24 Mayıs 2021 Pazartesi

AYM akademisyen Halil Şimşek’in Kovid-19 başvurusunu reddetmiş

Hapiste yakalandığı koronavirüs nedeniyle 20 gün önce hayatını kaybeden tutuklu akademisyen Yrd. Doç. Halil Şimşek’in, geçen yıl mart ayında Anayasa Mahkemesine yaptığı “Kovid-19’un hayati tehlike oluşturduğu ve tahliye talep ettiği” bireysel başvurusunun reddedildiği ortaya çıktı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL 

Çanakkale E Tipi Cezaevinde koronavirüs kaptıktan sonra 5 Mayıs 2021’de hayatını kaybeden Yrd. Doç. Halil Şimşek’in, kronik hastalıklarını gerekçe göstererek 9 Mart 2020’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yaptığı ve başvurunun iki ay sonra reddedildiği ortaya çıktı.

Ödem, nefes darlığı, tansiyon gibi hastalıkları bulunan, tüberküloz geçiren, kalp rahatsızlıkları nedeniyle anjiyo olan ve koğuşta kalp krizine benzer bir krizi atlatan Halil Şimşek, 2017 yılında yaptığı savunmasında hastalıklarını hakim önünde tek tek anlatmış, tahliyesini talep etmiş, ancak dikkate alınmamıştı.

AYM’YE GÖRE ŞİMŞEK’İN YAŞAMSAL TEHLİKESİ YOKMUŞ

Şimşek, Türkiye’yi Mart 2020’de etkisi altına alan koronavirüs salgını nedeniyle hastalıklarını yineleyerek 9 Mart 2020’de Anayasa Mahkemesine tedbir talepli bireysel başvuru yaparak tahliyesini talep etti. Ancak AYM, Şimşek’in tahliye talebini 11 Mayıs 2020’de verdiği kararla reddetti. Kararda, Şimşek’in başvurusunun hastalıklarının ve Kovid-19 riskinin yaşamı için ciddi bir tehlike oluşturmadığı gerekçesiyle reddedildiği belirtildi.

 

 

 

SAĞLIĞIM İYİ DEĞİL

Koğuşta virüs kaptıktan sonra Çanakkale Mehmet Akif Ersoy Hastanesi’nde yaklaşık 15 gün yoğun bakım ünitesinde kaldıktan sonra vefat eden Yrd. Doç. Halil Şimşek, savunmasında hastalıklarını şöyle anlatmıştı: “Tutuklandığımda beri 35 kilo verdim. Sağlığım iyi değil. Birçok şikayetten tedavi görüyorum. Ödem, nefes darlığı, tansiyon bunlardan bazıları. Geçmişte geçirmiş olduğum tüberkülozdan dolayı da ciddi bir kanser endişesi taşımaktayım. Güncel ve gündemin verdiği sıkıntıyı da maalesef aileden gelen bir alışkanlıkla tütün de kullanıyorum. Kalp ritmiyle ilgili olarak daha önce İstanbul Mehmet Akif Ersoy Hastanesi’nde anjiyo oldum. Kardiyoloji profesörü bir meslektaşının ısrarla uyarmasına, mutlaka bir tedavi süreci uygulanması zorunluluğunu belirtmesine rağmen ders yoğunluğu ve ailevi nedenlerden tedaviye başlayamadım. Evvelki gece saat 01.30 sularında kalp krizini andırır bir kriz ile yatağımda kalakaldım. Dün kurum aile hekimine cezaevi kurumuna yaşadığım sıkıntıyı anlattığımda hemen devlet hastanesi kardiyoloji bölümüne sevk yaptı.”

Yaklaşık 5 yıl Çanakkale E Tipi Cezaevinde kalan Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğr. Üyesi Yrd. Doç. Halil Şimşek, 19 Temmuz 2016’da tutuklandı ve Cemaat soruşturmaları kapsamında 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Aynı cezaevinde tutuklu Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Sedat Laçiner’e de danışmanlık yapan Şimşek, Lapseki Yüksek Okulu müdürlüğünde de bulunmuştu. Bayramiç eski belediye başkanlarından Zeki Şimşek’in oğlu olan Halil Şimşek evli ve iki çocuk babasıydı. Dosyası Yargıtay aşamasında olan Şimşek’in tahliyesine ise 7 ay vardı.

Halil Şimşek savunmasında hastalıklarını tek tek anlattı, dikkate alınmadı, koronadan öldü

Koronavirüsten ölen tutuklu akademisyen Halil Şimşek son yolculuğuna uğurlandı

AYM akademisyen Halil Şimşek’in Kovid-19 başvurusunu reddetmiş yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Rusya’dan Türkiye’ye Ukrayna uyarısı: Kiev’in militarist duygularını teşvik etme

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Türkiye’ye Ukrayna’nın “militarist duygularını” teşvik etmeme uyarısı yaptı. Lavrov “Umuyoruz ki Ankara izlediği çizgiyi meşru endişelerimiz uyarınca düzeltir” dedi. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zaharova da geçen hafta Türkiye’yi etnik meseleleri kaşımama konusunda uyarmıştı.

BOLD – Rusya’nın son haftalarda Türkiye’ye karşı kullandığı sertleşme dikkat çekiyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov, Türkiye’ye Ukrayna’nın ‘militarist duygularını’ teşvik etmeme uyarısı yaptı.

Rus Dışişleri, geçen hafta cuma günü de Türkiye’yi kendi etnik sorunları üzerinden doğrudan ve oldukça sert bir şekilde uyarmıştı.

Lavrov’un açıklaması Türkiye ile Ukrayna arasında savunma sanayii konusunda işbirliğini artırma açıklamasının ardından geldi. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, 9. Ukrayna-Türkiye Yüksek Düzeyli Stratejik Konseyi Toplantısı’na katılmak üzere Nisan ayında Türkiye’ye gelmiş ve AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir görüşme yapmıştı.

Erdoğan görüşme sonrası ortak basın toplantısında “Ukrayna ile ilişkilerimizde savunma sanayii bir diğer önemli boyutu teşkil ediyor. Siyasi ve savunma konularının birbiriyle bağlantısı dikkate alarak, dışişleri ve savunma bakanlarımızın katılımıyla 2+2 formatıyla yeni bir platformda istişarelerimizi başlattık. Bu şekilde ülkelerimiz arasındaki eşgüdümü pekiştiriyoruz. İşbirliğimiz, hiçbir surette üçüncü ülkelere karşı bir girişim değildir” ifadelerini kullanmıştı.

Türkiye’nin Ukrayna’ya silahlı veya silahsız insansız hava aracı (SİHA-İHA) satışı Moskova’yı uzun süredir rahatsız ediyor. Nisan ayındaki görüşmeler sırasında yeni İHA ve SİHA alımları olacağı basına yansımış ancak resmi bir açıklama yapılmamıştı.

LAVROV: UMARIZ ANKARA ÇİZGİSİNİ DÜZELTİR

Lavrov, Rusya’da yayımlanan Argumenti-i Fakti gazetesine yaptığı açıklamada, “Ukrayna ilişkilerine gelince, Türk meslektaşlarımıza, durumu itinalı bir biçimde analiz etmelerini, Ukrayna’nın militarist düşüncelerini desteklemeyi bırakmalarını her düzeyde tavsiye ediyoruz” dedi.

Lavrov, “Ukrayna’nın Kırım konusundaki agresif girişimlerini cesaretlendirmenin, Rusya’nın toprak bütünlüğüne kastetmek ile eşdeğer olduğu görüşümüzü onlara (Türk meslektaşlarımıza) son derece açık bir biçimde iletiyoruz” diye ekledi.

Rusya Dışişleri Bakanı, bununla ilgili olarak, Türkiye’nin, Rusya’nın ‘meşru endişelerini dikkate alarak izlediği çizgiyi değiştireceğini’ umduklarını da belirtti.

Türkiye diğer NATO ülkeleri gibi Moskova’nın 2014 yılında Kırım’ı ilhakını kabul etmiyor ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne destek veriyor. Erdoğan Zelenski ile yaptığı görüşmede de “Türkiye olarak Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü ve egemenliğini güçlü bir şekilde savunduk. Kırım’ın ilhakını tanımama yönündeki prensip kararımızı bir kez daha teyit ettik” demişti.

BİZ DE SİZİN ETNİK SORUNLARINIZI KAŞIRIZ

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova

Türk Dışişlerinin Kırım Tatarları ve Çerkes Sürgünü hakkında geçen hafta yaptığı açıklama Moskova’nın sert tepkisine neden olmuştu.

Cuma günü Rus Dışişleri uzun süredir ilk defa Türkiye’yi kendi etnik sorunları üzerinden sert ve ironik bir şekilde uyarmış, Sözcü Maria Zaharova “Türkiye Rusya’yı karıştırmaya kalkışırsa, Rusya da Türkiye’ye ilgisiz kalmaz” mesajı vermişti.

Maria Zaharova, Türkiye’de etnik, dilsel ve dini nitelikli çözülmemiş sorunlar yaşanırken Ankara’nın etnik azınlıkların savunucusu rolüne soyunamayacağını ifade etmişti.

Rus Dışişleri Sözcüsü, Türkiye’nin bu tür söylemleri sürdürmesi halinde kendilerinin de Türkiye’deki benzer sorunlara dikkat çekmek durumunda kalacaklarını belirterek “Biz bunu yapmak istemiyoruz, bu nedenle Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın bizi duyacağını umuyorum. Türk siyasetçilerin, etnik faktörü, en başta etnik grupların çıkarlarına darbe vuran jeopolitik oyun aracı olarak kullanmaktan vazgeçme zamanı çoktan geldi” ifadelerini kullanmıştı.

DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI AÇIKLAMASINDA NE DEMİŞTİ?

Dışişleri Bakanlığı 18 Mayıs’ta Kırım Tatar ve Çerkes Sürgünlerinin Yıldönümleri vesilesiyle yaptığı yazılı açıklamada şunları belirtmişti:

“1944 yılının 18 Mayıs gecesi, 250.000 Kırım Tatar Türkü soydaşımız insanlık dışı koşullarda sürgün edilerek anavatanlarından koparılmışlardır. Bu elim hadisede Kırım Tatar Türklerinin büyük kısmı hayatlarını kaybederken, sağ kalanlar anavatan hasretiyle yaşamaya mecbur bırakılmışlardır.”

“Türkiye, sürgünden 77 yıl sonra Kırım’ın yasadışı ilhakından doğan zorluklarla sınanmaya devam eden Kırım Tatarlarının mağduriyetlerinin giderilmesi, kimliklerinin korunması, refah ve esenliklerinin sağlanması için soydaşlarının yanında olmayı sürdürecektir.”

“21 Mayıs’ı ise Çarlık Rusyası’nın işgalinde öz yurtlarını terketmek zorunda kalarak Anadolu’ya sığınan Kafkas halklarının büyük kayıplar verdikleri, ortak hafızalarımızda bugün de yaşattığımız bir trajedi olan “Çerkes Sürgünü”nün 157. yıldönümü olarak anmaktayız. Kırım Tatar Türkleri ve kardeş Kafkas halklarının acılarını paylaşıyor, sürgünlerde hayatlarını kaybedenlere rahmet diliyor ve aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz.”

Peker’i almak için Fas’a insansız hava araçları yarı fiyatının altında verilmiş

Rusya’dan Türkiye’ye Ukrayna uyarısı: Kiev’in militarist duygularını teşvik etme yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Ahmet Hakan isim vermeden Sedat Peker’i hedef aldı

Hürriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Hakan, gazetesinde tek satır yer vermediği Sedat Peker’in iddialarıyla ilgili isim vermeden bir yazı yazdı. Hakan, “Yükseliş trendindeki alengirli bir olayın, sadece gidişatına bakarak yorum yapmamak lazım. Neticeyi görmek gerekir neticeyi” dedi.

BOLD – Ahmet Hakan, Hürriyet’teki bugün yayınladığı “Büyük resmin peşinde koşanlara beş öğüt” başlıklı yazısında Sedat Peker olayına girmeden ilginç ifadeler kullandı.

Hakan şunları yazdı:

Öğüt bir: Alengirli işler

Kabul… Çok alengirli işlerin arkasında genellikle devasa güçler bulunur. Bunu asla gözden ırak tutmamak lazım. Ancak durum böyledir diye… Her alengirli işin arkasında da her zaman devasa güçler bulunmayabilir.

Öğüt iki: Komplo ile fal

Tamam… Paranoyak olmamanız takip edilmediğiniz anlamına gelmez. Ama şunu da unutmayın: Bazen puro içen bir adam, sadece puro içen bir adamdır. ‘Komplo’ ile ‘fal’, birbirine benzer: Onlara inanma ama onlarsız da kalma!

Öğüt üç: Hayal kırıklıkları

Doğru… Alengirli olaylar, sarsıcı etkilere yol açar. Bu nedenle ‘Hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacak’ der dururuz. Ancak şu da doğrudur: Hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağı beklentisi, genellikle büyük bir hayal kırıklığıyla sonuçlanır.

Öğüt dört: Erken seçim

Anlıyorum… ‘Erken seçim geliyor’ beklentisi içine girmek, bizde milli spordur. Ama unutmayın: Sistem değişti! Teknik olarak böyle bir karar almak çok zor! ‘Erken seçim’ derken bin kere düşünmek lazım yani.

Öğüt beş: Küçük konuşmak

Yükseliş trendindeki alengirli bir olayın, sadece gidişatına bakarak yorum yapmamak lazım. Neticeyi görmek gerekir neticeyi. Netice bir muamma ise… Büyük konuşmak yerine küçük konuşmayı tercih etmekte fayda var.

YEDİĞİM YUMRUK BANA YETTİ DİYOR

Hakan’ın yazısına sosyal medya kullanıcıları tepki gösterdi. KHK’lı Acun Karadağ, “Yediğim yumruk bana yetti diyor :)” yorumu yaptı. Başka biri ise, “Kim kazanırsa o tarafa geçecek üstün karakterli gazeteci” dedi. Hakan’a tepki gösteren biri ise, “Bakan istifa etti hepiniz 3 maymunu oynadınız. Şu an yaşananlardan daha büyük haber değeri olan bir şey mi var da neticeye bakmak lazım diyorsunuz?” ifadesini kullandı. Başka bir sosyal medya kullanıcısı ise, “Konu AKP olunca böyle alengirli kelimeler kullanırsın işte…” dedi.

Kutlu Adalı: Fail-i meşhur cinayet

Ahmet Hakan isim vermeden Sedat Peker’i hedef aldı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Venezuela’nın kokainli peyniri ve Sedat Peker’in açıklamaları

Türkiye 21 Ağustos 2020’de Resmi Gazete’de yayınlanan kararla Venezuela’dan sıfır gümrükle peynir ithaline izin verirken, Güney Amerika ülkesinde aynı günlerde kokainin ‘peynir içine zulalanmış’ şekilde yakalanması ve Sedat Peker’in son açıklamaları kafalarda soru işaretleri oluşturdu.

BOLD – Venezuela’daki Nicolas Maduro yönetimi ile AKP iktidarı arasında uzun süredir sıkı ilişkiler bulunuyor. Donald Trump döneminde ABD yönetimi Venezuela’ya baskıyı arttırırken AKP iktidarı ve Erdoğan ABD’yi karşısına alma pahasına Maduro yönetiminden yana tavır koydu.

ABD’nin tepkilerine rağmen 2018 yılında Venezuela Merkez Bankası’na ait değeri 800 milyon dolardan fazla altın külçeleri Türkiye’ye getirilerek altın rafinerilerinde yenilendi ve bu ülkeye geri gönderildi.

Erdoğan ile Maduro arasındaki ikili sıkı ilişkilerin yanı sıra iki ülke arasındaki ticaret de arttı.

21 Ağustos Cuma günü Resmi Gazete’de yayınlanan bir karar ise Türk basınında hem genişçe yer buldu hem de çokça tartışıldı. Türkiye, Güney Amerika ülkesi Venezuela’dan sıfır gümrükle peynir ithal edecekti.

AKP’ye yakın medya, Türkiye’de peynir fiyatlarının çok arttığını ve Venezuela peynirlerinin ne kadar lezzetli olduğunu anlattı, muhalefet ise kararın çiftçiye zarar vereceğini belirtti.

SEDAT PEKER: KOKAİNİN YENİ ROTASI VENEZUELA

Suç örgütü lideri Sedat Peker’in videoları son haftalarda Türkiye gündemini meşgul ediyor. Peker son yayınladığı 7’inci videosunda kokainin yeni rotasına ilişkin iddialarda bulundu.

Peker, kokainin yeni rotasının ABD’nin çok etkin olması nedeniyle Kolombiya’dan Venezuela’ya kaydığını ve Dominik Cumhuriyeti üzerinden Türkiye’ye getirildiğini söyledi.

Kokainin bilinenin aksine Avrupa’da Türkiye’den daha ucuz olduğunu ifade eden Peker, Türkiye’ye getirilen uyuşturucunun Suriye’deki Lazkiye Limanı üzerinden daha pahalı olduğu Ortadoğu’ya gönderildiğini söyledi. Kokainin para trafiğinin ise Kıbrıs’taki Halil Falyalı üzerinden işlediğini iddia etti.

Peker, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu kokainle ilgili anlattılar ya, ben size gerçeğini anlatayım. Kokain önce Kolombiya üzerinden geliyordu. ABD DEA (Drug Enforcement Administration – Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi) orada çok etkili, orada sistemi döndüremeyeceklerini anlayınca yeni bir güzergah çalışması yaptılar. Venezuela’da DEA kontrolü yok, Kolombiya’dan kokaini bu ülkeye geçirmek çok kolay. Oradan gelen mal Türkiye üzerinden Avrupa’ya gidiyor deniliyor ya, hayır, Avrupa’da ucuz kokain, burada pahalı, asıl en pahalı olduğu yer Ortadoğu. Suriye Lazkiye Limanı da DEA’nın kontrolünde değil. 4 ton 900 kilo kokain yakalandıktan sonra yeni güzergah kurmak için Venezuela’ya kim gitti? Eski başkanımız Binali Yıldırım’ın oğlu Erkan Yıldırım… O mal yakalandıktan sonra bu senenin başında, şubat ayında gitti 4 gün kaldı. Karakas Limanı var, Venezuela’nın en büyük limanı, oradan kuru yük gemileri doğrudan Türkiye’ye gelebiliyor, ama konteyner gemileri Dominik üzerinde durma yapıp, o şekilde devam edebiliyor. Şimdi Dominik üzerinde de yakalanmalar artacak, çünkü yeni güzergah burası. Ben bizim liman çok önemli dedim ya, herkes oraya gemi giremez dedi. Ben gemi girer mi dedim, kokain Türkiye’ye giriş yaptıktan sonra 30-35 metrelik uzun yolculuk yapan yatlarla, 500 kilo, 1 ton, 2 ton kokainler o şekilde dağılıyor. Özellikle ama Suriye Lazkiye üzerinden de yapılıyor.” ifadelerini kullandı.

PEYNİR KUTULARINA ZULALANMIŞ ŞEKİLDE YAKALANAN KOKAİNLER

Türkiye’nin 21 Ağustos’ta aldığı Venezuela’dan sıfır gümrükle peynir ithali kararından yaklaşık 2 ay sonra Venezuela basınına yansıyan bir haber ise peynir ithal kararını ve Sedat Peker’in açıklamalarını daha da ilginç hale getiriyor.

1941’den beri başkent Karakas’ta basılan ve Maduro yanlısı tabloid bir gazete olarak öne çıkan ‘Ultimas Noticias’ gazetesinde 31 Ekim 2020’de yayınlanan habere göre, ülkenin batısındaki Barinas kentinde beyaz peynir kutuları içinde gizlenmiş (zulalanmış) kokain paketleri ele geçirilmişti. 108 peynir paketinin içerisinde yakalanan kokainin ağırlığı 119 kilo 74 gramdı.

Uzmanlar, bu konuda eğitilmiş dedektör köpeklerin, peynir paketleri içine gizlendiğinde kokainin kokusunu almakta zorlandığını ifade ediyor.

Kokain tacirlerinin uyuşturucunun kokusunu köpeklerin almaması için peynir içine zulalaması örneklerine başka ülkelerde de rastlandı.

Bu paylaşımda İspanyol polisinin 2017 yılında Cordoba kentinde yaptığı bir operasyonda peynir içine gizlenmiş şekilde ele geçirdiği kokainin görüntüleri yer alıyor.

Sedat Peker: Kokainin yeni rotası için Venezuela’ya Binali Yıldırım’ın oğlu gitti

Venezuela’nın kokainli peyniri ve Sedat Peker’in açıklamaları yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Kutlu Adalı: Fail-i meşhur cinayet

Suç örgütü lideri Sedat Peker’in 6 Temmuz 1996’da Kuzey Kıbrıs’ta evinin önünde öldürülen gazeteci Kutlu Adalı cinayetiyle ilgili Mehmet Ağar ve Korkut Eken’i suçlamasının ardından olay tekrar gündeme geldi. Adalı’nın eşi İlkay Adalı. 1996’da verdiği bir röportajda Barnabas Manastırı yazısından dönemin Sivil Savunma Başkanı Galip Mendi’nin rahatsız olduğuna, Mendi’nin adadan ayrıldığı gün Adalı’nın öldürüldüğüne dikkat çekti.

BOLD – Sedat Peker’in iddiaları sonrası Kıbrıslı gazeteci Kutlu Adalı’nın faili meçhul şekilde öldürülmesi olayı yeniden gündeme geldi.

Sedat Peker, 7’nci videosunda Mehmet Ağar’ın kendisine, “Kutlu Adalı Kıbrıs’ı Rumlara satmak istiyor” dediğini, bu sebeple Adalı’yı öldürülmesi adına kardeşi Atilla Peker’i adaya gönderdiğini öne sürerek, “Hep böyle yapıyorlar. Vatanseverlik diyorlar, milleti coşturuyorlar herkesi birbirine sokuyorlar” ifadesini kullandı. Mehmet Ağar ve Korkut Eken’le aralarında geçen konuşmayı anlatan Peker, “Biz o zaman Korkut Eken ve Mehmet Ağar ile hep beraberiz. Mehmet Ağar, ‘Bana iki tane profesyonel bul’ dedi. Ben de öz kardeşimi, Atilla Peker’i vereceğimi söyledim. Aradan zaman geçti, 3-4 gün sonra döndüler, denk gelinemedi. Korkut abiyle konuştum, dedi tekrardan gideceğiz. Sonra orada bunların başka bir ekip öldürmüş. Sonra görüştüğümüzde, bana işin hallolduğunu söyledi.”

Peker, Kutlu Adalı’nın St. Barnabas Manastırı’nda yaşanan “soygunla ilgili çalışma yaptığını” ve ardından “Kıbrıs’ı Rumlara sattığı iddialarının ortaya atıldığı” iddialarının ortaya atıldığını dile getirdi.

KİLİSEDEKİ SOYGUNU YAZDIKTAN SONRA ÖLDÜRÜLDÜ

Sedat Peker’in itiraflarıyla tekrar gündeme gelen Kıbrıslı gazeteci ve yazar Kutlu Adalı’nın öldürülmesi olayı yaklaşık 25 yıldır faili meçhul olarak duruyor. Gazeteci Adalı, ikon müzesi olarak değerli eserlere ev sahipliği yapan St. Barnabas Manastırı’nda 14 Mart 1996’da yaşanan silahlı bir baskını araştırmasının ardından tehditler aldığını açıklamış, 6 Temmuz 1996’da ise 61 yaşında suikasta kurban gitmişti.

TÜRK İNTİKAM TUGAYI ÜSTLENDİ

Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin yayın organı Yeni Düzen gazetesinin köşe yazarlığı yapan Adalı, Magosa yolu üzerindeki müze olarak kullanılan 1520 yıllık St. Barnabas Kilisesi’ni 14 Mart 1996 gecesi soygununu gazetede yazmıştı. Adalı, kiliseyi soyanların “Kıbrıs MİT”i de denilen Sivil Savunma Teşkilatı elemanları olduğunu iddia ediyordu. Orhan Gökdemir 2005 tarihli Faili Meçhul Cinayetler adlı kitabında Kutlu Adalı cinayetini Türk İntikam Tugayının (TİT) üstlendiğini belirtiyor.

GALİP MENDİ’Yİ SUÇLADI

Kutlu Adalı’nın eşi İlkay Adalı’nın da 1996 yılında Cumhuriyet gazetesine verdiği röportajda, eşinin öldürülmesiyle ilgili dönemin Sivil Savunma Başkanı emekli orgeneral Galip Mendi’yi suçladığı ortaya çıktı. İlkay Adalı, Mendi’nin Barnabas soygunu yazısından sonra eşini tehdit ettiğini söyleyen Adalı, “Sivil Savunma Başbakanlığa bağlıdır. Başında da Galip Mengi diye birisi vardı. Bu olay yazıldıktan sonra Mengi’nin görevden alındığını Türkiye’ye gönderildiğini duyduk. Türkiye’ye gönderildiği gün kocam vuruldu” ifadelerini kullandı.

SOKAĞIN IŞIKLARINI KESİYORLAR

İlkay Adalı, eşinin öldürülmesiyle ilgili şunları söyledi: Kutlu ile gece saat 23.15’te telefonla görüştük. 23.30’da öldürülmüş. İlk bulanlar bitişik evdeki Türkiyeli öğrenciler. Onlar da ertesi gün evi tahliye ediyorlar. Vurulduğu zaman sokak ışıklarını kesiyorlar. Sokak ışıklarının kutusu Sivil Savunmanın duvarında zaten. Sadece bizim evin ve vurulduğu sokağın ışıklarını kesiyorlar. Cinayetten sonra sigortalar yerine konuyor. Dört komşu, sokak ışığının saat 23.30’da kesilmiş olduğunu söylediler. Milliyetçi Düşünce Derneğinden Erhan Arıklı diye birisi, sol düşüncede olanları belediyelerin köpek vuran ekipleri köpek gibi vursunlar diye yazı yazar daha önce. Yazı çıktığı gün Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı, eşimin yazı yazdığı Yeni Düzen Gazetesi Yazıişleri Müdürünü arayarak memnun olmadığını söylemiş. Yazıda bir gece Barnabas Manastırına yapılan baskından söz ediliyordu. Baskında bekçiler bağlanır. Eşim yazısında bu baskının Başbakanlığa bağlı sivil savunma arabaları ile yapıldığını, bu arabaların renklerini ve markalarını veriyor.

Eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Galip Mendi.

GALİP MENDİ TÜRKİYE’YE GÖNDERİLDİĞİ GÜN KOCAM VURULDU

Orada bir kazı yapılmıştı. Bekçiler bize ihbar ettiler. Gidip olayı yerinde tetkik edip yazmıştı. Kiliseye gittiğimiz zaman mezarın kazılmış olduğunu gördük. Televizyon büyüklüğünde bir taş alınıp harcı yerine konmadan tekrar yerine oturtulmuştu. Bu haberi önce gazetede geçtiler Kocam köşesinde yazdı. Orda bir hazinenin saklı olduğunu ve o hazineyi 1974 yılında saklayan şahısların buraya gelip oradan aldığını söyledi. Sivil savunma araçlarının da buna yardımcı olduğunu öne sürdü. Bunun üzerine tehdit almaya başladı. Ben cinayetle ilgili olarak bu olaydan şüpheleniyorum. Sivil Savunma Başbakanlığa bağlıdır. Başında da Galip Mengi diye birisi vardı. Bu olay yazıldıktan sonra Mengi’nin görevden alındığı Türkiye’ye gönderildiğini duyduk. Türkiye’ye gönderildiği gün kocam vuruldu.”

Resim

Kutlu Adalı’nın eşi İlkay Adalı’nın cinayetle ilgili 1996’da Cumhuriyet’e verdiği röportajdan bir bölüm.

Resim

KUTLU ADALI SERİ CİNAYETLERİN İLKİ OLACAKTI

Kıbrıs Gazetesi Yazarı Hasan Hastürer de bugünkü “Kutlu Adalı cinayeti, seri cinayetlerin ilki olacaktı” başlıklı yazısında Adalı cinayetiyle ilgili tanıklığını anlattı. Barnabas Kilisesi baskının kamuoyuna duyurulmasında kendisinin rol aldığını belirten Hastürer, baskında kullanılan araçların Sivil Savunma Teşkilatı Başkanlığına aid olduğunu belirtti. Hastürer, şunları yazdı: “Kutlu Adalı cinayeti, St. Barnabas’a yapılan baskın sonrasına yazdığı yazılarla ilişkilendirilir. O zaman, Sivil Savunma Başkanı olan emekli Orgeneral Galip Mendi’yi baskın nedeniyle eleştiren yazılar yazıyordu. İstihbarat faaliyetlerinin içinde yer alan Kenan isimli bir Kıbrıslı Türk, Kutlu Adalı’ya gidip, yazmaya devam ederse öldürüleceğini söyledi. Ancak Kutlu Adalı yazmaya devam etti. Profesyonel katiller Türkiye’den gelen talimatla Kutlu Adalı’yı evinden dışarı çıkartıp katletti. Kutlu Adalı cinayeti, seri cinayetlerin ilki olacaktı… Devamıyla ilgili öldürüleceklerin listesinin hazır olduğunu, ciddi bilgi sahibi olanlar söylüyor. Sağduyu sahibi kişilerin devreye girmesi seri cinayetleri önledi… Araçların haberde paylaşılan plaka numaraları, baskının Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığıyla bağını somutlaştırdı. Basında çok yazılar yazıldı bu konuda. Israrlı yazıları Kutlu Adalı, yazdı ve hunharca bir cinayet sonunda hayatını kaybetti.”

Tuğlalar çekildiğinde altında Mehmet Ağar kalacak

Kutlu Adalı: Fail-i meşhur cinayet yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Selahattin Demirtaş yazdı: Kim bu devlet içindeki çeteler?

Tutuklu siyasetçi Selahattin Demirtaş, 2 ay önce kaleme aldığı devlet ve çete ilişkilerini irdeleyen “Kim bu devlet içindeki çeteler” başlıklı yazısının güncel gelişmeler ışığında tekrar okunmasını istedi.

BOLD – Yaklaşık beş yıldır Edirne E Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Kim bu devlet içindeki çeteler?” başlıklı bir yazı yazdı. Gazete Duvar için 2 ay 13 gün önce kaleme aldığı yazıyı Twitter’daki hesabından bugün tekrar paylaşan Demirtaş, yazının güncel gelişmeler ışığında bir kez daha okunması gerektiğini ifade etti.

Devlet içindeki çetelerin hangi merkezden yönetildiğini, onları kimin finanse ettiğini ve kimlerin koruduğunu sordu. Muhalefet partilerinin bu çetelerle ilgili herhangi bir şey yapmamasını ilginç ve tuhaf olarak değerlendirdi.

Bu çeteler teşhir edilip üstüne gidilmezse önümüzdeki seçimlere de gayri meşru yol ve yöntemlerle müdahale edeceğini öngörmek için kâhin olmaya gerek olmadığını ifade eden Demirtaş, “TBMM’de araştırma komisyonu kurulması için neden her gün mücadele yürütmüyor? Bu çetenin faaliyetlerini isim isim neden raporlayıp Meclis’e sunmuyor? Bence bunların hepsini yapmaları lazım. Bu çetenin siyasete karşı darbe faaliyeti yürüttüğünü, gayrı meşru yollarla siyasete, seçimlere müdahale ettiğini tespit etmek zor olmasa gerek.” dedi.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ’IN CEZAEVİNDE KALEME ALDIĞI YAZININ TAMAMI

“Türkiye 2014 yılından itibaren fiilen, 2018 yılından bu yana da resmen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle yönetiliyor. Bu sistemin demokrasiye, hukuk devleti ilkesine, çoğulculuğa ve güçler ayrılığı ilkesine açıkça aykırı olduğu herkesçe biliniyor. Bu durum muhalefet tarafından da sık sık dile getiriliyor. Zaten halkın büyük çoğunluğu, bu sistemin yol açtığı krizlerden doğrudan etkilenmeye başladığı için de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne olan destek gün geçtikçe azalıyor.

Bu sistemden er geç çıkılacağından eminim. Sadece, zamanını kestiremiyorum. Belli ki muhalefet bu sisteme alternatif çalışmalarını somut hale getirerek bir gelecek vizyonu da çizmeye çalışıyor. Umarım daha fazla geç kalmazlar ve yeni anayasa tartışmalarında ön almayı, gündem belirlemeyi başarırlar.

Ancak ben bu yazıda, muhalefetin eksiği olarak gördüğüm bir başka konuya değinmek istiyorum. Yukarıda da belirttiğim gibi muhalefet, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin resmi ve aleni politikalarını, uygulamalarını eleştiriyor, yeri geldiğinde teşhir ediyor, ciddi hatalar tespit edince de üstüne gidiyor. Fakat ilginç bir şekilde, bu hükümet sisteminin şemsiyesi altında, devlet içinde yarı gizli ve gizli şekilde örgütlenmiş yapılanmaların, çetelerin üstüne gitmiyor, onları teşhir etmiyor, en azından belgeleyip raporlamıyor.

MUHALEFET BU MESELENİN PEŞİNE DÜŞSE…

Neyi kast ettiğimi biraz açayım. Örneğin beş yandaş müteahhite, akıl almaz usulsüzlüklerle çok ciddi miktarlarda kamu kaynakları aktarılıyor. Gazeteci Çiğdem Toker, bu usulsüzlükleri harika bir gazetecilik örneği sergileyerek bir bir belgeliyor, yazıyor. (Ki bana göre, kendisi yılın gazetecilerinden seçilmeliydi ve tüm muhalefet liderleri kendisini ziyaret edip ondan brifing almalıydı.) Muhalefet bu meselenin peşine düşse olayın sadece ihale yolsuzluğu olmadığını, işin özünde çetelerin el altından finansmanını sağlayan çok daha büyük ve gizli bir yapının olduğunu ortaya çıkarabilecektir.

Elbette bunun dışında da çeşitli kaynaklar yaratılıyor. Doğrudan kamu kaynaklarıyla veya vakıflar aracılığıyla, belediyeler yoluyla da çıkarlar sağlanıyor, makam ve mevki dağıtılarak ödül sistemi devreye sokuluyor. Tetikçi yandaş medyanın, orada yazan, konuşan gazeteci, akademisyen, araştırmacı görünümlü birçok şahsın bu kaynaklardan finanse edildiğini tahmin etmek mümkün. Muhtemelen 50-60 kişilik bu medya tetikçisi güruh, ceplerine doldurulan bol paralar karşılığında her gece televizyonlarda kanal kanal dolaştırılarak kendilerine verilen, günün veya haftanın düşmanını linç etme görevini yerine getiriyor. Son beş yıldır kimlerin bu kanallarda düzenli olarak bu faaliyetlere katıldıklarını tespit etmek zor olmasa gerek.

Denilebilir ki, medya ve ifade özgürlüğü var. İsteyen herkes demokratik hakkını kullanıp televizyona çıkabilir ve konuşur. Bu güruh dışında kimsenin böyle bir hakkının olmaması bir yana, bu faaliyete katılanların belli bir merkezden yönlendirildiği, görevlendirilip finanse edilerek belli bir amaca (muhalefete operasyon) yönelik, sistematik bir çalışmaya dahil oldukları için öyle basitçe eleştirilip geçiştirilemez. Ortada çok ciddi ve ağır bir suç var. Yani sadece basın ahlak ilkeleri ihlal edilmiyor ya da sadece iftira, hakaret suçu işlenmiyor. Devlet içinde çöreklenmiş bu çete aracılığıyla siyasete, seçimlere, yargıya doğrudan müdahaleler yapılıp iktidarın gücü tahkim edilmeye çalışılıyor. Bu çetenin sosyal medya ayağının, yargı ayağının, sivil toplum, sermaye ve en tepede siyaset ayağının olduğunu anlamak da tespit etmek de zor değil.

Yaşanan bir olay karşısında siyasi iktidarın tutumu, eşzamanlı olarak yandaş kanalların ve oradaki tetikçilerin tutumu, sosyal medya ve sivil ayağın tutumu, aynı anda yargının tutumu yan yana konulunca bunların ancak ve ancak tek merkezden yönetilmekle bu kadar senkronize çalışmalarının mümkün olabileceğini rahatlıkla ortaya koyabiliriz. Mesela Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ’a ve gazeteciler Orhan Uğuroğlu ile Afşin Hatipoğlu’na ölümcül saldırılar gerçekleşti. Bu saldırıların örgütlü ve planlı olduğunu bilmeyen var mı?

Peki ne oldu bu saldırılar sonrasında? Siyasi iktidarın ve ortaklarının açıklamalarını, yandaş medyanın tutumunu ve yargının tutumunu yan yana koyun bakalım. Ortada ayıplanacak, kınanacak bir durum mu var yoksa devlet içindeki organize bir suç şebekesinin kolektif olarak işlediği çok ağır bir suç mu var? Peki muhalefet bu durumu neden ayıplamayla, kınamayla, esefle karşılamayla geçiştiriyor? Çok tuhaf, değil mi? HDP’lilerin yargılama süreçlerindeki çete faaliyetlerini burada anlatmayacağım ama bilinsin ki hepsi partimizin hukukçuları tarafından belgeleniyor, raporlanıyor. Günü geldiğinde de bağımsız yargının ve TBMM’nin önüne koyacağız. Bakalım bizi medyada her gün, her gece hakaret, yalan ve iftiralarla linç eden, suçlu ilan eden, yargılama süreçlerimize doğrudan etki eden bu güruh o gün ne ifade verecek?

MİLYONLARCA İNSAN BU ÇETENİN ELİNDE REHİN

Bunun gibi yüzlerce örnek yaşanıyor. Hatta bizzat muhalefet liderleri bu çetenin medya, bürokrasi, yargı, siyaset ayaklarının saldırısına uğruyorlar. Ama ilginç bir şekilde sadece kınayarak, ayıplayarak geçiştiriyorlar. Acaba onlar da, “Günü gelince yargı önünde hesabını sorarız” diye sabır mı çekiyorlar? Eğer öyleyse büyük yanlış yapıyorlar. Çünkü muhalefetin bu garip tutumu nedeniyle çok ağır tahribatlar yaşanıyor, çeteler her geçen gün daha da pervasız, cüretkar ve saldırgan hale geliyor. Milyonlarca insan bu çetenin elinde adeta rehin alınmış gibi korkudan gıkını çıkaramıyor. Tweet atanı, yazı yazanı, slogan atanı, dik duranı, sesini çıkaranı bu çete önce trol ağıyla medyada linç ediyor, ardından siyaset ayağı hedef gösteriyor, sonra yargı ayağı devreye girip tutukluyor veya çetenin sokak ayağı devreye girip dövüyor, fiili linç yapıyor.

Peki bu yarı gizli, gizli çetenin açık ve örtülü faaliyetleri sizce nereden, hangi merkezden yönetiliyor? Kim finanse ediyor, kim koruyor bunları? Muhalefet bu konuyu neden ciddiyetle ele almıyor? Tüm muhalif liderleri aynı masanın arkasına geçip ortak bir basın toplantısıyla neden bu çeteye karşı siyasi, hukuki, toplumsal bir mücadelenin startını vermiyor? TBMM’de araştırma komisyonu kurulması için neden her gün mücadele yürütmüyor? Bu çetenin faaliyetlerini isim isim neden raporlayıp Meclis’e sunmuyor? Bence bunların hepsini yapmaları lazım. Bu çetenin siyasete karşı darbe faaliyeti yürüttüğünü, gayrı meşru yollarla siyasete, seçimlere müdahale ettiğini tespit etmek zor olmasa gerek. Ve bu çete teşhir edilip üstüne gidilmezse frenlenmezse önümüzdeki seçimlere de gayri meşru yol ve yöntemlerle müdahale edeceğini öngörmek için kâhin olmaya gerek yok.

SİYASETÇİLERE ÇAĞRI: EL ELE VERİN

Bu vesileyle tüm liderlere açık çağrı yapıyorum. Devlet içine çöreklenmiş bu yapının üstüne gitmek için ortak tutum almalısınız, birlikte hareket etmeli ve Meclis’i daha fazla işletmelisiniz. Eğer iktidar ve ortakları bu yapılarla iç içe değilse onların da normal olarak bu mücadeleye destek vermesi beklenir.

Umarım meseleye ciddiyetle ve kararlılıkla yaklaşılır. Yoksa bu çete daha gözü kara davranmaya cüret eder hale geldiğinde artık geç kalınmış olunabilir. Devletin çetelerden temizlenmesi yarına bırakılamaz. Mücadele bugünden başlamalıdır. Suç işleyen herkes er geç yargı önünde hesap vereceğini bugünden bilerek ona göre hareket etmelidir. Devletin kimseye ailesinden miras kalmadığı, halkın ortak değeri olduğu herkese çok net bir şekilde hissettirilmelidir. Bunu da ancak siyasetçiler el ele vererek yapabilir.

Sonuç itibarıyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin yol açtığı tahribatlar irdelenirken devlet içi yarı gizli, gizli hukuk dışı yapılanmalar göz ardı edilmemeli, bunların üstüne kararlılıkla gidilmelidir. Bu çetelerin ne amaçları ne de faaliyetleri en küçük bir meşruiyet, yasallık taşımazken aksine çok ağır suçlar işlenirken muhalefet kınayıp eleştirmekle yetinmemelidir. Topluma karşı sorumluluk duygusu ve görev bilinciyle hareket edilmeli, bu süreç demokrasi mücadelesinin bir parçası olarak ciddiyetle ele alınmalıdır.”

Selahattin Demirtaş yazdı: Kim bu devlet içindeki çeteler? yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Peker’in travması kızına yapılanlar değil gözden çıkarılması

Psikiyatr Burhanettin Kaya, suç örgütü elebaşı Sedat Peker’in milyonlar tarafından yakından takip edilen videolarını analiz etti. Sedat Peker’in asıl travmasının eşi ve kızına yapılanlardan çok siyasal iktidarın onu gözden çıkarması olduğunu söyledi. “Peker racon kesmeye devam edecek” dedi.

BOLD – Psikiyatr Doç. Dr. Burhanettin Kaya, gündemi sarsan iddialar ve itiraflarda bulunan Sedat Peker’in açıklamalarını değerlendirdi. Kaya, Peker’in açıklamalarının nedeninin iktidarın onu gözden çıkarması olduğunun altını çizdi.

ASIL NEDEN KIZININ GÖZYAŞI DEĞİL

Kaya, yeni1mecra.com sitesinde yer alan yazısında, Sedat Peker’in travmasının ne olduğunu sorarak, “Kimse benim kızımın gözünden bir damla yaş getiremez, bunu yapamaz, bunu bedelini öder” yönlü ifadesini hatırlattı. Kaya “Buradan Peker’in kızının ağlatıldığı ve bunun Peker’i incittiği, travmatize ettiği, bunun onu öfkelendirdiği ve bu nedenle hesap sorduğu izlenimi oluşuyor. Gerçek neden bu mu? Sanırım bu değil. Onlarca yıl tetikçi olarak gururla hizmet ettiği ve muhalefet edenlerin ‘oluk oluk kanlarını akıtacağı, kanlarında duş alacağını’ söylediği siyasal iktidarın onu gözden çıkarması kanımca onu travmatize eden. Bu, ‘racona’ uygun olmadığı için onu yaralamış görünüyor” dedi.

YAPILAN İŞ RACONA UYGUN OLMALI

Mafyanın hukuku ve ahlakının racon kavramı üzerinden kurulduğunu ifade eden Doç. Dr. Kaya, “Yapılan işin racona uygun olması gerekiyor. Racona uygun olmayan davranış cezalandırılıyor. Bir çeteye giren, bu âleme dâhil olan, mafyanın parçası olan kişi bu racona uymak durumunda” diye yazdı. Doç. Dr. Kaya, “Mafyanın geleneğinden gelen bu kuralları onu temsil eden lider sunuyor. Baba, baron, ne derseniz. Hem yasa koyucu, hem yürütücü, hem yargıç oluyor” dedi.

RACON KESMEYE DEVAM EDECEK

Peker’in travmasını onarmak için, kendi usulünce racon kesmeye devam ettiğini belirten Doç. Dr. Kaya, “Hesap sordukları da racona uygun yanıt üretiyorlar. Savcılar racona uygun bir şekilde soruşturmamaya kayıtsız kalıyorlar. Racona uygun sessizlik egemen” diye yazdı. Doç. Dr. Burhanettin Kaya içinde bulunulan süreci “Kötülük, örgütlü kötülük” olarak tanımlayarak “hukuk” ile “racon”un aynı kavşakta buluştuğuna işaret etti.

Tuğlalar çekildiğinde altında Mehmet Ağar kalacak

Peker’in travması kızına yapılanlar değil gözden çıkarılması yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Sedat Peker’in iddiaları sonrası İzmir Barosu harekete geçti

İzmir Barosu, organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in iddialarında ismi geçen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, AKP milletvekili Tolga Ağar ve AKP Genel Başkan Vekili Binali Yıldırım’ın oğlu Erkan Yıldırım hakkında suç duyurusunda bulundu.

BOLD – İzmir Barosunun suç duyurusunda, videolarda iddia edilen uyuşturucu ticareti, cinayet, tecavüz, yağma ve diğer benzeri iddialar hakkında soruşturma başlatılması istendi.

İzmir Barosu, organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in 7 ayrı videoda belirttiği iddialarla ilgili olarak, Sedat Peker, Süleyman Soylu, Mehmet Ağar, Tolga Ağar, Erkan Yıldırım ve videolar incelenip gerekli araştırmalar yapıldığında savcılıkça tespit edilecek diğer kişiler hakkında suç duyurusunda bulundu.

Suç duyurusuyla ilgili açıklamasında İçişleri Bakanı Soylu’nun görevden alınmasını isteyen İzmir Barosu, “Soruşturmanın selameti açısından, söz konusu iddiaların odağında bulunan Süleyman Soylu’nun amir sıfatıyla soruşturmayı sürdürecek kişilerin üstü konumunda bulunması sebebiyle derhal İçişleri Bakanlığı görevinden alınması, soruşturmanın hızla başlaması gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

Açıklamada şunlar belirtildi: “2 Mayıs – 23 Mayıs 2021 tarihleri arasında, Sedat Peker isimli şahıs tarafından kendi Youtube kanalından ülkeyi sarsacak nitelikte açıklamalar yapılmış ve paylaşımlar ülke gündeminin ilk sırasına yerleşmiştir. Bahse konu kişinin konuşmaları, devlet ve mafya ilişkileri açısından çok önemli itiraflar barındırmakta olup bu itiraf ve açıklamaların ciddiyetle ele alınması ve bağımsız yargı tarafından değerlendirilmesi, hukuk devleti olma iddiasının gereğidir. Ne var ki, üzülerek takip etmekte olduğumuz üzere, bir aya yakın sürede bahsi geçen açıklamalar milyonlarca kez izlenmesine ve konunun tarafları defaatle açıklamalar yapmasına rağmen; başkanlığımız tarafından bilinen, açılmış bir soruşturma bulunmamaktadır.

ETKİLİ SORUŞTURMA BAŞLATILMALI

Türkiye Cumhuriyeti, söz konusu süreci etkin ve etkili bir soruşturma yürüterek çözmek zorundadır. Aksi durum; hukukun tamamen ortadan kalktığı, güçlü olanın, illegal işlere bulaşanın sözünün tek geçer akçe kabul edildiği bir ülke gerçeği ile toplumu baş başa bırakacaktır. Bunun kabulü asla mümkün değildir.

İzmir Barosu; ülkesine, yurttaşlarına ve meslektaşlarına karşı sahip olduğu tarihsel sorumluluk nedeniyle, yürütme ve yasamanın temsilcileri ile bunların yakınlarının organize suç örgütü liderleriyle geliştirdikleri hukuk dışı ilişkiler ağının açığa çıkması, iddia edilen uyuşturucu ticareti, cinayet, tecavüz, yağma ve diğer benzeri suçların ivedilikle soruşturulması için söz konusu başvuruyu yapmış bulunmaktadır.”

Tuğlalar çekildiğinde altında Mehmet Ağar kalacak

Sedat Peker’in iddiaları sonrası İzmir Barosu harekete geçti yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Koronavirüs 1.5 yıl sonra bitecek

Geçen yıl mart ayından itibaren Türkiye’de görülmeye başlayan ve farklı mutasyonlarla hızla yayılmaya devam eden koronavirüs herkesi esir aldı. Halkı evlere hapseden koronavirüsten kurtulmak için uzmanlara göre yaklaşık 1.5 yıl daha sabredilmesi gerekiyor. 

BOLD – Sevdiklerimize gönül rahatlığıyla sarılmayı, maske takmadan, test olmadan, mesafe korumadan koyu sohbetlere dalmayı özledik. Hayatı durma noktasına getiren koronavirüs, uzmanlara göre bir müddet daha misafir olarak kalacak. Koronavirüsten kurtulmak için verilen tarih ise 2023 yılı başı.

YENİ ZELANDA’DA HAYAT NORMALE DÖNDÜ

Koronavirüs salgını ile farklı gelişmelere tanıklık ediyoruz. Bir tarafta hayatın büyük ölçüde normale döndüğü Yeni Zelanda, diğer tarafta Kovid-19 ölümlerinin önüne geçilemediği Hindistan. Yeni Zelanda’nın başkenti Wellington’da düzenlenen rock konserinin fotoğrafları tüm dünyaya yayıldı. On binlerce kişinin mesafe ve maske olmaksızın yan yana, sevdikleri müziklere eşlik ettiği konserin görüntülerini herkes imrenerek izledi. Salgının kontrol altına alınamadığı Hindistan gibi ülkelerde ise virüsün yıkıcı etkisi sürüyor. İkinci dalga sırasında sağlık sistemi çöken Hindistan’da Ganj Nehrin’deki cesetler, pandeminin yol açtığı felaketi akıllara kazıyan görüntülerden sadece bir bölümünü oluşturuyor.

ALMANYA’DA SONA GELİNDİ

Deutsche Welle Türkçe’den Stephanie Höppner’in haberine göre uzmanlar salgının ne zaman sona ereceği sorusuna yanıt arıyor. Bugüne kadar bu soruya yanıt bulunamazken, belirsizlik karamsarlığa yol açıyordu. Önde gelen Alman virolog ve sağlık uzmanlarının “iyi bir yaz” öngörüsüne vurgu yapmaya başladıkları andan itibaren, Almanya’da salgında sona gelindiği yönündeki umutlar arttı. Almanya’da salgın verilerini izleyen Robert Koch Enstitüsü’ne (RKI) göre, 7 günlük her 100 bin kişide görülen Kovid-19 vaka sayıları 100’ün altına düşüyor. Her gün aşılananların sayısı hızla artıyor.

YÜZDE 70 AŞILAMA İLE KONTROL EVRESİNE GEÇİLECEK

ABD’de de uzmanlar iyimser. John Hopkins Üniversitesi’nden Justin Lessler, Washington Post gazetesine, pandeminin sona ereceği günün öngörülemeyeceğini söylemekle birlikte “aşının galip çıktığı” izleniminin güç kazanmakta olduğunu açıkladı. Beyaz Saray danışmanı virolog Anthony S. Fauci de “Kovid-19 bir salgın olmaktan çıkacak” dedi. ABD’nin sonbahara kadar ABD halkının yüzde 70’ini aşılaması halinde salgından, virüsün kontrolü evresine geçileceğini söyledi. Bilim insanları, sürü bağışıklığı için virüse karşı bağışıklık kazanmış olması gereken nüfus oranının yüzde 60 ila yüzde 70 dolayında olması gerektiği öngörüsünde bulundu. Ancak artık virüsün öngörülenden daha bulaşıcı olduğu biliniyor ve uzmanların çoğunluğu salgının son bulması için insanların yüzde 80’inin aşılanması gerektiğini ifade ediyor.

MUTASYON BİLİM DÜNYASINI ENDİŞELENDİRİYOR

Virüsün yüzde 30 oranında daha hızlı yayılmasına sebep olan İngiltere, Güney Afrika, Brezilya ve Hindistan varyantları da bilim dünyasını endişelendiriyor. Bilim insanlarının hesaplamalarına göre bu mutasyonlar ışığında sürü bağışıklığı için aşılanması gerekenlerin oranı yüzde 90’a yükseliyor. Ayrıca özellikle Güney Afrika varyantında, aşıların etkili olma oranının da gerileyebileceği belirtiliyor. Örneğin viral vektör temelli AstraZeneca aşısının bu varyanta karşı ancak yüzde 10 ila 57 dolayında koruma sağlayabildiği, mRNA bazlı Biontech aşısının ise daha etkili olduğu ifade ediliyor. Ağır vaka ve ölümleri önleyebilen aşıların, virüsün yayılmasını önlemede ne oranda etkili olduğu henüz tam olarak bilinmiyor. Bugüne kadar yapılan çalışmalar, aşılıların virüsü bulaştırma oranının yüzde 67 ila 94 oranında olduğuna işaret ediyor. Sürü bağışıklığı için gerekli aşılanma oranlarına ne kadar zamanda ulaşılabileceği öngörülemiyor.

AŞI OLMAK İSTEMEYENLER BAĞIŞIKLILIĞIN OLUŞMASINA ENGEL

Sürü bağışıklığına ulaşılmasını önleyebilecek muhtemel bir diğer etken de aşı olmak istemeyenler oluşturuyor. Örneğin ABD’de aşılananların oranı Nisan ayı ortası itibariyle gerilemeye başladı. İlk aşısını olanların yüzde 8’i ikinci aşı için başvurmadı. Kimi eyaletler aşılanmayı çekilişlere katılım, müze biletleri, yemek ve içecek ile teşvik etmeye çalışıyor. Robert Koch Enstitüsü’nün bir araştırmasına göre aşı, kişilerin aşılanmayı kabul etme kararında önemli bir etken. Örneğin BioNTech-Pfizer ya da Moderna gibi mRNA aşısını olmaya onay verenlerin sayısı, AstraZeneca aşısını olmayı kabul edenlerden yüksek. İleri yaştaki kişilerin aşı olmayı kabul etme oranı da daha yüksek. Bu daha genç nüfusun bir bölümünün aşı olmak istemeyeceği anlamına gelebilir.

BİR BUÇUK YIL SONRA SALGIN SON BULACAK

Aşıların virüse karşı yaklaşık 6 ay etkili koruma sağladığı, bir süre sonra yeniden bir aşının yapılması gerekebileceği belirtiliyor. Ancak uzmanlar, belirli bir süre sonra salgının ivmesinin yavaşlayacağı, pandamı tanımından çıkacağı görüşünde. Hatta Kovid-19’un mevsimsel virüsler arasında yerini alacağı, çocuklar aşı olmadıkları müddetçe bir ihtimal çocuk hastalığına dönüşebileceği öngörüsü dile getiriliyor. Ünlü Alman virolog Christian Drosten, salgının son bulması için yaklaşık bir buçuk yıl daha sabredilmesi gerekeceği görüşünde. O noktaya gelebilmek için bir süre daha önlemlere uymak, hem kendimizi hem de çevremizdekileri virüse karşı korumak zorundayız.

Tuğlalar çekildiğinde altında Mehmet Ağar kalacak

 

Koronavirüs 1.5 yıl sonra bitecek yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Peker’i almak için Fas’a insansız hava araçları yarı fiyatının altında verilmiş

AKP’ hükumetinin Sedat Peker’i Fas’tan almak için Bayraktar TB2 silahlı insansız hava araçlarını (SİHA) yarı fiyatına verdiği ortaya çıktı. Ukrayna’ya 6 adet SİHA’yı 69 milyon dolara satan AKP, Fas’a 13 SİHA’yı 70 milyon dolara satmış.

BOLD – Organize suç çetesi lideri Sedat Peker yayınladığı yedinci videosunda pek çok sarsıcı bilgi paylaştı. Ayrıca kendisinin Birleşik Arap Emirlikleri’ne gidişinin hemen öncesinde kaldığı Fas ile ilgili de ilginç bir iddia ortaya attı ve AKP yönetiminin kendisini Fas’tan almak için Rabat yönetimine silahlı insansız hava araçları hibe ediliğini veya çok düşük fiyata verildiğini söyledi.

Sedat Peker’in Fas’ta olduğunu ilk olarak Bold Medya 15 Nisan tarihinde gazeteci Cevheri Güven’in videosuyla duyurmuştu.

Bir gün sonra ise hükümete yakınlığı ile bilinen Yeni Şafak gazetesi, Fas’ın 13 adet Bayraktar TB2 silahlı insansız hava aracı (SİHA) siparişi verdiğini okuyucularına duyurdu.

Ne var ki Yeni Şafak gazetesi sipariş için ne kadar fiyata anlaşıldığını haberinde açıklamadı. Bunun yerine Bayraktan TB2’nin özelliklerini ve nerelerde kullanıldığını yazdı.

FAS’TAN 13 BAYRAKTAR TB2 İÇİN 70 MİLYON DOLAR

Fas Silahlı Kuvvetleri’nin Facebook hesabından bu sipariş duyruldu. Morocco World News sitesi de siparişin detaylarına haberinde yer verdi.

16 Nisan tarihli habere göre Rabat yönetimi, 13 adet Bayraktar TB2 için 70 milyon dolar (626 milyon Fas dirhemi) ödeyecek ve teslimat bir yıl içinde gerçekleştirilecek. Bu noktada birim fiyat 5 milyon doların biraz üstünde gerçekleşti.

Anlaşma çerçevesinde Fas, dört yer istasyonu, SİHA’ları kullanmak için yapılandırılabilir bir simülasyon sistemi ve bilgileri izlemek ve depolamak için bir dijital sistem alacak. Fas hava üslerinde bir drone operasyon merkezi kurulması, Fas askeri personelinin eğitimin yanı sıra lojistik ve teknik destek sağlanması da anlaşma çerçevesinde kararlaştırıldı.

UKRAYNA’DAN 6 BAYRAKTAR TB2 İÇİN 70 MİLYON DOLAR

Fas’tan 13 adet Bayraktar TB2 için 70 milyon dolar istenirken, 2019’da Ukrayna ile yapılan 6 adet SİHA için 69 milyon dolar istenmişti. Birim maliyet Fas için 5 milyon doların üzerindeyken Ukrayna’dan 11 milyon dolardan fazla bir fiyat talep edildi.

2013 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine giren 12 adet Bayraktar TB2 için ise 47 milyon dolar ödenmişti. Bu noktada birim maliyet 4 milyon dolardan az olmuştu.

SEDAT PEKER NE DEMİŞTİ?

Son videosunda Sedat Peker, “Fas’a insansız hava aracı hibe edilmiş mi, gazeteciler araştırsanıza veya çok çok düşük paralarla verilmiş mi? Sizin namusunuz maaşınız kadar. Temiz toplumcular, ortalığı velveleye verdiniz, Aydın Doğan indirsin milyar dolarlık işleri, Dinç Bilgin indirsin. Sizin temiz toplumunuz bu… Gerçek hümanist insanları sarıp sarmalamalıyız. Süslü sülü devamlı temiz toplum diyor ya, devam indiriyor (parayı kastediyor)… İndir sülü indir. Baktım iş işler Fas’ta da karıştı, tam uçuş izni aldık, iptal uçuş izni bir anda, ben tabi uçağa binmeyip yürüdüm insanların arasında. Neyse sonunda geldik buraya (Birleşik Arap Emirlikleri)… Gidecek ülke bırakmadılar.” ifadelerini kullanmıştı.

Sedat Peker: Kokainin yeni rotası için Venezuela’ya Binali Yıldırım’ın oğlu gitti

Peker’i almak için Fas’a insansız hava araçları yarı fiyatının altında verilmiş yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Köfteci Yusuf iddianamesinde Sedat Peker sanık değil

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile suç örgütü lideri Sedat Peker arasında polemik konusu olan Köfteci Yusuf’la ilgili iddianamede Peker’in sanık olmadığı ortaya çıktı. İddianamede sanıkların ünlü köfteci Yusuf Akkaş’a Afyonkarahisar’daki et tesislerini 35 milyon liraya satmak için baskı kurdukları belirtildi.

BOLD – Bursa Başsavcılığının, Köfteci Yusuf olayıyla ilgili hazırladığı 18 sanıklı iddianamede Erhan Kılıç ve Ahmet Akay’ın, Afyonkarahisar’da bulunan et entegre tesislerini Yusuf Akkaş’a satmak isterken, Sedat Peker’in adamları olduğunu söyledikleri kaydedildi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Bursa’da Köfteci Yusuf’a çökmeye çalışıyorlar. Operasyonu başlattım” sözlerine organize suç örgütü lideri Sedat Peker, son videosunda cevap vermişti. Peker, “Ben Köfteci Yusuf’un köftesini ne yapayım? 30 bin kişi Gürsu’da var. 10 tane köfte tezgâhı kurarım 30 bin kişiye satsam, Köfteci Yusuf’un bütün hasılatından daha çok param olur” dedi.

Sözcü’den Saygı Öztürk, Köfteci Yusuf olayıyla ilgili iddianamenin detaylarını yazdı. Bursa Cumhuriyet Savcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından hazırlanan 18 sanıklı iddianamede, örgüt liderleri Erhan Kılıç ve Ahmet Akay’ın, Afyonkarahisar’da bulunan et entegre tesislerini Köfteci Yusuf olarak bilinen Yusuf Akkaş’a 35 milyon liraya satmak istedikleri, Akkaş’ın ise 20 milyon lira verdiği kaydedildi. Bu tesisi istedikleri fiyata alması için Akkaş üzerinde baskı kurulduğu, et tesisini tüm baskılara rağmen satamayan organize suç örgütünün, 750 bin dolar verilmesi halinde lokantalarında olay çıkarmayacaklarını belirttiği vurgulandı.

İddianamede, örgüt mensupları arasında yapılan telefon konuşmalarına da yer verilirken, Erhan Kılıç’ın, Ahmet Akay’a, Köfteci Yusuf Akkaş’ın restoranları hakkında internette domuz eti kullandığına ilişkin haberlerle tehdit ettikleri ve ‘düğmeye bastıkları’ kaydedildi.

Köfteci Yusuf restoranlarında olaylar çıkarılmaya başladığı, aynı dönemde internet sitelerinde köftede domuz eti kullanıldığı yönünde haberler yayıldığı ifade edildi. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısı Ahmet Şenol, iddianamede şunları ifade etti: “Erhan Kılıç ile Cüneyt Günal arasında köfteci Yusuf’un restoranlarında domuz eti kullandığına dair internet haberlerinin takipçisi 3 milyon olan bir twitter kullanıcısına haber yaptırılıp anında milyonlarca kişinin görmesini sağlayacakları, bu tweeter kullanıcısına para vererek bu haberi sayfasında paylaştıracakları, haberin anında trend topic olacağı, 400-500 TL karşılığında bunu yaptıracakları, bunu yaparak mağdur Yusuf Akkaş’a kendilerinin neler yapabileceğini göstermiş olacaklardı.”

750 BİN DOLAR PEKER’E BAĞIŞ YAPACAK BU İŞ BİTECEK

İddianamede, Yusuf Akkaş’ın yanındaki bir yöneticinin Erhan Kılıç’ın tesisi 22 milyon liraya verme teklifinde bulunduğu öne sürülerek şunlar kaydedildi: “Şayet yine olumlu bir adım gelmez ise Reis Sedat Peker’den bir emir gelir ise Yusuf’a zarar verebilirim. Ama ben bunu yapmak istemiyorum. ‘Yok bu tesis bizim işimizi görmez’ diyorsanız 80 adet daire var gelip buraları alacak, hala yatırım yapamam ben sizden bir şey alamam diyorsa da 750 bin dolar Reis Sedat Peker’e bağış yapacak ve aramızdaki husumet bitecek. Dostluğumuz başlasın, ne bize bağlı gruplar ne de başka gruplar gelip sizi rahatsız etmesin, Reis Sedat Peker tekrardan Yusuf’u koruma altına almış olsun. Sen bu konuştuklarımızı git Yusuf’ a anlat. Pazartesi gününe kadar parayı getirin bu iş bitsin.”

DEFİNE ARARKEN YAKALANDILAR

Erhan Kılıç’ın, telefonunu açıp yüzleri belli olmayan birkaç kişinin, yüzü görünen başka bir kişiye işkence yaptıklarına ilişkin görüntüleri izlettirerek, “Reis Sedat Peker’e küfür edenin sonu böyle olur” dediği kaydedildi.  Köfteci Yusuf’u tehdidinden sonuç alamayan örgütün, Aksaray’da kaçak define ararken yakalandığı ve haklarında ayrı bir soruşturma açıldığı belirtildi.

18 şüphelinin yer aldığı dava Bursa 5. Ağır Ceza Mahkemesinde 2 Haziran’da başlayacak. Şüpheliler arasında Sedat Peker’in bulunmadığı, Peker’le ilgili ayrı bir soruşturmanın yürütüldüğü ifade edildi.

“Erkan Yıldırım Venezuela’ya ‘cami işi’ için kendi imkanlarıyla gitti”

Köfteci Yusuf iddianamesinde Sedat Peker sanık değil yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Tuğlalar çekildiğinde altında Mehmet Ağar kalacak

Sedat Peker’in ifşaatları sonrası derin devlet yeniden gündemde. Derin devletin kurduğu ‘işkence tezgahı’ndan geçenlerden biri olan Faruk Eren, hayatını kaybeden arkadaşlarını ve tuğla çekildiği zaman yığıntının altında kimlerin kayacağını yazdı. 

BOLD – Kısadalga.net yazarı Faruk Eren, organize suç örgütü Sedat Peker’in ifşaatlarının ardından artık sıkça gündeme gelen “tuğla çekilmesi” konusunu köşesinde ele aldı. Kendisi de işkence mağduru olan Eren, tuğla çekildiğinde kimlerin altında kalacağını yazısında dile getirdi.

EREN’DEN AĞAR VURGUSU

“Tuğla çekildiğinde” isimli köşe yazısında abisinden iki yıl sonra 1982 Kasım’ında gözaltına alındığına dikkat çeken Eren, o dönem yine Mehmet Ağar’ın müdür olduğuna vurgu yaptı. Ağır işkence gördüklerini, birçok arkadaşlarının gözaltında yapılan işkencelerde öldürüldüğünü yazdı.

İşte Eren’in yazısı…

12 Eylül darbesinin en ünlü işkencehanelerinden biri İstanbul Gayrettepe’deki Emniyet Müdürlüğü’ydü. Nam-ı diğer 1. Şube, ya da siyasi şube. Aslında işkence 12 Eylül öncesi başlamıştı. Ben de iki kez geçtim o tezgâhtan, ilki 12 Eylül öncesinde, diğeri 12 Eylül sonrasında. 12 Eylül’den önce de işkencede insan öldürüyorlardı.

Ama o kanlı darbeden sonra iş korkunç bir hal aldı. Yüzbinlerce insan gözaltına alındı, işkenceden geçirildi. Ya da işkenceye tanık oldu, ki bu da işkencedir.

ABİM 1980’DEN BERİ KAYIP

İşkencede ölüm yaygınlaştı. Birçok arkadaşımızı kaybettik işkencede. Bazılarını şubeden götürüp infaz ettiler, “Kaçarken vurduk” denildi. Cemil Kırbayır, Hayrettin Eren, Nurettin Yedigöl, gibi devrimciler gözaltından hiç çıkmadı. 12 Eylül 1980 darbesi ile devlet göz altında kaybetme politikasına başladı.

Bilinen bir hikayedir ama kısaca hatırlatayım: Abim Hayrettin Eren 1970’li yılların devrimci, solcu militanlarından biriydi. 12 Eylül’ün hemen ardından bir operasyonda gözaltına alındı ve Gayrettepe işkencehanesine götürüldü. Abimi orada gören çok sayıda tanık var. Gayrettepe’ye giden annem, abimin kullandığı babama ait otomobili emniyetin otoparkında gördü. Tüm tanıklıklara rağmen abimin gözaltına alındığı reddedildi, o tarihten bu yana kayıp.

AĞAR MÜDÜR YARDIMCISIYDI

Mehmet Ağar, İstanbul Emniyeti’nde müdür yardımcısıydı. Ailemin bulunduğu suç duyurularında Ağar’ın adı hep baş sıralarda yer aldı.

1981’de Gayrettepe’de Süleyman Cihan işkencede öldürüldü, ölü bedeni bir eve götürüldü, pencereden atıldı. “Camdan atladı” diye rapor düzenlendi. Sahte raporda Mehmet Ağar’ın imzası vardı.

Abimden iki yıl sonra 1982 Kasımı’nda ben gözaltına alındım. Ağar yine müdürdü. Ağır işkence görüyorduk. Ama bir arkadaş, gözümüz bağlı olduğu için göremiyorduk, çok kötü durumdaydı. Yaşı bizden büyüktü. İşkence seslerini, çığlıklarını duyuyorduk. Bir süre sonra o ses kesildi. TKP’li Mustafa Hayrullahoğlu’nun cesedini bir battaniye ile şubeden çıkardılar. Önce kaybedildi, sonra cesedi kimsesizler mezarlığında bulundu.

ANNEMİ BABAMI DA GÖZALTINA ALDILAR

Hatırlıyor musunuz Mehmet Ağar’ın 2016’da meclis komisyonunda TKP’liler ve solcular hakkında nasıl yanıldıklarını anlattığını: “Hayatında eline bıçak almamış, düzgün fikir adamlarıydı kabul etmek lazım hepsini, hiçbir şiddet eylemi olmayan insanlardı.” TKP’li Mustafa Hayrullahoğlu Ağar döneminde katledildi siyasi şubede.

Gözaltına alındıktan bir hafta kadar sonra Avcılar’daki evimizin adresini söyledim. Polislerle birlikte eve gittik. Anayasa referandumu için hazırlayıp dağıttığımız bildiriler vardı. Bir kısmı evdeydi. Polis onları ve başka şeyler bulmayı umuyordu ama ev tertemizdi.

Polis anneme “Bildiriler nerede” diye sordu, o da sobada yaktığını söyledi. Annemi gözaltına aldılar. Babam tutturdu, “Eşimi bırakmam, beni alın” diye. Babamı da alıp Gayrettepe’ye götürdüler.

AĞAR KAYBETTİĞİ ABİMİ ANNEME SORMUŞ

Yıllar sonra tahliye olunca annem anlattı. Gözlerini bağlamamışlar, işkence seslerini ve işkence gören devrimcileri görmüşler. Bir duvara döndürülmüş gözü bağlı oğlunu yani beni o halde görmüşler. Alçaklar kaybettikleri bir devrimcinin anne babasına da işkence yapıyorlardı.

Bildirileri yaktığına dair ifadelerini aldıktan sonra bir emniyet müdürünün odasına götürmüşler annemi. Müdür “Diğer oğlun nerede?” diye sormuş sırıtarak. Annem “Siz biliyorsunuz, buradaydı” diye yanıtlamış. O hep bildiği cevabı almış “Hayır, yakalamadık, aranıyor. Nerede olduğunu sen biliyorsun.” Annem “Bilmiyorum nerede olduğunu, ben oğlumu arıyorum” dediğinde bir el hareketi yapmış. Annem ayıp olduğu için o hareketi yapmazdı ama “Bana ayıp bir el hareketi yapıp, ‘bilmeyen böyle olsun mu’ dedi” diye anlatırdı.

Kimdi o müdür? Tabii ki Mehmet Ağar…

TUĞLA ÇEKİLDİĞİNDE ALTINDA AĞAR KALACAK

Ağar’ın kızı genç yaşta kansere yakalandı ve yaşamını yitirdi. Ev telefonundan bir gazeteci aradı faili meçhul ve gözaltında kayıpların yakınlarından görüş istiyordu. Annem inanılmaz sinirlendi ve “Kızıyla ne alakası var. Bizim onunla hesabımız ayrı, Allah kimseye evlat acısı vermesin” diyerek azarladı gazeteciyi.

Ağar yukarıda alıntıladığım komisyondaki sözlerini 2016’da söyledi. Benim tanıklığım 1980’lerin başından.

Bu sözler üzerine Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak tepki gösterdi. Hasan Ocak, 1995’te kaybedildiğinde Ağar Emniyet Müdürü’ydü.

Metin Göktepe’nin ablası Meryem Göktepe tepki gösterdi. Metin katledildiğinde Ağar, Emniyet Genel Müdürü’ydü.

O tuğla çekildiğinde altında ilk kim kalacak anlaşıldı mı?

Çocukları ve eşini Ege’de kaybeden Gülfem Yeni gözaltına alındı

 

Tuğlalar çekildiğinde altında Mehmet Ağar kalacak yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Koronavirüs salgını öncesi Wuhan’da ne oldu?

ABD istihbaratı, yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) yayılmasından hemen önce, Çin’deki Wuhan Viroloji Laboratuvarı’nda çalışan 3 araştırmacının virüs belirtileriyle hastaneye başvurduğunu iddia etti.

BOLD – Amerikan Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin ulaştığı bir ABD istihbarat raporu, Kovid-19 salgınının ilk kaynağının Wuhan’daki Viroloji Laboratuvarı olabileceğine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme getirdi.

ABD istihbaratının ilgili raporuna göre, Kasım 2019’da Wuhan Laboratuvarı’nda çalışan 3 araştırmacı virüs ve mevsimsel grip belirtilerine benzer şikayetlerle hastalanıp hastaneye başvurdu.

Gazeteye konuşan ve adının açıklanmasını istemeyen bazı yetkililer, söz konusu istihbaratın hala desteklenmesi gereken bir güvenilirlik seviyesinde olduğunu dile getirirken, bazıları ise raporun konuyla ilgili en güçlü ve sağlam istihbaratlardan biri olduğuna inandıklarını belirtti.

Wuhan Viroloji Enstitüsü

Önceki ABD Başkanı Donald Trump, görev süresi boyunca pek çok kez virüsün yayılmasından dolayı Pekin’i suçlamış, ABD istihbaratının geçen yılın sonunda yayımlanan raporunda, Kovid-19’un Wuhan’daki laboratuvardan çıkmış olabileceğine ilişkin bulgulardan bahsedilmişti.

Çin yönetimi söz konusu iddiaları kesin bir dille yalanlarken, Dünya Sağlık Örgütünden konuyu araştıran bir heyet de virüsün söz konusu laboratuvardan yayıldığı iddialarının gerçekçi olmadığı sonucuna ulaştıklarını açıklamıştı.

ABD yönetiminin ısrarlı taleplerine rağmen Çin yönetimi Wuhan Viroloji Enstitüsü’nü uluslararası denetime açmayı reddetmişti.

Gökyüzünde gazeteci avı: Belarus muhalif gazeteciyi ‘hava korsanlığı’ ile gözaltına aldı

Koronavirüs salgını öncesi Wuhan’da ne oldu? yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

7 ilde HDP yöneticilerine operasyon: 49 kişi gözaltına alındı

Diyarbakır ve Adana savcılıklarının yürüttüğü soruşturma kapsamında HDP ve DBP’li siyasetçilerin de arasında bulunduğu 49 kişi gözaltına alındı.

BOLD – Diyarbakır, İstanbul, Batman, Adana, Şırnak, Tunceli ve Antalya’da HDP il yöneticilerinin de olduğu 49 kişi gözaltına alındı.

Adana’da yapılan operasyonda HDP ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) yöneticilerinin de bulunduğu 20 kişi gözaltına alındı. HDP Adana il örgütü yöneticilerinden Berivan Gökalp, Yaşık ile HDP Seyhan ilçe yöneticisi Dindar Aksu’nun da bulunduğu kişilerin emniyete götürüldüğü kaydedildi.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturmada ise 34 kişi hakkında gözaltı kararı çıkarıldı. Diyarbakır merkez ile Kulp ve Silvan ilçeleri, İstanbul, Batman ve Antalya’da yapılan ev baskınlarında en az 29 kişinin gözaltına alındığı bildirildi. Mezopotamya Ajansının haberine göre gözaltına alınanlar arasında Batman Belediyesi’nin eski Eşbaşkanı Sabri Özdemir, HDP Diyarbakır eski Eşbaşkanı Cabbar Leygara, HDP Diyarbakır İl Eşbaşkan Vekili İrfan Soner, il yöneticileri Arif Bulut, Newroz Reşitoğlu ve Ramazan Kızıltepe, HDP Bağlar eski İlçe Eşbaşkanı Mehmet Atlıhan, Yenişehir Belediyesi Meclis üyeleri Mehmet Alaattin Zuğurli ve Yusuf Sökmen, Şahin Tanrıverdi de bulunuyor. Gözaltına alınanların Diyarbakır emniyet müdürlüğüne götürüldüğü kaydedildi.

“Erkan Yıldırım Venezuela’ya ‘cami işi’ için kendi imkanlarıyla gitti”

7 ilde HDP yöneticilerine operasyon: 49 kişi gözaltına alındı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

İtalya’daki teleferik kazasında ölenlerin sayısı 14’e yükseldi

İtalya’nın kuzeyinde Stresa-Mottarone teleferik hattındaki kabinin seyir halindeyken düşmesi neticesinde ölenlerin sayısı 14’e yükseldi. Kazaya yönelik soruşturma başlatıldı.

BOLD – İtalyan Ulusal Alp Dağları ve Madencilik Arama-Kurtarma Biriminden yapılan açıklamada, kazanın ardından ağır yaralı olarak ambulans helikopterle Torino kentindeki hastaneye kaldırılan 9 yaşındaki çocuğun da kurtarılamadığı belirtildi. Böylece kazada yaşamını yitirenlerin sayısı 14’e çıktı.

Olay anında kabinde 15 kişinin bulunduğu, ağır yaralı 5 yaşındaki diğer çocuğun ise tedavisinin sürdüğü bildirildi.

Verbania Cumhuriyet Savcılığı, Maggiore Gölü kıyısındaki Stresa kasabası ile dağın zirvesinde bulunan Mottarone kasabası arasındaki teleferik hattında dün öğlen saatlerinde yaşanan kazaya ilişkin soruşturma başlattı.

Olay yerinde incelemelerde bulunan Cumhuriyet Savcısı Olimpia Bossi, soruşturma bitene kadar işletmeye el konulduğunu, kazanın nedenlerini tespit etmek için teknik araştırmalar da yapacaklarını kaydetti.

Basına yansıyan ilk olay yeri inceleme bilgilerinde, teleferik hattındaki taşıyıcı kablonun kopması sonucu kabinin, 15-20 metre yükseklikten eğimli ormanlık araziye düştüğü, 10 metre kadar yuvarlandığı ve iki ağaca çarparak durduğu belirtildi.

Yetkililerin, kabini taşıyan kablonun kopma nedenini araştırdığı aktarıldı.

1 Ağustos 1970’te hizmete giren ve göl kıyısından dağlık bölgeye 20 dakikada ulaşım imkanı sağlayan teleferik hattının, 2014-2016 döneminde kapsamlı bakım gördüğü, son kontrollerinin de Kasım 2020’de yapıldığı kaydedildi.

Stresa Belediyesi Başkanı Marcella Severino da yaptığı açıklamada, hattın bakım görevlisinin, kontroller sırasında bugüne kadar herhangi bir anormallik tespit etmediğini söyledi.

İtalya’da teleferik kazası: 12 ölü

İtalya’daki teleferik kazasında ölenlerin sayısı 14’e yükseldi yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

CHP’li Ağbaba: 4 ayda iflas eden esnaf sayısı 36 bini geçti

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, 2021’in ilk dört ayında dükkanını kapatmak zorunda kalan esnaf sayısının 36 bini aştığını açıkladı. Ağbaba, “Mağdur olan esnaflara aylık 4 bin lira olmak üzere 3 aylık 12 bin lira hibe desteği verilmeli” dedi.

BOLD – CHP’li Veli Ağbaba, Esnaf ve Sicil Gazetesi verilerine göre 2021’in ilk 4 ayında iflas eden esnaf sayısının 36 bin 112’ye yükseldiğini belirtti.

Nisan ayında 7 binden fazla esnafın kepenk kapattığını, yılın ilk dört ayında bu rakamın 36 bine yükseldiğini kaydeden Ağbaba, esnafa verilen desteklerin yetersiz olduğunu kaydetti. Ağbaba, “İktidarın esnafa verdiği göstermelik destekler esnaf iflaslarına engel olamıyor. 17 günlük tam kapanmanın ardından halen kepenk açamayan esnaflara verilen destekler, esnafın gelir kaybını karşılamaktan uzak” dedi.

Sözcü’den Başak Kaya’nın haberine göre Ağbaba, 17 günlük tam kapanmanın ardından halen açılmayan yeme -içme sektöründe faaliyet gösteren işyerlerinin, haziran ayında açılmadıkları durumda bir daha kepenk açamama tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu söyledi. Ağbaba, “Esnaf ve Sicil Gazetesi verilerine göre, nisan ayında, sicilden ve meslekten terkinini yaparak iflas eden esnaf sayısı 7 bin 75 oldu. Nisan ayında sicilden terkinini yapan esnaf sayısı da 5 bin 650 oldu. 2021 yılının ilk 4 ayında iflas eden esnaf sayısı ise 36 bin 112’ye yükseldi” dedi.

EN FAZLA İFLAS İSTANBUL’DA

Ağbaba’nın açıkladığı rapora göre 2021’in ilk 4 ayında esnafların en çok kepenk kapatarak iflas ettiği 5 il ise şunlar: İstanbul, İzmir, Ankara, Antalya ve Bursa. İstanbul toplam 3.810 iflasla ilk 4 ayda en çok iflasın yaşandığı il olurken, İzmir’de 2.389, Ankara’da 1.998, Antalya’da 1.776 ve Bursa’da 1.775 esnaf iflas etti.

KİRA YARDIMI VE HİBE DESTEĞİ VERİLMELİ

CHP’li Veli Ağbaba, “Büyük şehirlerde 3 bin TL olmak üzere 3 ay, büyükşehir olmayan belediyelerde ise 2 bin liradan 3 ay kira yardımı yapılmalı. Tam kapanma sürecinde mağdur olan esnaflara aylık 4 bin lira olmak üzere 3 aylık 12 bin lira hibe desteği verilmeli” şeklinde konuştu.

Tarımda kriz kapıda: Çiftçinin gübresi yüzde 75 zamlandı

CHP’li Ağbaba: 4 ayda iflas eden esnaf sayısı 36 bini geçti yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Gökyüzünde gazeteci avı: Belarus muhalif gazeteciyi ‘hava korsanlığı’ ile gözaltına aldı

Belarus muhalif bir gazeteciyi gözaltına almak için ‘hava korsanlığına’ benzer bir taktik uyguladı. Yunanistan’dan Litvanya’ya giden Ryanair yolcu uçağını hava sahası üzerindeyken aldatmaca bir gerekçeyle zorla Minsk’e indirdi ve muhalif gazeteciyi gözaltına aldı.

BOLD – Belarus yönetimi, Yunanistan’ın başkenti Atina’dan hareketle Litvanya’nın başkenti Vilnius’a giden Ryanair’e ait bir yolcu uçağını başkent Minsk’e iniş yapmaya zorladı ve uçakta bulunan muhalif gazeteci Raman Pratasevich’i tutukladı.

SAHTE BOMBA İHBARI İLE MİNSK’E İNDİRİLDİ

FR4978 sefer sayılı uçak Atina’dan Vilnius’a gidiyordu. Uçak, Litvanya sınırına varmadan rotasını doğuya Minsk’e çevirdi. Yunanistan ve Litvanya uçakta 171 yolcu bulunduğunu duyurdu.

Uçağa yapılan sahte bomba ihbarının ardından Ryanair uçağına havada Belarus hava kuvvetlerine ait bir MiG-29 savaş uçağı eşlik etmeye başladı ve uçak başkent Minsk’e indirildi. Uçakta bulunan muhalif gazeteci, Nexta grubunun eski editörü Roman Protasevich, uçak yeniden havalanmadan önce gözaltına alındı ve hemen sonra polis tarafından uçaktan alındı.

Uçakta bulunan diğer yolcular, genç gazetecinin tutuklanmadan önce korktuğunu ve titremeye başladığını ve ülkesinde kendisi aleyhinde idam cezası bulunduğunu söylediğini aktardı.

Ryanair’e ait uçak Litvanya’nın başkenti Vilnius’a planlanan varış saatinden yaklaşık yedi saat sonra, yerel saatle 21.25’te vardı.

UÇAĞIN ROTASI NASIL DEĞİŞTİRİLDİ?

Ryanair yazılı açıklamasında ‘mürettebatın Belarus (Hava Trafik Kontrol) tarafından olası bir güvenlik tehdidi nedeniyle uyarıldığını ve en yakın havaalanı Minsk’e zorunlu iniş yapma talimatı verildiğini’ söyledi.

Flightradar24 adlı uçuş takip internet sitesinin rota seyrine göre ise uçak rotayı değiştirdiği sırada Minsk’e değil Vilnius’a daha yakın bir konumdaydı.

Ryanair, Minsk’te yapılan kontrollerde ‘ters bir durum tespit edilmediğini’ belirtti ve uçağa yerel saatle 20.50’de Minsk’ten havalanması için onay verildiğini ifade etti.

Şirket, “Ryanair ilgili ulusal ve Avrupalı güvenlik kurumlarını bilgilendirdi, Ryanair’in kontrolü dışında gerçekleşen gecikmeden dolayı bütün yolculardan özür dileriz” dedi. Ryanair açıklamasında muhalif gazeteci Protasevich’ten bahsetmedi.

BATIDAN SERT TEPKİ: DEVLET TERÖRÜ

Avrupa Birliği (AB) liderleri, Nato ve ABD, muhalif gazeteci Roman Protasevich’in gözaltına alınmasına sert tepki gösterdi.

AB liderlerinin Belarus’a olayla ilgili nasıl bir karşılık verileceğini bugün görüşmesi bekleniyor. AB’nin üst düzey bir yetkilisi olayı ‘kaçırma’ olarak nitelendirdi, ABD Dışişleri Bakanlığı da “şok edici bir eylem” dedi.

Bazı Avrupa Birliği üyesi ülkeler olayı ‘devlet terörü’ olarak nitelendirdi.

İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab, “tuhaf eylemlerin ciddi sonuçları olabileceği” uyarısında bulundu.

Litvanya Devlet Başkanı Gitanas Nauseda, AB’ye çağrıda bulunup “Belarus’a yeni yaptırımlar uygulansın” dedi.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen “zalimce ve yasa dışı bir hareket … sonuçları olacak” dedi.

Ryanair’in merkezinin bulunduğu İrlanda’nin Başbakanı Micheal Martin, olayla ilgili “kesinlikle kabul edilemez” açıklaması yaptı.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken “şok edici bir eylem” sözleriyle kınadı ve Joe Biden hükümetinin atılacak adımları ‘ortaklarıyla işbirliği halinde yürüttüğünü’ ifade etti.

ABD’nin Belarus Büyükelçisi Julie Fisher da, Twitter hesabından paylaştığı mesajda ‘Lukaşenko’nun sahte bomba ihbarı ile bir gazetecinin gözaltına alınması için savaş uçağı göndermesinin tehlikeli ve tiksindirici’ olduğunu söyledi.

Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel, AB liderlerinin Pazartesi günü zirvede “bu olağandışı olayı görüşeceklerini ve bunun sonuçları olacağını” ifade etti.

Nato Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de olayı “ciddi ve tehlikeli” olarak değerlendirdi. Uluslararası soruşturma talep etti.

Letonya ve Litvanya, Belarus hava sahasının ‘tehlikeli’ ilan edilmesi çağrısında bulundu, Letonya Dışişleri Bakanı Edgars Rinkevics ise hava sahasının bütün uluslararası uçuşlara kapatılması gerektiğini söyledi.

BM Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO), “kaygı verici” olarak nitelediği zorunlu inişin “Chicago Sözleşmesi’ne aykırı olabileceği” yorumunu yaptı. Chicago Sözleşmesi, hava sahalarının ve uçakların güvenliğini belirleyen kuralları oluşturuyor.

Polonya Başbakanı Mateusz Morawiecki, “Bir sivil yolcu uçağını kaçırmak benzeri görülmemiş bir devlet terörüdür, cezasız kalmamalıdır” dedi.

Protasevich’in serbest bırakılması çağrısında bulunan siyasetçiler arasında, geçen sene düzenlenen devlet başkanlığı seçimlerinde Alexander Lukaşenko’ya sandıktan yenik düşen Belarus muhalefet lideri Svetlana Tikhanovskaya da var. Tikhanovskaya, seçimlere hile karıştırıldığını iddia ediyordu.

Geçen yıl Ağustos’ta yeniden devlet başkanı seçilen 66 yaşındaki Lukaşenko, 1994’ten bu yana iktidar koltuğunda. Lukaşenko, seçimlerden sonra muhaliflere karşı baskıları artırdı. Birçok muhalif gözaltına alındı, Tikhanovskaya dahil birçokları da ülkeyi terk etti.

Belaruslu muhalif lider Svetlana Tsikhanouskaya, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, BM Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü’nü (ICAO) acil göreve çağırarak, “Rejim, gazeteci ve aktivist Raman Pratasevich’i tutuklamak için Ryanair uçağını Minsk’e inmeye zorladı. Kendisi Belarus’ta ölüm cezasıyla karşı karşıya. Raman’ın derhal serbest bırakılmasını, ICAO’nun soruşturma yürütmesini ve Belarus’a yaptırım uygulanmasını talep ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

RAMAN PRATASEVİCH

Belaruslu muhalif gazeteci Raman Pratasevich

Sürgündeki muhalif lider Tsikhanouskaya’nın, Belarus’ta ‘ölüm cezasıyla karşı karşıya olduğunu’ dile getirdiği Protaseviç’in ‘gazeteci, fotoğrafçı, blog yazarı ve aktivist’ olduğu belirtiliyor.

Protaseviç, geçen yılki tartışmalı devlet başkanlığı seçimlerinin ardından Lukaşenko karşıtı protestoların düzenlenmesine katkı sağlayan muhalif yayın organı Nexta’da editör olarak görev yaptı. Minsk yönetimi Nexta’yı ‘aşırılıkçı’ olarak kabul ediyor.

Belarus hükümeti, Protasevich’i geçen yıl ‘terörist faaliyetlere karışan kişiler’ listesine eklemişti.

Ayrıca 27 yaşındaki Protaseviç, ‘hükümete karşı nefreti kışkırtmak’ da dahil olmak üzere birçok başka cezai suçlamayla karşı karşıya.

İddianame kabul edildi, 6 kişinin kaçırılmasına yardımcı olanlar yargılanacak

 

Gökyüzünde gazeteci avı: Belarus muhalif gazeteciyi ‘hava korsanlığı’ ile gözaltına aldı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

“Erkan Yıldırım Venezuela’ya ‘cami işi’ için kendi imkanlarıyla gitti”

Sedat Peker’in uyuşturucu ticaretiyle suçladığı AKP’li Binali Yıldırım’ın oğlu Erkan Yıldırım’ı, AKP’li Milletvekili Serkan Bayram savundu. Skandal Venezuela ziyaretiyle ilgili “Filistin Camisinin yapım süreci vardı. Hayırsever iş adamı olarak müteşekkir olduk” dedi.

BOLD – Suç örgütü lideri Sedat Peker, Youtube’daki 7’nci videosunda AKP Genel Başkan Vekili Binali Yıldırım’ın oğlu Erkan Yıldırım’ın 2020’de uyuşturucu ticaretinin güzergahını değiştirmek için Venezuela’ya gittiğini iddia etti. Peker videoda “4 ton 900 kilo kokain yakalandıktan sonra yeni güzergah kurmak için Venezuela kim gitti? Eski başkanımız Binali Yıldırım’ın oğlu Erkan Yıldırım… O mal yakalandıktan sonra bu senenin başında, şubat ayında gitti 4 gün kaldı” dedi.

Peker’in iddiaları üzerine Binali Yıldırım, oğlunun Venezuela’ya test kiti ve maske dağıtmaya gittiği açıklaması yaptı. Peker’in açıklamalarının ardındın AKP İstanbul Milletvekili Serkan Bayram’ın, 7 Aralık 2020 tarihli sosyal medya paylaşımında Erkan Yıldırım’ın da olduğu görüldü. Bayram’ın fotoğrafı, “Türkiye Venezuela Parlamentolar Arası Dostluk Grubu heyetimiz ile birlikte Caracas’ta Türkiye Maarif Vakfı okullarını ziyaret ettik” mesajıyla paylaştı. Bayram’ın mesajı Türkiye’nin Karakas Büyükelçiliği tarafından da paylaşıldı.

HAYIRSEVER İŞ ADAMI MÜTEŞEKKİR OLDUK

ANKA’ya konuşan AKP İstanbul Milletvekili ve Türkiye-Venezuella Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Serkan Bayram, şu bilgileri paylaştı: “Erkan Bey de kendi imkanları ile gelmişti, resmi heyetin içinde değil. Sosyal projeleri vardı. Filistin Camisi’nin yapım süreci vardı. Oraya destek olundu. Maarif Vakfının okulunun resmidir, o. Hastane vardı, pandemi nedeniyle sıkıntıları vardı. Hayırsever iş adamı olarak müteşekkir olduk. Denk geldik, ondan sonra da dönüldü” açıklaması yaptı. Binali Yıldırım’ın söylediği gibi test kiti ve maske dağıtımından bahsetmeyen Bayram, Peker’in iddialarıyla ilgili ise, “Terör örgütü üyesi, ülkemize iktidarımıza bu tip hezeyanlar içinde isnatlarda bulunuyor. Milli güvenlik tehdidi haline gelmiştir. Bu kimsenin yanına kar kalmaz, çamur at izi kalsın mantığı ile bir yere varılmaz.”

Devlet 5 ton kokaini soruşturacak adam gönderemezken Erkan Yıldırım nasıl gitti?

“Erkan Yıldırım Venezuela’ya ‘cami işi’ için kendi imkanlarıyla gitti” yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »