19 Temmuz 2021 Pazartesi

Avrupa’da sellerde hayatını kaybedenlerin sayısı 200’e yaklaştı

Almanya’da Rheinland-Pfalz, Kuzey-Ren Vestfalya ve Bavyera eyaletlerinde aşırı yağışların neden olduğu sel ve su baskınlarında ölenlerin sayısının 164’e çıktığı bildirildi. Belçika’da 31 kişinin öldüğü belirlendi, kayıpların sayısı da 163’e yükseldi. Böylece felakette hayatını kaybedenlerin sayısı 195 oldu.

BOLD – Almanya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg’da Çarşamba gününden bu yana devam eden sağanak yağış ve sellerin yarattığı felaketin bilançosu giderek ağırlaşıyor.

Koblenz polisinden yapılan açıklamada, sel felaketinde hayatını kaybedenlerin sayısının Rheinland-Pfalz eyaletinde 117’ye ulaştığı, yaralıların sayısının da 749 olduğu belirtildi.

Kuzey-Ren Vestfalya eyaleti İçişleri Bakanlığı da eyalette selde yaşamını yitirenlerin sayısının 46’e yükseldiği bilgisini paylaştı.

Bavyera eyaletinde ise 1 olarak kaydedilen can kaybı sayısında artış olmazken, ülkede sel ve su baskınlarında ölenlerin toplam sayısı 164’e çıktı.

Şu ana kadar 31 kişinin cesedinin bulunduğu Belçika’da da, kayıp olan 163 kişiye ulaşılmaya çalışılıyor. Ülkede 20 Temmuz’da bir günlük milli yas ilan edildi.

Selden en çok etkilenen ülke olan Almanya, Belçika ve Hollanda’da toplam kayıp sayısı ise 1000’in üzerinde. Yetkililer can kaybının artmasından endişe ediyor.

YAĞIŞLAR DOĞUYA KAYDI

Çarşamba gününden itibaren Almanya’nın batı bölgeleri ile Lüksemburg, Belçika’nın doğusu ve Hollanda’nın güneyinde etkili olan şiddetli yağışlar, dünden itibaren doğuya kaydı.

Şiddetli sağanak yağış nedeniyle Almanya’nın güney ve doğu bölümleri ile Avusturya Alpleri’nde su baskınları yaşanıyor. Sağanak yağış Bavyera ve Saksonya eyaletlerinde etkili oluyor.

Almanya ve Belçika’da kayıp olan yüzlerce kişiyi arama çalışmalarına sivil savunma birliklerinin yanı sıra askerler de katılıyor. Her iki ülkede de, felaket bölgesindeki binlerce eve elektrik ve doğalgaz verilemiyor.

Almanya’da acil yardım ve savunma ekipleri, felaket mağdurlarına su ve gıda maddesi dağıtıyor.

Almanya’nın batısı, Belçika’nın doğusu ve Hollanda’nın güneyindeki nehirlerde su seviyesinin düşmeye başlamasına rağmen tehdidin hala devam ettiği belirtiliyor.

MERKEL: İKLİM DEĞİŞİKLİĞİYLE MÜCADELEDE ACELE ETEMELİYİZ

ABD ziyaretini tamamlayarak ülkesine dönen Almanya Başbakanı Angela Merkel, felaketten en çok etkilenen Rheinland-Pfalz eyaletini ziyaret etti.

Adenau ilçesinde selden etkilenenleri ziyaret eden Angela Merkel, “Korkunç, Almanca dilinde bu yıkımı tarif edecek bir kelime yok.” dedi.

Merkel, sel felaketi için, “İklim değişikliğiyle mücadele konusunda çok daha hızlı davranmalıyız. Avrupa Birliği’nin şu an bunun için çalıştığına inanıyorum. Bu yüzyılın ortasında karbonsuz ilk kıta olacak olmamız önemli. Almamız gereken ikinci ders ise, buna adapte olmaya çok ama çok fazla dikkat etmeliyiz.” açıklaması yaptı.

Almanya Maliye Bakanı Olaf Scholz, sel mağdurları için en az 300 milyon euroluk acil yardım ve milyarlarca euroluk bir yeniden yapılanma programı sağlayacaklarını söyledi.

ALMANYA’DA SON YÜZYILDAKİ SEL FELAKETLERİ

Almanya’da 2016 yılında ülkenin güneyindeki Baden-Württemberg eyaletinde meydana gelen selde 11 kişi hayatını kaybetti.

1962 yılında Hamburg kentinde meydana gelen sellerde ise 60 bin kişi etkilendi ve 315 kişi hayatını kaybetti.

Hizmet gönüllüleri Almanya’daki sel mağdurlarına yardım eli uzattı

Avrupa’da sellerde hayatını kaybedenlerin sayısı 200’e yaklaştı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Kuzey Kore’de yabancı hayranlığının sonu darağacına kadar gidiyor

Yabancı hayranlığıyla mücadele savaşı başlatan Kuzey Kore, dilde yabancı argoları kullanan, Güney Kore, Japonya ya da ABD medyasına ait ürünler bulunduran kişiler hapisten idama kadar cezalarla karşı karşıya kalacak. Ancak Kuzey Kore lideri Kim Jong-un kendi yaşamında gerçekten öyle mi?

BOLD – Son dönemde verdiği kilolarla eski görüntüsünden eser kalmayan ve sağlık durumuyla ilgili spekülasyonlar ortaya atılan Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, ülkesinde yabancı etkisine karşı harekete geçti.

Dilde yabancı argoları kullanan, Güney Kore, Japonya ya da ABD medyasına ait ürünler bulunduran kişilere idama kadar varan cezalar verilebilecek.

Kuzey Kore devlet medyası, gençleri başta Güney Kore olmak üzere yabancı ülkelerin argo kelimelerini kullanmamaları konusunda uyardı. Söz konusu çağrıda Güney Kore’nin modası, saç stilleri ve müziğinden de uzak durulması gerektiği belirtildi.

Bu uyarılara uymayanları ciddi yaptırımlar bekliyor. Yeni çıkarılan yasalar uyarınca yabancı etkisinin sonu hapis ya da idam cezasına kadar uzanıyor. Rodong Sinmun gazetesi Güney Kore pop kültürüne ilişkin yer verdiği haberde, “Burjuvazinin renkli tabelaları altındaki ideolojik ve kültürel nüfuz etme, elinde silah olan bir düşmandan daha tehlikeli” ifadeleri kullanıldı.

“K-POP BİR KANSER”

Güney Kore’den dünyaya yayılan müzik türü K-Pop’u gençlik için yozlaşmaya yol açan bir tür kansere benzeten Kuzey Kore lideri, ülkesinde yabancı etkisini en büyük tehdit olarak görüyor. Güney Kore, Japonya ya da ABD medyasına ait unsurlara sahip olan kişiler ölüm cezasıyla, bunları okuyan ya da izleyen kişiler ise 15 yıl esir kampında kalma riskiyle karşı karşıya.

“TEHLİKENİN FARKINDA”

Kuzey Kore üzerine araştırmalar yapan Prof. Dr. Yang Moo-jin, İsviçre’de eğitim gören Kim Jong-un’un batı kültürünün ülkesindeki genç jenerasyonu kolayca etkisi altına alabileceğini ve bunun sosyalist sistem üzerinde olumsuz etkisi olabileceğinin farkında olduğunu belirtiyor. Yang Moo-jin, “Bu tip kültürel yönlerin sistemin sonu olabileceğini biliyor. O yüzden bunun önüne geçerek gelecekteki sorunları engellemeye çalışıyor” dedi.

ÜLKEDE YABANCI HAYRANLIĞI MÜCADELE BAŞLATTI ANCAK…

Babasının vefatının ardından 2011 yılında 29 yaşında ülkenin tek mutlak hakimi haline gelen Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, bugüne kadar birçok ilginç kararı ile gündeme geldi.

Kendisini kızdıran isimleri ve muhalifleri uçaksavar ateşi ile öldüren, köpeklere parçalatan Kim Jong-un, koronavirüs pandemisi döneminde de ülkede hiçbir koronavirüs vakası bulunmadığını iddia etti. Ancak daha sonra Kuzey Kore yönetimi Dünya Sağlık Örgütü’nden koronavirüs aşısı talep etti.

Yabancı hayranlığı ile mücadele başlatan Kuzey Kore liderinin ülke çapında 17 sarayı, 100 civarında çoğu Avrupa markası lüks otomobil koleksiyonu, bir özel jeti ve yatı olduğu belirtiliyor.

2012 yılında Business Insider haber sitesi, Kuzey Kore liderinin eşi Ri Sol-ju’yu ‘Dior’ marka bir el çantası ile fotoğraflamış ve çantanın fiyatının 1 594 dolar olduğunu yazmıştı. Site, çantanın fiyatının Kuzey Kore’de yaşayan bir kişinin yıllık gelirine eşit olduğunu hatırlatmıştı.

Ülkede Kovid-19 olmadığını iddia eden Kuzey Kore yönetimi aşı istedi

Kuzey Kore’de yabancı hayranlığının sonu darağacına kadar gidiyor yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Cezaevinde karantina intiharı: Gardiyanlar kazan kaldırdı

Antalya T Tipi Cezaevinde görev yapan infaz koruma memuru Yasin Gezeyiş intihar etti. Kovid-19 izolasyonu nedeniyle cezaevinde kalan Gezeyiş’in psikolojisinin bozulduğu iddia edildi.

BOLD – Koronavirüs tedbirleri kapsamında cezaevinde yatılı olarak nöbet tutan infaz koruma memuru Yasin Gezeyiş 16 Temmuz’da kendini ranzaya asarak intihar etti. Antalya T Tipi Kapalı Cezaevinde görev yapan Gezeyiş’in çalışma koşullarına dayanamadığı için intihar ettiği öğrenildi. İddialar arasında Gezeyiş’in kız arkadaşının evlenmesine üzüldüğü de bulunuyor.

ADALET BAKANI’NA TEPKİ

İş arkadaşlarının ölümüne isyan eden birçok gardiyan çalışma şartlarının değiştirilmesi için sosyal medyadan Adalet Bakanlığına ve Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e tepki gösterdi. Bir an önce izolasyon uygulamasına son verilmesini talep eden gardiyanlar, Gezeyiş’in intiharının tüm infaz koruma memurlarını derinden yaraladığını söyledi.

Türkiye’yi Mart 2020’de etkilemeye başlayan koronavirüs salgınının üzerinden 17 ay geçti. Koronavirüs tedbirleri kapsamında cezaevi personelleri ‘izolasyon’ adı altında yatılı olarak cezaevinde kalıyor. 17 aydır süren izolasyon kapsamında, insan hakları ihlal edilerek çalıştırılan memurların psikolojisinin bozulduğu, kurum müdürlerinin mobingine uğradığı ve çoğunda bu nedenle anksiyete bozukluğu ortaya çıktığı iddia edildi. 

17 MAHPUS KORONAVİRÜSTEN ÖLDÜ

Öte yandan bugüne kadar cezaevlerinde koronavirüs salgını nedeniyle birçok mahpus hayatını kaybetti. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nden yapılan resmi açıklamaya göre 9, İnsan Hakları Derneği’nin araştırmasına göre ise 17 insan gerekeli tedbirler alınmadığı ya da sağlık hizmetlerine geç ulaşıldığı için hayatını kaybetti. Bazı mahpusların koronavirüsü gardiyanlardan, bazıları hastaneye gidiş gelişlerde, bazılarının da cezaevine yeni giren tutuklulardan kaptığı öğrenildi.

Cezaevlerinde kaç insan koronavirüsten öldü?

Cezaevinde karantina intiharı: Gardiyanlar kazan kaldırdı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Algı çöktü kumpas göründü!

15 Temmuz’un 5. yıl dönümünün Erdoğan rejimi için kabus gibi geçtiğini belirten gazeteci Erkam Tufan Aytav, “Bu durum, yandaşlarda panik ve öfke meydana getirdi.” dedi. Aytav, 5. yılın farkını şöyle anlattı: “İçeriden diyebileceğimiz bazı isimler 15 Temmuz’un boyasını dökecek itiraflarda bulundu.” BOLD

İşte o itiraflar ve çöken algı…

Algı çöktü kumpas göründü! yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

15 Temmuz’u kim aydınlatacak?

15 Temmuz’un üzerinden 5 yıl geçti ancak tartışmalar bitmedi. Gazeteci Adem Yavuz Arslan, Erdoğan Hükumeti’nin sınırsız kamu imkanlarıyla yoğun bir propaganda çalışması yaptığına dikkat çekerken kamuoyunda resmi söylemi sorgulayan soruların da ortaya atıldığını vurguladı. Arslan şu soruyu yöneltti: “Düşünen, sorgulayan akıllar için çok açık olan 15 Temmuz’a dair soru işaretlerini kim aydınlatacak?” BOLD

15 Temmuz’u kim aydınlatacak? yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Özde değil sözde mücadele: Çıplak aramaya takipsizlik!

Erdoğan’ın imzasıyla yayınlanan İnsan Hakları Eylem Planı’nda çıplak arama ile ilgili mücadele kararı alınsa da uygulamada tam tersi yaşanıyor. Saray’ın kararına rağmen Alev Şahin’in çıplak arandığı iddiasıyla yürütülen soruşturmaya takipsizlik verildi.

BOLD ANALİZ – Kalitesiz beton kullandığı için ceza kestiği şirket sahibi tarafından adı KHK listesine konulan mimar Alev Şahin’in çıplak arandığı iddiasıyla üç memur hakkında savcılığa bulunduğu suç duyurusuna takipsizlik verildi. Verilen kararda, “Kurum görevlilerinin tüm işlemleri kanun ve yönetmelikler çerçevesinde mevzuata uygun olarak gerçekleştirdikleri anlaşılmaktadır” denildi.

“SOMUT, İNANDIRICI DELİL YOK”

Düzce ve Ankara Yüksel Caddesi’nde “işimi istiyorum” eylemleri nedeniyle eylül ayında tutuklanan ve geçen haftalarda tahliye edilen Şahin, Kayseri Cezaevi’nden duruşma için bir günlüğüne misafir olarak götürüldüğü Sincan Cezaevi’nde çıplak arandığını iddia etmişti. Şahin, çıplak aramaya ilişkin C.Ö., N.S. ile N.K. hakkında Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Savcılığın suç duyurusuna ilişkin verdiği takipsizlik kararında, “Kurum görevlilerinin tüm işlemleri kanun ve yönetmelikler çerçevesinde mevzuata uygun olarak gerçekleştirdikleri, müştekinin iddiaları destekler nitelikte soyut iddiası dışında olay hakkında kamu davası açmaya esas somut yeterli ve inandırıcı delil bulunmadığı, görevi ihmal suçu dahil herhangi bir kamu görevlisine veya başkasına atfı kabil bir kusur veya ihmal söz konusu olmadığı, bu nedenle Cumhuriyet Başsavcılığımızca takibi gerekecek başkaca bir husus bulunmadığı anlaşılmaktadır” denildi.

ÇIPLAK ARAMAYI YAPANLAR TANIK OLDU

Kararı Cumhuriyet’ten Zehra Özdilek’e değerlendiren Alev Şahin, “Kamerasız bir odada çıplak aramayı yapıyor sonra da işkenceyi yapanlar birbirlerine tanıklık yapıyor. Bu onursuzluğa karşı çıkınca da hapishane idaresi soruşturma açıp disiplin cezası veriyor. İnfaz Hâkimlikleri ise idarenin noteri gibi hareket ederek cezaları onaylıyor. Sistem tüm hapishanelerde genel olarak böyle işliyor. Hallacı Mansur’un sözleri o günkü hislerime tercüman oluyor; ‘Cehennem acı çektiğimiz yer değil, acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir.’ İşkenceye, çıplak aramaya cezasızlık sürdükçe acı çektiği duyulmayan daha nice işkence mağdurları olacaktır. İşkence suçtur ve asla cezasız kalmamalıdır” dedi.

İNSAN HAKLARI EYLEM PLANINDA YER ALDI

AKP’nin uzun süre olmadığın iddia ettiği çıplak arama, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayınlanan İnsan Hakları Eylem Planındaki hedefler arasında yer aldı. Eylem planında, “Adli İşlemler ve Süreçlerde Bireylerin Onur ve Haysiyetleri ile Özel Hayatlarının Korunması” başlığı altında, üst ve beden aramalarının, insan onurunu zedelemeyecek şekilde uygulanması için kolluk görevlileri ve ceza infaz kurumu personeline düzenli eğitim verileceğinin altı çizildi.

ÇIPLAK ARAMA MECLİS RAPORUNA DA GİRDİ

TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Hükümlü ve Tutuklu Hakları Alt Komisyonu üyeleri, Sincan Cezaevinde yaptıkları incelemelerle ilgili hazırladıkları raporda tutuklu ve hükümlülerin şikayetlerine yer verildi. Tutuklu ve hükümlülerin çıplak aramaya maruz kaldıkları rapora girerken, AKP’li üyeler çıplak aramanın usule uygun olduğunu savundu. Çıplak aramanın halen uygulandığını aktaran CHP’li üyeler bunun suç ve işkence olduğuna dikkat çekti.

SOYLU VE AKP’Lİ ÖZLEM ZENGİN YALANLAMIŞTI

Çıplak arama skandalı HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, Gülen Hareketi operasyonları kapsamında Uşak’ta gözaltına alınan 30 kadına uygulandığını Meclis kürsüsünde dile getirmesi sonrası gündeme geldi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “belgesi yok” diyerek iddiayı reddederken, dönemin AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin ise “Ben Türkiye’de çıplak arama olduğuna asla inanmıyorum, yok böyle bir şey” demişti. Bu sözlerin ardından farklı kesimlerden çok sayıda kadın cezaevlerinde maruz kaldıkları çıplak arama işkencesini anlatmıştı.

Fabrikasız üretim: Nedir bu yerli otomobil meselesi?

 

 

 

Özde değil sözde mücadele: Çıplak aramaya takipsizlik! yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Adil Öksüz’ü bırakan hakim konuştu: Bundan sonra susmak yok

15 Temmuz’da Adil Öksüz’ü serbest bırakan Hakim Köksal Çelik, “Aradan 5 yıl geçti kendimi savunamadım, bundan sonra susmak yok” dedi. Bir devlet büyüğünün isteği üzerine kendini savunduğunu açıkladı.

BOLD – Hakim Köksal Çelik, 15 Temmuz hadisesinden 5 yıl sonra Adil Öksüz’ü serbest bırakan kararıyla ilgili ilk kez açıklama yaptı. Cumhuriyet’ten Barış Terkoğlu’na konuşan Çelik, Öksüz’ün 16 Temmuz’da kim olduğunun öğrenildiğini, ancak ne jandarma ne de Emniyet’in bilgi vermediğini söyledi. Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından meslekten ihraç edilen Çelik, “Bir iki devlet büyüğümüz, ‘Çık kendini savun’ dediği için sizi aradım” ifadesini kullandı.

Çelik, Adil Öksüz’ün sorgusuyla ilgili ise “Tavırları korkak ve çekingendi. Bitkin bir hali vardı. İşkenceye uğradığını iddia etti. Konuşmamak için gayret ediyordu. Ben daha çok konuşturmak için uğraştım” dedi. Adil Öksüz’ü tutuklamaya sevk eden Savcı Cihan Ergün’ü suçlayan Çelik, “Üssün içinde değil, dışarıda yakalanmış ve sivil gözüküyor. Şüphe var ama ben o şüpheyi savcıya sorup gidereyim dedim. Aradım, o da Adil Öksüz’ü somut delille değil, bir ayet manası sorarak çözmüş. Aradığımda ayetle çözdüğünü de bana söylemedi” dedi.

Barış Terkoğlu’nun Köksal Çelik’in açıklamalarıyla ilgili yazısı şöyle:

BİR DEVLET BÜYÜĞÜMÜZ ‘ÇIK KENDİNİ SAVUN’ DEDİ

“Aradan beş yıl geçti kendimi savunamadım, bundan sonra susmak yok.” Telefondaki hâkim, daha doğrusu eski hâkim böyle söylüyordu. “Bir iki devlet büyüğümüz, ‘Çık kendini savun’ dediği için sizi aradım” diye devam etti.

Geçen hafta 15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümünde darbenin kritik ismi olan Adil Öksüz’ün “yakalanamama” hikâyesini yazmıştım. Savcı Cihan Ergün, Öksüz’ü 18 Temmuz günü tutuklamaya sevk ettiği halde, hâkim Köksal Çelik tarafından serbest bırakılmıştı. Ergün, itiraz edip yeniden tutuklama talep etti. Çelik, kararında ısrar etti. Dosya bu kez hâkim Çetin Sönmez’e gitti. O da tutuklama talebini reddetti. Öksüz, böylece elini kolunu sallayarak çekip gitti. İşte beni arayan Öksüz’ü o gün serbest bırakan hâkim Köksal Çelik’ti.

Önce durumunu sordum. Anlattığına göre olayın ardından açığa alınmıştı. Hakkında FETÖ soruşturması açılmış ancak FETÖ ile irtibatı bulunamamıştı. Yine de 2018 yılına kadar açıkta tutulduktan sonra, “memuriyet itibarını bozduğu” gerekçesiyle hâkimlikten atıldı. Adil Öksüz’ü serbest bırakma kararı, hâkimlik kariyerinin sonu olmuştu. İşin ilginci, savcı Cihan Ergün’ü eleştirmekle birlikte bir sözüne katılıyordu: “FETÖ hâlâ devlette etkin.”

TAVRI KORKAK VE ÇEKİNGENDİ

O gün neler yaşandı? Adil Öksüz, hâkim Köksal Çelik’in karşısına nasıl çıktı?

Çelik anlattı:

“Savcı, Adil Öksüz’ü, tutuklama talebiyle bana 18 Temmuz sabah saat 05.30’da gönderdi. Daha doğrusu sorgulamaya 05.30 başladım. Ben de 20 dakika sorguladım. Ağzından bir laf alamayınca ve sürekli savcılıkta verdiği ifadeyi tekrarlayınca, anlattıklarına tam inanmadığım için 05.51’de savcıyı aradım. Aradığımda odasında değildi. Evine gidiyordu. Onun için cep telefonunu aradım. ‘Dosyada bir şey yok, ben tutuklama değil, yurtdışına çıkış yasağı koymak şeklinde adli kontrol düşünüyorum’ dedim. 107 saniye konuşmuşuz. O da ‘Olabilir, sen bilirsin’ gibi şeyler dedi. Bir nevi istişare ile karar verdik. Saat 05.55 gibi kararımı açıkladım ve diğer şüphelilerin sorgusuna başladık. Basının yazdığı gibi bu hain (Adil Öksüz), yakalandıktan 21 dakika sonra değil, iki gün sonra sorguya çıkarıldı. Sorgu işlemi 21 dakika sürdüğü için basın biraz yanlış yazdı bu kısmı.”

Peki, Adil Öksüz’ün tavrı nasıldı?

Köksal Çelik anlattı:

“Tavırları korkak ve çekingendi. Bitkin bir hali vardı. İşkenceye uğradığını iddia etti. Konuşmamak için gayret ediyordu. Ben daha çok konuşturmak için uğraştım. Bir ara ‘Ortalık yanıyor, sen tarla bakmaya gelmişsin’ gibi bir şey söylemişim ama bu kayıtlarda yok. O gün sorguya çıkan kâtip Mehmet Ali Tuna’nın müfettişe verdiği ifadede var.”

BİZDEN BİLGİ SAKLANDI

Sohbet asıl konuya geldi. Adil Öksüz’ü nasıl oldu da serbest bıraktı? Böyle bir karar nasıl verilebilir?

Köksal Çelik, kendisinin hata yaptığını düşünmüyor:

“Benim sorgumdan bir buçuk gün önce, 16 Temmuz’da, bu hainin kim olduğu kışla karakolunda öğrenilmiş. Ama ne jandarma ne de Emniyet görevlileri bana ya da savcılığa bu durumu söyledi. Yani bizden bilgi saklandı. Bir de basının yazdığı gibi bu hain Akıncı Kışlası’nda değil, kışladan bir kilometre dışarıda bir yerde yakalanmış. Üzerinden çıkanlar bize getirilse ya da görevliler bize bunun kim olduğunu söylese ya da savcı hemen tutuklamaya sevk etmeyip dört günlük gözaltı süresini kullansa bu hata olmazdı.

Üssün içinde değil, dışarıda yakalanmış ve sivil gözüküyor. Şüphe var ama ben o şüpheyi savcıya sorup gidereyim dedim. Aradım, o da Adil Öksüz’ü somut delille değil, bir ayet manası sorarak çözmüş. Aradığımda ayetle çözdüğünü de bana söylemedi. Bu arada hayatımda ilk defa şahit oldum bir ayet manasıyla şüpheli çözen savcıya!

Yine bu hain yakalandıktan sonra kışla karakolunda hakkında hazırlanan mavi renkli dosya, bana ya da savcılığa getirilmemiş. Olaydan bir ay sonra HSK müfettişi soruşturma için karakola gittiğinde, tutulan tutanaklar, hainin çıplak resmi, HSK müfettişine veriliyor. Zaten üzerinden çıkan saat, GPRS aleti, cep telefonu vs… Biz hiçbir şey görmedik. Çünkü önümüze getirilmedi. Buna o gün görev yapan savcı, başsavcı ve vekilleri şahittir.

Bana dosya değil, sadece yarım santimetrelik bir üst yazı, bir de ifade ile tutuklanma isteği gönderildi. Buna şimdiki İstanbul Başsavcısı, o dönem aynı adliyede çalıştığımız Şaban Yılmaz şahittir. Delil olacak objeler ve tutanaklar bizden gizlendi, dosyaya konmadı, sonra basın bizi kamikazeci olarak gösterdi. Aynı basın bir zamanlar ‘hükümetin hâkimi’ diye haber yapıyordu.”

ADİL ÖKSÜZ’E YOL VERİLMİŞ

Peki, hata kimde? Öksüz’ün kaçışı sadece bir hâkimin sorunu mu?

Köksal Çelik, o geceden daha büyük bir fotoğrafı işaret ediyor:

“Ben ‘yurtdışı çıkış yasağı’ şeklinde karar verip bırakınca, Aydın’dan aranmış, ‘Biz onu bir yıldan beri bir para trafiğinden dolayı arıyorduk’ diye. Üç kişilik bir suç örgütünü bile devlet görevlilerinin takip ettiği ülkemizde, devasa bir yapının bir elemanın takip edilmemesi hâkimin suçu mu? Bu hainin (Adil Öksüz) adı, darbeden önce açılan FETÖ Çatı İddianamesi’nde ‘Deniz Kuvvetleri İmamı’ olarak geçiyor. Orada şüpheli yapılsa ya da yakalama kararı çıkarılsa zaten bizim önümüze geldiğinde yakalama kararı infaz edilecek ve kimsenin hata yapma imkânı olmayacaktı. Ben o tarihte yılda dört bin karara imza atıyordum. Ankara’da yazılan bütün iddianameleri takip etme, okuma imkânım ve zamanım yok.”

OHAL olağanlaştı: AKP’nin OHAL yetkilerini bir yıl daha uzatan düzenleme meclisten geçti

Adil Öksüz’ü bırakan hakim konuştu: Bundan sonra susmak yok yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Dünya çocuklarından neşeli bir bayram hediyesi: Güzel günler göreceğiz!

Kurban Bayramı dolayısıyla mikrofonun başına geçen dünya çocukları, Akapella ile özel bir esere imza attı. 10 ülkeden 21 öğrenci “Sürgün, Leylim Ley ve Güzel Günler Göreceğiz” şarkılarından oluşan 3 şarkılık bir potpuriyi bayramı buruk bir şekilde geçiren tüm insanlar için seslendirdi. BOLD

Bayram özel klibi Ümit Nağmeleri’nin YouTube kanalında…

Dünya çocuklarından neşeli bir bayram hediyesi: Güzel günler göreceğiz! yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Pegasus krizi: Türkiye’den 500 kişinin telefonu İsrailli firmanın geliştirdiği casus yazılımla izleniyor

İsrailli bir firma tarafından geliştirilen Pegasus adlı casus yazılımın dünya çapında ‘otoriter hükümetlere’ satıldığı ve 50 binden fazla gazeteci, siyasi ve aktivistin telefonlarının bu yazılım tarafından izlendiği ortaya çıktı. Bu sistemle Türkiye’den yaklaşık 500 civarında telefonun izlendiği belirtiliyor.

BOLD – İsrailli NSO Group adlı şirketin geliştirdiği Pegasus adlı casus yazılımın çok sayıda otoriter devlet tarafından kullanıldığı ve aralarında aktivistler, gazeteciler, iş insanları ve siyasetçilerin bulunduğu 50 binden fazla kişinin hedef alındığı ortaya çıktı. Sızıntının 50 binden fazla cep telefonu numarasını kapsadığı belirtiliyor.

Türkiye’den de yaklaşık 500 telefonun listede olduğu belirtilirken; Cemal Kaşıkçı cinayeti sonrası ona yakın ismin de casus yazılımla takibe alındığı iddia ediliyor.

Guardian, The Washington Post, CNN ve Le Monde’un da aralarında olduğu 16 medya kuruluşu tarafından yürütülen araştırma, NSO’nun korsan yazılımı Pegasus’un “yaygın ve sürekli kötüye kullanıldığını gösteriyor.”

50 BİDEN FAZLA KİŞİNİN CEP TELEFONUNA SIZILDI

Yayın kuruluşları 50 binin üzerinde cep telefonu numarasına sızıldığını bildiriyor. Uzmanlar söz konusu Pegaus adlı casus yazılımın, siber silah olarak sınıflandırıldığına dikkat çekiyor. NSO Grup casus yazılımı sadece devletlere terörle mücadele kapsamında sattığını iddia ediyor.

Gazetecilerin ortak araştırmasına göre casus program aracılığıyla dünya genelinde birçok gazetecinin verilerine ulaşıldı. Guardian’ın haberine göre, verilerine ulaşılanlar arasında haber ajansları AFP, Reuters, AP ile gazeteler New York Times, Le Monde, El Pais ve El Cezire , CNN televizyonları ile Radio Free Europe’un çalışanları yer alıyor. 180’e yakın numaranın gazetecilere ait olduğu tespit edilebildi. Ve yine listede Arap kraliyet ailelesi üyeleri, iş insanları ve siyasilerin de yer aldığı bildirildi.

Washington Post gazetesi, 50 ülkeden 1000 numaranın sahiplerinin belirlenebildiğini aktarıyor. Bu listede Arap kraliyet ailelerinin üyeleri ile 65 iş insanı, 85 aktivist, 189 gazeteci ile aralarında devlet başkanlarının da olduğu 600’den fazla siyasi yer alıyor.

Numaraların ait olduğu kişiler üzerinde yapılan araştırma, listenin toplam 10 ülke üzerinde yoğunlaştığını gösteriyor. Bu ülkeler; Azerbaycan, Bahreyn, Macaristan, Hindistan, Kazakistan, Fas, Ruanda, Meksika Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri.

Pegasus yazılımının kullanıldığını ortaya çıkaran araştırma ekibine liste, Uluslararası Af Örgütü ve Paris merkezli kar amacı gütmeyen bir medya kuruluşu olan ‘Forbidden Stories’ tarafından ulaştırıldı. Araştırmaya göre, tüm telefon numaraları hacklenmedi.

TÜRKİYE’DEN YAKLAŞIK 500 KİŞİ LİSTEDE

Araştırmaya göre NSO’dan en fazla veri talep eden ülke Meksika. Bu ülkede çok sayıda resmi kurumun 15 binden fazla numaraya ulaştığı beliritiliyor. Bu rakam Fas’ta ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde 10 bin.

Dünya genelinde dört kıtadan en az 45 ülkeden NSO’ya telefon numarası takibi talep edildi. Bu sistemle Türkiye’den yaklaşık 500 civarında telefonun izlendiği belirtiliyor.

CEMAL KAŞIKÇI’NIN NİŞANLISI HATİCE CENGİZ DE LİSTEDE

Sızan veriler ve adli analizler ayrıca NSO’nun casus aracının Suudi Arabistan ve yakın müttefiki BAE tarafından, Cemal Kaşıkçı’nın ölümünden sonraki aylarda yakın ortaklarının telefonlarını hedef almak için kullanıldığını gösteriyor. Veri sızıntısına göre, Kaşıkçı’nın ölümünü araştıran Türk savcı da hedef olmaya adaydı.

Washington Post gazetesine göre, Uluslararası Af Örgütü Güvenlik Laboratuvarı tarafından yapılan adli analize göre, Kaşıkçı’ya yakın iki kadın Pegasus casus yazılımı tarafından hedef alındı. Gazetenin haberine göre, Kaşıkçı’nın nişanlısı Hatice Cengiz’in telefonuna, Ekim 2018’de İstanbul’daki Suudi konsolosluğunda öldürülmesinden 4 gün sonra kötü amaçlı yazılım bulaştı.

Suudi Arabistan’ın söz konusu yazılımı, İstanbul’daki konsolosluğunda öldürülen Cemal Kaşıkçı cinayetinde de kullandığı uzun süredi konuşuluyordu. Kaşıkçı’nın bir grup arkadaşı, NSO şirketine İsrail ve Kıbrıs’ta dava açmıştı.

Şirket, muhalif isimleri hedef almakta Suudi Arabistan’a yardım etmekle suçlanıyordu.

NSO Group tarafından geliştirilen yazılım, hedef alınan kişinin telefona cevap vermesi halinde dahi yüklenebiliyor.

FİRMA İDDİALARI REDDEDİYOR

Pegasus yazılımı, sızdığı telefonun tüm özelliklerinin uzaktan kumanda ile kontrol edilmesine olanak sağlıyor. Pegasus aracılığıyla cep telefonu mesajları, fotoğraflar, e-postalar, arama kaydetmesi ve mikrofona gizlice ulaşılıyor; Messenger, WhatsApp ve Signal gibi sohbet uygulamalarındaki şifreler kırılabiliyor.

NSO firması Pazar günü yayımlanan haberler sonrası bir açıklama yaparak, haberlerin “desteksiz teoriler ve yanlış çıkarımlar” içerdiğini savundu ve dava açma tehdidinde bulundu.

NSO firması, Cemal Kaşıkçı cinayetinde bu teknolojinin kullanıldığı iddiasını da yalanladı ve yazılımın yalnızca “incelenmiş ülkelerin güvenlik güçleri ve istihbarat örgütlerine satıldığını” açıklandı.

Şirket, Pegasus adlı yazılımının Avrupa’daki bir stadyuma düzenlenmesi planlanan bir saldırının engellenmesine ve Meksikalı uyuşturucu baronu El Chapo’nun yakalanmasına katkıda bulunduğunu söylüyor.

OHAL olağanlaştı: AKP’nin OHAL yetkilerini bir yıl daha uzatan düzenleme meclisten geçti

Pegasus krizi: Türkiye’den 500 kişinin telefonu İsrailli firmanın geliştirdiği casus yazılımla izleniyor yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Fabrikasız üretim: Nedir bu yerli otomobil meselesi?

AKP’nin sosyal medyada gündem olan “Yerli otomobil 2021’de yollarda” tweeti nedeniyle yerli otomobil fabrikası kurulmadan üretime başlandı. Yüzde 51’i yerli, motor başta olmak üzere önemli aksamları ithal olacak otomobille ilgili paylaşımda parçaların hepsinin yerli olduğu iddia edildi.

BOLD – Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu (TOGG), 25 Haziran 2018’de kuruldu. 2021 yılında seri üretimine başlanacağı ifade edilen yerli otomobilin fabrikasının inşaatına ise bu yıl başında başlanabildi. Kamuoyunda artan tepkiler sonrasında fabrika kurulmadan üretime başlandığı bilgisi paylaşıldı.

“VARSA BİR ADET ALABİLİR MİYİZ?”

AKP’nin 2018 yılında paylaştığı “Yerli Otomobil 2021’de Yollarda” tweeti sosyal medyada gündem oldu. Paylaşımda 2021 yılında yerli otomobilin satışa hazır olacağını ifade edilirken, aradan geçen 3 yılda fabrika dahi kurulamadı. Sosyal medya kullanıcılarından yerli otomobille ilgili “Varsa bir adet alabilir miyiz?”, “Onlara yapamazsınız dedik, yapamadılar”, “Satış linki atar mısınız, bulamadım”, “Daha fabrikası kurulmadı ya” gibi eleştiriler geldi.

APAR TOPAR FOTOLAR PAYLAŞILDI

Artan tepkiler sonrasında yerli otomobille ilgili herhangi bir fabrika tamamlanmadan TOGG’un sosyal medya hesabından otomobil montajından ilk görüntüler paylaşıldı. Paylaşımda “Tamamı ülkemizde üretilen parçalarla Gebze’de montajı yapılan ilk gövdemiz. Bizi izlemeye devam edin” denildi. Paylaşımda, seri üretime geçildiğinde yüzde 51’i yerli parçalardan oluşacak otomobilin tüm aksamının yerliymiş gibi gösterilmesi dikkat çekti.

SERİ ÜRETİM GELECEK YIL SONU

Sürekli ertelenen seri üretimle ilgili son verilen tarih ise 2022’nin son çeyreği. Aradan üç yıl geçmesine karşın Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu (TOGG) Gemlik Tesisi’nde yerli araç çalışmaları kapsamında herhangi bir üretim tesisi tamamlanabilmiş değil. Bursa’nın Gemlik ilçesinde 1,2 milyon metrekarelik alan üzerinde yapılacak üstyapı çalışmalarına ise bu yıl başında başlanabildi.

PARÇALARDAN YÜZDE 51’İ YERLİ

Yurtdışında montajlanıp getirilen yerli otomobil TOGG’un tanıtımı geçen yıl aralık ayında yapıldı. Çalışanlarının en az yüzde 30’u kadınlardan oluşması hedeflenen tesiste, üretimde yerlilik oranı yüzde 51 olacak. Dünyadaki 10 küresel şirketle iş birliği yapma konusunda gizlilik anlaşması yapıldı. TOGG’un elektrikli aracı için en temel bileşenlerden biri olan li-on batarya ise ABD merkezli, Çin’de üretim yapan Farasis adlı firmadan tedarik edilecek.

15 Temmuz kartlarını açan Sedat Peker ve Nihal Olçok kıyameti başlattı

Fabrikasız üretim: Nedir bu yerli otomobil meselesi? yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

18 Temmuz 2021 Pazar

Ali İhsan Yavuz, Erdoğan’ın neden seçime yanaşmadığını açıkladı: Anketler öyle gösteriyor

AKP Seçim İşlerinden Sorumlu Ali İhsan Yavuz’un erken seçim hakkında sarf ettiği “Sayın Cumhurbaşkanı’mız kendi siyasi hayatını, siyasi ömrünü de bir anlamda azaltmış oluyor” sözlerine CHP’den “Korkuyorlar” tepkisi geldi.

BOLD – AKP Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, erken seçim hakkında açıklamalarda bulundu.

20 YILDIR KAYBEDİYORLAR

Muhalefetin her seçim sonrası erken seçim istediğini söyleye Yavuz, “Bu sefer de böyle oluyor değişen bir şey yok. Zaten Türkiye’de her şey değişti; ama muhalefet yapma biçimi hiç değişmedi. Yani bugüne kadar 20 yıldır girilen bütün seçimleri kaybeden bir muhalefet var. Özellikle CHP’yi kastederek söylüyorum” dedi.

Seçim kararının Meclis’in ve Cumhurbaşkanının alabileceğini söyleyen Yavuz, hem Millet İttifakı’nın hem de Cumhur İttifakı’nın bu çoğunluğa sahip olmadığını hatırlattı.

YİNE KAZANIR

Yavuz sözlerine şöyle devam etti: “Cumhurbaşkanı neden seçim kararı alsın? Böyle bir hakkı var da niye alsın? Zaten şu anki görüntüye göre yine seçim olsa Cumhur İttifakı’nın destekleyeceği aday yani Cumhurbaşkanı’mız Sayın Tayyip Erdoğan yine yürütmenin başı olacak. Anketler bunu gösteriyor. Yani herhangi bir anket var mı böyle yüzde 50’ye yaklaşan; Cumhurbaşkanı’mızdan başka bir adayın ortaya çıktığını biri iddia edebiliyor mu? Edebiliyorsa onu da ortaya koysun. Manzara böyleyken neden biz yeniden bir seçim kargaşasının içerisine Türkiye’yi sokalım? Kaldı ki seçime gidilmesi halinde Sayın Cumhurbaşkanı’mız kendi siyasi hayatını, siyasi ömrünü de bir anlamda azaltmış oluyor. Demek ki nereden bakarsanız bakın Sayın Cumhurbaşkanı’mızın da seçim kararı alması asla kata muhtemel gözükmüyor.”

CHP’Lİ ÖZKOÇ: KORKUYORLAR

Yavuz’un sözlerine CHP’den cevap geldi. CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, AKP Genel Başkan Yardımcısı Yavuz’un, “Kaldı ki seçime gidilmesi halinde Sayın Cumhurbaşkanı’mız kendi siyasi hayatını, siyasi ömrünü de bir anlamda azaltmış oluyor” sözlerine yanıt verdi.

Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Özkoç, Yavuz’un açıklamalarını erken seçimden korktukları şeklinde yorumladı.

Bir şehit kızının çift maaş hikayesi

Ali İhsan Yavuz, Erdoğan’ın neden seçime yanaşmadığını açıkladı: Anketler öyle gösteriyor yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

15 Temmuz kartlarını açan Sedat Peker ve Nihal Olçok kıyameti başlattı

15 Temmuz sırları taşıyanların karanlık gecenin 5. yılında kartlarını açık oynadığını söyleyen Cevheri Güven son videosunda, yüksek yerdeki hesaplaşmalarda bu sırların en önemli kozlar olduğunu anlattı.

BOLD – Sedat Peker ve Nihal Olçok, 15 Temmuz’la ilgili kartlarını açtı. İkilinin ortaya sürdükleri koz, Binali Yıldırım’ın 15 Temmuz gecesi sinirden ateş küpüne döndüğü ve her fırsatta çeşitli mesajlarla o gece kendisine iktidar içinden kurulan kumpasla ilgili sızdırdığı bilgileri doğruladı. Beşinci yılında ilk kez 15 Temmuz’un kapağı aralandı.

Gazeteci Cevheri Güven son videosunda, iktidar içindeki hesaplaşmalarda açığa çıkan bu sırların en önemli kozlar olduğunu anlattı.

AKP sonrası için bir uyarı da dünyaya: Yok öyle!

 

15 Temmuz kartlarını açan Sedat Peker ve Nihal Olçok kıyameti başlattı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Bir şehit kızının çift maaş hikayesi

İçişleri Bakan Yardımcısı Muhterem İnce ve Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı Sinan Aksu’nun Emlak Konuttan aldıklarıyla aylık gelirlerinin 42 bin liranın üzerinde olduğu ortaya çıktı. Sosyal medyada çok konuşan skandala gönderme yapan bir şehir kızının, annesinin kendisini okutmak için birden fazla işte çalıştığını anlattığı paylaşımı binlerce beğeni aldı.

BOLD – Kamuda birden fazla maaş alan AKP’li siyasiler ve bürokratlar listesi her geçen gün uzuyor. Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (GYO) üzerinden de çift maaş uygulamasının sürdüğü ortaya çıktı.

Yeni çift maaş skandallarının kahramanları bakan yardımcıları. İçişleri Bakan Yardımcısı Muhterem İnce 2017 yılından, Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı Sinan Aksu ise 2018 yılından bu yana şirketten maaş alıyor. Hali hazırda Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un müşavirliğini ve bakanlığın hukuk işlerinden sorumlu genel müdür yardımcılığı görevini yürüten Havvanur Yurtsever de Emlak Konut’un yönetiminde yer alıyor.

MAAŞ ARTI İKRAMİYE

İnce ve Aksu’ya, Emlak Konut’un 2021 yılı için 12 bin 500 lira aylık maaş ödediği ve yılda 4 maaş ikramiye verdiği öğrenildi. Bu iki ismin bakan yardımcılığı görevinden aldıkları maaşla birlikte aylık gelirleri 42 bin 500 lira oldu. Emlak Konut’ta yönetim kurulu üyeleri, 2019 yılında aylık 9 bin 600 lira maaş + 4 maaş ikramiye, 2020 yılında ise aylık 11 bin lira maaş + 4 maaş ikramiye ücret alıyordu.

GAYRİMENKULLE İLGİLERİ YOK

Sözcü’den İsmail Şahin’in haberine göre, iki bakan yardımcısının özgeçmişlerine bakıldığında gayrimenkul sektörüyle ilgili hiçbir deneyimleri olmadığı görülüyor. Ankara Tevfik İleri İmam Hatip Lisesi’nden mezun olan Sinan Aksu, Gazi Üniversitesi Tarih Bölümü’nü bitirdi. İçişleri Bakan Yardımcısı Muhterem İnce, çalışma hayatı boyunca kamu bürokrasisinde görev almış bir isim. İmam hatip mezunu olan İnce, 1993 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu.

ŞEHİT EŞİNİN ÇİFT MAAŞI

AKP döneminin bürokratlarının sık sık gündeme gelen çift maaşları vatandaşların tepkisine yol açıyor. İnce Aksu’ya da sosyal medyada tepki vardı.

Şehit kızı avukat Tuğba Kaya da yaptığı paylaşımla öğrencilik yıllarında kendisini okutmaya çalışan ve bu yüzden birkaç işte çalışmak zorunda kalan annesinin yaşadığı zorlukları anlattı. Kaya paylaşımında şu ifadeleri kullandı: “İtiraf ediyorum! Ben zor şartlarda hukuk fakültesinde okurken şehit babamın maaşıyla zar zor kirada geçinmeye çalışan annem de 3 farklı yerden maaş alıyordu. Sabahları öğlene kadar apartmanlarda merdiven temizliği, Öğlen servisinde restoranda bulaşıkçılık, ev de el işi yapımı!”

Kaya’nın paylaşımı binlerde beğeni aldı.

AKP sonrası için bir uyarı da dünyaya: Yok öyle!

Bir şehit kızının çift maaş hikayesi yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

AKP sonrası için bir uyarı da dünyaya: Yok öyle!

Son günlerde sıkça dile getirdiği AKP sonrası planlarıyla Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın da dikkatini çekmeyi başarıyor.  Son olarak da Türkiye’nin gündemdeki göçmenler ve Afganistan’daki muharip görev konularına değinen Kemal Kılıçdaroğlu, “Kimse kaçtığı yere askerimi bekçi; ülkemi de mültecilere açık hapishane yapamaz!” dedi.

BOLD – Afganistan’da ilerleyişini sürdüren Taliban’dan kaçan göçmenler kaçak yollarla akın akın Türkiye’ye gelmeye devam ediyor. Van’daki İran sınırında görüntülenen Afgan göçmen grupları, son olarak Niğde – Ankara Otoyolu’nda görüntülendiler.

Suriye konusunda AKP iktidarını defalarca uyaran muhalefet, yeni göç dalgasının yaşandığı doğu sınırları konusunda da endişelerini dile getiriyor.

AFGANİSTAN’A GİDECEK TÜRK ASKERİ

Brüksel’de yapılan NATO 29. Liderler Zirvesi’nin ardından Türkiye’nin, Afganistan’da Kabil Havalimanı’nın korunmasını üstlenmesi gündeme geldi. Muhalefet, bu görevin çatışma riski içerdiği gerekçesiyle konunun TBMM’de görüşülmesinden yana. ABD ve Erdoğan’ın ise tehlikeli muharip görev konusunda çoktan anlaşmaya vardığı iddia ediliyor.

AKP SONRASI İÇİN DÜNYAYA SESLENDİ

Erdoğan ve AKP’nin miadını doldurduğunu her fırsatta dile getiren CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, son günlerin 2 gündem konusunu sosyal medya hesabından değerlendirdi. İngilizce ve Türkçe paylaşımla dünyaya seslenen Kılıçdaroğlu: “Dünyaya sesleniyorum: Beni Erdoğan’la karıştırmayın. Kuvayi Milliye geleneğinden geliyorum. Kimse kaçtığı yere askerimi bekçi; ülkemi de mültecilere açık hapishane yapamaz! Ben haram yemedim. Geliyoruz ve şimdiden söyleyeyim, çok çetin müzakereler sizi bekliyor. Yok öyle!” ifadelerini kullandı.

AKP SONRASI PLANLAR

Kemal Kılıçdaroğlu daha önce de Kanal İstanbul konusunda finans kuruluşlarını borçları ödemeyecekleri konusunda uyarmıştı. Ekonominin kötü gidişinin bir sebebi olarak israfı gösteren Kılıçdaroğlu Erdoğan’ın kullandığı uçakları satacağını dile getirmişti.

OHAL olağanlaştı: AKP’nin OHAL yetkilerini bir yıl daha uzatan düzenleme meclisten geçti

AKP sonrası için bir uyarı da dünyaya: Yok öyle! yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Topla bavulunu AKP

Yolsuzluk, başarısız dış politika, pandemi ve ekonomi yönetimiyle eleştirilen AKP iktidarının gitme vaktinin geldiğini düşünen vatandaşlar sosyal medyada ‘Bavulunu topla AKP’ dedi.

BOLD – Muhalefetin erkem seçim çağrılarına kulak tıkayan iktidar anketlere oy kaybına devam ediyor.

MetroPOLL Araştırma, ‘Türkiye’nin Nabzı Haziran 2021’ anketinin sonuçlarını paylaştı. Katılımcılara, “Bu pazar bir milletvekili seçimi olsa hangi partiye oy verirsiniz” sorusu yöneltildi. AKP’nin, 24 Haziran 2018 Milletvekili Resmi Sonuçlarına göre “yüzde 11” oranında düşüş yaşadığı ortaya çıktı.

Sosyal medyada da ‘Bavulunu topla AKP’ etiketi gündeme oturdu. AKP’lilerin karıştığı yolsuzlukları gündeme getiren sosyal medya kullanıcıları iktidar için gidiş vaktinin geldiğini savundu.

AKP’nin göçmen siyaseti, dış politika, ekonomi ve pandemi yönetimini beğenmeyenler etikete yorumlarıyla destek verdi.

Vatandaşlar AKP ve MHP’nin seçimden kaçtığını düşünüyor.

Topla bavulunu AKP yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

“15 Temmuz’un üzerindeki sis perdesinin kalkmasını istemiyorlar”

CHP’li Özgür Özel, AKP’nin iki yıldır yeni bir strateji belirlediğini ve 15 Temmuz’la ilgili gerçeklerin ortaya çıkmasını istemediğini söyledi.

BOLD – CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, AKP iktidarının 15 Temmuz’un üzerindeki sis perdesinin kalkmasını istemediğini iddia etti. TBMM’de bir konuşma yapan Özel, “Darbeye birlikte direnmek ne kadar kıymetliyse, üstündeki sis perdesini kaldırmak da o kadar gerekli. O perdenin kalkmasını istemiyorlar. Ama seçmen bir başka perdeyi, seçim kabininin perdesini çekecek, kullandığı oyla 15 Temmuz’un üzerindeki sis perdesi de kalkacak!” dedi.

2019’a kadar her 15 Temmuz’da Meclis’te özel oturumlar yapıldığını, tüm partililerin konuştuğunu belirten Özel, iki yıldır saraydan gelen bir emirle bu oturumların yapılmadığını ifade etti.

Meclis’in vurulduğu bir gecede Meclis’in kapalı olmasını eleştiren Özel, “Kendi tarihini yazmaya meraklı, kendi anlattıklarını duyuran ve ondan bir gerçek dışı hikaye üretmeyi başarı sayan Adalet ve Kalkınma Partisi, saray, onun iletişim başkanlığı, geçtiğimiz yıllarda bu konuda yeni bir strateji belirlediler. 2019 yılına kadar 15 Temmuz’un yıldönümlerinde Meclis’te özel oturumlar yapılıyordu.” diye konuştu.

“MECLİS’TE ÖZEL OTURUM YAPILMAYACAKSA NEREDE YAPILACAK?”

Oturumlarda tüm partilerin grup başkanvekilleri, genel başkanları çıkıp hem o kanlı geceyi eleştirdiğini hem de bu konuyla ilgili partilerinin tutumunu, pozisyonunu ve düşüncelerini paylaştığını vurgulayan Özel, “Ancak geçen sene olduğu gibi bu sene de sayın Mustafa Şentop eliyle, Şentop’un kendi kararı olmadığını düşündüğümüz saraydan gelen bir tahakkümle artık Meclis resmi tatil olan 15 Temmuz’da kapalı. Özel oturum yok. Oysa ki o gece Meclis’i vurdular. Meclis’te özel oturum yapılmayacaksa nerede özel oturum yapılacak? Bunu vatandaşlarımızın takdirlerine sunuyoruz.” ifadelerini kullandı.

“KONUŞMAMIZI İSTEMİYORLAR”

Özel şöyle devam etti: “Bu Meclis’te özel oturum yapılmaması, AK Parti aklını yönetenlerin, muhalefetten ve gerçeklerden korkması ve kaçmasıdır. O akıldır ki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin cumhuriyet tarihinin tek partili Genelkurmay Başkanı’nı, daha sonra partisinden bakan yaptıkları kişiyi, bir gecede üniformayı çıkarıp kravat taktırdıkları kişiyi, Meclis Araştırma Komisyonu’na yollamamışlardı, gerçeklerden korktukları ve kaçtıkları için. MİT Müsteşarı’nı yollamamışlardı, gerçeklerden korktukları ve kaçtıkları için. Genel Başkanımızın, bizlerin konuşmalarını istemiyorlar.

Bugün darbeye hep birlikte direnmek ve darbeyle ilgili tüm iddiaları konuşmak, tüm sis perdesini kaldırmak gerekiyor. O sis perdesini kalkmasını istemeyenlerin bugün ne yaptığı ortada. Bir perdenin kaldırılışı, bir başka perdenin çekilmesiyle mümkün olacak, onu görüyoruz. Seçmen ilk seçimde kabine girip perdeyi çekecek, kullandığı oy, 15 Temmuz üzerindeki sis perdesini de kaldıracak.”

Özgür Özel’e TBMM’de yumruklu saldırı!

“15 Temmuz’un üzerindeki sis perdesinin kalkmasını istemiyorlar” yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

OHAL olağanlaştı: AKP’nin OHAL yetkilerini bir yıl daha uzatan düzenleme meclisten geçti

15 Temmuz ile Türkiye’yi olağanüstü hal şartlarında yönetmeye başlayan AKP hükumeti, OHAL’den yine vazgeçmedi. Hükümetin OHAL dönemi yetkilerini bir yıl daha uzatan torba yasa meclisten geçti.

BOLD – TBMM Genel Kurulu, torba yasayla olağanüstü hal düzenlemelerinin devamını sağlayan yasal değişikliklerin uygulanma süresini 1 yıl daha uzattı. Yasayla, 15 Temmuz 2016’da başlatılan ve iki senenin sonunda, Temmuz 2018’de yürürlükten kalkan OHAL dönemi uygulamalarının süresi uzatılıyor.

Yasa kapsamında; kamu görevlilerinin görevden uzaklaştırılması, ihracı, rütbelerinin geri alınması, mesleğe ilişkin unvanların kullanılmaması gibi düzenlemeler 31 Temmuz 2021’den itibaren 1 yıl daha uzatılacak.

Yasa ile gözaltı süresi hakim kararıyla dörder günlük sürelerle uzatılarak toplamda 12 güne çıkarılabilecek. Bu düzenleme de 31 Temmuz 2021’den itibaren 1 yıl daha uzatılacak.

KAYYUM ATAMA YETKİSİ 3 YIL DAHA UZATILDI

Terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı bulunan veya irtibatlı kişilerin sahibi veya ortağı oldukları şirketlere yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) kayyum olarak atanmasına ilişkin hüküm, 31 Temmuz 2021’den itibaren 3 yıl daha uygulanacak.

OHAL DÜZENLEMELERİ

AKP hükumeti, 15 Temmuz’un ardından 21 Temmuz 2016’da OHAL yönetimini devreye sokmuştu. 18 Temmuz 2018’de OHAL’i bitirme kararı alan AKP hükumeti yine “terörle mücadele” iddiasıyla 7145 sayılı Bazı Kanun ve KHK’larda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’u 25 Temmuz 2018’de kabul etti.

Kanun, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın onayıyla 31 Temmuz 2018’de onaylanarak yürürlüğe girdi. Türkiye’de tüm toplum kesimlerinin “sürekli OHAL kanunu” olarak nitelendirdiği bu kanunun süresi 31 Temmuz 2021’de sona eriyor. Bu sebepten dolayı yine “terörle mücadele” gerekçe gösterilerek yeni torba yasayla hükümetin OHAL yetkileri 1 yıl daha uzatıldı.

Yasa ilk olarak hazırlandığında düzenlemelerin 3 yıl uzatılması öngörülüyordu. Ancak kamuoyundan gelen tepkiler üzerine yasada revizyona gidildi ve 1 yılla sınırlandırıldı. Ancak kayyum atamalarına ilişkin düzenleme söylenenin aksine 3 yıl uzatıldı.

Selçuk Özdağ: 15 Temmuz söylemi artık demokrasiye hizmet etmiyor

OHAL olağanlaştı: AKP’nin OHAL yetkilerini bir yıl daha uzatan düzenleme meclisten geçti yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

6 aylık hamile Arzu Nur Özkan dört aydır hapiste

Geçen yıl temmuz ayında evlenen Arzu Nur-Cihan Özkan çifti 9 Mart’ta Edirne’de gözaltına alınıp tutuklandı. Hapse konulduğunda 2 aylık hamile olan Arzu Nur Özkan, 4 aydır Kayseri Bünyan Cezaevine kalıyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL 

Hamile bir kadının daha cezaevinde olduğu ortaya çıktı. İki aylık hamileyken Edirne’de gözaltına alınıp bir gün sonra tutuklanan Arzu Nur Özkan dört aydır Kayseri Bünyan Cezaevinde tutuklu bulunuyor.

Hamilelik sıkıntıları nedeniyle sürekli doktora gidip gelmek zorunda kalan Özkan, ilk hastane dönüşünde hücreye konuldu. Şu anda ise 10 kişiyle birlikte karantina koğuşunda yaşamaya çalışıyor. Hamile olduğu mahkemede defalarca dile getirilen Özkan yine de tahliye edilmedi.

DOĞUMA 3 AYI KALDI, KORKU VE PANİK İÇİNDE

Babalarının Bursa’dan Kayseri’ye 800 km yol gidip hamile kardeşlerinin derdine derman olmaya çalıştığını ifade eden ablası Zübeyde Koçyiğit yaşadıklarını Bold Medya’ya anlattı. Koğuşta bulunan diğer arkadaşlarının yardımlarıyla kişisel ihtiyaçlarını karşılayabilen Arzu Nur Özkan, bebeğinin alması gereken hiçbir besini alamadığından ve sağlığının bozulmasından şikayetçi. Doğuma üç ayı kalan Özkan ayrıca ilk hamileliği nedeniyle çocuğunu cezaevinde dünyaya getirecek olmanın korku ve paniğini yaşıyor.

KELEPÇELİ SEVK YAPILDI, YOLDA BAYILDI

Geçen yıl 25 Temmuz’da evlenen Arzu Nur Özkan ve eşi Cihan Özkan 9 Mart’ta Edirne’de gözaltına alındı. Bir gün sonra tutuklanıp Edirne Cezaevine konuldular. Arzu Nur Özkan 2 Nisan’da Kayseri Bünyan Cezaevine, eşi de mayıs ayında Çorum Sungurlu T Tipi Cezaevine sevk edildi. Kırıkkale’ye kadar kelepçeli yolculuk yapmak zorunda bırakılan Arzu Nur Özkan yolda bayılınca kelepçeleri çözüldü.

ANAOKULU ÖĞRETMENİ

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında tutuklanan anaokulu öğretmeni Arzu Nur Özkan (33), KHK ile kapatılan Bursa Özel İlkbahar İlkokulu’nda çalıştığı için, Bank Asya hesabı ve bir tanığın beyanlarına dayanılarak 6 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Bursa Ağır Ceza Mahkemesi, polis ifadesini mahkemede düzelten, yanlış olduğunu belirten tanığın söylediklerini dikkate almadı. Tanığın ilk ifadesine göre cezayı veren mahkeme Yargıtay’ın emsal kararlarını da görmezden geldi. Özkan’ın dosyası İstinaf Mahkemesi’nde bulunuyor.

Adliye katip olarak çalışırken ihraç edilen eşi Cihan Özkan ise daha önce Bursa H Tipi Cezaevinde 18 ay kaldı. Örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Cihan Özkan’ın dosyası da Yargıtay’da bulunuyor.

YARGITAY’IN EMSAL KARARLARI

Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 11 Mayıs 2017 tarihli kararında ‘ örgütsel talimat ile bankaya para yatırdığı her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ispat olunamayan sanığın banka nezdinde yaptığı işlemlerin suç delili olarak kabul edilemeyeceği” dair emsal kararı bulunuyor. Bu karar göz önünde bulundurularak Samsun, Bursa, Konya, Gaziantep bölge adliye mahkemeleri birçok dosya için beraat kararı verdi.

Ayrıca yine Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olan ve kurum müfettişleri tarafından sürekli denetlenen resmi kurumda çalışmanın tek başına suç delili olarak kabul edilemeyeceği belirtiliyor. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Daire Başkanlığı bu emsal kararları dikkate almadı.

6 aylık hamile Arzu Nur Özkan dört aydır hapiste yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

AKP, iş adamlarından sonra KHK ile atılan memurlar için de borsa kurdu

KHK ile ihraç edilen CHP İstanbul Milletvekili Cihangir İslam, iş adamlarından sonra KHK ile ihraç edilen devlet memurları için de borsa kurulduğunu ve görevlerine döndürülen memurlardan 100-150 bin lira alındığını söyledi.

BOLD – CHP İstanbul Milletvekili Cihangir İslam, çarşamba günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı konuşmada ilginç iddialarda bulundu. İslam, KHK ile ihraç edilen devlet memurları için de borsa kurulduğunu ve görevlerine döndürülen memurlardan 100-150 bin lira alındığını söyledi.

KHK ile işten atılan memurların göreve dönüşü için AKP yönetimi tarafından kurulan OHAL Komisyonu’nun hala birçok kişi hakkında 4-5 yıl geçmesine rağmen karar vermemesini eleştiren İslam, kendisi hakkındaki kararın da verilmemesini eleştirdi.

Barış Akademisyenleri Bildirisi’ne imza atan Cihangir İslam da 2017 yılında çıkarılan bir KHK ile devlet memuriyetinden atılmıştı.

İlk olarak İzmir’de iş adamlarına karşı kurulduğu ortaya çıkan “fetö” borsası iddialarını hatırlatan İslam, devlet memurlarına karşı da bu tür bir borsa kurulduğunu ifade etti ve “Aklanan insanların işlerine döndürmemenizin nedeni bu mu?” diye sordu.

İslam, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“İşin daha vahim tarafı şu. Şimdi bakınız bu birkaç senedir iş insanlarının üzerinden bir “fetö” borsası kurulduğunu sizler de biliyorsunuz. Yani bu artık herkesin malumu. Ama artık şunu biliyoruz ki küçük dereceli memurları işlerine döndürmek üzere eskiden sizin referanslarınız geçerli oluyordu ama bugün utanarak bunları telaffuz ediyorum. 100 bin liraya 150 bin liraya işlerine döndürüldüğüne dair ihbarlar, bu tür şikayetler alıyoruz. Şimdi ben size soruyorum; aklanan insanların işlerine döndürmemenizin nedeni bu mu? Bunun cevabı üzerinde düşünün.”

Alman dergisi Davutoğlu’nun ‘fetö’ söylemini düzeltti

AKP, iş adamlarından sonra KHK ile atılan memurlar için de borsa kurdu yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Selçuk Özdağ: 15 Temmuz söylemi artık demokrasiye hizmet etmiyor

AKP’den Ahmet Davutoğlu’nun kurduğu Gelecek Partisi’ne geçen Selçuk Özdağ, 15 Temmuz söyleminin artık demokrasiye hizmet etmediğini,  olayların keyfiliğe vardığını söyledi.

BOLD – Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ, “fetö” sopasıyla toplumun, gazetecilerin, sivil toplum kuruluşlarının ve siyaset kurumunun  korkutulmak sindirilmek istendiğini söyledi.

Halk TV’de tartışma programına katılan Selçuk Özdağ, “Özellikle şunu söylemek isterim 15 Temmuz söylemi artık demokrasiye hizmet etmiyor. 15 Temmuz söylemi bir noktada keyfiliğe bir noktada başka şeylere tekabül ediyor gibi gözüküyor.” ifadelerini kullandı.

“15 Temmuz’un bu kadar uzamış olmasını da anlayabilmiş değilim” diyen Özdağ sözlerini şöyle sürdürdü:

“OHAL Komisyonu lağvedilmelidir. OHAL de uzatılmamalıdır. Buradan bütün Türkiye’deki aydınlara, siyasetçilere ve medyaya büyük görevler düşmektedir.”

Bu arada Olağanüstü Hal döneminde çıkarılan KHK’ların devamını sağlayacak ve bir anlamda OHAL’in devamını sağlayacak kanun tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi.

Alman dergisi Davutoğlu’nun ‘fetö’ söylemini düzeltti

Selçuk Özdağ: 15 Temmuz söylemi artık demokrasiye hizmet etmiyor yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Kuzey Kıbrıs’ta muhalefet partileri Erdoğan’ı boykot edecek: Tepkinin sebebi ne?

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 20 Temmuz’da Kuzey Kıbrıs’ta katılacağı Meclis oturumu, muhalefet partileri tarafından boykot edilecek. Peki, Kıbrıs’ta ‘müjde’ açıklayacağını duyuran Erdoğan’a tepki neden fazla? Kuzey Kıbrıs muhalefeti neden Erdoğan’ı boykot ediyor?

BOLD ANALİZ – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) 50 sandalyeli mecliste 12 milletvekiline sahip Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ile 3 vekile sahip Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP), Erdoğan’ın konuşma yapacağı oturuma katılmama kararı aldı.

Eski Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da kararı doğru bulduğunu belirtirken, Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası da iki partiyi kutlayan bir açıklama yaptı.

PARTİLERDE NEDEN BOYKOT KARARI ALDI?

CTP Parti Meclisi’nin açıklamasında, Türkiye ile Kuzey Kıbrıs arasındaki mevcut ilişki biçiminin “doğru zeminden kaydığı ve sürdürülebilir olmadığı” görüşü dile getirildi.

CTP, oturumda ana muhalefet partisinin herhangi bir söz hakkı olmaması ve farklı görüşlerini ortaya koyma olanaklarının bulunmamasını göz önünde bulundurarak toplantıya katılmama kararı aldıklarını kaydetti.

TDP’nin açıklamasında ise Türkiye ile ilişkilerde “buyuran-biat eden bir anlayışın hakim kılınmak istendiği” belirtildi.

Açıklamada, “Özellikle son yıllarda karşılıklı saygıya dayalı eşitler düzeyinde bir ilişki kurulmadığı” savunuldu. TDP, “Kıbrıs Türk halkının iradesine, özgür ve özgün kimliğine yapılan müdahalelere” tepki gösterdi.

PARTİLERİN BOYKOT KARARINA DESTEK

Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) iki partinin kararını kutlayarak, “CTP ve TDP’nin Kıbrıs Türk toplumunun siyasal iradesine saygı talebini ve bununla ilgili aldıkları protesto kararını destekleriz” dedi.

Lefkoşa Belediye Başkanı Mehmet Harmancı da sosyal medya hesabındaki açıklamasında, “En doğal hakkımız olan kendi kendimizi yönetme isteğimize, kimliğimize, kültürümüze saygı istedik. (…) Biat etmeyeceğiz, sessiz kalmayacağız. Dünya 5’ten büyükken, Türkiye de 1 kişiden daha büyüktür” dedi.

ERDOĞAN’A TEPKİNİN SEBEBİ NE?

Kuzey Kıbrıs’ta Erdoğan’a tepkinin artmasında en önemli etken AKP yönetiminin KKTC iç siyasetine karışması ve seçimlere müdahale iddiaları.

AKP’nin özellikle 2020 sonbaharında yapılan KKTC cumhurbaşkanlığı seçimlerine müdahalesi ayyuka çıkmış ve bu konuda bir rapor da hazırlanmıştı.

Erdoğan’a tepkinin bir diğer nedeni ise bugüne kadar hiçbir Türk hükumetinin yapmadığı şekilde Kıbrıs’ta AKP yönetimine ve AKP’nin tezlerine çıkan insanların fişlenmesi ve bu fişlenen insanlara Türkiye’ye giriş yasağı konulması.

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİNE MÜDAHALE

KKTC’de geçtiğimiz yıl ekim ayında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerini Ankara’nın desteklediği Ersin Tatar’ın kazanmasının ardından seçimlere gizli ve açık müdahale iddiaları gündeme gelmişti.

18 Ekim 2020’de yapılan ikinci tur oylama sonucu Ersin Tatar, Mustafa Akıncı ile girdiği yarışı kazanarak cumhurbaşkanı seçildi.

Araştırmacı Mine Yücel, Akademisyen Abdullah Korkmazhan, İş İnsanı/Aktivist Orhan Erönen, Avukat Mine Atlı ve Uluslararası Danışman Derya Beyatlı tarafından Avukat Tacan Reynar raportörlüğünde hazırlanan raporda cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde AKP’nin KKTC seçimlerine müdahalesi tek tek sıralandı.

Ankara hükümetinin, dönemin Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın tekrar Cumhurbaşkanı seçilmesini istemediği, 2020 yılının başında belli etmeye başladığı belirtilen raporda Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, Akıncı için 2020 yılının Ocak ayında “Ben böylesine dürüst olmayan bir siyasetçiyle hiç çalışmadım” sözlerinin süreçteki kırılma noktası olduğu vurgulandı.

Rapora göre Ankara yönetimi, Ersin Tatar’a verdiği desteği, Tatar’ı sürekli Ankara’ya görüşmeye çağırarak belli etmekteydi.

Mustafa Akıncı, 11 Ekim’deki ilk tur seçimlerinden önce Kuzey Kıbrıs’da yayın yapan TV2020 kanalında canlı yayına çıkarak, seçimlerden çekilmesi yönünde tehdit edildiğini de söylemişti. Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliği ise bu iddiayı yalanlamıştı.

Kuzey Kıbrıs’ta yapılan yorumlarda Türkiye’nin seçimlere müdahalesinin bardağı taşıran son damla olduğu belirtiliyor.

Tatar’ın kazanmasıyla birlikte Ankara ve Lefkoşa, Kıbrıs sorununun çözümünde “federasyon” tezinin terk edilmesi, bunun yerine iki devletli çözümün savunulması ve müzakerelerde bunun öne sürülmesini benimsemişti.

CTP ve TDP gibi partiler ise adada uzun yıllardır savunulan ve Birleşmiş Milletler’in (BM) de çözüm için temel aldığı federasyon formülünde ısrarcı olunması gerektiğini savunuyor.

‘MİLLİ GÜVENLİK’ GEREKÇESİYLE TÜRKİYE’YE SOKULMAYAN KIBRISLI TÜRKLER

Erdoğan’ın ziyaretine yönelik tepkilerin diğer bir nedeni ise Kıbrıs Türk kamuoyunda tanınan iki ismin Türkiye’ye girişlerinin ‘milli güvenlik’ gerekçe gösterilerek engellenmesi.

Eski Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın basın danışmanlığını yapmış olan Ali Bizden, 6 Temmuz’da seyahat ettiği İstanbul Sabiha Gökçen havalimanında, Türkiye’ye “5 yıllık giriş yasağı konduğunu” öğrendi. Gerekçe olarak ise sınır görevlileri tarafından “G82” kodunun kendisine aktarıldığını belirtti. G82 kodu, “ulusal güvenliği tehdit eden faaliyetler” nedeniyle kullanılıyor ve bu kapsama alınan kişiler ülke sınırlarından giremiyor.

Ali Bizden’in ardından araştırmacı yazar Dr. Ahmet Cavit An, 11 Temmuz’da aynı gerekçeyle Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan geri çevrildi.

İki ismin Türkiye’ye sokulmaması ve Türkiye’den bu konuda herhangi bir resmi açıklama yapılmaması, eski cumhurbaşkanları Mehmet Ali Talat ve Mustafa Akıncı’nın da tepkisini çekmişti.

AKP’nin ‘yasaklı Kıbrıs Türkü’ listesi genişliyor: Bu insanlar yurt dışına Rum pasaportu ile mi çıkacak?

Kuzey Kıbrıs’ta muhalefet partileri Erdoğan’ı boykot edecek: Tepkinin sebebi ne? yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Almanya ve Belçika’daki sel felaketinde can kaybı 183’e çıktı

Batı Avrupa’da etkili olan şiddetli yağış sebebiyle meydana gelen sel ve toprak kayması sonucu yaşamını yitirenlerin sayısı 183’e yükseldi. Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier’in sel bölgesine ziyareti sırasında Merkel’in halefi Armin Laschet’in tavrı eleştirilere neden oldu.

BOLD – Almanya’nın batısındaki Rheinland-Pfalz ve Kuzey-Ren Vestfalya eyaletlerindeki can kaybı 156’ya çıktı. Sel felaketinde Rheinland-Pfalz eyaletinde hayatını kaybedenlerin sayısı 110’a yükselirken, Kuzey-Ren Vestfalya eyaletinde ise can kaybının 46 olduğu ifade edildi.

Belçika Ulusal Kriz Merkezinden yapılan açıklamada, şu ana kadar teyit edilen can kaybının 27 olduğu bildirildi.

Kuzey-Ren Vestfalya eyaleti Başbakanı ve Merkel’in halefi Armin Laschet’in selin neden olduğu afet bölgesinde Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier konuşma yaparken arkada şakalaşarak gülmesi sosyal medyada tepkilere neden oldu. Laschet, görüntü nedeniyle özür diledi.

ALMANYA’DA ÖLÜ SAYISI 156’YA YÜKSELDİ

Almanya’da Rheinland-Pfalz, Kuzey-Ren Vestfalya ve Bavyera eyaletlerinde aşırı yağışların neden olduğu sel ve su baskınlarında ölenlerin sayısının 156’ya yükseldiği bildirildi.

Koblenz polisinden yapılan açıklamada, sel felaketinde hayatını kaybedenlerin sayısının Rheinland-Pfalz eyaletinde 110’a çıktığı belirtildi.

Açıklamada 670 kişinin de yaralandığı aktarılarak yaşamını yitirenlerin sayısının daha da artabileceği kaydedildi.

Kuzey-Ren Vestfalya eyaleti İçişleri Bakanlığı da eyalette selden ölenlerin sayısının 45’e yükseldiği bilgisini paylaştı. Eyalette, arama kurtarma çalışmalarına yaklaşık 22 bin itfaiye, polis, acil servis ve teknik yardım teşkilatı personeli katılıyor.

SELLER BAVYERA EYALETİNİ DE VURDU: 1 ÖLÜ

Ülkenin güneyinde ve doğusunda da etkili olan şiddetli yağışlar gece su baskınlarına ve sele sebep oldu.

Avusturya sınırında bulunan Bavyera eyaletinin Berchtesgadener Land bölgesinde sel ve toprak kayması dolayısıyla ‘acil durum’ ilan edildi.

Bölge yönetiminden yapılan açıklamada, bu bölgede en az 1 kişinin hayatını kaybettiği ifade edildi.

Böylelikle ülkede sel ve su baskınlarında ölenlerin toplam sayısı 156’ya yükseldi.

Ülkenin doğusunda bulunan Saksonya eyaletinin Saechsische Schweiz bölgesinde de şiddetli yağmur yağdığı, nehirlerin taştığı, everin bodrum katları ve caddeleri su bastığı kaydedildi.

Selin etkili olduğu bölgelerde arama kurtarma faaliyetleri sürerken, suyun çekildiği yerlerde enkaz kaldırma ve temizlik çalışmalarına başlandı.

BELÇİKA’DA CAN KAYBI 27

Belçika Ulusal Kriz Merkezinden yapılan açıklamada, şu ana kadar teyit edilen can kaybının 27 olduğu bildirildi. Ülkede 20 Temmuz’da bir günlük milli yas ilan edildi.

Belçika hükümetinin, sellerde yaşamını yitirenler için aldığı karar doğrultusunda 20 Temmuz’da 12.00’de sirenler çalacak, bayraklar yarıya indirilecek, 1 dakikalık saygı duruşunda bulunulacak. 21 Temmuz’da koronavirüs nedeniyle sınırlı etkinliklerle düzenlenecek bağımsızlık günü kutlamaları tümüyle iptal edildi.

Ülkenin selden etkilenen doğu bölgesinin büyük bölümünde yağışlar durdu. Sellerden etkilenen 120 civarı belediye, evlerinde izole edilmiş birçok kişiye ulaşmakta hala zorluk çekiyor.

Sele yol açan aşırı yağış Almanya ve Belçika ile birlikte Lüksemburg ve Hollanda’da da etkili oldu.

LASCHET’İN ŞAKALAŞARAK GÜLMESİ TEPKİYLE KARŞILANDI

Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, sel felaketinin etkili olduğu Kuzey-Ren Vestfalya eyaletindeki Erftstadt’ı ziyaret etti.

Cumhurbaşkanı, Almanya halkını, felaketzedelerle dayanışmaya çağırdı. Steinmeier, afet bölgesinde tanık olduğu görüntüleri, ‘yürek parçalayıcı’ olarak değerlendirdi.

Steinmeier, kendisine eşlik eden 26 Eylül’de yapılacak genel seçimlerde Şansölye Angela Merkel’in yerine aday olan Kuzey-Ren Vestfalya eyaleti Başbakanı Armin Laschet ile selden etkilenenlerle, arama ve kurtarma ekipleriyle konuştu, kriz masasından bilgi aldı.

Daha sonra Steinmeier ziyarete ilişkin medyaya bilgi verdi. Bu sırada Laschet’in arka tarafta beraberindeki heyet ile şakalaşarak gülmesi sosyal medyada eleştirilere yol açtı.

LASCHET ÖZÜR DİLEDİ

İktidardaki Hristiyan Demokrat Birlik Parti (CDU) Genel Başkanı da olan Laschet eleştiriler üzerine Twitter’dan yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanı Steinmeier’e ziyaretinden dolayı teşekkür etti.

Laschet ayrıca, bir sohbet durumu sırasında ortaya çıkan izlenimden pişman olduğunu belirterek, “Uygunsuzdu ve üzgünüm.” ifadelerini kullandı.

Başbakan adayı Laschet genel seçimlere 10 hafta kala anketlerde rakiplerinin önünde yer alıyor ve Başbakan Angela Merkel’in koltuğu için en şanslı aday olarak gösteriliyor.

Laschet’in, Cumhurbaşkanı Steinmeier’in düzenlediği basın toplantısı sırasında, arka planda bazı kişilerle şakalaşarak gülmesi, sosyal medyada tepkilere neden oldu.

Sosyal Demokrat Parti (SPD) Kuzey Ren Vestfalya Başkanı Thomas Kurschaty, Başbakan Laschet’in felaket bölgesindeki tavrını, “Buna inanamıyorum, gerçekten şaşırdım” diye değerlendirdi.

SPD Genel Başkan Yardımcısı Kevin Kühnert de, Twitter mesajında, Laschet için, “Bu bir karakter meselesi” ifadesini kullandı.

ABD’deki Başbakan Merkel’in de Almanya’ya döndükten sonra, pazar günü Rheinland-Pfalz eyaletini ziyaret etmesi bekleniyor. Merkel, cuma günü Laschet ile gerçekleştirdiği video konferans görüşmesinde selden etkilenenlere destek sözü vermişti.

CAN KAYBI NEDEN YÜKSEK?

Hollanda medyasına göre, Almanya ve Belçika’da çok sayıda can kaybı olmasına rağmen, şiddetli yağış ve seller Hollanda’da daha fazla tahribat yarattı.

Ancak su baskınlarına karşı, 25 yılda 10 milyar euro harcayan Hollanda, yaptığı önleyici hazırlıklar ve doğal yapısı sayesinde, yaşanan felaketi daha az can kaybıyla atlatabildi.

Almanya ve Belçika’da can kayıplarının yüksek olmasının nedeni, yerleşim yerlerinin konumundan kaynaklanıyor. Özellikle Almanya’da yüksek vadilerin eteğindeki tepeler arasına kurulan köy ve kasabalar, felaketten ağır biçimde etkilendi.

Uzmanlara göre, normalden 20 kat daha fazla yağan yağmur sırasında, sel suları kısa sürede alçak bölgelere inerek, 10 dakika içinde 2 – 3 metre yüksekliğe ulaştı. Bu durumda evlerin zemin katlarında yaşayanların çok fazla kurtulma şansı bulunmuyor.

Biriken sel sularının alt katlardaki kapıların açılmasını engellediğini vurgulayan uzmanlara göre, zemin katlarda yaşayanların kurtulması giderek imkansız hale geliyor.

Almanya ve Belçika’da kaydedilen ölümlerin büyük bölümünün bu nedenle yaşandığı belirtiliyor. Almanya’da sel sularının yarattığı heyelan da, can kayıplarının artmasında etkili oldu.

Hizmet gönüllüleri Almanya’daki sel mağdurlarına yardım eli uzattı

Almanya ve Belçika’daki sel felaketinde can kaybı 183’e çıktı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Alman dergisi Davutoğlu’nun ‘fetö’ söylemini düzeltti

Alman Der Spiegel dergisi eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ile röportaj yaptı. Davutoğlu’nun ağzından verilen “fetö” açıklamaları parantez içinde düzeltildi. Redaktörün notunda İslamcı Vaiz Fethullah Gülen olarak okurlara sunuldu. Sedat Peker’in açıklamalarının güvenilir olduğunu açıklayan Davutoğlu, “Hükümetin bir kısmı mafya gibi, evet.” dedi.

BOLD – “Yolsuzluk hiç olmadığı kadar yaygın” başlıklı röportajda Gelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yönettiği Türkiye’de yolsuzlukların her geçen gün arttığına dikkat çekti.

ERDOĞAN’IN DÖNÜM NOKTASI 2013

Şebnem Arsu ve Maximilian Popp ile Hatay’da yapılan röportajda Davutoğlu’na Erdoğan’ın danışmanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan’ı olduğu hatırlatıldı. Davutoğlu, “Doğru yoldaydık. 2010’da muhalefetin büyük bölümünün onayını alan bir demokratik reformu onayladık. Dönüm noktası 2013’te geldi.” dedi. Bu yıldan itibaren Erdoğan’ın demokrasiden uzaklaşıp Başkanlık sistemine geçmek istediğini aktardı.

PEKER’İN AÇIKLAMALARI BENDEN SONRAKİ DÖNEMLE İLGİLİ

Muhabir “Mafya babası Sedat Peker, Erdoğan hükümetinin organize suç işlediğini söylediği YouTube videolarıyla Türkiye’de sansasyon yaratıyor, göreve başladığınızdan beri bu konuda bir şey duydunuz mu?” sorusu yöneltti. Davutoğlu bu soruya “Hayır. Onun açıklamaları neredeyse sadece benden sonraki dönemle ilgilidir.” cevabı verdi.

PEKER’İN AÇIKLAMALARI GÜVENİLİR

Dergi muhabirinin “Sizce güvenilir mi?” sorusuna ise Davutoğlu “Tabii. Yargının soruşturmaları çok önceden başlatması gerekirdi. Savcılar ve polis, Peker’in ipuçlarını araştırmak zorunda kalacak. Mecliste bir araştırma komisyonu kurulmalı. Ama bunların hiçbiri olmuyor. Erdoğan haftalarca iddialara sessiz kaldı. Bu hükümet krizlere cevap veremez.” değerlendirmesi yaptı.

ERDOĞAN MAFYA DEVLETİ Mİ?

Muhabirin “Türkiye Erdoğan yönetiminde bir mafya devleti mi?” sorusuna ise Davutoğlu “Tüm Türkiye değil ama hükümetin bir kısmı mafya gibi, evet.” diye konuştu.

ERDOĞAN VE MÜTTEFİKLERİ YARGILANACAK MI?

“Erdoğan ve müttefikleri iktidar değişikliğinden sonra mahkemeye gitmeli mi?” sorusuna da Davutoğlu, “Mevcut hükümetle aynı hatayı yapmak ve yargıya müdahale  etmek istemiyorum. Temel kural şudur: Yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma davaları bağımsız yargıçlar tarafından incelenmelidir.” cevabını verdi.

DAVUTOĞLU’NUN FETÖ SÖYLEMİNE DERGİDEN DÜZELTME

Röportajda Davutoğlu’nun Gülen Hareketi ile ilgili “fetö” ifadesi de düzeltildi. Davutoğlu’nun ağzından verilen fetö açıklamaları parantez içinde İslamcı Vaiz Fethullah Gülen olarak okurlara sunuldu. Redaktörün düzeltmesi dergide aynen yayınlandı. Fetö, 15 Temmuz sonrası Erdoğan’ın söylemi olarak ortaya atıldı. Uluslararası kuruluşlar “fetö” ifadesini kabul etmezken, Erdoğan’ın toplumsal bir kesime yönelik bu iftirasına muhalefet partileri, akademisyenler ve gazeteciler destek verdi.

Alman dergisi Davutoğlu’nun ‘fetö’ söylemini düzeltti yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

AKP’li avukat Serpil Balat İstanbul Sözleşmesi’ni savundu

Kendisini “Yandaş denilebilecek kadar AK Parti seçmeniyim” diye tanımlayan avukat Serpil Balat, İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmesini doğru bulmadığı söyledi. Balat, köşe yazarlarına konuyla ilgili ısmarlama yazılar yazdırıldığını da iddia etti.

BOLD – 11 Mayıs 2012’de Emine Erdoğan’ın da katıldığı törende imzalanan İstanbul Sözleşmesi’nden, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararıyla 1 Temmuz’da çıkıldı. Anadolu’dan Yeryüzüne Sivil Toplum Kuruluşları Vakfı Başkanı Avukat Serpil Balat, TBMM Kadına Yönelik Şiddetin  Önlenmesi Araştırma Komisyonu’nda yaptığı konuşmada “Ben bir AK Parti seçmeniyim, hatta yandaş denebilecek kadar AK Partiliyim” dedikten sonra İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasını eleştirdi. Balat, sözleşme metninden bir kelimenin çekilip tüm metnin nasıl manipülize edildiğini de sözlerine ekledi.

KADINA ŞİDDETLE MÜCADELEDE ÖNEMLİ BİR ADIMDI

Balat’ın sözleri, TBMM’deki komisyonda yer alan AKP’li kadın milletvekillerinde de şaşkınlık yarattı. “Bu gidiş nereye?” anlamında “Fe Eyne Tezhebün” diyen avukat Serpil Balat, açıklama, sitem ve eleştirilerini şöyle sıraladı:

“İstanbul Sözleşmesi kadınlara yönelik şiddetle mücadelede önemli bir adım, bir dur çağrısı ve kararlılık göstergesiydi. Bugüne kadar öldürülmüş binlerce kadına vefa, şiddet gören kadınlara uluslararası hukuk açısından bir teminattı. Feshedilmiş olmasının şaşkınlığını yaşıyoruz. Bir metinden bir kelimenin çekilip nasıl tüm metnin manipüle edildiğini pratize etmiş olduk. Toplum mühendisliği örneklerine aşinaydık ama İstanbul Sözleşmesi’nin fesih sürecini yaşayarak siyasi mühendislik nasıl yapılır onu da tecrübe etmiş olduk.”

HEDEF DİĞER SÖZLEŞMELER

Sözcü’den Veli Toprak’ın haberine göre Balat, “Sözleşmeye karşı çıkan bu grup, haklı bir özgüven kazanmış olacak ki hedeflerine 6284 sayılı yasayı, Medeni kanunu, Türk Ceza Kanunu’nu ve CEDAW Sözleşmesi’ni koyarak bu yasalarının da iptali için çalışmaya başladı. ‘Fe Eyne Tezhebün’ diyoruz, yani bu gidişat nereye?” ifadesini kullandı.

Avukat Balat, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkış süreciyle ilgili “Bazı siyasiler algı operasyonu konusunda uzman olan akademisyenlerle iş birliği yapıp, süreci başlattılar. Oluşturulan ekip, birçok köşe yazarıyla irtibata geçip, sözleşme karşıtı ısmarlama yazılar yazdırdılar” dedi.

LGBT’LİLERİN DE ŞİDDETTEN KORUNMA HAKKI VAR

Serpil Balat, “Sivil toplum kuruluşları da sözleşmenin aileyi yıktığını anlattılar. Toplumsal cinsiyet kavramını cinsiyetsizlik teorisine, LGBT bireylerin şiddetten korunma hakkını, LGBT bireylerin evlenme hakkına nasıl dönüştürdüklerini hayretle izledik” dedi ve şu ifadeleri kullandı:

“Kadın, kadın olduğu için öldürülüyor. Karısına şiddet uygulayan adamlara bir bakın, adam denirse. Karısının boğazını sıkmış, ‘Dışarıda nasıl?’ diye soruyorum, ‘Melek gibidir’ diyorlar. Ama eve gelince eşini kendiyle eşit platformda görmüyor, üstün varlık görüyor. Eğitimli hanımlar da dayak yiyor. Hepsinin maaş kartları eşlerinin elinde… Yani üniversite mezunu bir hanım çalışıyor, maaşını istediği gibi harcayamıyor.

Ailenin kutsallığı ile söze başladılar, ‘Güçlü kadın aileyi yıkıyor’ diyerek sözlerini bitirdiler. Hiç ilgisi olmamasına rağmen evden uzaklaştırma, süresiz nafaka, erken evliliği bile bu sözleşme çerçevesinde tartıştılar. Absürt bir şekilde sözleşmenin ensest ilişkiyi meşrulaştırdığını bile savundular.”

“50 kere söyledik: İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceğiz”

AKP’li avukat Serpil Balat İstanbul Sözleşmesi’ni savundu yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »