27 Nisan 2019 Cumartesi

Cumartesi Anneleri: Adalet talep etmekten vazgeçmeyeceğiz

Buluşma mekanları olan Galatasaray Meydanı’nda toplanmalarına izin verilmeyen Cumartesi Anneleri’nin bu haftaki eylemi yine İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde polis ablukasında gerçekleştirildi.

Bu hafta 24 yıl önce Van’da gözaltında kaybedilen Kadir Keremoğlu’nun akıbeti soruldu. Bu haftaki eyleme HDP Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Oya Ersoy, Züleyha Gülüm, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Filistin’den gelen insan hakları savunucuları, kayıp yakınları ve çok sayıda yurttaş katıldı.

’25 YILDIR ADALET İSTEDİK’ 

Basın açıklamasını gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in kız kardeşi İkbal Eren okudu. “Devleti yönetenlerin söylemlerinin aksine, Türkiye’de ifade ve protesto hakkı ağır bir kriz yaşıyor”diyen Eren, “Türkiye demokratik bir hukuk devleti olmadığı için, devleti yönetenler kendilerini hukukun üstünde gördüğü için, bizim barışçıl toplanma ve protesto hakkımız 36 haftadır keyfi bir biçimde engelleniyor. Bu engelleme, bizim haklarımızı ihlal ettiği gibi Anayasa’yı da ihlal eden gayrimeşru bir uygulamadır” dedi.

Basın açıklamasının ardından Kadir Keremoğlu’nun oğlu Bahattin Keremoğlu söz aldı. Keremoğlu,”Biz 25 yıldır sadece adalet istedik. Tek bir isteğimiz vardı adalet yerini bulsun. Babamızın kemiklerini bize teslim etsinler. Adalet talep etmekten asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.

kronos
Devamını Oku »

Kaftancıoğlu: AKP’nin halka ihanetinin belgeleri elimizde

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, 31 Mart’ın perde arkasını BirGün’den Uğur Koç’a anlattı. Kaftancıoğlu’nun verdiği yanıtlar şöyle:

Seçim öncesindeki buluşmamızda sandık güvenliği için tüm önemleri aldığını söylemiştiniz? Önlemleriniz İstanbul’un alınmasında nerede duruyor? “Bu önemler olmasaydı” sorusuna cevap aradınız mı?

Geçmiş deneyimlerimizi dikkate almayıp olması gerektiği gibi hazırlanmasaydık, bu seçimin sonucu 31 Mart akşamı ortaya çıkan gerçek sonuç değil, iktidarın topluma dayatıp zorla kabullendireceği bir sonuç olacaktı. Onlar, seçim gecesi lehlerine çıkaracakları sonucun planını önceden yapmıştı. Ancak biz sandıklara etkin biçimde sahip çıkarak bu oyunu o gece bozduk.

31 Mart akşamı Anadolu Ajansı (AA), saat 19.00 itibariyle veri aktarmaya başladı. İlk olarak sandıkların yüzde 24’ünün açıldığını söyledi. Saat 21.00’e gelindiğinde ise sandıkların yüzde 80’inin açıldığı belirtildi. Bu aşamada AA’ya göre Binali Yıldırım 4 puan öndeydi. Bizim AA ile dakika dakika kıyaslayarak tuttuğumuz kendi verilerimizde ise saat 21.00’de sandıkların yüzde 36,5 sandığın açılmış, oran olarak AKP’nin yüzde 44, bizim ise yüzde 52 olduğumuz görülüyordu.

Bu aşamada biz, önceki seçimlerde yaptıkları gibi bir algı operasyonu yapacaklarını öngördük. Ve Ekrem İmamoğlu saat 21.00’de kameraların karşısına geçerek doğru rakamları verdi, o çok konuşulan açıklamasını yaptı: “Kimsenin hakkını yemem, hakkımı da kimseye yedirmem.”

23.22’de ise Binali Yıldırım çıktı ve ‘biz kazandık’ dedi. AA bu sırada veri akışını durdurdu. Bizim sistemimize göre ise Ekrem İmamoğlu öndeydi. 04.39’da Bayram Şenocak kürsüye çıkarak, “3 bin 870 oyla seçimi kazandık” dedi.

Acı olan şu; o gece bize AKP’nin kendi sisteminden de ekran görüntüleri geliyordu. Bayram Şenocak açıklama yaptığı sırada AKP’nin kendi sisteminde de Ekrem İmamoğlu öndeydi.

Bu seçimde YSK’nin elindeki verilere, bizim elimizdeki verilere ve hatta AKP’nin sistemindeki verilere göre bile Ekrem İmamoğlu öndeyken çıkıp birilerinin, “Biz kazandık” demesini toplum uzun uzun düşünmeli. AKP’nin milletin iradesine nasıl yaklaştığının en somut örneğidir bu seçimler.

O gece bu işi bitireceklerini düşünüyorlardı. O gece ıslak imzalı tutanakların bizim elimizde olup olmadığını araştırdılar. Islak imzalı tutanaklar elimizde olmasaydı, vatandaşa verdiğimiz sandıklara sahip çıkma sözünü tutmasaydık bir gün sonra kimsenin söylediğinin bir anlamı olmayacaktı. “Atı alan Üsküdar’ı geçti” diyeceklerdi.

Islak imzalı tutanakların elinizde olup olmadığının araştırıldığı bilgisi somut mu? Bu bilgi size nasıl geldi? Nasıl araştırdılar bunu?

Bu bilgi çok güvendiğimiz bir kaynaktan ve doğrudan bize geldi. Telefon açıp, “Islak imzalı tutanaklar hakikaten ellerinde mi?” diye sordular. Bunu ciddi bir şekilde araştırdılar.

AA, veri sağlayamadığını iddia ettiği sıralarda veya öncesinde/sonrasında sizden hiç veri aldı mı? Ya da bu süreçte sizden hiç talepte bulundu mu?

AA bizden ne bir veri aldı, ne de bir bilgi talebinde bulundu. Bizden talepte bulunsaydı elimizdeki verileri memnuniyetle paylaşırdık. Ancak AKP, AA eliyle operasyon yapmaya çalıştı. YSK de zaten çıkıp “AA bizden veri almıyor” diye açıklama yaptı. Bunun adı “operason”dur, başka bir şey değil.

Sonrasındaki YSK tavrını ele alalım. Geçersiz oyların sayılması ve gelişen tüm süreç hukuki anlamda ne ifade ediyor? Sizce YSK ne kadar hukuk içinde kaldı, ne kadar hukuk dışına çıktı?

2014 Ankara seçimlerinde geçersiz oylara dair sandık başlarında ciddi itirazlar olmasına ve aradaki fark çok daha az olmasına rağmen talebi kabul etmeyen YSK’ydı. İstanbul’da ise sandık başlarında geçersiz oylara dair bir itiraz dahi yok. 31 bin 186 sandıktan hiçbirinde geçersiz oylara dair tutanak tutulmamış. Buna rağmen YSK’nin aldığı yeniden sayım kararını hukukla değerlendirmek mümkün değil.

Bizim oyların sayılmasıyla ilgili bir kaygımız, çekincemiz yoktu. Ancak sürecin hukuk zemininde ilerlemesi zorunludur. Tüm çabamız buna dairdi.

Geçersiz oylar sayıldı, sondaj sandıklar sayıldı, bazı ilçelerde tüm oyların sayıldı bir şey değişmedi… Sonra Büyükçekmece ve Maltepe sürecini başlattılar.

Nihayetinde buralarda istediğini elde edemeyen AKP ‘tam kanunsuzluk’ iddiasıyla bir dilekçe verdi ama dilekçenin bir cümlesinde dahi bu tam kanunsuzluk durumu net biçimde tespit edilmiyor. Ben buna ‘hezeyanlar dilekçesi’ diyorum. Çünkü başka bir anlamı yok.

Gelinen aşamada YSK, kısıtlı seçmenlerin oy kullanıp kullanmadığının araştırılması talimatı verdi.

YSK’nin verdiği kararda yer alan 41 bin kişilik listeye ulaşıp analiz ettiniz mi? Nasıl bir sonuç öngörüyorsunuz?

Bütün görevlilerimizi hala ilçe seçim kurullarında. Süreci yakından takip ediyoruz ve görüyoruz ki bu 41 bin seçmenin hiçbiri oy kullanmamış.

Bizim hala ilçe seçim kurullarında süreci yakından takip etmemizin nedeni, listelerde bir değişiklik yapmalarına engel olmak. Yoksa bu tartışmanın da sonuç getirmeyeceğini biliyoruz.

İstanbul il başkanı seçildiğiniz süreçte hedef haline getirildiğiniz. Seçim sürecinde tekrar hedef tahtasına oturtuldunuz ve bu durum hala devam ediyor. Nasıl değerlendiriyorsunuz bunu?

Kaybetmeyi hazmedememelerine bağlıyorum. İstanbul İl Başkanı olduğum süreçte “İstanbul’dan geldiler, İstanbul’dan gidecekler” demiştim. 14 ay boyunca bu söylediklerimin gereği olarak biz çalıştık, onlarsa beni ve bizi hedef gösterdiler. Bunlara kulak tıkadık, çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürdük. Seçimden sonra da bana ve Ekrem Bey’e yönelik saldırılarını devam ettiriyorlar. İstanbul’u kaybetmelerinin sorumlusu olarak bizi görüyorlar. Ne mutlu ki bu sorumluluğu büyük bir zevkle taşıyorum.

Bundan sonra İstanbul’u nasıl bir gelecek bekliyor. İktidar medyasında ‘devri sabık’ yaratacağınız iddiaları var. Sizden önceki döneme dair ne gibi tasarruflarınız olacak ve bunları nasıl bir kavramla ifade edersiniz?

Kentler, aslında anlayışlar tarafından yönetilir. Yani siz bir kentte bir kişiyi seçersiniz ama aslında orayı seçtiğiniz anlayış yönetir. Bu manada biz sürecin başından beri aynı zamanda İstanbul’da nasıl bir yerel yönetim örneği sergileneceğine dair çalışma yaptık.

Bu tabloda yerel yönetimlerin mevcut yönetim tarzı gösteriliyor (Tablo 1). Biz bir yıl öncesinden İstanbul’da “iktidarı paylaşmak” diye bir yerel yönetim anlayışı ortaya koyduk (Tablo 2). Biz “iktidarı paylaşmak” anlayışıyla piramidi tersine çeviriyoruz. En tepede vatandaş yer alıyor bizim piramidimizde. En sonda ise belediye başkanı. İşte biz bu anlayışa inanarak çalışma yaptık.

AKP’nin son 15 yılda yaptıklarına dair de çok ciddi çalışmalarımız var. Halka nasıl ihanet edildiğine dair belgeler-bilgiler elimizde. Örneğin vakıflara, derneklere – ki bunların hepsi yandaşlardan oluşuyor- belediyeden 847 milyon lira kaynak aktarılmış.

Tüm bu tabloyu görerek biz bu sürece ‘yeni bir başlangıç’ dedik ve öyle yola çıktık.

kronos
Devamını Oku »

Ertuğrul Kürkçü: Türkiye ittifakı teklifi CHP’yi çürümüş diktatörlüğe ortak etme çabasıdır

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Türkiye ittifakı’ teklifini değerlendirdi. “Yıkılmaya başlayan çürümüş diktatörlüğüne CHP’yi ortak etme çabası içerisinde. Tayyip Erdoğan ile yürünemez. AKP’yi çok büyük bir güç mücadelesinin sarsacaktır” dedi.

MHP ile suç ittifakı yapan Tayyip Erdoğan’ın şimdi at değiştirmek derdinde olduğunu dile getiren Kürkçü, “CHP’yi bu sürece ortak edebilir mi? Ben buna ihtimal vermiyorum. Teklif edilen yeni ortaklığa CHP ‘evet’ dediğinde bu satrancın en büyük kaybedeni olur” ifadelerini kullandı.

CHP ERDOĞAN’IN KÖLESİ HALİNE GELİR

Kürkçü, “O yüzden feraset, birazcık derin görüş varsa CHP (bu ittifak teklifini) elinin tersiyle geri çevirecektir. Çünkü bu hem Tayyip Erdoğan’ın temize çıkarılması demektir hem de Kürtlere sömürge statüsü dayatılmasında CHP’nin ortaklığının istenmesi demektir ki, CHP’yi muhtemel bir ortak durumuna getiren şey Kürtlerin desteğidir. Kürtler desteği çektiği an, bu kez CHP, Bahçeli’nin kölesi haline gelmiş olan Erdoğan’ın kölesi haline gelir” şeklinde konuştu.

ÇÖKMEK ÜZERE OLAN KRALLIĞINI KURTARMA ÇABASI

Kürkçü şunları dile getirdi: “Türkiye İttifakı toplumun gerçek meseleleri ve gerçek çözümler için yapılmış bir teklif değildir, çökmek üzere olan bir krallığın yıkımdan kurtarılması, padişahlığın çökmesinin memleketin çökmesi olarak takdim edilerek tüm yurttaşların telaşa kaptırılarak bu sürece dahil edilmeleri ve dolayısıyla bu noktada CHP’nin bu çürümüş diktatörlüğe ortak edilme çabasıdır.”

ERDOĞAN’IN İPİYLE KUYUYA İNİLMEZ

Tayyip Erdoğan ile yürünemeyeceğini ifade eden Kürkçü, “Tüm çözümsüzlüklerin merkezine, kendisini, ailesini ve suç örgütlerini yerleştirmiştir. Seçim süreci başladığından bu yana AKP’nin temel taktiği kanlı sokak kavgaları, şiddet, boy ölçüşmeler idi fakat muhalefet bunu savuşturdu. Kılıçdaroğlu’na yönelik tertip de hükümetin bilgisi dahilinde olan bir tertipti. Tayyip Erdoğan bu saldırıya esasen sahip çıkmıştır. Kendi kaderine doğru Amok Koşusu ile devam edecektir Erdoğan, bence o kaderden kendini ayırmak (muhalefet için) başlıca tedbirdir” dedi.

31 MART’TA FİYAKASI BOZULDU

Yeni parti kuracakları söylenen AKP içi muhalefeti de değerlendiren Kürkçü, “Abdullah Gül, Ali Babacan gibiler bugüne kadar seslerini çıkaramıyordu çünkü Tayyip Erdoğan hegemonik bir güç ve istihbarat ile polis şiddetini elinde tutuyordu. Bu seçimlerle birlikte fiyakası bozuldu, yüzünde artık kocaman bir ustura kesiği vardır. Façası bozulmuştur. Façası bozulmuş olan Erdoğan’ı dinlemek ya da ondan korkmak için çok fazla sebebi kalmamış olanlar, içlerinde taşıyageldikleri görüşleri açığa vuracaklardır” ifadelerini kullandı.

AKP’Yİ ÇOK BÜYÜK BİR GÜÇ MÜCADELESİ SARSACAK

Kürkçü, “AKP’yi çok büyük bir güç, hegemonya mücadelesi sarsalayacaktır. Erdoğan bugüne kadar muhaliflerini tokatlayarak, döverek, küfrederek, görevden alarak susturabildi ancak şimdi itirazlar o kadar çok farklı yönden geliyor ki, bu şekilde onlara yanıt veremez. Onlarla tokat mesafesinde değil. AKP bir parti değil artık, eskiden öyleydi belki. Şu an AKP, Tayyip Erdoğan, ailesi, efradı ve sadık bendelerinden oluşan bir paramiliter teşkilattır.” dedi.

ESKİ AKP HÜLYASINI SESLENDİRİYORLAR

Kürçkü sözlerini şöyle noktaladı: “Babacan ve diğerlerinin çıkışlarını şöyle okumak gerek: Onlar, eski AKP hülyasına seslenmekteler. Ne Davutoğlu ne diğerleri teşkilatta eli olan insanlar değil. Sırtlarında yük taşıyıp bir partiyi sıfırdan inşa etmiş, mahalle mahalle dolaşmış insanlar değil. Onlar paraşütle bu partiye gelmiş isimlerdir. Nüfuzları nispeten dardır.”

İttifak önerilerine HDP’de katıldı ‘Demokrasi İttifakı’ önerisi

medyabold
Devamını Oku »

Cumhurbaşkanı Erdoğan: CHP’yi şehit cenazesinde siyasi istismar yapmakla suçladı, “Bize yanlış yapanlar oldu” diyerek Davutoğlu’na yüklendi

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Kızılcahaman kampında düzenlenen 28’inci İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nda konuştu.

Ankara, İstanbul ve Antalya’da seçimleri kaybetmediklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul’a ilişkin sürecin devam ettiğini ifade etti. Hafta başında kendisine bayrak açan eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu üstü kapalı eleştiren Erdoğan, “Bize yanlış yapanlar oldu” sözleri ile AKP içerisindeki muhaliflere gözdağı verdi.

Şehit cenazesinde yumruklu saldırıya uğrayan Kemal Kılıçdaroğlu’nu “siyasi istismar” yapmakla suçlayan Erdoğan, CHP’nin Çubuk’ta hadiseyi çığırından çıkartmakla itham etti.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun Çamlıca Camii eleştirilerine değinen Erdoğan, camiinin kendi dönemlerinin bir mührü olduğunu ifade etti.

3 BÜYÜKŞEHİRİ KAYBEDEN ERDOĞAN, “31 MART SEÇİMLERİNDEN BAŞARIYLA ÇIKTIK”

31 Mart yerel seçimlerine yönelik değerlendirmelerde bulunan AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul, Ankara ve Antalya gibi önemli büyükşehirleri kaybetmesine rağmen “31 Mart seçimlerinden başarıyla çıktık” ifadesini kullandı.

“Her seçim bir imtihandır. Bir mücadeledir, bir muhasebe vesilesidir.” diyen Erdoğan, “Bu mücadeleden bir kez daha anlımızın akıyla çıktık. Milletimizden ibranemizi bir kez daha almayı başardık. Aday adaylığından seçim kampanyasına kadar bu süreçte emeği geçen, katkısı olan tüm arkadaşlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Türkiye genelinde AK Parti olarak yüzde 44,4’lük bir oy oranına ulaştık. Bundan önceki yerel seçimlerde böyle bir oyu yakalayamamıştık.” dedi.

“İSTANBUL VE ANKARA’DA SEÇİM KAYBETMEDİK, KAZANDIK”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı seçimlerinin yenilenmesi konusunda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İtirazlar sebebiyle seçimin yenilenmesi kararı verilen 3 ilçe bu tablonun dışındadır. Yaptığımız itirazlar ve İBB için seçimlerin yenilenmesi talebimizi takip ediyoruz, edeceğiz. İstanbul ve Ankara önemli üzerinde durulması gereken yerlerdir. Biz esasen İstanbul ve Ankara’da seçim kaybetmedik, kazandık.” ifadesini kullandı.

İstanbul’da 39 ilçenin 24’ünde AKP’nin, 1’inde MHP olmakla beraber 25 ilçeyi aldıklarını vurgulayan Erdoğan, “İBB Meclisi’ndeki 312 üyeden 176’sı Ak Parti’ye 4’ü MHP’ye mensuptur. Ankara’da da durum farklı değildir. 25’den 19’unu Ak Parti aldı, 3’ünü MHP aldı. Ne kaldı onlara 3.” dedi.

Her seçimde olduğu gibi bu seçimde de kaybedilen ve kazanılan yerler olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Mesela 3 büyükşehir, 12 büyük il, 89 belde belediyesini maalesef kaybetmiş bulunuyoruz. Buna karşılık 6 il, 125 ilçe 89 belde belediyesini de kazandık. Özellikle doğu ve güneydoğu Anadolu’da pek çok il ve ilçe belediyesinin yönetimini devraldık.” ifadesiyle partilileri teselli etmeye çalıştı.

“13 BİN KÜSÜRE DÜŞTÜ, DAHA DA DÜŞECEK”

AKP’nin itirazlarıyla İstanbul’da geçersiz oyların sayımı sonucunda Binali Yıldırım ile Ekrem İmamoğlu arasındaki oy farkının 13 bin küsüre düştüğünü vurgulayan Erdoğan, “İstanbul’da verdiğimiz mücadele sayesinde, 15 bin oyu gasp edilmekten kurtarmamız dahi itirazlarımızın ne kadar yerinde olduğumuzu göstermiştir. 30 bin fark diyorlardı, bu düşe düşe 13 bin küsüre kadar düştü, daha da düşecek. Son yaptığımız itirazlarla, son verilerle düşmeye devam ediyor. Yani burada çok ciddi bir örgütlü organizasyon söz konusu. Elimizdeki belgeler bunu gösteriyor.” dedi.

“İçimize sinse de sinmese de YSK’nın kararına uyacağız” diyen Erdoğan, “AK Parti İstanbul’dan umudunu kesti” sözlerine açıklık getirdi, “Şunu çok açık net söyleyeyim. Son ana kadar biz hukuk mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu bir normal yargı mücadelesi olmaktan aslında seçim hukuna yönelik bir mücadeledir. Bunu da sonuna kadar sürdürmekte kararlıyız. Zira öyle bir şey burada var ki, milletimiz diyor ki bu İstanbul benim içime sinmedi, burada bir şaibe olduğu kesin. Ve bu şaibenin giderilmesi şart ki rahatlayalım.” ifadesini kullandı.

İSİM VERMEDEN DAVUTOĞLU’NA YÜKLENDİ

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun açıklamaları sonrası AKP içerisindeki muhalefete yönelik eleştirilerde bulunan Erdoğan, “ Tabi şunu da söylemem lazım. İçimizde de bize yanlış yapanların olduğunu ifade etmeden geçemeyeceğim. Bu yeni bir şey değil, ilk insandan başlayan bir süreç…” sözleri ile tepki gösterdi.

“Maalesef içimizde belli seviyeye, noktalara gelenlerin yaptığı çalışmalar yenilir yutulur cinsten değil.” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu davanın adamı olduğunu söyleyenler, bütün kampanya boyunca bu adamlar neredeler ya? Bunlar nereye gittiler?” sorusunu yöneltti.

Seçim süreçlerinde çıkartılan adaylara yönelik eleştirileri değerlendiren Erdoğan, “Yani biz herkesin beğeneceği isimleri bulma başarısını ne zaman gösterdik ki bugün göstereceğiz? Böyle bir şey olabilir mi? Burada bir yönetim varsa bu yönetim çalışmalarını, istişarelerini yapar ve bir karar verir. Bu karara da hep birlikte uyarız. Ve bu işte bir teşkilatın ahlakıdır. Ama bu teşkilatın ahlakından mahrum olanlar kendilerini hiçbir zaman anlatamayacaklar.” dedi.

MUHALİFLERİ KASTEDEREK “BUNLARI SIRTIMIZDA TAŞIYACAK DEĞİLİZ” DEDİ

“Ve şunu açık, net ifade ediyorum. Bilesiniz ki, bu teşkilat sadece Ankara’da kabuğuna çekilmiş bir teşkilat değildir.” Sözleri ile üslubunu sertleştiren Erdoğan, “Hangi ilde neler oluyor, ilçelerde neler oluyor bunların hepsi bize geliyor. Nerede neler olduğunu, döndüğünü bunların hepsini biliyoruz. Gün ola harman ola, zamanı geldiğinde tabi ki bizler bu teşkilatın geleceği için de bunların hesabını sormasını biliriz.” söylemi dikkat çekti.

“Bunları biz sırtımızda taşıyacak değiliz.” diyerek AKP içerisinde partiden ihraçlara yönelik bilgi veren Erdoğan, “Biz bunu bir hareket olarak görmüyoruz, bu parti bir davadır. Bu davaya gönül verenler kendilerini sıkı tutmalı eğer tutmazlarsa kusura bakmasınlar.” dedi.

Konuşmasının devamında Erdoğan, “Kırşehir, Bayburt, Bolu, Karaman gibi yerlerde; Yozgat gibi, Erzurum gibi yerlerde ilçe düzeyinde pek çok örnekte bu sıkıntıyı yaşadık. Bu konularda da derinlemesine çalışıyor, hazırlıklarımızı yapıyoruz. Bu muhasebeyi yaparken asıl gündemimizden kopmayacağız.” ifadesini kullandı.

CHP’Yİ ŞEHİT CENAZESİNDE HADİSE ÇIKARTMAKLA SUÇLADI

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik yumruk saldırı hakkında konuşan Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nu şehit cenazesinde hadise çıkartmakla itham etti.

“CHP zihniyeti hep yaptığı gibi geçtiğimiz hafta bir şehit cenazesinde yaşanan müessif bir hadiseyi yine çığırından çıkarmaya çalıştı.” diyen Erdoğan, “Sadece bununla kalmayıp, işi hem şehitlerimizin yakınlarına, hem milletimize hem de çalışma arkadaşlarımıza hakarete vardırdılar.” dedi.

“Şehit cenazesine katılmak elbette herkesin hakkıdır. Güzel de bir şeydir.” diyen Erdoğan, “Ancak seçim sürecinde kendini PKK’nın güdümünden kurtaramamış, PKK ile işbirliği yapmış ve bu konuda atması gereken adım daha dikkatli olması gerekenler, daha özenli hareket etmek zorunda olmaları gerekir. Acaba buraya gitmek ne getirir? Ne götürür? Çünkü bu şehit nereden geliyor? Senin işbirliği yaptığın o PKK’nın canavarlarının, alçaklarının evet siyasi görüntüsü olan HDP ile sen işbirliği yapmışsın. Yani bunu söylemeyelim mi? Bunu yutalım mı?” şeklinde konuştu.

CHP’yi HDP ile seçim ittifakı yapmakla suçlayan Erdoğan, “Dağ ile anlaşacaksın, dağ ile el tutacaksın, dağ sana talimat verecek, bunları TV’lerde hep izledik. İşte HDP Ankara, İstanbul, Antalya burada seçime girmeyecek… Ve sen onlarla dayanışma içinde olacaksın, ondan sonra da kalkıp Çubuk’a şehidimin cenazesine gideceksin.” dedi.

CHP liderinin şehit cenazesine gitmeden önce hiçbir güvenlik kurumuna sormadan hareket ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Siz o kardeşlerimi hiç düşünmüyor musunuz ya? Ben bir Cumhurbaşkanı olarak gittiğim zaman önce soruyorum, gidişim rahatsız eder mi, etmez mi? “Bir sıkıntı var” derlerse gitmiyorum. Niye? İkinci bir sıkıntıyı niye yaşatayım? Herkes benim gibi düşünmek zorunda değil, herkes beni sevmek zorunda da değil.” ifadesini kullandı.

KILIÇDAROĞLU’NUN CENAZEYE KATILMASINI “SİYASİ İSTİSMAR” OLARAK YORUMLADI

Kılıçdaroğlu’nu şehit cenazesine siyasi istismar amacıyla gitmekle suçlayan Erdoğan, “Sen siyasi istismar için oraya gidiyorsun, şehit için değil. Ve çıkıyor bunların bazı hokkabazları, diyorlar ki, hükümetten kimse orada yoktu. Yahu benim genel başkan yardımcılarımdan tut, savunma bakanıma kadar hepsi cenaze merasiminde bulundular.” dedi.

TEMEL KARAMOLLAOĞLU’NA AĞIR İTHAMLARDA BULUNDU

Konuşmasının devamında Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nu da hedef alan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Karamollaoğlu’nun Çamlıca Camii eleştirilerine tepki gösterdi. Erdoğan, “Seçimlerde aldıkları oy oranı ne olursa olsun, mirasçısı oldukları misyonun hatırı sebebiyle bu kişileri görmezden gelemiyoruz. Mesela çıkıp Ardahan’da Iğdır’da Şırnak’ta üniversite kurmanın hangi mantığı var? Hocası var, talebesi yok diyor. Adama sormazlar mı, tabelası var, binası yok…”

“Mesela çıkıp ‘Hangi akıllının başına İstanbul’da Çamlıca’nın tepesine 60 bin kişilik bir cami yapmak gelir?” sözleri ile Temel Karamollaoğlu’na yüklenen Erdoğan, “ ‘Bir kere doldursunlar ellerini öperim’ gibi bir hezeyanı dile getiriyor. Ben öptürmem, çünkü temiz elimi kirletmem.” dedi.

ÇAMLICA CAMİİ, ERDOĞAN’IN MÜHÜRÜYMÜŞ

“Şu hale bak… Bu ne tarih bilmezliktir? O zaman ki nüfusa göre; Sen Sultanahmet Camii’ni, Süleymaniye Camii’ni, Fatih CAmii’ni, acaba nasıl değerlendireceksin?” diyen Erdoğan, “Ey zavallı ya. Bunlar mühürdür, müdür. O boğaza girip çıktığın zaman işte Büyük Çamlıca Camii’ni göreceksin. Ben inanıyorum ki bunlara oy verenler de herhalde hesaba çekeceklerdir. Iğdır, Ardahan, Şırnak gibi yerlere biz üniversiteyi götürüyoruz. Bizim ecdadımız ta buralara medreseler kurmadı mı?”

“Öyle bir tarih bilmezlik var ki, rahmetli Erbakan Hoca’mız kalksa herhalde bunu karşılıksız bırakmazdı.” diyen Erdoğan, “Yahu bunları söyleyecek kadar maalesef siyasetten de nasibini almamış, maalesef kalkıp kalkıp ileri teknolojiden benim oradaki vatandaşlarımı mahrum etmenin hesabı içine girmiş. Mevlana’nın şu ifadeleri tam anlatıyor. “Cahil insan gülün güzelliğini görmez, gider dikenine takılır” İşte tam da bu kafayı tarif eden veciz bir söz.” ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanlığı: “Kılıçdaroğlu’nu protesto edenlere kimse terörist muamelesi yapamaz”

medyabold
Devamını Oku »

AB’de 10 seçmenden biri aşırı sağ ya da popülistleri destekliyor

Mayıs ayında düzenlenecek olan Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri öncesi 12 AB ülkesinde yapılan bir anketin sonuçları açıklandı. DW’nin haberine göre, ankete katılanların yüzde 6,2’si kendini radikal solla, yüzde 4,4’ü ise Yeşil partilerle özdeşleştirdi.

Olumlu yaklaşım bakımından yüzde 10,3 ile siyasi gruplar arasında ilk sırada yer alan aşırı sağ partiler, olumsuz yaklaşımda da önde çıktı.

Katılımcıların yüzde 52,8’i radikal sağa asla oy vermeyeceğini söyledi. Yüzde 52,2 ise radikal sola oy vermesinin hiçbir şekilde mümkün olmadığını ifade etti.

‘POPÜLİST PARTİLER İSTİKRARLI BİR SEÇMEN TABANI OLUŞTURDU’

Araştırmayı gerçekleştiren uzmanlardan Robert Vehrkamp, “Popülist partiler kısa süre içinde istikrarlı bir seçmen tabanı oluşturmayı başardı” ifadesini kullanırken bu partilerin aynı zamanda yüzde 52,8 gibi yüksek bir oranda “reddedilmesine” dair de şu yorumda bulundu:

“Bu durum, diğer partilerin popülist partileri taklit etmesinin ne kadar tehlikeli olacağını ortaya koyuyor.”

‘KARŞI OLDUĞU PARTİYE GÖRE OY VERİYOR’ 

Ankete katılanların yüzde 48,8’i “asla” oy vermeyeceği bir parti ismi söyleyebilirken sadece yüzde 6,3’ü siyasi bir kimlikle kendini özdeşleştirdi. Katılımcıların olumlu değerlerden ziyade olumsuz değerlerle kendilerini ifade etmesi, araştırmacıların önemli bir öngörüde bulunmasını da sağladı. Uzmanlara göre bu durum, 23-26 Mayıs tarihlerindeki AP seçimlerinde birçok AB vatandaşının, desteklediği partiden ziyade karşı olduğu partiyi göz önünde bulundurarak oy vereceğine işaret. Vehrkamp, “Vatandaşlar artık bir parti seçmiyor. Bunun yerine, en şiddetli şekilde reddettikleri partilere karşı oy veriyorlar” dedi.

Ankete katılanların yüzde 50,7’si liberal partilere, yüzde 47,8’i Hristiyan Demokratlar veya muhafazakârlara, yüzde 47’si Yeşillere, yüzde 42’si ise Sosyal Demokratlar ya da Sosyalistlere asla oy vermeyeceğini söyledi.

Yapılan araştırma, bu yılki seçimlere katılım oranının önceki seçimlere kıyasla çok daha yüksek olacağını ortaya koyuyor. YouGov’un yaptığı ankete katılanların yüzde 68’i, Mayıs’taki seçimlerde oy kullanacağını söyledi. Almanya’da bu oran yüzde 73 oldu. 2014 yılındaki seçimlere katılım oranı AB genelinde yüzde 43’tü.

YouGov, söz konusu anket kapsamında Ocak 2019’da AB üyesi 12 ülkede 23 bin 725 kişiyle görüştü.

kronos
Devamını Oku »

Bu kez Balıkesir: Kedi ve köpekler zehirlenerek öldürüldü

Balıkesir’in Erdek ilçesine bağlı Tatlısu mahallesinden hayvan katliamı haberi geldi. Dün saat 17.00 sıralarında mahalleye kimliği belirsiz kişi ya da kişiler tarafından bırakılan zehirli etten sokak köpeği ve sekiz yavrusu ile üç kedi yedi.

Hayvanlar zehrin etkisiyle can çekişirken, olayın haberini alan hayvan hakları savunucularının müdahalesi ile altı yavru köpek kurtarıldı. Ancak sokak köpeği ve üç yavrusu ile üç kedi kurtarılamayarak yaşamını yitirdi.

Hayvan katliamlarının son zamanlarda artış gösterdiğini belirten mahalle sakinleri, “Hayvanseverler olarak çok üzülüyoruz. Tatlısu mahallesinin önemli alanları görebilecek şekilde mobese kameraları konulması için Erdek Kaymakamlığı’na başvuracağız” ifadelerini kullandılar.

kronos
Devamını Oku »

İstanbul seçimleri: Karar için son gün 3 Mayıs

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerin üzerinden yaklaşık 1 ay geçmesine rağmen İstanbul’da seçim sonuçları kesinleşmedi.

Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı mazbatasını almasına rağmen Yüksek Seçim Kurulu (YSK), AKP ve MHP’nin İstanbul seçimlerinin iptal edilerek yenilenmesine yönelik olağanüstü itiraz başvurusunu henüz karara bağlamadı.

YSK’nin İstanbul seçim sonuçlarıyla ilgili son kararını en geç 3 Mayıs Cuma günü vermesi bekleniyor. Kurul’un önünde, AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Büyükçekmece seçim sonuçlarına yaptığı itirazlar ile MHP’nin Maltepe ilçesi ve İstanbul’un tümü için yaptığı itiraz bulunuyor.

ARA KARARLAR 

Bu itirazlarla ilgili ilk incelemeyi yapan YSK, bazı ara kararlar vermişti. YSK, AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi için yaptığı olağanüstü itirazda, 41 bin 132 kısıtlı seçmen ile memur statüsünde olmayan sandık kurulu başkan ve üyelerinin araştırılmasına karar vererek, ilçe seçim kurullarına bu araştırmayı yapması için beş gün süre vermişti.

MHP’nin İstanbul geneli ve Maltepe seçim sonuçlarına ilişkin olağanüstü itirazlarıyla ilgili de ara karar veren Kurul, Maltepe İlçe Seçim Kurulu’ndan da sandık kurulu başkan ve üyeleriyle ilgili iddiaları beş gün içinde araştırmasını istemişti.

YSK, AKP’nin Büyükçekmece itirazını ise ilçe seçim kurullarından gelecek araştırma sonuçlarına göre inceleyeceğini bildirmişti.

NE OLMUŞTU?

31 Mart yerel seçimlerinin ardından AKP, 16 Nisan’da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin iptali ve yenilenmesi istemiyle Yüksek Seçim Kurulu’na olağanüstü itirazda bulunmuştu.

İtiraz dilekçesinde, oy sayım ve döküm cetvellerinin mühürsüz olduğu, oy kaydırmaları yapıldığı, kayıp oy pusulalarının bulunduğu, kısıtlı seçmenlerin oy kullandığı, sandık kurullarının oluşumunda usulsüzlük yapıldığı iddia edilmişti.

AKP’nin ardından MHP de YSK’ye başvurarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Maltepe İlçe Belediye Başkanlığı seçimlerinin iptalini istemişti.

Diğer yandan AKP, İstanbul seçiminin iptali için YSK’ye, KHK ile kamudan ihraç edilen seçmenlerin bulunduğu listeyi içeren ek dilekçe de sunmuştu. Ancak YSK, AKP’nin KHK ile ihraç edilen seçmenlerin oy kullanmamasına yönelik itirazını reddetmişti.

Oyların yeniden sayımının tamamlanmasıyla birlikte 13 bin 729 oy farkıyla AKP adayı Binali Yıldırım’ın önünde yer alan CHP’li Ekrem İmamoğlu’na, 17 Nisan’da mazbatası verilmişti.

kronos
Devamını Oku »

Erdoğan’dan beş üniversiteye rektör ataması

Söz konusu atamalarla ilgili karar Resmi Gazete’de yayımlandı. Buna göre yapılan atamalar şöyle:

Munzur Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ubeyde İpek
Muş Alparslan Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Fethi Ahmet Polat
Antalya AKEV Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Kamile Akgül
İzmir Ekonomi Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Murat Aşkar
Ostim Teknik Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Murat Ali Yülek
Mandal ve Kasırga YÖK üyesi oldu
Öte yandan Prof. Dr. Hasan Mandal ve Fahri Kasırga ise Yükseköğretim Kurulu (YÖK) üyesi oldu.

kronos
Devamını Oku »

Araç kiralamaya üç yılda 36 milyon harcanmış

2019 yılında kiralanması öngörülen makam ve binek araç sayısı ise Mustafa Tuna’nın başkanlığı döneminde hazırlanan, “2019 Bütçe Yılı Performans Programı”nda 243 adet ile ifade edildi. Yavaş’ın, bu sayıyı gözden geçirerek azaltacağı belirtildi.

2015’DE 210 ARAÇ KİRALANDI  

BirGün’den Uğur Koç’un haberine göre; Ankara Büyükşehir Belediyesi 2015 yılında, 210 araç kiraladı. Kurumun 2015 yılı başında, hedeflediği araç kiralama hedefi yüzde 12 aşılarak gerçekleşme düzeyi yüzde 112 olarak kaydedildi. 2015 yılında, “Bütçenin verimli kullanılması” stratejik hedefi çerçevesinde araç kiralamaya 10 milyon TL ödendi.

Melih Gökçek yönetimindeki belediyenin 2016’ya yönelik araç kiralama hedefi ise 250 oldu. Belediyenin “Birimlerin hizmet giderlerinin hızlı ve ekonomik şekilde temin edilmesi” başlığı altında kiraladığı araç sayısı hedefin altında kalarak 232 olarak gerçekleşti. Öngörülen den 18 adet daha az araç kiralayan kurum, “Belediyemizce uygulanan tasarruf tedbirleri nedeniyle kiralanan araç sayısında azalma olmuştur” açıklamasını yaptı.

11 MİLYON TL HARCANDI

2016’da kiralanan araçlar için belediyenin kasasından 11 milyon TL çıktı. Belediye birimlerine 2017’de 217 araç kiralanması öngörüldü. Bir yıl önce, “Tasarruf tedbirleri kapsamında” 232 araç kiralayan ABB, 2017’de 243 araç kiralayarak hedefin yüzde 11,98 üzerine çıktı. Araç kiralama için harcanan tutar, mali raporlara 15 milyon TL olarak yansıdı. ABB’nin, “2018 Bütçe Yılı Performans Programı”na göre, 2018’de 248 araç kiralanması planlandı. İdarenin 2018’e ilişkin faaliyet raporları henüz yayımlanmadığı için bu alandaki hedefin gerçekleşme oranı öğrenilemedi.

MANSUR YAVAŞ: MAKAM ARAÇLARINI AZALTACAĞIM 

Mustafa Tuna’nın hazırladığı programa göre, 2019 yılı için belediye bütçesinden araç kiralama için 16 milyon 500 bin TL ayrılması öngörüldü. Belediyenin ASKİ ve EGO hariç, kendisine bağlı birimlere, “Hizmetlerin aksamaması” için 243 makam ve binek araç kiralanması planlandı. Ancak ABB’nin yeni Belediye Başkanı Yavaş’ın, “Makama oturur oturmaz makam araçlarını azaltacağım” sözleri, önceki dönemde makam aracı kiralamaya yönelik konulan hedefin yeniden gözden geçirileceğine işaret etti.

kronos
Devamını Oku »

İmamoğlu ilk atamaları yaptı

Nuri Sait Yıldırım, 1998 yılından bu yana İBB Teftiş Kurulu Başkanlığı’nda müfettiş olarak görevini sürdürüyordu. Müfettişliğinin ilk yıllarında İBB Kent Orkestrası Müdürlüğü’nde iki yıl müdür yardımcılığı, 2012-2014 yılları arasında İnsan Kaynaklarından Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı görevlerini yürüttü. Yıldırım, İmamoğlu’nun atamasının ardından 25 Nisan 2019 tarihinde İBB Özel Kalem Müdürü sıfatı ile görev yapmaya başladı.

Sözcü’nün aktardığına göre; İBB’nin yeni Yazı İşleri ve Kararlar Daire Başkanı da Nurten Uğursoy oldu.1982 yılında İBB kadrosunda görev yapmaya başlayan Uğursoy, 2009-2015 yılları arasında Gaziosmanpaşa Belediyesi Teftiş Kurulu Müdürü, 2015 yılından itibaren de Avcılar Belediyesi Teftiş Kurulu Müdürü olarak görev yaptı.

İmamoğlu iki bürokratın dışında beş danışman ataması da yaptı. Danışman olarak Melih Geçek, Ertan Yıldız, Naim Erol Özgüner, Yiğit Oğuz Duman ve Murat Ongun atandı. Ongun, İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminden beri basın danışmanlığını yapıyordu.

kronos
Devamını Oku »

Diyarbakır’da kayyum döneminde 1 ton 600 kilo kadayıf yenmiş

HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Sezai Temelli, partilerinin yönetiminde iken kayyum atanan ve 31 Mart yerel seçimlerinde yeniden kazandıkları Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ni ziyaret etti. Ziyaret sırasında açıklama yapan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, “Kayyum döneminde 1 ton 600 kilo fıstıklı kadayıf yemişler. 92 bin TL’ye kahve fincanı almışlar” dedi.

‘TALANIN FOTOĞRAFI…’

Mızraklı, “Çok sayıda sorun ve borç var. Talanın fotoğrafını hep beraber izledik. Bizim işimizde zerre kadar talana yer yok. Her şey sizin yüreğiniz kadar saf olacak” dedi. Kayyım döneminde yapılan masraflara dikkat çeken Mızraklı, “Bu kadar borç bıraktılar demek istemiyorum. Dünyadaki herhangi bir denetçi, kurum ve kuruluş gelse ‘evet bunlar doğruyu söylüyorlar’ derler. Kayyım döneminde 1 ton 600 kilo fıstıklı kadayıf yemişler. Yüzlerce kahve fincan takımları göndermişler. Fincanlar 92 bin TL tutuyor. 92 bin TL fincan masrafıyla 460 ailenin bir aylık masrafını karşılayabiliyorsunuz. Yoksul esaslı belediyecilik birinci gündem maddemiz olacak. Her yaş grubuyla önceliklerimiz insan olacak, onun ihtiyaçları temininde çalışacağız” şeklinde konuştu.

kronos
Devamını Oku »

İmamoğlu, İBB yönetim kadrosuna 2 bürokrat ve 5 danışman ataması yaptı

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, mazbatasını alarak göreve başlamasının ardından ilk atamalarını gerçekleştirdi. İmamoğlu, İBB yönetim kadrosuna 2 bürokrat ve 5 danışman ataması yaptı.

Ekrem İmamoğlu, 1995 yılından beri İBB’de görev yapan Nuri Sait Yıldırım’ı İBB Özel Kalem Müdürü olarak atadı.

Nuri Sait Yıldırım, 1998 yılından bu yana İBB Teftiş Kurulu Başkanlığı’nda müfettiş olarak görevini sürdürüyordu. Müfettişliğinin ilk yıllarında İBB Kent Orkestrası Müdürlüğü’nde iki yıl müdür yardımcılığı, 2012-2014 yılları arasında İnsan Kaynaklarından Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı görevlerini yürüttü. Yıldırım, İmamoğlu’nun atamasının ardından 25 Nisan 2019 tarihinde İBB Özel Kalem Müdürü sıfatı ile görev yapmaya başladı.

İBB’nin yeni Yazı İşleri ve Kararlar Daire Başkanı da Nurten Uğursoy oldu. Uğursoy, 2009-2015 yılları arasında Gaziosmanpaşa Belediyesi Teftiş Kurulu Müdürü, 2015 yılından itibaren de Avcılar Belediyesi Teftiş Kurulu Müdürü olarak görev yaptı.

BAŞKAN DANIŞMANLARI

İmamoğlu 2 bürokratın dışında 5 danışman ataması da yaptı. Danışman olarak Melih Geçek, Ertan Yıldız, Naim Erol Özgüner, Yiğit Oğuz Duman ve Murat Ongun atandı. Ongun, İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminden beri basın danışmanlığını yapıyordu.

Ekrem İmamoğlu’ndan üç müfettişe özel yetki: Tüm veri tabanını kopyalayın

medyabold
Devamını Oku »

‘İçimizde bize yanlış yapanlar var; yenilir yutulur cinsten değil’

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin 28. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nda konuşuyor. İsim vermeden konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, AKP içinde bazı isimlerin partiye yanlış yaptığını söyleyerek, “Maalesef içimizde belli seviyelere gelenlerin yaptığı çalışmalar yenilir yutulur cinsten değil. Bu davanın adamı olduğunu söyleyenler bütün seçim kampanyası boyunca neredeler ya? Bunlar nereye gittiler?” dedi. “Zamanı geldiğinde bizler bu teşkilatın geleceği için de bunların hesabını sormasını biliriz” diyen Erdoğan tepkisini, “Bunları sırtımızda taşıyacak değiliz” sözleriyle sürdürdü.

‘ZAMANI GELDİĞİNDE HESAP SORMASINI BİLİRİZ’ 

Konuşmasının devamında, AKP’nin sadece Ankara’da kabuğuna çekilmiş bir teşkilat olmadığını vurgulayan Erdoğan, “Hangi ilçelerde neler oluyor bunların hepsi bize geliyor. Nerede neler döndüğünü hepsini biliyoruz. Zamanı geldiğinizde bizler bu teşkilatın geleceği için de bunların hesabını sormasını biliriz: Bunları sırtımızda taşıyacak değiliz. Bu parti bir davadır. Bu davaya gönül verenler sır küpü içinde kendilerini tutmaları gerekir. Tutmuyorlarsa kendileri bilir. Bizi diğerlerinden ayıran da budur” ifadelerini kullandı. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

‘EN YÜKSEK İKİNCİ OY ORANIDIR’

“Toplantımızı ülkemiz ve partimiz için hayırlara vesile olmasını Allah’tan niyaz ediyorum. Toplantımızı bu defa farklı bir şekilde yapıyoruz belediye başkanlarımız be diğer teşkilat mensuplarımızla yapacağımız bu toplantıda değerlendirmelerimizin hassasiyetle olmadı ve 31 Mart seçimlerinde yaşananlar bundan sonra önümüzdeki süreç malum bu süreci en güzel şekilde değerlendirmek için hazırlıklarımız ve tabii ardından 2024 yerel seçimleri, buna yönelik de yapılacak hazırlıklar, gerek teşkilat yönetimlerinde atacağımız adımlar, gerekse takınacağımız tavırla çok büyük önem arz ediyor. 31 Mart’ta yeniden veya ilk kez seçilenleri bir kez daha kutluyorum.

Bundan önceki yerel seçimlerde böyle bir oranı yakalamamıştık. Bu sonuç AK Parti olarak girdiğimiz seçimlerdeki en yüksek ikinci oy oranıdır. Cumhur İttifakı olarak da toplamda yüzde 51,7 gibi hem 16 Nisan hem de 24 Nisan seçimleriyle uyumlu bir sonuç elde ettik.

Sayın Bahçeli’ye, ekibine ve tüm MHP’li kardeşlerimize bir kez daha buradan teşekkür ediyorum. Belediye başkanlıklarında da önemli bir başarıya imza attık. Milletimiz bize, 15 büyükşehir 24 il, 516 ilçe, 203 belde belediyesini yönetme sorumluluğunu vermiştir. Milletimiz ülkemizdeki toplam 1389 belediyenin 758’ini Ak Partili kadrolara emanet etmiştir.

‘İSTANBUL VE ANKARA’DA SEÇİMİ KAYBETMEDİK’ 

İtirazlar sebebiyle seçimin yenilenmesi kararı evrilen 3 ilçe bu tablonun dışındadır. Yaptığımız itirazlar ve İBB için seçimlerin yenilenmesi talebimizi takip ediyoruz, edeceğiz. İstanbul ve Ankara önemli üzerinde durulması gereken yerlerdir. Biz esasen İstanbul ve Ankara’da seçim kaybetmedik, kazandık. Arkadaşlar her şeyden önce kazanmak nedir, kaybetmek nedir bunun üzerinde ayrıca durmak gerekir. İstanbul’da 39 ilçenin 24’ünde AK Parti, 1’inde MHP olmakla beraber 25 ilçeyi almış bulunuyoruz. İBB Meclisi’ndeki 312 üyeden 176’sı Ak Parti’ye 4’ü MHP’ye mensuptur. Ankara’da da durum farklı değildir. 25’den 19’unu Ak Parti aldı, 3’ünü MHP aldı. Ne kaldı onlara 3.

‘CHP GÖLGE DÜŞÜRMEYE ÇALIŞIYOR’ 

CHP’liler seçimlere gölge düşürmeye çalışıyor. CHP genel başkanı 16 Nisan referandumundan sonra yapılan açıklamalar arşivlerimizde duruyor. Ak Parti’nin sergilediği olgunluk CHP tarafından asla gösterilmemiştir. Öyle ki CHP genel başkanı halk oylaması sonuçlarını tanımayacağını söyleyecek kadar ileri gitmiştir. Hatta Anaya Mahkemesi’ne her zaman olduğu gibi başvurmuştur. Anayasa Mahkemesi onlar için en sık başvurdukları yerdir. CHP’nin bu hukuk tanımamazlığı hem AYM’de hem de AİHM’de karşılık bulmamıştır.

‘SON ANA KADAR HUKUK MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ’ 

“Son verilerle düşmeye devam ediyor. Burada çok ciddi bir örgütlü organizasyon söz konusu. Elimizdeki belgeler bunu gösteriyor. Kamu yöneticiliği bu vasfı taşıyanların memur sıfatıyla orada olması gerekirken, kamu yöneticisi olmadığı halka bir çok bankalardaki işçi sıfatı diyebileceğimiz kişilerin sandıklara sokuşturulması bu güne kadar yapılmış bir şey değildir. İş Bankası, Şeker Bankası. Bu banakların binlerce çalışanı buralarda görev almıştır. İş Bankası açıklama yaptı, ‘Bizim bilgimiz dahilinde değildir’ diye. Biz zaten bilginiz dahilinde diye bir şey söylemedik. Biz sizin çalışanlarınızın buralarda görev aldığını söylüyoruz.

“Daha bir çok şeyler var. Bunların üzerinde ben duracak değilim. YSK’nın verdiği karara uyacağız; “AK Parti umudunu kesti” deniyor; arkadaşlar son ana kadar hukuk mücadelemizi sürdüreceğiz.

“Encümende atanmışlar mı hakim olacak, seçilmişler mi? Tabii ki de seçilmişler. Geçmişte öyle diye buna böyle mi devam edecek? Yanlışın neresinden dönerse kardır diyerek bu yanlışı düzeltmek lazım.

‘İÇİMİZDE YANLIŞ YAPANLAR VAR’ 

“Biz artık bu iş bitti kaybettik noktasında değiliz. Hakkımızı elimizdeki tüm hukuki verilere dayalı olarak arayacağız. Bunun çalışmasını da sürdürüyoruz. Tabii şunu da söylemem lazım, ne yazık ki biz dışarıyla bir mücadele verirken ama içimizde de bize yanlış yapanların da olduğunu burada ifade etmeden geçemeyeceğim. Tabii bu yeni bir şey değil. Bu ilk insanla başlayan bir süreç. Hamille Kabil arasındaki o süreç hâlâ devam ediyor. Kıyamete kadar da devam ediyor. Maalesef içimizde belli seviyelere gelenlerin yaptığı çalışmalar yenilir yutulur cinsten değil. Bu davanın adamı olduğunu söyleyenler bütün seçim kampanyası boyunca neredeler ya? Bunlar nereye gittiler? Efendim ben beğenmedim bunu’ Beğenmeyebilirsin. Biz herkesin beğendiği bir başarıyı ne zaman gösterdik ki. Burada bir yönetim varsa bu yönetim istişarelerini yapar ve bir karar verir. Bu karara da hep beraber uyarız. Bu bir teşkilatın ahlakıdır. Bu ahlaktan mahkum olanlar kendilerini hiçbir zaman anlatamayacaklardır. Bunu bilmeleri lazım.

‘HESAP SORMASINI BİLİRİZ’ 

Bilesiniz ki bu teşkilat sadece Ankara’da kabuğuna çekilmiş bir teşkilat değildir. Hangi ilçelerde neler oluyor bunların hepsi bize geliyor. Nerede neler döndüğünü hepsini biliyoruz. Zamanı geldiğinde bizler bu teşkilatın geleceği için de bunların hesabını sormasını biliriz. Bunları sırtımızda taşıyacak değiliz. Bu parti bir davadır. Bu davaya gönül verenler sır küpü içinde kendilerini tutmaları gerekir. Tutmuyorlarsa kendileri bilir. Bizi diğerlerinden ayıran da budur.

Daha önceki seçimlerde yüzde 70 oy aldığımız bazı belediyeleri kaybettik. Bunun bize anlattığı mesajı gözardı etmiyoruz Kırşehir, Karaman, Yozgat, Kırıkkale gibi yerlerde pek çok örnekte bu sıkıntıyı yaşadık.

‘SIRÇA KÖŞKLERİNDE YÜKSEK SİYASETÇİLİK OYNAYANLAR…’ 

“Sırtını terör örgütlerine dayayanlar bizi anlayamaz. Türkiye karşıtı senaryolarının figüranlarına razı olanlar bizi kavrayamaz. Sırça köşklerinde yüksek siyasetçilik oynayanlar bizim verdiğimiz kavganın sırrına eremez. Ak Parti milletin partisidir. Ülkemizi ve milletimizi hedeflerine ulaştırmak için herkese kucak açıyoruz. Eğilmeyecek, bükülmeyeceğiz. Zehirli oklarını partimize sağlamak için dört bir yanda bekleyenlere bu meydanı bırakmayacağız.

kronos
Devamını Oku »

TBMM ‘Kürt coğrafyası’ ifadesini ‘kaba ve yaralayıcı’ buldu

HDP Grup Başkanvekili Fatma Kurtulan’ın, 21 Şubat Dünya Anadil Günü’nde verdiği önerge, içerisinde geçen ‘Kürt coğrafyası’ ile ‘inkar ve asimilasyon politikaları’ ifadelerinin “kaba ve yaralayıcı” olduğu gerekçesiyle Meclis Başkanlığı’nca iade edildi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Fatma Kurtulan’ın, yurttaşların anadillerini kullanmaları konusunda yaşadıkları sorunların tespiti ve giderilmesi için yapılması gerekenlerin belirlenmesi amacıyla 21 Şubat Dünya Anadil Günü’nde Meclis Başkanlığı’na araştırma önergesi sundu.

ŞENTOP İMZASI İLE CEVAP VERİLDİ

Kurtulan’ın verdiği araştırma önergesine 26 Nisan’da yanıt verildi. Meclis Başkanı Mustafa Şentop imzasıyla verilen yanıtta, önergede yer alan ‘Kürt coğrafyası’ ile ‘inkar ve asimilasyon politikaları’ ifadelerinin Meclis İçtüzüğü’nün 67’inci Maddesi kapsamında “kaba ve yaralayıcı sözler olduğu” gerekçesiyle iade edildiği belirtildi.

DİL JANDARMALARI SOKAKLARDA CEZA KESTİ

HDP’li Kurtalan’ın sunduğu önergesinde söz konusu ifadelerin yer aldığı bölüm şöyleydi: “ …Kamusal alana ve devletin bütün resmi kurumlara sokulmayan Kürt dili; medreselerden, sokaklarda ve gündelik yaşamın tüm alanlarından uzak tutulmuş, hatta ‘dil jandarmaları’ tarafından sokakta Kürtçe konuşanlara para cezası kesilmiş, sembolik ve psikolojik şiddetin bütün örnekleri uygulanmıştır. Bugün de benzer şekilde devam eden inkar, asimilasyon ve dilkırım politikaları, adeta 20’nci yüzyıldaki anlayışın bir parçası olarak sürdürülmektedir….Kürt coğrafyasında edipler, yazarlar ve Kürt diline emek vermiş Ehmedê Xanî, Melayê Cizîrî, Cegerxwîn, Mehmed Uzun gibi toplum tarafından benimsenen şahsiyetlerin heykelleri yıkılmış, isimleri tabelalardan kaldırılmıştır.”

Ayhan Bilgen: “Bir kez daha aynı manzarayı yaşatmam”

medyabold
Devamını Oku »

Ankara tren kazasında ölen makinistler kusurlu bulundu

TCDD Teftiş Kurulu’nun Ankara’da 13 Aralık 2018’de 9 kişinin hayatını kaybettiği, 93 kişinin yaralandığı yüksek hızlı tren (YHT) kazasına ilişkin raporu tamamlandı. TCDD’nin başlattığı idari soruşturma kapsamında hazırlanan rapor, soruşturmayı yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ile Ulaştırma Bakanlığı’na gönderildi.

‘SİNYALİZASYON BİTMEMİŞTİ, KAZAYI BEKLİYORDUK’ 

Derya Okatan’ın Artı Gerçek‘te yayınlanan haberine göre, raporda, kazanın, tren teşkil memuru (makasçı) Osman Yıldırım’ın makas değiştirmeyi unutması nedeniyle meydana geldiği belirtiliyor. Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) Genel Başkanı Hasan Bektaş ise kazanın nedenini sinyalizasyon sisteminin olmamasına bağlıyor.

Rapora dair Artı Gerçek’e konuşan Bektaş, Başkentray projesinin 24 Haziran seçimlerinden önce, AKP iktidarının siyasi şovu amacıyla sinyalizasyon tamamlanmadan açıldığını hatırlattı. Yaptıkları uyarıların dikkate alınmadığını ve beklenen kazanın 13 Aralık’ta yaşandığını belirten Bektaş, şöyle devam etti: “Sinyalizasyon bitmemişti. Kaza olacağını bekliyorduk. 13 Aralık’ta kaza oldu ve 9 kişi yaşamını yitirdi. Bu kazadan hemen sonra Ulaştırma Bakanı ‘sinyalizasyon olmazsa olmaz değildir’ gibi talihsiz bir cümle kullandı. Ve bu olay en alt kademede görevli 4 arkadaşımız üzerine yıkıldı, arkadaşlarımız hala tutuklu. Buradaki suçlular birincisi Ulaştırma Bakanı, ikincisi TCDD’nin üst düzey yöneticileridir. Raporda suçlanan kişiler ise sadece emirleri uygulayan kişilerdir. Bu arkadaşlarımızın yolun açılmasında herhangi bir karar yetkisi yoktur. En alt düzeydeki memurlar, kendilerine verilen görevleri yaparlar.”

YETERLİ EĞİTİM VERİLMEMİŞ

Raporda ayrıca tren teşkil memuru Osman Yıldırım’ın geçici görevle Ankara YHT Garı’nda 20 Ekim 2018’de işbaşı yaptığı ve Yıldırım’a yeterli eğitim verilmediği belirtildi: “YHT Ankara Gar Müdürlüğünce, Osman Yıldırım’a, TCDD İşyerleri İşbaşı ve İntibak Eğitimleri Yönergesi ve Trafik ve İstasyon Yönetimi Servis Müdürlüğü Personelinin Görev Yetki ve Sorumluluklarına Dair 553 numaralı genel emir kapsamında tam olarak eğitim verilmediği, eğitime ilişkin tutulması gereken kayıt ve belgelerin de tutulmadığı, aynı zamanda Yıldırım’a TCDD Modernizasyon Dairesi Başkanlığının 6 Ağustos 2018 tarihli emrinde belirtildiği şekilde M74 numaralı butonlu makas tertibatının kullanılmasına yönelik eğitim verilmesi ve bu durumun belgelendirilmesi gerekirken böyle bir belgenin de tutulmadığı…”

ÖLEN MAKİNİSTLER SUÇLANDI

TCDD’nin raporunda sorumlu gösterilen diğer görevliler ise kazada yaşamını yitiren iki makinist. Raporda, YHT 8. Bölge Müdürlüğünün yayımladığı trafik işletme emirlerinde, trenlerin Ankara Garı-Esenkent yönünde Hat 1’i, Esenkent-Ankara Garı yönünde ise Hat 2’yi kullanacaklarının bildirildiği belirtilerek, makinistler Adem Yaşar ve Hulusi Böler’in yüksek hızlı trenlerin yolun kapanması dışında Hat 1’den seyretmesi gerektiğini bildiği halde, bu durumu sorgulamayıp yanlış hattan giden treni durdurmadıkları belirtildi. Raporda, bunun da kazanın ikinci nedeni olduğu ileri sürüldü.

BTS Genel Başkanı Bektaş, bu iddiaya sert tepki gösterdi: “Hayır, kesinlikle bunu kabul etmiyoruz. Ben bu meslekten gelen birisiyim. Yol o şekilde tanzim edilmiş, makinist o yoldan gider. Niye ben buradan gidiyorum diye sorgulayamaz. Buradaki asıl sorun sinyalizasyon olmaması.”

İLK KEZ ORTA KADEME GÖREVLİLER SORUMLU TUTULDU

Raporda, Türkiye’deki tren kazalarında daha önce hiç karşılaşılmayan bir değerlendirme de yer aldı. Önceki tren kazalarında sadece en alttaki görevliler sorumlu tutulurken, Ankara yüksek hızlı tren kazasında TCDD’nin orta kademe görevlilerinin de sorumluluğu tespit edildi.

Raporda, YHT 8. Bölge Müdürü Duran Yaman, Trafik ve İstasyon Yönetimi Müdürü Ünal Sayıner, Trafik ve İstasyon Yönetimi Müdür Yardımcısı Ergün Tuna, Ankara YHT Gar Müdür Yardımcısı Kadir Oğuz, trafik kontrolörü Emin Ercan Erbey ve hareket memuru Sinan Yavuz’un kusurlu oldukları bildirildi. Raporda, Sayıner, Tuna ve Oğuz’a kınama cezası verilmesi gerektiği belirtildi.

Hasan Bektaş, bu durumu kamuoyu baskısına bağlıyor, olumlu ancak yetersiz buluyor. Bunun TCDD’nin sorumluluğu kabullenmesi anlamına geldiğini belirten Bektaş, ancak taleplerinin TCDD Genel Müdürü ve Ulaştırma Bakanı’nın yargılanması olduğunu söylüyor. Bektaş, savcılığın söz konusu yetkilileri soruşturmaya dahil edilip etmeyeceğinin henüz bilinmediğini de dikkat çekiyor.

3 KİŞİ TUTUKLU

Soruşturma kapsamında makasçı Osman Yıldırım, hareket memuru Sinan Yavuz ve kontrolör Emin Ercan Erbey tutuklu bulunuyor.

TCDD’nin raporunda, asli kusurlu olarak görülen Osman Yıldırım’ın meslekten men edilmesi gerektiği belirtilirken, talimatlara uymadığı ileri sürülen hareket memuru Sinan Yavuz’a kınama, trene sevk emrini GSM-R telefonundan iletmesi gerekirken dahili telefondan konuşan trafik kontrolörü Emin Ercan Erbey’e uyarma cezaları verilmesi öngörüldü.

kronos
Devamını Oku »

 AKP’li başkandan, borç kapatmak için kamu arazisi satışı

Yeni dönemde İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Meclisi’nin AKP grubunun başkanvekili olan ve yeniden Esenler Belediye Başkanı seçilen Tevfik Göksu’nun, yerel seçimden sadece bir ay önce belediyenin borcuna karşılık bir eğitim arazisini bedelinin altında sattığı ortaya çıktı. Göksu, Tevfik Göksu’nun İBB Meclisi’nin açılışında “İyilikte motor, kötülükte fren olacağız” şeklinde ifadeler kullanmıştı.

EĞİTİM ARAZİSİNİ TİCARİ ALANA DÖNÜŞTÜRMEK İSTEDİLER

31 Mart yerel seçimi öncesinde son kez Şubat ayında toplanan belediye meclisinde belediyeye ait 11 dönümlük arazinin SGK’ya devredilmesi ilişkin rapor görüşüldü. Emlak ve İstimlak Müdürlüğü’nün teklifi ile ilgili hazırlanan komisyon raporunda, Oruç Reis Mahallesi’nde Esenler Belediyesi’ne ait olan ve imar planlarda “Eğitim tesisi” alanı olarak belirlenmiş 11 dönümlük arazinin; Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü tarafından yapılan kıymet takdiri bedeli üzerinden satın alınarak belediyenin SGK’ya olan prim borçlarına sayılması talep edildi. SGK İl Müdürlüğü, söz konusu arazinin eğitim olan imar durumunun “ticaret” olarak değiştirilmesi, asgari inşaat hakkının 2,5 olması, tapusunun sorunsuz teslim edilmesi şartı ile taşınmaza 66 milyon 561 bin 780 liralık değer biçti. Bu rakam üzerinden satışa onay veriliyorsa 45 gün içinde SGK İl Müdürlüğü’ne yazı gönderilmesi istendi.

İMAR VERMEDİ FİYAT DÜŞTÜ

Ancak belediye, SGK’nın istediği imar planı değişikliği 45 günden çok daha uzun süreceği için arazinin mevcut imar durumu ile SGK tarafından satın alınıp prim borçlarına sayılmasını istedi. SGK İl Müdürlüğü de arazinin mevcut imar durumu olan “meslek lisesi-imam hatip lisesi” haliyle arazinin bedelini 41 milyon 601 bin 112 TL olarak belirledi. Belediye de bu rakamı kabul etti. Ve belediyenin prim borçlarına karşılık arazinin SGK’ya devredilmesi oy çokluğu ile kabul edildi.

SGK PRİM BORÇLARINA KARŞILIK 

Sözcü’de yer alan habere göre karara tepki gösteren İBB CHP Grubu Basın Sözcüsü Nadir Ataman, Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu’nun İBB AKP Grup Başkanvekili olarak yaptığı konuşmadaki, “Bu şehrin tarihine, kültürüne, insanına iyilikte motor, kötülükte ise fren olacağız” sözlerini hatırlattı. Ataman, önce 66 milyon lira değer biçilen belediye arazisinin imar durumu değiştirilmediği için değeri düşürülerek 41 milyon liraya SGK prim borçlarının silinmesi karşılığında devredilmesinin İstanbul’a yapılmış en büyük kötülük olduğunu vurguladı. Belediye arazisinin başta Esenler halkı olmak üzere tüm İstanbullulara ait olduğunu söyleyen Ataman, AKP’li Belediye Başkanı Tevfik Göksu’ya seslenerek şunları söyledi:

‘KÖTÜ YÖNETİM GÖSTERGESİ’

“SGK’ya olan milyonlarca liraya ulaşan prim borcu, Esenler Belediyesi’nin ne kadar kötü yönetildiğini de gösteriyor. Bu kötü yönetim anlayışının sonucu biriken borcunu ödemek için üzerinde hepimizin hakkı olan belediye arazisinin piyasa değerinin çok altında satılması İstanbullulara ihanettir. Göksu, kendi arsası olsa değerinin altında satar mı? Kamunun malı olunca sat gitsin. Kamuya ayrılmış mahalledeki orta gelirli ailelerin çocukların gideceği okul alanını satıp kürsülerden çocuklar için neler yaptığınızı anlatıyorsunuz. Ayrıca SGK, CHP’li bir belediyenin borçlarına karşılık üzerine okul yapılacak bir araziyi satın alır mı, almıyor. SGK burada sanki başka işi yokmuş gibi arsa tacirliği yapacak. Burada imar planı kesinlikle değiştirilecek. Değiştirmeden karlı bir satış yapılamaz. Önümüzdeki süreçte okul alanı planda iptal edilerek ticaret alanı oluşturulacak. Tevfik Göksu’yu bu kararını tekrar gözden geçirip kötülüklere fren olmaya çağırıyoruz.”

kronos
Devamını Oku »

Ankara Büyükşehir’de araç kiralamaya 3 yılda 36 milyon lira ödenmiş

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin, 2015, 2016 ve 2017 yıllarında 36 milyon lira ödeyerek 685 araç kiraladığı ortaya çıktı. Ortaya çıkan rakamlar makam saltanatı ve kamu kaynaklarının nasıl lükse ve şatafata harcandığını bir kere daha gösterdi.

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin yeni başkanı CHP’li Mansur Yavaş’ın, “İlk icraatım kurumdaki makam aracı sayısını hızla azaltmak olacak” sözleri, dikkatleri belediyenin önceki dönemlerde araç kiralamaya ayırdığı bütçeye çekti.

2019 YILINDA 243 ARAÇ

Kurumun 2015, 2016 ve 2017 yıllarına ilişkin faaliyet raporlarına göre, üç yılda kiralanan araç sayısı 685’e, bu araçlar için ödenen para ise 36 milyon TL’ye ulaştı. Birgün gazetesinin haberine göre 2019 yılında kiralanması öngörülen makam ve binek araç sayısı ise Mustafa Tuna’nın başkanlığı döneminde hazırlanan, “2019 Bütçe Yılı Performans Programı”nda 243 adet ile ifade edildi. Yavaş’ın, bu sayıyı gözden geçirerek azaltacağı belirtildi.

ARAÇ KİRALAMA HEDEFİ YÜZDE 112 AŞILDI

Ankara Büyükşehir Belediyesi 2015 yılında, 210 araç kiraladı. Kurumun 2015 yılı başında, hedeflediği araç kiralama hedefi yüzde 12 aşılarak gerçekleşme düzeyi yüzde 112 olarak kaydedildi. 2015 yılında, “Bütçenin verimli kullanılması” stratejik hedefi çerçevesinde araç kiralamaya 10 milyon TL ödendi.

11 MİLYON TL HARCANDI

Melih Gökçek yönetimindeki belediyenin 2016’ya yönelik araç kiralama hedefi ise 250 oldu. Belediyenin “Birimlerin hizmet giderlerinin hızlı ve ekonomik şekilde temin edilmesi” başlığı altında kiraladığı araç sayısı hedefin altında kalarak 232 olarak gerçekleşti. Öngörülen den 18 adet daha az araç kiralayan kurum, “Belediyemizce uygulanan tasarruf tedbirleri nedeniyle kiralanan araç sayısında azalma olmuştur” açıklamasını yaptı. 2016’da kiralanan araçlar için belediyenin kasasından 11 milyon TL çıktı.

2018 RAPORLARI HENÜZ ÇIKMADI

Belediye birimlerine 2017’de 217 araç kiralanması öngörüldü. Bir yıl önce, “Tasarruf tedbirleri kapsamında” 232 araç kiralayan ABB, 2017’de 243 araç kiralayarak hedefin yüzde 11,98 üzerine çıktı. Araç kiralama için harcanan tutar, mali raporlara 15 milyon TL olarak yansıdı. ABB’nin, “2018 Bütçe Yılı Performans Programı”na göre, 2018’de 248 araç kiralanması planlandı. İdarenin 2018’e ilişkin faaliyet raporları henüz yayımlanmadığı için bu alandaki hedefin gerçekleşme oranı öğrenilemedi.

MAKAM ARAÇLARINI AZALTACAĞIM

Mustafa Tuna’nın hazırladığı programa göre, 2019 yılı için belediye bütçesinden araç kiralama için 16 milyon 500 bin TL ayrılması öngörüldü. Belediyenin ASKİ ve EGO hariç, kendisine bağlı birimlere, “Hizmetlerin aksamaması” için 243 makam ve binek araç kiralanması planlandı. Ancak ABB’nin yeni Belediye Başkanı Yavaş’ın, “Makama oturur oturmaz makam araçlarını azaltacağım” sözleri, önceki dönemde makam aracı kiralamaya yönelik konulan hedefin yeniden gözden geçirileceğine işaret etti.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş 16 günde neler yaptı?

medyabold
Devamını Oku »

Türkiye’de her dört saatte bir işçi hayatını kaybediyor

CHP Milletvekili Ağbaba, “28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü” dolayısıyla rapor hazırladı. Ağbaba, işçi sağlığı ve güvenliğinin çalışma yaşamının temel unsurlarından biri olmasına karşın hem Türkiye’de hem de dünya genelinde yeteri kadar dikkate alınmadığını belirtti. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) raporlarına göre, her yıl 370 milyondan fazla çalışanın işyerlerinde yaşanan kazalardan etkilendiğine işaret eden Ağbaba, raporunda özetle şunlara dikkat çekti:

DÜNYADA HER GÜN 7 BİN İŞÇİ ÖLÜYOR 

Cumhuriyet’ten Mahmut Lıcalı’nın haberine göre; Dünya genelinde her yıl 2.7 milyon çalışan iş cinayetleri veya meslek hastalıkları neticesinde yaşamını yitiriyor. ILO raporlarına göre dünya genelinde her gün 7 bin işçi çalışırken ya da yakalandıkları meslek hastalıkları nedeniyle ölüyor. Her yıl gelişmekte olan ülkelerde zehirli maddelerden dolayı 651 bin işçi hayatını kaybetti. Dünyada meydana gelen cilt kanseri hastalıklarının yüzde 10’unun işyerlerinde zehirli maddelerle temas yüzünden oluştuğu belirtiliyor.

HER YIL ASBEST VE SİLİSTEN 100 BİN İŞÇİ ÖLÜYOR 

Her yıl asbest ve silis tozundan kaynaklı olarak 100 binden fazla çalışanın hayatını kaybettiği belirtiliyor. ILO, Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Sendikalar Konfederasyonu’nun tüm çabalarına karşın dünya genelinde iş cinayetleri ve meslek hastalıklarının engellenebilmesi mümkün olmuyor.

Türkiye’de işçi cinayetleri, yaşanan iş cinayetleri neticesinde işçi ölümleri, meslek hastalıkları neticesinde yaşanan ölümler ve çalışma yaşamında oluşan baskı ortamından kaynaklı olarak yaşanan işçi intiharları olmak üzere üç kategoride toplanıyor. Türkiye söz konusu üç kategori göz önüne alındığında işçi ölümlerinde dünya genelinde üçüncü sırada, AB ülkeleri arasında ise birinci sırada yer alıyor.

SON 17 YILDA 22 BİN İŞÇİ ÖLDÜ 

Türkiye’de son 17 yılda en az 22 bin işçinin öldüğü resmi ve gayri resmi veriler tarafından belirtildi. Özellikle 2012 – 2017 yılları arasında yaşanan iş cinayetlerinde sürekli olarak artış gözleniyor. Türkiye’de günde ortalama 3 ile 5 arası işçi, iş cinayetlerinde yaşamını yitiriyor. Başka bir deyişle Türkiye’de ortalama olarak her 4 saatte bir işçi, iş cinayetinde yaşamını yitiriyor.

Hem kazalar hem de ölümler artıyor: 2012-2017 yılları arasında Türkiye’de yaklaşık 1.3 milyon iş cinayeti meydana geldi. Resmi verilere göre 2012-2018 yılları arasında 11 bin 494 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. 2012 yılında yürürlüğe giren İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kanunu, Türkiye genelinde iş cinayetlerinin artmasına neden olurken, söz konusu kazalardan kaynaklı işçi ölümleri de artış gösteriyor. İş cinayetlerinden kaynaklı işçi ölümleri en çok tarım, taşımacılık ve inşaat işkolunda yaşanıyor.

MESLEK HASTALIKLARINDAN YILDA 15 BİN İŞÇİ HAYATINI KAYBETTİ

Türkiye’de her yıl 100 bin ile 300 bin arasında çalışanın meslek hastalığına yakalandığı düşünülürken, meslek hastalıkları nedeniyle yılda ortalama 15 bin işçinin hayatını kaybettiği belirtiliyor. Meslek hastalıkları nedeniyle ortaya çıkan sağlık sorunları, solunum yetmezliği, koah, akciğer rahatsızlıkları, dolaşım sistemi bozukluğu olarak sıralanıyor.

SON 5 YILDA 334 İŞÇİ İNTİHAR ETTİ 

Türkiye’de özellikle son 5 yıldır işçi intiharları artmaya devam ediyor. Türkiye’de son 5 yılda en az 334 işçi intihar ederek yaşamına son verdi. Buna göre, 2013 yılında en az 15 işçi; 2014 yılında en az 25 işçi; 2015 yılında en az 59 işçi; 2016 yılında en az 90 işçi; 2017 yılında en az 89 işçi; 2018 yılı içerisinde en az 54 işçi intihar ederek yaşamına son verdi.

kronos
Devamını Oku »

2019 Dünya Duygu Raporu: Türklerin yüzde 40 sinirli

2019 Dünya Duygu Raporu’na göre Türkiye’de “sinirliyim” diyenlerin oranı yüzde 40 olarak gerçekleşti.

ABD merkezli araştırma şirketi Gallup, 2019 Dünya Duygu Raporu’nu açıkladı. Yapılan araştırmada Türkiye en çok olumsuz deneyimin yaşandığı, en stresli ve en sinirli ülkeler arasında yer aldı. Buna göre Türkiye en çok olumsuz deneyimin yaşandığı 4’üncü ülke oldu.

Türkiye’nin üzerinde Yemen, Belarus ve Afganistan bulunuyor. En stresli ülkeler sıralamasında ise Türkiye 12 ülke arasında 10’uncu basamakta kendine yer buldu. Bu sıralamada birincilik Yunanistan’a gitti. Onu Filipinler ve Tanzanya takip etti.

En sinirli toplumlar sıralamasında ise Türkiye 10 ülke arasından 6’ncı oldu. Türkiye’de “sinirliyim” diyenlerin oranı yüzde 40 olarak gerçekleşti. Bu listenin 1’inci sırasında ise Ermenistan yer aldı. Onu Irak ve İran takip etti.

Beyoğlu’nda taciz şüpelisi linçten son anda kurtuldu

 

medyabold
Devamını Oku »

İmamoğlu’nun en uzun gecesi 31 Mart

Yerel seçimlerden başarı ile çıkan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, seçim gecesi yaşananları sosyal medya hesabından ‘En Uzun Gece’ adlı bir video ile paylaştı.

İmamoğlu 31 Mart Yerel seçimlerinde İstanbul yarışını önde tamamlamış fakat yapılan itirazlar ve tartışmaların ardından mazbatasını 17 gün sonra alabilmişti. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, 31 Mart gecesi yaşananları ‘En Uzun Gece’ başlığı taşıyan bir video ile paylaştı.

medyabold
Devamını Oku »