtarında bulunulmuştur. Araç ihtara uymayıp hızla kaçmış, merkezde bulunan ana kavşakta yolunu alamayarak bir dükkana çarpmıştır. Kazada 10 göçmen vefat etmiş, 30 göçmen ise yaralanmıştır” denildi.

kronos
Devamını Oku »

Seçim sezonu bitti zam sezonu başladı: Motorin, çay ve şekerden sonra bir zam da benzine

Benzin fiyatlarına bu gece yarısı itibarıyla 18-19 kuruş zam yapılacağı öngörülüyor. Hükümetin eşel mobil sistemini işletip işletmeyeceği ise henüz belli değil.

BOLD – Pazartesi günü motorine, dün de çaya ve şekere zam gelmişti. Bugün ise benzine zam geleceği belirtiliyor.

AKP hükümetinin seçim için zamları ertelettiği çoğu kişi tarafından biliniyordu ancak böyle peşi peşine yapılan zamlar, tüketicinin moralini yerle bir etti.

Benzinin litre fiyatının bu geceden geçerli olmak üzere 18-19 kuruş zamlanması bekleniyor. Hükümetin, pompa fiyatlarının sabit tutulmasını sağlayan “eşel mobil” sistemini işletip işletmeyeceği akşam saatlerinde belli olacak.

Seçim sonrası zamlar son sürat: Motorinden sonra şimdi de çaya ve şekere zam yapıldı

medyabold
Devamını Oku »

HDP ‘Demokrasi ittifakı ve Demokratik Anayasa’ için herekete geçiyor

İstanbul seçimleri sonrası toplanan HDP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) 3’üncü yolun inşası temelinde “Demokrasi ittifakı ve Demokratik Anayasa” çalışmalarına başlanması kararı aldı.

BOLD – Özellikle Demokratik Anayasa çalışmaları konusunda bütün kesimlerle diyalog geliştirilmesi, değiştirilmesi öngörülen yasal düzenlemelere ilişkin hem iktidarı hem de muhalefeti duyarlı kılacak çalışmalar yapılması ve bunun için de heyetlerin oluşturulması kararlaştırıldı.

TARAFLARLA GÖRÜŞMELERE BAŞLANACAK

Eş Genel Başkan Pervin Buldan’ın rahatsızlığından dolayı katılmadığı toplantı, Eş Genel Başkan Sezai Temelli başkanlığında gerçekleştirildi. Toplahntıda HDP’nin oluşturacağı heyetlerin önümüzdeki günlerde, ilgili taraflarla hızlıca görüşmelere başlaması kararı alındı.

ÖCALAN’IN MEKTUBU MASAYA YATIRILDI

Seçim sonucuyla birlikte Öcalan tarafından kaleme alınan mektup üzerinde duruldu. Yürütülen tartışmalarla Öcalan’ın mektubuna ilişkin, Temelli ve Buldan imzası ile yapılan açıklamanın “İstanbul seçimleri sonrasında HDP tarafından yürütülecek politikaların yol haritası” olarak görülmesi gerektiği vurgulandı.

KAMPLAŞMA KÜRT SORUNUNU ÇÖZÜMSÜZLEŞTİRİR

Yine Öcalan’ın mektubunda yaptığı uyarılar üzerine yapılan değerlendirmelerde, Cumhur ve Millet ittifakı kamplaşmasının Türkiye’yi ikili parti sistemine entegre etme çabası olarak değerlendirildi. Türkiye’nin çok renkli, çok kimlikli, farklılıkları barındıran bütün toplum kesimlerini, kimliklerini bu iki bloğa mahkum ve mecbur etme yaklaşımı olarak yorumlandı. Öcalan tarafından yapılan uyarıların önemine işaret edilerek, “Bu kamplaşma ve kutuplaştırma siyaseti başta Kürt sorunu olmak üzere tüm sorunların hem kaynağı hem de bu sorunların çözümünü engelleyen temel etken” tespitinde bulunuldu.

HDP’NİN TAKTİĞİ OTORİTER OLANI ZAYIF DÜŞÜRDÜ

MA’nın haberine göre toplantıda, HDP’nin 31 Mart’tan başlayarak, 23 Haziran’da sürdürdüğü seçim tutumunun sadece sonucu belirlemekle kalmadığı, aynı zamanda bu adımın tarafların demokratik değerlere, demokrasiye, insan haklarına ve evrensel hukuki değerlere karşı duyarlı kılmaya dönük taktik bir adım olduğu konusunda fikir birliğine varıldı. “Bu taktik adım hem otoriter olanı zayıf düşürmüş hem de yok sayan, görmezden gelen, ürkek yaklaşan ve mücadele azmi zayıf olana da cesaret vermiştir” denildi.

HDP ÜÇÜNCÜ YOL SİYASETİNİ VAR ETMELİ

Parti MYK’sı, uygulanan bu başarılı taktik adımdan sonra HDP’nin artık stratejik olarak önceliklerine dönmesi ve esas alternatif olarak bu ikili kutuplaşma ve kamplaşmanın dışında bütün kesimleri kapsayacak 3’üncü yol siyasetini var etmesi gerektiği üzerinde durdu. Bu kapsamda bundan sonraki çalışmaların ve siyasetin bu eksende gelişmesi gerektiği konusunda uzlaşıldı.

HDP’den yeni Anayasa ve müzakere süreci çağrısı

medyabold
Devamını Oku »

Muhalifleri Ebu Cehil taraftarı ilan eden Selmanoğlu da helallik istedi

Seçim öncesi İmamoğlu’na oy vereceklere türlü hakaretler eden ve Ebu Cehil taraftarı ilan eden Tuğrul Selmanoğlu’nun helallik isteği ters tepti.

BOLD- 23 Haziran İstanbul seçimi öncesi Ekrem İmamoğlu’na oy verenleri Ebu Cehil taraftarları ilan eden hükümet yanlısı Diriliş Postası köşe yazarı Tuğrul Selmanoğlu helallik istedi. Seçime günler kala seçmene “ya Muhammet’ten yanasın ya Ebu Cehil’den” diye seslenen Selmanoğlu büyük tepki toplamıştı.

AKP’YE BU KAYBETTİRDİ

Seçim sonrası yapılan yorumlarda ortak görüş AKP’li siyasilerin ve gazetecilerin kullandığı bu tür sert üslubun hezimete sebep olduğu yönündeydi. Seçim sabahı oyunu kullanan Binali Yıldırım da rakibinden seçim kampanyası boyunca kullanılan kırıcı üslup için helallik istemişti. Selmanoğlu da sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla takipçilerinden ve seçim kampanyası boyunca kullandığı kırıcı üslup ile hakkına girdiklerinden helallik istedi.

HELALLİK GELMEDİ

Selmanoğlu’na hakkını eden olmadı. Sosyal medya kullanıcıları Seçim öncesi yapılan hakaretleri unutmadı. Yapılan paylaşımlarda ‘Kazansaydınız hakaretlere devam edecektiniz’ yorumlarının hedefi olan Selmaoğlu’na tepki vardı. İşte o paylaşımlardan bazıları

medyabold
Devamını Oku »

‘Meclislerde çoğunluğu olmayan başkanların eli kolu bağlanıyor’

Yerel seçimlerde Ankara ve İstanbul gibi büyükşehir belediye meclislerinde üyelerin çoğunluğu AKP’den seçilirken belediye başkanlıklarını CHP’nin alması üzerine hükümetten belediye başkanlarının elini kolunu bağlamak için karşı hamleler gelmeye başladı.Cumhuriyet Gazetesi’nden Miyase İlknur’un haberine göre, Ticaret Bakanlığı’nın mayıs ayında yayımladığı genelge ile artık belediye iştiraklerine yönetici atama yetkisi belediye başkanlarından alınarak belediye meclisine verildi.

24 NİSAN’DA İLK KEZ GÜNDEME GELDİ

Ticaret Bakanlığı’na bağlı İç Ticaret Genel Müdürlüğü, 31 Mart yerel seçimlerinden 24 gün sonra 24 Nisan 2019 tarihinde “Bakanlığımıza yazılı ve sözlü olarak yapılan başvurulardan; belediyenin aynı zamanda tüzel kişi yönetim kurulu üyesi veya müdürü olduğu belediye iştiraki şirketlerde, yönetim kurulu veya müdürler kurulunda belediye tüzel kişiliğini temsil etmek üzere yetkilendirilen gerçek kişilerin değiştirilmesine yönelik tescil taleplerinde ve yine pay sahibi belediyeyi temsilen şirketlerin genel kuruluna katılacak temsilcilerin belirlenmesinde, belediyedeki hangi organın (belediye başkanı, belediye encümeni, belediye meclisi) kararının aranması gerektiği hususunda tereddüte düşüldüğü anlaşılmıştır” diyerek Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Yerel Yönetimler Genel Müdürlüğü’nden görüş istedi.

KİMİN TALEP YA DA BAŞVURUSU BİLİNMİYOR!

Bakanlık, kendisine bu konuda kimlerin sözlü ve yazılı başvuruda bulunduğuna ilişkin bir bilgi vermedi.

Bu başvuru üzerine de hemen kolları sıvayan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Yerel Yönetimler Genel Müdürlüğü de 20 Mayıs 2019 tarihinde gönderdiği cevabi yazısında, belediye şirketlerinin yapısı ve belediye meclislerinin görevlerine ilişkin uzun bir hukuki mütalaanın ardından belediye şirketlerinde atama yetkisinin belediye meclisinde olduğuna dair görüş bildirdi.

MANSUR YAVAŞ’IN ATAMASI REDDEDİLDİ

Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Müdürlüğü, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan gelen “Belediye şirketlerine yönetici atama yetkisi belediye meclisindedir” şeklindeki mütaalayı tüm ticaret sicili müdürlüklerine gönderdi.

Yetki darbesi anlamına gelen iki bakanlığın yazışmalarının ve Ticaret Sicili Müdürlüklerine yazının gönderilmesinin ardından ilk yetki gaspı da Ankara’da yaşandı. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın Halk Ekmek Yönetim Kurulu’na atadığı isimler, bu genelgeye dayanarak Ticaret Sicili Müdürlüğü tarafından onaylanmadı.

YASALARA UYGUN DEĞİL

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, belediye şirketleri ile ilgili alınacak kararlarda meclisin onayını gerektirecek hükümleri ve şirketlerle ilgili meclisin yetkilerini tek tek sıralamasına karşın şirketlere yönetici atama konusunda yasalarda yer alan bir maddeye cevap yazısında yer vermediği gibi, 5393 sayılı Belediyeler Kanunu’nun 37. maddesinde yer alan “Belediye başkanı, belediye idaresinin başı ve belediye tüzel kişiliğinin temsilcisidir” hükmünü de göz ardı etti. Onun yerine kanunun şirketlerin kurulması, sermaye artırımı, borçlanması, genel kurula gidilmesi, şirketlerin kapanması ya da özelleştirilmesi gibi konularda meclisin yetkili olmasına atıfta bulunarak “Madem ki meclis bunlara yetkilidir o halde bu şirketlere yönetici atamalarını da meclis yapmalıdır” türünde zorlama bir yorumda bulunuyor.

‘GENELGE, BELEDİYELER KANUNUYLA ÇELİŞİYOR’

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Yerel Yönetimler Müdürlüğü’nün bugüne kadar belediye başkanlarında olan belediye şirketi ve iştiraklerine yönetici atama yetkisinin başkanlık makamından alıp belediye meclisine vermesine yönelik genelgesinin “yok hükmünde” olduğunu belirten uluslararası bağımsız denetim şirketi İHY Bağımsız Denetim ve YMM A.Ş’nin Yönetim Kurulu Başkanı ve TÜRMOB Disiplin Kurulu Başkanı İrfan Hüseyin Yıldız, söz konusu genelgenin 5393 sayılı Belediyeler Kanunu ile çeliştiğine dikkat çekerek şunları söyledi:

“Elbette belediye meclisinin, bütçeye ilişkin, belediyenin gelir ve giderlerine ilişkin mali konulardaki görev yetkileri bulunmaktadır. Özellikle (i) bendi konumuzla ilgili olarak şu hüküm mevcuttur: ‘Bütçe içi işletme ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na tabi ortaklıklar kurulmasına veya bu ortaklıklardan ayrılmaya, sermaye artışına ve gayrimenkul yatırım ortaklığı kurulmasına karar vermek’ görevi vardır. Ancak kanunun hiçbir yerinde ve benzeri görevleri vardır denmemektedir. Belediye meclisinin görev ve yetkileri ismen ve ayrıntılı olarak sayılmıştır. Örneğin (n) bendinde, “meydan, cadde, sokak, park, tesis ve benzerlerine ad vermek…” yetkisi gibi ayrıntılara kadar bile inilmiştir. Ancak hiçbir yerinde belediye şirketlerindeki, belediye tüzel kişiliğine ait payları kimin temsil edeceği, bu şirketlerde belediye tüzel kişiliği adına yönetim kurullarına kimin seçileceği hususları, (Bu şirket genel kurulunda belirlenir) belediye meclislerinin görev ve yetkileri arasında sayılmamıştır.

‘BAŞKANLARIN ELLERİ KOLLARI BAĞLANMAK İSTENMEKTEDİR’

Sonuç olarak, belediye başkanlığı seçimini kazanan başkanının, mecliste çoğunluğu yoksa elleri, kolları ve ayakları bağlanmak istenmektedir. Hukuki dayanağı olmayan bu yazıyı ticaret sicil memurluklarının dikkate almaması gerekir. Eğer, sicil memurlukları bu talimata uygun olarak belediye şirketlerinin genel kurullarını tescil etmezlerse, buna karşı, ticaret mahkemelerinde tescil davası açılması kaçınılmaz olur. Maalesef bu konu siyasette de bir başka gerilim noktası olacaktır.”

kronos
Devamını Oku »

Erdoğan’a ‘partiden istifa et’ çağrısı

Karar yazarı D. Mehmet Doğan, “Cumhurbaşkanı Parti ile yolunu ayırmalı, AK Parti kendi şahsiyetini bulmalı ve kendi ayakları üzerinde siyaset yapmalı” dedi.

BOLD- Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’na yakınlığıyla bilinen Doğan, “Ben dememiştim!” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Doğan yazısında, İstanbul’daki seçim sonuçlarını değerlendirdi.

TÜRKİYE’NİN SAHİCİ BİR HÜKÜMETİ OLMALI

Doğan yazısında şunları dili getirdi: “Türkiye’nin bir hükümeti olmalı; göstermelik değil, sahici. Cumhurbaşkanı bu hükümetin üstünde hakim/denetleyici bir konumda bulunmalı. Ona hesap veren bir baş vekil ve vekiller olmalı. Meclis’e Meclis’liği iade edilmeli. Çoluk çocukla, temsil kabiliyeti olmayan sıradan liste mahsulleriyle şişirilmek yerine milletvekili sayısı azaltılmalı. Cumhurbaşkanı Parti ile yolunu ayırmalı, AK Parti kendi şahsiyetini bulmalı ve kendi ayakları üzerinde siyaset yapmalı.”

AKP SEÇİM NASIL KAYBEDİLİRİN KİTABINI YAZDI

Mehmet Doğan yazısında, “Seçim nasıl kaybedilirin kitabı AK Parti tarafından yazıldı. 31 Mart’da sunuşu yazılmıştı. Sunuş yeterli görülmemiş olmalı ki, girişi, gelişmesi, sonucu yazıldı. Hatta haşiyeler, zeyller eklendi. Ansiklopedi çapında bir eser ortaya çıktı. 23 Haziran işte budur!” ifadelerini kullandı.

EKREM BEY’İN HEYKELİNİ DİKTİLER, HEM DE ALTINDAN

Doğan, AKP’yi eleştirdiği yazısında şunları kaydetti: “Belediye seçimlerine kadar mahalli bir belediyenin başkanı olan Ekrem Bey’i piyasaya süren Kılıçdaroğlu ise, onu meşhur eden, İstanbul’u aşan bir şöhrete kavuşturan, memleket ölçeğinde tanıtan ve geleceği ile ilgili ümitler beslenmesini sağlayan AK Parti’dir. AK Parti Ekrem Bey’in heykelini dikti, hem de altından!”

HUKUKU VE KURUMLARI ZORLAMAK YANLIŞTI

Doğan yazısında, “31 Mart’dan sonra yapılması gereken şuydu: ‘Millet böyle takdir etti! İtiraz ettik, sonuç değişmedi. Genel bir iptali gerekli görmüyoruz.’ Bunu demek yerine sonuna kadar hukuku, kurumları zorlamak, taraftarlar nezdinde (çoğu İstanbul dışında) beklenti oluşturmak ilk yanlış adımdı. Arkası geldi. Milletin aklı şunu almadı: Sandık kurulu başkanları kamu görevlisi değildi, peki. Seçim iptalinin en kavi gerekçesi bu. Öyleyse neden sadece büyükşehir belediye başkanının seçimini sakatlıyor bu?” diye yazdı.

BÜTÜN SEÇİMLER İPTAL EDİLMELİYDİ

Doğan yazısını şu cümlelerle noktaladı: “Efendim Yüksek Seçim Kurulu sadece itirazla sınırlı karar verir! Bir ek itirazla sınırı genişletip İstanbul’un bütün seçimleri iptal ettirilmeliydi. O zaman bütün seçilen başkanlar, meclis üyeleri, kadroları ile yeniden seçilmek için çalışmak zorunda kalacaktı. Oysa sadece büyükşehire odaklanıldı. Bu milletin mesajını anlamamaktır: İstanbul’da ve Ankara’da halk alt belediyelerde iktidar partisi adaylarını seçti. Büyükşehirde kuvvetli adaylara rağmen oyunu esirgedi. Neden? Niçin? Niye? Sebep?”

Erdoğan yeni parti çalışmalarına ilişkin konuştu: Sırtımızdan hançerlendik

medyabold
Devamını Oku »

Selvi’ye göre, Berat Albayrak dahil 4 bakanlık değişmeyecek

Hürriyet gazetesi yazarı Abdulkadir Selvi, 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye seçimlerinin ardından AKP’nin seçmenin mesajını aldığını söyledi. Selvi, kabinede çok büyük değişiklik beklemediğini belirtirken; Ekonomi, Milli Savunma, Adalet ve Dışişleri bakanlarının yerini koruyacağı izlenimi edindiğini söyledi.

‘AKP’DE KÖKLÜ DEĞİŞİKLİKLERE İHTİYAÇ VAR’

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın dünkü grup toplantısı konuşmasındaki milli irade vurgusunun AKP içindekilere bir mesaj olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Selvi yazısında, “AK Parti’deki sorun bir bakanın gidip diğerinin gelmesinden öte, partinin söyleminden siyaset tarzına, ülke yönetiminden toplumsal huzura kadar köklü değişikliklerin yapılmasına ihtiyaç var.” ifadesini kullandı.

 

kronos
Devamını Oku »

Tesla’ya Hollandalı rakip: Gücünü güneşten alıyor, tek şarjla 800 km gidebiliyor

Tesla’nın başlıca rakiplerinden biri olmaya aday gösterilen Hollandalı Lightyear şirketinin One isimli aracı, kaputundaki ve tavanındaki güneş panelleriyle bataryasını doldurabiliyor.

BOLD – Elektrikli araçların popülerliği her geçen gün daha da artarken, aynı şekilde markalar da daha çok elektrikli araç üretimine odaklanıyor.

Hollanda merkezli Lightyear şirketinin ürettiği elektrikli otomobil One, verimliliğe odaklanarak gücünü güneş enerjisi ile sağlıyor ve bu özelliği ile diğerlerinden daha ilgi çekici hale geliyor.

Şarj ünitelerine daha az ihtiyaç duyacak şekilde tasarlanan otomobilin ön kaputu ve tavanı güneş panelleriyle kaplı ve bunlar aracı şarj etmeye yarıyor.

Aracı verimli hale getiren unsur yalnızca güneş panelleri değil. Verimliliği artıran ikinci husus da tekerlekler. Tekerleklerin her birinde bulunan küçük motorlar, araç hareket ettiğinde harcanan enerjiyi düşürüyor.

Lightyear One, tam olarak şarjlı iken 800 kilometre yol kat edebiliyor, kışın ise bu miktar 400 kilometrelere iniyor.

Şirketin aktardığına göre Lightyear One’dan 100 adet satılmış bile. Aracın üretiminin 2021’den sonra başlaması beklenirken, şirket ön satış için 500 adet daha yerleri olduğunu belirtiyor.

Aracın ön satış fiyatı ise 119.000 euro (781 bin TL).

medyabold
Devamını Oku »

Zabit Kişi işkencede geçen 108 günü anlattı: İntihar edenleri artık yadırgamıyorum

Kaçırıldıktan sonra 108 gün haber alınamayan Zabit Kişi’ye 13 yıl ceza verildi. 108 günlük işkenceyi yazdığı satırlar ilk kez ortaya çıktı.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD/ÖZEL – Zabit Kişi, 15 Temmuz sonrası Milli İstihbarat Teşkilatı’na yurt dışında teslim edilen isimlerden biri. Ardından 108 gün süren ağır bir işkence süreci yaşadı.

“Ölmek için can atıyordum. Canına kıyan insanları artık yadırgamıyordum,
3 metrekarelik güneş ışığının girmediği mezar gibi yerde,
108 gün sistematik bir şekilde fiziki ve psikolojik işkence gördüm.”

Zabit Kişi, Hizmet Hareketi’ne yönelik soruşturmalar kapsamında 30 Ekim 2017’de Kazakistan’dan alınarak Türkiye’ye getirildi ve 108 gün kayıt dışı gözaltında tutuldu. Bu süreçte ailesine ve avukatlarına hiçbir bilgi verilmedi. Tüm başvurulara rağmen devlet, Zabit Kişi’nin elinde bulunduğunu kabul etmedi.

Ailesinin Kazakistan nezdinde yaptığı girişimle; Kazakistan İstihbarat Başkanlığı, Zabit Kişi’nin MİT personeline teslim edildiğini ve 30 Eylül 2017 ‘de, THY’nin TT-4010 sefer sayılı 23:32 Almatı-Ankara uçağı ile Türkiye’ye gönderildiği bilgisini içeren resmi bir belge verdi.

Böylece Zabit Kişi’nin Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi makamlarının elinde bulunduğu kesinleşti.

Ailesi 108 gün boyunca Zabit Kişi’ye ulaşmaya çalıştı. 108 günün ardından Zabit Kişi, Ankara Adliyesi’nde ortaya çıktı. 30 kilo kaybetmiş ve  vücudunda işkence izleriyle.

Zabit Kişi, yaşadığı 108 günün ardından hakim karşısına çıktığında, öldürülmekten korktuğunu söyledi ve tutuklanma talep etti. Hapishane bile daha tercih edilebilir durumdaydı.

Zabit Kişi eşi ve çocuklarıyla..

13 YIL 6 AY CEZA VERİLDİ İŞKENCENİN İSE ÜZERİ KAPATILDI

Zabit Kişi, tutuklandıktan sonra çok sayıda ilaç kullandı, yaralarının iyileşmesi, elleri ve ayaklarındaki his kaybının çözülmesi uzun zaman aldı. Toparlandıktan sonra yaşadığı tüm işkenceleri detaylı bir dilekçe haline getirerek suç duyurusunda bulundu.

İşkenceciler ve sunduğu deliller dikkate alınmadı. İşkence soruşturulmadı. Ancak Zabit kişi geçen hafta, 21 Haziran Cuma günü çıkartıldığı mahkemede 13 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Zabit Kişi, Kandıra Cezaevi’ne gönderilirken, yaşadığı işkenceleri anlattığı suç duyurusu ilk kez ortaya çıktı.

KONTEYNER İÇİNDE 108 GÜN

Zabit Kişi, Kazakistan’da MİT’e teslim edildiği andan itibaren işkence görmeye başladığını, uçağın içinde kasıklarına aldığı darbe nedeniyle günlerce cinsel organından kan aktığını belirtiyor.

Ankara’da indirildiği havalimanına araçla 6 dakika mesafede bir yerde 108 gün bir konteynerin içinde tutulduğunu anlatan Zabit Kişi, çırılçıplak soyulduğunu, vücuduna elektrik verildiğini, günlerce susuz bırakıldığını, cinsel istismara maruz kaldığını, kesintisiz biçimde dövüldüğünü, tuvaletini yaparken seyredildiğini, ölecek duruma geldiğinde vücuduna bilmediği ilaçlar enjekte edilerek tekrar işkenceye devam edildiğini ifade ediyor.

İşkenceyi tüm detaylarıyla anlatan Zabit Kişi, bu kişilerin uçakta kendilerini MİT olarak tanıttıklarını, 108 günlük işkencenin ardından bilmediği bir yerde Ankara Terörle Mücadele Ekiplerine teslim edildiğini dile getiriyor.

Teslimin ardından ise kendisi Ankara Terörle Mücadele Şubesi’ne gelmiş gibi belge düzenlendiğini ve ardından tutuklandığını anlatıyor.

Zabit Kişi’nin anlatımları daha önce Siyah Transporter’la kaçırılarak aylarca işkence yapılanların anlatımlarıyla örtüşüyor. Susuz bırakmayla başlayarak elektrikle devam eden işkenceler, geçen hafta yayınladığımız Ayten Öztürk’e MİT Çiftliği’nde yapılan işkencelerin neredeyse aynısı.  Zabit Kişi, kaçırılıp işkence yapılan diğer kişilerden farklı olarak bir konteynerda tutulmuş. İşkence görmediği zamanlar ise başka işkence görenlerin sesini duymuş.

Zabit Kişi, işkenceye alındığında 105 kilo olduğunu, çıktığında ise 75 kiloya düştüğünü söylüyor.

Zabit Kişi’nin suç duyurusu haline getirerek mahkemeye gönderdiği mektubun tam metni:

ZABİT KİŞİ’NİN İŞKENCE MEKTUBUNUN TAM METNİ: CANINA KIYANLARI ARTIK YADIRGAMIYORDUM

“İsmim Zabıt Kişi 15 temmuz menfur darbe girişimiyle ilgili gelişen olaylar çerçevesinde bir takım ithamlar ile şahsım ilişkilendirilerek hakkımda çıkarılan yakalama kararı doğrultusunda Kazakistan Almati Havaalanı’nda , Kazakistan yetkililerince gözaltına alındım. Kazakistan hukuk sistemine göre yapılan adli işlemler sonrasında şahsımın Kırgızistan’a iade kararı verildi.

30.09.2017 tarihinde Kazakistan Almati’den Kırgızistan’a dönüş sırasında tekrar gözaltına alındım. Eşyalarıma el konularak bir odaya kapatıldım. Saat 22.30 civarı pist tamamen boşalınca Türkiye’den gelen sivil görünümlü kişilere teslim edildim.

Gelen kişiler tarafından hiçbir bilgi verilmeden fiziksel olarak zorlanarak darp edilip, tarife dışı tanımlayamadığım kamuflaj desenli üzerinde herhangi bir işaret yazı olmayan uçağa bindirildim. Uçağa biner binmez üzerime atladılar. Şahsıma ve değerlerime küfrederek tekme tokat giriştiler. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Kasığıma ve kafama sürekli vuruyorlardı. Bir şey sormaya kalktığımda ‘birazdan anlarsın …’  diyerek sin kaflı küfürler ederek susmam sağlandı.

Gözlerim, burun deliklerimi de içine alacak halde bağlandı. Kafama çuval geçirildi, el ve ayaklarım plastik kelepçe ile canımı acıtacak şekilde sıkıca bağlandı. Kasıklarıma aldığım darbeler canımı çok acıtmıştı, kıvranıyordum. Başım çatlayacak gibiydi, kafamı dik tutmakta zorlanıyordum. Kasıklarıma aldığım darbeden dolayı kanlı iç çamaşırım daha sonra yok edildi. Üreme organımdan çamaşırıma günlerce kan geldi.

Uçağa bindirildiğimde tüm hayatımın karardığını hissettim. Ne olduğunu bilmiyordum, savunmasızdım ve hareketlerinden bana yapacakları her şeyi mübah gören cani iki kişi karşısındaydım. İşkence hız kesmeden devam ediyordu. Kımıldamama bile müsade etmiyorlardı. Kafamda çuval olması ve gözbağının burun deliklerini içine alacak şekilde bağlı olması sebebiyle solunum sıkıntısı yaşadığımı, rahatsızlığım olduğunu defalarca söylememe rağmen dikkate almadılar. Kazağımın yaka kısmını ısrarla yırtmalarını söyledim ama nafile, hiç oralı olmadılar. Sistemli bir şekilde dövüldüğüm için bilincimi kaybettim.

Kendime geldiğimde,’Bunlar aldığın son nefeslerin olacak …’ diye küfürlerine devam ediyorlardı. Suratımı tokatlayarak uyandırmaya çalışırken balıkçı yaka kazağımın yaka kısmını yırtarak nefes almamı sağlamaya çalışıyordu. Nabzımı yokladı, ’Problem yok’ diye diğer şahsa seslendi. Öldüğümü sanmıştım, nefessiz kalmam, bayılmam, bu canilerin umrunda olan bir şey değildi. Kendilerinin MİT elemanı olduğunu söyleyen bu kişiler bana kafamda çuval olmasının benim hayrıma olduğunu, kendilerini görmem halinde ise ölmem için yeterli sebep sayılacağını söylediler.

İçimden buraya kadarmış dediğimi hatırlıyorum. Allah’ım neler oluyordu ben neyapmıştım bu yaşadıklarımın neler olduğunu anlamıyordum, kimdim ben ne yapmıştım, bu işkencenin sebebi neydi?

Kafamda bu sorulara cevap verememem bazen aldığım darbelerden daha acı veriyordu bana. Beynim çatlayacak gibiydi, bu adamlar benden ne istiyordu, bu amansız ve duraksız işkencenin sebebi neydi ? Ben acıdan kıvranırken onlar yemek yiyip,kahve içiyordu. Çok şükür uçak inişe geçmişti. Bir an olsun içimden bu işkencenin biteceği beni kolluk ve adli güçlere vereceklerini düşünerek rahatlamıştım. Ama işkence aslında yeni başlayacaktı ve bunu biraz sonra tüm iliklerime kadar hissedecektim.

Uçak piste inip motor durdurulduğunda ters kelepçeli, gözlerim bağlı, kafamda çuval ile iki kişi koluma girerek koltuk aralığı ve yüksekliğinden anladığım kadarıyla Transporter tarzı araç olduğunu düşündüğüm bir araca bindirildim. Yola çıktıktan yaklaşık 6 dakika sonra havaalanı yakınlarında sonradan konteyner olarak tanımlayabildiğim bir mekana getirdiler.

Bundan sonra 108 gün yaşam mücadelesi vereceğim konteyner hücresi. Güneş ışığı görmeyen yaklaşık 3 metrekare genişliği olan sadece insanın kendi ekseni etrafında dönmesine yetecek bir mesafeye sahip kapalı kutu gibi bir penceresi hiç olmayan bir yer. Mezardan farksızdı benim için, sadece azap erken başlamıştı.

Mekana girer girmez çırıpçıplak soydular, soyarken yapılan tacizleri ve belaltı muhabbetleri yazmaya elim  varmıyor. İki kişi kollarımdan tutarak duvar tarzı bir yere hızlıca çarptılar. Vücudumun üst kısmından başlayarak ayaklarıma ve farklı bölgelere zaman zaman voltajını arttırarak elektrik verdiler. Oturma pozisyonunda iken ayaklarımın taban kısmı yukarı bakacak duruma getirilip parmaklarımı teker teker ezdiler. Bir taraftan da ‘Neslinizi kurutacağız,eşini … yapacağız, bir daha göremeyeceksin…’ diyerek küflerine devam ediyorlardı.

Bir aydan sonra parmaklarım iyileşmeye başladı ve ilerleyen zamanda da tırnaklarımdan çıkanlar oldu. Oturma vaziyetinde ellerim ters kelepçeli iken ayaklarıyla kelepçe üzerine çıkarak baskı uyguladılar.

Bir kaç gün verdikleri yemeği yerken kaşık tutmakta zorlandım, sinirler tahrip olduğundan el parmaklarımdaki his kaybından dolayı ceza infaz kurumda iken ilaç kullanma durumunda kaldım.

Çıplak vaziyette iken tecavüzle tehdit edip, sert cisimle tecavüze yeltendiler, ısrarla yalvarmama rağmen tekrarladılar. ‘… oğlanı, seni burada … gelip seni buradan kim kurtaracak, zevk almaya bak’ diyerek küfürlerine devam ettiler.

Oturma pozisyonunda iken kollarımdan iki kişi tutarak sırtıma sert cisimle vurdular, kaburgam çatladı. Her nefes alışverişte kaburgamın ciğerime yaptığı baskıdan dolayı ciddi acı çektim. Kafamda çuval olduğu halde işkence yaparlarken yüksek sesle cevap vermemi istemeleri, nefes alışverişi ağzımdan hızlı ve derin almamdan dolayı ciddi solunum sıkıntısı, kalp çarpıntısı yaşadım.

Oturma vaziyetinde iken kollarımdan iki kişi tutarak başımı öne bastırıp sırtıma ayaklarıyla çıkarak baskı uyguladılar.

İstiklal Marşı, Mehter Marşı, Vatan Türküleri ve İsmail Türüt’ün türküleri eşliğinde işkence yaptılar. Vatanseverliğim sorgulandı oysa kimse kimsenin vatan sevgisini sorgulayamazdı ki. İçimden kaç defa Allah’ım canımı al da beni bu canilerden kurtar diye dua ettiğimi hatırlamıyorum. Ölümden çok ölümü isteten sebeplerin olduğu sebepler daha ağırdı. Buradan tek kurtuluşum ölmemdi. Ölümün bana bu kadar sevimli geleceğini hiç hayal etmemiştim. Allah’ım bu adamlar benden ne istiyorlardı, bir türlü anlayamamıştım hala da anlayamadım, zannımca da anlamadan da gideceğim. Çünkü şartlar ne olursa olsun böyle kötü muamele ve işkence yapabilmek için insanlıktan nasibini almamış olmak gerekirdi.

İşkence esnasında ‘Burada hakim de savcı da biziz burada avukat, polis yok, buradan çıkışın söylediklerimizi, her şeyi kabul etmekle olur, dediklerimizi yap, ölmediğin sürece işkence yaparız, ölürsen de gömeriz, faili meçhul olursun. Kabul etmediğin takdirde arkandan ve ağzından ilaç veririz, iğne yaparız otopsi sonucunda bile belli olmaz, kalp krizi yazar geçerler’ dediler.

Ekipler değişiyor ama işkence değişmeden artarak devam ediyordu. 108 gün boyunca üç metrekare konteyner hücresine, tuvalete gittikleri, dışarda kullandıkları ayakkabılarıyla basarak, hijyenik olmayan zeminde yatmamı, uyumamı sağladılar. Kameradan 24 saat izledikleri için yatmamamı, uyumamamı sağladılar.

Kameradan 24 saat izledikleri için yatmama ve oturmama müdahale ederek, yüksek sesle müzik açıp bağırarak uyandırıldım ve uzun süre ayakta bekletilerek yorgun bırakıldım. Kemik aşınması ve fermurbaşı avasküler nekrozum olduğundan dolayı günlük hayatta koltuk değneği kullanıyordum.

Tuvalet ihtiyacına götürürken boynumdan aşağıya baskı uygulayarak yerde sürükleyip köpek gibi götürdüler. Kafamda çuval olduğu vaziyette alaturka tuvalet taşına uygun şekilde yerleşemediğimden ayakta küçük tuvaletimi yapmamı istediklerinde idrarımı tuvalet deliğine isabet ettiremediğimden dolayı ‘ dışına yaptıklarını yalarsın’ diyerek şiddet uyguladılar, kafamı duvara çarptılar, oysa bunu iki gözü gören, kendi iradesiyle hareket eden insan da yapamazdı ki. Tuvalet ihtiyacını giderirken sayı sayıyorlar, ihtiyacım bitmeden tekrar kaldırıyorlardı. Tuvalete ben istediğim zaman değil onlar istediği zaman götürüyorlardı.

Yaklaşık 2.5 ay dişimi fırçalamama müsade etmedikleri gibi, lavaboda ağzıma su alıp dişlerimi ovalamama, ağzımı çalkalamama bile müsade etmediler. Kişisel bakımdan yoksun bıraktılar. Ağzımda ve bedenimde oluşan pis kokudan dolayı kendileri de rahatsız olmaya başlayınca duş almama müsade ettiler. Duş almama müsaade ettiklerinde çıplak vaziyette sırtım kendilerine dönük halde olmamı isteyerek cinsel tacizde bulundular. Soğukta çıplak vaziyette bekletildim.

Tırnaklarımı 2.5 ay kesemedim, koltuk ve etek traşımı başkasının kullandığı kanlı makinalarla yapmak zorunda bırakıldım, makinalarda ki problemlerden dolayı bedenime zarar verdirdiler. İşkenceyle yetinmeyip yurdışında yaşayan eşim ve çocuklarımla ilgili, birilerine para vererek zarar verdirme, ortalık malı yapma ve kaçırarak bana yaşattıklarını onlara da yaşatma tehtidinde bulundular.

Kendilerinden birini görmem halinde faili meçhul olacağımı sık sık tekrarladılar. Dediklerini kabul etmediğim taktirde sağlık problemleri olan 75 yaşlarında annem ve babamla tehdit edilerek bir daha onları göremeyeceğim söylendi. Bir yere bırakarak, kendimi ihbar etmem istendi. Başka ülkeye götürüp bırakabileceklerini de söyledir. Kabul etmem halinde 7-8 bin TL maaşla istediğim şehirde kamu kurumunda işe yerleştirebileceklerini şahsım ve eşim hakkında açılan davalar varsa kapattıracaklarını ve şahsımı iddianameden çıkartacaklarını, bunlara muktedir olduklarını belirttiler.

Yaşamamın bir anlamı kalmamıştı. Ölmek için can atıyordum. Canına kıyan insanları artık yadırgamıyordum,  3 metrekarelik güneş ışığının girmediği mezar gibi yerde, 108 gün sistematik bir şekilde fiziki ve psikolojik işkence gördüm. İşkence yapmadıkları zamanlarda konteynerın diğer hücrelerinde işkence gören, sakat olan insanların sesini duyuyordum. Bu süre zarfında 105 kilodan 75 kiloya düştüm.

Yaşadığım işkencelerden dolayı sağlık problemlerim arttığından ağrı kesici olduğunu söyledikleri ne olduğunu bilmediğim, anlayamadığım ilaçlar verdiler. İlk günler özellikle su vermiyorlardı. Günde küçük plastik bardaklarla bir bardak su verdikleri oldu. Kaç defa su diye yalvardım ama nafile işkence süresince kendilerine daha önce langerhans ameliyatı olduğumu, kemoterapi aldığımı, femurbaşı avasküler nekrozumun olduğunu, dizlerimde aşınma, ciğerimde sönme olduğunu defalarca söylememe rağmen hiç fayda vermedi. İşkenceyi arttırarak devam ettiler.

Sağlık sorunları nedeniyle çok zorlanıyordum ama sanki bunlar onların daha çok işine geliyordu. Ben sızlandıkça daha fazla işkence yaptılar acıma hisleri hiç kalmamış gibiydi. Halihazırda işkence sonrasında bir çok sağlık problemi yaşadım. Başta ruh sağlığım bozuldu. Yaşadıklarımın üzerinden 7 ay geçmesine rağmen geceleri hala kabuslarla uyanıyorum. Kendimi bir türlü güvende hissetmiyorum, hep tedirginim. Başıma bir daha böyle bir olayın gelmesi ihtimali beni çok korkutuyor.

İşkence ve kafamda çuvaldan dolayı nefes alamadığımdan problemler tekrar günyüzüne çıktı. Ne olduğunu anlayamamıştım. Yaşadığım işkencenin ağırlığı üzerime iyice çökmüştü. Boş bakışlarla anlamsız bir şekilde etrafıma bakıyordum. 3.5 aydır işkence gören ben değilmişim gibi sorduğum sorulara cevap vermiyorlardı. Sanki herşey normalmiş gibi davranıyorlardı. Kaçırıldığım esnada yanımda bulunan langerhans ve femurbaşı avasküler nekroz’dan dolayı 2007 ile 2016 yılları arasında yaptırmış olduğum tüm tetkikler, aldığım raporlar, aileme ait bilgileri içerir dökümanlar, çocuklarıma ait bilgileri içerir dökümanlar, çocuklarıma ait bilgiler, okul karneleri de dahil, Gazi Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi’nden aldığım lisans diplomama el koyarak tarafıma vermediler.

Hakkımda herşeyi bildiklerini ve yedi ceddimi fişlediklerini,kamuda işe giremeyeceklerini belirttiler. Kazakistan Almati’den kaçırılmadığımı, kendi isteğimle geldiğimi söylememi, kaçırılışımla ilgili AYM, AİHM ve benzeri kuruluşlara başvurmamam gerektiğini, kendilerini zorda bırakmamamı, yaşadıklarımdan bahsetmem halinde ceza infaz kurumundan bile çıkarılıp aynı şeyleri tekrar yaşatacaklarını söyleyerek ömrüm boyunca bu işin takipçisi olacaklarını belirterek zorla kamera çekimi yaptılar. Yapılan işkencelerin bir gün ortaya çıkma ihtimali, konuşulması kendilerini tedirgin ediyordu.

Bana aklımın almayacağı ithamlarda bulundurlar. Beni CIA ajanlığı ile suçladılar.

108 günün sorasında 18.01.2019 tarihinde saat 20.00 civarı gözlerim bağlı kafamda çuval, ellerim plastik kelepçeli bir vaziyette beni başka bir ekibe teslim ettiler. Ekipler değişip üçüncü ekip teslim aldığı yerde, kafamdaki çuvalı çıkarıp gözbağımı açtığında Ankara Adalet Sarayı ışıklı tabelasını gördüm. İradem dışında tutsak tutulduğum loş ışıkta ve gözlerim bağlı geçirdiğim 108 günden sonra akşam karanlığında bile sokak aydınlatmalarına ve ışıklı tabelaya gözüme rahatsızlık verdiği için bakamıyordum.

Karlı ve tipili bir akşam kargo paketi gibi adrese teslim edilmiştim. Fazla kilo kaybından dolayı pantolonum sıyrılıp düşmüştü. Ekip kendilerinin Ankara Terörle Mücadele ekipleri olduğunu söyleyerek önce nöbetçi savcıya ardından Terörle Mücadele Binası’na geçtik. Bana kendim gelmişim gibi tutanak tuttular. Ankara’yı bilmeyen biri olarak Terörle Mücadele Binası’nı nasıl bulacaktım ki hem de Emniyet Müdürlüğü’nden ayrı binada bir semtte olmasına rağmen.

Saç ve sakalımda ki beyazlığın %50 arttığını aynaya baktığımda gördüm. Kendimi tanımakta zorlanmıştım. Bu süre zarfında 30.09.2017 ve 18.01.2018 tarihleri arasında ailem ve avukatım benden haber alamamıştı. Kriz geçirmesi ihtimalinden dolayı anneme kaçırılışımdan 20 gün sonra haber verilmiştir. Ailem defalarca Bimer ve Adalet Bakanlığı’na başvurmasına rağmen işlem yapılmamıştır. Konu ile ilgili olarak Uluslararası Af Örgütü’nün sisteminde bilgilerim mevcuttur. Ailem ve avukatlarım tarafından Birleşmiş Milletler’in Kazakistan ofisine başvuru neticesinde Kazak yetkililerce Türkiye’ye kendi isteğimle gelmişim gibi bilet düzenlemesi yapılmıştır. Ailem ve avukatlarım AYM ve AİHM’e başvuruda bulunmuştur. Türkiye’deki tüm havaalanları ve gümrük kapıları kontrol edildiğinde herhangi bir giriş kaydıma ve video görüntüme rastlanılmayacaktır. Adli emanette bulunan pasaportumun ilgili sayfasında da giriş mührü bulunmamaktadır. 18.01.2018 tarihinde Ankara Adalet Sarayı binası kamerası ve MOBESE kayıtları da kontrol edildiğinde beni devreden ve teslim alan ekip ile ilgili, Terörle Mücadele Şube binası kamera kayıtları da kontrol edildiğinde de kendim gelmediğim gerçeğini ortaya çıkaracaktır.

Kocaeli 5. Ağır Ceza Mahkemesince yürüyülen 2017/260E sayılı dosya kapsamında 03.04.2018 tarihinde vermiş olduğum ifademde de yapılan işkence ile ilgili bir takım hususları, can güvenliğimin olmadığını faili meçhul olmak istemediğimi belirterek tutukluluğumu talep ettim. Bana işkence yapanların hukuk önünde deliller karartılmadan hesap vermesi için Kocaeli 5. Ağır Ceza Mahkemesine verdiğim 18.04.2018 tarihli,18.05.2018 tarihli 2018/4774 No’lu dilekçelerimle ilgili işlem yapılmadı. Suç delilleri yok olmadan, deliller karartılmadan dosya kapsamında ihtiyaç duyduğum, 23.05.2018 tarihli 2018/4895 No’lu Emniyet birimlerine teslim edilişime ilişkin ihtiyaç duyduğum talepler, 23.05.2018 tarihli 2018/2936 No’lu dosya kapsamında ihtiyaç duyduğum taleplerim, 27.06.2018 tarihli 2018/5936 No’lu dosya kapsamında ihtiyaç duyduğum hususlara yönelik taleplerim, 27.06.2018 tarihli 2018/5937 No’lu deliller karartılmadan ihtiyaç duyduğum taleplerimin arzıdır- 1,27.06.2018 tarihli 2018/5938 No’lu deliller karartılmadan ihtiyaç duyduğu taleplerimin arzıdır-2 tarihli toplam 7 ayrı dilekçelerimle ilgili taleplerim karşılanmadı.

Halihazırda can güvenliğim tehlike altındadır. Çünkü bana 108 gün süreyle sistematik, psikolojik, fiziki işkence yapanlar yaşadıklarımla ilgili bir şey anlatmam durumunda beni ceza infaz kurumundan dışarı çıkarıp tekrar işkence yapacaklarını ya da ceza infaz kurumunda infaz, faili meçhul olacağımı, bu sefer öncekine göre hiç şansımın olmadığını tahliye olsam bile nerede olursa olayım beni bulacaklarını, ömür boyu peşimi bırakmayacaklarını belirttiler. Kazakistan Almati Havaalanı’ndan kaçırılışım, üç metrekare konteyner hücresinde işkence dolu 108 gün, kolluk, mahkeme süreci ve ceza infaz kurumuyla devam eden yolculuğum.

Beni Türkiye’ye getiren, getirme emrini veren ve bana 108 gün süreyle sistemli psikolojik, fiziki işkence yapan bu kişilerin suç ve suç delilleri karartılmadan, üzeri örtülmeden bulunmasını ve adalet önüne çıkarılmalarını talep etiyorum. 21. Y.Y’da hala ülkemizin işkence belasından kurtulmadığını görmek ve bizzat buna acı bir şekilde şahitlik yapmak beni derinden yaralamıştır. Sorumluların bulunmasını  ve ülkemizin aydınlık günlere kavuşması ümidiyle mahkemenizin yetkisinde bulunan hukuki sürecin resen başlatılmasını saygılarımla arz ederim.

12.07.2018 Zabit Kişi 2 No’lu F Tipi Yük. Güv. C.İ.K. Kandıra Kocaeli”

 

Ankara’daki işkence merkezinde 6 ay işkence gören Ayten Öztürk her şeyi anlattı

medyabold
Devamını Oku »

Yeni Şafak yazarı: Öcalan’ın mektubundan medet ummayacaktınız!

Yeni Şafak gazetesi yazarı Fatma K. Barbarosoğlu, PKK’ye yönelik operasyonda jandarmaya klavuzluk yaparken katledilen Eren Bülbül’ün annesi Ayşe Bülbül’ü hatırlatarak AKP’yi ‘sonunda Öcalan’dan medet umacak hale gelmekle eleştirdi.

Barbarosoğlu, ‘800 bin fark ne ki! İçimde Eren Bülbül’ün tazelenen yası‘ başlıklı yazısında ‘…Şehit ailelerinin canını yeniden yakmayacaktınız. “Bebek katili” dediğiniz adamı seçimi kazandıracak stratejik özne yapmanıza, kardeşini TRT ekranında kendinize “destekçi” kılmanıza değdi mi?’ diye sordu.

Fatma Kç Barbarosoğlu şu görüşlere yer verdi:

‘Üsküdar Meydanı’nda stant açmış olan AK Parti ile CHP’nin “eğlenme biçimi” üzerinden bir fotoğraf okuması yapacaktım.

AK Parti standının önünde bir eliyle kurt işareti yapan başörtülü genç bir kadın tek başına ne olduğu belli olmayan bir oyun sergiliyor, beyaz tişörtlü bir delikanlı zenne gibi dans ediyor, ayakları yalın ayak yaşlı bir kadın eliyle bayrak sallıyor. Çeşitli ama birbirinden kopuk bir performans… Dans bir hikâye anlatma biçimidir. Ama bu üç farklı kişinin sergilediği performans hiçbir şey anlatmıyor… Manayı imha eden bir silgi gibi dolaşıyor her birinin performansı.

Birkaç metre ileride CHP standının önünde, kadın, erkek soluksuz halay çekenlerin yekpare bütünlüğü…

Ekrem İmamoğlu 1990’ların Erdoğan’ını kendine örnek alırken, AK Parti’nin 1940 CHP refleksi içine düşme nedenleri üzerinde duracaktım.

Bütün bunları yazmak için bilgisayarımın başına oturduğumda Eren Bülbül’ün annesinin görüntüsü düştü ekranıma. Ayşe Bülbül.

Oğlunun şehit olduğuna değil bu dünyadan hiç murat almadan yitip gittiğine kederlenen Ayşe Bülbül. Bu dünyada bir şey yaşatamadım orada rahat mı acaba diye gözyaşı döken Ayşe Bülbül.

Büyük adam yelekleri içinde gururla objektiflere bakan masum çocuk Eren Bülbül.

Küçük cüssesi ile anacığının verdiği her işi eksiksiz yapan Eren Bülbül.

PKK’lı teröristler şehit etmemiş olsa idi, o şimdi yaz tatilinde anacığının en büyük yardımcısı olacaktı. Hiç şikâyetsiz iş tutacak bir gün bu vatan için şehit olmayı dileyecekti.

Bin yokluğun içinden alın teriyle biriktirdiği erzakı çalmıştı teröristler. Hırsızlık yaptıkları yetmemiş evin küçük oğlunun, Eren’in canına da kastetmişlerdi.

İçişleri Bakanı, Eren Bülbül’ün ve aynı saldırıda şehit düşen astsubay kıdemli başçavuş Ferhat Gedik’in katillerinin yakalandığını söylemişti.

Kaç vakit önceydi!

Hani içimiz serinler gibi olmuştu…

İşte o serinliğin içine kocaman bir ateş düştü.

YANİ!

Her şey öyle böyle şöyle filan da.

Öcalan’ın mektubundan medet ummayacaktınız.

Şehit ailelerinin canını yeniden yakmayacaktınız.

“Bebek katili” dediğiniz adamı seçimi kazandıracak stratejik özne yapmanıza, kardeşini TRT ekranında kendinize “destekçi” kılmanıza değdi mi?

Oğuldan yetim ana-babaların, babadan yetim evlatların, hayat arkadaşını yitirmiş kadınların acısına kezzap dökmeyecektiniz.

kronos
Devamını Oku »

Erdoğan yeni parti çalışmalarına ilişkin konuştu: Sırtımızdan hançerlendik

Tayyip Erdoğan, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun kurması beklenen iki yeni partiye ilişkin konuştu. Erdoğan yeni partiler için “sırtımızdan hançerlendik” yorumu yaptı.

BOLD  – İstanbul seçimlerinin ardından MYK’yı toplayan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gündeminde partisinin küskünlerinin kuracağı parti çalışmaları da vardı. Erdoğan’ın burada kurmaylarına Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan ve Abdullah Gül’ü kastederek “Sırtımızdan hançerlediler” dediği öğrenildi.

MUHALİFLERİN ÇALIŞMALARI HIZLANDI

23 Haziran’da AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı seçimlerinde aldığı büyük yenilginin ardından AKP’li muhaliflerin parti kurma çalışmaları hızlandı. Son günlerde kulislere yansıyan bilgilere göre Ali Babacan parti kurmak için harekete geçti.

BABACAN BİR İKİ HAFTA İÇİNDE AÇIKLAYACAK

Erdoğan, Babacan’la yakın bir zamanda bir görüşme yaptığı bilgisini de kurmaylarıyla paylaştı. Babacan’ın partisinden ayrılma isteğini Erdoğan’a ilettiği bilgisi kurmaylarına aktarıldı. Ali Babacan’ın bir hafta içerisinde partisinden ayrılacağını kamuoyuna duyuracağı belirtiliyor. Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de Ali Babacan’ın kuracağı partiyi desteklediği biliniyor.

DAVUTOĞLU PARTİ SİNYALİNİ VERMİŞTİ

Cumhuriyet’in kulis haberine göre, AKP’li küskünler ve muhaliflerin Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu liderliğinde iki ayrı parti kurma hazırlığında olduğu artık biliniyor. Eski başbakan Ahmet Davutoğlu yaptığı açıklamalarda “ya yeni bir hâl ya da izmihlâl” diyerek parti kuracağının sinyalini vermişti.

AA’nın eski Genel Müdürü Öztürk: Ali Babacan, Erdoğan’a AKP’den ayrılacağını söyledi

medyabold
Devamını Oku »

25 Haziran 2019 Salı

Erdoğan, Babacan ve Davutoğlu’na fatura kesti: ‘Sırtımızdan hançerlendik’

İstanbul seçimiyle ilgili partisinin Merkez Yürütme Kurulu’nu (MYK) toplayan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, parti kurmaylarına yaptığı ilk değerlendirmede, yeni oluşum hazırlığında olan 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu kastederek, “Sırtımızdan hançerlendik” dediği öğrenildi.

BABACAN ARTIK PARTİDEN AYRILIYOR

Öte yandan parti kurma hazırlığını sürdüren Ali Babacan’ın kısa bir süre önce Erdoğan’la görüştüğü ve partiden ayrılacağını ilettiği belirtildi.

‘TÜRKİYE İSTANBUL’DAN İBARET DEĞİL’

Erdoğan, dün grup toplantısının ardından parti kurmaylarıyla Meclis’te kısa bir değerlendirme yaptı. Toplantıya, TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Grup Başkanı Naci Bostancı, AKP Grup başkanvekilleri de katıldı. Cumhuriyet’ten Emine Kaplan’ın haberine göre, Erdoğan “İstanbul önemli ama Türkiye İstanbul’dan ibaret değil. Türkiye’de biz varız, onun için çok çalışmaya devam edeceğiz” dedi.

kronos
Devamını Oku »

AKP’yi eleştiren kocasını böyle uyardı: ‘Yavaş konuş senin çocuğun da memur’

İptal başvurusu yapan AKP’yi ‘kendi ayağına sıktı’ diyerek eleştiren vatandaşa, yanında dantel ören eşi ”Yavaş konuş senin çocuğun da memur” hatırlatması yaptı

BOLD – 23 Haziran’da yenilenen İstanbul seçiminin sonuçları tartışılmaya devam ediyor. Araştırma şirketleri, 31 Mart’ta 15 bin civarı olan oy farkın 2 ay içinde 800 binlere ulaşmasını derinlemesine incelerken, gazeteciler de televizyon programlarında seçim analizlerini izleyicilerle paylaşıyor. Sokak röportajlarında mikrofon uzatılan İstanbul halkının da konu hakkında yorumları sık sık sosyal medya da gündeme geliyor. İşte o sokak röportajların biri yine sosyal medyada gündem oldu.

DANTEL ÖREN EŞİ UYARDI

31 Mart’ta İstanbul’da mağlubiyeti kabul etmeyen AKP’nin YSK’ya yaptığı ve akabinde alınan iptal kararının doğru olmadığını savunan İstanbullu bir seçmen ”AKP kendi ayağına sıktı” diye konuştu. Hükümeti eleştirmeye devamında eden adamı yanında dantel ören eşi uyardı. Eşinden ”Biraz yavaş konuş senin oğlun da memur” ikazı alan adam ”Allah rızası için konuşuyorum. Günah, haybeye yapıldı bu seçim” diyerek tepkisini dile getirdi.

medyabold
Devamını Oku »

Adana: Cemaat soruşturmasında 37 gözaltı kararı daha

Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 37 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Kararın ardından Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şube Müdürlüğü ekipleri, şüphelilerin evlerine sabahın ilk saatlerinde baskın düzenledi. Evlerde arama yapan ekipler, aralarında kadınların da bulunduğu çok sayıda şüpheliyi gözaltına aldı.

Sağlık kontrolünden geçirilen şüpheliler, sorgulanmak üzere Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

 

kronos
Devamını Oku »

YSK Erdoğan’ın ‘diplomasızlığına’ sahip çıktı

Türkiye Noterler Birliği’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üniversite diplomasının fotokopisini aslını görmeden onaylayan noter katibine soruşturma açmayan İstanbul 15. Noteri Nejla Akgün’e uyarma cezası verdiği kamuoyuna duyurulmuştu. Bu haberden sonra Halkın Kurtuluş Partisi (HKP), YSK’ya başvurarak Erdoğan’ın kurula verdiği öğrenim belgelerinin geçersizliğinin ortaya çıkan belgelerle kanıtlandığını belirterek seçilme yeterliliğine sahip olmayan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı mazbatasının iptal edilerek Cumhurbaşkanlığı’nın düşürülmesini istedi.

‘KARAR VERİLMİŞ OLDUĞUNDAN YENİDEN KARAR VERİLMESİNE YER YOK’

Cumhuriyet’in haberine göre talebi görüşen YSK, oy birliğiyle reddetti. YSK’nin kararlarının kesin olduğuna işaret edilen kararda, “Kurulumuzca 23 Mayıs 2018 tarihinde karar verilmiş olduğundan, yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir” denildi.”

kronos
Devamını Oku »

‘AKP ilçe yöneticisi geldi bir toplantımıza ama ‘fotoğraf çektiremem’ dedi’

Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul seçimlerinin ardından ilk kez, BBC Türkçe’nin de aralarında bulunduğu bir grup gazetecinin sorularını yanıtladı. BBC’den Ayşe Sayın röportajında CHP Lideri’ne pek çok kesimin merak ettiği soruları yöneltti.

İstanbul’da İmamoğlu’nu, dolayısıyla partisini başarıya götüren stratejiyi anlatan Kılıçdaroğlu, başta İstanbul olmak üzere, partili belediyelerin bu başarıyı ‘sürdürebilir kılmaları‘ için izleyecekleri yol haritasının da ipuçlarını verdi:

‘HAKSIZLIK YAPILDI’ DUYGUSUNU GİTTİĞİM HER YERDE DUYDUM

Oy farkını bu kadar yukarıya çeken ne oldu sizce?

Haksızlık duygusu. ‘Bir kişiye haksızlık yapılıyor’ duygusunu gittiğim her yerde duydum. Ki biz kanaat önderleri ağırlıklı, hemen hemen tüm hemşehri dernekleriyle toplantılar yaptık. Onların kullandıkları ilk cümle, “Bir haksızlık yapıldı”. Bu önemli bir şey.

Son bir hafta Erdoğan’ın sahaya inmesi, Abdullah Öcalan’ın mektubunun AKP açısından ters teptiği yorumları yapılıyor. Sizce son hafta yaşananların etkisi ne oldu?

Onu bilemiyorum, çünkü biz onu değerlendirme fırsatı bulamadık, artısı mı oldu eksisi mi oldu diye. Şunu gözlemledim; Cibali tarafında, Siirtliler, Bitlisliler Eruhlular vardı, onların kahvehanelerine gittim, Eruhlularla bir özel toplantı yaptım. Onları hiçbir şekilde etkilemediğini gördüm. Yapılan atraksiyonun onları etkilemediğini gördüm, gayet kararlılardı. Bir de tabii çok mağdur edildiklerini söylüyorlar. “Bizi perişan ettiler” diyorlar böyle bir algı var. Demokrasinin olmadığını, tamamen perişan edildiklerini söylüyorlar. Tabii bu MHP tabanında bir şey yaptı mı onu bilmiyorum.

‘GÜNEYDOĞU’YA GİDEMEYEN CHP DIŞARIDA KALDI’

İstanbul seçimindeki HDP desteği işbirliğine dönüşür mü?

Diğer siyasi partilerle olan ilişkimize benzer bir ilişki olacak.

Burada HDP kendi inisiyatifi ile demokrasiye duyduğu ihtiyaç nedeniyle böyle bir karar aldı. Bu iyi. Ama şunu da kabul etmek lazım, biz son 10 yıldır Doğu ve Güneydoğu’da çok çalıştık. Sorunların çözümü, Kürt sorununun çözümü konusunda emek harcadık, çalışmalar yaptık.

Ben hiç gitmediysem en az 5-6 kez Doğu ve Güneydoğu’ya gidip sivil toplum örgütleriyle, bazen medyaya açık, bazen kapalı toplantılar yaptım.

Dolayısıyla ‘Doğu ve Güneydoğu’ya gidemeyen bir CHP süreci’ tamamen dışarıda kaldı. Biz toplumun hemen hemen her kesimiyle rahat diyalog kurabiliyoruz. HDP ayrı parti, İYİ Parti ayrı parti, biz ayrı partiyiz.Son çıkan seçim yasasındaki değişiklikle, partilerin bir araya gelerek yasal ittifak kurmalarına zemin hazırlandı. Bu çerçevede biz İYİ Parti, SP ve DP ile bir araya geldik.

‘KÜRT SORUNUN ÇÖZÜMÜNÜN ADRESİ MECLİSTİR’

HDP’nin sosyolojik tabanı kültürel haklarını elde etmenin çözümünü iktidar aracılığıyla bekliyordu, oysa şimdi yön değiştirdi ve CHP ile kol kola girerek bir arayışa girdi.

Şimdi orada, hem iktidar partisi hem de HDP ayrıştığımız temel bir nokta vardı: Onlar sorunun çözümünü başka mecralarda arıyorlardı.

Biz en başından beri çözümün adresi olarak parlamentoyu gösteriyorduk. Bugün, benim anladığım kadarıyla hem AKP hem de HDP artık “Evet bu sorun Meclis’te çözülür…” diyor. O noktaya geldiler. Bu bizim için çok önemli bir şey. Bu sefer sorun çözülecekse adres belli oluyor. O adreste biz bu sorunu çözeceğiz demektir.

‘İLK KEZ BAŞKA BİR SEÇMEN KİTLESİYLE BULUŞTUK’

7 maddelik ‘halkçı belediyecilik’ ilkeleri neler?

Kılıçdaroğlu’nun grup toplantısında açıkladığı ‘halkçı belediyecilik’ olarak adlandırdığı 7 temel ilke, ‘ayrımsız hizmet, fakir mahallere pozitif ayrımcılık, şeffaflık, liyakat, adaletle yönetim’ başlıklarını içeriyor ve partili belediyelerin bu ilkelere uygun bir yönetim anlayışı sergilemeleri isteniyor.

“İlk kez kendi kitlemiz dışındakilerle konuşmaya başladık”
İmamoğlu’nun kazanmasını haksızlık duygusu ile açıkladınız. AKP seçmeninden oy almış görünüyorsunuz. Bu oyun kalıcı hale gelmesi için ne yapacaksınız?

Şöyle, izlediğimiz politikayı sürdürmemiz gerekiyor. Biz ilk kez kendi seçmen kitlemizin dışındaki kitlelerle iletişim kurup, o kitlelerle konuşmaya başladık. Ama nasıl? Mitinglerle değil, hayatında hiç CHP’ye oy vermemiş bir grupla karşılaştık.

Toplantımızın şöyle bir özelliği var, bu toplantılarda diyorum ki; aklınıza CHP ile ilgili ne gelirse sorabilirsiniz.

‘Acaba genel başkana sorarsam ayıp olur mu diye düşünmeyin, şu soruyu sorarsam CHP genel başkanı üzülür mü diye düşünmeyin, aklınıza gelen her soruyu sorabilirsiniz’ diyorum.

‘FOTOĞRAF ÇEKTİRELİM BİZDE KALSIN’ DEDİLER

Siz görünmediniz hiç…

Tabii görünmüyoruz, onlar da çok görünmek istemiyorlar üzerlerine baskı gelir diye. Mesela bir toplantı yaptık, AK Parti’nin fiilen ilçe yönetimindeki kişi geldi.

Burs konusunda ve bir başka konuda AK Partililerin kafası karışık. Buraya bir açıklama getirmeniz lazım dedi. Açıklama getirdik. Mesela diğerleri gelip “Fotoğraf çektirelim özel, bizde kalsın” dediler, o “Ben çektiremem, partinin yönetimindeyim şu an” dedi. Bu tür insanlar var.

‘ERKEN SEÇİM TALEBİMİZ YOK’

Siz daha önce ‘Erken seçim yok, belediyelerin faaliyetlerini göstereceğiz’ demiştiniz. Bu görüşünüzde değişiklik var mı?

Bu görüşümüz değişmedi, bir seçim isteğimiz, talebimiz yok. Ülkenin gerçekten çok ciddi sorunları var. Dış politikada da var, Türkiye ilk kez bu kadar yalnızlaşıyor, tarihinde hiç bu kadar yalnızlaşmadı. Siz Mısır’la ilişkiyi nasıl bozarsınız? Akdeniz’in bu tarafında Türkiye var, öbür tarafında Mısır var, ikisi de güçlü devlet. Fakat bakın şuraya, Mısır’ı, İsrail’i, Katar’ı, Yunanistan’ı bir arada, sadece dışlanan Türkiye var burada.

‘EKREM BEY TAM BİR HALK ADAMI’

İmamoğlu, biraz muhafazakâr bir profil çiziyor. Bu, ileride sorun yaratır mı sizin açınızdan?

Hayır, sorun yaratmaz, Ekrem Bey tam bir halk adamı. Halk adamı ama birikimli birisi. Sorunları sağlıklı saptayıp, çözüm üreten birisi. Bir de belediyecilik deneyiminden geldiği için. İşte Zeydan Karalar (Adana Büyükşehir Belediye Başkanı) da aynı şekilde Muhittin Böcek (Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı) da öyle.

Geçmişte insanları getiriyorduk, insanlar hayatında belediyeciliği bilmiyordu, beş yılda ancak öğreniyordu. Şimdi bunların tecrübeleri var, gelecekler ve güzel yönetecekler.

‘CUMHURBAŞKANLIĞI KONUŞMAK ONU YIPRATIR’

Ekrem Bey’in cumhurbaşkanlığı adaylığı da bugünden konuşuluyor…

Hayır, hayır onlar şimdi hiç konuşulmaz, bugünden konuşmak onu yıpratır, hiç gerek yok.

 

kronos
Devamını Oku »

TUSKON davası: 3 yıldır tutuklu Güllü ve Kavurmacı’ya yine tahliye yok

Gülen cemaatinin iş dünyası yapılanması iddiasıyla kapatılan Türkiye İş  Adamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON) ve üye şirketlerine yönelik 86 sanık  hakkında açılan davada, sanıklar Tolga Güven, Mustafa Zenginer ve Çetin Tekdemir’in tahliyelerine karar verildi. Duruşma 7 Ekim’e ertelendi.

DURUŞMADA TALEPLER ALINDI

İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri Cezaevi’nin karşısında bulunan binada görülen duruşmada Ömer Faruk Kavurmacı ve Faruk Güllü’nün de aralarında bulunduğu 7 tutuklu sanık ile 16 tutuksuz hazır bulundu. Cumhurbaşkanlığı avukatı ve bazı müştekilerin avukatlarının da hazır bulunduğu duruşmada, talepler alındı.

“KAKAO TALK PROGRAMINI İNDİRDİĞİNİ HATIRLAMIYORUM”

Söz verilen Ömer Faruk Kavurmacı, duruşmada dinlenen tanıkların beyanlarına tek tek değinerek, tanıkların “Ömer Faruk Kavurmacı’nın terör örgütü ile bir ilgisi yoktur” dediğini, kendi lehine ifade verdiğini söyledi. Bilirkişi raporunu da eleştiren sanık Kavurmacı, “Bana ait olmayan cep telefonu, benimmiş gibi gösterilmiştir. Raporda, Kakao Talk programının indirildiği belirtiliyor. Ben bu programı indirdiğimi hatırlamıyorum, Log kayıtlarında giriş süresi sıfırdır. Milyonlarca kişinin indirdiği programı indirmişsem bile suç olduğunu zannetmiyorum” dedi.

Kavurmacı şunları söyledi: “Söylediklerimde en ufak yalan beyanım varsa bana ne söyleseniz başım gözüm üstünde yeri vardır. Benim terör örgütü ile bir ilişkim olmadığı ortaya çıkmıştır. Bu örgüte tavır almak yapabileceğim her şeyi yaptım. Okullarından çocuklarımı aldım. Mart 2014 seçimlerinde şirketimin önce cephesine Başbakanımızın ve Kadir Topbaş’ın fotoğraflarını astım. İrtibatlı firmalarla ilişkimi kestim. Benim onlarla tek bir paydam olmadı. Banka hesapları, imzalar didik didik incelendi. Sonuç olarak benimle ilgili delil ortaya konmuş değildir. Bugün burada adaletin tecelli edeceğine inanıyorum. 3 yıl süren tutukluluğuma son vereceğinize inanıyorum. Şirketlerim üzerindeki tedbir ve kayyum kararlarının kaldırılmasını talep ediyorum. Kendi hesaplarımın üstünde, babamın hesaplarının üstünde, eşimle ortak hesaplar üzerinde tedbir vardır. Bu mağduriyetimize son vermenizi istiyorum.  Tahliyeme karar verilmesini istiyorum.”

“35 AYDIR TUTUKLUYUM”

35 aydır tutuklu olduğunu söyleyen Sanık Faruk Güllü, lehine olan hiçbir delilin iddianamede yer almadığını, 15 Temmuz’da tankların geçmesine engel olduğuna dair MOBESE görüntüleri ile iş yerine gittiğine dair kamera kayıtlarının istenmediğini söyledi. 2010 yılından beri TUSKON’a katılmadığını belirten sanık Güllü, “Ben de ‘ByLock’ yok, dolar yok. Bankasya hesaplarında artış yok. Talimatla Bankasya’ya para yatırmadım. Bana en büyük kriz yaratan banka Bankasya’dır. Beni çalışamaz hale getirmiştir. 1 Mart 2014’te TUSKON 5. Olağan Genel Kurulu’na katılmadım. Ev ve iş yeri aramalarında bir kitap bulunmuştu. Bu kitabı avukatım duruşmada sipariş vererek aldı, yasaklı kitap olsa alamazdı. Gizli tanık Demir’in beyanlarının yanlış olduğu, farazi bilgiler olduğu ortaya çıkmıştır” dedi.

“BENİM ALNIM AK”

15 Temmuz da tankların önünde durduğunu, daha sonra işinin başına gittiğini anlatan sanık Güllü, “15 Temmuz’dan sonra gazetelere ilan verdik. Benim örgütle ufak bir ilişkim olsa çıkar giderdim. Benim alnım ak. Biz 180 yıllık, 6 nesildir devam eden bir firmayız. Örgütle bir ilgim yoktur, tahliyemi talep ediyorum” dedi. Diğer tutuklu sanıklar da tahliye talebinde bulunduktan sonra duruşmaya ara verildi.

3 KİŞİNİN TAHLİYESİNE KARAR VERİLDİ

Duruşmaya verilen aranın ardından taleplere ilişkin kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanıklar Tolga Güven, Mustafa Zenginer ve Çetin Tekdemir’in tahliyelerine karar verdi.  FİADER soruşturması kapsamında 25 sanığın dosyalarının ayrılmasına ve bilirkişi raporunun beklenmesine hükmeden mahkeme heyeti, duruşmayı Silivri’de görülmek üzere 7 Ekim’e erteledi.

 

kronos
Devamını Oku »

İçişleri Bakanlığı Balyoz sanığı emekli orgenerale pasaport vermedi

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) verdiği “hak ihlali” kararının ardından, Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nce yeniden yargılanan ve Balyoz davasının Gülen cemaati tarafından TSK’ka kurduğu kumpas olduğu iddiasıyla beraat kararı verilen emekli Orgeneral Ergin Saygun, pasaport yenileme işlemleri sırasında pasaport tahdidiyle karşılaştı.

Odatv’de yer alan habere göre Avukatı Vasfi Sedat Küçükyılmaz aracılığıyla tahditin kaldırılması için hakkında beraat kararı veren Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvuran Saygun’a mahkeme, yasağın kendileri tarafından konulmadığını belirterek, “Bu karar idari işlem olması dolayısıyla idari işlemin idari yargısal denetime açık işleme konu talep bakımından mahkememizin görev ve yetkisi bulunmadığı için talebin reddine, tahdit işlemi yapan idari birimin işlemine karşı yetkili yer idari yargı merciiye başvuruda bulunması noktasında başvurucunun muhtariyetine karar verilmiştir” denildi.

İtiraz üzerineyse dosya, incelenmek üzere üst mahkeme olan İstanbul Anadolu 5. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.

 

kronos
Devamını Oku »

Kışlalara müjde: 130 bin asker terhis olacak

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda 335 milletvekilinin oyuyla kabul edilen yeni askerlik ve bedelli askerlik düzenlemesini içeren yasa teklifi dün akşam Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından da onaylandı. Onaylanan yasa teklifi bugün Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yeni askerlik yasası kapsamında 130 bin asker erken terhis olacak.

ZORUNLU ASKERLİK 6 AYA DÜŞTÜ

Yeni askerlik sisteminde eskisi gibi artık kısa dönem uzun dönem askerlik ayrımı sona erdi. Zorunlu askerlik 12 aydan 6 aya düştü. 6 aylık askerlik görevini tamamlayanlar istemeleri ve uygun görülmeleri halinde askerlik hizmetine devam edebilecek. Bu kişilere 2 bin lira maaş verilecek.

Hatay, Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin, Şırnak, Hakkari, Van, Ağrı ve Iğdır’da görev yapan askerlere ise ek bin lira verilecek.

BEDELLİ ASKERLİK SÜREKLİ ARTIK

Yeni askerlik sisteminde 20 yaşını doldurmuş ve şu an 31 bin lira ödeyen herkes bedelli askerlikten yararlanabilecek. Bedelli askerlikten yararlananlar bir aylık temel eğitimin ardından terhis olacak.

Düzenlemeyle, bakaya ve yoklama kaçağı durumunda olanların bir defaya mahsus olmak üzere bedelli askerlikten yararlanmasının önü açıldı, cezaları da affedildi.

YEDEK SUBAYLIK DEVREDE

Yeni askerlik kanunuyla yedek subaylığın yanı sıra yedek astsubaylık da devreye girdi.Yedek astsubay olarak görev yapacaklar 2 ay temel 10 ay da kıta görevi yapacak. İsteyenler yedek astsubaylıktan astsubaylığa geçebilecek.

MGK kararı ile bazı kişilere askerlikten muafiyet sağlanabilecek
Doktorlar ve öğretmenler, bir aylık temel eğitimin ardından görevlerini yaparak askerlik hizmetini tamamlamış sayılacak. Yeni kanun ile bazı kişilere askerlik muafiyeti de sağlanabilecek. Muafiyet kararı, Milli Güvenlik Kurulu’nun gerekli gördüğü sahalarda, Milli Savunma Bakanlığının teklifi üzerine verilebilecek.,

YOKLAMA KAÇAKLARI DA BEDELLİYE DAHİL

Yurt dışında en az 3 yıl süre ile fiilen çalışanlar, Milli Savunma Bakanlığı’nca verilecek uzaktan eğitimi alanlar, durumlarını ispata yarayan belgelerle birlikte bağlı bulundukları Türk konsoloslukları aracılığıyla askerlik şubelerine başvuracak.

Yoklama kaçağı, bakaya veya saklı olanlar, 1 Kasım 2019 tarihine kadar başvurmaları ve bedelli askerlikle ilgili belirlenen bedeli peşin ödemeleri şartıyla kuraya tabi tutulmaksızın bedelli askerlikten yararlanabilecek.

kronos
Devamını Oku »

Yeraltından notlar

İnsanın yeryüzü macerası ile doğa bilimlerini buluşturan kitapların yazarı Robert Macfarlane, yeni kitabında yerin alt katmanlarını ele alıyor. Underland adını taşıyan kitap geçtiğimiz günlerde Norton tarafından okura sunuldu.

İngiliz doğa yazarının kitabı romantik bir anlatıyla bilimi bir araya getiriyor. “Ayağımızın altında ne var?” sorusundan yola çıkan Macfarlane, zeminin altındaki sırların bize dünya hakkında çok şey öğrettiği görüşünde. Örneğin, Londra ormanlarını inceleyen yazar yakın zamanda keşfedilen bir doğa sırrını kitabında paylaşıyor: Güçlü kökleri olan ağaçlar, hasta ya da stres altında olan komşu ağaçlarla besinlerini paylaşıyorlar. Yerin altında var olan bu ağı “www (wood wide web)” diye adlandıran yazara göre yeraltındaki hayat formlarını tanımak bize yerin üstü hakkında sandığımızdan çok daha fazla bilgi veriyor.

Sosyal medyada da sık sık görünen ve hatırı sayılır bir okur/takipçi kitlesi bulunan Macfarlane’ı öteki doğa yazarlarından farklı kılansa doğanın sırlarını anlatırken lirik ve anlaşılır bir dil kullanması. Kitap çevre kirliliği ve iklim değişikliği gibi sorunların sadece yerin üstünü değil altını etkilediği gerçeğini de hatırlatıyor. “Şair Philip Larkin yeryüzünde insandan geriye sevgi kalacağını yazmıştı. Bu doğru değil, bizden geriye plastik yığınları kalacak,” diyor Macfarlane.

Daha önce yayımlanmış dört kitabı bulunan Robert Macfarlane’ın kitapları henüz dilimize çevrilmedi. Türkiye’de okurlar bu romantik doğa yazarıyla tanışmak için bir süre daha bekleyecek.

kronos
Devamını Oku »

LGS sonucu yüzünden babasıyla tartışan çocuk canına kıydı

Kocaeli’nin Derince ilçesinde LGS sonuçlarının açıklanması sonrasında babasıyla tartışarak 3. kattaki evlerinin balkonundan atlayan 13 yaşındaki çocuk hayatını kaybetti.

BOLD – Olay, Derince Yenikent Mahallesi Gazi Mustafa Kemal Caddesi üzerinde bulunan bir sitede meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, 6 katlı apartmanın 3. katında Yunus Batur açıklanan LGS sonuçları sonrasında babası ile tartışmaya başladı.

Tartışmanın büyümesi üzerine balkona koşan Batur, kendini 3. kattan boşluğa bıraktı. Yaklaşık 15 metre yükseklikten beton zemine düşen çocuk ağır yaralanırken, ailesi durumu 112 Acil Yardım ekiplerine haber verdi.

BABASI SİNİR KRİZLERİ GEÇİRDİ

İhbar üzerine olay yerine gelen sağlık ekiplerince ilk müdahalesi yapılan çocuk, ambulansla Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi altına alındı. Hastane önüne gelen çocuğun anne ve babası sinir krizi geçirirken aileyi yakınları sakinleştirmeye çalıştı.

Hastanede tedavi altına alınan Batur, burada yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

medyabold
Devamını Oku »

Trabzonspor’dan hemşehrisine tebrik!

Trabzonspor Kulübü, resmi olmayan sonuçlara göre İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini kazanan Ekrem İmamoğlu’nu tebrik etti.

Bordo-mavili kulübün internet sitesinden yayımlanan açıklamada, “Kulübümüzün eski yönetim kurulu üyesi ve Divan Kurulu üyemiz Sayın Ekrem İmamoğlu’nu tebrik ediyor, seçilmiş olduğu İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı görevinde kadim şehir İstanbul’umuza hayırlı hizmetler yapması temennisiyle başarılar diliyoruz” ifadesine yer verildi.

kronos
Devamını Oku »

LGS’de sorular kolaylaştırıldı, süre uzatıldı ama sistem dibe çakıldı

20 soruluk Matematik testinde Türkiye ortalaması 5 doğru oldu. Yabancı dilde 7 yıllık eğitime rağmen 100 bin öğrenci sıfır çekti. İşte vahim tablo.

BOLD – 2017-2018 eğitim öğretim yılında ilk kez uygulanan liselere geçiş sınavında sorular kolaylaştırılmasına rağmen başarı düşüyor.

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) istatistiklerine göre, 1 milyon 29 bin 555 öğrenci sınava katıldı. Ortaokuldan mezun olan öğrencilerin yüzde 85’inin sınava girmesi, öğrencilerin MEB’in sınavsız yerleştirme modeline olan güvensizliğini ortaya koydu.

MATEMATİKSİZ NESİL

MEB’in LGS Değerlendirme Raporu’nda sınava giren öğrencilerin Matematik testinde çok başarısız. Adaylar 20 soruluk Matematik testinde ortalama 5 doğru yanıt verebildi. Öğrencilerin 20 soruluk Fen Bilimleri testindeki doğru yanıt ortalaması ise 9,97 oldu.

TÜRKÇE SORULARININ YARISI YANLIŞ

Sözel bölüm de farklı değil. Türkçe testindeki 20 soruya ortalama 11,75 doğru yanıt verebilen öğrencilerin İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük testi ile Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi testindeki doğru yanıtlarının ortalaması sırasıyla 6,88 ve 6,83 olarak gerçekleşti.

7 YIL ZORUNLU İNGİLİZCE VAR AMA

Sınava giren ve ortaokul mezuniyetine kadar yedi yıl zorunlu İngilizce dersi alan öğrenciler, 10 soruluk İngilizce testine ortalama 4,65 doğru yanıt verebildi. 100 bin öğrenci hiçbir yabancı dil sorusuna doğru yanıt veremedi.

SORULAR KOLAYLAŞTIRILMASINA RAĞMEN SIFIR ÇEKTİLER

LGS’de bu yıl sorular kolaylaştırıldı ve cevaplama süresi artırıldı. Bunun bir göstergesi olarak; bu seneki LGS’de 565 öğrenci soruların tamamını doğru yanıtladı. 2018 yılındaki sınavda 18 öğrenci soruların tamamını doğru yanıtlamıştı. Ancak genel öğrenci profilinde bu iki önlem işe yaramadı.

Öğrenciler soruların yarısını boş bıraktı.

• Matematik sorularının yüzde 40’ı,

• Yabancı dil sorularının yüzde 22’si,

• Fen bilgisi sorularının yüzde 10’u,

• Türkçe sorularının ise yüzde 6,8’i boş kaldı.

Sıfır çekenler ise şöyle oluştu:

• Türkçe testinde bin 338 öğrenci,

• İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük testinde 13 bin 700,
• Din Kültürü testinde 8 bin 236,

• Fen Bilimleri testinde 4 bin 837,

• Matematik testinde 72 bin öğrenci sıfır çekti.

• Yabancı dil alt testinde de 100 bin öğrenci hiçbir soruyu doğru yanıtlayamadı.

 

medyabold
Devamını Oku »

Rusya: Türkiye S-400 konusunda sağlam ve tavizsiz bir tavır sergiledi

Rusya Ticaret Bakanı Denis Manturov, S-400 hava savunma sistemlerinin parçalarının Türkiye’ye sevkiyatının yakın zamanda başlayacağını belirtti. “Sevkiyat için gereken tüm kararlar alındı” diyen Manturov, Türkiye’nin, S-400 sistemlerini almasını istemeyen ABD karşısında takındığı ‘sağlam tavrı‘ da övdü.

Manturov bir Rus ajansına demecinde, “ABD’nin, sözleşme şartlarının yerine getirilmesini engelleme girişimlerine karşın, Türkiye S-400 hava savunma sistemi satın almış olması konusunda sağlam ve tavizsiz bir tavır sergiledi” dedi.

‘SEVKİYAT EN YAKIN ZAMANDA BAŞLAYACAK’

Rusya Ticaret Bakanı, “S-400 hava savunma sisteminin Türkiye’ye teslimatı için gereken tüm kararlar alınmış durumda. İlk parçaların sevkiyatı planlandığı gibi en yakın zamanda başlayacak” diye ekledi.
Kullanımda olan en iyi hava savunma sistemlerinden biri olarak gösterilen S-400, insanlı ya da insansız her türlü hava aracının yanı sıra hem kruz hem de balistik füzeleri imha edebiliyor.

 

kronos
Devamını Oku »

Muvazzaf üsteğmen ve astsubay 30 askere daha yakalama kararı

İzmir merkezli 15 ilde, Gülen cemaatinin Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içindeki yapılanması iddiasıyla aralarında muvazzaf üsteğmen ve astsubayların da bulunduğu 30 askerin yakalanması için operasyon başlatıldı.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ‘TSK yapılanması’ iddiasıyla yürüttüğü soruşturma kapsamında, ByLock’u kullandıkları ve kontörlü telefonlardan ardışık arandıkları öne sürülen aralarında muvazzaf üsteğmen ve astsubayların da bulunduğu 30 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi. İzmir merkezli 15 ilde yapılan eş zamanlı baskınlardan birçok şüpheli gözaltına alınırken, operasyonun sürdüğü bildirildi.

 

kronos
Devamını Oku »

‘Neredeyse ‘Anadolu’ya İslam’ı ben getirdim’ diyeceksiniz’

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlenen grup toplantısında konuştu.

Sözlerine “İyi ve cesur insanlar, 25 yıldır değişmeyeni değiştirdiniz. 17 yıldır ‘durdurulamaz’ denileni durdururuz. Milletimize tercüman, demokrasimize nefes oldunuz” diye başlayan Akşener’in açıklamalarının devamında şunlar öne çıktı:

‘BU SEÇİMİN KAYBEDENİ ŞEHRİ BETONA GÖMENLERDİR’

– Bu seçimin kaybedeni mesela şehre, İstanbulumuza ihanet edenlerdir. Şehri betona gömenler, İstanbul’un parasını çarçur edip adına hizmet diyenlerdir. Trafiği ömür törpüsü edenler, güzelim şehri ağaçsız kuşsuz bırakanlardır. Bizler siyasi partiler olarak çalıştık. Ancak açık yüreklilikle ifade etmek isterim ki, 23 Haziran Türk milletinin destanıdır. Henüz 2 yaşını doldurmamış partimizle seçim maratonunda soluksuz koştunuz.

‘TEK ADAM REJİMİNİN İFALASINI GÖRDÜK’

– Tek adam rejiminin bir yıl içinde iflas ettiğini gördük. Kuvvetler ayrılığı kesin bir şekilde tesis edilmeli. Tek adam modeliyle Türkiye yönetilemiyor. Türkiye’nin acilen normalleşmeye ihtiyacı var. Terörist başıyla görüşmeler derhal sonlandırılmalı, açılıma teşebbüs edilmemelidir. Damat ekonomi bakanı, iftiracı İçişleri Bakanı görevden alınmalıdır. Ak Parti seçimlerden sonra demokratik tövbe edeceklerini söylemişler. Şimdi bu adımları atmalılar. Türkiye’nin bir an önce düze çıkması için sayın Erdoğan’ın partiler arası mukavemeti sağlamaya davet ediyoruz. Yürütme yetkisi Sayın Erdoğan’dadır. Mevcut siyasi anlayışını sürdürmek istiyorsa bu anlayışa son vermesi gerektiğinin farkında olmalıdır. Ya düzelteceksiniz ya ada millet bu düzene son verecek. Ya kendinizi yenileyeceksiniz ya da yenile yenile gideceksiniz

‘WİNTER İS COMİNG’

– ‘Duble yol yaptım’, ‘buzdolabını size ben getirdim’, ‘karnınızı ben doyurdum’ gibi söylemler devlet ciddiyetine yakışmıyor. Neredeyse ‘Anadolu’ya İslam’ı ben getirdim’ diyeceksiniz. 17 yılda 2.3 trilyon dolar bütçe, 70 milyon dolar özelleştirme kullandınız. Yol da mı yapmayacaktınız? O kaynakları israf etmeseydiniz Türkiye bugün bu halde olur muydu? Masallar karın doyurmuyor Sayın Erdoğan. Damadın masallarıyla seçime kadar geldiniz. Liyakat sahibi bir ekibi ekonominin başına getirin, bizi dinleyin. ‘Yok ben bunlara kulak asmam’ diyorsanız bilin ki Türk milleti çaresiz değildir. AK Parti için o mahur beste çalışıyor, kış geliyor, yani Winter is coming (Winter is coming sözü, dünya çapında Game of Thrones dizisiyle ünlenmiştir) Aslında ben giderayak milletle helalleşmesi için atmaları gereken adam için söyledim.

kronos
Devamını Oku »

Miğferle vurarak öldürme hükümlüsü astsubay: Bu örgütle ilişkim yok

Bursa’nın Gemlik ilçesinde vatani görevini yapan er Gökhan Kılıç’ı nöbet sırasında başına miğfer ile vurarak öldürdüğü gerekçesiyle 15 yıl hapse çarptırılan eski astsubay başçavuş Osman Hancı, ‘Gülen cemaati üyeliğinden hakkında 10 yıla kadar hapis cezası istemi ile açılan davada hakim karşısına çıktı. Hancı, somut bir iddia bulunmadığını söyleyerek, bu yapı ile uzaktan yakından bir ilgisinin olmadığını öne sürdü.

Bursa’da yürütülen cemaat soruşturmasında, Ocak ayında, 14’ü muvazzaf, 20 asker ile ‘ByLock’ kullandığı öne sürülen 2 sivil hakkında gözaltı kararı verildi. Bursa merkezli 18 ilde düzenlenen operasyonla 21 kişi gözaltına alındı. Şüphelilerden eski astsubay başçavuş Osman Hancı’nın, 7 Ekim 2017 tarihinde Gemlik Askeri Veteriner Okulu’nda vatani görevini er olarak yapan Gökhan Kılıç’ı nöbet sırasında başına miğfer ile vurarak öldürdüğü gerekçesiyle, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5’inci Ceza Dairesi’nde yargılandığı davada 15 yıl hapse çarptırıldığı ve cezaevinde olduğu belirlendi. Osman Hancı’nın tutuklu bulunduğu cezaevinden, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBIS) ile Bursa 4’üncü Sulh Ceza Hakimliği’nce ifadesi alındı. Osman Hancı, ifadesinin ardından bu suçtan da tutuklandı.

‘SOMUT BİR İDDİA YOK’

Bursa 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘Gülen cemaatine üye olmak’ suçundan hakkında 10 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılan eski astsubay başçavuş Osman Hancı’nın yargılanmasına başlandı. Duruşmaya Hancı, avukatı ve yakınları katıldı. Hancı, iddiaların soyut olduğunu, somut bir iddia bulunmadığını söyleyerek, bu yapı ile uzaktan yakından bir alakasının olmadığını söyledi. Hancı, ”İddianamede yer alan suçlamaları kabul etmiyorum. Beraatimi istiyorum” dedi. Mahkeme heyeti, sanığın üzerine yüklenen suçun vasıf ve mahiyeti ile mevcut delil durumuna göre, tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.

 

kronos
Devamını Oku »

Gizli ortak DSP’den “acilen gündeme dönün” çağrısı

31 Mart seçimlerinde CHP’in aday çıkardığı yerlerde güçlü isimleri aday gösterdiği için tepki çeken Cumhur İttifakı’nın gizli ortağı DSP, hükümeti acilen ekonomideki ve dış politikadaki kritik süreçle ilgili strateji üretmeye çağırdı.

BOLD – DSP Genel Başkanı Önder Aksakal, yenilenen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerine ilişkin açıklamalar yaptı. Yenilenen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini değerlendirdi.

Toplumsal iradenin, kurumsal iradeden üstün olduğu gerçeğini ortaya koyan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin tamamlandığını belirtti.

Aksakal, “Seçimi kazanan Sayın İmamoğlu’nu tebrik ediyorum, görevinde başarılar diliyorum. Hükümet ve TBMM ülke gerçeklerine acilen dönerek ekonomideki ve dış politikadaki kritik sürecin kontrol altına alınması için strateji üretmelidir” açıklamasını yaptı.

medyabold
Devamını Oku »

Polisle çatışmaya giren soyguncu “Parayı getireceğim” deyince serbest bırakıldı

Kahramanmaraş’ta 139 bin lirayı çalıp polisle silahlı çatışmaya giren zanlı, mahkeme tarafından adli kontrolle serbest bırakıldı.

BOLD – Kahramanmaraş’ta hafif ticari aracın camını kırıp 139 bin lirayı çalan ve polisle çıkan silahlı çatışma sonrası yakalanan şüphelilerden Azer M, çaldığı parayı 10 gün içinde ödeyeceğini söyleyince adli kontrolle serbest bırakıldı.

POŞETTEKİ 139 BİN LİRAYI ÇALDILAR

Onikişubat ilçesinde bir alışveriş merkezi önünde meydana gelen olayda, takip ettikleri Mesut P’nin hafif ticari aracının camını kırıp içinde 139 bin lira bulunan poşeti çalan çete üyeleri, Sivas’ın Kangal ilçesinde seyir halindeyken durdurulmuş ve çıkan çatışmanın ardından çete mensubu 10 kişi gözaltına alınmıştı.

HER BİRİ SABIKALI

Her birinin tapu ve banka takipli hırsızlık suçundan suç kayıtları olduğu öğrenilen 4 şüpheli, Kangal ilçesinde tutuklanmış, 2’si kadın 3 şüpheli ise Kahramanmaraş’a getirilmişti. Şüphelilerden, Azer M. (18), Seyhan M. (32) ve Leyla B. (42) emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilmişti.

SUÇUNU İTİRAF ETTİ

Savcılık sorgularının ardından tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilen şüphelilerden Azer M, sorgusunda da suçunu itiraf edip 10 gün içinde Mesut P’nin parasını ödeyeceğini taahhüt ettiği öğrenildi. Azer M. adli kontrolle serbest bırakılırken, şüphelilerden Seyran M. ve Leyla B. ise serbest bırakıldı.

medyabold
Devamını Oku »

Mehterle gelen Bahçeli’yi İzmir marşı ile uğurladı

CHP’li Canan Kaftancoğlu seçim öncesi Mehter eşliğinde İstanbul’a giren Bahçeli’ye seçimden sonra İzmir marşlı yeni bir klip çekti. Bahçeli klipte geri geri gidiyor.

BOLD- MHP lideri Devlet Bahçeli seçim çalışmaları için 14 Haziran’da beraberindeki heyetle İstanbul’a geldi. ‘Mitil atmaya geliyorum’ diyen Bahçeli’nin geliş konvoyuna mehter eşliğinde çekilen video partinin resmi sosyal medya hesabından paylaşıldı. Kalabalık konvoy ile mehter eşliğinde İstanbul’a ‘mitil’ atmaya gelen Bahçeli İstanbul’da sadece bir gün kaldı. 23 Haziran İstanbul seçiminde ittifak ortağı AKP ile hezimet yaşayan MHP’de henüz bir sessizlik hakim.

İZMİR MARŞI İLE UĞURLADI

Millet İttifakının İstanbul’da AKP ve MHP’ye tarihi fark atarak seçim kazanması sosyal medya kullanıcılarına da malzeme oldu. Sosyal medyada birbirinden eğlenceli paylaşımlar yapıldı. Bu paylaşımlardan biri de CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na ait. Devlet Bahçeli’nin mehter eşliğinde İstanbul’a giriş videosunu geri sardıran Kaftancıoğlu fon müziği olarak İzmir Marşını seçti.

AKP’Lİ YENEROĞLU’NA DA CEVAP VERDİ

Kaftancıoğlu bu videonun ardından, kendisini ‘vatandaşı düşman gören paylaşımlar yapmakla suçlayan AKP’li vekil Mustafa Yeneroğlu’na da cevap verdi. Kaftancıoğlu, ”Siyaseti kinle, nefretle, hedef göstermeyle değil hicivle, gülümsemeyle yapalım diye paylaştığım bu videodan çıkardığınız yorumlarınıza katılmam mümkün değildir. Vatandaşı ayrıştırma, düşmanlaştırma, iftira ve montajlarla siyasetçileri hedef gösterme ve belki de en önemlisi nefret söylemi kullanmayı alışkanlık haline kimlerin getirdiğini görmek isterseniz eğer mensubu olduğunuz partiye ve ittifakınıza bakmanız yeterli olacaktır. Saygılarımla ” ifadelerini kullandı

medyabold
Devamını Oku »

Polis delil karartır diye Savcı dosyayı jandarmaya gönderdi

Erciş Özel Harekat’ın bahçesinde işkence gören üç kişiyle ilgili dosyayı savcılık, “Deliller karartılabilir, bu konuya dikkat edin” notuyla jandarmaya gönderdi.

BOLD –  Van’ın Erciş ilçesinde 5 Nisan 2019 tarihinde Recep Önal, Mekan Beder, Akan Bozdağ isimli kişiler Van Gölü kıyısında fotoğraf çektikleri sırada yanlarına gelen polislerce, “Özel Harekat’ın alanında fotoğraf çektiniz’ denilerek gözaltına alındı. 3 kişi Özel Hareket Merkezi bahçesine götürüldü.

Burada işkenceye maruz kalan 3 gencin elbiseleri çıkarılarak üzerlerine su döküldü. Yapılan işkencenin ardından darp raporu alan her 3 isim, avukatları aracılığıyla işkence yapan polislerden ve kendilerine sağlıklı darp raporu vermeyen Erciş Devlet Hastanesi doktorlarından şikayetçi oldu.

POLİS VE DOKTORLAR HAKKINDA SUÇ DUYURUSU
Avukatlar tarafından görevli polisler hakkında “Bireye kötü muamele, görevi kötüye kullanma, yetkinin sınırlarını aşma, işkence, keyfi muamele” suçlarından, Erciş Devlet Hastanesi’ndeki doktorlar ve sağlık personelleri hakkında ise, “Gerçeğe aykırı rapor düzenlemek, suçluya yardımda bulunmak, bir suçun gizlenmesini sağlamak amacıyla delilleri karartmak ve gerçeğe aykırı delil tesis etmek, görevi kötüye kullanmak” suçlarından Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunuldu.
Suç duyurusu dilekçesinde, “Müvekkillerimiz polisler tarafından havaya ateş edilip müvekkillerime yere yatmaları talimatı verilmiştir. Müvekkiller yere yatırılıp üstleri arandıktan sonra Özel Hareket Dairesi bahçesine götürülmüşlerdir. Burada yine müvekkillerimin yere yatmaları ve üzerlerindeki elbiseleri çıkarmaları istenmiştir. Üstlerini çıkaran müvekkillerimin üzerine damacana ile su dökülmüş ve orada bulunan polisler tarafından sistematik şekilde işkence edilmiştir. Müvekkillerimin yüzlerinde ve neredeyse vücutlarının her yerinde tekme, tokat, cop darbelerinden kaynaklı morarma, şişme, kızarma, kırılma, çizik gibi işkence sonuçları meydana gelmiştir. Müvekkillerimi darp eden polisler aynı zamanda sinkaflı küfürler etmiş, onur kırıcı ifadeler kullanmışlardır” ifadeleri yer aldı.
SAVCILIK DOSYAYI JANDARMAYA GÖNDERDİ
Erciş Cumhuriyet Başsavcılığı, Erciş İlçe Jandarma Komutanlığı’na “Çok acele iş” başlığı altında yazı göndererek belge ve bilgi istedi.
Savcılık gönderdiği yazıda, işkenceye maruz kalan 3 kişinin Erciş Devlet Hastanesi’nde muayenelerinin yaptırılarak önceki muayenelerine ilişkin tüm tedavi evraklarıyla birlikte darp, cebir raporlarının temin edilmesi, müştekileri darp eden polislerin araştırılarak teşhis ve tespit edilmesi, darp olayının gerçekleştiği belirtilen yeri gören ya da görebilecek durumda olan kameraların tespit edilerek bu kameraların kayıtları ve dilekçede belirtilen yerlerdeki kamera kayıtlarının alınması istendi.
Yine savcılık tarafından İlçe Jandarma Komutanlığı’na gönderilen yazıda, “Bu delillerin kaybolma ihtimali olması nedeniyle çok acele olduğu belirtilmiştir. Bu konuya dikkat edilmelidir. Soruşturmanın şüphelilerinin polis memuru olması nedeniyle iş tarafınıza yönlendirilmiştir” notunun yazılması dikkat çekti.
medyabold
Devamını Oku »

Çay da mı içmeyelim: Yüzde 15 zam yapıldı

Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR) kuru çaya yüzde 15 zam yaptı.

ÇAYKUR, artan yaş çay ürün, işçi ve işletme maliyetlerini göz önünde bulundurarak kuru çaya zam yapma kararı aldı. Zam bugünden itibaren geçerli olacak.

Doğu Karadeniz Bölgesi’nde bir süredir çay sektörü temsilcileri fiyat maliyet artışları nedeniyle kuru çaya zam talebinde bulunuyordu.

kronos
Devamını Oku »

MHP seçim yenilgisinin nedenini buldu: Ekonomi ve Kürt açılımı

İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’nun açık ara seçimi kazanmasının ardından MHP, seçim yenilgisinin faturasını AKP’ye kesti. MHP’ye göre yenilgide en önemli etken ekonomi ve Kürt açılımı oldu.

BOLD- İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı seçiminde Ekrem İmamoğlu’nun oylarını artırarak, galip gelmesinin ardından MHP kanadı, seçim sonuçlarını masaya yatırdı.

KÜRT AÇILIMI DEVAM EDERSE ORTAKLIK ZORA GİRER

Seçimin ardından Cumhur İttifakı’nın güçlü bir şekilde yoluna devam etmesi yönünde tavır alan MHP Genel Merkezi, AKP’nin son dönemde Kürt seçmene yönelik attığı adımları kendi içinde tartışmaya başladı. Bu adımların milliyetçi seçmende rahatsızlık uyandırdığı ve seçime az bir süre kala tercihini değiştirdiği konuşulurken; iktidar kanadından bu yönde atılacak adımların sürekli hale gelmesi durumunda iki parti arasındaki ittifakta da sıkıntılar yaşanabileceğine dikkat çekiliyor.

YENİLGİYE İKTİDARIN YANLIŞLARI SEBEP OLDU

MHP kanadı, AKP’ye oy veren seçmenlerin birçoğunluğunun da yeni bir çözüm sürecinden yana olmadığına vurgu yapıyor. MHP’de, partinin başlattığı ‘Hemşeri Harekâtı’nın seçimin son düzlüğüne kadar çok başarılı olduğu belirtilirken, son düzlükte özellikle iktidar kanadından yapılan yanlışların, özellikle AKP seçmeninde karşılık bulmadığı ifade ediliyor.

EN BÜYÜK ETKEN EKONOMİK GÖSTERGELER

MHP’nin İstanbul seçimi ile ilgili tespitlerine göre, İstanbul halkını en fazla etkileyen faktör ekonomi. İstanbul’un bir sanayi kenti olmasından hareketle, ekonomik göstergelerin kötüye gidişi ve çok sayıda küçük ölçekli işyerinin kapanmasının İstanbul’daki seçimleri bire bir etkilediği düşünülüyor. Bu durumun da özellikle AKP’ye oy veren seçmenlerde yorgunluk oluşturduğu ifade ediliyor. Parti yönetimi, 23 Haziran öncesi aslen Trabzonlu olan Ekrem İmamoğlu’na AKP kanadından gelen Pontus göndermesinin de sandıkta kaybettirdiği görüşünde.

PARLAMENTER SİSTEM TARTIŞMALARI BAŞLAYACAK

Parti yönetimi, yerel seçimlerin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin tesisi açısından önem taşıdığını belirtiyor. Büyükşehirlerin muhalefete geçmesiyle yeniden parlamenter sistem tartışmalarının Türkiye’nin gündemine geleceğine dikkat çekiliyor.

İşte 23 Haziran’ın kaybedenleri

medyabold
Devamını Oku »

24 Haziran 2019 Pazartesi

İmamoğlu, belediyeyle 27 milyar da borç devralacak

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanlığı’na ikinci kez seçilen Ekrem İmamoğlu İBB’yi yaklaşık 27 milyar lira mali borçla devralacak.

İstanbul seçimiyle birlikte gözler tekrar İBB’nin bütçesindeki kara tabloya çevrildi. Cumhuriyet’ten Hazal Ocak’ın haberine göre, İBB CHP Grup sözcüsü Tarık Balyalı tarafından hazırlanan, İBB Başkanlığı Meclis Denetim Komisyonu 2018 yılı rapor şerhinde, belediyenin 2018 yılı gelir bütçesi 18 milyar 424 milyon 947 bin lira, gider bütçesi de 22 milyar 148 milyon 25 bin lira olarak kayıtlara geçti. İBB’nin 2018 yılı bütçe açığı ise 3 milyar 723 milyon 77 bin 536 TL.

31 MART’TAN BUGÜNE KADAR 2 MİLYAR DAHA BORÇLANILDI

İBB Meclisi’nin mayıs ayı oturumlarında da bu konu gündeme gelmişti. Balyalı 2018 yılı resmi rakamlarına göre İBB’nin mali borçlarının 22 milyar liradan 26 milyar 800 milyon liraya yükseldiğini açıkladı.

2018’in faiz ödemesi 2.5 kat arttı, 436 milyon liraya ulaştı
İBB’nin borçlarına ödediği faizin de ekonomik krizle birlikte rekor bir artış gösterdiği belirtildi. 2014 yılında 128 milyon 178 bin lira faiz ödeyen İBB, 2017’de 173 milyon 608 bin lira faiz ödemesi yaptı. 2018 yılında İBB’nin faiz giderleri bir önceki yıla göre 2.5 kat artış göstererek 436 milyon 609 bin liraya ulaştı. İBB’nin 2019 yılında ise 1 milyar 114 milyon 507 bin TL borç faizi ödeyeceği tahmin ediliyor.

BORÇ KALEMLERİ ARASINDA İGDAŞ DA VAR İSTAÇ DA

İBB’nin borçlu olduğu bazı iştirakleri şöyle:

İGDAŞ: 1 milyar 954 milyon 939 bin 842 TL (faiz dahil)

İSTAÇ: 292 milyon 197 bin 501 TL

AĞAÇ A.Ş.: 191 milyon 33 bin 619 TL

İSPER A.Ş.: 147 milyon 986 bin 738 TL

İSTON A.Ş.: 143 milyon 500 bin 174 TL

kronos
Devamını Oku »