9 Eylül 2019 Pazartesi

Etiler Polis Okulu arazisini İstanbul Büyükşehire veren Emniyete piyango vurdu

AKP’nin yönettiği dönemde İstanbul Büyükşehir Belediyesi 11 şehirde 12 emniyet binası inşa edilmesi için ihale yaptığı ortaya çıktı. Emniyet binaları için belediye kasasından 445 milyon TL harcandı. Binaların Etiler Polis Meslek Yüksek Okulu arazilerinin devri karşılığında yapıldığı kaydedildi.

BOLD – AKP’li eski İstanbul Büyükşehir Belediyesinin (İBB) vakıflara aktardığı paraların yanı sıra imzalanan protokoller çerçevesinde farklı şehirlere çok sayıda emniyet müdürlüğü binası, polis lojmanı ve çevik kuvvet hizmet binası inşa ettiği belirlendi. İBB’nin emniyet binalarını Etiler Polis Meslek Yüksek Okulunun bulunduğu arazinin kendilerine devredilmesi karşılığında yaptığı öğrenildi.

Eski İBB yönetiminin Emniyet Genel Müdürlüğü ile arasında imzalanan protokoller kapsamında Kahramanmaraş ve Mardin İl Emniyet Müdürlüğü binaları inşa edildi. İBB 11 farklı şehirde toplam 12 emniyet binası yaptı.

Birgün’ün haberine göre; söz konusu binaların yapımı için belediye kasasından 445 milyon TL para harcandığı açığa çıktı. İBB tarafından 2016 yılında yapılan ihaleyle 53 milyon 763 bin TL ödenerek Mardin İl Emniyet Müdürlüğü Hizmet Binası inşa edildi. İBB tarafından 2018 yılında yapılan bir başka ihaleyle de 117 milyon 380 bin TL ödenerek Kahramanmaraş İl Emniyet Müdürlüğü hizmet binası yapıldı. İBB iki şehrin il emniyet müdürlüğü hizmet binaları için yaklaşık 171 milyon TL ödedi.

ÇEVİK KUVVET BİNASI DA VAR

AKP yönetimdeki İBB çok sayıda çevik kuvvet müdürlüğü binası da inşa etti. İBB, 2017 yılında yaptığı “Adana ili bin 500 kişilik çevik kuvvet depo ve spor salonu binası ile çevre düzenleme tamamlama inşaatı” başlığıyla yaptığı ihale için 10 milyon 507 bin TL ödedi. Van çevik kuvvet hizmet binalarının yapımına ise 24 milyon 268 bin TL ödendi. Diyarbakır, iki bin 500 kişilik çevik kuvvet hizmet binasının yapımı için de İBB tarafından 30 milyon 225 bin TL harcandı. Adana’da bin 500 kişilik çevik kuvvet hizmet binası için 19 milyon TL harcanmasına karşın Erzurum’da bin kişilik çevik kuvvet hizmet binasına 21 milyon 175 bin TL harcanması da dikkat çekti.

134 MİLYON TL’YE POLİS LOJMANI

Eski İBB yönetiminin 2017 yılında yaptığı ihaleyle de Hakkari Yüksekova’da 700 daireli polis lojmanı yaptırdığı da ortaya çıktı. Polis lojmanları inşaatı için İBB kasasından 134 milyon 913 bin TL ödendi. İBB, emniyet binalarının müşavirlik hizmetleri için de toplam 8 milyon 68 bin TL’lik dört ayrı ihale yaptı. “İstanbul Büyükşehir Belediyesi İle Emniyet Genel Müdürlüğü arasındaki protokol kapsamında Türkiye geneli yapılacak emniyet hizmet binaları için ikinci grup müşavirlik hizmeti” başlığıyla yapılan ihale için 3 milyon 905 bin TL, “Birinci grup müşavirlik hizmeti ihalesi” için 3 milyon 830 bin TL ve yapılan iki farklı müşavirlik hizmeti ihalesi için de toplam 333 bin 250 TL ödendi.

Finans sektöründe son dört yılın en düşük karı: Yüzde 16 Azalma

medyabold
Devamını Oku »

Büyükelçiliğe atanan Egemen Bağış’ın eşi paylaştı: “Söylersem yer yerinden oynar”

AB Eski Bakanı AKP’li Egemen Bağış’ın eşi Beyhan Bağış, eşinin Prag Büyükelçiliği’ne getirilmesinin ardından sosyal medyadan ilginç bir paylaşım yaptı. Bağış, Instagram hesabından, “Söylersem yer yerinden oynar” ifadelerini kullandı.

BOLD – Eşiyle bir fotoğraf paylaşan Bağış, altına da “Söyleyecek çok söz var ama bir kerede söylersem yer yerinden oynar… Peyderpey gelecek merak etmeyin, çok doldum, çok yoruldum artık, insanlardan, insancıklardan… Kullanandan, kullandırtandan çok yoruldum… En çok da kendime kızdım… Naif olmanın bile sınırı olmalı… Ama neyse, iyi ki varsın bir tanem, daha evvel de yazdım ya hayatın önsözündeyiz…” ifadelerini kullandı.

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘sakal’ ajitasyonu sahte çıktı

medyabold
Devamını Oku »

Haluk Levent’in trol isyanı: “Siz sadece hainsiniz”

Haluk Levent, ziyaret edeceğini açıkladığı halde, HDP önünde bekleyen Diyarbakırlı anneleri neden ziyarete gitmediği açıkladı. ‘KHK’lılara verdiği konser sözü nedeniyle kendisine yönelik lince sert tepki gösterdi.

BOLD – AKP yanlısı sosyal medya hesaplarının yoğun saldırısı altında bulunan şarkıcı Haluk Levent Twitter hesabından bir dizi açıklama yaptı. Bazı hesapların, HDP önünde bekleyen Diyarbakırlı anneleri neden ziyarete gitmediği ve KHK’lılara verdiği konser sözü yüzünden kendisine her saniye saldırdıklarını söyleyen Haluk Levent açıklamalarında bu hesaplara tepki gösterdi. KHK’lıların hepsinin suçlu olmadığını belirten Levent, “Yine bana saldırılar başladı. KHK’lılara da söz vermişim konser için. Ben daha önce de söyledim. Her KHK’lı FETÖ’cü ve PKK’lı değildir! Hükumet de geçenlerde bir çalışma içerisine girdi en az 26 bin geri dönüş için. Yazık değil mi beraat alıp işine dökmeyenlere? Bu nasıl kin? Her saniye Diyarbakır anneleri ile karşıma çıkıp beni PKK’lı Fetöcü ilan ediyorlar. Ben en başından bu sorunu devlet çözer dedim. Ama Diyarbakır’a gideceğimi de söyledim o anaları kucaklayacağım dedim. Ama hedefe beni koydular bir kere.. Her dakika her saniye saldırıyorlar! Arkaya bayrak bir de Mehmetçik fotoğrafı koyan Allah kesiliyor başımıza” diyerek isyan etti.

SİZ SADECE HAİNSİNİZ

Levent, açıklamasının devamında şehitler üzerinden kendisine saldıranlara da, “Sanki şehit onların şehidi! Sanki cumhuriyeti sadece onlar koruyacak tek tekel onlar! Biziz ulan bu ülkenin bekçileri biziz! Siz sadece hainsiniz! KHK’lının da çocukları aç . Adam beraat etmiş yazık yazık. Bütün troller üzerimde. Yıllardır cebimden etrafımdan topladığım paralarla ülkem insanına destek olmak için çaba sarf ediyorum. Baktılar ki AHBAP’tan bir açık yok başka yerlerden saldırıyorlar” dedi.

ÇÜNKÜ İNSANIM

Saldıran AKP’li sosyal medya trollerinin kendisini Sorozcu, cemaatçi ilan ettiğini söyleyen Levent açıklamasının devamında, ”Bizler bu ülkenin tüm mağdurlarının yanında olduk. O asker fotosu koyanların neredeyse tamamı provokasyon amaçlı troller. 58 şehit ailesi gezdim destek olduk Ahbaplarla onlara tek tek sorduk . Bu sitelerden bize saldıranlardan bir tanesi bile uğramamış onlara. Sahtekarlar! İş milliyetçiliğe geldi mi hepsi en önde. İcraata geldi mi sıfır. Korkaklar! Aralarında milliyetçi geçinen dernekler var. Söz vermişler yapmamışlar tutmamışlar. Şimdi bizleri tüm trollerle birlikte hain ilan ediyorlar. Gideceğim EYT’ye de, gideceğim beraat etmiş takipsizlik almış durup dururken işten çıkarılmış gariban işçilere memurlara da gideceğim. Gideceğim Diyarbakır annelerine. Gideceğim Ali İsmail’e. Herkes bu vatanın evladı. Gideceğim! Bana devletin resmi bir yetkilisi yaptıklarımın suç olduğunu söylesin tartışayım. Hiç bir siyasi parti ya da düşünceyle bağım yok olmayacak da. Ben grevlere de giderim. Srebrenitsa’ya da. Filistin için de söylerim. Suruç’ta Güneş Erzurumlu oğlu için de. Çünkü ben insanım!”

THY’ye ikram servisinde mide bulandıran olay

medyabold
Devamını Oku »

Partiden ihracı istenen vekil Üstün: AK Parti damat eliyle yok edilecek

AKP’den ihraçı istenen eski Milletvekili Ayhan Sefer Üstün, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ı hedef aldı. Üstün, “AKP damet eliyle yok edilecek” ifadesini kullandı.

BOLD – Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’yla AKP’den ihraç süreci başlatılan TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Eski Başkanı Ayhan Sefer Üstün, “Damat şu anda gayriresmi, fiili başbakandır. AKP damat eliyle yok edilecek. Bitecek, tükenecek” ifadelerini kullandı.

AKP’nin mevcut versiyonunun davayı taşıyamadığını kaydeden Üstün, “Evlat ve damat uğruna bu dava heba edildi. Davanın değerlerini savunursanız, onun bayraktarlığını yapabilirsiniz. Oysa ortada savunulacak bir dava bırakmadılar” dedi.

Üstün’e göre “AK Parti”, Davutoğlu’nun yönetimden uzaklaştırılmasıyla beraber hızla “AKP’li” hatta MHP’lileşti. Erdoğan’ın aile, MHP, Pelikanvari paralel yapılar ve “5’li ekonomik çete” tarafından kuşatıldığını söyleyen Üstün, ihraç edilmek üzere olduğu partisini felçli kocaman bir gövde olarak tarif ediyor ve yeni bir siyasi oluşum sürecinin partiden ihraç edilmeleriyle hızlandığını söylüyor.

Üstün, partisine “Partinin ismi Adalet ve Kalkınma Partisi ama müthiş bir adaletsizlik var. Bu hem toplumsal hem de yargısal adaletsizlik olarak ortaya çıkıyor. Mesele, yakasına AK Parti rozeti takmış adamın toplum içinde caka satmasından başlıyor” eleştirilerini yöneltiyor.

Gazete Duvar’dan İrfan Aktan, Ayhan Sefer Üstün’le görüştü. İşte o röportaj;

İhracınıza ilişkin elinize tebligat ulaştı mı?

Bugün (7 Eylül) itibariyle hayır.

Hakkınızdaki ihraç kararı neye dayanıyor?

Kendi hareketlerimle AK Parti’nin tüzüğünü karşılaştırdığımda, ihracımı gerektiren bir söz ve eylem bulamadım. Ama milletvekili olduğumuz dönemde ve özellikle son bir yılda AK Parti içerisinde birtakım itirazlar yapmıştık. Bu itirazlarımız da şu anki parti yönetimini rahatsız etti.

Neydi o itirazlarınız?

Toplumun da bildiği ve dile getirdiği itirazlardı. Örneğin Cumhurbaşkanlığı sisteminin oturmadığını, başkanlık sisteminin bu haliyle ülkeyi sıkıntıya sokacağını ifade ettik. Meclisin etkisizleştiği, bakanlarla Meclis arasındaki bağlantının koptuğu, partili cumhurbaşkanlığının halk tarafından benimsenmediği, cumhurbaşkanı yardımcılarının seçimle gelmesi gerektiği yönünde temel birtakım itirazlardı bizimki. AK Parti başlarda düşünce ve fikir hürriyetine, farklılıklara son derece hoşgörüyle bakan bir partiydi. Bunları hatırlatmamız da muhtemelen rahatsızlık yarattı. AK Parti’nin kurulduğu günde Sayın Erdoğan’ın salonda sarf ettiği söz hâlâ kulaklarımda: “Bugün, siyasi hayatımızda lider oligarşisinin yok olduğu bir gün olarak tarihe geçecektir.” Ama bugün AK Parti içinde lider oligarşisinin tavan yaptığı bir siyasi havayla karşı karşıyayız.

Peki bu eleştirilerinize rağmen ihraç yoluna gidilmeseydi, AKP’de kalmaya devam etmeyecek miydiniz?

Biz yılbaşından itibaren yoğunlaştırdığımız bir itiraz süreci yaşatıyorduk.

‘MESELE AKP ROZETİNİ TAKMIŞ ADAMIN CAKA SATMASINDAN BAŞLIYOR’

“Biz” dediğiniz, Ahmet Davutoğlu’yla beraber, değil mi?

Beraber tabii ki. 22 Nisan’da itirazlarımızı 15 sayfada sistematik hale getirdiğimiz bir manifesto yayınladık. Keza İstanbul seçimlerinin iptaline ilişkin girişimlere de itiraz ettik. Bunun hem hukuka hem de siyasete müdahale olacağını ve ters tepeceğini söyledik. Ardından da Ankara, Diyarbakır, Elazığ, Sakarya gibi illerde birtakım toplantılar yaptık. Buralarda da çok net ifadelerde bulunduk. Tabii AK Parti’nin mevcut yönetiminin “yahu genel başkanlığımızı, başbakanlığımızı, genel başkan yardımcılığımızı yapmış arkadaşlarımız acaba ne diyor” diye sormasını bekliyorduk. Çünkü biz bunları AK Parti’nin ve ülkenin iyiliği için söylüyorduk. İyilik için söylenmiş sözünün bir karşılığının olması lazımdır. Beklentimiz de o yöndeydi doğrusu. Ama bu zamana kadar görmezden gelindik, yok sayıldık. Bizi yok saymanın politik olarak belirlendiğini de hissediyorduk.

İhraç süreci başlatılmasa, bu itiraz ve eleştirilerinizi parti içinde kalarak mı devam ettirecektiniz?

Elbette bu itiraz süreci ilanihaye devam etmeyecekti. Bir noktada bunun bir sonu olacaktı. AK Parti’deki hukuksuzluklar, ötekileştirmeler tavan yaptıkça ayrışma da kendini gösterecekti. Çünkü biz artık son uygulamalardan kendimizi sorumlu tutmak istemiyorduk. Vicdanen rahatsızlık duyuyorduk.

Ne gibi konulardan rahatsızdınız?

Partinin ismi Adalet ve Kalkınma Partisi ama müthiş bir adaletsizlik var. Bu hem toplumsal hem de yargısal adaletsizlik olarak ortaya çıkıyor. Mesele, yakasına AK Parti rozeti takmış adamın toplum içinde caka satmasından başlıyor.

‘AKP’YE SONRADAN KATILANLAR DAHA FAZLA REİSÇİLİK VE DEVLETÇİLİK YAPTI’

Bu söylediklerinizi 2010 yılındaki referandumda “yetmez ama evet” deyip sonra pişman olan ve AKP’den uzaklaşanlar da söylüyordu. Fakat aradan 8 yıl geçtiği halde bu kesimlere yönelik tepki hâlâ dinmiş değil. Dolayısıyla insanlar size de şunu soracak: AKP’nin yarattığı adaletsizlik yeni mi başladı da sizin itirazlarınız şimdi başladı? Bugüne kadar neredeydiniz?

Tabii biz bugüne kadar AK Parti içindeydik ve bütün partilerde olduğu gibi AK Parti de homojen değildi. AK Parti içinde de aşırı milliyetçilikten liberalizme kadar, farklı renkler vardı. Şu anda Bahçeli de aynı koalisyonun içinde Perinçek de. İlk başlarda AK Parti’nin farklı renkleri aynı potada eritmesi de bir başarıydı aslında. Sonraki aşamalarda içeride de birtakım ayrışmalar oldu. Özellikle AK Parti’ye sonradan katılanlar, partiyi kuranlarla rekabeti, ancak daha fazla reisçilik ve devletçilik yaparak lehlerine çevireceklerini düşündüklerinden, AK Parti’nin vicdanını örseleyen söylem ve davranışlar içine girmeye başladı. Bakın ben İnsan Hakları Komisyonu Başkanı’yken, nerede bir ihlal gördüysem oraya koştum. 4 yılda 55 tane cezaevi denetlemişim! İzmir’de bir kadına tokat atıldı, ertesi gün ben oradaydım. Roboski’de bir olay olmuş, biz ertesi hafta oradaydık.

34 köylünün öldürüldüğü bir katliamdan söz ediyorsunuz. Bir hafta sonra orada olmak çok geç değil mi?

Meclis prosedürünün karar alma süreci filan var sonuçta… Bugün için aynı mukayeseyi yapın. Bugün siz Meclis’te bir İnsan Hakları Komisyonu’nun varlığını görüyor musunuz? Böyle bir komisyon yok! Davutoğlu da bu aksaklıkları, bozulmayı görmüştü.

Ne zamandan itibaren?

Özellikle 7 Haziran 2015’ten itibaren bunları gördü ve “restorasyon dönemine geçeceğiz” dedi. Birileri “ne demek restorasyon” diyerek bu ifadeden müthiş rahatsız oldu. “Önceden hata mı yapıldı da siz restorasyon kelimesini kullanıyorsunuz” dediler. Daha sonra o restorasyon kelimesini çok kullanmadan ama gereğini yapmak üzere adımlar attık.

Ne gibi adımlar?

Birincisi; şeffaflık yasası… Aslında bunun Türkçesi “hırsızlığı önleme” yasasıdır.” Kokuşmuşluk o kadar ilerlemiş ki, bunu ancak bir yasayla önleyebilirdiniz. İkincisi; siyasi etik yasası. Milletvekillerinin, bakanların, belediye başkanlarının mal varlıklarının hesap verilebilir hale getirilmesi ve hayatlarının seçmenlerce bilinir hale gelmesini öngören bir tasarıydı bu. Ben o zaman genel başkan yardımcısıydım ve bu yasa tasarısı benim ve Naci Bostancı’nın imzasıyla Meclis’e sevk edildi. Peki parti içinde bize ne dendi? “Bu yasayı çıkarırsanız, ilçe yöneticisi bile bulamazsınız.” Üçüncüsü; kişisel verilerin korunması kanun tasarısını Meclis’e sevk ettik. Dördüncüsü; çok konuşulan şehir rantlarının kamu yararına aktarılması için imar kanunu hazırladık. Bütün bunlarla birlikte, vatandaşların AB ülkelerine vizesiz seyahat anlaşmasını paraf ettik. En çok da bundan korktular!

Neden?

Bugün görüyoruz ki, yöneticilerin o günkü tahayyülü Türkiye’yi batıdan uzaklaştırmak ve Azerbaycan, Özbekistan seviyesinde demokrasiye, kapalı bir topluma indirgemekti. Ancak bu haliyle ülkeyi yönetebileceklerini düşünüyorlardı. Onun için apar topar Ahmet Davutoğlu’na bir operasyon çekildi. Biz de Ahmet Bey’in yanındaydık…

‘7 HAZİRAN’DAN SONRA PARTİYE DÖNDÜĞÜMDE ŞOK OLDUM!’

Siz 7 Haziran seçimlerinde milletvekili olmadınız ama…

Evet, ben üç dönem dolayısıyla bırakmıştım ve Sakarya’daki evimin balkonunda otururken, 7 Haziran sonrasında hem Sayın Erdoğan’ın hem de Sayın Davutoğlu’nun çağrısıyla, 12 Eylül 2015’teki kongreyle tekrar döndüm. Fakat döndüğümde şok oldum! Bambaşka bir yapıyla karşılaştım. Parti, bizim kurduğumuz dönemdeki ilkelerden uzaklaşmıştı. Bireysel rantlar peşinde koşan, başkalarının kuyusunu kazan, partiye sonradan gelenlerin yükselmek için önceki idealistlerin sırtına basarak bakan, genel başkan yardımcısı olmaya çalıştığı tiplerle karşılaştım. O zaman AK Parti’nin farklı bir yapıya evrildiğini ve ülkeyi de farklı bir yapıya evriltmek istediğini hissettik. İşte bunun üzerine az önce söylediğim demokratik hamleleri yapmaya kalkıştık. Yoksa onların istedikleri gibi davranmış olsaydık, muhtemelen Ahmet Bey de operasyon yemez ve başbakanlığı kapatan, seçilmiş son başbakan olarak tarihe geçerdi.

Peki Davutoğlu neden o “operasyona” karşı direnmedi?

7 Haziran’da siyaseten bir kriz ortaya çıkmış, ekonomik kriz baş göstermiş ve vatandaş tüm bunların tamirini istiyordu. Eğer o dönem başbakanlık kavgasına girişmiş olsaydı Ahmet Bey, vatandaş bugün yaşananların sorumluluğunu kendisine yükleyecekti. Ama bugün vatandaş, Ahmet Bey’in o gün ülke için büyük bir fedakârlıkta bulunduğunu ve Pelikan eliyle kendisine kumpas kurulduğunu çok rahatlıkla anlıyor.

Kamuoyu 7 Haziran sonrasında AKP içinde ne tür oyunlar oynandığından ziyade, ülke genelinde yaratılan kaosun arka planını merak ediyor. Çünkü o dönemde ülkeyi sarsan olaylar yaşandı. 20 Temmuz’daki Suruç katliamından iki gün sonra, 22 Temmuz’da Ceylanpınar’da iki polis katledildi ve o zamanın başbakanı Davutoğlu, bunu 24 Temmuz itibariyle yeni savaş politikasına vesile etti. Oysa Ceylanpınar cinayetinin sorumlusu diye yakalananlar beraat etti ve failler hâlâ meçhul. Davutoğlu o zaman Erdoğan’ın talimatıyla mı hareket etti, yoksa bu savaşı başlatmak kendi kararı mıydı?

Bir kere bunu bir savaş değil, terör operasyonu olarak değerlendiriyorum. O dönemde ülkede art arda yapılan saldırıların bir kısmının arkasında DEAŞ olduğunu, Bir kısmını da PKK’nın üstlendiğini biliyoruz. Ceylanpınar’da failin bulunamaması tabii bir eksiklik. O bölgedeki kamu personelinin aceleyle, bir fail çıkartma telaşıyla yanlış insanları yakalamış olması ama adaletin bunu çözmüş olması da adalet açısından iyi bir şey. Keşke gerçek failler de bulunup bu olay aydınlatılabilse. Ama bakın, Adıyaman’da, Diyarbakır’da pazara giderken askeri öldürdüler ve bunu üstlendiler. PKK’nın eylemlerini kesinlikle gözardı etmememiz lazım. Orada hendeklerin kazılması, şehirlerin bu manada işgal edilmesi… “Kamu görevlilerinin de sorumluluğu varmış.” E onlar, varsa sorumluluğu da yarın ortaya çıkar, ayrı konu. Ama bu eylemleri yok sayamayız. Ahmet Bey tam da bu eylemler taşınamaz noktaya geldiği için, bir mücadele başlattı. Ayrıca PKK zaten daha önceden çözüm sürecinin bittiğini, bu saatten sonra çözüm sürecine sadık olmayacağını açıklamıştı.

Ne zaman açıklamıştı?

Tam hatırlamıyorum ama baharda açıklamıştı. Onun dışında yaptığı bütün eylemler zaten buna matuftu. Şehirlere bu kadar bombalar taşınmış, hendekler kazınmış. Bunları nasıl gözardı edebiliriz?

‘BUGÜN ÇÖZÜM SÜRECİNİN “Ç”SİNDEN SÖZ EDENLERİN AĞZINA BİBER SÜRÜYORLAR’

Peki devlet neden bunu önceden engellemedi? Davutoğlu, geçenlerde Sakarya’daki konuşmasında devletin ilgili birimlerine daha 6-8 Ekim 2014 olayları sırasında, 7 Haziran seçimleri sonrası için savaşa hazırlanma talimatı verdiğini açıkladı. Oysa 6-8 Ekim olaylarından sonra gerek Davutoğlu gerekse Erdoğan defalarca çözüm sürecinde kararlı olduklarını ifade etmişti. Bir taraftan savaşa hazırlanıp bir taraftan çözüm sürecine devam edilmesini nasıl izah ediyorsunuz?

Aslında Sayın Davutoğlu PKK’nın samimi olmadığını, şehirlere yerleşmekte olduğunu hissediyordu ama “bahara kadar silahları bıraksınlar” diyordu. Çünkü PKK hep “baharlar gelsin, yapraklar açsın, gölgelerden dağları terk edelim” gibi gerekçeler üretiyordu. Bahar geldi, yaprak açtı, hadi bırakın artık silahları, diyordu Davutoğlu. Bir taraftan da elbette tedbirler alındı. Zaten bu işler son dakikada olmaz. Askeriyle, polisiyle her zaman hazır olunması gerekiyordu. Ocak 2015’te Şırnak’a gittiğimde Cizre’den geçtim ve daha o tarihte sokakların nasıl kapatıldığını, bariyerlerin oluşturulduğunu, bayrakların asıldığını gördüm. Bunu gören bir kamu görevlisi, müdahaleyi erteleyemez.

Ama ertelendi…

Ben Cizre’de gördüklerimi o zaman ilgili yerlere “bakın böyle manzaralar var, tedbir almanız gerekir” dedim.

Aldığınız yanıt ne oldu?

“Şu anda seçim sürecindeyiz. Müdahale edersek bir-iki şehit veririz. Dolayısıyla sıkıntı olur.” Ben de “bugün bir-iki şehit verebiliriz ama gelecekte daha fazla şehit vermenin önüne geçeriz” dedim.

Bu diyaloğu kiminle kurdunuz?

İsmi şimdilik bende kalsın. Hükümet çözüm sürecinden hep medet umdu. Çünkü büyük bir yatırım yaptı, toplumu hazırladı. Bunu da ancak AK Parti gibi güçlü bir parti yapabilirdi. Bugün çözüm sürecinin “ç”sinden söz edenin ağzına biber sürüyorlar. Ama o gün o risk alındı. AK Parti o sürecin karşılığını almak için hemen masayı devirmek istemiyordu. Ama devlet olarak gördük ki PKK oyalıyor.

Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz?

Suriye’nin kuzeyi ve Türkiye’nin güneyinde bir mevzi kazanması sonucu PKK, “bizim artık çözüm sürecine ihtiyacımız yok” diye düşündü. “Nasıl olsa buradaki toprak kazanımını devletçik yapılanmasına çeviririz, Türkiye’deki süreç ister yürüsün, ister yürümesin” mantığıyla hareket etmeye başladı PKK.

‘SİLAHLARI BIRAKTIM DEMEKLE BIRAKILABİLİR ASLINDA’

Fakat 28 Şubat’ta Dolmabahçe Sarayı’nda tarihi bir mutabakat metni açıklandı. Silahların bırakılması, çatışmaların son bulması ve yüz yıla yayılan sorunun barışla çözülmesine ilişkin bu deklarasyon bizzat Erdoğan tarafından reddedildi. Hatta Erdoğan bu metnin içeriğini önceden bilmediği yönünde ifadeler de kullanınca zamanın hükümet sözcüsü Bülent Arınç’la arasında ihtilaf yaşanmıştı. Yani Dolmabahçe mutabakatına uyulsa, süreç başka bir yoldan ilerleyecekti ama devlet veya iktidardakiler bu sürecin devamını istemedi.

Bir kere resmi bir devlet sarayında, Dolmabahçe’de böyle bir toplantı, böyle bir açıklama yapılacaksa, devletin bütün birimlerinin önceden haberi olur. Fakat şunu sorayım: Silahı bırakmak çok zor bir şey mi? “Bıraktım” demekle bırakılabilir aslında. Ama sürekli bahane üretilmesi ve şehirlerin işgaline kadar vardırılıyor olması, bu sözlerin, yazıların, protokollerin, Öcalan’ın konuşmalarının Kandil açısından hiçbir anlamı olmadığını gösterdi. Biz bunu böyle okuyoruz, böyle gördük. En fazla AK Partililer ve Kürtler istemiştir çözüm sürecini. Ama PKK istemedi. Benim görüşüm bu. Bakın hâlâ bir kesim, ellerini ovuşturarak Sayın Ahmet Davutoğlu’na “Serok” diyerek güya hakaret ediyor, “niye teröre göz yumdu” diyerek ithamlarda bulunuyor.

Fakat Kürtler de Davutoğlu’na çözüm sürecini bitirmenin ve sonraki yıkımın yürütücüsü olduğu için tepkili…

Evet, bir kesim de Ahmet Bey’i terörle mücadelede aşırıya gitmekle suçluyor. Peki hangisi doğru? Bir insan aynı anda hem teröre tolerans gösterip hem de terörle mücadelede aşırıya gidebilir mi?

‘SÜRECİN SORUMLULUĞUNU DAVUTOĞLU’NA YÜKLEMEK HAKSIZLIK OLUR’

Devlet bir hukuka tâbi ve bunun içinden hareket etmek zorunda değil mi? Cizre’de bodrumlarda insanlar öldürüldü. Yaşlı bir kadın olan Taybet İnan’ın cenazesi o süreçte günlerce sokakta kaldı. O dönemin başbakanı olarak Davutoğlu’nun bunların hesabını vermesi, en azından izahını yapması gerekmez mi?

Sayın Davutoğlu her talimatında güvenlik güçlerine özgürlükleri maksimum sağlayacaksınız ama güvenlikten de taviz vermeyeceksiniz demiştir. Ahmet Bey’in yerine başka bir anlayış bu operasyonu gerçekleştirseydi, Allah göstermesin çok daha büyük felaketlere sebebiyet verilebilirdi. Ahmet Bey, “bir kuyumcu hassasiyetiyle çalışacaksınız, hiçbir sivil kayba sebebiyet vermeden bu işi yürüteceksiniz” dedi. Ancak bir çatışma ortamı doğduğunda ve siz mahalle mahalle bir şey yaptığınızda, buralarda hukukun da vicdanın da tasvip etmediği olaylar olmuş olabilir. Bunlar bireysel birtakım incelemelerle ortaya çıkacak yargısal bir konudur. Terörle mücadele talimatı vermese miydi? Hayır, vermek zorundaydı. Ben başbakan olsaydım, ben de o talimatı verirdim. Ama ben de hukukun içinde kalınarak mücadele edilmesini salık verirdim.

Ama öyle olmadı…

Öyle bir iddia varsa o artık yargının konusudur.

Türkiye’deki mevcut yargının konusu olmayacağı açık değil mi?

Zaten bizim de genel olarak adalet konusunda şikâyetimiz var. Ama o sürecin sorumluğunu Davutoğlu’na yüklemenin haksızlık olduğunu düşünüyorum.

Ama Davutoğlu başbakandı…

Siyasi sorumluluğu alarak bu talimatı verdi ve zaten bu sorumluğu şu anda da üstleniyor. Hatta 7 Haziran-1 Kasım arasına ilişkin çarpıtılan sözünde, terörle mücadelede MHP ve AK Parti içindeki hizipler tarafından yalnız bırakıldığını da açıklıyor. Dolayısıyla Ahmet Bey yapılması gerekeni yapmıştır.

‘AKP’NİN İHRAÇLARLA HIZLANDIRDIĞI AYRIŞMADAN YENİ BİR KURUMSALLAŞMA ÇIKACAK’

Ahmet Davutoğlu’yla beraber şu anda yeni bir parti kurma hazırlığı içinde misiniz?

İtiraz sürecimizin ilanihaye devam edemeyeceğini ve bir ayrışmaya doğru gidileceğini az önce söylemiştim ama AK Parti ihraç kararıyla beraber bu süreci hızlandırdı. Bunun sonunda bir kurumsallaşma mutlaka olacaktır.

Peki uygulamaları yüzünden Kürtlerin büyük tepki gösterdiği Davutoğlu öncülüğünde kuracağınız partinin nasıl bir Kürt politikası olacak?

Bakın henüz ortada bir metin, kurumsal yapı olmadığı için, bu çerçevede bir şey söyleyemem. Ancak biz Sayın Davutoğlu’yla bu sene Diyarbakır’da iftar programına katıldık ve sabah namazına kadar sokaklardaydık. Ardından Elazığ’a gittik ve benzer bir program yaptık. Oradaki insanlar Sayın Başbakanımızı bağırlarına bastılar. Başkaları alay etse de oradaki insanlar kendisine “Serok Ahmet” diye hitap ediyorlar. Onlarla kucaklaştı, onlarla teri terine karıştı. Sayın Başbakanımızı bölge halkı anlıyor ve kendisinin onları düşündüğünü biliyor. Ona göre bir politika geliştireceği beklentisi de var. Sayın Başbakanımız da bölge halkının beklentilerini biliyor ve mutlaka ileride bunlar konuşulup tartışılacak. Demokratik bir düzen çerçevesinde oraya da elbette mesajları olacaktır.

Davutoğlu’yla beraber ihraç edilmeniz üzerine AKP’den ciddi bir kopma bekliyor musunuz?

Şu anda zaten önceden AK Parti’de milletvekilliği yapmış çok sayıda arkadaş bize destek veriyor. AK Parti’de efsane olmuş diyebileceğimiz Ankara, İstanbul, İzmir, Samsun’dan bir çok il başkanı bu yapıya destek veriyor. Tabandan da bir destek var. Zaten bizim hareketimiz önce tabandan başladı. Bir hareketin önce felsefesi, programı ve dayandığı bir tabanının olması lazım. Bu hareketin tabanı zaten illerde oluştu. Şu anda bu hareketin felsefesini ve programını söylemlerimizle oluşturuyoruz. Kurumsallaştığında da tam çerçevesi ortaya konacak. AK Parti tabanından, muhafazakâr kesimden çok büyük teveccüh göreceğimize inanıyorum. Ayrıca nasıl ki ilk yıllarında liberaller, değişik fikirden insanlar AK Parti’ye destek verdiyse, benzer bir desteği bizim de oluşturacağımızı düşünüyorum. Çünkü biz o insanlara da hitap edeceğiz.

Siyasal İslâmcıların böyle bir kredibilitesi kaldı mı?

“Muhafazakârım diyen birileri geldi ama söylediklerinin tam tersini yaptı” dedirtmemek adına bu adımı atıyoruz zaten.

‘MUHAFAZAKARLAR HİÇBİR ZAMAN BAŞKASINA YAPILAN HAKSIZLIK YÜZÜNDEN BİRBİRİNE İTİRAZ ETMEDİ’

Bunun için artık çok geç değil mi?

Hayır, geç değil. Çünkü tarihine baktığınızda muhafazakârlar içinde hiçbir zaman başka kesimlere yapılan haksızlıklar nedeniyle birbirine karşı itiraz olmamıştır. Biz ilk kez böyle bir itirazı dillendiriyoruz. “Bu yaptığınız yanlış” diyoruz. İnsanları ötekileştirmeyin, insanlara insanlığınızı gösterin, diyoruz.

Refah Partisi’nden ayrılıp AKP’yi kuran kadrolar da aynı şeyi söylemiyor muydu?

Refah Partisi’ndeki itiraz, şu insanlara, şu kesimlere haksızlık yapılıyor denilerek ortaya çıkmadı. “Bu yöntemlerle iktidara gelemeyiz, yenilikçi söylemle haraket edelim” denilerek Refah’tan ayrılınmıştır.

Mevcut devlet ve iktidar yapısının sizinki gibi bir oluşuma müsaade edeceğini düşünüyor musunuz?

Devlet yetkilerini kullananların karanlık odalarda kime ne roller biçtiğini bilemeyiz. Fakat son kertede sözü halk söyler kardeşim! AK Parti’nin iktidara gelişi de böyle olmuştur. Ekrem İmamoğlu için de her türlü şeyi söylediler ama sandığa oylar tek tek girer ve tek tek çıkar. Biz kuruluşumuzu yaptıktan ve programımızı açıkladıktan sonra vatandaş buna teveccüh ederse, bunun önünde hiçbir derin yapı duramaz. Bu karanlık güçler çaba içinde olabilirler ama bu, halkın gücünün, kararının önüne geçemez.

‘BAGAJIMIZ YOK, KİMSEDEN KORKMUYOR, ÇEKİNMİYORUZ’

Erdoğan’ın gazabından korkuyor musunuz?

Toplumda bir korku iklimi hakim. Ancak biz sade yaşayan insanlarız, bagajımız yok. Kendi yağıyla kavrulan insan özgür insandır. Bizimle olan arkadaşlar da biraz bu tipte insanlar. Onun için biz itirazlarımızı dile getirebildik.

Yani kaybedeceğiniz bir şey yok mu?

Ben hayatımı onurum için yaşadım, siyaseti de hizmet için yapmaya çalıştım. Avukatlık yaparken milletvekili olunca çocuklarıma dedim ki, “avukatlık bitti ve devletin bize verdiği belli bir maaş var. Bundan sonra herkes ayağını yorganına göre uzatacak.” Çocuklarım böyle yaşadılar ve beni hiç utandırmadılar. Birileri çocuklarını f… okullarına göndermek için sıraya girerken benimkiler mahalle mektebine gidiyorlardı. Bu rahatlık bizi en özgür adam kıldı. Bundan sonraki yaşantım da sade olacak ve fikir özgürlüğümden taviz vermeyeceğim. Arkadaşlarımızın da önemli bölümü benim gibi insanlar. Onun için de kimseden korkmuyor, çekinmiyoruz. Çekinseydik, zaten herkesin bir şeyleri kaybetme korkusuyla sustuğu bir dönemde biz de susardık.

 

‘BABACAN’LA ARAMIZDA SEBEBİNİ BİLMEDİĞİM BİR AYRIŞMA OLDU’

AKP’den kopan, Ali Babacan’ın veya Abdullah Gül’ün başını çektiği başka bir oluşum da var. Siz niye ortaklaşmadınız? Ayrıştığınız noktalar neler?

Aslında ben de bu soruya bir cevap bulamıyorum. Fakat biz 31 Mart’a kadar da Sayın Babacan’la birlikte toplantılarda bulunuyorduk. Sonradan benim de sebebini bilmediğim bir ayrışma oldu.

Bunu Babacan cenahı mı istedi?

Tabii, onlar arzu ettiler. Biz daha tabandan gidiyor, gün ışığında, halkın önünde fikirlerimizi açıkça konuşuyor, metne döküyoruz. Belki de onlar bu yöntemi pek tasvip etmediler. Belki onların başka bir yöntemi vardır. İnanın bilmiyorum! Ama ayrı mekânlarda ayrı programlar yazıp size versek, yüzde 5’lik bir fark göremezsiniz. Çünkü biz onlarla daha önce istişare etmiştik. Niye böyle oldu, bir anlam veremiyorum. Fakat onlar da bizim kıymet verdiğimiz insanlar. Ali Bey de pırıl pırıl bir insandır. Paranın üzerinde oturmuştur ama devletin kör kuruşuna tenezzül etmemiştir. Beraber olmasak da ileride bu ülkenin geleceği için ortak çalışmalar yürütebileceğimize inanıyorum.

‘EVLAT VE DAMAT ADINA BU DAVA HEBA EDİLDİ, DAMAT GAYRİRESMİ BAŞBAKANDIR’

Sizce AKP-MHP ittifakının geleceğinde ne var?

AK Parti, yüz-yüz elli yıllık bir uğraşın, alın terinin, davanın üzerine oturdu. Ama AK Parti’nin mevcut versiyonu bu davayı taşıyamadı. Evlat ve damat uğruna bu dava heba edildi. Dava kimsenin tekelinde değildir. Davanın değerlerini savunursanız, onun bayraktarlığını yapabilirsiniz. Oysa ortada savunulacak bir dava bırakmadılar. Aksine, yılların emeğini de damat ve evlat uğruna heba ettiler. Şu anda devlet yönetimi de, bir başbakanlık varmışcasına damat eliyle işletiliyor. Damat şu anda gayriresmi, fiili başbakandır. İstediği zaman bakanlara, bakan yardımcılarına talimat verebilen, genel müdürleri toplayabilen bir damat var. E bunu bir sistemde ancak başbakan ya da cumhurbaşkanı yapabilir. AKP’nin geleceği damat üzerine bina edildiği için erime başladı. Nasıl ki ANAP, Mesut Yılmaz’ın elinde yüzde 5’de sonlandıysa, AKP de damat eliyle yok edilecek. Bitecek, tükenecek! Biz aslında bu tükenişi durdurmak istedik. Fakat karar mekanizmalarından uzaklaştırıldık, söylediğimize kulak asılmadı ve biz de “artık bu vebali üstlenmek istemiyoruz” dedik. O nedenle de muhafazakâr seçmene, demokrat kesime, özgürlüğü önceleyen insanlara, dünya değerlerini arzu edenlere bir alternatif sunmak istiyoruz.

Röportajın tam metni için tıklayın: https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2019/09/08/ayhan-sefer-ustun-akp-damat-eliyle-yok-edilecek/

Bakanlık, “kaç tane tutuklu gazeteci var” sorusuna “Sayamadık” cevabı verdi

medyabold
Devamını Oku »

THY’ye ikram servisinde mide bulandıran olay

Türk Hava Yolları ile İstanbul’dan 4 Eylülde Moskova’ya giden yolcunun yemeğinde tırtıl çıktı. Sosyal medyada yayılan olay ile ilgili THY’de firmayı uyardık açıklaması geldi.

BOLD – Türk Hava Yollarının (THY) Moskova uçağında mide bulandıran bir olay yaşandı. Yolcuya uçakta servis edilen yemeğin içinden tırtıl çıktı. Yemeğinden tırtıl çıkan vatandaş rezaleti fotoğraflayarak Ekşi Sözlük ve sosyal medyada paylaştı. Fotoğraflarda yemeğin içindeki tırtıl net bir şekilde görülüyor.

YEMEK FİRMASINI UYARDIK

Sosyal medyada da gündem olan konuyla ilgili kurumdan açıklama geldi. THY yetkilileri mide bulandıran olay ile ilgili “Hizmet aldığımız ikram firmasını (Do&Co yemek şirketi) ikaz ettik” açıklaması geldi.

THY, ayrıca yemeğinden tırtıl çıkan yolcuya Moskova’ya uçak bileti hediye ettiklerini açıkladı.

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘sakal’ ajitasyonu sahte çıktı

medyabold
Devamını Oku »

Finans sektöründe son dört yılın en düşük karı: Yüzde 16 Azalma

Düşen alım gücü, batık krediler ve kredi ödemelerindeki gevşemeyle Bankacılık Sektörü de alarm verdi. Sürekli büyüyen sektör son dört yılın dibinde.

BOLD – Bankalar, 3 milyar 460 milyon liralık kârla son 4 yılın en düşük temmuz ayı kârını elde etti.

Geçen yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında, kârlılıktaki düşüş yüzde 15,9’a işaret etti. 2017 ve 2018’in ocak-temmuz dönemlerinde sektörün kârı sırasıyla 29,1 milyar TL ve 33,6 milyar TL olmuştu. Bu yılın ilk 7 ayındaki kar ise 28 milyar 236 milyon TL.

TEMMUZ’DAKİ DÜŞÜŞ DAHA DA BÜYÜK

BDDK verilerine göre; sektör, temmuz ayında ise 3 milyar 460 milyon TL net dönem kârı sağladı. Geçen yılın aynı ayına göre yüzde 23,9 ve bir önceki aya göre de net kârda yüzde 31,5 azalış kaydeden bankacılık sektörü, 3 milyar 460 milyon TL ile son 4 yılın en düşük temmuz ayı kârını elde etti.

Batık krediler 106 milyarı aştı

medyabold
Devamını Oku »

8 Eylül 2019 Pazar

Ümit CAN – Hücrede Mektup

Çok seviyorum mektupları;
Yazarken konuşuyoruz seninle,
Birlikte gülüyoruz,
Duygulanıyoruz bazen de.
Anlamı kalmıyor ayrılıkların,
Gönüllerimizin bir olduğu yerde.
Bir arada oturuyoruz,
Mektubu yazdığım masada,
Saatlerce sürüyor sohbetimiz.
Yazdıklarım aslında,
O an konuştuklarımız sanki.
Ellerim yorulurken kalem tutmaktan,
Gönlüm dinleniyor kelam etmekten.
Ruhum huzur buluyor,
Seninle hasbihalden.
Mekan kayboluyor,
Her yer bizim oluyor.
Zaman kayboluyor,
Sınırlardan arınmış bir “an” geliyor.
Dertler kayboluyor,
Sevinç geliyor.
Sıkıntılar kayboluyor,
Huzur geliyor.
Yeis kayboluyor,
Ümit geliyor.
Endişeler kayboluyor,
Sabır geliyor.
Zayıflıklar kayboluyor,
Metanet geliyor.
Yalnızlıklar kayboluyor,
Ve sen geliyorsun,
Ve sevgi geliyor,
Ve aşk geliyor.
Ve sen geliyorsun;
Derdime ortak,
Kimsesizliğime arkadaş geliyor.
Yalnızlıkla paylaştığım hücreme,
Karanlıkları defeden ışığın doluyor.
An geliyor,
Söz bitiyor.
An geliyor,
Dost gidiyor.
An geliyor,
Ruh daralıp can sıkılıyor.
İşte o an,
Bir mektup,
Bütün duvarlarını yıkıyor hücremin.
Her bir harfi yazışında kalemim,
Bir sıkıntıyı da siliyor.
Gitarın teline her vuruş,
Ney’e her üfleyiş,
Derdimi paylaştığım dostum oluyor.
Kalmadığında sabrım susmaya,
Ama dermanım da söylemeye,
Gözlerimden ve kalbimden süzülen yaşlar,
Mutluluk ağacımızı suluyor.
Yüreğime zemheri gibi düşen her ızdırap,
Yeni bir baharın yolunu açıyor.
Aynı kâseden yudumlarken acıyı ve mutluluğu,
“Ölmeden önce ölmeyi” tadıyoruz.
Bırakıp ardımızda
Zamanı ve mekânı,
Fani dünyanın
Fani nimetlerinden geçiyoruz.
Hislerimin şiddetinden paramparça olan,
Kalemim aciz kalıyor,
İçimde yanan sevgiyi anlatmaktan.
Her bir harf,
Yeni bir mutluluk esintisi getiriyor.
Ruhum yeniden coşuyor,
Her bir kelime ile.
Kederinle inlerken her bir zerrem,
Sevincinle gülüyor.
Her cümlede içime,
Tarifsiz bir sevinç siniyor.
Akkor olup yüreğimi dağlayan satırlar,
Bir taraftan teselli ediyor.
Birbirine sarılıyor,
Yaralı gönüllerimizin inlemeleri.
Teselli veren bir büyü içinde,
Birlikte ağlıyoruz.
Gözlerimiz yanıyor,
Yüreklerimiz yanıyor.
Yanmaya dayanılmıyor,
Ama, doyulmuyor.
Gözyaşlarımız hüznümüzü,
Rabbimiz’e arz ediyor.
Semalardan ruhlarımıza,
Sekineler yağıyor.
İki damla yaş düşerken seccademe,
Hasretle yaralı gönlüm
Teselli buluyor,
Ümit doluyor,
Bahtiyar oluyor.
Mektuplar;
Özlediğim sesini getiriyor,
Kokunu getiriyor,
Sevgini getiriyor,
Seni getiriyor,
Beni sana götürüyor.
Be ruhum seni lütfedene,
Şükür secdesine kapanıyor.
Bağrıma basıyorum,
Yıllardır biriktirdiğim hasretle seni.
Ve tekrar tekrar öpüyorum,
İyilik taşan gözlerini.
Melek ruhlum,
Melek kalplim,
Mamur olsun inşallah,
Dünyan ve ahiretin.
Zerresini bile tatmayasın,
Asla kederin.
En yüksek makamlarına ulaş,
İki cihan saadetinin.
Dergâhına el açtık yâ Kerim;
Bitir bütün gurbetleri!
Habib-i Ekrem hürmetine yâ Muğis;
Gider tüm musibetleri!
Sahib-i zaman hürmetine yâ Muin;
Gönder sonsuz inayetini!
Alemlere rahmet Efendimiz hürmetine yâ Rab;
Kavuştur mazlum bekleyenleri,
Güldür bütün garipleri,
Bu devrin yetimlerini!

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/09/08/umit-can-hucrede-mektup/
Devamını Oku »

Seni İşe Alırsam Kendimi Bitiririm

İşini severek yapan bir memurken “mescide gidenler” diye fişlenip “rüşvete müsamaha göstermeme” kabahatim de eklenince; “bu ancak filancalardandır” diye listeye eklenip 15 Temmuz darbesinin ardından açığa alındım.
Kısa süre sonra da evimden alınıp 7 gün kalacağım, tabiri caizse, toplama kampına götürüldüm; az yiyecek ve içecek, bol hakaretle gün geçirdik. Gündüz aşırı sıcak, akşam ise soğuktan perişan oluyorduk. Bunaldığımız sıcaklıktaki bir gün çatıdaki camların açılmasını rica ettik polis memurlarından, açtılar ama akşam kapatmadılar; donduk. Ertesi gün ise ya hep açık ya hep kapalı kalacak azarıyla kötünün iyisini, terlemeyi tercih ettik. İlginç olan alınanların çoğu iş yapan, iş bilen kişiler olduğu için ve diğerleri de işi yürütemediği için aramızdan sırayla birileri alınıp kuruma götürülüyor ve çalıştırılıyordu.
Evet, terörist diye alınan bizler devletin işleri aksamasın diye mahrem işlerinde çalıştırıldık! Daha sonra çok şükür hakim karşısına çıktık. O bekleme o kadar ağırdı ki sonunda tutuklanacak olsa da bir an önce mahkeme edilmek istiyorduk. 4 arkadaşımız tutuklandı, 11 kişi adli kontrol şartıyla serbest kaldık. Sevindik mi? Hayır. Peşi sıra ihraç edildim. İş aradım, mesleki tecrübemden dolayı avukatlık bürolarının kapılarını çaldım ama hepsi yüzüme kapattı “seni işe alırsam kendimi bitiririm” , “üstüne para versen de olmaz” cümleleriyle eve döndüm her seferinde. Köyden babamların gönderdiği erzak ve harçlık ile idare etmeye çalışıyoruz. Rızık Allah’tan o bize yardım eder. Sizden, yetkililerinden yardım bekliyoruz…

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/09/08/seni-ise-alirsam-kendimi-bitiririm/
Devamını Oku »

İhbar Adı Altında İftiralar

Eşim veteriner olarak Tarım İlçe Müdürlüğü’nde yetkin bir makamda çalışıyordu. 17-25 Aralık sonrası hiçbir gerekçe gösterilmeden mevkisi düşürüldü. Bizim için konum önemli değildi. Her vazifede, ülkemizin neresinde olursa olsun vatana hizmet için çalışabileceğini söyleyen eşim için bir sıkıntı teşkil etmedi. Ama problemler azalacağına arttı. Çalışma arkadaşlarının tazyikleri, baskıları hiç durmadan devam etti. 15 Temmuz darbe girişimini fırsat bilen çalışma arkadaşlarının ihbarıyla (ihbar adı altında iftira edilerek) önce gözaltına alındı sonrasında tutuklandı.
Sadece çalışma arkadaşlarının beyanları esas alınarak, beyanların doğruluğu, neye ve kime göre esas alındı bilemiyorum. Ben o zaman üçüncü çocuğuma hamileydim. Eşimin içeriye alınmasıyla beraber yapayalnız kaldım. Kız kardeşim bile benimle eşimin tutuklanması sonrası irtibat kurmak istemedi, eşinin memuriyetine zarar gelir endişesiyle. Yaşadığımız olaylarla eşim sadece işinden değil itibarından ve aile dahil çevremizden de olmuş, yalnızlaştırılmıştık. Tek başıma doğum yapmak zorunda kalmıştım, en ihtiyacım olduğu zamanda yanımda kimse yoktu, doğuma gittiğimde çocuklarımı bırakabileceğim bir yakınım bile yoktu. Ama ben biliyorum kullar olmasa da Rabbim benimle birlikteydi.
Daha duruşma tarihi bile belli değil. Aylardır eşim duruşmasının olacağı, akıbetimizin belli olacağı o tarihi bekliyoruz. Hiçbir avukat kendine de zarar gelir endişesiyle yardımcı olmak istemiyor. Lütfen bu konu hakkında yardım edeceğinizi umduğum sayın yetkili, lütfen bu çağrımı duyun!!!

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/09/08/ihbar-adi-altinda-iftiralar/
Devamını Oku »

Ülkede Hak Arayacak Kurum da Kalmadı

Eşim Ramazan Bey hakkında, 15 Temmuz darbe girimi gerekçe gösterilerek gecenin bir yarısı kapımızın zili çaldı ve hakkında gözaltı kararı olduğunu belirttiler.  Fakat ev arama ve gözaltı kararını göstermeden ve avukatımızın gelmesini dahi beklemeden evimizin her yerini bir terörist muamelesi yaparak aradılar. Her evde bulunan ve olması gereken dinimizi öğreten kitapları sanki suçmuş gibi aldılar. Eşimi emniyette tek başına neyle suçlandığını bilmeden günlerce beklettiler.
Eşimin sağlık problemleri olmasına rağmen zulmederek günlerce beklettiler ve avukatıyla bile görüşmesine müsaade etmediler. Halbuki biz kendi halinde hayatını devam ettiren insanlarız, biz devlete ve millete zarar verecek ne yapabiliriz ki. Günler sonra eşim adliyede hakimin karşına çıkarıldı, orada neyle suçlandığı bilemeden ve deliller bize gösterilmeden tutuklandı.
Bu yetmezmiş gibi eşimin şirketi KHK ile kapatıldı ve işsiz bırakıldı. Şirkete ait bütün ne varsa devlete devredildi. Halbuki eşimin şirketi çok başarılı, topluma ve milletine pozitif katkıları olan bir iş yeriydi. Hakkında açılmış bir soruşturma da yoktu. Maliyeye de en ufak bir borcumuz yoktu. Bir anda bütün malımıza devletin eliyle çöküldü ve yıllarımızı vererek büyüttüğümüz şirketimiz devlet eliyle gasp edildi. Bu da yetmezmiş gibi zulüm devam etti.
3 evladımla ortada kalmıştım bize sahip çıkacak herhangi bir akrabamız da yoktu. Eşimin ve benim bütün banka hesaplarımıza bloke kondu. Biz ne yapmıştık ki dağdaki teröriste yapılmayan muamele elinde kaleminden başka bir şeyi olmayan eşime yapılıyordu. Bunlar olunca çevremizdeki dostlar da bize hal hatır sormadan korktular. Çünkü Devlet tarafında sürekli hedef gösterilince insanlar etkileniyordu. Bazı insanlarda bizi eşim tutuklandı diye dışlayıp selam sabahı kestiler, bizi görünce yollarını değiştirmeye başladılar. Ben bu durumu daha ilkokul birinci sınıfa giden oğluma anlatamadım. Bir şey sorunca hep sessiz kalıyorum.
Cezaevi şartları tamamen ilkel ve koğuşlar olması gerekenden çok kalabalık. Eşimin can güvenliğinden de endişeliyim. Çünkü cezaevinde çokça keyfi işkence yapıldığını duyuyoruz. Çevremizde benim gibi eşi tutuklu olup da cezaevinde ölenler var. Hakkımızı arayacak Türkiye’de bir kurumda bulamadık.

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/09/08/ulkede-hak-arayacak-kurum-da-kalmadi/
Devamını Oku »

Ağırıma Gidiyor

Damadım halı yıkama işiyle meşgul olan bir kişidir. Aynı zamanda eğitim konusundaki hassasiyeti sebebiyle bir eğitim şirketinin ortağıdır. Eskiden beri iş çevresi tarafından sevilip itimat edilen biriydi.  Damadımla ailemiz arasındaki kültür farkına rağmen dürüstlüğünü ve ahlakını takdir edip hiç çekinmeden kızıma uygun görerek evlenmelerine izin verdim. Çok şükür bu zamana kadar da bizi mahcup etmedi. Ne yazık ki darbe girişimi sonrası vatan hainliği, terörist suçlamalarıyla evine baskın yapılarak her yer didik didik aranmasına rağmen suç unsuru bulunamamıştı.
Mesnetsiz bir şekilde delil gösterilmeden aylardır tutuklu. Bütün mallarına tedbir uyguladılar. Bir gece de suçlu ilan edilmesi ağırıma gidiyor. Onlar da kimin suçlu kimin suçsuz olduğunu anlayamamış olmalı ki terörist ilan ettikleri kişinin evine gelen polis yetkilileri damadımın işletmesine hala eşyalarını emanet edip temizletiyorlar.
Ben bir an önce atılan bu iftiraların temizlenip davaların görülmesi, suçlu olan ile olmayanın birbirinden ayrılıp adaletin tesis edilmesi konusunda yardımlarınızı talep ediyorum.

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/09/08/agirima-gidiyor/
Devamını Oku »

Gelinim ve Torunlarım Bana Emanet

Evlatlarımı hak hukuk kavramlarına dikkat ederek aman kimseye hakkınız geçmesin, diyerek büyütmeye çalıştık. Çevrem tarafından hayırlı evlatlara sahip olmam hep takdirle karşılanırdı. Elhamdülillah büyüdüler, kendi işlerini kurup çalışmaya başladılar. Çok da cömerttirler; kapılarına kim gelirse gelsin ayırt etmeden eli boş çevirmezlerdi. Yalnız bugün bu davranışları suç unsuru oldu. Darbe öncesi sudan sebeplerle ağır mali yaptırımlara maruz kalırlarken darbe sonrasında bütün mal varlıklarına el konuldu.
Oğlum tutuklanarak hapse atıldı. Cebinden suç unsuru olarak dua kağıdı çıkmış. Bulunduğumuz beldeden uzak başka bir ildeki hapishaneye sevk edildi. Gelinim belirli aralıklarla ziyarete gitse de torunlarım her zaman babalarını göremiyorlar. Gelinim ve torunlarım bana emanet. Ama bizim can ve mal güvenliğimiz de devletimize ait, lakin bugün bu kaide işlemiyor. Ülkemizin düsturlarından bir tanesi ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR iken bugün maalesef iflas etmiş durumda.
Ne olur sayın yetkililer bu hukuk garabetinin son bulması adına bize yardım edin. Biz sadece adaletle hükmedilmesini talep ediyoruz.

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/09/08/gelinim-ve-torunlarim-bana-emanet/
Devamını Oku »

Çok yüzlü İnsanları Tanıdık

Ben öğrencilerime ve mesleğime aşık bir matematik öğretmeniyim, özel bir kurumda çalışıyordum. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası hayatımız karardı. Önce çalıştığım kurum kapandı. Çok geçmeden eşimi açığa aldılar. Sonradan öğrendik ki eşimi iş yerindeki müdürü ihbar etmiş. Halbuki eşime “endişe etmeyin, ben sana kefilim, bir yanlışını görmedim, gerekirse söylerim” demişti. Bu süreçte insanların yüzünüze başka, arkanızı döndüğünüzde başka davranarak ikiyüzlülükleri kadar hiçbir şey içimi acıtmadı. Necip Fazıl’ın dediği gibi; insanlar o kadar çok yüzlü ki ikiyüzlülere bile hasret kalacak cinsten…
Eşim mesleğinden de ihraç edilerek tutuklandı ve cezaevine gönderildi. Hem işimi hem de eşimi kaybetmiş bir şekilde ne yapacağımı bilemez bir halde ortada kaldım. Ne olur sizden başka sesimi duyurabileceğim kimse kalmadı. Sesimizi duyup sesimize ses olmanızı talep ediyorum. Ne olur duyun sesimizi.

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/09/08/cok-yuzlu-insanlari-tanidik/
Devamını Oku »

Karakomik Filmler’in vizyon tarihi belli oldu

Cem Yılmaz, iki filmlik Karakomik Filmler serisinin ilk filmi olan “Kaçamak”ın vizyon tarihini açıkladı.

BOLD– Ünlü komedyenin Twitter hesabından yaptığı açıklamaya göre “Kaçamak” 18 Ekim’de seyirciyle buluşacak. Yılmaz aynı zamanda filmin ilk fragmanını da paylaştı.

BİLET TARTIŞMALARI ERTELETMİŞTİ

Mars Cinema Group ile yapımcılar arasında yaşanan anlaşmazlık sebebiyle gösterim tarihi ertelenen birçok yapımdan biri de Karakomik Filmler olmuştu. 2019 başlarında gösterime girmesi beklenen filmlerin vizyonu bu yüzden yaklaşık 8 ay gecikmiş oldu. Bu sorunun da etkisiyle sinema gelirlerinde yaz aylarında %40’a varan düşüşler gözlendi. Yeni sezonun bu kayıpları telafi edip edemeyeceği merakla bekleniyor.

KARAKOMİK FİLMLER- KAÇAMAK FRAGMAN

medyabold
Devamını Oku »

68 kuşağının tanınmış isimlerinden Çenet: Ülke KHK ile yönetilecekse meclis neden var?

İki kolu ve bir ayağı olmayan İbrahim Çenet, politik görüşleri nedeniyle rağmen defalarca işkence gördü, ömrünün uzun yıllarını hapishanelerde geçirdi ve 10 yıldan fazla sürgün yaşadı.

BOLD – Osmaniye’nin Çardak köyünde yaşamını sürdüren ve köyünde kurduğu Halk Bilimleri Akademisi’nde çalışmalar yapan Çenet, Kanun hükmünde kararnamelerle yönetilmeyi diktatörlük olarak niteleyerek “Meclisi olan bir yönetim bir iktidar demenin ne gereği var o zaman?” dedi.

KHK TV’ye konuşan Çenet, siyasi görüşleri nedeniyle vatandaşlıktan çıkarıldığını ve ülkesini terk etmek zorunda kaldığını belirterek, “Bir Avrupa ülkesinden vatandaşlık almama rağmen ilk fırsatta tekrar vatanıma döndüm. Çünkü biz ülkemizi seviyoruz. Ülkenin yönetimi ne kadar uygun olmasa bile bu ülke için çalışmak esastır” diye konuştu.

KHK İLE ÜLKE YÖNETMEK DİKTATÖRLÜĞÜN TA KENDİSİDİR

“Kanun Hükmünde Kararnamelerle ülkeyi yönetmek diktatörlüğün ta kendisidir” ifadesini kullanan Çenet şunları söyledi:

“Kanun hükmünde kararname çıkaracaksan kanun yapma yetkisi olan meclise ne gerek var o zaman? Meclisi olan bir yönetim bir iktidar demenin ne gereği var o zaman? Meclis göstermeliktir, hükümet göstermeliktir. Kanun Hükmünde Kararnameleri tek kişi çıkarır, bu adaletsizliktir. Adaletsizliklere yargısız infazlara karşıyız, insanlara ayrımcılık yapılmasın, herkes eşit olsun istiyoruz.”

KENDİNDEN OLMAYAN HERKESİ ATIYORLAR

KHK’ların özünde kanun dışılık, yargısız infaz olduğunu vurgulayan Çenet, “Üzgünüz ki bu yönetim anlayışı her yerde var her dönemde var. Kendinden olmayan her kesimi KHK’larla atıyor. Dindarları atıyor, solcuları atıyor, liberalleri atıyor, demokratları atıyor. Kendisi gibi olmayan her şeyin aleyhinde KHK çıkarıyor. Bu şekilde olmaz olmamalıdır da. Seçimi neden yapıyorsunuz, meclisin ne gereği var? Böyle yönetecekseniz” diye konuştu.

Kendisine umutlu musunuz sorusu üzerine çenet şu cevabı verdi:

“Kesinlikle umutluyum, çünkü bizim ülkemizin yönetimi ne kadar adaletsizse, bizim ülkemizin halkları başka ülkelerin halklarından bir gram ne eksik ne fazla akıllı değil, bir gram daha aptal da değil. Bu ülkenin insanlarına ne kadar güzel şey gösterirseniz o kadar güzel şey alırsınız. Bu halka doğruları anlatacağız da konuşacağız da, onlardan güzel şeyler alacağız da…”

“Kayyum sözkonusu değil” diyen Soylu, İmamoğlu’nu böyle hedef aldı: Belediye başkanı büyük laflar etmek için seçilmez

medyabold
Devamını Oku »

“susamam” şarkısının çok izlenmesinden rahatsız olan AKP: Provokasyon var

Türkiye’nin sorunlarını, genç sanatçıların gözünden eleştirel bir şekilde dile getiren “susamam” şarkısı AKP’nin hedefi oldu. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ, kendine ait Youtube kanalından yayınladığı video ile şarkıyı eleştirdi.

BOLD-Şanışer ve Fuat gibi ünlü rapçilerinde arasında olduğu, 20 sanatçının bir araya gelerek yaptığı “Susamam” şarkısı yayınlandığı iki gün içinde 13 Milyon 299 bin izlendi. Doğa, kadın hakları, işsizlik, hayvan hakları, eğitim, adalet, hukuk, İstanbul, sokak, trafik gibi Türkiye’nin çok önemli sorunlarına değinen şarkı, sosyal medyada büyük yankı uyandırması ile AKP’nin hedefine girdi.

“BU SANAT ESERİ DEĞİL”

Kendine ait Youtube kanalından bir video yayınlayarak şarkıya tepki gösteren Dağ, “Yayınlanan videoyu bir sanat eseri olarak göremiyoruz. Burada tamamen bir provakasyon ve manüpilasyon var” dedi. Şarkıda herkesin aynı fikirde olduğu konularında işlendiğini ifade eden Dağ, bazı konulara hiç değinilmediğini söylerek “Haksız yere tutuklanan gazetecilerden bahsedildiği halde, bugün bize bir tane haksız yere tutuklanan gazeteci göstersinler. Eğer bizi ziyaret ederlerse, eğer adreslerini verirlerse ben de onları ziyaret etmek isterim, haksız oldukları halde yazan, bizim hakkımızda yalan yanlış bir takım haberler yazan onlarca gazeteci, onlarca da gazete gösteririm” ifadelerini kullandı.

ÇOK İZLENMESİNDEN RAHATSIZ OLMUŞ!

Şarkının sosyal medyada çok fazla paylaşılmasından rahatsız olduğunu sözlerine ekleyen Dağ, “Görüyorum ki bazı belediyeler, partiler ve bazı hesaplar bu klibi alıp, yayılması noktasında uğraş veriyorlar. Kusura bakmayın arkadaşlar, milletimiz bugüne kadar bu tarzdaki provokasyonlara, siyasi hamlelere, siyasi operasyonlara, toplum mühendisliklerine fırsat vermediği gibi, bu video üzerinden oluşturulmaya çalışılan provokasyona da izin vermeyecektir” diyerek tehdit etti.

Dağ, Twitter hesabından yayınladığı videoyla ilgili yaptığı paylaşımda, “Sanat, provokasyonun ve siyasi manipülasyonun aracı olmamalıdır. Susamam diyenlerin Türkiye’nin en kritik dönemlerinde nasıl lâl olduğunu çok iyi biliyoruz” ifadelerini kullandı.

“Kayyum sözkonusu değil” diyen Soylu, İmamoğlu’nu böyle hedef aldı: Belediye başkanı büyük laflar etmek için seçilmez

medyabold
Devamını Oku »

İBB’den israf sergisi açıklaması: ’50 milyon tasarruf söz konusu’

Yenikapı’da sergilenen araçlara ilişkin açıklama yapan İBB Genel Sekreteri Yavuz Erkut araç israfının önlenmesi ile 23 Haziran sonrası toplam 50 milyon liralık tasarruf yapıldığını duyurdu.

BOLD- İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun talimatı doğrultusunda İBB Genel Sekreteri Yavuz Erkut’tan, Yenikapı’da sergilenen araçlar ile ilgili açıklama geldi. 23 Haziran sonrası yapılan düzenlemelerle binek araç sayısının yüze 20 azaltıldığını söyleyen Erkut, “Toplamda 50 milyon liralık tasarruf söz konusu” diye konuştu.

MEVZUATTA MAKAM ARACI YOK HEPSİ HİZMET ARACI

Yavuz Erkut’un açıklaması şöyle, “Rakamlar ortaya çıkınca değerlendirme yapılacaktır. Bu tür çalışmalara devam ediyoruz. Netleştikçe kamuoyuyla paylaşacağız. Verilerde uyumsuzluk var. Silinmiş görünüyor. Bu bir israfla mücadele dönemi. Başkanımızın da defalarca dilegetirdiği gibi kaynağı tasarrufla sağlayacağız. Buradan elde edilen kaynaklarla daha iyi tasarruflar yapılacağını düşünüyoruz. Yasal mevzuatta hiçbir belediyede makam aracı yok. Hizmet aracı hepsi. 23 Haziran sonrası binek araç sayısı yüzde 20 azaltıldı, toplam 50 milyon liralık tasarruf söz konusu.” dedi.

İBB musluğu kesilen vakıfların imdadına AKP’li ilçe belediyeleri yetişti!

medyabold
Devamını Oku »

Venedik’te “Altın Aslan” Joker’in oldu

Bu yıl 76. kez düzenlenen Venedik Film Festivali’nde en büyük ödül olan Altın Aslan, Joker’in oldu.

BOLD– Todd Phillips’in yönettiği başrolünde Joaquin Phoenix’in yer aldığı Joker böylece ilk ödülüne de uzanmış oldu. Bu prestijli ödül Joker’in Oscar yarışında da iddialı olacağının işareti sayılabilir.

Yönetmen Todd Phillips ve başrol oyuncusu Joaquin Phoenix

ROMAN POLANSKİ VE CRUİSE GEMİLERİ PROTESTOLARI GÖLGESİNDE FESTİVAL

Yıldızlar geçidine sahne olan ödül gecesinde protestolar da vardı. Hakkında yıllardır tartışılan bir cindel istismar davası bulunan ünlü yönetmen Roman Polanski’nin festivale katılması ve üstüne bir de ödül alması bu yöndeki protestoları artırdı.

Venedik halkı ve çevreciler ise UNESCO kültür mirası listesinde yer alan şehre cruise tipi büyük yolcu gemilerinin gelmesini protesto etti. Gemilerin şehre zarar verdiğini savunan 400 kadar çevreci kırmızı halı geçişinin yapılacağı noktayı bir süreliğine işgal etti. Barışçıl gösteri herhangi bir sorun yaşanmadan sona erdi.

VENEDİK’TE ÖDÜLE UZANAN İSİMLER

Altın Aslan: Joker – Todd Phillips
Jüri Büyük Ödülü: J’accuse – Roman Polanski
En İyi Yönetmen: Roy Andersson – About Endlessness
En İyi Kadın Oyuncu: Ariane Ascaride – Gloria Mundi
En İyi Erkek Oyuncu: Luca Marinelli – Martin Eden
En İyi Senaryo: Yonfan – No. 7 Cherry Lane
Jüri Özel Ödülü: La Mafia Non E Più Quello Di Una Volta – Franco Moresco
En İyi Genç Oyuncu: Toby Wallace – Babyteeth

Atlantis – Valentyn Vasyanovych

ORİZZONTİ ÖDÜLLERİ

Sinemanın gelecek vadeden isimleri için verilen Orizzonti (ufuklar) ödülleri ise şu isimlerin oldu.

En İyi Film: Atlantis – Valentyn Vasyanovych
En İyi Yönetmen: Theo Court – Blanco En Blanco
Jüri Özel Ödülü: Verdict – Raymund Ribay Guttierez
En İyi Kadın Oyuncu: Marta Nieto – Madre
En İyi Erkek Oyuncu: Sami Bouajila – A Son
En İyi Senaryo: Jessica Palud – Revenir
En İyi Kısa Film: Darling – Saim Sadiq
Geleceğin Aslanı Ödülü: You Will Die At 20 – Amjad Abu Alala

medyabold
Devamını Oku »

Sayıştay tespit etti; İSKİ’ye ait bir araç 1 kilometrede 42 bin 974 litre yakıt tüketti

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde kiralık araçlarla gündeme gelen milyonlarca liralık israfın bir bölümü Sayıştay raporlarına yansıdı. Sayıştay raporlarına göre, İSKİ’ye ait bir aracın kilometre yapmadığı halde yılda 42 bin 794 litre motorin tüketmiş gibi gösterildiği ortaya çıktı.

BOLD – İSKİ’nin hesaplarını inceleyen Sayıştay, İSKİ’ye ait bir aracın, sadece 1 kilometre yol yaptığı halde bir yılda 42 bin 794 litre motorin tüketmiş gibi gösterildiğini ortaya çıkardı.

Sayıştay, araçların kullanımını denetleyecek bir takip sistemi olmadığını, İSKİ kayıtlarında bulunmayan araçlara da yakıt temin edildiğini belirledi.

Sayıştay’ın tespitine göre, bir araç 100 kilometrede ortalama 4-5 litre motorin tüketirken, İSKİ’nin araçları kilometre başına 20-63 litre yaktı.

Sözcü’nün haberine göre, en son geçen yıl yayımlanan 2017 yılı İSKİ denetim raporuna göre, takip sistemi kurulmadığı için Sayıştay, yıl boyunca binlerce kilometre yol kat eden İSKİ’ye ait araçların İSKİ’nin resmî işlerinde mi yoksa başka kurum ya da kişiler için mi kullanıldığına ilişkin denetimi yapamadı.

3-5 LİTRE YERİNE 60 LİTRE TÜKETTİ

İSKİ araçlarının bir yıl içinde yaptığı kilometrelerle harcadığı yakıtları tek tek inceleyip tablo halinde ortaya koyan Sayıştay, birçok binek ve hafif ticari aracın her 100 km’de 20 ile 63 litre motorin tükettiğini tespit etti. Araçların üreticileri tarafından belirtilen ortalama tüketim değerlerinin 100 kilometrede 4 ila 5 litre olduğu halde 60 litreyi geçen aşırı akaryakıt tüketimin sebeplerinin araştırılması gerektiği belirtilen Sayıştay raporunda, “Yakıt alımları doğru kabul edilse araç kilometre bilgilerinde, araç kilometre bilgileri doğru kabul edilse de yakıt alım tutarlarında bir hata olduğu açıktır. Bu ise aracın görev, kilometre, yakıt denetimlerini engellemektedir” denildi.

İstanbul’daysanız hafta sonunda bu etkinliği sakın kaçırmayın: Dünyada bir benzeri yok!

medyabold
Devamını Oku »

Muharrem ayı nedeniyle konuşan AKP’li Altınok: Allah hepimizi yeni Yezitlerden korusun

Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok, “Allah hepimizi yeni Yezid ve Muaviyelerden korusun, Yezide lanet olsun” dedi.

BOLD – Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok, “Allah hepimizi yeni Yezid ve Muaviyelerden korusun, Yezide lanet olsun. Hepimiz Aleviyiz, değerlerimiz, inancımız aynıdır” dedi.

KERBELA BİRÇOK ŞEYİN BAŞLANGICI

Altınok’un ev sahipliğinde Keçiören Belediyesi’nin katkılarıyla Çubuk Sarısu Köyü Cemevlerini Yaşatma ve Kültür Derneği tarafından Muharrem Ayı Orucu Açma, Hz. İmam Hüseyin ve Kerbela Şehitlerini Anma Programı düzenlendi. Kur’an Tilavetiyle başlayan programda Başkan Altınok, Muharrem ayının matem ayı olduğuna dikkat çekerek, “Kerbela olayı İslam tarihindeki en acı olaylardan biridir, aynı zamanda da birçok şeyin de başlangıcıdır. Şu anda yine İslam coğrafyası kan revan içinde, yeni felaketler, yeni acılar yaşanıyor, bunlardan ders almalı, birliğimizi, beraberliğimizi pekiştirmeliyiz.” dedi.

ALLAH YENİ YEZİTLERDEN KORUSUN

Başkan Altınok, Türklerde Yezid ve Muaviye adlarının olmadığını da belirterek, “Allah hepimizi yeni Yezid ve Muaviyelerden korusun, Yezide lanet olsun. Hepimiz Aleviyiz, değerlerimiz, inancımız aynıdır, İslam’ın yayılmasında Hz. Ali (as) bir aslan ve bir kahramandır, yaşarken cennetle müjdelenmiş 10 kişiden biridir, O günden bugüne Türklerin ve Osmanlının başarısında Bektaşi dergâhlarının çok büyük katkısı vardır” diye konuştu.

 

“Kayyum sözkonusu değil” diyen Soylu, İmamoğlu’nu böyle hedef aldı: Belediye başkanı büyük laflar etmek için seçilmez

medyabold
Devamını Oku »

Çok Güzel Hareketler Bunlar’da yıldızı parladı, Ersin Korkut Survivor’a katılacak

Türkiye’nin fenomen yarışmalarından biri olan Survivor’a ünlü komedyen Ersin Korkut’un katılacağı ve hafta 20 bin lira alacağı öğrenildi.

BOLD-Acun Ilıcalı’nın sunduğu TV8 ekranlarında yayınlanan Survivor’a bir döneme damga vuran ‘Çok Güzel Hareketler Bunlar’ programında yıldızı parlayan oyuncu Ersin Korkut katılacağı belirtildi.

İzleyicinin sempatisini kazanan Ersin Korkut’un, yarışma programında ünlüler takımında yer alacağı ve haftalık 20 bin liraya anlaştığı ifade edildi.

ERSİN KORKUT KİM?

Ersin Korkut, 1977yılında, Hakkari’de dünyaya geldi. Babası köy hizmetlerinden emekli, annesi ev hanımıdır. 5 kardeştirler. İlk ve orta dereceli eğitimini Hakkari’de tamamladıktan sonra aynı şehirde bir süre taksi şoförü olarak çalışan Korkut, iş bulmak amacıyla 1998 yılında İstanbul’a taşındı. Yılmaz Erdoğan’ın dayısının oğludur.

Metin Ali Feyyaz ‘Kolej havası’ ile beyaz perdede

medyabold
Devamını Oku »

Erdoğan açıklamıştı; boykot ve olağanüstü kongre çağrısı yapan üç büyük baroya delege operasyonu

AKP, Cumhurbaşkanlığı Sarayındaki adli yıl açılışını protesto eden ve Metin Feyzioğlu’na karşı olağanüstü kongre çağrısı yapan Ankara, İstanbul ve İzmir barolarının delege sayısını düşürmek için harekete geçti. TBB delegelerinin önemli bölümünü belirleyen İstanbul, Ankara ve İzmir barolarının delege sayısı düşürülerek, diğer il barolarının etkisi artırılacak.

BOLD – AKP, bazı baroların adli yıl açılış töreninin Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda yapılmasını protesto etmesi üzerine baro seçimlerinin yeniden düzenlenmesini gündemine aldı. Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı’nın seçiminde delegelerinin etkili olduğu İstanbul ve Ankara ile diğer iller arasındaki delege farkının kapatılması için formül aranıyor. TBB delegelerinin 137’si İstanbul, 52’si Ankara, 29’u İzmir Barosu seçimlerinde belirleniyor.

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bazı baroların sarayda düzenlenen adli yıl açılış törenine gitmemesi üzerine “İlk çözmemiz gereken meselelerden biri, tüm meslek teşekküllerinin seçim yöntemlerinin temsili demokrasiye uygun hale getirilmesidir” demişti.

Cumhuriyet’in haberine göre, yeni yasama yılının başlayacağı 1 Ekim’den sonra barolar başta olmak üzere meslek örgütlerindeki seçim sistemini değiştiren düzenlemenin TBMM gündemine gelebileceği belirtiliyor. Bu konuda parti içinde iki seçenek üzerinde duruluyor. Avukatlık Yasası’nda yapılacak değişiklikle yalnızca barolar ve TBB’nin seçimleriyle ilgili bir düzenleme gelebileceği gibi tüm meslek örgütlerinin seçimlerini düzenleyen çerçeve bir yasa da çıkarılabileceği kaydediliyor.

YARGI PAKETİNE KONULMAYACAK

Adalet Bakanlığı’nın üzerinde çalıştığı yargı paketinin içinde avukatlara yeşil pasaport verilmesini öngören Avukatlık Yasası’ndaki değişiklik hükümleri de yer alıyor. Ancak yargı paketi için muhalefetle uzlaşma aranacağı, baro seçimleriyle ilgili bir düzenlemenin ise uzlaşma arayışını sekteye uğrayacağı değerlendirilerek, söz konusu düzenlemenin ayrı getirilmesi üzerinde duruluyor.

TBB’NİN DELEGE SEÇİMİ DEĞİŞECEK

AKP’nin baro seçimlerine ilişkin yapacağı çalışmanın esas hedefinde ise 79 baro olmasına karşın TBB Başkanı’nın seçiminde neredeyse toplam delegenin yarısını oluşturan Ankara ve İstanbul barolarının delegelerinin etkili olması yer alıyor. TBB’nin 504 delegesinden 137’si İstanbul, 52’si Ankara, 29’u İzmir Barosu seçimlerinde belirleniyor.

AKP, Ankara, İstanbul ve İzmir gibi üyesi fazla olan illerin delege sayısını düşürerek diğer il barolarının etkisini artırmak istiyor. Bunun için il barolarının TBB delegesi sayısının belirlenmesi formülünü değiştirmeyi hedefliyor. Avukatlık Yasası’na göre, TBB Genel Kurulu için her baro ikişer delege belirliyor. Avukat sayısı yüzden fazla olan barolar, yüzden sonraki her 300 üye için ayrıca birer delege seçiyor. Delegeler her baronun olağan genel kurul toplantısında 2 yıl için seçiliyor.

DELEGE 30’A KADAR DÜŞEBİLİR

Yapılacak yeni düzenlemede ise her ile verilen 2 delegenin artırılması, avukat sayısı yüzden fazla olan baroların yüzden sonraki her 1000 üye için birer delege seçmesi üzerinde duruluyor. AKP’liler, bu düzenlemeyle 100’ün üzerinde delegesi olan İstanbul Barosu’nun delege sayısının 30’lara kadar düşürülebileceğini belirtiliyor. AKP, TBB Genel Kurulu seçiminin yanı sıra baro seçimlerinde de bazı değişikliklere gitmeyi planlıyor. Bazı AKP yöneticileri, seçimlerde birden fazla listenin yarışması durumunda en fazla oyu alan listenin kazandığını, ancak diğer listelere verilen oyların boşa gittiğini belirtiyor.

ÜÇ BARO NEDEN HEDEFTE?

Delege sayısı düşürülmesi planlanan Ankara, İstanbul ve İzmir baroları, Saray’da yapılacak adli yıl açılışını protesto ederek katılmamıştı. Metin Feyzioğlu’nun törene katılması ve yaptığı açıklamalar sonrası sözkonusu üç baro Barolar Birliği’ne seçimli olağanüstü genel kurul çağrısı yapmıştı.

İstanbul’dan sonra Ankara Barosu da Feyzioğlu için harekete geçti

medyabold
Devamını Oku »

“Kayyum sözkonusu değil” diyen Soylu, İmamoğlu’nu böyle hedef aldı: Belediye başkanı büyük laflar etmek için seçilmez

Diyarbakır, Van ve Mardin büyükşehir belediyelerine kayyum atayan AKP’li İçişleri Bakanı Süleyman Solyu, İstanbul ve Ankara için kayyum atanmasının söz konusu olmadığını söyledi.

BOLD-CNN Türk’te Hakan Çelik’in sorularını yanıtlayan ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında neden “Pejmurde ederiz” ifadesini kullandığını açıklayan Süleyman Soylu, “Bir yanlış yaparsa bakan olarak onu uyarmak benim görevim” şeklinde konuştu.

“BELEDİYE BAŞKANI ÖNCE İŞİNİ YAPAR”

Ekrem İmamoğlu’nun Diyarbakır ziyaretinden duyduğu rahatsızlığı dile getiren İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Bir belediye başkanı ülkeyi yönetmek için seçilmez, önce kendi işini yapar.” şeklinde tepki gösterdi. “İstanbul Haziran ayında bir karar verdi. Bu karar İstanbul’da bir belediye başkanını seçilme kararıdır. Hem demokratik, hem de hukuki bir karardır.” diyen Soylu, “İstanbul Haziran ayında bir karar verdi. Benim çöpümü topla, suyumuı akıt, başıma bir iş geldiğinde çözmeye çalış bir belediye bunun için seçilir. Türkiye’yi idare etmek büyük büyük laflar söylemek için de seçilmez. İşini iyi yapmak için seçilir.” dedi.

Diyarbarkı, Van, Mardin belediye başkanlarının görevden alınma sebeplerinin terörle ilişkilerinden dolayı olduğunu iddia eden Soylu, “Belediyeler önemli işlerdir. Türkiye yönetmeye hevesli olabilirsiniz. Bunu isteyebilirsiniz ama önce işinizi yapacaksınız.” sözleriyle İBB Başkanı İmamoğlu’na gönderme yaptı.

“Diyarbakır’a gidip ziyaretlerde bulunuyor. ‘Burdan size 16 milyonun selamını getirdim’ diyor. Ben selam falan göndermedim.” diyen Soylu, “Bizde İstanbul seçmeniyiz. Ben de eşim de selam falan göndermedim. Bir İstanbul Belediye Başkanı bunu söyleyemez. Ben uyarmak durumundayım.” ifadesini kullandı.

İSTANBUL VE ANKARA’YA KAYYUM YOK

“İstanbul ve Ankara’ya kayyum atayacakmısınız?” tarzındaki soruya cevap veren Soylu, “İstanbul ve Ankara için kayyum söz konusu değil. Yaptığımız kayyum atamaları terörle ilgili bir durumdur. Böyle birşeyin söz konusu olabilmesi için terörle alakası olması lazım. Terörle iltisakınız söz konusu ise devlet boş durmaz gereğini ortaya koyar.” dedi.

NEDEN ‘PEJMÜRDE EDERİZ’ DEDİ

Ekrem İmamoğlu hakkında neden “pejmürde ederiz” ifadesini kullandığını açıklayan Süleyman Soylu, “Kendi işinizin dışında, orada terörden alınmış belediyelere destek olabilmek gibi bir takım meselelere girerseniz sorumluluklarımızı yerine getirirriz. Bir taraftan içişleri bakanıyım bir taraftan sorumlulukları taşıyan bireyim.” ifadesini kullandı.

Öznur Çakar Belgeseli: “Bebeği kucağında bir anne koğuştan içeri girdiğinde…”

medyabold
Devamını Oku »

İngiltere’de siyasi kriz büyüyor; Çalışma Bakanı Rudd istifa etti

İngiltere’de Boris Johnson’ın Başbakan olmasının ardından başlayan siyasi kriz devam ediyor. İngiltere’de Çalışma Bakanı Amber Rudd, Twitter hesabından yaptığı açıklamada görevinden istifa ettiğini açıkladı.

BOLD-Çalışma Bakanı Rudd, görevini bırakmasına gerekçe olarak Başbakan Boris Johnson’ın 21 milletvekilini Muhafazakâr Partinin parlamento grubundan ihraç etmesini gösterdi. Sosyal medya hesabından “İyi, sadık Muhafazakârlar ihraç edilirken seyirci kalamam.” ifadesini kullanan Rudd, partisinin parlamento grubundan da ayrıldığını kaydetti.

KARDEŞİ DE İSTİFA ETMİŞTİ

Johnson’ın kardeşi Jo Johnson da önceki gün kabinedeki görevinden ve milletvekilliğinden istifa etmişti. Jo Johnson istifa gerekçesini aile bağlarına sadakat ile ülke çıkarları arasında kalması olarak açıklamıştı.

Almanya: Göçmen akınına uğrayan Yunanistan’a yardım etmeye hazırız

medyabold
Devamını Oku »

Avukat Bahri Belen: Kaftancıoğlu özel olarak seçildi, bu mahkemelerin adı engizisyon mahkemesi

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na verilen 9 yıl 8 ay hapis cezası kararı veren özel yetkili ağır ceza mahkemelerini tartışmaya açtı. Avukat Bahri Belen, Kaftancıoğlu davasıyla ilgili, “İstinaf bir ya da iki cezayı bozacak. Bazılarını ise onayacak ve hemen infaz başlayacak. Kaftancıoğlu bu mahkemeye özel olarak düşürüldü. Bu mahkeme engizisyon mahkemesi” dedi.

BOLD – Son dönemde tartışılan yargı kararları “özel yetkili mahkemeler”in yerine kurulan ve ağırlıklı olarak terör davalarına bakan mahkemeleri bir kez daha gündeme getirdi. İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nin önceki gün CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nu 5 ayrı suçlamayla toplamda 9 yıl 8 ay 20 gün hapis cezasına mahkûm etmesi tartışmanın büyümesine neden oldu.

‘ŞAŞIRTICI OLAN TUTUKLANMAMASI’

Avukat Bahri Bayram Belen, özel yetkili mahkeme olması için adının illa özel yetkili mahkeme olması gerekmediğini belirterek, “Özel yetkili mahkemelerin ardından terörle mücadele mahkemeleri kuruldu. Onlar da kaldırıldı. Şimdi onların vazifelerini yapacak sulh ceza hâkimliklerini oluşturdular. Şu anda devlete karşı suçlara belirli mahkemeler bakıyor. Bu mahkemelerin adı terörle mücadele kanunu mahkemesi değil. Bunlar engizisyon mahkemesi. Bunların adı budur” dedi.

DOSYALAR ÖZEL OLARAK DAĞITILIYOR

Dava dosyalarının mahkemelere dağıtılma şeklini de değerlendiren Belen, “Dosyalar özel olarak dağıtılıyor. Canan Kaftancıoğlu’nun dosyası 37. Ağır Ceza Mahkemesi’ne düştüğünde biliyordum ki mahkûmiyet kararı verilecek. Ancak beni şaşırtan bir şey oldu. Mahkeme heyeti tutuklama kararı vermedi” diye konuştu.

İSTİNAF BAZILARINI ONAYACAK VE İNFAZ BAŞLAYACAK

Yargı Reformu Strateji Belgesi’nden bahsedildiği için Kaftancıoğlu hakkında tutuklama kararı çıkarılmadığını söyleyen Belen şunları söyledi: “Yeni yargı reformu vs. bahsettikleri için, ‘kararı verdik ama tutuklamadık’ diyorlar. Üstelikte, ‘bakın üst mahkeme yolu açık’ diyorlar. Orada da başka bir şey var. Kaftancıoğlu’na verilen cezalar 5 yılın altında. İstinaf her suçu ayrı ayrı onayacak. Yeni yargı paketi de bu işi çözmez. Bu paket şunu diyor. Birden fazla sanıklı dosyalarda 5 yılın altındaki cezası olanları istinaf mahkemesi onadığında, 5 yılın üstünde cezası bulunanların dosyası Yargıtay’dan sonuçlanıncaya kadar infaz başlamayacak. Kaftancıoğlu’nun dosyasında ise tek sanık var. Göstermelik bir şekilde istinaf bir ya da iki cezayı bozacak. Bazılarını ise onayacak ve hemen infaz başlayacak.

BU MAHKEMEYE ÖZEL OLARAK DÜŞÜRÜLDÜ

Kaftancıoğlu bu mahkemeye özel olarak düşürüldü. Bu mahkeme engizisyon mahkemesi. Bunu gizlemek dahi istemiyorlar her şey çok aleni. Bu hukukun değişmeyeceği konusunda umut verici değil. Bu tablo çok karamsar bir tablo.”

GAZETECİLERİ TUTUKLAYAN HAKİM

Kaftancıoğlu hakkında hüküm veren İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Akın Gürlek’in bugüne kadar baktığı bazı dosyalar:

* Gülen cemaatine yakın basın yayın kuruluşlarında çalıştıkları gerekçesiyle darbe girişiminin ardından tutuklanan ve çıkarıldıkları ilk duruşmada tahliye edilmelerinin ardından aynı gece başka bir soruşturma kapsamında gözaltına alınan müzisyen Atilla Taş ve gazeteci Murat Aksoy’un, “cebir ve şiddet kullanarak darbeye ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ettikleri iddiasıyla tutuklanmalarına” karar verdi.

* İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na da bakan Akın Gürlek eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı “silahlı terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla 4 yıl 8 ay, eski HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’i ise 3 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı.
n Berkin Elvan’ın cenazesine katıldığı için tutuklanan sosyoloji öğrencisi Berkay Ustabaş’ı ise 1 yıl boyunca tahliye etmedi. Ustabaş’a 5 ay hapis cezası verdi.

* Aralarında ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı’nın da bulunduğu tutuklu 17 avukat hakkında tahliye kararı veren önceki İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Kadri Alpar’ın görevi değiştirilmiş yerine ise Gürlek getirilmişti. Gürlek, 17 avukat hakkında toplamda yüz yılı aşkın hapis cezaları verdi. Sanık avukatlara sık sık uyarı cezası veren Gürlek’in bu tavırları SEGBİS kayıtlarına da geçti.

İBB musluğu kesilen vakıfların imdadına AKP’li ilçe belediyeleri yetişti!

medyabold
Devamını Oku »

Yandaştan Soylu’ya uyarı: Kayyum İmamoğlu’nu Cumhurbaşkanı yapar

Yenişafaka yazarı akademisyen Yusuf kaplan, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun İstanbul’a kayyum ataması halinde, 2023’te yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin Ekrem İmamoğlu’nu Saray’a taşıyacağını savundu.

BOLD- Yandaş Yenişafak’ın yazarı Yusuf Kaplan sosyal medya hesabından ilginç bir paylaşım yaptı. Paylaşımında İstanbul’a kayyum atanması söylentilerine gönderme yapan Kaplan, CNN Türk’te yayına katılan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun böyle bir açıklama yapması ihtimalini değerlendirdi. Kaplan, 31 Mart ve 23 Haziranda İstanbul’u 3 ayda 2 kez üst üste kazanan İmamoğlu’nun kayyum darbesi sonrası Cumhurbaşkanı olacağını, İstanbul’a kayyum atamanın hata olduğu ifade etti.

Kaplan’ın paylaşımı şöyle, ”Bugün İçişleri Bakanı Süleyman Soylu Ekrem İmamoğlu’yla ilgili kayyım ataması yapılacağına dair bir açıklama yapmaz umarım!İmamoğlu’nun istediği şey tam da bu çünkü! 2023 Cumhurbaşkanlığını altın tepside sunmak olur bu!”

medyabold
Devamını Oku »

İBB musluğu kesilen vakıfların imdadına AKP’li ilçe belediyeleri yetişti!

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni (İBB) kaybeden AKP, kendisine yakın vakıf ve derneklere belediye bütçesinden aktardığı kaynak kesilince yeni arayışlar içerisine girdi. İBB musluğu kesilen dernek ve vakıfların imdadına AKP’li ilçe belediyeleri yetişti.

BOLD-İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun talimatı ile aralarında Ensar, TÜRGEV ve TÜGVA’nın da bulunduğu dernek ve vakıflarla daha önceki dönemde imzalanan toplam 357 milyon liralık protokolün feshedilmesinin ardından AKP’li ilçe belediyeleri devreye girdi.

İstanbul’un AKP’li Güngören Belediyesi Başkanı Bünyamin Demir’e, belediye meclisi ortak hizmet protokolü imzalama yetkisi verildi.

AKP’Lİ BAŞKANA 500 BİN LİRALIK YETKİ

Güngören Belediye Meclisi 4 Eylül tarihli oturumunda bu konuda dikkat çeken bir karar alınarak Belediye Başkanı Bünyamin Demir’e yıllık toplam maliyeti 500 bin TL’yi aşmamak üzere kuruluşlarla ortak hizmet protokolü imzalama yetkisi verildi.

Güngören Belediye Meclisi Hukuk Komisyonu’nun “protokol imzalanması” konulu raporunda, ilçe halkına yönelik düzenlenecek sosyal, kültürel amaçlı, milli ve ortak değerlerin öğretilmesini hedefleyen eğitim, sağlık, spor, kültür, görsel sanatlar gibi faaliyet ve hizmetlere yönelik projelerin hayata geçirilmesi için 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 75. maddesinde belirtilen kuruluşlarla ortak hizmet projeleri düzenlenmesi ve bu konuda tüm iş ve işlemlerin ifası, protokollerin imzalanması, bu protokollerin tamamının belediyeye maliyeti toplam 500 bin TL’yi aşmamak üzere ve bir yıl süre ile protokollerin imzalanması konusunda belediye başkanı Bünyamin Demir’e yetki verilmesi uygun görüldü. Komisyon raporu meclis oturumunda oy çokluğu ile kabul edildi.

CHP KARŞI ÇIKTI

Meclis’te oy çokluğu ile kabul edilen karara CHP grubu red oyu kullandı. Oturumda söz alan CHP’li Meclis Üyesi Ali Şar, bu karar ile Güngören’in vergilerinin, kaynaklarının bir tercih yapılarak bazı kurum ve kuruluşlarla paylaşıldığına dikkat çekti.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun bir süre önce büyükşehrin dernek ve vakıflarla imzaladığı 357 milyon liralık protokolü iptal ettiğini hatırlatan Şar “ Bu kaynaklar artık İstanbul halkına iade edilecek. Sayın başkanımızın bir sözü var ‘kişiye, gruplara, derneklere, cemaatlere hizmet işi bitti. İstanbullulara hizmet dönemi başladı.’ Biz de bu protokolleri gerçekleştirmeyelim bu kaynakları Güngören halkına biz Güngören Belediyesi olarak sağlayalım” çağrısı yaptı. Ancak teklif AKP grubunun oyları ile kabul edildi.

“Faturayı kendimize keseceğiz” dedi ama…

medyabold
Devamını Oku »

Tutuklu ve hükümlüler, cezaevi kantinlerindeki fahiş fiyatlardan rahatsız

Harcama limitleri ve bütçeleri sınırlı olan tutuklu ve hükümlüler, cezaevindeki kantin fiyatlarından şikayetçi. Sebze ve meyve fiyatları başta olmak üzere cezaevi kantinlerindeki fiyatlar zengin semtlerindeki marketlerle yarışıyor.

BOLD – Türkiye genelinde 400’e yakın cezaevinde 270 binden fazla tutuklu veya hükümlü bulunuyor. Harcama limitleri ve bütçeleri sınırlı olan mahkumlar, cezaevindeki kantin fiyatlarına isyan ediyor. Enflasyondaki artış Türkiye genelinde tüm ürünlere zam olarak yansırken, cezaevi kantinlerindeki özellikle sebze ve meyve fiyatlarının İstanbul’un zengin semtlerindeki fiyatlarla yarıştığı ifade ediliyor.

BAKAN’A “FİYATLARI AÇIKLAYIN” ÇAĞRISI

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İzmir Milletvekili Atila Sertel, cezaevi kantinlerindeki fiyatların yüksek olduğuna dair iddiaları Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e sordu. Cezaevi kantinlerinde satılan peynir, zeytin, yoğurt, domates, salatalık gibi temel gıdaların güncel fiyatlarının açıklanmasını isteyen Sertel, “Türkiye’de enflasyon ve buna bağlı olarak da zamlar aldı başını gidiyor. Cezaevlerinde ise durum daha kötü. Dışarıdan yiyecek, içecek getirilmesinin yasak olduğu cezaevlerinde kantin alışverişine mecbur olan mahkumlar, fiyatların yüksekliğinden şikayet ediyor” dedi.

KANTİNLER TİCARETHANE DEĞİL

Cezaevlerinin ticarethane olmadığının altını çizen Sertel, “Cezaevi kantinlerinde biber 8-10 liradan, pazarda 1-1.5 lira olan domates de 4 liradan aşağı düşmemiş. Cezaevi kantinleri birer ticarethane olmadığı gibi zengin semtlerde açılan market veya manav da değildir. Adalet Bakanlığı tarafından yönetilen bu kantinler, kar payı gözetmeksizin amme hizmeti verecek şekilde işletilmelidir” dedi.

TEMEL İHTİYAÇLAR DAHİ KARŞILANAMIYOR

Cezaevlerinde yatan mahkumlardan sıklıkla telefon aldığını vurgulayan Sertel, “Özellikle son bir yılda ülkemizde hemen her ürünün fiyatı yüzde 100’lere varan oranda arttı. Bu artışın cezaevi kantinlerinde ise çok daha fazla olduğu belirtiliyor. Hatta özellikle sebze ve meyve fiyatlarının İstanbul’un zengin semtlerindeki manavlarla yarıştığı ifade ediliyor. Mahkumlar, kantin fiyatlarındaki aşırı artıştan dolayı temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamıyor” dedi.

 

Kemal Kılıçdaroğlu’na Kuşadası’nda yumurtalı saldırı: 1 kişi gözaltında

medyabold
Devamını Oku »

Devlet, ticareti yasak ürünlerden de ÖTV alıyor!

Nesli Tehdit Altında Olan Yabani Türlerin Ticaretine İlişkin Sözleşme gereği fildişi, deniz mercanı gibi nesli tükenmekte olan hayvanlara ait parçaların satışı yasak, ancak devlet bu ürünlerden yüzde 20 ÖTV alıyor.

BOLD – Nesli Tehdit Altında Olan Yabani Türlerin Ticaretine İlişkin Sözleşme kapsamında nesli tükenmekte olan hayvanlara ait parçaların ticareti yasak. Ancak bu ürünler Afrika ülkelerinden kaçak yollarla Türkiye’ye sokularak heykel, bıçak, tespih ve süs eşyası gibi ürünler yapılıyor. Devlet de bu ürünlerden yüzde 20 Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) alıyor.

İŞLENMİŞ FİLDİŞİ YÜZDE 20 VERGİYE TABİ

Hala yürürlükte bulunan ÖTV ilgili maddesi gereğince ticareti yasak olan hayvanlara ilişkin parçalardan vergi alınıyor. İşte yüzde 20 ÖTV alınacağı belirtilen o ilgili madde: “İşlenmiş fildişi, kemik, bağa, boynuz, çatallı boynuz, mercan, sedef ve yontulmaya elverişli diğer hayvansal maddeler ve bu maddelerden eşya (kalıplama suretiyle elde edilen eşya dahil.)

Kemal Kılıçdaroğlu’na Kuşadası’nda yumurtalı saldırı: 1 kişi gözaltında

medyabold
Devamını Oku »