9 Şubat 2021 Salı

Şanlıurfa TEM’de işkence: “Prezervatif taktım şimdi tecavüz edeceğim”

15 günlük bebeği ve eşiyle birlikte gözaltına alınan tarih öğretmeni, Şanlıurfa Emniyeti’nde kendilerine ‘sorgucular’ diyen işkence ekibinin yaptıklarını BOLD’a anlattı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Kapatılan dershanelerde öğretmenlik yapan ve güvenlik gerekçesiyle isminin açıklanmasını istemeyen 3 çocuk sahibi tarih öğretmeni, Şanlıurfa Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde gördüğü işkenceleri Bold Medya’ya anlattı. Darp, tehdit ve tecavüz girişimini polis ifadesine de geçirtmeyi başarabilen tarih öğretmeni, yaşadıklarının bilinmesini, duyulmasını ve işkencecilerin hukuk önünde yargılanmasını istiyor.

15 günlük bebeği ve lohusa eşiyle birlikte evinde gözaltına alındıktan sonra Urfa Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne götürülen tarih öğretmeni, gözlerinin bağlandıktan sonra çırılçıplak soyulduğunu, kendilerine “Sorgucular” diye hitap edilen kişiler tarafından darp edildiğini ve bir sorgucunun “Prezervatif taktım şimdi tecavüz edeceğim” dediğini aktardı. Bu tehdidin sadece kuru bir tehdit olarak kalmadığını da ifade etti. Tarih öğretmeniyle görüntülü olarak online gerçekleştirdiğimiz röportajı sunuyoruz.

Ne zaman, nerede tutuklandınız?

1 Ocak 2017’de evimde gözaltına alındım. Eşim yeni doğum yapmıştı. Bebeğimiz daha 15 günlüktü. Görevlilere durumu izah ettim. Sezaryenle doğum yapmıştı eşim. Çocuğumuzun da kalbi olması gerekenden daha büyük dünyaya gelmişti. Doktor hayati riskinin olduğunu söyledi. Kontrollerinin yapılması gerekiyordu. Dinlemediler. O halde üçümüzü alıp Şanlıurfa TEM’e götürdüler.

Birlikte mi kaldınız, ayrı nezaretlere mi koydular?

Eşim ve çocuğumu ayırdılar. Üst katta başka bir yere götürdüler. Beni de alta nezarethaneye indirdiler. Tabi o zamanlar çok kalabalıktı. Bu gözaltı furyalarının çok yoğun olduğu günlerdi. Eşimle, çocuğumla, tüm dünyayla irtibatımız koptu tabi. Aşağı indirdiklerinde hücreye koydular. Konuşmalarından Suriyeli olduklarını anladığım 2 kişi daha vardı. Arapça konuşuyorlardı. Onları çok feci bir şekilde dövmüşlerdi. Adamın üstü başı perişandı, gözleri patlamıştı. Ortalık kan revan içindeydi.

Size de orada mı işkence yaptılar?

Hayır, önce etkin pişmanlıktan yararlan diye baskı yapıldı. Daha niye gözaltına alındığımızı, neyle suçlandığımı bilmiyorum, bana pişmanlıktan yararlanmayla alakalı temkinlerde bulunuyorlar. Yumuşak bir üslupla, güler yüzle. “Ne yaptım da pişmanlıktan yararlanacağız, suçum ne onu bile bilmiyorum.” dedim. “Sen bir düşün” dediler. Sonra beni üzerinde Teşhis Odası yazan başka bir yere götürdüler. Bomboş bir oda. Kalorifer yok, penceresi açık, ocak ayı, kış, hava çok soğuk. Bir tane battaniye verdiler. Kapıyı üzerime kilitlediler. “Acil durum olursa kapıya vurursun” deyip gittiler. Bu şekilde 14 Ocak 2017’ye kadar orada kaldım. 13’ü 14’e bağlayan gece, saat 12’den sonra beni 2. katta bir odaya çıkardılar. Başıma nöbetçi polis diktiler. Sabaha kadar uyutmadılar. Yani devlet işi gücü bıraktı bizim başımıza nöbetçi koydu.

Gözaltında ne kadar kaldınız?

Bir ay. OHAL döneminde gözaltı süresi uzundu. 14 gün ben o odada, sandalyenin üzerinde yaşadım. Hiç uyumadım neredeyse. Artık insanın takati kalmıyor, vücut dayanamıyor. Bir de bana sıkıntıyı yaşatacak olan bir başka grup vardı. Onlar gece ortaya çıkıyor. Sorgucu diyorlar onlara. Mesaileri gece başlıyor. TEM’deki memurların ifadesiyle “bunlar insan değil.” Benim başımda beni uyutmamakla görevli olan memur söyledi bunu bana.

Kimmiş peki bu sorgucular?

Adının Murat olduğunu söyleyen bir amir, “Ankara’dan özel ekip geldi, bunlar MİT’e bağlı insanlar. Bunlara biz de söz geçiremiyoruz. Yani ne yaparlar ne ederler bizim kontrolümüzün dışında. Yani, senin başına ne gelir ne gider onu biz garanti edemeyiz” gibi ifadeler kullandı.

İşkence ne zaman nerede yapıldı?

23 Ocak’tan sonra başladı ağır işkence. İkinci katta bulunduğum odada gözümü bağladılar. Koridora çıktık, çapraz bir odaya girdik. Gözüm bağlı ama inip çıkmadığımız için hangi kat olduğunu biliyorum. Kaç kişi olduklarını bilmiyorum ama seslerinden ve bana müdahalelerinden anladığım kadarıyla bayağı varlardı. Önce sadece çamaşırım kalmak üzere soydular. Çok ağır hakaretlerle, anne, eş, çocuk, değerler aklınıza ne geliyorsa hem küfredip hem de darp ettiler. Çok hırpaladılar. Eliniz bağlı hiçbir şey yapamıyorsunuz. Etkin pişmanlıktan yararlanmamı ve önüme konulan evrakları imzalamamı istediler yine. Düşünmem için bir gün süre verdiler. Yarına kadar aklın başına gelsin, diyorlar.

Ertesi gün ne oldu?

Yine gece 12’den sonra aldılar. Boynumu iyice eğdiler, sanki kafam dizime değecek şekilde. Nezarethane katının da daha aşağısına indirdiler. Orada kalın bir bezle gözümü bağladılar. Ben tansiyon hastasıyım. Burnumu kapattılar. Nefes alamadığımı söylüyorum. Dinlemediler. Orada artık bu defa tamamen üryan bir şekilde soydular. Yerde süründürerek, sağa sola götürerek işkence yapıldı. Tecavüz girişimi orada yaşandı. Müebbetle yargılandığımı söylediler, eşimle, çocuğumla tehdit ettiler. Daha sonra o iğrenç fiili yapma tehdidi. Ve tehditten de öte. Fiili olarak buna yeltenmeye kalkma. Direneceksiniz ama neyinizle direneceksiniz. Elinizi arkadan da bağlamışlar.

Tehditten de öte derken tam olarak ne yapıldı?

Üryan bir haldesiniz, eliniz arkadan bağlı. Bir sürü insan sizi darp ediyor. Farklı pozisyonlara filan sokuyor, sorguculardan biri de dedi ki, “Prezervatif taktım, sana tecavüz edeceğim, ediyorum. Bunları kulağımla duydum. Net olarak duydum. O iğrenç fiil fiiliyata geçmedi. Ama kuru bir tehdit olarak da kalmadı. İfade ettiğim gibi direnç gösteriyorsunuz eliniz bağlı olsa bile. O an ki çırpınışlarınızla, gücünüz, imkanınız ne kadar el veriyorsa…

Yani prezervatif taktığını söyleyen adam yanınıza geldi, siz de bunu hissettiniz mi?

Aynen. Tecavüzde yeltendiler ama fiiliyat olmadı. Sonra arbede oldu, beni masaya yatırdılar. Ameliyat edeceklerini söylediler. Aletlerin seslerini duydum.

Nasıl kurtuldunuz bu durumdan?

Adı Murat olan o amir içeriye daldı, sesinden tanıyorum onu. “Ne yapıyorsunuz. Benim emanetimi siz hangi ara buraya getirdiniz de bu zulmü yapıyorsunuz?” dedi. Aralarında bir arbedeyle onların elinden beni kurtarmış oldu güya. Aynı o yumuşak yaklaşımla “Artık daha ne kadar kendine, ailene zarar vereceksin, şu işi hallet, şu işi bitir” gibi sözler söyledi. Ben bu arada ikinci katta avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım. “Onlara söyleyin beni narkozsuz ameliyat etsinler diye. Bir insan şerefi için, onuru için, namusu için yaşar. 44 yaşına gelmişim, 3 çocuğum var. Siz bana bir şey bırakmadınız ki, bundan sonra yaşasam ne olur diye bağırdım. Ertesi gün başkan diye hitap ettikleri bir adam geldi. Bana “Narkozsuz ameliyat olmak istiyormuşsun, korkmuyor musun” diye sordu. “Elbette korkuyorum. Elim bağlı, gözüm bağlı her şeyi yapabiliyorsunuz. Her şeyimi aldınız, bundan sonra yaşasam ne olacak” dedim.

Sizden ne öğrenmek istiyorlar? Sonuçta bir öğretmensiniz.

Tutuklanınca hakkımızdaki iddiaların ne olduğunu öğrendik tabi. 672 sayılı KHK ile ihraç olmamız. Ama ben de eşim de hep özelde çalıştık. İkincisi kapatılan kurumlarda sigorta kaydımızın olması. Çocuklarımızın kapatılan okullarda okuması. Bank Asya’da hesabımızın olması ve orada işlem yapmış olmamız. Bir de bir tanık ifadesi var. Tanımadığım bir adam, polislere dini sohbet verdiğimi, onlardan sorumlu olduğumu söylüyor. Bunun üzerine bana işkence yapıp itirafçı olmamı istiyorlar.

Bu iddiaları doğru mu?

Kesinlikle doğru değil. Benim adımı veren tanık da birçok kişinin ismini veren biri. Adamı tanımıyorum. Zaten kendileri de “Biz yanlış kişiyi almışız” deyip işkenceden vazgeçtiler. Ayın 26’sı ya da 27’siydi. Vücudumda oluşan morluklardan dolayı beni hastaneye götürdüler. Balıklıgöl ve 500 yataklı hastane diye 2 farklı hastane, 2 farklı günde götürdüler. İlaç aldılar. O ilaçları verdiler. 10. günde avukatımla görüşebildim. Eşimin serbest bırakıldığını söyledi. Ondan haberdar olunca bu defa eşini tekrar gözaltına alırız, aldırırız diye tehdit ettiler.

İşkence gördüğünüzü mahkemede anlatabildiniz mi?

Kayda geçmesi için ilk mahkemede anlattım. Hatta Sulh Ceza’da anlatacak oldum, hakim hiç dinlemedi. “İfadeye geçirtmişsiniz” dedi.

Size yapılan işkenceler resmi olarak kayda geçti yani.

Evet geçti. Şöyle oldu: 30. gün benim ifademi aldılar, avukatın nezaretinde. Sorulara cevap verdikten sonra “Eklemek istediğiniz bir şey var mı?” diye en son sordular. Gözaltı sürecindeki yaşadıklarımı yazdırmak istedim. Yazamayacaklarını söylediler. O zaman imzalamayacağımı söyledim. Avukatım da yanımda durdu. Söz dalaşı oldu. Avukatım Urfa Barosu’nu aradı. Baro başkanı “İfadeye geçirmezlerse imzalamayın” dedi. Sonra memur savcıyla görüşmeye gitti. Özet şekilde yaşadıklarımı ifademe eklediler. Emniyet ifade tutanağına işkence gördüğümü böylece yazdırmış oldum.

23 ay Şanlıurfa 1 Nolu T Tipi Cezaevi’nde kaldınız. Orada herhangi bir hak ihlali yaşadınız mı?

Fiziki olarak herhangi bir işkenceye maruz kalmadım ama o demir kapı her açıldığında yüreğiniz çıkacakmış gibi oluyor. Neden? Gözaltı süreci geçirmiş, mahkemesi olmuş, cezaevine girmiş ama tekrardan emniyete götürülüp gözaltında kalan arkadaşlar vardı. 1 hafta kalan vardı, 20 gün kalan vardı, 40 gün kalan vardı. Yani bunların örnekleri var. Siz de hep bu endişeyle yaşıyorsunuz. Acaba tekrardan mı almaya geldiler diyorsunuz? Psikolojik sıkıntılar yaşadığım için haliyle psikiyatriste gittim. Yaşadıklarımdan dolayı bana Efeksor ve Redebra diye iki ilaç verdi. Cezaevi süresince o ilaçları kullandım. Cezaevi kayıtlarında vardır.

Başka bir hastalığınız oldu mu?

Yok, yüksek tansiyonum zaten vardı, onun ilacını hala kullanıyorum. Ama psikolojik olarak yaşadığım travmaları hala atlatabilmiş değilim. Sadece fiziksel işkence yok ki psikolojik işkence de yaşadık. Gözaltı sürecindeyken, ‘gizli tanık, yani itirafçı ol bunları imzala, ondan sonra da devlet adına çalış. Biz sana işte özel kimlik çıkartalım, hatta ameliyat yapalım’ dediler. Ben bir öğretmenim. Sizin iddia ettiğiniz noktaları anlamakta zorlanıyorum. Bir insana kimlik çıkartmak, yeni bir hayat sunmak, maddi olanaklar tanımak, hatta yüz değiştirme… Filmlerden bildiğimiz olayları bana teklif ediyorsunuz, dedim. Aramızda bu tarz konuşmalar oldu. Tavırları iki türlüydü. Bir yumuşak, gel beraber yürütelim mantığı vardı. Diğeri de şiddetle.

Afyon Cezaevinde ilahi söyleyerek işkence yaptılar: “Seher vakti bülbüller, ne de güzel öterler…”

medyabold
Devamını Oku »

Hayaller ve hayatlar: Günde 2 milyon aşı hedefi 11 binde kaldı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “Günde 1.5 hatta 2 milyon doz aşı yapabiliriz” dese de günlük aşılama sayısı 11 binde kaldı. Tabipler Birliği, günde en az 500 bin ile 1 milyon arasında kişinin aşılanması gerektiğine dikkat çekti.

BOLD – Türkiye’de 14 Ocak’ta başlanan yaygın Kovid-19 aşılamasında aşılama hızı gün geçtikte azaldı. Toplumsal bağışıklığı sağlamak için yaklaşık 65 milyon kişinin aşılanması gerekiyor. Ancak bu aşılama hızıyla da bunun üç yıl sürmesi öngörülüyor. Sağlık Bakanlığının verilerine göre, 14 Ocak’tan bu yana yaklaşık 2 milyon 700 bin kişi aşılanabildi. Sadece sağlıkçıların aşılandığı ilk günlerdeki hız giderek düşüyor. Ocak ayının ortalarında 200-300 bin kişiye Kovid-19 aşısı yapılabilirken 5 Şubat Cuma günü yaklaşık 59 bin kişi aşılanabildi. 31 Ocak Pazar günü ise 25 binden fazla kişi aşılanırken geçtiğimiz pazar günü aşılananların sayısı 11 bin kişiye kadar geriledi.

1999 DEPREMİNDE KÖTÜ

Birgün’den İsmail Arı’nın haberine göre Türk Tabipleri Birliği (TTB) Kovid-19 İzleme Kurulu Üyesi ve Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala, aşılama hızındaki düşüşe dikkat çekti. Prof. Dr. Pala, “Bizim çok hızlı bir şekilde aşı çeşitliliğine erişip günde en az 500 bin ila 1 milyon arasında kişiyi aşılamamız gerekiyor. Bir an önce Sinovac dışındaki diğer aşıları sağlayıp ivedi olarak hızla aşı yapmamız lazım” dedi. Sağlık Bakanlığı’nın bildirdiği ölüm sayılarına göre, 1999 Depremi’ndekinden daha fazla kişinin koronavirüs salgını nedeniyle hayatını kaybettiği belirten Pala, “Salgın hâlâ kontrol altına alınabilmiş değil. Hâlâ kısa süreli tam kapanmaya hala ihtiyacımız var. Bizim pandemiden çıkış yolumuzun da aşı olduğunu tekrar ifade etmek istiyorum” diye konuştu.

SAĞLIKÇILARA YÖNELİK ŞİDDET ARTACAK

Sağlık emekçilerinin kendi kurumlarında aşılandığı için sağlıkçıların hızla aşılanabildiğini vurgulayan Ankara Tabip Odası (ATO) Başkanı Dr. Ali Karakoç ise şunları söyledi: “Gelen 3 milyon doz aşı öncelikli olarak sağlıkçılara yapıldı. Daha sonra 85 yaş üstü yaşlılar evlerinde aşılandı ve 70 yaş üzerindeki yurttaşlar ise randevu alarak aşı yaptırmaya gitti. Biz aşılama sürecinin en başında, sağlık çalışanları zaten görev yaptıkları yerlerde, hastanelerde aşılanacağını için ‘Sağlıkçıların aşılanması çok hızlı olacak’ dedik. Ancak, Aile Sağlığı Merkezlerinin (ASM) altyapısı aşılama için yeterli değil. ‘Buralarda hemşire yok, bekleme salonu yok ve aşılama aksayacak’ dedik. Sağlıkçılardan sonra aşılamanın daha yavaş olacağını ve daha da aksayacağını söyledik. Bu da sağlıkçılara yönelik şiddeti arttıracak. Ankara’da nüfusun sadece yüzde 5’i aşılandı. Ağrı ve Siirt gibi illerde bu oran binde bire kadar düşüyor. Doğu illerinde çok sayıda sağlıkçı KHK ile ihraç edildi. Bu illerde sağlıkçı sayısı ve aile hekimliği sayısı da çok az. Doğu illeri ile Batı illeri arasında aşılama oranında 5-6 kat fark var. İktidar sağlıkçıları hızla aşılayabildiği için buradan bir siyasi kazanç ve başarı hikayesi çıkarmaya çalıştıysa da aşılamada geldiğimiz noktada yine ortada. Avrupa ülkelerinden daha hızlı aşı yaptığımızı söylediler ama geçtiğimiz pazar günü sadece 11 bin kişi aşılanabildi. Toplumun 60 -65 milyonluk büyük bir kesiminin bir an önce aşılanması gerekiyor.”

Kovid-19 salgınıyla mücadele sürecinde toplumsal bağışıklığın kazanılması için yürütülen aşılama kapsamında, 14 Ocak’ta aşının ilk dozu uygulanan sağlık çalışanlarına ikinci dozların 11 Şubat’ta yapılmaya başlanması planlanıyor.

medyabold
Devamını Oku »

8 Şubat 2021 Pazartesi

Zor günler geride kaldı şimdi sıra daha zor günlerde!

Korona ve ekonomik kriz yine halkı vurdu. Sadece bir yılda icra dairelerindeki dosya sayısı 1.6 milyondan fazla arttı. Türkiye’de şu anda tam 22.1 milyon hacizli var…

BOLD – UYAP verilerine göre 5 Şubat itibariyle icra ve iflas dairelerinde halen derdest olan dosya sayısı da geçen yılın aynı günündeki dosya sayısına göre 1 milyon 674 bin adet artarak 22 milyon 160 bin 776’ya çıktı. Birgün’den Havva Gümüşkaya’nın haberine göre salgın döneminde işsiz kalan milyonlarca insan ucuz krediler aracılığıyla borca girdi. Yaz aylarında dağıtılan düşük faizli krediler nedeniyle halkın bankalara ve finans şirketlerine borcu ocak itibariyle 836 milyar liraya yükseldi. Milyonlarca kişi şimdi bu borçları döndüremiyor, bu durumda da haciz memurlarına iş çıkıyor.

DETAYLAR BASIN İLAN KURUMUNDA

İcra yoluyla el konulan mülk veya gayrimenkuller Basın İlan Kurumuna bağlı ilan.gov.tr adresinden satışa çıkarılıyor. Güncel verilere ilan.gov.tr’de 5 bin 850 emlak ilanı bulunuyor. İlanlar içerisinde en fazla 2 bin 714 ilan ile konut satışları dikkat çekiyor. Konut satışlarının ardından tarla, tarım arazisi statüsündeki alanların satışı dikkat çekiyor. Bin 437 adet tarım arazi icra müdürlükleri tarafından satışa çıkarılmış durumda. Salgın döneminde tarım sektörünün bankalara olan kredi borçları geçen yıl 2019’a göre 21,4 milyar lira artarak 125,4 milyar liraya kadar yükseldi. Sektörün ödeyemediği için takibe aldığı kredi borcu da temerrüt sürelerinin uzatılmış olmasına rağmen 2020 yılı sonunda 5 milyar lira olarak gerçekleşti. Bu da önümüzdeki günlerde icradan tarla ve tarım arazi satışlarında meydana gelebilecek artış ile ilgili endişe yaratıyor.

GERÇEK BATIK HAZİRENDAN SONRA ORTAYA ÇIKACAK

Bankaların donuk alacaklarına ilişkin 90 gün olan asgari gecikme süresinin, salgına karşı alınan önlemler kapsamında 31 Aralık 2020 tarihine kadar geçerli olmak üzere 180 güne çıkarılmıştı. Salgının henüz kontrol altına alınmaması nedeniyle bu tarih 31 Haziran 2021’e kadar uzatıldı ve taksit öteleme ve yeniden yapılandırma uygulamaları hayata geçirildi. Bu nedenle, takibe düşmesi muhtemel kredilerin büyük bölümü batık kredi olarak görünmüyor. 90 gün uygulamasına geri dönülüp dönülmeyeceği ise henüz bilinmiyor.

DAHA ZOR GÜNLER GELİYOR

Avukat Çağan Yazıcı, icra ve iflasların bu yıl daha da artacağını vurguladı: “Mart ayında adli sürelerin durdurulması kararı ile birlikte açılan icra takiplerinde borçluların borca itiraz vb. süreleri de uzadığı için takip resmi olarak açılsa dahi fiili olarak ilerlemiyordu. Ancak bu dönemde özellikle yaz aylarında pandemi destek kredileri ile borçluluk arttı, dükkânlar yeniden kapandı. Yapılan ötelemelerin de sonuna gelindi. Yani sonuç olarak bu borçlanmalar nedeniyle hem yeni icra dosyaları açılıyor, hem de mevcut dosyalar da borçlular ödeme yapamadığı kapanmıyor. Özellikle icralık olan borçlar taksitli telefon alımları vesaire… Adliyeler açıldıktan sonra da avukatlar salgın nedeniyle gidip icra dosyaları açmıyordu. Bir de avukatların icra dairelerinde işlem yapabilme hızı azaldı. İcra daireleri karantinaya alınıyor sık sık. Memurlar sağlık nedenleriyle izne çıkıyor. Genel olarak icra dairelerinde bir yığılma ve mesai/personel azlığı söz konusu. Bu nedenle önümüzdeki günlerde icra ve iflas sayısında ciddi artışların meydana geleceğini düşünüyorum.”

İSTANBUL İLK SIRADA

Türkiye’de toplam bireysel kredi kartı harcamalarının yüzde 33’ü İstanbul’da gerçekleşti. Bireysel kredi kartı harcamaları İstanbul’da yüzde 20 artarken ülke genelinde yüzde 23 arttı. İstatistik Ofisi, İstanbul’a ilişkin finansal piyasaların değerlendirildiği Şubat 2021 Finansal Piyasalar İstanbul Ekonomi Bülteni’ni yayınladı. Buna göre kredi kullanımı yıllık yüzde 33, takibe düşen krediler yüzde 10 arttı. Öte yandan kişi başına düşen nakdi kredi, yıllık yüzde 30 artarak 90 bin 322 TL’ye çıktı.

3 MİLYON KİŞİ ELEKTRİKSİZ VE DOĞALGAZSIZ BIRAKILDI

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in verdiği bilgiye göre 2020’nin ilk 10 ayında 2 milyon 530 bin elektrik faturası, 579 bin 642 doğalgaz faturası ödenmediği için bu abonelere geçici olarak kesinti uygulandı. Aynı dönemde 53 bin 840 elektrik abonesi ile 123 bin 657 doğalgaz abonesinin faturalarını ödeyemediği için haklarında yasal işlem başlatıldı.

medyabold
Devamını Oku »

Dünyanın en güçlü ekonomisi ABD’nin yapamadığını TÜİK başardı

Salgında ABD’de on milyonlarca kişi işsiz kaldı. Geçen ay sadece 49 bin kişi istihdam edilebildi. TÜİK verilerine göre ise Türkiye salgın döneminde istihdam edilen kişi sayısını 1 milyon 314 bin kişi artırmayı başardı.

BOLD – ABD’de geçen yıl işsizlik yardımına başvuranların sayısı 38,5 milyonu geçti. On milyonlarca kişi pandemi nedeniyle halen işsiz. Geçen ay sadece 49 bin kişi istihdam edildi. Türkiye’de ise salgının görüldüğü geçen yıl mart ayında 26 milyon 133 bin kişi istihdam edilirken, bu rakam ekim ayında 27 milyon 447 bin kişiye çıktı. Türkiye, pandemi sonrası istihdam edilen kişi sayısını 1 milyon 314 bin kişi artırmayı başardı.

BİR AYDA 49 BİN KİŞİ İŞ BULABİLDİ

ABD Çalışma Bakanlığı’nın Ocak ayı istihdam ve işsizlik raporuna göre işe alımlar yavaşlarken, işten çıkarmalar arttı. İşverenler, 2021’in Ocak ayında sadece 49 bin kişiye istihdam sağladı. Bu veri, ekonomik gerilemeye yol açan koronavirüsün son bir yılda ekonomi üzerindeki olumsuz etkisini halen koruduğunu gösteriyor. Mart ayından beri işsizlik yardımına başvuranların sayısı ise 38.5 milyonu geçti.

MİLYONLARCA ABD’LİYE 1.400 DOLAR DAĞITILACAK

Geçen yıl milyonlarca Amerikalı’ya 3 bin dolar pandemi yardımı yapan ABD, 1,9 trilyon dolarlık korona salgını yardımı dağıtacak. Paketin kabul edilmesiyle birlikte ABD’de on milyonlarca kişiye 1.400 dolarlık nakit yardımı yapılacak, eyalet yardımlarına ilave olarak haftada 400 dolarlık işsizlik yardımı sağlanacak.

TÜRKİYE’DE SALGIN SÜRESİNDE İSTİHDAM EDİLEN SAYISI ARTTI

ABD’de geçen aya ilişkin istihdam verileri açıklanırken, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) en son açıkladığı veri ise geçen yıl Ekim ayına ilişkin işsizlik verileri oldu. Ekim döneminde işsizlik oranı 0,7 puanlık azalış ile yüzde 12,7 seviyesinde gerçekleşti. TÜİK verilerine göre Türkiye’de salgının görüldüğü geçen yıl Mart ayında istihdam edilen kişi sayısı 26 milyon 133 bin kişi iken bu rakam ekim ayında ise 27 milyon 447 bin kişiye çıktı. Pandemi sonrasındaki 7 ayda istihdam edilen kişi sayısı 1 milyon 314 bin kişi arttı.

TÜİK’İN VERİLERİ ELEŞTİRİLİYOR

TÜİK’in açıkladığı dar tanımlı işsizlik oranı ve işsiz sayısı ile Kovid-19’un istihdam üzerinde oluşturduğu tahribatı gizlediği iddiasıyla eleştiriliyor. Nisan 2020’den bu yana uygulanan işten çıkarma yasağı nedeniyle TÜİK’in dar tanımlı/standart işsizlik verileri, işgücü piyasalarındaki gerçek tabloyu yansıtmıyor. TÜİK, sadece araştırmanın yapıldığı referans haftasından geriye doğru 4 hafta içinde iş arayanları işsiz sayıyor. Kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izin ödeneği uygulanması nedeniyle milyonlarca işçi çalışmadığı halde istihdamda gözüküyor.

ABD, DÜNYANIN EN GÜÇLÜ EKONOMİSİNE SAHİP ÜLKE

Dünyanın en güçlü ekonomisine sahip ülkesi ABD aynı zamanda dünyanın ikinci büyük imalatçısı. Ayrıca dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz üreticisi. 331 milyonluk nüfusu ile ABD kişi başı gelir 63 bin dolar dünyanın dokuzuncu yüksek kişi başına GSYİH’e sahip ülkesi. Amerikan doları ise uluslararası işlemlerde kullanılan ve dünyanın önde gelen rezerv para birimi.

TÜRKİYE’DE HALKIN BÜYÜK KISMI YOKSUL

83 milyonluk nüfusu ile Türkiye ise kişi başına düşen 9 bin dolarlık milli gelir ile milli gelir sıralamasında ülkeler arasında 78. sırada kendine yer buldu. Türkiye, dünyanın 19. büyük ekonomisi. Türkiye’deki sektörel GSYİH dağılım yüzde 8,9 tarım, yüzde 27,3 sanayi ve yüzde 63,8 hizmet şeklinde oldu. Türkiye’de en zengin kesimin geliri, en yoksul kesimin gelirinin 7,7 katı. Türk-İş’in verilerine göre ülkedeki 65 milyon vatandaş açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşıyor.

Varlığı da yokluğu da Türkiye’ye dert: Berat Albayrak

medyabold
Devamını Oku »

Donald Trump’ın azil davası ABD Senatosunda başlıyor

6 Ocak’ta beş kişinin hayatını kaybettiği Kongre baskını nedeniyle hakkında görevden azil süreci başlatılan ABD Eski Başkanı Donald Trump’ın azil davası bugün Senato’nun gündemine geliyor.

BOLD – ABD Eski Başkanı Donald Trump’ın Kongre baskını nedeniyle görevden azledilmesine ilişkin dava Senatoda başlıyor. Temsilciler Meclisi, 74 yaşındaki Donald Trump’ın, 6 Ocak 2021’deki Kongre baskınından önce Kongre önünde yaptığı konuşmada destekçilerini “ayaklanmaya kışkırtma” suçlamasıyla 13 Ocak’ta görevden azledilmesi kararı almıştı. Temsilciler Meclisi kararı sonrasında, Trump’ı yargılayacak mahkeme konumundaki Senato’da azil duruşmaları bugün başlıyor. Temsilciler Meclisi’nin ikinci azil sürecinin başlatılması kararını bazı Cumhuriyetçiler de desteklemişti.

SÜREÇ NASIL İŞLEYECEK?

Senato Çoğunluk Lideri Demokrat Chuck Schumer ve Senato’daki Cumhuriyetçiler’in lideri Mitch McConnell eski başkan Donald Trump’ın azil yargılamasının usulüne ilişkin ayrıntılar konusunda bir taslak üzerinde anlaştı. Schumer’ın açıkladığı taslağa göre mahkeme bugün eski bir başkanın yargılanmasının yasal olup olmadığı konusunda yapılacak tartışma ve oylamanın ardından başlayacak. Trump ABD’de görev süresinin dolmasının ardından yargılanan ilk başkan olacak. Cumhuriyetçiler bu durumun anayasaya uygunluğunu sorguluyor. Tarafların iddia ve savunma sunumlarına ise Çarşamba günü öğlen saatlerinde geçilecek. Her iki tarafa da sunumları için 16’şar saat süre verilecek. Dava sırasında tanık çağırılmayacak. Eğer savcılar tanık istediklerine karar verirse bu konuda oylama yapılacak.

TRUMP İFADE VERMEYECEK

ABD tarihinde Kongre’nin hakkında iki kez azil süreci başlattığı ilk başkan olan Trump, daha önce ifade vermesi için yapılan çağrıyı reddetmişti. Yargılamaya, Trump’ın savunma ekibinin isteğiyle, Cuma akşamı ara verilecek ve Pazar günü akşamüstü yeniden başlanacak. Bu sürecin sonunda “suçlu” olduğuna hükmedilebilmesi için Senato’nun üçte ikisinin oyu gerekiyor.

SENATO SÜRECİNİ KİMLER YÖNETECEK?

ABD Anayasa Mahkemesi Başkanı Yargıç John Roberts Trump hakkındaki birinci azil sürecine başkanlık yapmıştı ama bu kez yapmayacak. Senato’daki yargılamaya bu kez, -Anayasa’ya göre başkana bir şey olursa yerini alacak üçüncü kişi olan- Senato’daki Demokratların en yaşlı üyesi Patrick Leahy başkanlık edecek. İddia makamında Azil Yöneticileri diye de tanımlanan, Temsilciler Meclisi mensubu 9 Demokrat olacak. Trump’ı ise avukatları Bruce Castor ve David Schoen temsil edecek. Savunma ekibine başka isimlerin eklenip eklenmeyeceği henüz belli değil. Bu olağan dışı mahkemede Senato’nun 100 üyesinin tamamı jüri üyeleri olarak yemin ediyor. Senatörlerin soruları ve kapanış konuşmaları için eşit zaman tanınacak, ayrıca istenmesi durumunda Senato’ya müzakere hakkı verilecek. Daha sonra da azil maddesi üzerinde oylamaya geçilecek. Senato’daki Demokratlara göre eski başkanın suçlu bulunması durumunda yeniden kamu görevinde yer alması ve eski başkanlıktan kaynaklanan ayrıcalıklardan yararlanmasının önüne geçilmesi için bir oylama daha yapılacak.

TRUMP’IN AZLEDİLMESİ İÇİN KAÇ OY GEREKİYOR?

Senato’da üçte iki çoğunluğun sağlanması halinde, yani en az 67 Senatörün azil lehinde oy kullanması halinde ise Trump görevden azledilmiş olacak. Şu anda Senato’da Demokratlar’ın 50, Cumhuriyetçiler’in de 50 sandalyesi bulunuyor.

ANAYASAYA UYGUNLUK TARTIŞMASI

Trump’ın avukatları ve destekçileri, Trump’ın artık başkan olmamasından ötürü sürecin anayasaya uygun olmadığını savunuyor. Amerikan anayasasına göre azil sürecinin sadece görevdeki başkanlara karşı başlatılabileceğini savunan avukatlar, Trump’ın şu anda sıradan bir vatandaş olduğunu ve hakkında azil süreci başlatılmasının anayasaya uygun olmadığını öne sürüyor. Dava öncesi açıklama yapan Trump’ın avukatları davanın “küstah siyasi bir eylem” olduğunu ve amacının “bir azınlık partisini susturmak” olduğunu öne sürdü. Azil sürecinin başlatılması için girişimde bulunan Demokratlar ise görev süresi sona ermiş olmasına karşın Trump’ın Kongre baskını nedeniyle görevden azledilmesi gerektiğini savunuyor. Demokratlar aksi takdirde bunun başkanlık görevinin son haftalarındaki olası anayasa ihlallerinin önünü açabileceğini belirtiyor. Trump, suçlu bulunması halinde eski başkanların faydalandığı emekli maaşından ve güvenlik hizmetinden yararlanamayacak, 2024 yılındaki başkanlık seçimlerinde de aday olamayacak. Trump hakkında ilk azil soruşturması Şubat 2020’de başarısız olmuştu.

İsrail’de aşılama ve tedbirler başarı getirdi: Karantina bitti

medyabold
Devamını Oku »

Oyu ve raytingi düşen Erdoğan ‘müjde’ye sarıldı

İzlenme oranları düşen Erdoğan’ın müjde çıkışının Cumhur İttifakı ile puan farkının 9’a çıktığını gösteren anket sonucuyla aynı güne denk gelmesi dikkat çekti.

BOLD – Partisinin Bayburt, Giresun, Niğde ve Zonguldak 7. olağan il kongrelerine canlı bağlantıyla katılan AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, burada bir konuşma gerçekleştirdi.

Konuşmasının bir bölümünde Çarşamba gününü işaret eden Erdoğan: “Millete Sesleniş programını özellikle izlemenizi tavsiye ediyorum. Sizlere birçok güzellikleri orada takdim edeceğim” dedi.

Bu çıkışın ardından sosyal medya Erdoğan’ın müjdesini tartıştı. Müjdeyi pandemi ile ilgili olduğunu düşünenler hafta içi ve hafta sonu yürürlükte olan sokağa çıkma yasaklarının, Erdoğan tarafından kaldıracağını ileri sürdü.

MİLLİ UZAY GEMİSİ

Müjdeyi ti’ye alanların sayısı da hayli fazlaydı. Bazı vatandaşlar eski müjdelere atıfta bulunarak gaz, petrol ya da altın bulunduğunun açıklanacağını tahmin etti, bazıları da milli uzay gemisinin müjdesini beklediği. Çok sayıda sosyal medya kullanıcısı da yeni zam ve fiyat güncellemesi beklediklerini söyledi.

MÜJDE ANKETİN ARDINDAN GELDİ

Gazeteci Can Dündar ise Erdoğan’ın müjdesinin Millet İttifakının 9 puan gerisine düştüğünü gösteren anketle aynı gün geldiğine dikkat çekti. Dündar paylaşımında, “Erdoğan’ın Çarşamba günü güzellikler takdim etme ihtiyacı buradan doğmuş olsa gerek” diyerek anketi paylaştı.

Varlığı da yokluğu da Türkiye’ye dert: Berat Albayrak

medyabold
Devamını Oku »

Nefret söylemleri meyvelerini verdi: Mahalleli LGBT bayraklı evleri şikayet ediyor

Camında asılı LGBT bayrağını mahallelinin şikayeti üzerine eve gelen polisler yüzünden kaldırmak zorunda kalan bir sosyal medya kullanıcısı başından geçenleri ve yaşadığı çaresizliği anlattı.

BOLD – Boğaziçili öğrenci ve akademisyenlerin Melih Bulu’nun rektör olarak atanmasına tepkileri sürüyor. Geçen hafta sonu üniversitede düzenlenen bir sanat etkinliği sonrası yükselen tansiyonun ardından polisin sert müdahalesi geldi.

LGBT’LİLER HEDEF OLDU

Etkinlikte Boğaziçili öğrenicilerin Kabe görselini yere serdiği iddiası sonrası İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, etkinliğe katılan 4 LGBT’linin gözaltına alındığını duyurdu. Soylu’nun gözaltına alınanlar için ‘Sapkın’ ifadesini kullanması yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi.
Soylu’nun paylaşımı sonrası LGBT’liler üzerinden ifade özgürlüğü ve insan hakları tartışmaları başlarken daha önce ‘LGBT’liler için yasal güvence isteyen Erdoğan da bakanından yana saf tuttu.
İktidarın demokratik ülkelerde nefret söylemi kabul edilen açıklamaları sonrası LGBT’ler ve LGBT simgeleri hedef haline geldi.

İHBAR EDİLDİM

Santa adlı bir sosyal medya hesabından yapılan bir paylaşım LGBT’lilere yönelik yükselen nefreti gözler önüne serdi. Santa adlı kullanıcı: “Az önce evime polis geldi, camıma astığım LGBT+ bayrağı yüzünden ihbar edilmişim. İş uzamasın diye çıkartmak zorunda kaldım. sinirden duvar yumruklayacağım” ifadelerini kullandı.
Santa adlı kullanıcı, takipçilerinin tekrar asması yönünde telkinlerine, “İnan ellerim titreye titreye çıkarttım. Ama bugün şikayet eden, yarın öbür gün camımı taşlar. Yıllardır aynı mahallede oturuyorum. Herkes tanıyor beni, hedef gösterilirim, canımdan bile olabilirim” diyerek cevap verdi.

MASKEMİ ŞİKAYET ETTİLER

LGBT renkleri taşıyan maske taktığı için aynı şeyleri yaşadığını anlatan Başak adlı bir başka sosyal medya kullanıcısı da: “Vatandaş beni şikayet etmiş polise. Gökkuşağı gibi bir doğa olayından şikayetçi olan varsa şikayetini Yaradana iletebilir” demiştim” dedi.

Erdoğan’ın Perinçek’le işi bitti mi?

medyabold
Devamını Oku »

İstanbul’a bir hafta yağması beklenen kar geliyor! İşte İstanbul’un tarihi kışları

Tarihi boyunca kar yağışlı kara kışları zor geçiren İstanbul’un, önümüzdeki Cumadan itibaren bir hafta sürmesi beklenen kar yağışının etkisi altına girmesi bekleniyor. İşte İstanbul’un bilinen en büyük kara kışları…

BOLD – Mevsim sıcaklarının üzerinde seyreden hava sıcaklıklarında, son tahminlere göre önümüzdeki günlerde sert düşüş bekleniyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğünün verilerine göre, Türkiye 10 gün sürmesi beklenen soğuk havanın etkisi altına girecek. Cuma günü İstanbul ve Marmara genelinde kar olasılığı var. Asıl kar yağışının Pazar ve Pazartesi günü yağacağı belirtildi. 12 Şubat’ta başlaması beklenen karın yaklaşık bir hafta sürmesi bekleniyor.

İSTANBUL’UN KAR İLE SINAVI

Bizans ve Osmanlı’ya başkentlik yapan İstanbul tarihi boyunca kar ile imtihan verdi. Kar yağışı şehre her zaman sorunları da beraberinde getirdi. İmparatorluklar dönemlerinde 30 yılda bir görülen ‘kara kış’ kente ölüm de getirdi.

İstanbul’un bilinen tarihi boyunca kara kışla yaşadığı imtihanları Cumhuriyet’e anlatan Tarihçi Necdet Sakaoğlu, bir kış mevsimi tahta geçen 3. Osman’ın dönemine denk gelen kara kış yüzünden padişahın halk arasında uğursuz sayıldığını anlattı.

Kentte 2 ay süren 1754’teki kar yağışında, Haliç dondu, Üsküdar ile Sarayburnu arası buzlarla kaplandı. Tarihçi Sakaoğlu, bunun Karadeniz’e dökülen büyük ırmaklardan kopuk gelen buzların neden olduğunu anlattı.

Osmanlı döneminde deniz yoluyla gelen yakacaklar kar engeline takılınca İstanbul’da yaşayan halk çok zor şartlarda, bu soğukları geçirmek zorunda kaldı. Hastalıkları ve büyük yangınları da beraberinde getiren kar çoğu zaman can aldı.

İSTANBUL’UN ZOR KIŞLARI

Yakın tarihte İstanbul’un en büyük kışı olarak kabul edilen 1929’da 6 Ocak’ta başlayan kar yağışı, 12 Mart’a kadar devam etti. Asıl büyük kışın yaşandığı Avrupa’da Tuna Nehri dondu. Donan nehrin çözülme evresi İstanbul’u da etkiledi. Karadeniz’e inen çözülmüş buzlar dalgalarla sürüklenerek Rumelihisarı önüne geldi ve boğazı kilitledi.

1963’teki ağır geçen kış mevsiminde, Trakya’daki tipiyi fotoğraflamaya çalışan bir kaç gazeteci donarak hayatını kaybetti.

1987’DEKİ KAR SÜRPRİZİ

1987 yılında da kar yağışı bakımından olağanüstü bir kış yaşandı. Yaklaşık bir metre kalındığındaki karın altında kalan şehirde hayat tamamen durdu.

Meteorolojinin 9 derece tahmin ettiği hava sıcaklığı 4 Mart 1987 gecesi -5 dereceye kadar düştü. Soğuk havanın etkisiyle birlikte tipi şeklinde başlayan kar yağışı İstanbul’u beyaza bürüdü. Bir metreye ulaşan kar yüzünden eğitime 2 hafta zorunlun ara verildi. Günlerce işe gidemeyen İstanbullular evlerde mahsur kaldı.

Gelir azaldı faturalar kabardı: Halk ödeyemediği fatura için icralık 

 

medyabold
Devamını Oku »

Varlığı da yokluğu da Türkiye’ye dert: Berat Albayrak

İstifasını açıkladıktan sonra bir daha ortalıkta görünmeyen Berat Albayrak ile ilgili her gün yeni bir iddia ortaya atılıyor. Bakanlığı döneminde en çok konuşulan ve eleştirilen siyasilerden olan Albayrak, yokluğunda da sosyal medyanın gündeminden düşmüyor.

BOLD – Dünyaca ünlü hacker grubu Anonymous’un 14 milyar euroluk yolsuzluk iddiası sonrası gözler yine kayıp olan Berat Albayrak’ı aradı. İddiaya göre, Hazine ve Maliye Bakanlığı döneminde Albayrak’ın izniyle Alman Deutsche Bank ve Ziraat Bankası arasında milyar euroluk şaibeli bir işlem gerçekleştirildi. Anonymous yaptığı paylaşımda, Berat Albayrak’ın bu işlem sonrası Erdoğan tarafından gözden çıkarıldığını ileri sürdü. Kimin ne amaçla sızdırdığı belli olmayan belgeleri de paylaşan grubun iddialarını yanıtlamak için Albayrak’ın ortaya çıkıp çıkmayacağı merak konusu.

Bakan iken kaybolan ve kendisinden bir daha haber alınamayan Berat Albayrak hala en çok konuşulan siyasiler arasında. Sözlük ve sosyal mecralarda artık Berat Albayrak’ın öldüğü iddiaları bile dolaşır oldu.

7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP’den milletvekili olan Albayrak, 1 Kasım 2015 Genel Seçimleri sonrasında kurulan 64.Hükumette Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı oldu. Binali Yıldırım tarafından kurulan 65. Hükûmette bu görevine devam eden Albayrak, 2017 Anayasa değişikliği referandumunda kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi sonrasında gerçekleştirilen 2018 Genel Seçimlerinin ardından kurulan 66. Hükumette Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine atandı. Albayrak ayrıca, 12 Eylül 2018 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararıyla da Türkiye Varlık Fonu’nun(TVF) da Başkanvekili oldu.

DOLARLA NE İŞİNİZ VAR?

2018’de Maliye ve Hazine Bakanı olabilmek için milletvekilliğinden istifa eden Berat Albayrak’ın bakanlığı da istifası gibi sıra dışı geçti. Albayrak’ın her söylediği gündem oldu. Özellikle kur atağının yaşandığı günlerde konuk olduğu CNN Türk’te, kur konusundaki endişelerini anlatan Ahmet Hakan’a söylediği ‘dolarla ne işiniz var’ sözü ise Türk siyasi tarihine geçecek gibi görünüyor.

ÇOKOMELLİ EKONOMİ

Albayrak’ın yerli ve uluslararası yatırımcılara verdiği brifinglerde sık sık kullandığı ‘Çok önemli (Çokomelli)’ifadesi muhalefetin dilinden hiç düşmedi. Albayrak, sosyal medyada da ‘Çokomelli Bakan’ olarak anılmaya başladı.

MERKEZ BANKASININ KAYIP 128 MİLYAR DOLARI

Albayrak’ın kur tahminleri de hiç isabetli olmadı. Uzun vadede döviz mevduatı olanların zarar edeceğini söyleyen Albayrak, kur konusunda hemen her zaman yanıldı. Albayrak yönetiminde, kur artışını önlemek iddiasıyla ihalesiz, kime ve ne kadardan satıldığı belli olmayan Merkez Bankasının 128 milyar doları sır oldu.

ALBAYRAK’IN OLAYLI İSTİFASI

Albayrak, 8 Kasım 2020’de sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla 2018’den beri sürdürdüğü Hazine ve Maliye Bakanlığı görevinden, sağlık sorunlarını ve ailesi ile zaman geçirmek istediğini gerekçe göstererek istifa ettiğini açıkladı. Albayrak’ın çok istediği kurdaki düşüş, istifa haberi ve Merkez Bankasına Naci Ağbal’ın atanmasının ardından gerçekleşti.

ORTADAN KAYBOLDU

Daha istifası kabul edilmeden ortadan kaybolan Albayrak’tan hala haber yok. Kaybolduğundan beri sosyal medyanın gündeminden düşmeyen Albayrak ile ilgili her gün istifasına ilişkin yeni bir iddia ortaya atılıyor. Albayrak’ın ortaya çıkıp, özellikle Anonymous’unki başta olmak üzere bu iddialara yanıt verip vermeyeceği merak konusu.

Bitik tarımın suçlusu iPhone 6’sıyla internete giren çiftçi mi?

medyabold
Devamını Oku »

Danimarka Başbakanı’ndan hafta sonu ev temizliği paylaşımı

Danimarka tarihinin en genç Başbakanı Mette Frederiksen, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla büyük ilgi gördü. Frederiksen, hafta sonunu evde geçirdiğini ve uzun süredir temizlik yapmadığını belirten bir fotoğraf yayınladı.

BOLD – Danimarka tarihinin ikinci kadın ve ülkenin en genç başbakanı Mette Frederiksen, mütevazi tavırlarıyla dikkat çekiyor. Dünyada kişi başına düşen milli gelirin en yüksek olduğu 10. ülke durumundaki Danimarka’nın kadın başbakanı hafta sonu evinde cam sildiği bir fotoğrafı paylaştı.

2015 yılının Haziran ayından bu yana Danimarka Sosyal Demokrat Partisi’nin liderliğini yürüten ve 2019 yılı Haziran ayından bu yana da Başbakanlık görevini yürüten Mette Frederiksen, uzun zamandır evde temizlik yapmadığını belirterek fotoğrafın altına şu yorumu yazdı:

“Hafta sonu ve kış güneşi. Geçtiğimiz aylarda pencereleri temizlemek için çok fazla zaman olmadığı ortaya çıktı. İyi pazarlar.”

BAŞBAKANIN MÜTEVAZİ YAŞAMINDAN KARELER

Sempatik tavırlarıyla dikkat çeken Danimarka Başbakanı Frederiksen, sosyal medya hesaplarında sık sık fotoğraf paylaşıyor. Yıllık kişi başına 63 bin dolar milli gelirle dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alan Danimarka’nın başbakanının paylaştığı fotoğraf karelerinde ise sadelik ve doğallık ön plana çıkıyor. Sık sık selfie fotoğraflarını yayınlayan Frederiksen, yaptığı gezilerden de fotoğrafları ve ev hallerini de takipçileriyle paylaşıyor.

30 Ocak’ta çalışmalarını sürdürürken yediği yemeğin fotoğrafını paylaşan Başbakan, “Çok fazla değişmeyen şeyler var. Hala uskumru, mayonez, salatalık ve çavdar ekmeği seviyorum” diye yazdı.

Başbakan Frederiksen, 28 Eylül’de çocukları için pişirdiği pirinç lapasının görüntüsünü paylaştı.

Danimarka Başbakanının 10 Eylül’de paylaştığı fotoğraf ise daha bir ilginçti. Ferederiksen’in öğle yemeği menüsü şöyle: Bir muz, iki havuç, bir armut ve bir parça çavdar ekmeği.

Frederiksen, paylaşımının altına da şu yorumu yazdı: “Başbakan olarak günün ne getireceğini asla bilemiyorum. Ancak, sabah paketlenmiş bir öğle yemeğini paketlediğimde her şey daha kolay oluyor.”

16 Temmuz 2020’de film yapımcısı Bo Tengberg ile ikinci evliliğini yapan Başbakan Frederiksen’in 2 çocuğu var.

Alman Hükumeti’ne ‘Türkiye’ eleştirisi: Utanç verici!

medyabold
Devamını Oku »

Gelir azaldı faturalar kabardı: Halk ödeyemediği fatura için icralık 

Artan ekonomik kriz karşısında her geçen gün değer kaybeden TL, vatandaşın alım gücünü azaltıyor. 4 kişilik bir hanenin doğalgaz, elektrik, su ve internet faturası ise gelen zamlarla asgari ücretin 4’te birine ulaştı. Milyonlarca abone faturalarını ödeyemezken, yüz binlercesi ise icralık oldu.  

BOLD – TMMOB, 4 kişilik bir hanenin doğal gaz, elektrik, su ve internet faturasına ödediği miktarın asgari ücretin 4’te birine denk geldiğini belirledi. Milyonlarca abone faturalarını ödeyemezken, yüz binlercesi ise icralık hale geldi.

TELEFON VE İNTERNET NEDENİYLE İCRALIK OLANLARIN SAYISI AÇIKLANMIYOR

Pandemi ile birlikte işsiz sayısı ise 10 milyonun üzerine çıktı. Yeni yılda ve öncesinde gelen zamlar vatandaşın faturalara ayırdığı para miktarını artırdı. Artık ailelerin doğal gaz, elektrik, su ve internet faturasına ödediği miktar asgari ücretin 4’te birine ulaştı. Su, internet ve telefonla ilgili ne kadar abonenin icralık olduğu ile ilgili resmi rakam paylaşılmıyor.

176 BİN ABONEYE FATURA İCRASI

Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre geçen yılın ilk 10 ayında faturalarını ödeyemeyen 53 bin elektrik, 123 bin doğalgaz abonesi hakkında yasal işlem başlatıldı. Aynı dönem içinde 2 milyon 530 bin elektrik faturası ve 579 bin 642 doğalgaz faturası ödenemediği için halkın elektrik ve doğalgazları kesildi.

HALKIN BÜYÜK BİR KISMI YOKSUL

Birçok kurumun açıkladığı aylık açlık ve yoksulluk verilerine göre 9 bin TL geliri olmayan halkın büyük bir kısmı yoksul. TMMOB işsiz kalan, işyerleri kapatılanların faturalarının kamu bütçesinden karşılanmasını talep ederken, Tüketiciler Derneği ise halkın artık bu zamları kanıksayıp şikâyet etmek yerine doğal gaz kullanmamayı tercih ettiğine dikkat çekiyor.

Antalya L Tipi’nde uyuz salgını

medyabold
Devamını Oku »

Erdoğan CHP ve HDP’yi hedef aldı: Terör örgütlerinin beslemesi

Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’de diktatörlük sergilediğini savundu. “Tek parti devriyle yarışır seviyeye geldi” dedi. CHP ve HDP’nin hiçbir farkı olmadığını ikisinin de terör örgütlerinin beslemesi olduğunu öne sürdü.

BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Bayburt, Giresun, Niğde ve Zonguldak İl Kongresine video konferans yoluyla katıldı. CHP’deki istifalara işaret ederek partinin parçalanmaya başladığını belirtti. “CHP’nin başındaki zatın herkesi kapı dışarı ederek sergilediği diktatörlük ise tek parti devriyle yarışır seviyeye geldi. CHP yönetimi siyasi tükenmişliklerini perdelemek için sokak siyasetine sarılmaktadır. Ha CHP ha HDP hiçbir farkları yok, terör örgütlerinin beslemesi bunlar” dedi. Erdoğan’ın konuşmasından başlıklar şöyle:

  • Bölen değil birleştiren, kutuplaştıran değil kucaklaştıran, kardeşi kardeşi kırdırmak isteyenlere inat vatandaşlarımızı Türkiye ortak paydasında buluşturan bir kadro olduk.
  • İnsanlarımız bizimle birlikte belediyelerden, devletin her kademesine rağmen dinamik, vizyoner, gayretli bir kadroyla tanıştı.
  • Eğitimden sağlığa, ulaştırmadan enerjiye kadar her alanda ülkemize çağ atlattığımız için gurur duyuyoruz.
  • İzlediğimiz onurlu ve kararlı politikalarla ülkemizin itibarını artırdığımız için mutluyuz.
  • Geçmişteki hiçbir aktör bugünkü CHP kadar kötü bir görüntü de sergilemedi. İşte parçalanmaya başladılar.
  • CHP’nin başındaki zatın herkesi kapı dışarı ederek sergilediği diktatörlük ise tek parti devriyle yarışır seviyeye geldi.
  • CHP yönetimi siyasi tükenmişliklerini perdelemek için sokak siyasetine sarılmaktadır. Ha CHP ha HDP hiçbir farkları yok, terör örgütlerinin beslemesi bunlar.
  • Önümüzdeki dönemde önceliklerimizin başına eğitim ve kültür politikalarını koyarak milletimize bu hizmeti de vereceğiz.
medyabold
Devamını Oku »

Turkey jails four pending trial over university protests: prosecutor

Four people were formally arrested as part of an investigation into protests against President Tayyip Erdogan’s appointment of a rector at one of the country’s top universities, an Istanbul prosecutor’s office said on Sunday.

The protests began last month over Erdogan’s appointment of Melih Bulu, an academic and former political candidate, as rector of Istanbul’s Bogazici University. Students and faculty say the process was undemocratic.

Istanbul Anadolu prosecutor’s office said four people were jailed pending trial over protests at Istanbul’s Kadikoy district. They were variously charged with crimes including damaging public property and terrorism propaganda.

Two others were placed under house arrest, it said.

Hundreds of people gathered in Kadikoy this week in support of students protesting at the university. Authorities detained around 165 people on two separate days and two of them were jailed pending trial.

About 600 people have been detained since Jan. 4 as protests spread in Istanbul and Ankara, authorities have said. Most have been released but the government has dismissed protesters’ criticism, saying the demonstrations are politically driven.

Officials have also deployed what the United States and United Nations have both described as homophobic rhetoric, with one minister describing students as “LGBT deviants”.

Erdogan established two new faculties at the university in a decree published in the Official Gazette on Saturday, in a move critics said was aimed at increasing Ankara’s influence.

Ali Babacan, a former Erdogan ally and the current head of the Democracy and Progress Party (DEVA), said on Saturday the move would lead to appointments of people closer to Erdogan.

“New academics will be easily employed there and people of a similar profile will be appointed there,” he told broadcaster Halk TV in an interview.

“The game plan in the background needs to be seen,” Babacan said, pointing to similar steps being taken at other institutions in the past.

Reuters

Turkish police detain 159 people at protests over Erdogan-appointed university head

The post Turkey jails four pending trial over university protests: prosecutor appeared first on IPA NEWS.



from IPA NEWS https://ipa.news/2021/02/08/turkey-jails-four-pending-trial-over-university-protests-prosecutor/
Devamını Oku »

Boğaziçi bildirisi: Zulme ve baskıya boyun eğmeyeceğiz!

Kayyum rektör atamasını protesto eden Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine gazeteci, yazar ve sanatçılar da sahip çıktı. Bir bildiri yayınlayan 147 isim “Zulme ve baskıya boyun eğmeyeceğiz” dedi.

BOLD – Boğaziçi Üniversitesinde bir buçuk aydır devam eden rektör protestolarına yazar, sanatçı ve gazetecilerden destek geldi. 147 ünlü isim “Boğaziçi Üniversitesi’ndeki direnişin yanındayız. Zulme ve baskıya boyun eğmeyeceğiz. Aşağı bakmayacağız.” açıklaması yaptı.

Aralarında Zülfü Livaneli, Orhan Pamuk, İhsan Oktay Anar, Ahmet Telli, Ahmet Ümit, Ataol Behramoğlu, Burhan Sönmez, Aslı Erdoğan, Eren Aysan, Ferhan Şensoy, Güray Öz, Haydar Ergülen, Murathan Mungan, Orhan Alkaya, Seray Şahiner ve Zeynep Altıok’un da olduğu 147 yazar, “Aşağı bakmayacağız” başlığıyla yaptıkları yazılı açıklamada, öğrencilerin yanında olduklarını duyurdu.

Ocak ayından bu yana Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan AKP’li rektör Melih Bulu’yu protesto eden 560 kişi gözaltına alındı, 24’üne ev hapsi verildi, 10 öğrenci de tutuklandı. En son Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Sinema ve Televizyon bölümü öğrencisi Beyza Buldağ, Boğaziçi Dayanışma hesabında yayımladığı “12. Cumhurbaşkanına Açık Mektup” nedeniyle “Halkı kin nefret düşmanlığa tahrik” ve “Suç işlemeye tahrik” suçlamasıyla tutuklandı.

SANATÇILARIN İMZALADIĞI “AŞAĞI BAKMAYACAĞIZ” BAŞLIKLI METİN

“Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan kayyım rektöre karşı anayasa güvencesindeki demokratik itiraz haklarını kullanan öğrenciler, öğretim üyeleri ve üniversite çalışanlarının uğradıkları hukuksuzluğu ve baskıları üzüntüyle ve tepki duyarak izliyoruz.

Demokratik haklarını kullanan öğrencilere polisin yönelttiği “aşağı bak” komutu, millet iradesini dilinden düşürmeyen iktidarın ülkeyi nasıl yönetmek istediği ve yurttaşlıktan ne anladığını açıkça ortaya koymaktadır.

En üst kamu otoritelerince kullanılan nefret söylemi, öğrencilerin terörist diye yaftalanması, hukuksuz gözaltılar ve polis şiddeti ülkemizin anayasal bir hukuk devleti olmaktan çoktandır uzaklaştığının yeni bir kanıtıdır.

Bizler günlerdir direnenlerin ölü kelimelerin yükünü aldığını, dili canlandırdığını, tahakkümün pasını silip attığını, ülkenin önünde bin bir olasılıkla dolu yollar açtığını görüyoruz. Edebiyatçılar olarak bu şenliğe coşkuyla katılıyoruz.

Boğaziçi Üniversitesi’ndeki direnişin yanındayız. Zulme ve baskıya boyun eğmeyeceğiz. Aşağı bakmayacağız.”

METNE İMZA ATAN İSİMLER

A. Ömer Türkeş, Abdullah Yılmaz, Adnan Gerger, Ahmet Telli, Ahmet Tulgar, Ahmet Ümit, Akif Kurtuluş, Alper Akçam, Alper Beşe, Altay Öktem, Anıl Mert Özsoy, Aslı Erdoğan, Aslı Ilgın Kopuz, Ataol Behramoğlu, Atilla Dorsay, Attila Aşut, Aydın Şimşek, Ayfer Tunç, Ayhan Geçgin, Ayşe Sarısayın, Ayşegül Devecioğlu, Ayşen Işık, Barbaros Altuğ, Barış Bıçakçı, Belma Fırat, Betül Dündar, Burak Acar, Burhan Sönmez, C. Hakkı Zariç, Can Dündar, Celal Çimen, Cem Erdeveciler, Ceren Cevahir Gündoğan, Ceren Olpak, Çetin Yiğenoğlu, Çiler İlhan, Cuma Boynukara, Cüneyt Ayral, Deniz Durukan, Doğuş Sarpkaya, Ece Temelkuran, Elçin Poyrazlar, Elif Durdu, Elif Şafak, Emel İrten, Emel Kayalı, Emirali Yağan, Erdoğan Kahyaoğlu, Eren Aysan, Erendiz Atasü, Eylem Ata Güleç, Fadıl Öztürk, Ferhan Şensoy, Gaye Boralıoğlu, Gökçer Tahincioğlu, Gonca Özmen, Gülce Başer, Gün Zileli, Güray Öz, Hakan Bıçakcı, Hasan Özkılıç, Hasan Öztoprak, Hatice Meryem, Haydar Ergülen, Hayri K. Yetik, Hicri İzgören, Hidayet Karakuş, Hülya Deniz Ünal, Hüseyin Bul, Hüseyin Şahin, İbrahim Baştuğ, İhsan Oktay Anar, İlhami Algör, İnci Asena, Irmak Zileli, İsa İnan, Jaklin Çelik, Kemal Gökhan Gürses, M. Mahzun Doğan, Mahir Ünsal Eriş, Mahmut Temizyürek, Mehmet Yaşın, Mehtap Ceyran, Mesut Kimsesiz, Mesut Varlık, Metin Cengiz, Müge İplikçi, Mukaddes Erdoğdu, Murat Özyaşar, Murat Uyurkulak, Murathan Mungan, Mustafa Köz, Namık Kuyumcu, Nazmi Bayrı, Necmiye Alpay, Nermin Yıldırım, Neşe Yaşın, Nesimi Aday, Nevzat Çelik, Niyazi Zorlu, Nurcan Baysal, Nurdan Arca, Olcay Özmen, Onur Orhan, Orhan Alkaya, Orhan Pamuk, Oya Baydar, Oylum Yılmaz, Ömer Faruk Ciravoğlu, Önder Kızılkaya, Öner Yağcı, Özge Doğar, Özlem Doğan Kasırga, Pınar Öğünç, Rahmi Emeç, Sedat Yurttaş, Sema Aslan, Sema Kaygusuz, Semih Çelenk, Semih Gümüş, Semrin Şahin, Seray Şahiner, Sevim Korkmaz Dinç, Sezen Ünlüönen, Sezgin Kaymaz, Sibel Oral, Şaban Ol, Şebnem İşigüzel, Taçlı Yazıcıoğlu, Tarık Günersel, Tuğrul Keskin, Tülin Dursun, Turan Parlak, Turgay Fişekçi, Ümit Kıvanç, Ünal Ersözlü, Vecdi Erbay, Yaprak Zihnioğlu, Yaşar Seyman, Yekta Kopan, Yeşim Dinçer, Yiğit Bener, Yücelay Sal, Zeynep Altıok, Zeynep Oral, Zülfü Livaneli.

medyabold
Devamını Oku »

AKP Suriye’de tıp fakültesi kuruyor: Karar hukuki mi? Suriye ne diyor?

Türkiye, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Suriye’nin kuzeyindeki Çobanbey beldesinde tıp fakültesi ve sağlık hizmetleri meslek yüksekokulu kuracak. Türkiye, daha önce de Suriye’de 3 fakülte kurmuştu. Peki, Şam’ın onayı alınmadan Suriye’de üniversite birimi kurmak ne kadar hukuki?

BOLD – Türkiye, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre, İstanbul’daki Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı olarak Suriye’nin kuzeyinde Çobanbey Tıp Fakültesi ile Çobanbey Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu açacak.

Cumhurbaşkanlığı kararnamesinde söz konusu kararın, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun ek 39’uncu ile 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’nun ek 30’uncu ve ek 158’inci maddeleri gereğince verildiği belirtildi.

Erdoğan’ın eski özel doktoru ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cevdet Erdöl, Suriye’nin kuzeyindeki Çobanbey beldesinde tıp fakültesi ve sağlık hizmetleri meslek yüksekokulu kurulması için çalışmalara başladıklarını bildirdi.

GAZİANTEP ÜNİVERSİTESİNE BAĞLI DAHA ÖNCE 3 FAKÜLTE KURULDU

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, daha önce de kararnameyle Gaziantep Üniversitesi’ne bağlı olarak Suriye’nin El Bab, Azez ve Afrin kentlerinde de 3 fakülte kurulmasını kararlaştırmıştı.

4 Ekim’de Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Gaziantep Üniversitesi Rektörlüğü’ne bağlı olarak Suriye’de El-Bab’ta İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Azez’de İslami İlimler Fakültesi ve Afrin’de Eğitim Fakültesi kurulacağı duyurulmuştu.

SURİYE HÜKUMETİNDEN TEPKİ

Suriye Dışişleri Bakanlığı, Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Suriye’nin Halep kentinde İstanbul Sağlık Bilimleri Üniversitesi’ne bağlı bir fakülte ve yüksekokul açılması kararına tepki gösterdi.

Türkiye’nin kararının kati surette kabul edilmediğini belirten Suriye Dışişleri Bakanlığı, bu durumun açık bir şekilde tehlikeli bir adım olduğunu, uluslararası hukuk ve BM yönetmeliğinin açık bir ihlali olduğunu söyledi.

SEZER: KARARIN HUKUKİ ALTYAPISI YOK

Türkiye’nin Suriye’de üniversitelere bağlı fakülte açmasını değerlendiren siyasetçi ve yazar Aydın Sezer’e göre kararnamede atıfta bulunulan Yüksek Öğretim Kurumları (YÖK) kanunundaki iki maddede de yurt dışında üniversite açılmasına yönelik uygun bir hukuki altyapı yok.

Sezer, “2809 sayılı YÖK Teşkilat Kanunu’nun ek 30. maddesi sadece yetkilendirmeyle alakalı, çeşitli birimlerin açılması, kurulması, birleştirilmesi, kapatılması, isim değişikliği yapılması gibi hususları kapsıyor. Dolayısıyla bunun Suriye’nin farklı illerinde açılan fakültelerle bir ilgisinin olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. 2547 sayılı YÖK kanununun ek 39. maddesinde ise Türkiye’deki devlet üniversitelerinin cumhurbaşkanı kararıyla yurtdışında akademik birimler ve bu kapsamda ihtiyaç duyulan sosyal tesisler kurabileceğine yönelik bir kararı içeriyor, konuyu içeriyor.”

Sezer, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Buradan şunu söyleyebiliriz bu da tek başına üçüncü bir ülkede tek taraflı olarak fakülte açmasına olanak sağlayan bir mevzuat değil. Zira 2 farklı ülke arasında bu maddeye istinaden yapılacak görüşmeler veya anlaşmalarla karşılıklı belirlenecek yer ve sahalarda fakültelerin açılması öngörülebilir. Dolayısıyla tek başına bu ek 39. maddenin de bu karara hukuki zemin teşkil etmediğini düşünüyorum.”

“SURİYE’NİN EGEMENLİĞİNİN İHLALİ ANLAMINA GELİYOR”

Aydın Sezer’e göre Cumhurbaşkanlığı bu kararlarla Suriye’nin egemenliğini ihlal ediyor. Sezer, “Bu karar maalesef  egemenliğine ve toprak bütünlüğüne garantör olduğumuz Suriye’nin egemenliğinin ihlali anlamına geliyor” dedi.

Alman Hükumeti’ne ‘Türkiye’ eleştirisi: Utanç verici!

medyabold
Devamını Oku »

Yargıtay’ın Rönesans’ı: 1 milyar TL yetmedi 600 milyon daha verdiler

Cumhurbaşkanlığı Sarayı ile adını duyuran ve sonrasında MİT yerleşkesini de yapan Rönesans Holding’e 1 milyar liraya aldığı Yargıtay binası için ek 600 milyon lira daha ödenecek. Rönesans Holding, Marmaris’taki yazlık sarayın yapımını da sürdürüyor. 

BOLD – Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve MİT’in yeni binasının müteahhidi Rönesans Holding’e, Yargıtay Başkanlığı yeni hizmet binası inşaatı için pazarlık usulüyle yaklaşık 600 milyon TL’lik bir ihale daha verildi. Yargıtay Başkanlığı yeni hizmet binası için Rönesans Holding’e ödenen para miktarı 1.6 milyar TL’yi geçti.

İLAVE İŞLER İÇİN 598 MİLYON LİRA HARCANACAK

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Yargıtay Başkanlığı yeni hizmet binası için milyonlarca liralık bir ihale daha düzenledi. Yeni hizmet binası için düzenlenen ikinci ihale Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın da müteahhidi olan Rönesans Holding’e verildi. Birgün’den İsmail Arı’nın haberine göre “Yargıtay Başkanlığı Hizmet Binası İlave İşleri ve Tefrişatı Yapım İşi” adı altında düzenlenen ihale, 598 milyon 500 bin TL’ye Rönesans Holding’e bağlı REC Uluslararası İnşaat Şirketi’ne verildi.

BİNANIN MALİYETİ 1.6 MİLYAR TL’Yİ GEÇTİ

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Yargıtay Başkanlığı’na yeni hizmet yapımı için ilk ihaleyi 2017 yılında düzenledi. Bu ihale de tam 1 milyar 31 milyon TL’ye yine Rönesans Holding’e bağlı REC Uluslararası İnşaat Şirketi’ne verildi. Düzenlenen son ihaleyle birlikte Yargıtay Başkanlığı’na yeni hizmet binası yapımı için Rönesans Holding’e verilen toplam para 1 milyar 629 milyon TL’yi buldu.

SAYIŞTAY’IN UYARINA RAĞMEN İHALE YİNE PAZARLIKLA VERİLDİ

Yargıtay Başkanlığı yeni hizmet binası için düzenlenen milyarlarca liralık iki ihale de yine Sayıştay’ın ikazlarına karşın pazarlık usulü ile düzenledi. İhaleler, Kamu İhale Kanunu’nun “Doğal afetler, salgın hastalıklar, can veya mal kaybı tehlikesi gibi ani ve beklenmeyen olayların” ortaya çıkması durumunda kullanılması gereken tartışmalı 21\B maddesinde düzenlenen pazarlık usulüyle yapıldı.

MARMARİS’TEKİ YAZLIK SARAYI DA YAPIYOR

Rönesans Holding’in Ankara Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın yanı sıra Marmaris Okluk Koyu’ndaki yazlık sarayı da inşa eden şirket olduğu biliniyor. Şirket aynı zamanda da milyarlarca lira kira ödenen tartışmalı şehir hastanelerinin ihaleleri ile birçok kamu kurumunun inşaat ihalelerini de aldı. Holding adından son olarak, milyonlarca liralık İstanbul Atatürk Havalimanı pistleri üzerine inşa edilen pandemi hastanesiyle söz ettirmişti.

SARAY’IN MALİYETİ 4.5 MİLYAR LİRA

Resmi rakamlara göre Cumhurbaşkanlığı Sarayı 1 milyar 370 milyon liraya yapıldı ancak uzmanlar bu rakamı inandırıcı bulmuyor. Mimarlar Odası, aylık elektrik giderlerinden, sarayın peyzajına, lüks klozetlere kadar Saray için 4 milyar 586 milyon TL’lik bir maliyet tablosu çıkardı. Cumhurbaşkanlığı, aylık 137 milyon, günlük 4.5 milyon lira harcama yapması ile de eleştirilmişti.

SERVETİNİ SARAY’LA İKİYE KATLADI

Rönesans Holding’in sahibi Erman Ilıcak, 2016-2018 yıllarında da servetini ikiye katladı. 2016 yılında 2 milyar dolar olan servetini 2018 yılında 4 milyar dolara çıkaran Ilıcak, Forbes dergisinin Türkiye’nin en zenginleri araştırmasında Murat Ülker’den sonra ikinci sıraya oturdu. Rönesans Holding ayrıca dünyanın en büyük müteahhitlik şirketi sıralamasında 10 basamak birden çıkarak 23’üncülüğe yükseldi.

2019’DA 5,4 MİLYAR DOLAR CİRO ELDE ETTİ

Türkiye’nin uluslararası arenada en hızlı büyüyen şirketlerinden Rönesans, 2019 yıl sonu konsolide cirosu 5,4 milyar dolar olarak gerçekleşti. 1993 yılında Rusya St. Petersburg’da kurulan Rönesans Holding, bugün Türkiye, Rusya ve Hollanda başta olmak üzere birç ok ülkede inşaat, gayrimenkul, sağlık, enerji ve petrokimya alanlarında ana müteahhit ve yatırımcı olarak faaliyet gösteriyor.

SARAY’IN GÖZDE MÜTEAHHİTLERİNDEN

Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın yanı sıra yazlık sarayı da inşa eden Rönesans, pandemi nedeniyle inşa edilen Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nin de müteahhitliğini yaptı. Rönesans Holding’in yapımını üstlendiği bazı kamu ihaleleri ise şöyle:
Adana Şehir Hastanesi
Elazığ Şehir Hastanesi
Bursa Şehir Hastanesi
Yozgat Şehir Hastanesi
Fizik Tedavi Rehabilitasyon, Psikiyatri ve Yüksek Güvenlikli Adli Psikiyatri Hastaneleri
Okluk Yazlık Sarayı
MİT Yerleşkesi
Göztepe Gürsel Aksel Stadyumu
Çok sayıda HES projesi

Antalya L Tipi’nde uyuz salgını

medyabold
Devamını Oku »

Koronavirüs nedeniyle halkın AKP’ye güveni kalmadı

AKP, geçen ay halkın koronavirüs ile ilgili nabzını tuttu. Araştırma sonuçlarına göre halkın yarıdan fazlası, devletin salgın yönetimine güvenmiyor.

BOLD – AKP’nin ocak ayında yaptırdığı koronavirüs araştırmasına göre devlet kurumlarının güvenilir olduklarına ilişkin algı yüzde 40’a kadar indi. Pandemi döneminin topluma etkileri ve sonuçları üzerine yapılan araştırmalar, ilginç sonuçlar ortaya koydu. Hürriyet’ten Nuray Babacan’ın haberine göre salgının başında “Bir yıl içerisinde kurtuluruz” diyenlerin oranı yüzde 64 iken, bu oran ocak ayında yüzde 24’e düştü. Toplumda her iki kişiden birinin çevresinde koronavirüse yakalanan oldu. AKP’nin ocak ayında yaptırdığı araştırmada yer alan sonuçlar şunlar:

  • Geçen mayıs ayında, “Bir yıl içerisinde normal yaşama döneriz” diyenlerin oranı yüzde 64 iken, ocak ayında buna inananların oranı yüzde 24’e düştü.
  • Toplumun yarısı, devletin salgın yönetimine güvenmiyor. Geçtiğimiz mart ayında Sağlık Bakanlığı ve devlet kurumlarının koronavirüs hakkında doğru ve güvenilir olduklarına ilişkin algı yüzde 73 iken, bu oran ocak ayında yüzde 40’a indi.
  • Kişilerin yüzde 48’i koronavirüs aşısı yaptırmayacağını belirtiyor. Devlete güvendiklerini söyleyenler arasında aşı yaptıracaklarını söyleyenlerin oranı iki kat fazla çıkıyor.
  • Her iki kişiden birinin çevresinde koronavirüsten hastalanan var. Aralık ayından itibaren bu oranda artış yaşandı. Ocak ayında diğer aylara göre en yüksek orana çıktı.
  • Verilere göre batı illerinde yaşayanların yüzde 42’si, doğu illerinde yaşayanların ise yüzde 64’ü ailesinde hastalanan olduğunu söylüyor. Doğuda kurallara daha az uyulmasının virüsün yayılma hızını arttırdığı yorumu yapılıyor.
medyabold
Devamını Oku »

Antalya L Tipi’nde uyuz salgını

Antalya L Tipi Cezaevinde 28 kişinin kaldığı bir koğuşta uyuz salgını başladı. İlaçlamanın yapıldığı, eşyaların değiştirildiği koğuşta hasta tutuklular da var.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Koronavirüs salgını mahpusların hayatını tehdit ederken bir de uyuz salgını çıktı. Hasta tutukluların da bulunduğu Antalya L Tipi Cezaevinde 28 kişinin kaldığı C-10 koğuşunda uyuz salgını başladığı için ilaçlama ve temizlik yapıldı. Aynı koğuştaki mahpusların daha önce de koronavirüse yakalandığı öğrenildi.

“YATAKTAN  ÇIKAMADIĞINI SÖYLEDİ”

İki kere beyin ameliyatı geçiren, sol kolunda ve bacağında kısmi felç bulunan babasının bu koğuşta kaldığı söyleyen Begüm Yılmaz, “Koğuşta uyuz başlamış. İlaçlama yapılmış az biraz temizlenmiş ama babamın bizimle konuşacak hali yoktu. 45 dakikaydı kapalı görüş. 15-20 dakikadan sonra gözleri indi.” dedi. Babasının felçlilere vurulan kas güçlendirici ve B12 iğneleriyle ayakta durabildiğini ifade eden Yılmaz, “Çoğunlukla yataktan çıkamadığını söyledi bize.” diye konuştu.

HASTALAR KARANTİNA KOĞUŞLARI NEDENİYLE DOKTORA GİTMEK İSTEMİYOR

Cezaevindeki hasta tutukluların en önemli sorunlarından biri karantina koğuşları. Birçok mahpus hastane dönüşü 14 gün karantina koğuşunda kalmak zorunda olduğu için doktora gitmek istemiyor. Tuvaleti ve banyosu içinde olan karantina koğuşlarına hijyenden oldukça uzak. Mahpus yakınları verilen battaniyelerin ve yatakların pis olduğunu her fırsatta dile getiriyor. Hasta bir insanın bu koğuşlarda daha da sağlığının kötüleştiğini ifade ediyor. Babasının da doktor kontrolüne gitmeyi düşünmediğini belirten Begüm Yılmaz, “O hücrede kalmaya gücünün olmadığını söyledi. 1,5 ay sonra kontrolü var ama gitmek istemiyor.” ifadelerini kullandı.

TEKERLEKLİ SANDALYE İLE GÖRÜŞE ÇIKABİLİYOR

1 Eylül 2016’da çıkarılan 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Ali Yılmaz 10 Kasım 2020’den bu yana Antalya Döşemealtı L Tipi Cezaevinde bulunuyor. İhraç edildikten bir yıl sonra beyninde tümör oluşan Ali Yılmaz, 2017 ve 2018’de beyin ameliyatı geçirdi. Tümör riskli bir yerde olduğu için tamamı alınamadı. Sonrasında ilaç ve ışın tedavisi gördü. Sol kol ve ayağında güç kaybı oluştuğu için ayağını sürüyerek yürüyebilen Yılmaz görüşlere tekerlekli sandalye ile getiriliyor.

Adli Tıp Kurumu Ali Yılmaz hakkında 11 Ocak 2021’de “Cezaevi koşulları bilinemediği için nihai kararın Adalet Bakanlığı yetkili kurumlarınca verilmesi uygun olur… Tedavisi ve önerilen aralıklarla düzenli poliklinik kontrollerinin sağlanarak cezaevi şartlarında infazına devam edebilir.” kararı vermişti.

Adli Tıp’tan skandal karar: Cezaevi şartlarını bilemiyoruz ama cezaevinde kalabilir

medyabold
Devamını Oku »

İsrail’de aşılama ve tedbirler başarı getirdi: Karantina bitti

Dünya’da koronavirüse karşı aşılamada liderliği elinde bulunduran İsrail’de vaka ve ölüm sayıları ocak ayının son günlerinden itibaren düşmeye başladı. İsrail, böylelikle uyguladığı 3. karantinadan Pazartesi sabahı itibariyle çıktı.

BOLD – İsrail’de ilk aşı 19 Aralık’ta kameralar önünde Başbakan Benyamin Netanyahu ve Sağlık Bakanı Yuli Edelstein’a vuruldu. Yeni tip koronavirüse (Kovid-19) karşı aşı kampanyasında hızla ilerleyen 9,3 milyon nüfuslu İsrail, 5 Şubat itibariyle halkına 5,44 milyon aşı uyguladı.

İsrail halkının 5 Şubat itibariyle 3,43 milyonu (yüzde 39,59) en az bir doz aşı oldu. 2,02 milyon kişi (yüzde 23,28) ise her iki doz aşıyı da oldu.

Nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ını Kovid-19’a karşı aşılayan İsrail, geçtiğimiz yıl 27 Aralık’tan bu yana uygulanan üçüncü karantinadan çıktı.

Buna göre, market, eczane, fırın gibi zaruri ihtiyaçların karşılandığı işletmeler dışındaki tüm dükkanlar hizmet vermeye başladı. Seyahate getirilen bir kilometre sınırlaması da kaldırıldı.

KARANTİNA KURALLARI OCAK’TA DAHA DA SIKILAŞTIRILDI

İsrail, ilk karantinayı geçen yıl Mart ve Mayıs ayları arasında 2 ay boyunca uygulamıştı.

Geçen yıl eylül ayında başlayan ve yaklaşık 1 ay süren karantina sayesinde aktif vaka sayıları 8 binin altına düşmüştü.

Tel Aviv yönetimi, 27 Aralık’ta 3. kez karantina uygulamasını başlatmış, ancak okullarda eğitime ara verilmemişti.

19 Aralık’ta başlayan aşılama kampanyasına ve sınırlama tedbirlerine rağmen ocak, binden fazla ölümle İsrail’de salgının başlamasından bu yana en ölümcül ay oldu.

İsrail yönetimi, vaka sayılarındaki artış nedeniyle 7 Ocak Perşembe gece yarısından itibaren karantina kurallarını daha da sıkılaştırdı.

Tedbirler ve aşılama kampanyaları Ocak ayının son haftalarından itibaren meyvelerini vermeye başladı. 17 Ocak’ta yeni vakalar ve 25 Ocak’ta ölüm sayıları zirve yaptı. Bu tarihlerden itibaren yeni vaka ve ölüm sayıları düşmeye başladı.

İSRAİL’DE SON DURUM

Ülkede, virüs nedeniyle bugüne kadar 5 bin 96 kişi hayatını kaybederken, toplam vaka sayısı da 687 bini aştı.

Yaklaşık 9,3 milyon nüfusa sahip İsrail’de Pfizer ve BioNTech’in geliştirdiği Kovid-19 aşısının 20 Aralık 2020’de ilk dozu, 9 Ocak’ta da ikinci dozunun uygulanmasına başlanmıştı.

İsrail’de 4 Şubat’tan itibaren toplu aşılama 16 yaş üstü herkesi kapsayacak şekilde genişletilmişti.

Sağlık Bakanlığının verilerine göre, 3 milyon 426 bin 810 kişiye Kovid-19 aşısının ilk dozu, 2 milyon 16 bin 351 kişiye de ikinci dozu yapıldı.

Çocukları koronavirüse karşı koruyacak aşı için bir yıl var

medyabold
Devamını Oku »

Savcılıktan Enis Berberoğlu talebi: AYM’nin kararı uygulansın

Anayasa Mahkemesinin CHP eski Milletvekili Enis Berberoğlu hakkında verdiği ilk kararın uygulanmamasının ardından çıkan ikinci karar için savcılık harekete geçti. Berberoğlu hakkındaki bu kararın uygulanmasını istedi.

BOLD – Anayasa Mahkemesinin kararına ilişkin İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine mütalaasını sunan savcılık, eski CHP Milletvekili Enis Berberoğlu hakkında yeniden yargılama kararının kabulüne karar verilmesini istedi. Savcılık ayrıca Berberoğlu’nun hükümlü statüsünün sona erdirilip yapılacak yargılamada durma kararı verilmesini ve TBMM’den dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin fezleke düzenlenmesi istenmesini talep etti. Savcılığın talebi ardından karar için gözler İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne çevrildi.

OY BİRLİĞİYLE KARAR VERDİLER

Anayasa Mahkemesi, 17 Eylül 2020’de verdiği kararla Berberoğlu’nun seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının oy birliğiyle ihlal edildiğine karar verdi. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine hükmedildi. Ancak İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi kararını uygulamadı ve Berberoğlu’nun yeniden yargılanmasına yer olmadığına karar verdi. Bu karara karşı üst mahkemeye itirazda bulunuldu. İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi, ihlalin giderilmesine ilişkin görevin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinde olduğu gerekçesiyle itiraz hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmetti. Yaşanan sürecin ardından Berberoğlu’nun avukatları, Anayasa Mahkemesine ikinci kez bireysel başvuruda bulunarak, ihlal kararının gereğinin yerine getirilmeyerek seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ifade etmişti.

MİT TIRLARI GÖRÜNTÜLERİ

Enis Berberoğlu, MİT tırları görüntülerini eski Cumhuriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar’a verdiği iddiasıyla İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandı. Mahkeme, Berberoğlu’nu, “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklamak” suçundan 25 yıl hapis cezasına çarptırdı ve tutukladı. Dava dosyası, itiraz üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine geldi. Daire, yerel mahkemenin kararını esastan bozarak dosyayı İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine gönderdi. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi ise İstinaf Mahkemesinin bozma kararını usul ve yasaya aykırı bularak, dosyayı iade etti. Dosyayı yeniden ele alan İstinaf Mahkemesi, bu kez Enis Berberoğlu’na “casusluk” suçundan değil, “devletin güvenliği, iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri açıklamak” suçundan 5 yıl 10 ay hapis cezası verdi ve tutukluluğunun devamına hükmetti.

CASUSLUK SUÇLAMASI

Bu kararı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı temyiz etti. Savcılık, Berberoğlu’nun “casusluk” suçundan cezalandırılması talepli temyiz dilekçesini Yargıtay’a gönderdi. Dilekçede, Berberoğlu’nun, “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklama” suçundan cezalandırılması talep edildi. Enis Berberoğlu, dosyanın temyiz incelemesi devam ederken, 24 Haziran 2018 seçimlerinde aday oldu ve tekrar milletvekili seçildi. Berberoğlu’nun avukatları, tekrar milletvekili seçilmesi nedeniyle yargılamanın durdurulmasına ve tahliyesine karar verilmesini talep etti. Ancak dosyanın temyiz incelemesini yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 19 Temmuz 2018’de bu talebi reddetti, tekrar seçilen Enis Berberoğlu’nun yasama dokunulmazlığından yararlanamayacağına ve yargılamaya devam edilmesi gerektiğine karar verdi. Buna yapılan itiraz da 17. Ceza Dairesince 10 Eylül 2018’de reddedildi.

5 YIL 10 AY HAPİS CEZASI

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Berberoğlu’na, “gizli kalması gereken bilgileri açıklamak” suçundan verilen 5 yıl 10 ay hapis cezasını 20 Eylül 2018’de onadı, milletvekilliği sona erinceye kadar cezasının infazının durdurulmasına ve salıverilmesine karar verdi. Bu karar üzerine Berberoğlu, aynı gün cezaevinden tahliye edildi. CHP’li Berberoğlu hakkında verilen ve Yargıtay tarafından onanarak kesinleşen cezaya ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi, TBMM Genel Kurulunda 4 Haziran 2020’de okundu. Anayasa gereğince, Genel Kurulda okunan tezkerenin ardından Berberoğlu’nun milletvekilliği düştü. Berberoğlu, milletvekilliğinin düşürülmesinin ertesi günü yeniden cezaevine gönderildi. Enis Berberoğlu, Kovid-19 önlemleri kapsamında izinli olarak aynı gün cezaevinden çıkarıldı.

medyabold
Devamını Oku »

İktidar Boğaziçi’ne göz açtırmıyor: 560 gözaltı 34 hapis kararı

AKP’li Melih Bulu’nun dışarıdan rektör olarak atandığı Boğaziçi Üniversitesinde artan öğrenci eylemlerine karşı iktidar da polis operasyonlarına hız verdi. Ocak ayı başından beri yapılan eylemler kapsamında bugüne kadar 560 öğrenci gözaltına alındı. 24 öğrenciye ev hapsi verilirken 10 öğrenci de tutuklandı. İktidarın son kurbanları ise eylemlere sosyal medyadan destek verenler oldu.

BOLD – Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne AKP’li Melih Bulu’nun getirilmesine yönelik protestolara karşı yürütülen soruşturma kapsamında sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek iki kişi daha tutuklandı. Bu kişilerle birlikte toplam tutuklu sayısı 10’a yükseldi.

TUTUKLAMA GEREKÇESİ SOSYAL MEDYA HESAPLARI

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sinema ve Televizyon bölümü öğrencisi Beyza Buldağ, Boğaziçi Dayanışma @boundayanisma rumuzlu Twitter hesabının kendisine ait olabileceği yönündeki tespit gerekçesiyle, HDP Gençlik Meclisi üyesi öğrenci Muhammed Ünal ise “Diriliyoruz, @Diriliyoruz1” hesabı kullanıcı olması gerekçesiyle tutuklandı. İstanbul Valiliği, bu konu ile ilgili yaptığı açıklamada bu hesap sahiplerinin provokatif paylaşımları gerekçesiyle gözaltına alındığını savundu.

TEK DELİL TELEFON NUMARASININ SON İKİ HANESİ

Beyza Buldağ’ın avukatı Özgür Urfa sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Buldağ’a yönelik suçlamaların “@boundayanisma hesabını yönettiği iddiasıyla, Cumhurbaşkanı’na hakaret, diğer paylaşımlar sebebiyle halkı kin, nefret, düşmanlığa tahrik etme ve suç işlemeye tahrik” olduğunu ifade etti. Urfa, suçlamalara tek delil olarak Buldağ’ın telefon numarasının son iki hanesinin 12 ile bitmesi olarak gösterildiğini kaydetti.

“HESAP ÜNAL’A AİT DEĞİL”

HDP Gençlik Meclisi Üyesi Muhammed Ünal’ın Twitter’deki @Diriliyoruz1 hesabının sahibi olması gerekçesiyle tutuklanmasına ilişkin olarak açıklama yapan HDP Gençlik Meclisi ise hesabın Ünal’a ait olmadığını öne sürdü. Twitter’de yapılan açıklamada, “Gençlik Meclisi üyemiz Muhammed Ünal sabaha karşı gözaltına alınmıştı, @boundayanisma’ya çağrı yaptığı iddia edilen ve kendisine ait olmayan bir Twitter hesabı gerekçe gösterilerek tutuklandı” denildi. Tutuklamalar sosyal medyadan büyük tepki gösterildi.

VEKİLDEN TUTUKLAMALARA “MUZ CUMHURİYETİ” TEPKİSİ

Tutuklamalara tepki gösteren CHP İstanbul Milletvekili Avukat Sera Kadıgil sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Az önce Beyza Buldağ tutuklandı. Suç: Boğaziçi Dayanışma hesabında yayınlanan “12. Cumhurbaşkanına Açık Mektup” vesilesiyle halkı düşmanlığa sevk ve tahrik(!) Delil: Hem Beyza’nın hem @boundayanisma hesabının kurtarma no son iki hanesinin “12” olması. Yer: Muz Cumhuriyeti Muz” dedi.

EYLEMLER SÜRÜYOR, GÖZALTI SAYISI 560’I BULDU

Beyza Buldağ ve Muhammed Ünal’ın tutuklanmasının ardından Boğaziçi Üniversitesi eylemleri kapsamında tutuklanan öğrenci sayısı 10’a yükseldi. Devam eden eylemlerle ilgili bugüne kadar 560 öğrenci gözaltına alındı. 24 öğrenciye ise ev hapsi verildi.

Çocukları koronavirüse karşı koruyacak aşı için bir yıl var

medyabold
Devamını Oku »

Alman Hükumeti’ne ‘Türkiye’ eleştirisi: Utanç verici!

Almanya’nın Türkiye’deki demokratik kuruluşlara desteğinin yetersiz olduğunu ifade eden Cem Özdemir, Berlin’in Türkiye’deki insan hakları ihlalleri konusunda Erdoğan’a daha net mesajlar vermesi gerektiğini söyledi.

BOLD – Yeşiller Federal Meclis Milletvekili Cem Özdemir, Berlin’in Türkiye politikasını sert biçimde eleştirdi. Alman hükumetinin Türkiye’deki demokratik kuruluşlara desteğinin yetersiz olduğunu belirten Özdemir “Alman hükumetinin Türkiye’deki sivil toplumu desteklemek üzere ilave çaba sergilemeyi gerekli görmemesi utanç verici” diye konuştu. Cem Özdemir, meclis grubu olarak federal hükumete yönelttikleri bir soru önergesine verilen cevapta, Merkel yönetiminin, özellikle Türkiye’de hukuk devleti meselesinde muallakta kalan açıklamalar yaptığını ve konuyu ikili temaslarda yeterince dile getirmediğini söyledi.

ERDOĞAN’A DAHA AÇIK VE NET MESAJLAR VERİLMELİ

Welt gazetesine konuşan Özdemir, “Türkiye Savunma Bakanı bu hafta Almanya’ya yönelik sempati atılımı amacıyla Almanya’ya geldiği sırada, Türkiye’de Erdoğan muhalefete yönelik baskıyı daha da artırdı ve barışçıl biçimde gösteri düzenleyen protestocuları tutuklattı“ diye konuştu ve Türkiye’deki sivil toplumla dayanışmanın yetersiz kaldığını belirtti. Savunma Bakanı Hulusi Akar, geçtiğimiz hafta Salı günü Berlin’e gelmiş, burada Alman mevkidaşı Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) parti üyesi Annegret Kramp-Karrenbauer tarafından kabul edilmişti. Yeşiller partili politikacı Özdemir, “Alman hükümeti yatıştırma temelli politikasına son verip, Erdoğan’a açık ve net biçimde ‘gerçek yakınlaşma istiyorsan partnerlerimize böyle davranamazsın’ demeli” diye konuştu. Özdemir, “Türkiye’deki sivil yapılanmalar, Türk toplumu içinde Avrupa’ya sempatiyle bakanlar ile aramızdaki köprü, o nedenle onları yarı yolda bırakmamalıyız” diye konuştu.

MÜLTECİ KRİZİ

Almanya Başbakanı Angela Merkel’in 2014’ten itibaren Türkiye politikasında yumuşak karnı hep mülteci krizi oldu. Mülteci krizinin başladığı 2014 yılı sonunda Alman Federal İstatistik Ofisi’nin verilerine göre Almanya’da 118 bin 196 Suriye vatandaşı bulunuyordu. Ocak 2015 ile Ekim 2015 arasında Almanya’ya sığınma talebinde bulunmak için 243 bin 721 Suriye vatandaşı vardı. daha giriş yaptı. Böylecee Ekim 2015 itibarıyla Almanya’da ikamet eden Suriyeli sayısı 360 bine ulaştı. Mülteci krizinin zirveye çıktığı 2016’da ise 31 Aralık 2016 tarihi itibariyle Almanya’daki toplam Suriyeli sayısı 637 bin 845’e ulaştı. 2020 yılı sonu itibariyle Almanya’da yaklaşık 1,8 milyon civarında Suriyeli mülteci bulunuyor. Merkel, 2021 yılı Eylül ayında yapılacak seçim sonrası görevi bırakacak. Alman Şansölyesi’nin son 7 yılına damgasını vuran mülteci krizi sırasında Merkel’in gözünde Türkiye “mülteci akınına karşı bariyer” oldu. Merkel’in Türkiye politikası bu nedenle Alman iç kamuoyunda da eleştiri konusu oldu. Muhalifler, Merkel’i sürekli olarak AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı insan hakları ve demokrasi konusunda “yumuşak” davranmakla suçladı.

Pakistan BM kurallarını ihlal etti, uluslararası koruma altındaki gizli bilgileri Türkiye’ye verdi

medyabold
Devamını Oku »

AKP’nin tarım politikası ‘genç çiftçi’ye başka çare bırakmadı

AKP yönetiminin tarım politikaları her dönemde eleştirilirken köyler adeta boşaldı. 2013’ten bugüne köylerde yaşayan 100 çiftçinin 22’si tarımı bırakarak kente göç etti. Bunları büyük çoğunluğu ise 35 yaşın altında…

BOLD – Geride kalan 8 yılda Türkiye nüfusu yüzde 9 artarken köy nüfusu yüzde 11 azaldı. Birgün’den Ozan Gündoğdu’nun haberine göre Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Adrese Dayalı Nüfus Kayıt İstatistikleri, köyden kente göçün devam ettiğini gösterdi. Verilere göre 2013’te 6 milyon 633 bin olan belde ve köy nüfusu 2019’da 6 milyon 3 bine, 2020’de ise ilk kez 6 milyonun da altına inerek 5 milyon 878 bine geriledi. Buna göre Türkiye nüfusunun yüzde 9 oranında arttığı 2013-2020 arasında köy nüfusu yüzde 11,4 azaldı.

GENÇLER KAÇIYOR

Yaşlı köy nüfusu artarken gençler köyleri boşaltıyor. 65 yaşının üzerindeki köy nüfusu 2013’te 896 binken, 2020’de 1 milyon 49 bine çıkarak yüzde 17 oranında yükseldi. Buna karşılık 65 yaş altı köy nüfusu 2013’te 5 milyon 737 binken, 2020’de 4 milyon 828 bine geriledi. Üstelik nüfusun yaşı azaldıkça kentte yaşama isteği de artıyor. 2013’te 35 yaşın altında köy nüfusu 3 milyon 500 bin kişiyken, 2020’de 2 milyon 717 bin kişiye düşmüş durumda. Başka bir hesapla 2013 ile 2020 arasında köylerde yaşayan 35 yaş altındaki her 100 kişiden 22’si kente göç etti.

İlk nüfus sayımının yapıldığı 1927’den bu yana geçen 93 yılda ülke nüfusu 13,6 milyondan 83,6 milyona yükseldi ancak köylerde yaşayan nüfus neredeyse yarı yarıya azaldı. 1927’deki köy nüfusu 10,3 milyonken 2020’de bu sayı 5,9 milyon. Ancak bu durum özellikle AKP dönemindeki boşalan köyler gerçeğini yeterince açıklayamıyor. Cumhuriyet tarihi boyunca köyden kente göç devam etse de köy nüfusu kendi içinde artmaya devam ediyordu. Böylece 1927’de 10,3 milyon olan köy nüfusu 2000 yılına gelindiğinde 23,8 milyona yükselmişti. Başka bir ifadeyle kente göç devam etse de köyler yaşamaya devam ediyordu.

TARIMA TIRPAN VURDULAR

Özellikle AKP dönemiyle beraber uygulanmaya başlayan IMF politikaları küçük çiftçiliği bitirerek tarımı büyük şirketlere emanet etmeyi amaçladı. Böylece 21’inci yüzyılla beraber köy nüfusu azalmaya başladı. 2000’de 23,8 milyon olan köy nüfusu 2012’de 17,2 milyona geriledi. O yıl yürürlüğe giren büyükşehir yasası ile binlerce köy mahalle haline getirilerek kentlere bağlandı. Bu nedenle 2012’de 17,2 milyon olan köy nüfusu 2013’te 6,6 milyona geriledi.

ÇİFTÇİLERİ İŞÇİLEŞTİRİYORLAR

Genç çiftçilerin neden kente göç edip ucuza çalışmayı tercih ettiklerini Çiftçiler Sendikası (Çiftçi-Sen) Genel Başkanı Ali Bülent Erdem açıkladı. Erdem, şu bilgileri paylaştı: “Çoğu köyde okul bile yok, genç çiftçi mecburen kente göç ediyor. Tarımdan para kazanamayan çiftçi borçlanmak zorunda. Göçün altında yatan en önemli neden çiftçilerin yüksek borçluluğu. Köyler giderek yaşlanıyor. Çalışan genç çiftçi sayısı azaldıkça, yaşlı çiftçiler daha fazla mevsimlik işçi çalıştırmak zorunda kalıyor. Bu da ekonomik sorunları derinleştiriyor. Köylerde yaşlı nüfus için sağlık ocağı yok. Köylerdeki yaşlı nüfusun sağlık sorunları görünmüyor. Kente göçün sonucunda genç çiftçiler, kentte işçileştiriliyor, ucuz işgücü haline getiriliyor.”

2021’DE DEVAM EDECEK

Göç üzerine çalışmalarıyla bilinen Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden Doç. Dr. Didem Danış da köyden kente göç davranışının altında yatan en büyük nedenin ekonomik olduğunu vurguladı. Danış’a göre sadece kente göç değil, aynı zamanda nüfus artış hızının da azalmasının en önemli nedeni ekonomik bunalım. Bilindiği üzere 2019’da binde 13 olan nüfus artış hızı 2020’de binde 5,5’e gerilmişti. Danış şunları dile getirdi: Sorun ekonomik, köylerde geçim sıkıntısı çok büyük. Kırsal kesimde yaşlanma çok ciddi boyutlara vardı. Gençlerin köyleri boşaltması sonucu köydeki kuşaklar arası dayanışma çöktü. Göç edenler eskiden İstanbul’a giderdi, son yıllarda daha çok köyün bulunduğu kent merkezine göç ediliyor. Bunun en temel sebebi İstanbul’daki geçim sıkıntısı. Göç edenlerin büyük kısmı kentte hizmet sektörünün ucuz işgücü talebini karşılıyor. Göç edenler kentte, köy derneği, whatsapp grupları vb. yollarla kendi köylüleriyle dayanışmayı sürdürüyor. 2020’de görülen trend 2021’de de devam edecek. Çünkü ekonomik sorunlar büyüyor.

İSTANBUL’UN NÜFUSU İLK KEZ AZALDI

Köyden kente göçün bu zamana dek en önemli adresi ‘taşı toprağı altın’ kabul edilen İstanbul’du. Ancak uzun yıllardan sonra ilk kez 2020’de İstanbul’un nüfusu azaldı. 2019’da 15 milyon 519 bin olan megakentin nüfusu, 2020’de 15 milyon 462 bine geriledi. Doç. Dr. Didem Danış, 3 önemli tespitte bulundu:

  1. Ekonomik bunalım yüzünden doğurganlık hızı azaldı.
  2. Emekli maaşıyla geçinmenin imkansız olduğu İstanbul’dan Anadolu’ya göç yaşanıyor.
  3. Sanayinin İstanbul dışına taşınmasıyla İstanbul’dan özellikle Tekirdağ ve Kocaeli’ne işçi göçü yaşanıyor.
35 YAŞ ALTI KÖYLERİ BOŞALTIYOR

Nüfus verilerine göre 35 yaş altındakiler köyde yaşamak istemiyor. 2007 yılında köy nüfusunun yüzde 60,3’ü 35 yaşın altındayken bu oran 2020’de yüzde 46,2’ye geriledi.

Cumhuriyet tarihi boyunca köyden kente göç devam etse de köy nüfusu azalmıyordu. Ta ki, 1980’e kadar. 1980 nüfus sayımına göre 25,1 milyona ulaşan köy nüfusu bir daha bu sayıdan daha büyüğünü göremedi. 1980-2000 arasında kısmen yatay bir seyir izleyen köy nüfusu 2000’li yıllarda küçük çiftçiliği baltalayan IMF politikalarıyla birlikte sert biçimde azalmaya başladı. Son 8 yıl ise köyler için adeta bir yıkıma dönüşmüş durumda. 2012’deki Büyükşehir Yasası’nın ardından kağıt üzerinde 6,6 milyona gerileyen köy nüfusu, o günden bugüne yüzde 11 azaldı.

medyabold
Devamını Oku »