12 Kasım 2020 Perşembe

Joe Biden’ın gelişi Recep Tayyip Erdoğan’ı yol ayrımına getirdi

Joe Biden Yönetimi, dünyada ekonomik etkinliğini hızla artıran Çin’e karşı Türkiye’nin kilit bir role sahip olduğunu biliyor. Çin ile etkili mücadele için Türkiye ve Müslüman dünyasına ihtiyaç duyuyor.

FATİH YURTSEVER – ANALİZ

ABD için uzun sayılabilecek, tartışmalı ve temposu yüksek bir seçim döneminden sonra Joe Biden, Amerikan Başkanı olarak seçildi. Türk kamuoyu daha önceki ABD seçimlerinin aksine, bu seçim dönemini çok yakından takip etti. Özellikle 15 Temmuz 2016 sonrasında belirginleşen otoriterleşme, demokrasi ve hukukun askıya alınması, S-400 tedariki ve Fırat’ın doğusuna yapılan harekata yönelik Batı’dan ve ABD’den gelebilecek tepkiler, Erdoğan ve Trump arasındaki kişisel(!) ilişki nedeniyle engellenebilmişti. Bu nedenle Trump’ın yeniden seçilmesi Erdoğan Rejimi için hayati bir hal aldı.

Türkiye’nin NATO üyeliği ile birlikte başlayan ve daha çok asker merkezli olarak kurumsal bir yapıda, güvenlik politikaları merkezli olarak ilerleyen Türk-Amerikan ilişkileri, son 5 yılda Erdoğan-Trump ilişkilerine evrildi. Her ne kadar bu ilişki sayesinde Erdoğan Rejimi yaptırımlardan korunsa da Türk Devleti Trump’ın Erdoğan’a hitaben yazdığı “Aptal olma” mektubu ile Johnson mektubundan sonra en büyük hakarete maruz kaldı.

Kişisel ilişkiler nedeniyle kurumların devre dışı kalması, devletler bazında ikili ilişkilere zarar verdi. Erdoğan’ın zaman zaman başvurduğu şantaj diplomasisine, kurumsal seviyede gerekli tepkilerin verilmemesi, özellikle NATO nezdinde liberal demokratik değerlerin aşınmasına ve onlara karşı duyulan güvenin erozyona uğramasına neden oldu.

ABD Başkanlarının yeni dönem politikalarını anlayabilmek için seçim kampanyalarına ve ABD’nin devlet olarak ihtiyacına bakmak gerekiyor. Örneğin Trump ilk dönem seçim kampanyasında ABD’yi yeniden üretim merkezi haline getireceğini vadetti. O dönem de devlet olarak ABD’nin küresel güç konumu devam ettirmek için, tekrar üretim merkezi haline gelmesi hedefleniyordu.

Trump eliyle başlatılan Çin-ABD ticaret savaşlarını bu minvalde değerlendirmek gerekiyor. ABD açısından Çin hem bireysel olarak hem de ABD’nin rakibi olabilecek Almanya gibi ekonomik güçlerin üretim merkezi olması hasebiyle tehlike arz ediyordu. ABD stratejisi dünyada küresel liderliği devam ettirebilmek için kendisine rakip olabilecek bir güç veya güçler koalisyonunun üretim merkezi haline gelmesini engellemek üzerine kurgulanmıştı.

Ancak Trump Başkan seçildikten sonra bunu başaramadığı gibi, elindeki politik argümanları yanlış kullanarak ABD’nin daha zor bir duruma düşmesine neden oldu.

ABD bu aşamada bir gücün tek başına tüm küresel sisteminin tüm yükünü kaldıramayacağını gördü. Yeni dönemde ABD için strateji aynı olmakla beraber politikalarda değişikliğe gidilmesi gerekiyor. Kovid-19 sonrası güç kazanan otoriter rejimler ile mücadele edilmesi, liberal ekonomik düzenin ve demokratik kurumların yeniden ihya edilmesi gerekiyor. Joe Biden’ın seçim kampanyası tam bu noktalara işaret ediyor.

ABD yeniden sorumlu, öngörülebilir, liberal demokratik düzenin lideri olarak, Atlantik’in her iki yakasındaki ortakları ile koalisyon içerisinde bir düzen restorasyonuna başlayacak. Seçim sonuçları açıklandıktan hemen sonra NATO Genel Sekreteri ve AB kurumlarının açıklamaları, bu beklentinin Avrupa kıtasında da yüksek olduğunu gösteriyor. Zaten İtalya, İngiltere ve İsveç de fiili olarak 5G altyapı kurulum ihalelerinden Çinli firmaları dışlayarak yeni dönem için hazır olduklarını gösterdiler.

Yaşanan son gelişmelerin de açıkça ortaya koyduğu üzere, ABD liderliğinde Batı koalisyonu önce ekonomik daha sonra da siyasi ve askeri alanda Çin ile mücadele edecek. ABD tek başına yapamadığını koalisyon ortakları ile birlikte yapmaya çalışacak. İşte bu noktada Erdoğan rejimi bir seçim yapmak zorunda kalacak. Yeni ABD yönetimi Erdoğan Rejimine tarafını seç, bitaraf olan bertaraf olur diyecek.

Zira, Çin ile mücadele için Türkiye kilit bir role sahip. ABD, Çin’i denizden kuşatmış durumda. Çin’in dünyaya ya kuzeyden Rusya hattı üzerinden ya da güneyden İran-Türkiye hattı üzerinden açılması gerekiyor. Her iki yolda da çoğunluğu Müslüman ve Türk toplumlar oluşturuyor. ABD’nin Çin ile etkili mücadele edebilmesi için Türkiye ve Müslüman dünyasına ihtiyacı var. Ancak Erdoğan Rejiminin Doğu Perinçek üzerinden Çin ile parasal ilişkileri mevcut. Suriye’de neden olunan insani dram, Türkiye’nin İslam dünyasında kredisini düşürdü. Bu günlerde İslam Dünyası için Erdoğan Rejimi yönetimindeki Türkiye çok fazla bir şey ifade etmiyor. Özellikle ülkenin isminin cihatçı terör örgütleri ile anılması, Türkiye’nin hem Türki hem de İslam coğrafyasındaki imajını kötü etkiledi.

Sonuç olarak Biden Yönetimi’nin Çin ile mücadele için Türkiye’ye ihtiyacı var. Türkiye’nin yeniden fabrika ayarlarına dönmesi gerekiyor. Akıl ve mantık Erdoğan’ın hukuka dönemeyeceğini söylüyor. Ancak daha önce savcısı olduğu davalar için bugün neler dediğine bakılırsa, Erdoğan için hiçbir şey olmaz, değil. Erdoğan mıntıka temizliğine kendi Damadı’ndan başlasa da bu sefer ipler kendi elinde değil. Ya hukuka dönüp koalisyon ortaklarını ve çevresini satacak ya da kaçınılmaz sonunu hızlandıracak.

medyabold
Devamını Oku »

Eğitim Sen: Testi pozitif çıkan öğretmenler okula çağrılıyor

Eğitim Sen Ankara 1 No’lu Şubesi Başkanı Sacit Ünalmış, yüz yüze eğitime geçilen okullarda fiziksel mesafenin unutulduğunu, maskelerin çıkartıldığını, testi pozitif çıkan öğretmenlerin okullarda çalışmaya devam ettiğini öne sürdü.

BOLD – Salgının arttığı bir dönemde yüz yüze eğitime başlandı ancak okullardaki sorunlar devam ediyor. Okullarda vaka sayıları artarken, testi pozitif çıkan öğretmenlerin okula çağrıldığı öne sürüldü.

SON HAFTALARDA VAKA SAYISI ARTTI

Mezopotamya Ajansı’ndan Eylem Akdağ’a konuşan Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Ankara 1 No’lu Şubesi Başkanı Sacit Ünalmış, okullardan salgınla ilgili net bilgi gelmediğini belirterek, verilerin daha fazla olduğunu kaydetti. Ünalmış, sendikalı üyelerinin aktardığı bilgilerden topladıkları verilere göre; Ağustos ayından Kasım ayına kadar Kovid-19’dan kaynaklı okullarda çalışan 50 kişinin yakalandığını ve bir kişinin de yaşamını yitirdiğini açıkladı. Son haftalarda vaka sayısının arttığını dile getiren Ünalmış, 8 öğretmenin daha testinin pozitif çıktığını, öğrenci sayılarında da ciddi bir artış gözlemlediklerini aktardı.

HASTA ÖĞRETMEN AĞIRLAŞANA KADAR ÇALIŞTIRILMIŞ

Bazı okullardaki durumlarla ilgili bilgi de veren Ünalmış, “Çağdaş Özel Eğitim Uygulama Okulunda iki ücretli öğretmenin pozitif olduğu bilgisi ulaştı. Ateşli gelen öğrenciler olmasına rağmen test ya da sağlık kurumuna götürme durumu olmadığı için, okul hemşiresi velileri arayıp çocukları almasını söylüyor. Özel öğretimlerde de maske zorunluluğu yok. Maske takmayan çocuklar okula geliyor. Yeni Mutlu İlkokulunda da bir öğretmen Kovid-19 testi pozitif çıkana ve durumu ağırlaşana kadar okulda çalışmaya devam etmiş. Temaslı ve pozitif çıkan öğretmenlerimiz okula çağrılmaya devam ediyor” dedi.

HİJYEN MALZEMESİ DE TEMİZLİK YAPACAK GÖREVLİ DE YOK

Okullarda hijyen ortamının uygun olmadığını belirten Ünalmış, “Çalışanlar eksik, temizlik yapacak görevli yok, hijyen malzemesi yok. Tuvaletler bakımsız ve okullarımız çok kalabalık. Her ne kadar sınıflarda seyreltilmeye gidilse de sınıf sayıları zaten 40-50 kişilik bunları ikiye bölsen bile fiziksel mesafeyi uygulayacak alan oluşmuyor. Okullarda gördüğümüz kadarıyla çocuklar oyun oynarken fiziksel mesafeyi unutuyorlar, hatta maskelerini çıkartıyorlar. Çocuklar maske değişimi yapıyor. Bu doğrudan doğruya Kovid-19 salgınına davetiye çıkarmakta ve bunların önlemi de alınmamakta” dedi.

Korona aşısı üretilmeden satıldı: Avrupa ve ABD 1 milyar doz aldı

medyabold
Devamını Oku »

Şirketler pandemi dinlemedi halkın elektrik ve gazını kesti

Koronavirüs nedeniyle işini kaybeden, geliri azalan halkı bir de elektrik ve doğal gaz şirketleri vurdu. Bu yılın ilk 6 ayında 1 milyon 655 bin 226 abonenin elektrik ve doğal gazı, borcundan dolayı kesildi.

BOLD – Elektriğe son 3 yılda yüzde 70, doğal gaza ise yüzde 80 oranında zam geldi. Bu zamların yanı sıra mart ayından beri salgınla mücadele eden halkı bir de faturalar vurdu. Borcunu ödeyemeyen 1 milyon 655 bin 226 abonenin elektrik ve doğal gazı kesildi.

3 YILDA YÜZDE 70 ZAM ALAN İŞÇİ, MEMUR YOK

Sözcü’den Başak Kaya ve Erdoğan Süzer’in haberine göre CHP’nin Enerji politikalarından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın, TBMM Plan Bütçe Komisyonu’nda Enerji Bakanlığı bütçe görüşmelerinde yaptığı konuşmada, “4 kişilik bir aile aylık ortalama 230 kilovatsaat elektrik kullanıyor. 2017 yılında bu ailenin faturası 101 liraydı. 2020 yılı Ekim ayı itibarıyla ise aynı tüketim faturası için 172 lira veriyor yani yüzde 70 daha fazla ödüyor. Hangi memur, işçi, asgari ücretli, emekli 3 yılda yüzde 70 zam aldı” dedi.

HAVALAR SOĞUDU, HALK NE YAPACAK?

2017’de 4 kişilik bir ailenin ortalama 125 metreküp doğal gaza karşılık 140 lira ödediğini hatırlatan Akın, “Bu aile 2020’de aynı tüketime 250 lira veriyor. 3 yılda doğal gaz faturası yüzde 80 arttı. Türkiye genelinde 2020 yılı Haziran sonu itibarıyla üretilen 176 milyon 450 bin 654 lira tutarındaki elektrik faturasında 1 milyon 199 bin 865 abonenin elektriği kesik. Gaz faturalarından dolayı da 455 bin 362 abonenin doğal gazı kesildi. Şimdi kasım ayındayız, havalar soğumaya, doğal gaz yanmaya başladı. Borç harç elektrik ve doğal gaz faturasını ödeyen, borcunu zar zor kapatan insanlarımız şimdi ne yapacak” dedi.

HAYALİ ELEKTRİK FATURALARI GÖNDERİLMİŞ

Özelleştirildikten sonra şikayetlerin ardı arkası kesilmeyen elektrik dağıtım şirketlerine yönelik kritik bir iddia daha ortaya atıldı. CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal da Güneydoğu illerinde elektrik dağıtımı yapan şirketin hayali elektrik faturaları düzenleyip vatandaşa gönderdiğini iddia etti. Tanal, elektrik dağıtım şirketlerinin denetlenmediğini öne sürdü.

Korona aşısı üretilmeden satıldı: Avrupa ve ABD 1 milyar doz aldı

medyabold
Devamını Oku »

Maden şirketi rüşvetle cezayı kuşa çevirdi

Eskişehir Kırka Borat Pentahidrat tesisi yapım işinin ihale edildiği şirkete, toplam 760 gün cezalı süre uzatımı ve 200 milyon TL ceza verildi. Şirketin rüşvetle cezayı 90 güne indirip ödemeleri 60 taksitte yapmak için protokol imzaladığı öne sürüldü.

BOLD – CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda Sayıştay’ın Etimaden raporlarına göre, Eskişehir Kırka Borat Pentahidrat tesisi yapım işinin bir şirkete ihale edildiğini ve şirketin işi belirlenen sürede teslim etmeyip defalarca cezalı süre uzatımı verildiğini söyledi. Oda TV’nin haberine göre Yavuzyılmaz, sözleşmenin 2012 yılında imzalandığını ve işin teslim tarihinin 2015 olduğunu, ancak şirketin işi süresinde tamamlayamadığını belirtti.

“GİZLİ PROTOKOL YAPILDI” İDDİASI

Şirkete 760 gün cezalı süre uzatımı verildiğini hatırlatan Yavuzyılmaz, “Yani, şirketin 200 milyon TL ceza ödemesi gerekiyor. Bunu Sayıştay söylüyor. Mahkeme 2 yıl önce firmanın aleyhine karar verdi ama bu cezaların affedilmesi, yok edilmesi için siyasi bir baskı var, rüşvet ve komisyon kokuları geliyor. 760 günlük gecikme cezasını 90 güne indirmek ve bu cezayı da 60’a bölmek için gizli bir protokol yapıldığı iddiaları var. Sayıştay’a baskı yapılıyor” dedi.

DAĞITIM ŞİRKETLERİ TEDAŞ’IN GELİRLERİNİN ÜZERİNE ÇÖKTÜ

Yavuzyılmaz, Sayıştay raporlarına göre, sözleşmede olmadığı halde dağıtım şirketlerinin TEDAŞ’ın mülklerinden kira ve reklam geliri elde ettiğini söyledi. Yavuzyılmaz, “EPDK ise, 2016 yılı öncesi ve sonrası, TEDAŞ’ın bu gelirlerinin üzerine çökmüştür. Resmen 103 milyon 426 bin TL’lik TEDAŞ gelirleri, dağıtım şirketlerine peşkeş çekilmektedir” diyerek komisyonda bulunan EPDK Başkanına, “Gözlerinin içine bakarak sesleniyorum: Siz kimin parasını, kime veriyorsunuz? Bunun hesabını bu komisyonda verin” dedi. Yavuzyılmaz’ın bu sözleri üzerine komisyonda tartışma çıktı.

Korona aşısı üretilmeden satıldı: Avrupa ve ABD 1 milyar doz aldı

medyabold
Devamını Oku »

Victim of Turkey’s post-coup purge succumbs to cancer after denied passport for treatment abroad

Gülhan Çolakoğlu, 45, a cancer patient who was unable to receive treatment abroad after Turkish authorities refused to issue her a passport due to alleged ties to the Gülen movement, succumbed to cancer on Wednesday.

According to Bold Medya, Çolakoğlu wasn’t able to travel to Germany for an appointment in March at the Immun Onkologisches Zentrum, an oncology center in Cologne, after the authorities denied her a passport despite many petitions filed with the local and regional courts in her hometown of Kayseri. She was a former chemistry teacher at a Gülen movement-affiliated preparatory school that was shut down after a coup attempt in July 2016.

The Turkish government accuses the Gülen movement, a faith-based group inspired by Muslim cleric Fethullah Gülen, of masterminding a coup attempt in July 2016 and labels it a terrorist organization. The movement strongly denies involvement in the coup attempt or any terrorist activity.

Turkish President Recep Tayyip Erdoğan has been targeting followers of the movement since the corruption investigations of December 17-25, 2013, which implicated then-Prime Minister Erdoğan, his family members and his inner circle. Dismissing the investigations as a Gülenist coup and conspiracy against his government, Erdoğan designated the movement as a terrorist organization and began to target its members.

Erdoğan intensified the crackdown on the movement following the abortive putsch. He shut down over 1,000 educational institutions, dismissed some 150,000 public servants and locked up tens of thousands. Victims of the purge were banned from public sector employment, their passports were cancelled and the government made it difficult for them to work formally in the private sector. Notes were put on the social security database about purged public servants to discourage potential employers.

Çolakoğlu was diagnosed with colon cancer in 2017. She started receiving chemotherapy treatment in Turkey and underwent a total of five surgeries in a period of more than three years. Following one of her surgeries, her house was raided by the police. She was later sentenced to six years, three months’ imprisonment for membership in a terrorist organization over links to the Gülen movement. Her case was pending at the Supreme Court of Appeals.

Çolakoğlu’s husband, Sefer Çolakoğlu, also a chemistry teacher, was imprisoned for the same allegations back in 2017, before she was diagnosed with cancer.

Human rights activist and pro-Kurdish Peoples’ Democratic Party (HDP) deputy Ömer Faruk Gergerlioğlu slammed the ruling AKP government for leaving her to die in Turkey while they could have lifted her travel ban and allow her to receive treatment in Germany. He had been appealing to the Turkish government to lift Çolakoğlu’s travel ban.

Gülhan Çolakoğlu was a mother of two.

The post Victim of Turkey’s post-coup purge succumbs to cancer after denied passport for treatment abroad appeared first on Stockholm Center for Freedom.

from SCF
Devamını Oku »

Yardımcı kaptanlar yeni, pilot eski, uçak metal yorgunu…

Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Merkez Bankasındaki isim değişikliklerine CHP’den eleştiri geldi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, yapılan değişiklikleri “Yardımcı kaptanlar yeni, pilot eski, uçak metal yorgunu” sözleriyle yorumladı.

BOLD – Türkiye’de devlet krizi ile ekonomik krizin iç içe geçtiğini öne süren CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, ekonomi yönetimindeki değişikliklere ise “Yardımcı kaptanlar yeni, pilot eski, uçak metal yorgunu” dedi.

DEVLET KRİZİ VE EKONOMİK KRİZ İÇ İÇE GEÇTİ

Cumhuriyet’ten Abidin Yağmur’un haberine göre CHP’nin Ekonomi Masası, Doğu Akdeniz mesaisine dün Mersin’den başladı. Öztrak’ın başkanlık yaptığı heyet, odalar, borsalar ve dernek temsilcileriyle bir araya geldi. Burada değerlendirmelerde bulunan Öztrak, Türkiye’de devlet krizi ve ekonomik krizin iç içe geçtiğini belirterek 2017 yılında olağanüstü şartlarda yapılan bir referandumla rejimin değiştiğini anlattı.

“HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ KALKTI”

Öztrak, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Merkez Bankası’ndaki isim değişikliklerini, “Yardımcı kaptanlar yeni, pilot eski, uçak metal yorgunu” sözleriyle yorumladı. Hukukun üstünlüğünün kalktığının altını çizen Öztrak, “En çarpıcı örneğini dokunulmazlığı olan bir milletvekilinin yargılanmasında gördük. Yerel mahkeme, Anayasa Mahkemesi’ne ben seni tanımıyorum, dedi. İşte devlet krizi bu” dedi. CHP’nin, krizden çıkış yolunu dört sacayağı üzerine oturttuğunu ifade eden Öztrak bunları hukuk devleti ve demokrasi, üreten ülke, güçlü sosyal devlet ve sürdürülebilirlik olarak özetledi.

Bakanlığın açıkladığı günlük yeni hasta sayısında büyük artış

medyabold
Devamını Oku »

Korona aşısı üretilmeden satıldı: Avrupa ve ABD 1 milyar doz aldı

Koronavirüse karşı yüzde 90 etkili olduğu açıklanan Pfizer-BioNTech’in ürettiği aşı için ülkelerin yarışı başladı. 1.3 milyar doz üretilecek aşının şimdiden 1 milyar dozu satıldı.

BOLD – Koronovirüse karşı dünya genelinde kısmen onaylı 6, faz 3 aşamasında 11 aşı çalışması
yürütülürken, yüzde 90 etkili olduğu açıklanan Pfizer-BioNTech aşısı için yarış başladı. Dünya nüfusunun yalnızca yüzde 14’ünü oluşturan gelişmiş ülkeler 1 milyardan fazla dozu satın aldı.

YAKLAŞIK YARISINI ABD ALDI

Birleşik Krallık merkezli Global Justice Now isimli kampanya ekibinin analizine göre aşının yüzde 80’inden fazlası şimdiden zengin ülkelere satıldı. Analiz, dünya nüfusunun yalnızca yüzde 14’ünü oluşturan zengin ülkelerin 1 milyardan fazla dozu satın aldığını gösterdi. Avrupa Birliği 300, ABD ise 600 milyon dozluk aşıyı garantiye alırken Birleşik Krallık da 40 milyon dozluk ön sipariş verdi.

2021 SONUNA KADAR 1.3 MİLYAR DOZ ÜRETİLECEK

Aşıyı geliştiren şirket 2021 sonuna kadar 1.3 milyar doz aşı üreteceklerini açıklamıştı. Global Justice Now’ın yöneticisi Nick Dearden, “İlaç sisteminin ne denli eşitsiz olduğuna dair daha net bir örnek göremezsiniz. Bazıları milyarlarca pound kazanırken diğerleri tedaviye gücü yetmediği veya satın alacakları bir ilaç kalmadığı için ölüyor. Bu değişmeli” dedi.

Bakanlığın açıkladığı günlük yeni hasta sayısında büyük artış

medyabold
Devamını Oku »

Tokat ve Amasya’da siyanürle altın aramaya verilen izin TBMM gündeminde

Tokat’ın Erbaa ve Amasya’nın Taşova ilçelerinin bir bölümünü kapsayan bölgede siyanürle altın aranmasına izin verildi. Çevreciler bu duruma tepki gösterirken CHP konuyu Meclis gündemine taşıdı.

BOLD – Tokat ve Amasya illerindeki onlarca köyün can damarı olan Kelkit Havzası, Boğalı ve Sakarat yaylalarında siyanürle altın aramaya izin verilmesine tepkiler çığ gibi büyüyor. Çevre dernekleri köylerde yaptıkları toplantılarla bölgede yaşanacak çevre felaketine karşı köylüleri uyarıyor.

ÇEVRESEL BİR FELAKET YAŞANACAK

Yeşil Erbaa Çevre Platformu’nda bir araya gelen bölge halkı, siyanür ile altın çıkarılmasıyla Kelkit Havzası, Boğalı ve Sakarat yaylalarının ölüm fermanının verildiğine, bölgede çevresel bir felaketin yaşanacağına dikkat çekti. Cumhuriyet’ten Mehmet Menekşe’nin haberine göre Yeşil Erbaa Çevre Platformu Başkanı ve sözcüsü Dr. Saffet Akkaya, Fındıcak Ahbaz Derneği’nde bilgilendirme toplantısı yaptı.

CHP KONUYU MECLİSE TAŞIDI

CHP Tokat Milletvekili Kadim Durmaz konuyu TBMM gündemine taşıyarak verdiği soru önergesinde yaşanacak çevre felaketi ile ilgili soruların yanıtlanmasını istedi. Sondajla altın araması yapılan Boğalı ve Sakarat yaylaları tescilli mera alanlarına sahip ve bölgedeki içme suyu kaynaklarının doğuş noktası. Erbaa Ovası ise 21 Temmuz 2017 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla “Büyük Ova” ilan edildi.

Bakanlığın açıkladığı günlük yeni hasta sayısında büyük artış

medyabold
Devamını Oku »

İzmir’in öğretmenlerini önce deprem sonra da Milli Eğitim vurdu

Milli Eğitim Bakanlığı, İzmir’de deprem sonrası tatil edilen okullarda görevli olan öğretmenlerin ek ders ücretlerini kesti. Eğitim Sen İzmir Şubeleri deprem nedeniyle öğretmenlerin ücretlerinin kesilmesine tepki gösterdi.

BOLD – İzmir’in Seferihisar ilçesi açıklarında 30 Ekim günü meydana gelen 6.9 büyüklüğündeki depremin ardından, İzmir genelinde eğitime ara verildi. Milli Eğitim Bakanlığı, okullarda ek ders ücreti karşılığında ders okutmak üzere görevlendirilenlerin tatil süresince okutmadıkları derslere bağlı olarak ek ders ücretinden yararlanmayacağını açıkladı.

SOSYAL DEVLET ÜZERİNE DÜŞENİ YAPMALI

Birgün’den Berkay Sağol’un haberine göre Eğitim Sen İzmir Şubeleri deprem nedeniyle öğretmenlerin ücretlerinin kesilmesine tepki gösterdi. Eğitim Sen tarafından yapılan açıklamada, “Salgının depremin olduğu güne kıyasla iki katına çıktığı, ekonomik krizin her geçen gün derinleşerek ağırlaştığı bir süreçte sosyal devletin üzerine düşen görev kimsenin mağdur olmaması, gereksinimi olan sosyal kesimlerin ihtiyaçlarının karşılanması ve ekonomik olarak yurttaşların desteklenmesidir” denildi.

MEB ACİLEN BU DURUMU ORTADAN KALDIRMALI

Ağır ekonomik koşullarda halkın desteklenmesi gerektiği belirtilen açıklamada, “Kimi mevzuat hükümlerine dayanarak haklı göstermeye çalışmak kabul edilebilir değildir. Üstelikte hepimizi derinden üzen deprem felaketinden sonra okulların tatil edilmesinden kaynaklı derslerin yapılamamasından dolayı ücretli öğretmenlerin ek ders ücretlerinin kesilecek olması bizler açısından beklenmedik bir gelişme olmuştur. MEB acil olarak geçici bir madde ile asgari ücreti altında güvencesiz çalışan bu arkadaşlarımızın ücret kaybını ortadan kaldırmalıdır” denildi.

Bakanlığın açıkladığı günlük yeni hasta sayısında büyük artış

medyabold
Devamını Oku »

Yasa dışı altın vurgununu fotoğraflarla belgelediler

Fatsa’da Altıntepe Madencilik Şirketinin çalışma süresi dolmasına rağmen faaliyetlerine devam ettiği öne sürüldü. Bu durumu fotoğraflarla ortaya koyan çevre dernekleri, izne uymayan şirkete yasal yaptırım uygulanıp uygulanmadığını sordu.

BOLD – Ordu’nun Fatsa ilçesinde altın arayan şirketin çalışma süresinin dolmasına karşın faaliyetlerine devam ettiği ortaya çıktı. Çevre dernekleri, idarenin bu duruma seyirci kalmasına tepki gösterdi.

İZİN 9 EKİMDE SONA ERDİ

Ordu Fatsa’da siyanürle altın ayrıştırma işletmeciliği yapan Altıntepe Maden şirketinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ÇED İzin ve Denetleme Genel Müdürlüğü’nden aldığı Geçici Faaliyet Belgesi izni 9 Ekim’de sona erdi. Ordu Çevre Derneği (ORÇEV), şirketin çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) dosyasından elde ettiği belge hakkında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na süre dolmasına rağmen denetleme yapılıp yapılmadığını, yasal yaptırım uygulayıp uygulanmadığını sordu.

ŞİRKET FAALİYETLERİNİ SÜRDÜRÜYOR

Cumhuriyet’ten Cemil Ciğerim’e konuşan Ordu Çevre Derneği Başkanı Ertuğrul Gazi Gönül, Fatsa’daki siyanürle altın işletmeciliği yapan şirketin çalışma süresinin dolduğunu ancak şirketin halen çalışmalara devam ettiğini belirterek, “Şu an şirketin hiçbir çalışma yapmaması gerekir. Şirketin çalıştığını biliyoruz. Çalışmasına izin verenler de denetim yapmayanlar da suç işlemeye devam etmekteler. Her zaman dediğimiz gibi, fiili mücadele şart. Yasal yollardan hesap soracağız” dedi.

ŞİRKET YÜKÜMLÜLÜKLERİNİ YERİNE GETİRMİYOR

Ekoloji Birliği Eşsözcüsü Coşkun Özbucak da “Şirketler kâğıt üzerindeki yükümlülüklerini bile yerine getirmiyorlar. Keyfiyet devam ediyor. Bunları Kazdağı’ndan Artvin’e kadar her tarafta görüyoruz. Bugün Fatsa’daki siyanürle altın ayrıştırması yapan şirketin keyfiyetine karşı da hukuksal ve fiili mücadeleyi büyütmek zorundayız” diye konuştu.

Bakanlığın açıkladığı günlük yeni hasta sayısında büyük artış

medyabold
Devamını Oku »

Hamza Yerlikaya, Berat Albayrak’a destek paylaşımını sildi

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanı Hamza Yerlikaya, Berat Albayrak için attığı “Yerli ve millidir” paylaşımını, Cumhurbaşkanlığı’nın istifayı kabul etmesinin ardından sildi.

BOLD – Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Hamza Yerlikaya, “Hem yerli ve millidir” diyerek #BeratAlbayrakYanındayız ve #beratalbayrakyalnizdegildir taglarını eklediği paylaşımını Cumhurbaşkanlığı’nın açıklamasından sonra sildi.

Berat Albayrak, resmi Instagram hesabından ‘sağlık sorunları nedeniyle’ Hazine ve Maliye Bakanlığı görevinden istifa ettiğini duyurdu. Albayrak’ın istifasının ardından sosyal medya hesabından paylaşım yapan Vakıfbank Yönetim Kurulu üyesi ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Hamza Yerlikaya, “Hem yerli ve millidir” diyerek #BeratAlbayrakYanındayız ve #beratalbayrakyalnizdegildir taglarını eklediği bir mesaj paylaştı.

Cumhuriyet’in haberine göre Yerlikaya, Albayrak’ın “affını istediği” şeklindeki Cumhurbaşkanlığı açıklamasından sonra bu mesajını sildi. Yerlikaya, 10 Kasım günü paylaştığı “Görev süresi boyunca yaptığı hizmetler ile ülkemizin kalkınmasına önemli katkılar sağlayan Sayın Berat Albayrak’a teşekkür ediyor, bayrağı devralan @lutfielvan Bakanımıza yeni görevinde Rabbimden muvaffakiyetler diliyorum” mesajına ise dokunmadı.

Bakanlığın açıkladığı günlük yeni hasta sayısında büyük artış

medyabold
Devamını Oku »

Turkish, Kurdish dissidents seeking asylum in Europe were detained in Greece

A group of refugees including Turkish and Kurdish dissidents were detained by the Greek coast guard on November 3 and were kept in an empty warehouse, Bold Medya reported.

A total of 65 refugees were kept at the Port of Katakolo in western Greece. There have been claims that a pregnant Afghan woman, a Kurdish journalist, a Kurdish politician, members of the Gülen movement and five children were among the detainees. Both Kurds and members of the Gülen movement have been under increasing pressure in Turkey.

The Turkish government accuses the Gülen movement, a faith-based group inspired by Muslim cleric Fethullah Gülen, of masterminding a coup attempt in July 2016 and labels it a terrorist organization. The movement strongly denies involvement in the coup attempt or any terrorist activity.

Kurds have been under increasing pressure in Turkey for exercising their cultural and political rights. There have been prohibitions against the use of Kurdish language, clothing, folklore and names since 1937. The words “Kurds,” “Kurdistan” and “Kurdish” were among those officially prohibited. Many people who spoke, broadcast or sang in Kurdish were imprisoned. Between 2010 and 2014, when an attempt was made to resolve Turkey’s Kurdish problem by means of an official “peace process,” lectures were given in Kurdish in some schools, and Kurdish signs were installed in the cities. But most of these rights were taken back after the failure of the peace talks in 2015.

The refugees claimed they were fleeing the oppression and torture they experienced in Turkey and were aiming to reach Italy, where they would continue their journey to western Europe.

According to the refugees, the warehouse where they were held was unsanitary, and they had to sleep on the floor. “We are afraid of catching infections there,” they told Bold Medya. They were allegedly set free by Greek authorities on November 5.

Following the coup attempt, the Turkish government declared a state of emergency and launched a massive crackdown on followers of the Gülen movement under the pretext of an anti-coup fight. Over 540,000 people were detained on terrorism-related charges, more than 80,000 were arrested or imprisoned and over 150,000 public servants were summarily removed from their jobs for alleged membership in or relationships with “terrorist organizations.” The purge mainly targeted people who were allegedly affiliated with the Gülen movement but included other people from a wide variety of backgrounds as well.

Following the purge, many dissidents sought freedom from oppression outside of Turkey. For instance, in 2019 Turkish asylum seekers were third in terms of numbers after Syrians and Iraqis in Germany according to the German Federal Office for Migration and Refugees (BAMF).

“On the basis of the information available, we assume that the high number of asylum applications by Turkish citizens is also due to the political situation in Turkey,” the Federal Ministry of the Interior, Building and Community (BMI) told EURACTIV Germany.

The pro-Kurdish Peoples’ Democratic Party (HDP) has been under increasing pressure from the Turkish government as well. The HDP is accused of links to the outlawed Kurdistan Workers’ Party (PKK), but human rights groups say the government uses vague and spurious allegations of terrorism in order to remove or imprison democratically elected HDP mayors. The party’s former co-chairs Selahattin Demirtaş and Figen Yüksekdağ have been in prison since November 2016.

The PKK is an armed secessionist group listed as a terrorist organization by Turkey, the European Union and the United States.

According to BAMF figures for 2019, about a quarter of all Turkish asylum seekers were granted refugee protection because they were recognized as fugitives due to persecution, which is more often the case than for refugees coming from other countries.

The Swiss State Secretariat for Migration (SEM), said that about 2,800 Turks had applied for asylum in Switzerland between August 2016 and September 2019, compared with about 1,200 applications during the previous three-year-period.

Turkey ranked second on the list of countries of origin of all asylum-seekers in Switzerland. “The increase in Turkish asylum-seekers is a consequence of domestic developments in Turkey,” said SEM spokesman Lukas Rieder.

Turkish asylum seekers have also faced many difficulties at the Greek border, from physical assault to being shot at.

The Greek police and military frequently have also pushed back refugees who try to enter the country from Turkey.

Several push-backs of Turkish nationals were recorded in 2017. Prominent journalist Murat Çapan along with four other Turks were forced to board a boat bound for Turkish territory near the village of Serem in Evros where they were detained by Turkish security forces. All five adults were arrested. Çapan was sentenced to twenty-two-and-a-half years for two news stories in the Nokta magazine that were critical of the government of Recep Tayyip Erdoğan.

In violation of European Union and international laws, Greek authorities appear to be allowing push-backs of Turks fleeing the persecution of the Erdoğan government.

The post Turkish, Kurdish dissidents seeking asylum in Europe were detained in Greece appeared first on Stockholm Center for Freedom.

from SCF
Devamını Oku »

Minik Hifa’nın çığlıklarına gardiyanlar bile dayanamadı

Dördüncü yaşına hem annesiz hem de babasız giren minik Hifa, annesini görmeye gittiği cezaevindeki ilk görüş gününde gözyaşlarına boğuldu. “Anneme sarılmak istiyorum” çığlıklarına gardiyanlar bile dayanamadı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD ÖZEL

Annesi babası tutuklu çocukların yaşadıkları dramlar bitmiyor. 13 Nisan 2018’den bu yana hapiste bulunan Adnan Aydın eşi Ayten Aydın 29 Ağustos 2020’de tutuklandı. 30 aydır babasından mahrum olan 4 yaşındaki Hifa böylece annesinden de koparıldı.

KIZINI YANINA ALMASINA İZİN VERİLMEDİ

Dayısının ve amcasının yanında dönüşümlü olarak kalan Hifa’nın annesini görmeye gittiği ağustos ayındaki ilk kapalı görüşte yaşanan drama cezaevindeki memurlar da kayıtsız kalamadı. Cam arkasındaki annesini görünce “Anneme sarılmak istiyorum, anneme dokunmak istiyorum” diye çığlıklar atan Hifa’nın isteği yönetime iletildi, ancak yine de olumlu bir sonuç alınamadı. Korona salgını gerekçe gösterilerek Hifa’nın annesiyle buluşmasına izin verilmedi. Kızını yanına alabilmek için defalarca dilekçe veren Ayten Aydın’ın talepleri de yine korona salgını nedeniyle reddedildi.

30 aydır Ordu Cezaevinde tutuklu bulunan muhasebeci Adnan Aydın (31) ve matematik öğretmeni eşi Ayten Aydın (33), Cemaat soruşturmaları kapsamında 13 Nisan 2018’de gözaltına alındılar. Ayten Aydın, o dönemde Hifa çok küçük olduğu için serbest bırakıldı. Bylock kullandıkları iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Aydın çiftinin cezası iyi hal nedeniyle 4 yıla düşürüldü.

Karar Yargıtay tarafından onaylanınca Ayten Aydın 29 Temmuz 2020’de tutuklandı. Bayram ziyareti nedeniyle Bursa’da bulunan Ayten Aydın Bursa Yenişehir Cezaevine gönderildi, eşi Ordu’da kaldı. Hifa ise Gaziantep ve Bursa arasında gidip gelerek yaşamak zorunda. 3 ay içinde annesini sadece bir kez görebilen Hifa babasını ise 5 aydır göremedi.

“NEDEN AĞLIYOR BU ÇOCUK?”

Bold Medya’ya konuşan Hifa’nın yengesi, “Annesi tutuklandıktan sonra geceleri kalkıp anne anne diye ağladığına çok şahit oldum. Birlikte ağladığımız çok oldu. Tuvalet ihtiyacını söylerken şimdi söylemiyor. Çok kibar, sakin bir çocuktu. Şimdi her şeyi savuruyor atıyor, bir nevi acısını onlardan çıkarıyor. Apartmanda kaç kere kapımıza geldiler, ‘neden ağlıyor bu çocuk, bir şey mi yapıyorsunuz’ diye sordular. Cevap veremiyorsunuz” dedi.

2 Kasım 2017 doğumlu Hifa, geçen hafta 4 yaşına girdi. Hifa, 2. doğum gününü annesi ile kutlamıştı. 4 yaşına girerken ise yanında ne annesi ne babası vardı.

medyabold
Devamını Oku »

TÜGVA ve Milat Gazetesi’ne kayyum torpili

AKP’li Cumhurbaşkanı tarafından Mardin’in Nusaybin Kaymakamlığına atanan ve aynı zamanda Nusaybin Belediyesi kayyumu olan Emrullah Temizkan, yaptığı atamalarla dikkat çekti. Kayyum Temizkan, TÜGVA il temsilcisini ve Milat Gazetesi yazarını belediyeye müdür olarak atadı.

BOLD – Nusaybin kaymakamı Emrullah Temizkan, Nusaybin Belediyesi Eş Başkanları Ferhat Kut ve Semire Nergiz’in görevden alınmasının ardından 18 Ekim 2019’da kayyum olarak atandı. Temizkan’ın belediyede müdürlüklere getirdiği isimler ise dikkatleri çekti.

TÜGVA’DAN TRANSFER ETTİ, MÜDÜR YAPTI

Birgün’de yer alan habere göre Temizkan, Belediye Hukuk İşleri Müdürlüğüne Nusaybin İlçe Milli Eğitim Müdürü Ümit Çetin’in kardeşi olan Mesut Çetin’i getirdi. Çetin, 2017 ile 2019 yılları arasında AKP’li Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın Yüksek İstişare Kurulu Üyesi olduğu Türkiye Gençlik Vakfında (TÜGVA) Mardin İl Temsilciliği ve İstişare Kurulu Üyeliği yapmıştı.

YENİ MÜDÜRÜN CV’SİNDE BİLAL ERDOĞAN İMZASI

Çetin’in sosyal medya hesabında kendisi için yaptığı tanıtım da dikkatlerden kaçmadı. Yine Bilal Erdoğan’ın Mütevelli Heyetinde yer aldığı Okçular Vakfı’nın da Mardin Temsilcisi olan Çetin, sosyal medya hesabında da kendisini Mardin Okçular Tekkesi Başkanı ve İlahiyatçı olarak tanıtıyor.

Kayyumun atadığı bir diğer isim ise önceki kayyum döneminde Kültür ve Sosyal İşler Müdürü olarak göreve getirilen Nurettin Şimşek oldu. Belediyenin 31 Mart 2019 seçimlerinde HDP’nin yönetimine geçmesiyle görevden ayrılan Şimşek, bu kez İnsan Kaynakları ve Eğitim Müdürü olarak atandı. Milat Gazetesinin yazarı olan Şimşek, AKP Siyaset Akademisinde yetişen isimlerden biri.

medyabold
Devamını Oku »

Akdeniz’de mülteci faciası: 1’i bebek 6 mülteci öldü

Akdeniz’de mültecileri taşıyan bot battı. İkiye bölünen bottan denize düşen 110 mülteci kurtarıldı. Ancak 1’i henüz altı aylık bebek olmak üzere 6 mülteci hayatını kaybetti.

BOLD – Umut yolculuğunda bir facia daha yaşandı. Libya açıklarında mültecileri taşıyan botun ikiye bölünüp batması sebebiyle 6 göçmen öldü. 110 mülteci ise ölümden döndü.

BİR MÜLTECİ FACİASI DAHA

İtalyan Sahil Güvenlik Komutanlığının verdiği bilgiye göre Libya arama-kurtarma bölgesi içindeki alanda zor durumda bulunan mülteci botu, sabah saatlerinde Avrupa Sınır Koruma Ajansı’na (FRONTEX) ait devriye uçağı tarafından fark edildi. Durumun haber verilmesi üzerine Open Arms gemisi bölgede kurtarma operasyonu başlattı.

KURTARMA OPERASYONUNDA BOT İKİYE BÖLÜNDÜ

Open Arms’ın sosyal medya hesabından verdiği bilgiye göre ise, Libya’daki Sabratha Antik Kenti’nin 30 mil açığında batmak üzere olan bottaki mültecileri kurtarmak için operasyon düzenlendi. Operasyon sırasında ikiye ayrılan bottan denize düşen mültecilerden 110’u Open Arms ekiplerince kurtarıldı. Bununla birlikte 1’i 6 aylık bebek olmak üzere 6 mülteci ise hayatını kaybetti.

medyabold
Devamını Oku »

Gazeteci Erkan Akkuş hakkında 15 yıl hapis talebiyle dava açıldı

İzmit’te gözaltına alınan gazeteci Erkan Akkuş hakkında örgüt üyeliği iddiasıyla 15 yıla kadar hapis talebiyle dava açıldı. Silivri Cezaevinde tutulan Akkuş, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanacak.

BOLD – İzmit’te 21 Ağustos’ta gözaltına alındıktan sonra tutuklanan Bugün TV Haber Müdürü Erkan Akkuş hakkında iddianame düzenlendi. İddianamede, Akkuş’un örgüt üyeliği iddiasıyla 15 yıla kadar hapsi isteniyor. Silivri Cezaevinde tutuklu bulunan Akkuş, ifadesinde terör örgütü üyeliği iddiasını reddetti.

Adalet Bakanı Gül yargıyı uyardı!

medyabold
Devamını Oku »

Adalet Bakanı Gül yargıyı uyardı!

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, yargıyı haksız tutuklamalarla ilgili uyardı. Gül, “Açılan davalarda mahkûmiyet oranı yüzde 46,8. Pardon dediğinizde, kusura bakmayın ama haksız yere içerde cezaevinde tutuklu kalan kişinin o günleri geri gelmiyor. Ticari itibarı, maddi kayıpları geri gelmiyor” dedi.

BOLD – Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, “Ceza Hukukunda Alternatif Çözüm Yolları Sempozyumu”nda yargıya uyarılar geldi.

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yargıda reform mesajı vermesinin ardından Adalet Bakanı Gül de hakim ve savcılara adalet uyarısında bulundu. Anayasa Mahkemesinin uygulanmayan CHP’li Enis Berberoğlu kararına isim vermeden değinen Gül, “Anayasa Mahkemesi karar verip mahkemenin uyar mı oymaz mı gibi bir öngörülebilirliğin olmadığı bir yerde bu anlamda yatırımda hukuk öngörülebilirliğinden bahsetmek mümkün değildir. Anayasa, hukuk uygulanmak için vardır. Hukukun öngörülebilir olması bu anlamda hayati önemdedir” dedi.

ADALET YERİNİ BULSUN İSTERSE KIYAMET KOPSUN

Yargı mensuplarının konjonktüre değil vicdana ve hukuka bakması gerektiğini söyleyen Gül, şöyle konuştu: “Bir dosyada verilen bir kararla ilgili ister kazanan ister kaybeden kim olursa aynı kararı verirdi denebiliyorsa işte orada adalet tecelli etmiştir. Çiftçisi esnafıyla toplumun yargıdan beklediği budur. Bırakın adalet yerini bulsun isterse kıyamet kopsun.

YARGI KONJONKTÜRE DEĞİL HUKUKA BAKAR

Bizim yargıçlardan yargı mensuplarından beklediğimiz, şu nasıl bakar, nasıl değerlendirir. Arkadaş, yargı konjonktüre bakmaz, yargı hatıra, birilerinin dediğine bakmaz, yargı vicdanına, hukuka bakar, Anayasa’ya bakar. Bizim beklentimiz budur. Siz vicdanınıza danışın, adalet yerini bulsun. Ne olursa olsun yargı mensuplarını yanında HSK vardır. Hiç kimsenin talimatına, telkinine bakarak değil, dosyaya bakarak, vicdanınıza göre karar verin. 83 milyon huzur içinde geleceğe daha güvenle baksın.”

ADALET EKONOMİK KALKINMANIN OLMAZSA OLMAZIDIR

Ekonomik kalkınmayla hukukun iç içe geçmiş kavramlar olduğunu belirten Bakan Gül, sözlerini şöyle sürdürdü: “Demokratikleşme ve erişilebilir adalet sistemini insan onurunu yükseltilmesinin bir gereği olarak görüyoruz. Aynı zamanda ekonomik kalkınmanın ve sosyal gelişimin olmazsa olmazı olarak görüyoruz. Üreten, insanımıza istihdam oluşturan ekonominin vazgeçilmez unsuru da hukuki öngörülebilirliktir. Ekonomik öngörülebilirlik ile hukuki öngörülebilirlik iç içe geçmiş kavramlardır. İşte yargı reformu belgemiz öngördüğümüz yeni düzenlemelerle ülkemizin önünü açacak, erişilebilir adalet sistemiyle yatırım ortamının iyileşmesine hizmet edecektir. Bugün yaptığımız çalışmaların temel amacı da hukuk devleti ilkesinin tamamıyla hayata geçmesi için gerekli adımların masaya yatırılmasıdır.”

PARDON DEDİĞİNİZDE KAYIPLARI GERİ GELMİYOR

Hukuksuz davalarla ilgili hakim ve savcılara uyarıda bulunan Gül, açılan davaların yarısının beraatle sonuçlandığına dikkat çekti. Gül, şunları söyledi: “2019 yılında savcılıklara gelen fiillerin yüzde 52,7’si hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş. Yani yarıdan fazlası takipsizlik kararıyla sonuçlanmış. Savcılıklara gelen dosyalar var. Bu kadar, 5 milyon dosya var, yarısından fazlası takipsizlikle, yani boşuna yargı sistemi meşgul edilmiş, vatandaş gitmiş gelmiş. Ama savcılık da bu anlamda hakkı teslim etmiş. Açılan davalarda mahkûmiyet oranı yüzde 46,8. Mahkemelerde verilen kararların yüzde 53,2’si beraat, hükmün açıklamasının geri bırakılması gibi kararlar. Yani açılan davaların yarıdan fazlası da yine beraatle ya da başka şekilde sonuçlanmış. Pardon dediğinizde, kusura bakmayın ama haksız yere içerde cezaevinde tutuklu kalan kişinin o günleri geri gelmiyor. Ticari itibarı, maddi kayıpları geri gelmiyor.”

TUTUKLAMALAR İSTİSNA OLMALI

Gül, “Anayasa Mahkemesi kararına uymayanlarla ilgili bir şey yapılacak mı?” sorusuna da şu cevabı verdi:  “Hâkim ve savcılardan beklentimiz kim ne der ne düşünür diye değil dosya hukuk ne der bu konuda bir uygulamanın yapılması. Milyonlarca dosya içerisinde belli dosyalar gündemi meşgul ediyor, bu konuda değerlendirmeye tabi tutuluyor. Asıl olan güncel meselelerden uzak bir şekilde hukukun adaletin tesisi. Verilen tüm kararlar hem Anayasa Mahkemesi hem AİHM ne demiş bu süreci takip eden bir yeni uygulamalarımız var. Bunlarla ilgili de ilave ne olur arayışı içerisindeyiz Bizim için ister yabancı ister yerli, yatırımcı, ister işçi ister çiftçi ne olursa olsun hukuk güvenliğini vatandaş lehine koruyacak; tutuklamaları keyfiliğinden uzak, tutuklaması istisna olarak değerlendiren, hukuk güvenliğini daha da güçlendiren uygulamaların hep beraber arayışlarını sürdüreceğiz.”

Hukuk krizde: Her iki davadan birinde adil yargılanma hakkı ihlal edildi

medyabold
Devamını Oku »

Memurlar zam istiyor: Yoksulluk sınırı 7.625 lira

Kamu-Sen 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırını 7 bin 625 lira olarak açıkladı. Toplu sözleşme zammının eridiğini belirten kamu çalışanları AKP’den ek zam istedi.

BOLD – Kamu-Sen Araştırma Geliştirme Merkezi, ekim ayı için hazırladığı Asgari Geçim Endeksi sonuçlarını açıkladı. MHP’ye yakınlığıyla bilinen Kamu-Sen’in 4 kişilik bir aileyi esas alarak yaptığı araştırmasına göre yoksulluk sınırı 7 bin 625 lira olarak belirlendi.

SADECE GIDA VE KİRAYA 2.849 TL HARCANIYOR

Kamu-Sen’e göre Eylül ve Ekim ayı arasında enflasyon yüzde 1’e yakın artış gösterdi. Bu artış 4 kişilik ailenin aylık harcamasında 58 lira olarak hesaplandı. Aynı sayıdaki bir ailenin açlık sınırı ise 2 bin 849 lira olarak tespit edildi. Açlık sınırı hesaplanırken sadece gıda ve barınma harcamaları dikkate alınıyor.

TÜİK’E GÖRE KİRA 1.103 LİRA

TÜİK kira bedeli olarak 1103 lira belirledi. Bu kira bedeli araştırmaya göre ortalama bir memur maaşının 24,64’üne denk geldi. Buna göre ortalama ücretle geçinen bir memur ailesinin ulaşım, sağlık, eğitim, haberleşme, giyim gibi diğer zorunlu ihtiyaçlarını karşılaması için geçen ay maaşından geriye 1628 lira kaldı.

Aynı araştırmada tek kişinin yoksulluk sınırı da belirlendi. Buna göre 3 bin 743 liranın altında geliri olan herkes yoksul sınıfında. Tek kişinin açlık sınırı ise yüzde 0,93 oranında artarak 2 bin 892 lira oldu.

YENİ BAKAN LÜTFİ ELVAN’A “MAAŞA ZAM” ÇAĞRISI

Kamu çalışanları karşı karşıya oldukları ekonomik tablodan rahatsız. Araştırma sonuçlarını değerlendiren Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, piyasalarda yaşanan hareketlenmenin zorda olan memuru daha da zora soktuğunu ifade etti. Resmi gıda enflasyonunun yüzde 16,51 olmasına karşın cebe yansıyan zammın daha yüksek olduğunu belirten Kahveci, “Uzun zamandır talep ettiğimiz ek zammın verilmesi artık kaçınılmazdır. Yeni göreve başlayan Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Lütfi Elvan’dan beklentimiz ekonomik gerçekler ışığında toplumun tüm kesimleri ile birlikte memurlarımızın da bu darboğazdan çıkarılması yönündedir” ifadelerini kullandı.

Hükumetin yeni kaynağı: Kamu borçlarına yapılandırma Meclis’ten geçti

medyabold
Devamını Oku »

AİHM 14 yıl sonra “ifade özgürlüğü ihlali” dedi

2006 yılındaki Nevruz kutlamalarındaki konuşması sebebiyle tutuklanıp cezaevine giren Halil İmrek’in davasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden 16 yıl sonra kara çıktı. AİHM konuşmayı ifade özgürlüğü olarak değerlendirdi.

BOLD – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 2006 yılında Halil İmrek’in Newroz kutlamasındaki konuşmasına verilen cezanın ifade özgürlüğü ihlali olduğuna karar verdi.

Halil İmrek 2006 yılında Emek Partisi’nin Adana’daki yöneticilerinden biriydi. 18 Mart 2006’da Adana’daki Nevruz kutlamalarına katıldı. Osmaniye’de 19 Mart 2006’da katıldığı kutlamada ise bir de konuşma yaptı. Halil İmrek iki programa katılması ve yaptığı konuşma gerekçe gösterilerek Nisan 2006’da gözaltına alındı. Hakkındaki suçlama ise terör örgütü propagandası yapmaktı.

İmrek dava sonucunda 1 yıl hapis cezası aldı. 2012’de karar Yargıtay tarafından onandı. Bunun üzerine İmrek, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini belirterek AİHM’e müracaat etti. AİHM ise 10 Kasım 2020 tarihli kararında, İmrek’e verilen cezayla, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. Maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Kararda Türkiye’nin İmrek’e 5 bin avro manevi tazminat ödemesine de karar verildi.

 

medyabold
Devamını Oku »

Hukuk krizde: Her iki davadan birinde adil yargılanma hakkı ihlal edildi

AKP iktidarı döneminde yargıda yaşanan hukuk krizleri raporlaştırıldı. Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e sunulan rapora göre muhaliflere yönelik operasyonların artarak devam ediyor. Anayasa Mahkemesinin verdiği kararların yüzde 52’si adil yargılanma hakkı ihlali ile ilgili…

BOLD – TBMM Adalet Komisyonu üyesi ve CHP Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, AKP iktidarı döneminde yaşanan adalet kriziyle ilgili bir rapor hazırladı.

Cumhuriyet’ten Mahmut Lıcalı’nın haberine göre, hazırladığı raporu Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e ileten CHP’li Bülbül, AKP’nin iktidar olduğu 18 yılda Türkiye’nin birçok alanda geriye gittiğini belirterek, “Bunların başında da hukuk krizi gelmektedir” dedi.

AKP döneminde Ergenekon ve Balyoz davaları ile başlayan ihlaller zincirinin muhaliflere yönelik operasyonlarla devam ettiğini belirten Bülbül, kadın cinayetlerinin AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında bugüne yaklaşık 5 kat arttığını kaydetti.

Bülbül’ün hazırladığı raporda şunlar kaydedildi:

ADİL YARGILANMA HAKKI İHLAL EDİLDİ

AYM’nin bireysel başvuru verilerine göre 23 Eylül 2012’den bugüne kadar Yüksek Mahkeme’ye yaklaşık 285 bin başvuru yapılmış, bunun 243 bin kadarı sonuçlandırıldı. Buna göre bireysel başvurunun başladığı tarihten bu yana yapılan başvuruların yüzde 85.5’i karara bağlanırken ihlal kararlarının temel hak ve özgürlüklerin dağılımında ise ilk sırada yüzde 52 ile adil yargılanma hakkı yer aldı.

PANDEMİ YOKSULU VURDU

Yoksul kesim ve dezavantajlı gruplar için çalışma şartları ağırlaştı, sosyal mesafenin mümkün olmadığı, üretimin yoğun olduğu, hijyenden uzak ve uygunsuz çalışma şartlarında işçiler çalışmaya devam etti. Sokağa çıkma yasağı uygulamalarının yasal dayanaktan yoksun bir şekilde yapılması hukuk devleti ilkesiyle çelişti. Pek çok etkinliğe sınırlama getirilirken AKP’nin siyasal çalışmalarını içeren etkinliklerine herhangi bir sınırlama uygulanmadı.

SORU ÖNERGELERİ YANITLANMADI

Pandemi döneminde açıklanan verilerin ulusal çıkarları koruma gerekçesiyle gizlendiği ortaya çıktı. Milletvekillerinin denetim hakkı kapsamında verdikleri 34 bin 486 soru önergesinden 4 bin 356’sı yanıtlandı. Pandemiyle ilgili olarak verilen toplam 508 soru önergesinden yalnızca 37’si yanıtlandı. Verilen yanıtlar, soruların cevapları yerine mevzuat ve bürokratik süreçlerin anlatılmasından oluştu.

GÖSTERİ HAKKI ENGELLENDİ

Türkiye İnsan Hakları Derneği’nin verilerine göre 2019’da polis, en az 1215 gösteriye müdahale ederken bu gösterilerde en az 3 bin 980 kişiyi de gözaltına aldı. 2020 yılında da haziran ile eylül ayı arasında 637 toplantı ve gösteriye müdahale edildi. Bu dönemdeki müdahalelere salgın gerekçe gösterildi. Cumhurbaşkanı’nın mitinglerinde herhangi bir engelleme olmazken 19 Mayıs, 30 Ağustos ve 29 Ekim başta olmak üzere milli bayramlar dolayısıyla düzenlenen pek çok etkinliğe izin verilmedi.

KADIN CİNAYETLERİ 5 KAT ARTTI

Kadın cinayetleri, AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında beri yaklaşık 5 kat artmıştır. 2020 yılında eylül ayına kadar Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre 209 kadın öldürülürken 123 kadın şüpheli olarak ölü bulundu. Sadece ağustos, eylül ve ekim aylarında ise 64 kadın cinayete kurban gitti.

Adalet Bakanı yargıya güvenin düştüğünü kalbiyle reddetti

medyabold
Devamını Oku »