8 Şubat 2021 Pazartesi

AKP’nin tarım politikası ‘genç çiftçi’ye başka çare bırakmadı

AKP yönetiminin tarım politikaları her dönemde eleştirilirken köyler adeta boşaldı. 2013’ten bugüne köylerde yaşayan 100 çiftçinin 22’si tarımı bırakarak kente göç etti. Bunları büyük çoğunluğu ise 35 yaşın altında…

BOLD – Geride kalan 8 yılda Türkiye nüfusu yüzde 9 artarken köy nüfusu yüzde 11 azaldı. Birgün’den Ozan Gündoğdu’nun haberine göre Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Adrese Dayalı Nüfus Kayıt İstatistikleri, köyden kente göçün devam ettiğini gösterdi. Verilere göre 2013’te 6 milyon 633 bin olan belde ve köy nüfusu 2019’da 6 milyon 3 bine, 2020’de ise ilk kez 6 milyonun da altına inerek 5 milyon 878 bine geriledi. Buna göre Türkiye nüfusunun yüzde 9 oranında arttığı 2013-2020 arasında köy nüfusu yüzde 11,4 azaldı.

GENÇLER KAÇIYOR

Yaşlı köy nüfusu artarken gençler köyleri boşaltıyor. 65 yaşının üzerindeki köy nüfusu 2013’te 896 binken, 2020’de 1 milyon 49 bine çıkarak yüzde 17 oranında yükseldi. Buna karşılık 65 yaş altı köy nüfusu 2013’te 5 milyon 737 binken, 2020’de 4 milyon 828 bine geriledi. Üstelik nüfusun yaşı azaldıkça kentte yaşama isteği de artıyor. 2013’te 35 yaşın altında köy nüfusu 3 milyon 500 bin kişiyken, 2020’de 2 milyon 717 bin kişiye düşmüş durumda. Başka bir hesapla 2013 ile 2020 arasında köylerde yaşayan 35 yaş altındaki her 100 kişiden 22’si kente göç etti.

İlk nüfus sayımının yapıldığı 1927’den bu yana geçen 93 yılda ülke nüfusu 13,6 milyondan 83,6 milyona yükseldi ancak köylerde yaşayan nüfus neredeyse yarı yarıya azaldı. 1927’deki köy nüfusu 10,3 milyonken 2020’de bu sayı 5,9 milyon. Ancak bu durum özellikle AKP dönemindeki boşalan köyler gerçeğini yeterince açıklayamıyor. Cumhuriyet tarihi boyunca köyden kente göç devam etse de köy nüfusu kendi içinde artmaya devam ediyordu. Böylece 1927’de 10,3 milyon olan köy nüfusu 2000 yılına gelindiğinde 23,8 milyona yükselmişti. Başka bir ifadeyle kente göç devam etse de köyler yaşamaya devam ediyordu.

TARIMA TIRPAN VURDULAR

Özellikle AKP dönemiyle beraber uygulanmaya başlayan IMF politikaları küçük çiftçiliği bitirerek tarımı büyük şirketlere emanet etmeyi amaçladı. Böylece 21’inci yüzyılla beraber köy nüfusu azalmaya başladı. 2000’de 23,8 milyon olan köy nüfusu 2012’de 17,2 milyona geriledi. O yıl yürürlüğe giren büyükşehir yasası ile binlerce köy mahalle haline getirilerek kentlere bağlandı. Bu nedenle 2012’de 17,2 milyon olan köy nüfusu 2013’te 6,6 milyona geriledi.

ÇİFTÇİLERİ İŞÇİLEŞTİRİYORLAR

Genç çiftçilerin neden kente göç edip ucuza çalışmayı tercih ettiklerini Çiftçiler Sendikası (Çiftçi-Sen) Genel Başkanı Ali Bülent Erdem açıkladı. Erdem, şu bilgileri paylaştı: “Çoğu köyde okul bile yok, genç çiftçi mecburen kente göç ediyor. Tarımdan para kazanamayan çiftçi borçlanmak zorunda. Göçün altında yatan en önemli neden çiftçilerin yüksek borçluluğu. Köyler giderek yaşlanıyor. Çalışan genç çiftçi sayısı azaldıkça, yaşlı çiftçiler daha fazla mevsimlik işçi çalıştırmak zorunda kalıyor. Bu da ekonomik sorunları derinleştiriyor. Köylerde yaşlı nüfus için sağlık ocağı yok. Köylerdeki yaşlı nüfusun sağlık sorunları görünmüyor. Kente göçün sonucunda genç çiftçiler, kentte işçileştiriliyor, ucuz işgücü haline getiriliyor.”

2021’DE DEVAM EDECEK

Göç üzerine çalışmalarıyla bilinen Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden Doç. Dr. Didem Danış da köyden kente göç davranışının altında yatan en büyük nedenin ekonomik olduğunu vurguladı. Danış’a göre sadece kente göç değil, aynı zamanda nüfus artış hızının da azalmasının en önemli nedeni ekonomik bunalım. Bilindiği üzere 2019’da binde 13 olan nüfus artış hızı 2020’de binde 5,5’e gerilmişti. Danış şunları dile getirdi: Sorun ekonomik, köylerde geçim sıkıntısı çok büyük. Kırsal kesimde yaşlanma çok ciddi boyutlara vardı. Gençlerin köyleri boşaltması sonucu köydeki kuşaklar arası dayanışma çöktü. Göç edenler eskiden İstanbul’a giderdi, son yıllarda daha çok köyün bulunduğu kent merkezine göç ediliyor. Bunun en temel sebebi İstanbul’daki geçim sıkıntısı. Göç edenlerin büyük kısmı kentte hizmet sektörünün ucuz işgücü talebini karşılıyor. Göç edenler kentte, köy derneği, whatsapp grupları vb. yollarla kendi köylüleriyle dayanışmayı sürdürüyor. 2020’de görülen trend 2021’de de devam edecek. Çünkü ekonomik sorunlar büyüyor.

İSTANBUL’UN NÜFUSU İLK KEZ AZALDI

Köyden kente göçün bu zamana dek en önemli adresi ‘taşı toprağı altın’ kabul edilen İstanbul’du. Ancak uzun yıllardan sonra ilk kez 2020’de İstanbul’un nüfusu azaldı. 2019’da 15 milyon 519 bin olan megakentin nüfusu, 2020’de 15 milyon 462 bine geriledi. Doç. Dr. Didem Danış, 3 önemli tespitte bulundu:

  1. Ekonomik bunalım yüzünden doğurganlık hızı azaldı.
  2. Emekli maaşıyla geçinmenin imkansız olduğu İstanbul’dan Anadolu’ya göç yaşanıyor.
  3. Sanayinin İstanbul dışına taşınmasıyla İstanbul’dan özellikle Tekirdağ ve Kocaeli’ne işçi göçü yaşanıyor.
35 YAŞ ALTI KÖYLERİ BOŞALTIYOR

Nüfus verilerine göre 35 yaş altındakiler köyde yaşamak istemiyor. 2007 yılında köy nüfusunun yüzde 60,3’ü 35 yaşın altındayken bu oran 2020’de yüzde 46,2’ye geriledi.

Cumhuriyet tarihi boyunca köyden kente göç devam etse de köy nüfusu azalmıyordu. Ta ki, 1980’e kadar. 1980 nüfus sayımına göre 25,1 milyona ulaşan köy nüfusu bir daha bu sayıdan daha büyüğünü göremedi. 1980-2000 arasında kısmen yatay bir seyir izleyen köy nüfusu 2000’li yıllarda küçük çiftçiliği baltalayan IMF politikalarıyla birlikte sert biçimde azalmaya başladı. Son 8 yıl ise köyler için adeta bir yıkıma dönüşmüş durumda. 2012’deki Büyükşehir Yasası’nın ardından kağıt üzerinde 6,6 milyona gerileyen köy nüfusu, o günden bugüne yüzde 11 azaldı.

medyabold
Devamını Oku »

7 Şubat 2021 Pazar

Çocukları koronavirüse karşı koruyacak aşı için bir yıl var

Dünya çapında şimdiye kadar geliştirilen Kovid-19 aşıları, 16 yaş üstünde kullanılabiliyor. Çocuklar için kullanılabilecek aşı için ise neredeyse bir yıl var.

BOLD – Koronavirüsle geçen bir yılın ardından dünya, aşı çalışmalarında önemli yol kat etti. Ancak aşıların çoğunun 16 veya 18 yaş ve üstü kişilere tavsiye edilmesi çocuk ve gençlerin durumuna ilişkin belirsizliğin sürmesine neden oluyor. DW Türkçe’nin Alman haber ajansı DPA’dan aktardığına göre uzmanlar, bu yaş grubuna yönelik aşının en erken sene sonunda veya 2022 başında hazır olacağını vurguluyor.

Bazı üretici firmalar, geliştirilen koronavirüs aşılarını çocuk ve gençlerde de test etmeye başlarken, Mainz Üniversitesi Çocuk ve Genç Hastalıkları Tedavi Merkezi Direktörü ve Alman Daimi Aşı Komisyonu Üyesi Fred Zepp, söz konusu yaş grubuna yönelik aşının en erken sene sonu, muhtemelen de önümüzdeki sene başına hazır olacağını ve aşılamaya da o dönem başlanabileceğini söyledi. Zepp, yaş ne kadar küçük olursa tepkinin de o kadar çarpıcı görülebileceğini hatırlatıp, olası yan etkilerinin de daha etkin görülmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu belirtiyor.

0-15 YAŞ ARASINDA TEST EDİLECEK

Alman-Amerikan ortaklığında geliştirilen BioNTech/Pfizer aşısı 16 yaştan itibaren kullanım izni aldı. Ancak aşının 0-15 yaş grubunda da test edilmesi planlanıyor. Avrupa İlaç Ajansından (EMA) en son izin alan İngiliz-İsveç ortaklı AstraZeneca aşısının ise önümüzdeki aylarda 6-18 yaş grubunda denenmesi ve sonuçlarının büyüteç altına alınması öngörülüyor.

ABD menşeli Moderna’nın ise söz konusu yaş grubunda geçen Aralık ayında 3 bin kişi üzerinde denenmeye başlanacağı açıklandı. Katılımcıların 12-17 yaş grubunda olduğu bildiriliyor. Şirket, çocuk ve gençlere bir ay arayla iki aşı yapılmasının, akabinde de 13 ay boyunca onlara eşlik edilmesinin söz konusu olduğunu haber veriyor. Takibin de klinik muayeneleri, telefon ve gözetim için geliştirilen uygulamalarla yapıldığı açıklandı. Sonuçların en erken 2022 yılı ortasında beklendiği kaydediliyor.

EMA’nın yetişkinlere yönelik aşı tavsiyesini verirken, geliştiren şirketlerin söz konusu maddenin çocuk ve gençler üzerinde araştırılmasını da şart koştuğu kaydediliyor. Öte yandan üretici ve geliştirici şirketlerin ellerinde olumlu ipuçları ve etkiye dair veriler olmadan çocuk ve gençler üzerinde denemeye geçmesinin düşük bir ihtimal olduğu da vurgulanıyor.

ALMANYA ETİK YAKLAŞIYOR

Almanya’da hükumetin pandemiyle mücadeleden sorumlu bilimsel kuruluşu Robert Koch Enstitüsü, çocuklara yönelik klinik araştırma başlamadan söz konusu maddenin yetişkinlerde ağır yan etkileri görülmediğinin kesinleşmiş olması gerektiğini hatırlatıyor. Etik açıdan da çocukların ön testlere dahil edilmediğine dikkat çekiliyor. Ülkenin aşıyla bağlantılı bilimsel çalışmalardan sorumlu kuruluşu Paul Ehrlich Enstitüsü de sadece etkisi ve güvenilirliği klinik testlerle kanıtlanmış aşılara söz konusu yaş grubu için izin verileceğini tekrarlıyor.

Koronavirüsün çocuklarda nadiren hastalığa yol açtığı, çocuk ve gençlere yönelik aşının temelinde yetişkinlerin korunması hedefinin güdüldüğü belirtiliyor. Bu nedenle başlayan etik tartışmada, sırf yetişkinlerin korunması amacıyla çocukların aşılanmasının temsil edilebilir bir karar olup olmadığı da sorgulanıyor. Öte yandan çocuklar aşılanmadan sürü bağışıklığının sağlanmasının özellikle genç nüfusun yoğun olduğu ülkelerde kolay olmayacağı, ancak doğal yoldan virüs bulaşmasıyla bunun mümkün olabileceği bildiriliyor.

medyabold
Devamını Oku »

Yeni virüs mart ve nisanda zirve yapacak: Bakanlık hastaneleri uyardı

Resmi rakamlarda koronavirüsle ilgili rakamlar her geçen gün azalıyor ancak İstanbul’daki hastanelere artması beklenen yeni virüs için hazırlık yapılması istendi. Bakanlık, mart ve nisanda virüsün zirve yapmasını bekliyor.

BOLD – Türkiye’de aralık ayında 30 binin üzerinde seyreden koronavirüs vaka sayısı geçen ay sonunda 6 binin altına kadar düştü. Yarıyıl tatiliyle birlikte yeniden yükselişe geçen yeni tür virüs bakanlığı harekete geçirdi. Hastaneler mutant virüse karşı uyarıldı.

SIKI BİR KAPANMA ÖNERİLDİ

Cumhuriyet’ten Sibel Bahçetepe’nın haberine göre İstanbul’da pandemi için ayrılmış sağlık kuruluşlarından mart-nisan arası yeni plan yapmaları istendi. Önlem alınmadığı takdirde vaka sayılarında ciddi artışlar olacağı öngörüsünde bulunan hekimler, “Sıkı bir kapanma yapılmalı, iller arası toplumsal hareketlilik azaltılmalı, aşının dağıtımı eşit olmalı ve aşı uygulamaları hızlandırılmalı. Bunları yapmadığımız zaman öngöreceğimiz bir artış var. Şu anda bir adım atarsak o artışın önüne geçebiliriz” uyarısı yaptı.

YENİ TÜR VİRÜS ENDİŞESİ ARTIYOR

Vaka sayılarında yukarı yönlü bir hareket olduğunu hatırlatan Göğüs Hastalıkları Uzmanı ve Sağlığa Evet Derneği Başkanı Prof. Dr. Elif Dağlı, “Mart- nisan aylarında gerçekten tekrardan hasta sayılarının yükselmesi ve yoğun bakımların dolmasına neden olabileceğinden kaygı duyuyoruz. Mutant virüsün Türkiye’de olması ve sayıca giderek artıyor olması endişemiz var. Okulların açılması ile hareketliliğin artmasıyla bu risklerin tekrar yükselmesi söz konusu olacaktır. Aşılamada istediğimiz hızda gidemiyoruz. Hasta sayılarının İstanbul’da mart ve nisan ayında artacağı konusunda Sağlık Bakanlığı’nın da bir kaygısı olduğunu duymaktayız ve buna göre de tedbirler alınması istenmektedir” dedi.

YÜKSELİŞ NEDENİYLE ENDİŞELER VAR

İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Osman Öztürk ise “Son bir iki haftadır bir yükselme var. Bunun mutasyonla ilişkili olup olmadığını da bilmiyoruz. Tehlike halen devam ediyor. Koronavirüs pandemisi çok etkenli bir şey olduğu için her türlü nüfus hareketi, mutasyon, aşı gibi faktörlere baktığımızda halen kırılgan bir zeminde gittiğini söyleyebilirim. Hastaneler geçen aylara göre çok yoğun değil, ama bir endişe var. Vaka sayılarındaki artış nedeniyle endişe var. Bize de mart-nisan gibi iddialar geldi ama ne kadar sağlıklı bilemiyoruz, vaka sayılarında son birkaç haftadır artış gözlendiği için böyle bir şey olabilir” dedi.

Anonymous’un 14 milyar euroluk Berat Albayrak sırrı!

medyabold
Devamını Oku »

Halkın parasını böyle harcadı: Mansur Yavaş’a 59 bin liralık soru

AKP’li Mamak Belediye Başkanı Murat Köse’nin, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’a bütçeyi nereye harcadığını sormak için gazetelere reklam verdiği ortaya çıktı. Sorulan sorular için verilen reklama belediye bütçesinden 59 bin lira ödendi.

BOLD – AKP’li Mamak Belediye Başkanı Murat Köse’nin, Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş’a karşı verdiği reklamın parasını, belediye bütçesinden karşıladığı ortaya çıktı. “Milletim adına soruyorum, 10 milyarlık bütçeyi nereye harcadınız” başlığı ile verilen reklam için 59 bin lira ödendi.

“HALKI AYDINLATMAK İÇİN VERİLDİ”

Cumhuriyet’ten Sefa Uyar’ın haberine göre CHP grubunun, reklama yönelik verdiği önergeyi yanıtlayan Köse’nin Özel Kalem Müdürü Mehmet Duran, reklamın “Mamak Belediye Başkanlığı’nca da yapılan hizmetler konusunda tüm halkı aydınlatmak amacıyla” verildiğini savundu. “Gazetelere Basın İlan Kurumu aracılığı ile 58 bin 839 lira 52 kuruş bedelle çalışma yapıldığını” belirten Duran, çalışmanın “resmi prosedürlere uygun olduğunu” ileri sürdü.

“REKLAM VERECEKSE CEBİNDEN KARŞILASIN”

Mamak Belediyesi CHP Grup Başkanvekili Ferat Tokmak ise kamu yararı olan işlerde belediyenin reklam verebileceğine dikkat çekerek, “Burada kamu faydası yok, kamu zararı var. Bu konunun da aslı yalan. Şahsi ve yalan haberlerin, belediye bütçesiyle haber yapılması ahlaksızlıktır. Belediye başkanı, bu tarz konularda reklam verecekse cebinden karşılasın. Yanlış haberler ile yurttaşları yanlış yönlendirmeye, Sayın Mansur Yavaş’a karşı kışkırtmaya çalışıyorlar. Siyaset yapıyorlar” dedi.

Anonymous’un 14 milyar euroluk Berat Albayrak sırrı!

medyabold
Devamını Oku »

‘Bay Matruşka’ kutusuna konuyor

Yıllar önce Aksiyon dergisinin ‘Bay Matruşka’ kapağına konu olan Doğu Perinçek ile Tayyip Erdoğan arasına kara kedi girdi. AKP, özellikle 15 Temmuz sonrası kendisine sınırsız destek veren Perinçek’i hiç kale almadığını savundu. Buna karşın 5 yıl boyunca Perinçek’in “Erdoğan bizim yanımıza geldi, biz değil” sözlerine ses çıkaramayan AKP, şimdi Bay Matruşka’yı kutusuna koymaya hazırlanıyor.

BOLD – AKP ve Vatan Partisi flörtü sona erdi. Parti seçmenlerinin de konumlandırmakta zorlandığı, taban tabana zıt bilinen iki parti arasındaki yakın ilişki bu kez AKP’nin yönetim katından net bir dille inkar edildi.

AKP’Lİ DAĞ: CEVAP VERİLMEDİYSE KALE ALINMADIĞI İÇİN

İki parti arasında ittifak iddialarını inkar eden AKP Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ, Perinçek’in “AK Parti bizim dediğimiz noktaya geldi” sözleri için ise “Bunların hepsi fasa fiso. Lafı güzaf… Bugüne kadar bunlara cevap verilmediyse kale alınmadığı için” şeklinde konuştu. Vatan Partisi ise gelişmeyi “Milli kuvvetler arasına fitne sokma girişimlerine karşı herkesin dikkatli olması gerekir” diyerek yorumladı.

NEDEN ŞİMDİ?

Dağ’ın “Kale alınmadı” dediği süreçte AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a sert eleştirileri ile bilinen Perinçek, cezaevinden çıktıktan sonra, özellikle de 15 Temmuz’un ardından adeta zeytin dalı uzattı. Sert eleştirilerin yerini destek açıklamaları aldı. O açıklamalar bir noktadan sonra AKP’nin Vatan Partisi’nin güdümünde olduğu, hatta çözülemeyen problemlerin Vatan Partisi yardımı ile çözüldüğü noktasına geldi.

PERİNÇEK: TAYYİP ERDOĞAN BİZİM YANIMIZA GELDİ

Ocak 2016’da Akit TV’de Sabri Balaman’ın sunduğu ‘Gündem İzi’ programına katılan Perinçek, Erdoğan’ın o dönem Cemaate karşı başlattığı girişimleri “Helal olsun” diyerek destekledi. Cemaate karşı Erdoğan’ın aldığı tavrı “Biz kendi programımıza sahip çıkıyoruz. Burada Tayyip Erdoğanlar bizim yanımıza geldi, biz onların yanına gitmedik” sözleriyle yorumladı.

“ERDOĞAN’LA PUTİN’İN ARASINI BİZ YAPTIK”

Türkiye’nin Rus savaş uçağının düşürmesiyle yaşanan gerilimin ardından Perinçek Haziran 2016’da yaptığı açıklamada “Türkiye’nin her an Rusya ile ilişkilerini düzeltmesi gerektiğini ısrarla savunduk ayrıca somut girişimlerde bulunduk. Yalnız fikir olarak bunları ifade etmekle kalmadık Rusya’ya heyetler gönderdik sürekli olarak. Rusya’dan Putin’in kurmayları geldiler davetimiz üzerine onları ağırladık. Onları Tayyip Erdoğan’ın çevresi ile görüştürdük o nedenle Türkiye’miz için vatanımız için doğru olanı yaptık” ifadesini kullandı.

YAKINLIK 15 TEMMUZ’DAN SONRA ARTTI

15 Temmuz’un ardından Perinçek-Erdoğan yakınlaşması iyice gün yüzüne çıktı. Zaman zaman yan yana kareler verildi. Şubat 2017’de İran’ın Tesnim haber ajansına açıklamalarda bulunan Vatan Partisi lideri, AKP’nin Vatan Partisi saflarına katıldığını bir kez daha belirterek “AK Parti silahla PKK’nın üzerine yürüdü bu program bizim, bizim programımıza geldi şimdi biz programımızı terk mi edeceğiz? FETÖ’yle 40 yıldır mücadele ediyoruz, AK Parti bizim programımıza geldi, biz programımızı terk mi edeceğiz? Rusya’yla, İran’la dostluk diyoruz, AK Parti bizim programımıza geldi, şimdi biz programımızı terk mi edeceğiz? “dedi.

BAHÇELİ’YE CEVAP: AKP VE ERDOĞAN PERİNÇEK’İN SAVUNDUĞU SİYASETLERE GELMİŞTİR

Referandumda çıkan ‘evet’ kararını değerlendiren MHP lideri Devlet Bahçeli “Eğer Doğu Perinçek ile Tayyip Erdoğan arasında bir tercih hakkımız olursa, kesinlikle Sayın Erdoğan’ı tercih edebileceğimizi herkes bilmelidir” ifadelerini kullandı. Şubat 2017’de bu sözlere Perinçek “Erdoğan’ı da tercih etseler Doğu Perinçek’i tercih etmiş olurlar. Çünkü, Sayın Erdoğan’ın başında bulunduğu Adalet ve Kalkınma Partisi, birçok konuda Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in savunduğu siyasetlere gelmiştir” ifadesini kullandı.

Nisan 2017’de partisinin İzmir’de düzenlediği bir panele katılan Perinçek, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’a desteğini pekiştirdi. Erdoğan’ın Türkiye’de güçlü bir siyasi figür olduğuna dikkati çekerek “Tayyip Erdoğan’ı denklemin dışında tuttuğumuz zaman Türkiye’de Amerika Birleşik Devletleri’nin karşısında ayakta durabilecek, hükumet olabilecek bir seçenek yaratmak mümkün değil. Bu seçeneği gerçeklerin içinden çıkarıyoruz” dedi.

“ERDOĞAN İSLAMİ KEMALİST OLDU”

Açıklamalarının dozunu artıran Perinçek, Eylül 2017’de Ulusal Kanal’da yaptığı bir açıklamada “Erdoğan İslami Kemalist oldu. Bizim savunduğumuz noktaya geldi. Bunu ben söylemiyorum analiz kurumları söylüyor. Erdoğan için ‘İslami Kemalist oldu’ analizleri yapılıyor. Biz ne demiştik. ‘Bizim bulunduğumuz noktaya geldi’ demiştik” ifadelerini kullandı.

PERİNÇEK’İN KAPTINLIĞINDA AYNI GEMİDE

Ağustos 2018’de ise ‘Erdoğan Büyük Ortadoğu Projesinin Eşbaşkanıdır’ sözünü hatırlatanları hainlikle suçladı. “Amerika’ya karşı mücadele eden Erdoğan ile birlikte aynı gemideyiz” açıklaması yaptı. Partisinin kararlı ve tutarlı eylemi temsil ettiği için geminin kaptanı olacağını da öne sürdü.

“O GÜN KAPATILMASI DOĞRU OLURDU AKP’NİN BUGÜN DEĞİL”

Ağustos 2019’da Habertürk’te “Kübra Par’la Açık ve Net” programında konuşan Perinçek, AKP ve MHP ile ortak hareket etme konusunda “Biz onlarla değil onlar bizimle aynı gemide… Türkiye’nin bağımsızlığına uygun tutum aldılar. Onlar hakkında gölge yapacak şeyler söylemekten kaçınıyorum” dedi. Geçmişte AKP’nin kapatılması için başvuru yaptığı hatırlatıldığında ise, Perinçek, “O gün kapatılması doğru olurdu AKP’nin, bugün değil” dedi.

PERİNÇEK AKP POLİTİKALARINA DESTEK VERDİ

Perinçek aynı programda PKK ve Öcalan konusunda da AKP’nin elini rahatlatan açıklamalar yaptı. “HDP’nin kapatılması lazım. Türkiye’nin birliğine, bütünlüğüne karşı duran bir partinin kapatılması gerekiyor” diyen Perinçek, Öcalan için ise “Öcalan Türkiye devletinin elindedir, avucundadır, Türkiye devletinin verdiği talimatlara göre hareket etmektedir” ifadelerini kullandı. Mektuplar da o doğrultuda. Belki bunu bu kadar açık söylemek de doğru değil” yorumunda bulundu.

“TAYYİP ERDOĞAN TÜRKİYE’Yİ YÖNETMİYOR”

Eylül 2019’a gelindiğinde Perinçek AKP’lileri ve Erdoğan’ı bir hayli kızdıracak açıklamalar da yaptı. Independent Türkçe’den Can Bursalı’ya konuşan Doğu Perinçek, partisinin AKP ile olan yakınlaşması hakkında “Kısmen iktidarın yönlendiricisiyiz, ortağıyız. Bütün Amerikan basını böyle yazıyor, Alman basını böyle yazıyor” diye konuştu. Cumhur İttifakı’nın üyesi olmadıklarını belirten Perinçek, “2014’ten bu yana Tayyip Erdoğan Türkiye’yi yönetmiyor. Türkiye Tayyip Erdoğan’ı yönetiyor” ifadelerini kullandı.

AKP’nin tamamen Vatan Partisi’nin politikalarını uyguladığını vurgulayan Perinçek “Biz iktidara destek vermiyoruz. İktidar bize destek veriyor. 2014 yılından beri değişenlere bakın. FETÖ bizi hapse atmıştı şimdi biz FETÖ’yü hapse attık. PKK ile açılım yapılıyor şimdi PKK hendeklere gömülüyor. Amerika ile BOP Eş Başkanlığı ilişkisi vardı şimdi proje bozuldu ve BOP’a karşı mücadele eden bir hükumet var. Rusya’yla, İran’la aramız kötüydü şimdi dostluk var, Astana Zirvesi’nde buluşuluyor. Doğu Akdeniz’de teslimiyetçi bir tavır vardı şimdi Amerika ve İsrail tehditlerine karşı bayrak gösteriliyor. 2014 öncesi Türkiye ile 2014 sonrasındaki Türkiye, Atlantik’in denetimi altındaydı, şimdi Avrasya’ya yerleşen bir Türkiye var. En önemlisi de Amerika’nın 15 Temmuz darbesi kan revan içinde bırakıldı. 12 Mart’ta, 12 Eylül’de Amerika istediği darbeyi yapıyordu. Bütün bu olaylar, Türkiye’nin 2014 baharından sonra bambaşka bir sürece girdiğini gösteriyor. Dönüm noktası ise bizim Silivri duvarını yıkıp çıkmamızdı” dedi.

PERİNÇEK: NEREDE BULUŞTUĞUMUZ ÖNEMLİ

AKP’den yana net tavır sergileyen Perinçek zaman zaman iktidar medyasında da yer buldu. Kasım 2019’da A Haber’e konuk olan Perinçek bu sefer sert açıklamalarını biraz yumuşatarak “Türkiye’nin milli olan güçleri; yani Türkiye’nin çiftçisine, esnafına, sanayicisine, tüccarına dayanan Türk milletinin taleplerini temsil eden ve Türkiye’nin geleceği için çaba gösteren güçler bu kritik dönemde, yan yana geliyorlar. Onun için, ‘bizim dediğimiz yere geldi, kimin dediği yere geldi’ gibi meseleyi koymak çok faydalı olmaz. Burada hepimizin nereye geldiği ve nerede buluştuğumuz önemlidir” dedi.

AKP’NİN DESTEKÇİSİ OLDU

Perinçek AKP’yi zora sokacak kimi gelişmeler karşısında da iktidarın yanında yer aldı. Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ın parti kurma girişimlerini değerlendiren Doğu Perinçek 8 Aralık 2019’da “Davutoğlu ve Babacan olayı, AK Parti içerisindeki Amerika’nın, Amerika tarafından AK Parti’den kopartılması operasyonu olarak görülebilir” tezini dile getirdi.

CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİNE ELEŞTİRİ

AKP hükumeti ve Erdoğan’a her platformda desteğini açıklayan Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, 7 Mayıs 2020’de Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin değiştirileceğini ileri sürerek “Cumhurbaşkanlığı sistemi demokratik değil. Türkiye’nin anayasa geleneğinin bir ürünü değil. Burada bir sapma var ve tabi ki Türkiye bunu değiştirecek. Bu anayasa ile Türkiye gidemez” dedi.

“MİLLİ DEVLETİN DİKTATÖRLÜK UYGULAMASI GEREKİR”

Bu eleştirisine karşın Perinçek, Erdoğan’ın sosyal medyaya sansür açıklamalarına destek verdi. Temmuz 2020’de “Milli devletin diktatörlük uygulaması gerekir” dedi.

Perinçek’in iktidar kanadını kızdıracak bir açıklaması ise AKP’li Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesine rektör olarak atanması tartışmasıyla ilgiliydi. Atamaya karşı çıkan Perinçek 6 Ocak 2021’de katıldığı bir televizyon programında “Üniversite rektörünü üniversite seçer. Ben de 8 yıl öğretim kadrosunda yer aldım. Eğer rektörünü üniversite seçemiyorsa oraya üniversite denmez. Her üniversitenin bir geleneği var. Onu bozmamak lazım” ifadelerini kullandı.

PERİNÇEK ELEŞTİRİSİ AKP’DE KELLE ALMIŞTI

Perinçek’in AKP tabanında rahatsızlığa sebep olan onca sözüne yönetim katından şimdiye kadar kayda değer bir tepki gelmedi. Akla gelen en önemli olay AKP Tanıtım ve Medya Başkan Yardımcılığı görevine getirilen Şamil Tayyar’ın Perinçek’i eleştirmesiydi.

Tayyar, sosyal medya paylaşımında şu ifadeleri kullanmıştı: “Cumhurbaşkanımıza ‘İslamcı Kemalis’ diye rol biçen, AK Parti’nin akıl danesiymiş gibi rol çalan Perinçek ve avanesini uyarayım. Sadece FETÖ karşıtlığı sizi değerli kılmaz, ilave meziyetlere ihtiyaç var.

1/ Haddinizi bileceksiniz.

2/Darbe seçmeyeceksiniz.

3/Milli olacaksınız”

Şamil Tayyar sadece 1 aydır yürüttüğü partideki görevinden, Perinçek’i eleştiren bu paylaşımı sonrasında istifa etmek zorunda kalmıştı. Parti yönetiminin Perinçek’e neden şimdi böyle net bir tavır koyduğu ise merak konusu.

medyabold
Devamını Oku »

Anonymous’un 14 milyar euroluk Berat Albayrak sırrı!

Anonymous’un Twitter hesabından Berat Albayrak hakkında yaptığı paylaşımlar ne anlama geliyor? Anonymous son tweet’inde Albayrak hakkında çok önemli yolsuzluk iddialarında bulunmuştu. Gazeteci Fatih Akalan, Anonymous’un mesajlarını yorumluyor… BOLD

medyabold
Devamını Oku »

KHK’lıya anne öğüdü: Seni öğretmen değil insan doğurdum ben insanlıktan çıkma yeter

İhraç olduktan sonra annesinin telkiniyle köyüne dönerek hayvancılık yapan  KHK’lı öğretmen Celalettin Tokmak KHK TV’ye yaşadıklarını ve annesinin kendisine verdiği öğüdü anlattı.

BOLD – 15 Temmuz sonrası KHK ile ihraç edildikten sonra Sivas Şarkışla’daki köyüne dönen ‘Şair Celali’ lakaplı öğretmen Celalettin Tokmak, 4 yıldır hayvancılıkla uğraşıyor.

KHK TV’ye konuşan Dumlupınar Üniversitesi Simav Tektik Eğitim Fakültesi mezunu Tokmak, ihraç olmadan önce 18 yıl boyunca Makine öğretmeni olarak görev yaptığını anlattı.

Neden ihraç edildiğini henüz tam olarak bilmediğini belirten Tokmak: “OHAL Komisyonun ret kararında sendikaya üye olmak, bankada hesabın bulunması, çocukların falan okula gitmesi gibi gerekçeler gösterildi” diye konuştu.

İNSANLIKTAN ÇIKMA YETER

Atıldıktan sonra annesiyle arasında geçen diyaloğu anlatan Tokmak: “80 küsur yaşındaki annem çok soğuk kanlı davrandı. ‘Attılar mı seni öğretmenlikten’ dedi bana ben de ‘attılar ana’ dedim. O da aç kalmazsın arazimiz var git işle aç kalmazsın. Ben seni öğretmen doğurmadım, insan doğurdum. İnsanlığından çıkma yeter dedi bana” dedi.

4 İNEKLE BAŞLADI

Annesinin tavsiyesini dinleyerek köyüne yerleşip hayvancılık yapmaya karar veren Tokmak, ilk olarak elindeki parayla dört inek aldı. Daha fazla inek almak için bankada bulunan parasını kullanmak isteyen Tokmak, paraya bloke konulduğu için parasını çekemedi.

Tokmak, şimdilerde sahip olduğu 40 büyükbaş hayvanın sütünden elde ettiği yağ, peynir ve çökeleği satıyor. Tokmak ayrıca, bine yakın tavuktan elde ettiği yumurtaları da satıyor.

ACISI KOLAY KOLAY GEÇMEZ

Bir gecede vatan haini ilan edilmenin kendisine çok ağır geldiğini anlatan Tokmak, “Vatanıma, memleketime, işime öğrencilerime bu kadar aşıkken bu iftiraya maruz kalmanın acısı, üzüntüsü kolay kolay geçmez” dedi.

BÖYLE TERÖRSİT Mİ OLUR

15 Temmuz sonrası alındığı gözaltında sekiz saat ifade verdiğini anlatan Tokmak: “Polis dershane sordu, okul sordu, kitap sordu, dergi sordu. Bir süre sonra yeter artık beni terörden dolayı buraya aldıysanız bana silah sorun, şiddet sorun, eylem sorun… Böyle teröristlik mi olur dedim. Gerçek teröristler bu duruma şaşırıyor olsa gerek” dedi.

NECİP MİLLET ALGISI YIKILDI

Yıllar içinde dünya görüşünün çok değiştiğini vurgulayan Tokmak şunları söyledi: “Bu süreçte çok okudum çok kendimi dinledim, çok düşündüm. Kafamdaki necip millet algısı tamamen yıkıldı. Muhafazakar dindar milliyetçi algı yok oldu, insan odaklı düşünmeye başladım. İnsancıl bakış açısına sahip oldum. İçimdeki faşist duygular bir bir yıkıldı.”

SON DÖNEN OLAYIM

KHK ile atılanların çok acılar çektiğini hatırlatan Tokmak: “Ben kısmen de olsa şanslıyım, evim arazilerim var. Geçim sıkıntısı çekmiyorum bu saatten sonra da öğretmenliğe dönmek istemiyorum. Allah’tan tek duam var: Tüm KHK’lılar göreve dönsün en son ben döneyim. Bu çile artık bitsin artık yeter”  dedi.

BİR HALK ŞAİRİYİM

Şiire olan ilgisiyle kendisini halk şairi olarak tanımlayan Tokmak: “Çocukluğumdan beri Aşık Veysel, Aşık Reyhani, Aşık Ruhsati’leri dinleyerek, Abdurrahim Karakoç, Yavuz Bülent Bakileri okuyarak büyüdüm. Bu bir Allah vergisi bir iş ben hece ölçüsüyle aruz vezniyle şiir yazıyorum ancak halk şiiri vaz geçilmezimdir” İfadelerini kullandı.

Bitik tarımın suçlusu IPhone 6’sıyla internete giren çiftçi mi?

medyabold
Devamını Oku »

Bitik tarımın suçlusu IPhone 6’sıyla internete giren çiftçi mi?

Yanlış tarım politikaları sonucu fahiş seyreden ayçiçek yağı fiyat artışları vatandaşı zorlarken, AKP’li Mahir Ünal’ın hükumetten şikayet eden bir çiftçiyle diyaloğu tartışma konusu oldu. Çiftçini taksitle aldığı telefonu ve internet paketi üzerinden Türkiye’deki tarımının durumunu anlatmaya çalışan Ünal’ın sözleri tepki topladı.

BOLD – TV5 televizyonunda katıldığı “4. Güç” programında gündeme ilişkin soruları yanıtlayan AKP Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal, ülkedeki tarımın kötü durumuna ilişkin de açıklamalarda bulundu.

İNTERNETİ DE VAR MI?

2018 yılındaki Genel Seçimler öncesi gittiği Kahramanmaraş’ta bir çifti ile arasında geçen diyaloğu anlatan Ünal: “Dağın başındayız, Mayıs ayı, bir delikanlı geldi, ‘bizi mahvettiniz, bizi öldürdünüz’ dedi. Üzerinde beyaz bir gömlek vardı, cebinde de IPhone 6 telefon. Bu telefonu kaça aldın dedim. 4 bin 500 liraya, 24 taksitle aldığını söyledi. Aylık 450 lira taksit ödüyormuş. İnternet paketi de var mı dedim. Var dedi. Sen bulunduğun yerde bu telefona ödeyebiliyorsun. Bu şu demektir. Bizim kaynaklarımızı, finansmanımızı, üretim yeteneğimizi kullanma becerisi demektir” dedi.

Ünal’ın, Türkiye’deki tarımının durumunu bir çiftçinin taksitle aldığı telefon modeli üzerinden anlatmaya çalışması tepki çekti.

NEDENİ DIŞA BAĞIMLILIK

AKP, Türkiye’de tarımı dışa bağımlı hale getirerek, bitirmekle de eleştiriliyor. Son aylarda, bir ayçiçeği üreticisi olan Türkiye’de yağ fiyatlarındaki artış dur durak bilmiyor.

Son üç ayda yüzde 40 zamlanan ayçiçek yağı fiyatları cep yakıyor. Fahiş seyreden fiyat artışlarına yanlış tarım politikalarının neden olduğu düşünülüyor.

Fiyat artışlarını hükumetin yanlış politikasına bağlayan üretici Erdal Akgün: “Bugünkü iktidar yıllarca bize ‘Hoşunuza gitmezse ekmeyin. Bizde dışarıdan getiririz’ demişti. Bu yanlış bir tarım politikasıydı” diye konuştu.

İTHAL TARIM ÜRÜNLERİNDEN VERGİ KALKTI

DW’ye konulan Çiftiçi Sen yöneticisi Adnan Çobanoğlu da fiyat artışlarının yerli çiftçiye teşvik yerine, ithal ürünlere getirilen gümrük vergisi indirimlerine bağladı.

Sadece ayçiçeğinde değil, 2020’den bu yana Erdoğan imzalı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile arpa, buğday ve mısırın ithalatında gümrük vergisi kaldırıldı.

Anonymous’tan ’14 milyar eurocukluk’ yeni iddia

 

medyabold
Devamını Oku »

Anonymous’tan ’14 milyar eurocukluk’ yeni iddia

Ünlü hacker grubu Anonymous, Hazine ve Maliye Bakanlığı görevinden sağlık sorunları nedeniyle ayrıldığı söylenen Berat Albayrak’ın istifasına neden olduğunu ileri sürdüğü milyar euroluk teminat mektubunu paylaştı.

BOLD – WikiLeaks’in veliahtları arasında gösterilen uluslararası hacker grubu Anonymous tarafından AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ve damadı Hazine ve Maliye eski Bakanı Berat Albayrak hakkında yeni bir iddia ortaya atıldı.

YAKIŞTIRAMADIK SANA

Anonymous sosyal medyadan yaptığı bu paylaşımı yine Erdoğan’a özel Türkçe yaptı. Hacker grubunun iddiasına göre, görevden ayrılan Berat Albayrak’ın başını Erdoğan’dan habersiz milyar euroluk bir işlem yaktı.

Anonymous, Berat Albayrak döneminde Alman Deutsche Bank ile Ziraat Bankası arasında imzalanan 14 milyar eurouluk teminat mektubunu paylaştı. Ünlü hacker grubu paylaşımında şu ifadeleri kullandı: “Reis, Berat’ı sırf senden habersiz 14 Milyar eurocukluk bu işlemi yaptırdığı için mi azlettin? Yakıştıramadık sana.”

ERDOĞAN’A KAFAYI TAKTILAR

Anonymous’un Erdoğan’a karşı özel bir ilgisi var. Daha önce Erdoğan’ı, oğlu Bilal Erdoğan, damadı Berat Albayrak ve Başdanışmanı Yiğit Bulut ile yolsuzluk yapmakla suçlayan grup, bir başka paylaşımında da 2021 yılının Erdoğan için sonun başlangıcı olacağını yazdı.

İMKANSIZI İSTE

Grup faşist olarak niteledikleri Erdoğan’dan istifa etmesini istiyor. Bir paylaşımında Anonymous: ” Bu koşullarda faşist Erdoğan’ın istifasını istemek imkansızı istemek gibidir. Sadece ‘gerçekçi ol, imkansızı iste’ diyebiliriz” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de daha önce RTÜK’e saldırılarda bulunan yaklaşık 7 milyon takipçili grup, İsrail, ABD ve Suriye’de de uluslararası kamuoyunda ses getiren operasyonlara da imza attı.

Anonymous Erdoğan’a kafayı taktı

medyabold
Devamını Oku »

Anket sonuçları Erdoğan’ın dengesini bozdu: Partililerden bunu da istedi

‘Bu can tende oldukça gelemezler’ diyerek AKP’den ayrılanlara yıllar önce kapıları kapatan Erdoğan, kötü anket sonuçları sonrası ayrılanlarla bağların yenilenmesi için partililere talimat verdi.

BOLD – Dolmabahçe’deki Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde düzenlenen bir etkinlikte konuşan AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan partisinden ayrılanlarla ilgili ilginç bir çıkış yaptı.

Erdoğan AKP’den ayrılanlara kapıları yeniden açarak, “Daha önce bir şekilde bizimle irtibatı olmuş fakat şimdi aramızda bulunmayan arkadaşlarımızla bağlarımızı tekrar yenilemeliyiz” çağrısı yaptı.
Daha önce ayrılanlar için parti kapısını sürgüleyen Erdoğan’ın sözleri kendisini dinleyenler için sürpriz oldu.

BU CAN TENDE OLDUKÇA

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan 2 yıl önce Şanlıurfa’da katıldığı bir etkinlikte yaptığı konuşmada, partisiyle irtibatı kesenlere seslenerek, “Bu trenden inenler bir daha bu trene binemezler. Anlatabiliyor muyum? Bu davada bu treni terk edenler kusura bakmasınlar, bu can tende oldukça bir daha kabul etmeyiz” ifadelerini kullandı.
Erdoğan’ın ayrılanlar için çaptığı çağrının kötü anket sonuçları yüzünden olduğu yorumları yapılıyor.

KAZANIRKEN FARKLI KAYBEDERKEN FARKLI

Son yapılan anket çalışmalarına göre, AKP yüzde 30-35 bandında kalırken ittifak ortağı MHP ise baraj altı görünüyor. Yine açıklanan anket sonuçlarına göre, Erdoğan Cumhurbaşkanlığı seçiminde de yüzde 50’nin çok gerisinde.

İstenilen sonuç gelmeyince trenden inenlere kapıları yeniden açan Erdoğan, kazanırken farklı kaybederken farklı konuşmakla eleştiriliyor.

Bu talimat Erdoğan’ın ilk çarkı değil. Erdoğan, konu seçim ve iktidar hesapları olduğunda daha pragmatist bir tavır almakla eleştiriliyor. 2013 yılında Mardin mitinginde, “Biz her türlü milliyetçiliği, ayaklarının altına almış bir iktidarız” diyen Erdoğan, yükselen milliyetçilik sonrası MHP ile de ittifak ortaklığı yapmaktan geri durmadı.

80 gündür tutuklu TTB Yüksek Onur Kurulu üyesi Dr. Şeyhmus Gökalp cezaevinden yazdı

medyabold
Devamını Oku »

Türkiye’nin savunma sanayii ihracatı yüzde 17 düştü

Resmi rakamlara göre, Türkiye’nin savunma ve havacılık sanayii ihracatı 2020’de yüzde 17 düştü. 2020 yılında 2.279 milyar olarak gerçekleşen savunma ve havacılık sanayii ihracatı 2019 yılında 2,74 milyar dolar olarak açıklanmıştı.

BOLD – Türkiye’nin savunma ve havacılık sanayii ihracatı 2020’de yüzde 17 düşerek 2.279 milyar olarak gerçekleşti. 2019 yılında savunma ve havacılık sanayii ihracatı 2,74 milyar dolar olarak gerçekleşmişti.

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), koronavirüs pandemisi dolayısıyla getirilen kısıtlamaların üretim, tedarik ve lojistik süreçlerinde yol açtığı aksamaları düşüşe gerekçe olarak gösterdi.

2020 yılında savunma ve havacılık sanayii ihracatından elde edilen 2,279 milyar dolar gelir, Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 1,3’ünü oluşturdu.

TİM, 2020’de Türk üreticiler için en büyük pazarın 784,2 milyon dolarlık satışla Amerika Birleşik Devletleri olduğunu açıkladı. Ancak ABD’ye ihracat da bir önceki yıla göre yüzde 4 düştü.

AZERBAYCAN’A İHRACAT YÜZDE 194 ARTTI

Türkiye’nin en büyük ikinci ihracat pazarı Azerbaycan oldu. Kafkas ülkesine Türkiye’nin savaunma ve havacılık sanayii ihracatı bir önceki yıla göre yüzde 194 artışla 260,8 milyon dolara ulaştı. Sonbahar aylarında Dağlık Karabağ’da yaşanan savaşın bu artışta etkili olduğu belirtiliyor.

BAE’YE İHRACAT İKİ ÜLKE ARASINDAKİ GERGİNLİĞE RAĞMEN ARTTI

Bir diğer önemli pazar ise Türkiye’nin son döenmde dış politikada rakibi haline gelen Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) oldu. Türkiye’nin BAE’ye ihracatı 2019’a göre yüzde 51 artışla 200,2 milyon dolar oldu. İki ülkenin Libya ve diğer birçok meselede karşı karşıya olmasına rağmen Türkiye’nin körfez ülkesine savunma ve havacılık sanayii ihracatının artması dikkat çekti.

Libya’da geçiş konseyi belirlendi: Konseyde kimler var? Hangi ülkelere yakınlar?

medyabold
Devamını Oku »

Pakistan BM kurallarını ihlal etti, uluslararası koruma altındaki gizli bilgileri Türkiye’ye verdi

Pakistan, Birleşmiş Milletler (BM) kurallarını açık bir şekilde ihlal ederek BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) İslamabad bürosuna koruma statüsü için başvuran ve gizli kalması gereken Türk vatandaşları hakkında gizli bilgileri yasadışı bir şekilde Türkiye’ye ilettiği ortaya çıktı.

BOLD – Türk Dışişleri Bakanlığı diplomatlarının hazırladığı ve bir kopyası Nordic Monitor tarafından ele geçirilen gizli bilgi notuna göre, Pakistanlı yetkililer, Gülen hareketine mensup Türkleri teslim etmek için Ankara ile gizlice anlaştı.

Pakistan hükumeti, Türkiye’ye getirildiklerinde işkence, ölüm ve kötü muamele riski altında bulunan, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) İslamabad bürosuna koruma statüsü için başvuran ve gizli kalması gereken Türk vatandaşları ile ilgili bilgileri BM kurallarını hiçe sayarak Türkiye’ye teslim etti. 

Notta, “BMMYK Pakistan ofisine mülteci statüsü için başvuran 334 FETÖ üyesi ve ailelerinin bir listesi Pakistan makamları tarafından sağlanmıştır” denildiği görülüyor. 

“KESİNLİKLE GİZLİ KALMASI GEREKEN BİLGİLER”

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği, mülteci statüsü için başvuranlar hakkında katı bir gizlilik gerektiriyor. BMMYK web sitesinde yayınlanan yönergelere göre, tüm BMMYK personeli, sığınmacılar ve mültecilerden veya bunlarla ilgili olarak alınan bilgilerin gizliliğini sağlamakla yükümlü tutuluyor. Bir bireyin BMMYK’ye kaydolmuş veya onunla iletişim halinde olduğu gerçeği de dahil olmak üzere bu bilgiler gizli tutuluyor.

Birleşmiş Milletler’e bağlı Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin yönergeleri ayrıca kuruluşun başvuru sahibiyle ilgili  menşe ülkeyle iletişime geçmeyeceğini veya herhangi bir bilgiyi paylaşmayacağını açıkça belirtmektedir.

BMMYK PAKİSTAN HÜKUMETİNE BİLGİ VERDİ

Dışişleri Bakanlığı’nın gizli bilgi notundan, BMMYK İslamabad ofisinin gizli bilgileri Pakistan hükümetine aktardığı ve Pakistan hükumetinin de listeyi Türk Büyükelçiliğine teslim ettiği açıkça görülüyor.

Bilgi notuna göre, Pakistan hükümeti üzerindeki baskı, 2013 yılındaki 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarının ardından 2014 yılında artmaya başladığı görülüyor.

NAVAZ ŞERİF-ERDOĞAN GÖRÜŞMESİ

Nota göre, 2016 yılı Eylül ayında BM Genel Kurulu çalışmaları sırasında New York’ta AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ile dönemin Pakistan Başbakanı Nevaz Şerif arasında bir anlaşma sağlandığı ifade ediliyor. Bu anlaşmaya göre Şerif, Gülen hareketi tarafından ülkede yeni okul açılmasına ilişkin başvuruları kabul etmeyeceğine dair söz vermiş. Dönemin Pakistan Başbakanı Navaz Şerif ayrıca, Hizmet hareketi ile bağlantılı PakTurk okullarının dört yönetim kurulu üyesinin görevden alındığını ve yerlerine sadık kişilerin getirildiğini ifade etmiş.

“OKULLAR ÇOK POPÜLER OLDUĞU İÇİN AŞAMALI PLAN DEVREYE SOKULMUŞ”

Notta yer alan bilgilere göre, Pakistan hükümeti Türk Büyükelçiliğine, Pakistan’da Hizmet Hareketi’ne bağlı okullar çok popüler olduğundan, okulları aşamalı olarak devralmak ve Türkiye’ye vermek istediğini iletmiş. O dönemde Pakistan’da Hizmet Hareketi’ne ait okullarda kayıtlı 11.000 öğrenci bulunduğu, 1.200 Pakistanlı ve 134 Türk personel istihdam edildiği ifade ediliyor.

Gizli bilgi notuna göre, Pakistan hükumeti tarafından hazırlanan plan, Türk öğretmenlerin oturum izinlerini yenilememek, onları Pakistan’ı terk etmeye zorlamak için resmi ve gayri resmi taktikler kullanmak, geri dönmek isteyenlerin dönüşlerini engellemek ve sığınma başvurularını reddetmeyi içeriyor.

O dönemde Hizmet hareketine mensup 44 kişi ülkeyi terk etmiş. Bazıları ise Pakistan mahkemelerinde hukuki yoldan mücadele etmeye çalışmış ve hükumetin keyfi kararlarına itiraz etmiş.

TÜRK TARAFINA ÖZEL GÖRÜŞMELERDE GÜVENCE VERİLMİŞ

Ancak notta yer alan bilgilere göre, Pakistanlı yetkililer Türk tarafına özel görüşmelerde, yasal prosedürleri devam eden kişilerle ilgili mahkemelerden ne sonuç çıkarsa çıksın Türkiye’ye sınır dışı edilecekleri (deport) konusunda güvence vermişler.

Pakistan Dışişleri Bakanlığı, 11 Temmuz 2016’da Gülen Hareketi’ne karşı eylemleri koordine etmek için kurumlar arası bir toplantı düzenlemiş. Toplantı sonucunda İslamabad Ankara’ya 92 Hizmet Hareketi mensubunun ülkeden ayrıldığını, 266’sının ise ülkede kaldığını bildirmiş.

345 KİŞİ KORUMA STATÜSÜ İÇİN BAŞVURDU

14 Kasım 2016’da Pakistan İçişleri Bakanlığı’nın Türk öğretmenlerin üç gün içinde ülkeyi terk etmesini isteyen duyurusu sonrası 81 aile (toplam 345 kişi), BMMYK İslamabad ofisine keyfi sınır dışı edilmekten korumak ve Pakistan’daki yasal statülerini korumak için 24 Kasım 2016’da koruma statüsü başvurusunda bulunmuş.

Bu başvuru, BMMYK nezdindeki başvurularının incelenmesine kadar bu kişilere Pakistan’da bir yıla kadar yasal ikamet izni sağlıyordu. Bu sürenin daha fazla uzatılma imkanı da bulunuyordu.

İSLAMABAD, ANKARA’YA BAŞVURU LİSTESİNİ VERDİ

Pakistanlı yetkililer, BMMYK’ye koruma statüsü başvurusunda bulunan 334 Gülen Hareketi mensubunun isimlerini Türkiye Büyükelçiliğine verdi. Bunun yanı sıra, Pakistan’dan ayrılan 110 kişilik ayrı bir listeyi de Ankara’ya teslim etti.

Bu 110 kişilik listede, BMMYK’ya başvuran ve yasal prosedürleri devam eden 63 Gülen Hareketi mensubunun da ismi bulunuyordu.

Pakistan ayrıca, uluslararası yükümlülüklerini hiçe sayarak BMMYK’ye koruma statüsü başvurusunda bulunan herkesin bir yıllık gözden geçirme süresi dolmadan sınır dışı edileceğini Ankara’ya iletmiş.

SÜRELERİN UZATILMAYACAĞI GARANTİSİ

2017 yılında Türkiye’nin İslamabad Büyükelçisi Sadık Babür Girgin, Pakistan hükumetine Türk tarafının beklentilerinin karşılanmadığını dönemin Pakistan başbakanı Şahid Hakan Abbasi ile Pakistan Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Uluslararası Örgütler Dairesi Başkanı Aslam Han ile yaptığı görüşmelerde iletmiş.

Girgin, BMMYK’nin Gülen hareketinden başvuranlar için koruma statüsünü uzatması ihtimaline karşı Pakistan’ı uyarmış. Han, Türk büyükelçisine BMMYK’ye herhangi bir uzatma verilmeyeceğine dair güvence vermiş.

TEHDİTLER SONUÇ VERDİ

Mesut Kaçmaz ve ailesi

Sonunda, Türkiye’nin Pakistan’a yönelik tehditleri sonuç veriyor. 27 Eylül 2017’de Pakistan Terörle Mücadele Dairesi’nden (CTD) sivil polis memurları, PakTurk okullarının eski müdürü Mesut Kaçmaz ile eşi Meral ile o sırada 17 ve 15 yaşındaki iki kızını Lahor’daki apartmanına gece geç saatlerde düzenlenen baskınla yakalıyor. Kaçmaz ve ailesi, Lahor’daki Fortress Stadyumu ve bir askeri üssün yakınında tutulmaya başlanıyor.

BMMYK’nın koruması altında olduğuna dair yasal sığınmacı belgelerine ve Lahor Yüksek Mahkemesi’nin (LHC) Pakistan hükümetini hukuki süreç boyunca sınır dışı etmesini yasaklayan kararına rağmen, Kaçmaz ve ailesi hukuka aykırı bir şekilde 14 Ekim 2017 tarihinde Türk istihbarat yetkililerine teslim edildi.

KÖTÜ MUAMELE, İŞKENCE, TEHDİT…

Türkiye’de mahkeme kayıtlarına yansıyan belgelere göre, Mesut Kaçmaz’a karısı ve iki kızı önünde Türk görevlileri tarafından uçakta başlayan dayak ve tacizler İstanbul’da artarak devam etti. Kaçmaz ve eşine, kendilerini suçlayacak hazır ifadeler imzalatılmaya çalışıldı. Aksi takdirde kızlarının ölümüyle tehdit edildi.

Türkiye sınır dışında muhaliflere baskıda Çin’den sonra ikinci ülke

medyabold
Devamını Oku »

Kabe’nin arkasına saklanarak baskı ve zulüm yapmak

Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Boğaziçi Üniversitesi’nde rektör olarak atanan Melih Bulu protestoları nasıl “kutsala saygı” tartışmasına dönüştü.

BOLD – Boğaziçili öğrenciler tarafından okulda açılan bir sergide Kabe’nin fotoğrafının yere konulmasıyla başlayan tartışmalar devam ediyor. Söz konusu fotoğraf ortada yerde duruyordu ve herkes Kabe’nin etrafına kendi inancını sembolize eden resimler çizmişti.

Serginin açılmasından kısa bir süre sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama suçundan soruşturma başlattı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun 4 LGBT’li bireyin gözaltına alındığını duyurdu. Bunun bir provakasyon olduğunu ifade eden Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş da sert bir dille açıklama yaptı.

DİNİ SEMBOLLERİ SİYASİ ÇIKAR İÇİN ARAÇSALLAŞTIRMAK

İlahiyatçı-yazar Prof. Dr. Ayhan Tekineş, Erdoğan’ın her olayda kutsalların ardına saklanmasını Erkam Tufan Aytav’ın Youtube kanalında değerlendirdi. “Sembolleri kendi bir takım dünyevi siyasi çıkarları için araçsallaştırarak insanlar üzerinde baskı kurmak Efendimizin sünnetinde asla yoktur.” diyen Tekineş, eski Dışişleri Bakanı Egemen Bağış’ın Bakara Suresi’yle nasıl dalga geçtiğini hatırlattı ve “Kimse kalkıp ona bir şey diyemedi.” dedi.

Tekineş şöyle devam etti: “Fikirlerinizi değerler üzerinden ifade etmez, semboller üzerinden ifade ederseniz ve o sembolleri istismar ederseniz tabi ki insanların o sembollerin ifade ettiği manalara karşı hassasiyeti kaybolur. İnsanlar o sembollere düşman olur. O sembollerin ifade ettiği manaya düşman hale gelir.” dedi.

EZANLA DALGA GEÇEN MAHZURE

İlahiyatçı-yazar Prof. Dr. Ayhan Tekineş, kutsal değerlere saygısızlık yapıldığında nasıl davranılması gerektiğini tarihten iki örnekle açıkladı:

“Mekke fethedildiği zaman Efendimiz ve sahabeler namaz için hazırlık yapıyorlar. Ezan okunuyor. Kendi beldesinin fethedilmesinden rahatsız olan bazı gençler ezan okunurken alay ediyor. Ezan da Kabe gibi bizim kutsalımızdı. Bunun üzerine efendimiz onları çağırıyor, gelin, sesiniz çok güzel çıkıyor diyor, bir daha okuyun diyor. İçlerinden gür sesli olan Ebu Mahzure’ye “Sen ne kadar güzel okuyorsun, bundan sonra ezanı sen oku” diye iltifatta bulunuyor, hediyeler veriliyor. Sonra o genç 50 küsur yıl o mescidin müezzinliğini yapıyor.”

MESCİD-İ NEBEVİYE BEVLEDEN ADAM

“Bir adam Mescidi Nebevi’ye bevlediyor, yani ihtiyacını gideriyor. İnsanlar kızıyorlar, Peygamberimiz bir şey demiyor. Efendimiz insanlar herhangi bir kutsal değere saygısızlık yaptı diye onu dışlamak yerine kalbini kazanmaya çalışıyor, dini değerler nasıl sevdirilir onu düşünüyor.”

medyabold
Devamını Oku »

80 gündür tutuklu TTB Yüksek Onur Kurulu üyesi Dr. Şeyhmus Gökalp cezaevinden yazdı

Cemil Çiçek’in de davetlisi olduğu Demokratik Toplum Kongresi’ne katıldığı için tutuklanan Dr. Şeyhmus Gökalp, 10 Şubat’ta görülecek ilk duruşmasından önce hak, hukuk, adalet çağrısında bulundu.

BOLD – 25 Kasım 2020’den bu yana Diyarbakır D Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan Türk Tabipler Birliği (TTB) Onur Kurulu Üyesi Dr. Şeyhmus Gökalp, gözaltına alındığı günü ve neden tutuklandığını anlatan bir mektup kaleme aldı.

2017 yılında dönemin TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in anayasa hazırlık çalışmalarına katkılarını almak için resmi olarak davet ettiği Demokratik Toplum Kongresi’ne katıldığı için silahlı terör örgütü üyesi olmakla itham edilen Şeyhmus Gökalp, “Bir de ömrümde hiç görmediğim, tanımadığım ve 18 yıllık meslek hayatım boyunca hiçbir yerde, hiçbir şekilde birlikte çalışmadığım ve beni tanımayan bir itirafçının yalan beyanları nedeniyle suçlanıyordum. Güncel bir Dreyfuss olayının içindeydim. Sonra da aynı gerekçelerle tutuklandım.” dedi.

“HAK HUKUK ADALET SESLERİNİ HALA DUYUYORUM”

Nezarete götürüldüğünde avukat, öğretmen, yumurtacı, yazar, siyasetçi, yoğurtçu, cami imamı, mimar, hasta, hemşire, marangoz, psikolog ve hekimlerden oluşan 75 kişilik rengârenk bir kalabalığın silahlı terör örgütü üyeliği şüphesiyle gözaltında olduğunu ifade eden Gökalp, bir meslek laboratuvarına getirildiğini düşündüğünü söyledi. Eşinin aldığı “adalet ayakkabıları”yla volta attığını ifade eden Gökalp, katıldığı Adalet Yürüyüş’lerini hatırlatarak “Hak, Hukuk, Adalet seslerini hala duyuyorum, çok uzaklaşmış olamazlar.” diye yazdı.

2020’DE ONUR KURULU ÜYESİ SEÇİLDİ

1977 yılında Mardin’in Nusaybin’de doğan Şeyhmus Doğan liseyi İzmir’de tamamladıktan sonra, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Diyarbakır’ın en yoksul ve en büyük ilçesi olan Bağlar Belediyesi’nde zor şartlarda işyeri hekimliğine başlar. Bağlar’da sosyal güvencesi olmayan vatandaşlara birinci basamak sağlık hizmeti sunan bir sağlık merkezi kurulmasına öncülük eder.

Diyarbakır Tabip Odası’nın bir üyesi olarak İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği, İnsan Hakları, Olağanüstü Durumlarda Sağlık Hizmetleri ve Basın Yayın komisyonlarında çalıştı. 2004-2008 yılları arasında Denetleme Kurulu üyeliği yaptı. İnsan Hakları Derneği üyesi olan Gökalp, Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın da gönüllü çalışanları arasında yer alıyor.

Bingöl depreminde Diyarbakır’dan deprem bölgesine giden sağlık ekibinin başında bulunan Gökalp, daha sonra birçok deprem ve afet durumlarında öncü hekimlerden biri oldu. “İşyeri Hekimliği, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Eğiticiliği, İlkyardım Eğitmenliği, Eğiticilerin Eğitimi Eğitmenliği, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği konularında bilirkişilik, Pnömokonyoz Okuyuculuğu, Olağanüstü Durumlarda Sağlık Hizmetleri Sunumu Eğiticiliği” başlıca mesleki faaliyetleri.

2014-2018 yılları arasında Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi üyeliğine seçildi. 2018 yılında Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi’nin “Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur” açıklaması nedeniyle gözaltına alındı. Savunmasında “biz hakikati görmezden gelemeyiz, gördüğümüz hakikati de ifade etmekten çekinmeyiz” diye Gökalp, 2020 yılında yapılan Türk Tabipleri Birliği 72. Büyük Kongresi’nde Yüksek Onur Kurulu üyeliğine seçildi.

Evli ve iki çocuk sahibi Gökalp’in Birgün’de yayınlanan mektubunun tamamı:

“‘Görülmemiş’ bir mektup bu, lütfen zarfı açın ve ilk satıra doğru derin bir nefes alıp ilerleyin.

Ülkemizde bir çırpıda, terfi etmenin iktidar yanlılarına mahsus olduğunu düşünüyorsanız bilin ki kocaman bir yanılgı içindesiniz. Çünkü AKP’li olmadığım halde son günlerde kariyer basamaklarını şipşak tırmananlardan biri de benim. AYM hâkimi gibi adilane, Boğaziçi Rektörü gibi liyakatla terfi etmiş bulunuyorum.

İstirham ediyorum, demokratik olsa bile gürültü ve şamata istemiyorum. İtiraz da istemiyorum. Sadece dinleme ve alkışlama hakkınız bulunuyor. Topluca konuşmanızı istemediğim gibi tek tek konuşmak da yok. Aramıza sızmış bir “teröristi” her an yaka paça enseleyebilirim. Herkes yanındakine de mukayyet olsun. Bundan böyle her koyun kendi bacağından asılmayacak. Unutmayın ki tek hakkınız var, o da susma hakkıdır.

İnanmayacaksınız ama iktidar yanlısı olmadığım halde, Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi üyeliğine seçildim. Anayasa’yla görev ve sorumlulukları belirlenmiş, meslek örgütümü yönetmeye… Bunda yıllardır iyi hekimlik uğruna verdiğim bir ömürcüğün de rolü olabilir. Çok üstünde durmayın. Nelere ömür veriyoruz ve gerçekleşmiyor… Ben şanslıydım.

Balkonda alkışlandım.

Artık bu kadar da olmaz diyeceksiniz. Yine AKP’li değildim. TTB Yüksek Onur Kurulu üyeliğine seçilmiştim. Dünyada Covid-19 salgını belası ve ölüm vardı. Salgın boyunca canla başla toplum sağlığı için çabaladım. Öyle ki bir ara balkonlardan da alkışlandım.

20 Kasım sabahıydı. Gökte karabulutlar yerde ise karanlıktan esen soğuk bir yel vardı. Bir hukukçu olan sevgili eşim her zamanki şefkatli ses tonu ile “Canım uyanmalısın polisler kapıda” dedi. Kalktım, elbiselerimi hızla düzeltip kapıya gittim. Ardına kadar açık olduğu halde, davet edilmeden içeri girmeyen misafir nezaketiyle bekliyordu polisler. Benzer bir nezaket, mahmurluk ve şaşkınlıkla “Hoş geldiniz buyurmaz mısınız” dedim. Polis şefi elindeki “arama ve gözaltına alma” kararını şimşek hızıyla gösterip geri çekti. Israrımız üzerine belgenin benle ilgili kısmını göstermek zorunda kaldı.

“Adı soyadı: Şeyhmus Gökalp

İsnat edilen suç: Şüpheli S. T. Ö. Ü.” yazılıydı… Biz hekimler tıpta kısaltmaları severiz ve birçok hastalığın kısaltması hızlı iletişim biçimimizdir. Bu kısaltmayıysa ilk bakışta çözememiştim. Zaten insanları yaşatmaya yemin etmiş bir hekim nasıl anlasın? Silahlı terör örgütü üyesi olmakmış!

100 promil bir şaşkınlık içindeydim. Ailecek, gözaltı rehabilitasyon müdavimlerinden olduğumuz için elimiz ayağımıza dolanmadı. İlk yapmamız gerekenlerin bir çay demlemek, çocukları uyandırmadan arama faslını atlatmak ve en hızlı eve yetişebilecek bir kardeşe haber vermek olduğunu biliyorduk. Arama, tarama ve bir şey bulamama safhası yaklaşık bir saat sürdü. Ancak bu esnada iki ilginç şey yaşandı. Biri; kaba ve uzun sakallı olan polisin, aile fotoğraflarımızı merakla ve ısrarla karıştırma isteğiydi ki kendisine “Kardeş, özel aile fotoğraflarımızı niye karıştırıyorsun?” dedim. O da kaba, üstenci ve hiddet dolu bir edayla “Nereden kardeş oluyoruz, ben kardeşin değilim” dedi. İncinmiş olabileceğini düşünerek “Seni incitmek için söylemedim, hem kardeş tabiri incinecek bir tabir değil” diyerek bir tür gönlünü aldım. Gerçekten de incinmişti. Bir uçurumun iki ayrı yakasındaki, iki ayrı insan gibi duygularımızın nasıl da farklı olduğunu anlamıştım. Ben de buna üzüldüm.

Diğer ilginç olay ise evdeki gürültüden dolayı uyanan büyük kızım Sarya’nın bir sorusu ile ilgiliydi. Beni, yanımda yabancı biriyle giyinik halde görünce “Baba ne oldu, nereye gidiyorsun” diye sordu. “Güzel kızım, polis amcalar birkaç soru sormak için beni götürmeye gelmiş” dedim. Sarya’nın polise şüpheliymiş gibi odaklanan bakışlarını fark ettim. Yanına çömelip yanağını öptüm. Kötü duygularını ve düşüncelerini bir kenara bırakması gerektiğini hissettirmek için sıkıca sarıldım. Yanından ayrılırken de boynunu kokladım. Polisin ise bir çocuğun kendisine “şüpheli” biri gibi yaklaşmasından rahatsız olabileceğini düşünüp “Çocuk işte” dedim. Polis ise “Keşke, polisler beni almaya gelmiş demeseydiniz, büyüdüğünde polislerden nefret edecek” dedi.

İçimden “Bu polisler ne acayip” dedim. Biri kardeş dediğim için incinirken; öbürü gözleri önünde babasını götürdükleri halde çocukların kendisinden nefret etmemesini isteyebiliyor. Oysa gerçek çok yalındı.

Sıra ayakkabı giyme faslına geldi

Koridordan geçerek Ranya’nın odasına vardığımızda, Ranya’yı işaret ederek “Şanslı gününüzdesiniz, uyansaydı, filozofça sorularıyla emdiğiniz sütü burnunuzdan getirirdi” dedim ve odadan çıktık. Polis merak içinde “Ne sorardı mesela” dedi. “İfadeni burada alsalar, soruları burada sorsalar olmaz mı?” derdi. “Sorular sadece gece mi sorulur, seni çağırsalar giderdin zaten baba, korona salgınında doktorları polisler neden götürür, baba gibi birçok soruyu sorabilirdi” dedim. Polise dönüp “Ne sizin ne de benim bunları izah edecek halimiz olurdu” diye ekledim. Belki de iki baba birbirimize öyle bakıp kaldık… Ve kapıya doğru yürüdük. Evden çıkarken yine sıra ayakkabı giyme faslına gelmişti.

İşte tam o anda benim için dünyanın en büyük sorunu hangi ayakkabıları giyip çıkacağım olmuştu. Tuhaftı ama insan psikolojisi işte… Ayakkabılara dokunup, dokunup bırakıyordum… Beni izleyenler için de anlamsız bir sahneydi, bunu anlayabiliyordum. Sonra gözüme “Hak, Hukuk, Adalet” diyerek, Adalet Yürüyüşü’nde giydiğim ayakkabılarım ilişti. O yürüyüş için almış ve galiba bir kez daha giymiştim. Onları aldım, bir çırpıda ayağıma geçirdim. Adalet için attığımız onca adımı hatırladım, boşu boşuna yürümüş olamazdık… Ve ailemi geride bırakarak, dışarıya doğru yürüdüm. Sanki o “Hak, Hukuk, Adalet” seslerinin görkemli uğultusunu duyuyordum.

Gözaltı merkezine vardığımda, gördüğüm curcunayı anlatamam. Yok yoktu. Rahmetli Aziz Nesin’in ruhu bile vardı. O denli bir curcunaydı. Mesela hayatında ilk kez alınmayı bırakın ilk kez gözaltı merkezine geldiğini söyleyen bir avukat vardı. Uçak kabinine sığmayacak kadar büyük bir bavulla gelmişti.

Çok geçmeden avukat, öğretmen, yumurtacı, yazar, siyasetçi, yoğurtçu, cami imamı, mimar, hasta, hemşire, marangoz, psikolog ve hekimlerden oluşan yetmiş beş kişilik rengârenk bir kalabalığın silahlı terör örgütü üyeliği şüphesi ile gözaltına alındığını gördüm. Sayıca en kalabalık grubu avukatların oluşturduğu bir meslek laboratuvarına getirildiğimi düşündüm. Aslında salgın olmasaydı, neşeli bir ortama evirilebilirdi.

Velhasıl çağrıldığımda gidip ifade verme, bilgi ve belge sunma konumundayken gözaltına alınmıştım. Ancak her nedense ifadem alınmıyordu. Tam iki gün sonra ifade alma işlemi yapıldı.

Niye mi şüphelendim; dönemin TBMM Başkanı Sayın Cemil Çiçek’in anayasa hazırlık çalışmalarına katkılarını almak için resmi olarak davet ettiği Demokratik Toplum Kongresi isimli platformun kamuoyuna da açık olan iki toplantısına katıldığım ileri sürülüyordu. Bir de ömrümde hiç görmediğim, tanımadığım ve 18 yıllık meslek hayatım boyunca hiçbir yerde, hiçbir şekilde birlikte çalışmadığım ve beni tanımayan bir itirafçının yalan beyanları nedeniyle suçlanıyordum. Güncel bir Dreyfuss olayının içindeydim. Sonra da aynı gerekçelerle tutuklandım.

Hak, hukuk adalet

Şimdi sevgili eşimin aldığı “Adalet ayakkabılarım” ayağımda, voltadayım. “Hak, Hukuk, Adalet” seslerini hala duyuyorum, çok uzaklaşmış olamazlar…”

* TTB Yüksek Onur Kurulu üyesi/D Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu H1-1 Blok, Diyarbakır

medyabold
Devamını Oku »

Libya’da geçiş konseyi belirlendi: Konseyde kimler var? Hangi ülkelere yakınlar?

Libya Siyasi Diyalog Platformu’nun 75 üyesi, 24 Aralık’taki seçimlere kadar ülkeyi yönetecek dört kişilik geçiş konseyini seçti. Başkanlık Konseyi’nin yeni lideri Muhammed Menfi, Başbakan da Abdulhamid Muhammed Dibeybe oldu.

BOLD – Libya’da Başkanlık Konseyinin üç üyesi ve Başbakanın seçilme süreci tamamlandı. Yapılan oylamada Cumhurbaşkanlığı makamına denk gelen Başkanlık Konseyi Başkanlığına Muhammed Yunus el Menfi; Başbakanlığa ise Abdulhamid Dibeybe seçildi. Konsey’de yer alacak diğer iki isim ise eski Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Musa el Koni ve Abdullah Hüseyin el Lafi oldu.

Menfi, ülkenin üç bölgesini temsilen üç üyesi bulunan Konsey’in başkanlığını yürütecek. Geçici yönetimde görev alan isimler, Aralık ayında yapılacak seçimlerde aday olamayacak.

ÜLKEYİ SEÇİMLERE GÖTÜRECEK

Pazartesi gününden bu yana İsviçre’de bulunan Libya Siyasi Diyalog Forumu’nun 75 üyesi, Başkan ve Başbakanı belirlemek için oylama yaptı.

Liste yöntemine göre yapılan oylamada, hiçbir liste kazanmak için gerekli olan yüzde 70’lik oy oranına ulaşamayınca, en fazla oyu alan dörder kişilik dört liste arasından yeniden seçim yapıldı.

Bu seçimde de gerekli olan yüzde 60’lık oyu hiçbir liste alamayınca, 20 oy alan Dibeybe ve 25 oyla ilk oylamadan birinci çıkan Fethi Başağa’nın listeleri son kez seçime girdi. Bu kez seçimi 34’e karşı 39 oyla Dibeybe’nin listesi kazandı.

BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Temsilcisi ve BM Genel Sekreteri’nin Libya Özel Temsilci Vekili Stephanie Williams

BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Temsilcisi Stephanie Williams, oylama öncesi yaptığı konuşmada, geçiş döneminde görev yapacak yeni yürütme otoritesinin adaylarının 24 Aralık’ta ülkeyi seçimlere götürmeyi taahhüt ettiklerini söyledi.

SALİH-BAŞAĞA LİSTESİ KAYBETTİ

Başlangıçta sunulan dört listeden hiçbirinin yüzde 60 oy oranına ulaşamaması üzerine seçimler ikinci tura kalmıştı. Tobruk’taki Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih’in Başkanlık Konseyi başkanlığına ve UMH İçişleri Bakanı Fethi Başağa’nın Başbakanlığa aday olduğu liste ilk turda en yüksek oyu almasına rağmen ikinci turda 34 oyda kaldı. Salih ve Başağa’nın bulunduğu listeyi ABD, Türkiye ve Mısır gibi ülkelerin desteklediği konuşuluyordu.

İlk turda en fazla oyu alan listede Başbakan adayı olan Fethi Başağa, Ankara’ya sıklıkla ziyaretlerde bulunan ve Türk yetkililere yakınlığıyla bilinen bir isimdi.

Başağa’nın listesinde Tobruk’taki Temsilciler Meclisi’nin başkanı olan Akile Salih, Cumhurbaşkanlığı makamına denk gelen Başkanlık Konseyi Başkanlığına aday idi. Ankara’yla teması da olan Salih, Rusya ve Mısır’a yakınlığıyla biliniyor. Salih’in Libya Ulusal Ordusu Komutanı General Halife Hafter’le de bağlantıları var.

GEÇİŞ YÖNETİMİ LİBYA’YI 24 ARALIK’A KADAR YÖNETECEK

Trablus’taki uluslararası toplum tarafından tanınan Türkiye destekli Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başbakanı Fayiz El Serrac, Eylül ayında bir açıklama yaparak istifa edeceğini açıklamıştı. Ancak ardından BM öncülüğünde yapılan görüşmelerde ilerleme sağlanması halinde yeni yönetim oluşturulana kadar görevde kalacağını açıklamıştı.

Başbakan Fayiz El Serrac’ın yönetimi kısa süre içinde yeni seçilen Başbakan ve Başkanlık Konseyi’ne devretmesi bekleniyor.

Aralık ayındaki seçime kadar ikiye bölünmüş durumda olan Libya, oylama sonucunda oluşturulacak olan yönetim tarafından, tek merkezden yönetilecek.

ABDÜLHAMİD DİBEYBE

Libya geçici başbakanı seçilen Abdülhamid Dibeybe

Geçici hükümette Başbakanlık görevine seçilen Abdülhamid Dibeybe, nüfuzlu bir iş adamı. Libya’nın en büyük inşaat firması olarak tanımlan Libya Yatırım ve Geliştirme Holding Şirketinin (LIDCO) 2006’dan bugüne başkanlığını yürüten Dibeybe, Libya’nın önde gelen futbol kulübü Etihad’ın da başkanlığını yapıyor.

Mısratalı iş insanı Dibeybe, Kanada’danın Toronto kentinde mühendislik yüksek lisansı yaptı. Libya Gelişim ve Yatırım Şirketi’nin başında olan Dibeybe, aynı zamanda Gelecek Akımı Partisi’nin de lideri.

Dibeybe’nin ülkenin batısındaki aşiretlerin desteğini aldığı ve Libya Başmüftülüğüne yakın olduğu aktarılıyor.

MUHAMMED MENFİ

Libya’da Cumhurbaşkanlığı makamına denk gelen Başkanlık Konseyi Başkanlığına getirilen Muhammed Yunus el Menfi

Cumhurbaşkanlığı makamına denk gelen Başkanlık Konseyi Başkanlığına getirilen Muhammed Yunus el Menfi’nin ise ülkenin doğusunda desteği var.

Menfi, devrim sonrasında kurulan yasama organı Libya Milli Genel Kongresinde üyelik yaptı. Menfi’nin 2015 sonrasında kurulan Libya Devlet Yüksek Konseyi’nde de üyelik görevi devam ediyor.

Tobruk kenti doğumlu Menfi, BM tarafından tanınan ve Türkiye tarafından desteklenen Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni temsilen Atina Büyükelçiliği görevinde bulunuyordu.

Türkiye ile UMH arasında 2019 yılı Kasım ayında deniz yetki alanları ve askeri işbirliği mutabakatlarının imzalanmasının ardından Yunanistan protesto olarak Menfi’yi sınır dışı etmişti.

BAŞKANLIK KONSEYİ ÜYELERİ

Başkanlık Konseyine güneydeki Fizan bölgesini temsilen seçilen Libyalı siyasetçi ve diplomat Musa el-Koni, Libya’nın Tuareg kabilesinin liderlerinden biri olarak tanınıyor.

Koni, 2005’ten 2011 iç savaşına kadar Mali’de Libya Başkonsolosu olarak görev yaptı.

Koni, 2016’dan itibaren Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanlık Konseyi’nin güney bölgesi temsilcisi ve Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı, 2 Ocak 2017’de Başkanlık Konseyi’nin Libyalıların beklentilerine cevap veremediği gerekçesiyle Konseyden istifa etti.

Başkanlık Konseyi Üyesi Abdullah Hüseyin el-Lafi ise ülkenin batısındaki Zaviye kentini temsilen Konseyde yer aldı. Lafi, Libya Temsilciler Meclisi Ekonomi, Ticaret ve Yatırım Komitesi üyeliğini yürütüyordu.

GEÇİCİ HÜKUMETİN GÖREV VE YETKİLERİ

Seçilen yürütme otoritesi, devlet kurumlarını birleştirmek ve ilan edilen tarihte ülkeyi seçimlere hazırlamakla görevli olacak.

Başkanlık Konseyinin yetkilerinin başında Libya Ordusu Başkomutanlığını üstlenmek ve ordunun üst düzey mensuplarını ve İstihbarat Kurumunun başkanını atamak geliyor.

Konseyin ayrıca, Libya’daki yabancı ülke misyon temsilcilikleri ve temsilcilerini akredite etmek, Temsilciler Meclisi, Milli Savunma ve Güvenlik Konseyine danışmak şartıyla olağanüstü hal ilan etmek, savaş ve barış kararı almak gibi yetkileri bulunuyor.

Ancak bu sisteme göre, Cumhurbaşkanına benzer konumundaki Başkanlık Konseyi Başkanı, karar alma süreçlerinde tek başına yetkili olamıyor. Tüm kararların, başkan dahil Başkanlık Konseyinin üç üyesinin oy birliği ile alınması gerekiyor. Bu kurala aykırı olarak alınan tüm kararlar hükümsüz sayılıyor.

Başbakanın yetkileri ise Konseyin çalışmalarını denetlemek, toplantılarına başkanlık etmek, toplantı tutanaklarına göre kararnameleri imzalamak ve dış ilişkilerde devleti temsil etmekle sınırlı tutuluyor.

LİBYA’DA ATEŞKES SÜRECİ

2011 yılında Muammer Kaddafi’nin devrilmesi sonrasında iç savaşa sürüklenen Libya, BM’nin tanıdığı Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ve Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi olmak üzere iki ayrı yönetim bölgesine bölünmüş durumda.

Libya’da çatışmaları sona erdiren ateşkes anlaşması 23 Ekim 2020’de, iki tarafı temsil eden 5 + 5 Birleşik Libya Askeri Komisyonu tarafından İsviçre’nin Cenevre kentinde imzalandı.

23 Ekim 2020’de, iki tarafı temsil eden 5 + 5 Birleşik Libya Askeri Komisyonu, İsviçre’nin Cenevre kentinde yaptıkları toplantıda “Libya’nın tüm alanlarında kalıcı bir ateşkes anlaşması” yaptı.

Derhal yürürlüğe giren anlaşma, tüm yabancı güçler ve paralı askerlerin üç ay içinde (23 Ocak’a kadar) Libya’yı terk etmesini ve ortak bir polis gücünün ihtilaflı bölgelerde devriye gezmesini gerektiriyordu.

Ateşkes anlaşması çerçevesinde ülkeyi seçimlere götürecek siyasi sürecin koordinasyonu için oluşturulan Siyasi Diyalog Forumu oluşturuldu.

BM öncülüğündeki Libya Siyasi Diyalog Forumu, 24 Aralık 2021’de yapılması planlanan seçimlere kadar ülkeyi yönetecek konsey üyelerini belirlemek için hafta başında İsviçre’de bir araya gelmişti.

Yönetimi seçen “Libya Siyasi Diyalog Forumu” olarak adlandırılan bu 75 kişilik heyette, ülkenin birçok farklı bölgesinden kabile liderleri, siyasi grupların temsilcileri ve bölgesel yönetimlerin başkanları var.

Libya Siyasi Diyalog Forumu’nun oturumlarına, BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Temsilcisi ve BM Genel Sekreteri’nin Libya Özel Temsilci Vekili Stephanie Williams liderlik ediyor.

Libya’da soruna çözüm umudu: Geçici hükumeti belirleyecek seçim süreci başladı

medyabold
Devamını Oku »

Uluslararası Ceza Mahkemesi, Filistin topraklarında işlenen savaş suçlarına bakabilecek

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) yetki alanının İsrail’in 1967’deki Altı Gün savaşı sırasında işgal ettiği toprakları kapsadığına hükmetti. Bu kararla UCM savcılarının İsrail’in askeri operasyonlarına yönelik savaş suçu soruşturması açabilmelerinin önü açılmış oldu.

BOLD – Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Filistin topraklarında işlenen suçlar için mahkemenin yargı yetkisinin olduğuna hükmetti. Bu karar İsrail’in karşı çıkmasına rağmen Ceza Mahkemesi’nin Filistin’de adli soruşturma yürütmesinin de önünü açıyor.

UCM ilk derece dairesinin verdiği kararda, Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ün, soruşturmaya dahil edilen Filistin toprakları içerisinde yer aldığı belirtildi.

FİLİSTİN, ROMA STATÜSÜNE TARAF DEVLET

Kararın merkezi Lahey’de bulunan mahkemenin kurucu belgelerine dayandığı ifade edildi.

Filistin’in Roma Statüsü’ne taraf devlet olduğu ve sınırlarının 1967 yılından bu yana işgal edilen Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ü de içerdiği ifade edilen kararda, Filistin’in diğer üye ülkeler gibi UCM’ye taraf olduğu vurgulandı.

Mahkemenin yargı yetkisine giren toprakları belirlemeyi amaçladığı kaydedilen kararda, UCM’ye taraf devlet olmak için gerekli şartları yerine getiren Filistin’e diğer üye ülkeler gibi muamele edileceği bildirildi.

Kararda, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkının teyit edildiğine, Oslo müzakerelerinin mahkemenin yargı yetkisini sınırlandırmadığına hükmedildi.

Kararda, Filistin Kurtuluş Örgütü ile İsrail arasında 1993’te yapılan ve karşılıklı tanıma ve barış ilkeleri içeren Oslo Anlaşması’nın Filistin’in topraklarının işgal edilmesi durumunu ve mahkemenin yargı yetkisini engellemediği de vurgulandı.

FİLİSTİN UCM ÜYESİ, İSRAİL İSE ÜYE DEĞİL

Filistinliler ,2015 yılında UCM’ye başvurarak İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki Filistinli savaşçılarla çatışmaları sırasında ve işgal altındaki Batı Şeria ile Doğu Kudüs’teki Yahudi yerleşimleri için yürütülen inşaatlar sırasındaki hareketlerini incelemeleri talebinde bulunmuştu.

UCM üyesi olmayan İsrail ise Filistin’in bir devlet olmadığını, gelecekte kurulacak bir devletin sınırlarına barış görüşmelerinde karar verileceğini belirterek mahkemenin yargı yetkisinin olmadığını savunuyordu.

“SAVAŞ SUÇLARINI SORUŞTURMASI İÇİN MAKUL BİR ZEMİN VAR”

Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcısı Fatou Bensouda

UCM başsavcısı Fatou Bensouda, 2019 yılında İsrail’in hem Gazze Şeridi’ndeki hem de işgal altındaki Batı Şeria’da sürdürülen yerleşim hareketlerine ilişkin savaş suçları soruşturması açılması için “makul bir zemin” olduğunu belirtmiş, ancak dava açmadan önce mahkemeden bölgesel yargı yetkisinin olup olmadığına dair görüş sormuştu.

Bensouda İsrail ordusunun ve Hamas’ın da dahil olduğu Filistinli silahlı grupların suç işlemesi muhtemel taraflar olduğunu kaydetmişti.

Savcı, mahkemenin Filistin’in yargı alanına girip girmediği konusunda karar vermesinin ardından soruşturma başlatmayı düşündüğünü kaydetmişti.

Bensouda, mahkeme’ye “işgal altındaki toprakların soruşturmaya dahil edilmesi gerektiği” yönünde mütalaada bulunmuştu.

Mahkeme de Filistin, İsrail, ilgili üçüncü ülkeler, sivil toplum kuruluşları ve hukukçulardan UCM’nin işgal topraklarında yargı yetkisine ilişkin görüş almıştı.

İSRAİL BUNDAN SONRA NE YAPABİLİR?

Uluslararası mahkeme ülkelerin kendi iç hukuki süreçlerinde savaş suçlarını soruşturmak ya dava açmak için yetersiz kaldığında son merci olarak devreye giriyor.

İsrail ordusu, birliklerinin suistimal iddialarını soruşturmak için gerekli mekanizmalara sahip ancak bu mekanizmalar yetersiz olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, konu İsrail’in savaş zamanındaki uygulamaları söz konusu olduğunda UCM soruşturmasına karşı kendini savunma olasılığının güçlü olduğu görüşünde.

Uzmanlar yerleşimler konusunda ise İsrail’in hareketlerini savunmada güçlük çekebileceğini söylüyor. Çünkü uluslararası hukuk sivil halkın işgal altındaki topraklara naklini yasaklıyor.

İsrail’in bahse konu topraklardaki yerleşimleri uluslararası toplum tarafından genellikle uluslararası hukuka aykırı ve barışın önünde bir engel olarak değerlendiriliyor.

UCM İSRAİLLİ YETKİLİLERE KARŞI NE GİBİ YAPTIRIMLAR UYGULAYABİLİR?

UCM’nin İsraillileri dava etme konusunda zorlukla karşılama ihtimaline karşın, yurtdışındaki İsrailli yetkililieri tutuklama emri çıkartabileceği belirtiliyor. Ayrıca UCM’de bir dava açılmasının İsrail hükmeti için derin bir utanç sebebi de olabileceği belirtiliyor.

UCM, ayrıca aralarında Gazze’deki Hamas yanlıları ve diğer silahlı grupların İsrail’deki sivil bölgelere yönelik roketli saldırılar gibi Filistinli savaşçıların işlediği suçları da soruşturabilecek.

NETANYAHU: KARAR TAMAMEN ANTİ-SEMİTİZM

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu kararı ‘anti-semitizm’ olarak niteledi.

Mahkemeyi ‘adaleti bozmakla’ suçlayan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, “UCM’nin İsrail’i uydurma savaş suçları için soruşturması tamamen anti-semitizmdir” dedi. Netanyahu, Yahudilere karşı yapılan Nazi katliamları gibi suçları önlemek için kurulan mahkemeyi, Yahudilerin tek devleti olan İsrail’i hedef almakla da suçladı.

ABD: CİDDİ KAYGILARIMIZ VAR

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, karaa ilişkin, “UCM’nin İsrail personeli üzerinde yetkisini kullanma girişimi konusunda ciddi kaygılarımız var.” dedi.

İsrail gibi UCM’ye üye olmayan ABD yönetimi, mahkemenin yetkisinin sadece rızası olan ülkelere ve Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyinin talebine münhasır olması gerektiğini ifade etti.

FİLİSTİN YÖNETİMİ: TARİHİ BİR GÜN

Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın yardımcısı Nebil Şat mahkemenin kararını memnuniyetle karşıladıklarını belirtti ve “Bu iyi bir haber ve bir sonraki adım İsrail’in halkımıza karşı işlediği suçlara ilişkin resmi soruşturma açılması olacak” diye konuştu.

Filistin Başbakanı Muhammed Iştiyye, kararı “adaletin ve insanlığın zaferi” olarak nitelendirdi.

Filistin Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamadaysa “Hesap verme zorunluluğu ilkesi açısından tarihi bir gün” sözleri kullanıldı.

HAMAS: ÖNEMLİ BİR ADIM

Hamas da kararı memnuniyetle karşıladı. Hamas’tan yapılan yazılı açıklamada, “Bu karar, adaletin sağlanması yolunda atılan önemli bir adımdır.” ifadesi kullanıldı.

“Siyonist savaş suçlularının uluslararası mahkemelerde yargılanması için gerekli adımların tamamlanması” çağrısı yapılan açıklamada, UCM’nin olası baskılarla mücadele çabasının, şeffaflığını ve güvenilirliğini gösterdiği belirtildi.

TÜRKİYE KARARI MEMNUNİYETLE KARŞILADI

Kararı memnuniyetle karşılayan Türk Dışişleri Bakanlığı, “İsrail’in Filistin topraklarında işlemekte olduğu suçlardan dolayı hesap vermesinin ve söz konusu suçların sorumlularının tespit edilmesinin sağlanması yönünde atılmış anlamlı bir adımdır. UCM kararının uluslararası toplum tarafından desteklenmesi, İsrail’in Filistin halkına yönelik aşırı ve orantısız güç kullanımına karşı caydırıcılık tesis edilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.” değerlendirmesini yaptı.

ROMA STATÜSÜ VE ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİ

Uluslararası Ceza Mahkemesi – Lahey

15 Haziran 1998 – 17 Temmuz 1998 tarihleri arasında toplanan Birleşmiş Milletler Konferansı, İtalya’nın başkenti Roma’da Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Kuruluş Statüsü’nü karara bağladı.

Roma Statüsü adı verilen uluslararası anlaşma ile kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi, savaş suçları, insanlığa karşı işlenen suçlar, soykırım suçları ve saldırı suçlarına bakmakla görevlendirilmiştir.

1 Temmuz 2002 tarihinde Hollanda’nın Lahey kentinde resmen kurulan mahkeme, 11 Mart 2003 tarihinde çalışmalarına başlamıştır.

2020 yılı Aralık ayı itibariyle Roma Statüsü’ne 123 ülke taraftır. 42 ülke ne anlaşmayı imzalamış ne de Roma Statüsü’ne taraftır.

UCM KİMLERİ YARGILAYABİLİR?

UCM sadece Roma Statüsü’nün yürürlüğe giriş tarihi olan 1 Temmuz 2002’den sonraki suç iddialarını yargılayabilir. Ancak bu tarihten sonra imza atmış devletler için Antlaşma’ya taraf olma tarihi esas alınır. Bu devletler isterlerse UCM’ye 1 Temmuz 2002’ye kadar geriye doğru yargılama yetkisi verebilir.

UCM Savcılığı bugüne kadar 12 resmi soruşturma açmıştır. 9 konuda ise ön soruşturma devam etmektedir. Toplamda 42 kişi hakkında suçlamada bulunulmuştur.

UCM sadece kişileri yargılayabilir. Devletleri yargılama yetkisine sahip değildir.

Yargılanacak kişinin taraf ülke vatandaşı olması gerekir.

Taraf ülkelerin devlet sınırları içinde veya bir taraf ülke vatandaşı tarafından işlenen ve anlaşma’da belirtilen suçlar UCM yetkisindedir. Taraf olmayan ülkeler de Mahkeme’yi belirli bir suç için yetkilendirebilir.

ABD, UCM’DEN ÇEKİLDİ

1995’ten 2000 yılına kadar ABD hükumeti UCM’nin kurulmasını destekledi ancak Amerikalılar UCM’nin BM Güvenlik Konseyi tarafından kontrol edilmesini istedi. ABD ayrıca, Amerikalı yetkilileri ve Amerikan vatandaşlarını mahkemenin yargı yetkisi dışında tutmak için uğraştı ancak bu çabalar başarısız kaldı.

Bill Clinton yönetimi döneminde 31 Aralık 2000 tarihinde Amerikan Büyükelçisi David Scheffer hükumeti adına Roma Statüsü’nü imzaladı. 2001 Yılında George W. Bush yönetimi UCM toplantılarına katılmamaya başladı ve 6 Mayıs 2002 tarihinde ABD Roma Statüsü’nden imzasını çektiğini resmen açıkladı.

Amerika Birleşik Devletleri’nin eski başkanı Donald Trump geçtiğimiz yıl mahkemenin Afganistan’daki Amerikan askerlerini dava etme girişimi üzerine aralarında yargıç Bensouda’nın da bulunduğu bir grup mahkeme yetkilisine yaptırım uygulamıştı. Biden yönetimi bu yaptırımları gözden geçireceğini belirtmişti.

TÜRKİYE, TARAF DEĞİL

Türkiye, ne Roma statüsüne taraftır nede anlaşmayı imzalamıştır.

İsrail ise anlaşamayı imzalamak için son tarih olan 31 Aralık 2000 tarihi itibariyle anlaşmayı imzalamıştır ancak İsrail Meclisi’nde anlaşma onaylanmamıştır.

Joe Biden yönetiminden LGBT hakları için yaptırım sinyali

medyabold
Devamını Oku »

Bir ‘Alo Fetva’ klasiği: “Kovid-19 aşısı yaptırmanın hükmü nedir?”

Alo Fetva hattına yine ilginç sorular geldi. Vatandaş bu kez salgın hastalığa karşı aşı yaptırmanın dindeki yerini merak etti. Kovid-19 nedeniyle ölenlerin şehit olup olmadığını sordu.

BOLD – İstanbul’un 39 ilçesinde hizmet veren Alo Fetva hattına “Kovid-19’dan ölen şehit sayılır mı? Dezenfenktan abdesti bozar mı? Korona aşısı yaptırmanın hükmü nedir?” gibi güncel sağlık sorunlarıyla ilgili sorular soruldu. “Eşim Covid-19 virüsünden öldü, ardından ağlamam onun şehit sevabı almasını engeller mi, bir kabre birden fazla cenaze konur mu, Covid-19’dan ölenler yıkanıyor, kefenleniyor mu, Kovid-19’a yakalanma riskine karşı oruç tutulmasa olur mu, pandemide oluşturulan vefa gruplarında din görevlisi var mı, virüs sebebiyle cuma namazına gidemiyorum evde cuma namazı kılabilir miyim?” gibi sorular da yöneltildi.

155 BİN SORU SORULDU

Euronews’e konuşan İstanbul Müftü Yardımcısı Halime Yıldız, kimi dönemlerde çok yoğunluk yaşandığını ifade ederek, “İstanbul’da Alo Fetva hattına 2020 yılında yaklaşık 155 bin soru soruldu. Gelen soruların yoğunluğu ilçelerin nüfus yoğunluğuna göre de değişiyor.” dedi. 2020 yılında daha çok namazla ilgili sorularını geldiğini belirten Yıldız, hatta gelen diğer sorulardan bazılarını şöyle sıraladı:

“Hattımıza geçen yıl, kaza namazı kılınmayan vakitler, sandalyede namaz meselesi, oruca niyet vakitleri, orucu bozan haller, estetik ameliyatlar ve dövme yaptırmanın hükmü, evcil hayvanın kısırlaştırılması, ramazan ayında özellikle fitre, zekat ve hatim konuları, bitcoin alım ve satımı, borsa gibi ekonomiye dair sorular, banka kredisi gibi sorular yöneltildi.

medyabold
Devamını Oku »

6 Şubat 2021 Cumartesi

Boğaziçi eylemlerinde tutuklananların sayısı 8’e yükseldi

Boğaziçi eylemlerine katıldıkları gerekçesiyle mahkemeye sevk edilenlerden 4’ü daha tutuklandı, 2 kişi için ise “ev hapsi” kararı çıktı. Boğaziçi eylemleri nedeniyle tutuklananların sayısı toplamda 8’e yükseldi.

BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Melih Bulu’yu dışarıdan Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atamasının ardından başlayan eylemler kapsamında 4 kişi daha tutuklandı. Tutuklanan kişi sayısı ise 8’e yükseldi.

NÖBETÇİ HAKİMLİK TUTUKLAMA KARARI VERDİ

Kadıköy’de düzenlenen eylemde gözaltına alınan 6 kişi, tutuklama talebiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Bu kişilerin Kartal’da bulunan Anadolu Adliyesi’nde Nöbetçi Sulh Ceza hakimliğindeki işlemleri tamamlandı. Hakimlik, sorgular sonucu Ömer Şengel, Necmettin Erdem, Akın Karakuş ve Murat Can Demir için tutuklama, 2 kişinin de ev hapsine karar verdi. Son kararlarla birlikte Boğaziçi eylemlerinde tutuklananların sayısı 8’e yükseldi. 24 kişi için de ev hapsi kararı verildi.

“BİR GÜN HAPİS YATMAYACAK KİŞİLER TUTUKLANDI”

Anadolu Adliyesi’nde bulunan CHP’nin hukukçu milletvekillerinden Sera Kadıgil, Twitter’dan yaptığı paylaşımda tutuklamalara ‘toplantı ve gösteri yürüyüşlerine muhalefet’, ‘görevi yaptırmama’ ve ‘kamu malına zarar’ gibi suçlamaların yöneltildiğini belirterek, “Üst sınırdan ceza alsa bir gün hapis yatmayacak kişiler tutuklandı” yorumunda bulundu.

Yazıcıoğlu davasında karar: 3 kamu görevlisine 1 yıl 2 ay hapis cezası

 

medyabold
Devamını Oku »