27 Ocak 2020 Pazartesi

Kızım koğuşta dizanteri oldu, 3 kez acile götürdüm, ilaçları verilmedi

Çöpteki kitapta parmak izi bulundu diye tutuklanan Arzu Akçakaya’dan mektup var. 15 aylık bebeğinin dizanteri olduğunu anlatan Akçakaya yaşadıklarını yazdı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOL ÖZEL- Türkiye’de cezaevilerinde ne hasta tutuklular ne de tutsak bebekler sağlık hizmetinden doğru dürüst yararlanabiliyor. Altı aydır kızı Damla ile birlikte cezaevinde bulunan Arzu Akçakaya, eşine gönderdiği 9 sayfalık mektupta kızının koğuşta dizanteri olduğunu ve bebekli bir anne olarak hapiste yaşadıklarını yazdı.

15 aylık Damla bebeği aynı gün içinde 3 kez acile götürmek zorunda kaldığını söyleyen Arzu Akçakaya, “Çok hastalandı bir gün, durumu iyi değildi, neden olduğunu bilmiyorduk ve acile götürdük. Doktor dizanteri teşhisi koydu ve ilaç yazdı. Ama bebeğimin ilaçları zamanında alınmadı ve çocuğumla beraber ikinci kez acile gittik. Doktor buraya gelmeniz çözüm değil, bu çocuğun bir an önce ilaçlarının alınması lazım dedi. Yavrumun bünyesi o kadar zayıf düşmüştü ki, ilaçları vücudu sadece 1 gün kaldırabildi ve aynı gün tekrar ağırlaştı, yine acile gittik.” dedi.

Gardiyanlara kızını babasına vereceğini ve eşine haber verilmesini istediğini ifade eden Akçakaya, “Tamam dediler, aradan 5 dakika geçmeden, bebeği babasına veremeyeceğiz, çünkü mesai saati geçti, biz hastaneye götüreceğiz dediler. Çocuğumu babasına verip özel bir doktora göstermek istiyorum desem de beni dinlemediler ve çocuğumun ateşi 39,5 kadar yükseldi ve 3. kez acile gittik.” ifadelerini kullandı.

Dört gün boyunca hastaneden kalan Damla bebeğe serum takviyesi yapıldı. Akçakaya, taburcu olurken doktorun tekrar ilaç yazdığını ama o ilaçların da verilmediğini, eşi cezaevi yönetimini aradıktan 6 gün sonra ilaçların kendisine verildiğini belirtti.

DAMLA, TARIK VE EBRAR BEBEKLER

Arzu Akçakaya mektubunda Damla’nın dışında koğuşta iki bebek daha bulunduğunu söylüyor. 16 kişilik koğuşta 25 kişinin kaldığını anlatan Akçakaya, bebeklerin sık sık ranzalardan düştüklerini ve ranzalara çarptıklarını ifade ediyor: “Tarık bebeğimiz bir gün Ranza’da uyurken düştü, o gün o kadar korktuk ki… Önce yastık düşmüş, sonra da Tarık yastığın üstüne. Ya betona düşseydi, ya çocuğa bir şey olsaydı ne olacaktı! Tarığımız o kadar korkmuştu ki, zorla susturduk ama annesine yaşadıkları çok ağır geldi, saatler sonra sakinleşti.”

İLK DOĞUM GÜNÜNÜ KOĞUŞTA KUTLADI

2017’de evlenen Akçakaya çiftinin ilk çocukları Damla bebek, 9 Ekim 2018’de dünyaya geldi. İlk doğum gününü koğuşta kutlayan Damla’nın kaderini bugün Türkiye’de birçok çocuk yaşıyor.

ÇÖP KONTEYNIRINDAKİ PARMAK İZİ DELİL OLARAK DOSYASINA GİRDİ

Cemaat soruşturmaları kapsamında 2 Ağustos 2019’da tutuklanan Arzu Akçakaya bir gün sonra, Gaziantep Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklanıp kızıyla birlikte Gaziantep L Tipi Cezaevine gönderildi. 4 Şubat 2020’de ikinci kez hakim karşısına çıkacak olan Akçakaya’nın örgüt üyesi olduğuna dair iddianamesine delil olarak giren olaylardan biri de Bitlis’te bir çöp konteynırından çıkan kitaplarda parmak izinin bulunması. İddianamede o iddialar şöyle yer almıştı:

 

“15 Temmuz akabinde Bitlis ili Beş Minare Mahallesi 1301 Sokak, 160 Evler Sitesi, Seval ve Nur Apartmanı önünde bulunan sokak üzerindeki çöp konteynırı içine çevresine atılan kitap dökuman ve dijital materyaller ile Bitlis Olay Yeri İnceleme Müdürlüğü tarafından yapılan parmak izi çalışmalarında elde edilen izlerin karşılaştırılmasında tespit edilen izlerin şüphelinin sağ el orta parmak izi ile aynı olduğu tespit edilmiş olup bu husustaki bilgiler de dosyasına eklenmiştir.” Arzu Akçakaya’nın eşi M. Akçakaya, eşinin o tarihler arasında HTS kayıtlarında da görüleceği gibi Bitlis’te değil, Gaziantep’te olduğu söylüyor.

 

ARZU AKÇAKAYA’NIN MEKTUBU

Bitlis Eren Üniversitesi Tarih bölümü mezunu olan Arzu Akçakaya (29), eşine gönderdiği mektubunda gözaltına alındığı ve tutuklandığı 2-3 Ağustos 2019 gününü anlatıyor. Cezaevinin bebekli anneler için ise ne kadar zor olduğu bir kez daha görülüyor. İşte o mektup…

“2019 geride kaldı ama yaşananlar…
Öyle bir an ki… Sabah yedi buçukta uyanmıştım, işe gitmek için hazırlıklarımı tamamladım. Ama nedense pek gidesim yoktu. Damla da daha uyanmamıştı. Onu uykulu uykulu beşiğinden alıp bebek arabasına koydum işe gitmek için, nereden bilebilirdim ki akşam eve dönemeyeceğimizi…

Bugün sen İstanbul’da işlerini bitirmiş Adana’ya geçiyordun, Allah’ın izniyle akşam da evde olacaktın. Üç gündür evin hiç tadı yoktu sensiz. Sabah kızımla beraber dükkanın elektrik faturasını ödeyip öyle açtık dükkanı.

Bugün Damla çok durgundu, yüzünde çok farklı bir ifade vardı. Hemen fotoğrafını çektim, teyzesine attım, Damla bugün bir garip diye. İçine mi doğmuştu acaba kızımın bugün yaşayacaklarımız? Ve son olarak kızımın o halini çektim, nereden bilebilirdim ki…

Bugün işler çok ama çok durgundu, canım çok sıkılıyordu, zaten senin şehir dışında olman da cabasıydı. Dedim ki, keşke işler iyi olsaydı, kaç gündür şehir dışında yorulmuştun zaten, eğer iyi olsaydı geldiğinde yüzün gülerdi, bu tür düşünceler geçiriyordum içimden…

CUMA VAKTİYDİ, POLİSLER GELDİĞİNDE

Ve saat öğlen 1.10 civarıydı. Herkesin cumada olduğu vakitlerdi. Kızım kucağımda müşteriyle ilgileniyordum. Kafamı kaldırdım, kapıda bir kalabalık. O kalabalıktan biri yanıma yaklaşarak ‘Arzu hanım ben terör şubeden…’ diyerek kimliğini gösterdi. Bir an dondum, tarif edilemez duygular sardı beni. Kimliğimi bile istemeden adımla hitap etti, sanırım fiziki takip, her neyse…

Bir an çok çaresiz olduğumu hissettim. Yanımda sen yoksun, anam yok, babam yok, sadece 9,5 aylık kızım vardı. O an sana o kadar çok ihtiyacım vardı ki ama yoktun işte, sen de istemezdin böyle olmasını biliyorum. İşte her şey bitti, buraya kadarmış dedim.

KIZININ BİRİNE VERİLMESİ LAZIM

Polis etrafı toparla, dükkanı kilitle gidelim dedi. Nasıl toparladım bilmiyorum. Ve kızının birine verilmesi lazım dedi. O an çocuğumdan ayrılık korkusu bitirdi beni. Etrafı toparlarken kara kara düşünüyordum, ben bu haberi eşime nasıl vereceğim, şimdi nasıl üzülür diye içimden geçirdim. Ve işin zor tarafı 9,5 aylık kızımı bebeğimi kime teslim edecektim?

Faruk’a haber verdim sana ulaşamayınca. Damla’nın alınması lazımmış, beni şubeye götürüyorlar deyince Faruk bir an kötü oldu. ‘Tamam yenge’ diyebildi sadece. Ve bebeğimle beraber Maraş KOM Şubesine gittik. Damla’yı almaya halası geldi, verirken o kadar zorlandım ki çok kötü oldum, kızımla ilk ayrılık anımdı. Giderken kızımın bana bakışlarını asla unutamam.

Ve ifademe başlandı sonra, Maraş Adliyesine götürüldüm. Yol boyunca aklım kızımdaydı ve adliyede savcıyı bekledik. Sonra bir telefon geldi. Savcı ifademi almadı. Antep beni buraya istemiş, buna hiç anlam veremedim, hala da öyle…

BANA BİR GÜZEL BAĞIRDI

Ve Maraş’tayken sağlık kontrolüne gittiğimizde işlemler bittiğinde arabaya bindik. Baktım benden taraf arabanın kapısı tam kapanmamıştı. Fark ederler herhalde diye düşündüm. Çünkü benim acım başkaydı, o dertte değildim. Araba hareket etti, baktım beş dakika sonra durdu. Yanındaki memur şoföre niye durdun dedi, onun taraftaki kapı açık o yüzden dedi. Sonra indi ve kapıyı kapattı. Bana bir güzel bağırdı, niye açtı diye.

Halbuki benim kapıyla aramda bayağı bir mesafe vardı ve yanımda da bayan memur oturuyordu. Dokunmadığımı o da biliyordu ama sesini çıkarmadı. Ben açmadım diye açıklama yaptığımda kimin umurunda, kapıyı kilitledi. Kendi yapmış olduğu hatayı bana mal etti. Bu beni o kadar incitti ki…

Ve indikten sonra tek bir cümle söyledim bayan memura: ‘Ben arabadan atlayacak kadar karaktersiz bir insan değilim’ dedim. Ve bu sözün üzerine bayan memur: ‘Biliyorum sen kapıya dokunmadın, zaten şubeye gelince arkadaşa söyledim’ dedi.

Ama benim için önemli olan o anda söylemesiydi ama sustu… Ve Maraş’a akşam ezanı okunurken ben polis arbasında sen ise arkada araçta kızım ve halasıyla beraber beni takip ediyordun. Aklım sürekli sizdeydi. Kaç defa arkama dönüp dönüp baktım bilmiyorum.

MEĞER NE ÖNEMLİ TERÖRİSTMİŞİM!

Ve bu şekilde Antep’e doğru yol alıyorduk. Meğer ne önemli terörsitmişim ki beni 9,5 aylık bebeğimle gece gece Antep yollarına düşürdüler. Ve bir saat yolculuğun ardından gece Antep KOM’a geldik. Ve birkaç saat ayrılığın arkasından kızım kucağımdaydı, doya soya sarıldım, kokusunu içime çektim, gözyaşlarım akıverdi. Canım yavrum benimle beraber rezil oluyordu.

Sen ise bilmediğin Antep sokaklarında kızıma bez gibi ihtiyaçlarını almak için gezip durmuşsun. Şubeye bu eşyaları getirdiğinde o kadar kötüydün ki… Nasıl kötü olmayasın, eşin, kızın karakollarda ve onlardan ayrıldın. Biliyorum senin için de o kadar zordu ki…

Ve ifademe yarın sabah 9’da başlanacağı söylendi. Memur bana klimalı bir oda verdi. Deri koltukların üzerinde bebeğimi uyuttum, o kadar yorulmuştu ki… Bense sabaha kadar uyumadım. Koltuktan düşer diye başucunda bekledim. O gün sabah olmadı, çünkü beni çok bir hayat bekliyordu artık…

Bir konuda minnettarım, beni bebeğimle beraber o gün nezarethaneye koymadılar, bu noktada çok teşekkür ediyorum o memurlara. Ya koysalardı ne yapardım be nezarethanede çocuğumla? Kim bilir…

İFADE ARASINDA KIZIMI EMZİRDİM

Ve ifadeye başlandı. Sen ve kızım ise koridorda ifademin bitmesini bekliyordunuz. Damla durmayınca memurun da izniyle ara verilip kızımı emzirdim. Kısacası kızım ve sen ifade esnasında rezil olmuştunuz biliyorum. Damla seni çok zorlamıştı. Kim bilir sen hangi düşünceler içerisindeydin.

Ve ifade bitti. Küçücük çocuğum olmasına rağmen suçsuz yere savcılık ve mahkeme tutuklama kararı verdi. Tutuklandığıma değil de senden ve kızımdan ayrılmam o gün beni mahvetti. O gün cezaevine gelirken senden tek isteğim “Çocuğumu bana getir” demek oldu ağlayarak, sen ise “Getireceğim canım, üzülme ne olur” diyerek ağlamıştın.

CEZAEVİNE GİDİYORDUM VE KIZIMI BANA VERMEDİLER

O an benim için çok zordu. Cezaevine gidiyordum ve kızımı bana vermediler. O an anneliği ne demek olduğunu iliklerime kadar hissettim. Arkada gözü yaşlı bir bebeğim, eşim kaldı. Yol boyunca ağladım. Acımdan arabanın içindeki memurlara ‘Beni yavrumdan ayırdınız’ dedim. Bayan memur ‘Biz seni ayırmadık, kızını sana getireceğiz’ dedi. Erkek memur ise biraz sert çıktı bana. ’15 Temmuz’da o ölen şehitlerin çocukları yok muydu, o hak değil miydi, neden sustun’ dedi. Evet haktıi kim yaptıysa Allah belasını versin dedim. O zaman sustu. Sanki ben öldürdüm, bana öyle demesi çok zoruma gitti.

Ve yavrum kucağımdan uçup gitmişti. Ve 3 Ağustos unutulmaz bir gün, cezaevine giriş, üniversite koridorlarından cezaevine çok hazin. Kimlik bilgilerim alındı, bir suçlu gibi parmak izim alındı, fotoğraf çekildi ve arama yapıldı. Bu an bende acı izler bıraktı.

Bir karıncayı incitmeye korkan ben, sinek rahatsız ettiğinden öldürmekten ziyade kovalamayı seçen ben, terörist damgası yiyerek cezaevine girdim, bu ne kadar ağır bir imtihandı. İçeride beni nasıl bir ortam bekliyordu bilmiyordum, zaten bunları da düşünmüyordum. Çünkü aklım fikrim sen ve kızımdaydı, şimdi ne yapıyorlar diyordum.

Ve koğuşa girdim. Etrafımı bir kabalalık sardı. Hepsi o kadar samimi ve güleryüzlüydü ki… Hep beraber benim için koşturuyorlardı. Biri yemek hazırlıyor, biri çarşaf, yastık vs… Ve bu an bir nebze de olsa acımı dindirip korkularımı almıştı benden. Ve memurun ‘Kızın birkaç saate sana getirilecek’ demesiyle zindanım aydınlandı, rahatladım. Ve gece 12’de kızım memurun kucağında geldi, gözü yaşlı, perişan bir şekilde… Beni görünce öyle bir içten gülümsemesi vardı ki…

hemen kucağıma atladı, doya doya sarıldım yavruma ve arkadaşlar da bu anımıza mutlu oldular ve ağladılar. Canım yavrum, o gün ben nereye geldim dercesine etrafına şaşkın şaşkın bakıyordu. Nasıl bakmasın, etrafında büyük bir kalabalık demir parmaklık ve kapılar…

Evet gelişiyle bir an mutlu oldum, zindanım aydınlandı ama diğer yanım acılı bir şekilde dışarıda kalmıştı, yani sen… Kim bilir ne haldeydin… Kendime gelmem bir ayı buldu. Anlatacak, yazacak çok sey var 2019’a dair. Ama bende derin izi olan 2 ve 3 Ağustos’u yazmak istedim sadece.

BİR AY YERDE, SÜNGER ÜZERİNDE UYUDUK

Kızımın alışması çok zor oldu, yirmi gün boyunca etrafına tuhaf tuhaf baktı. Kimseye gitmedi, ağladı. O anlar beni çok zorladı. Ve ilk geldiğimde bir ay yere sünger koyarak öyle uyuduk. Üst ranza boştu ama ben oraya çıkmadım, çocuğumla beraber orada kalamazdım. Ve kızım rahat uyusun diye ben hep ucunda kaldım süngerin. Bazen hiç uyuyamadım. Öyle işte, hangi kelime yasananları tam anlatır bilmiyorum. 2019 geride kaldı ama hüzünle anılacak şekilde…

YERE BİR ŞEY SERMEK YASAK

Maltada (avlu) çocuk olmak!

Bunu hangi kelime ya da cümle ifade edebilir ki…
Burdaki bebeklerin besiği, emeklediği odaları, temiz havaları, sıcak yuvaları, güneşleri, özgürlükleri alındı elinden, tıpkı benim yavrumun olduğu gibi. Koydular buz gibi beton yığınlarının arasına. Ve bu bebeklerden biri de benim kızım. Mapus nedir, zindan nedir bilmezken, daha on aylıkken buraya girdi, alındı özgürlüğü kızımın. Tam emekleme çağındaydı ama emekleyemedi, kucağımda gezdi. Çünkü yerler beton, halı yok, yere bir şey sermek yasak. Şimdi yürüyor ama emekleyemeden yürüdü yavrum, diğer bebekler gibi.

11 AYLIK EBRAR BEBEK

İlk geldiğinde Ebrar bebeğimiz vardı, 11 aylıkken mapus olmuş ve 20 aylıkken tahliye oldu. Burada yürüdü, burada konuştu ama bir farkla emekleyemeden yürüdü. Gardiyanların her kapıyı açışlarında ve bağırdıklarında bebeklerimiz korkarak uyanıyor, ortam gürültülü, sağlıklı uyuyamıyorlar. Burada bebeğimizin temizliği için bir ıslak mendil bile alamıyoruz yasak olduğu için bu durum o kadar zorluyor ki…

Dışarıdan mama alımı yasak, içerideki koşullar mama yapmaya müsait değil. Zaten bir aydır semaverimiz yok, tamiri mümkün değilmiş, bir çorba bile yapamayacağız bebeklerimize. Bir yetişkin gibi gelen yemeklerden yemeye çalışıyorlar.

TARIK’IN ANNESİ SAATLER SONRA SAKİNLEŞTİ

Damla ve Tarık bebek bir görüş gününde. Tarık bebek daha sonra tahliye oldu.

Ortam tehlikeli, bir an dikkatli davranmazsan ranzaya çarpıyor bebeklerimiz. Kaç defa çarptı bilmiyorum. Her çarpışlarında yüreğimiz yandı. Hele Tarık bebeğimiz bir gün Ranza’da uyurken düştü, o gün o kadar korktuk ki… Önce yastık düşmüş, sonra da Tarık yastığın üstüne. Rabbim korumuş. Ya betona düşseydi, ya çocuğa bir şey olsaydı ne olacaktı! Tarığımız o kadar korkmuştu ki, zorla susturduk ama annesine yaşadıkları çok ağır geldi, saatler sonra sakinleşti. O gün hep beraber Tarığımıa bir şey olmadığı için Rabbimize bir kez daha şükrettik. Burada çocukların tek aktivitesi daracık odada oynamak yürütçle gezmek…

Güneşten mahrum büyüyor buradaki bebeklerimiz. Bir 10 dakika güneşe çıkarmak için can atıyoruz, kemikleri güneş görsün diye ama… Etrafta ranzalar ve demir kapılar ve beton yığını var. Kapıların kolu yok, bir yere çarpsa çok tehlikeli. O yüzden yürüyene kadar annelerin kucağında ya da yerlerde geziyorlar.

SICAK SU SÜRESİ 50 DAKİKA

Sağlıklı bir şekilde bebeklerimizi banyo yaptıramıyoruz burada. Verilen sıcak su süresi 50 dakika, bazen o kadar bile olmuyor. Bundan dolayı sıcak suyla çamaşır yıkayamıyoruz. Dolayısıyla çamaşırlar hijyenik olmuyor.

Ve sık sık su kesintisi yaşanıyor. Şu an 16 kişilik koğuşta 25 kişi kalıyoruz. Sık Sık su kesintisinin yaşandığı bir yerde bu kadar kalabalık da hijyen peek de mümkün olmuyor.

Daracık odada bebeğimin oynayacak bir alanı bile yok. Üçerli kalınan bir odada bebek nerede oynasın? Hele aramalarda bebeklerimiz uyuyamıyor, o tatlı uykularından uyandırıp kucağımıza alıyoruz, arama bitene kadar bizimle beraber bekliyorlar.

Ve görüşlerde can yakan durumlardan biri de bebeklerimizin kendi babalarından bir yabancı gibi korkup yaklaşmamaları… Bu durum babaları ve anneleri o kadar üzüyor ki… Bir sıcak yuvadan yoksunlar buradaki bebekler…

GÖREBİLDİKLERİ TEK ŞEY DUVAR

Ve babalar babalar… Yavrularının en tatlı anlarını göremiyorlar. İlk baba deyişini, ilk adımını göremiyorlar, ne kadar acı… Böyle kolay işte yuvanın parça parça edilmesi. Burada çocuğuna pencereden dışarı baktırdığında gösterebildiğin tek şey, karşında duran DUVAR…

Pencereden baktıklarında izleyebilecekleri ne bir kuş, ne bir çiçek, ne bir araba, ne bir ağaç var bunlardan mahrumlar. Bazı bebeklerimiz gardiyanlar kapıyı açtıklarında kucaklarına gitmek istiyor, Çünkü dışarı çıkıp gezmek istiyorlar. Nasıl istemesinler ki… Bir yetişkin olarak bizler bile o kadar sıkılırken daracık odada, bebekler nasıl sıkılmasın…

Bazen oyuncaklardan bile sıkılıyorlar, oynamak istemiyorlar. Ve bebeğimin cezaevinde oluşuyla yaşadığımız o çocukluk anıları unutulur mu?

BİR GÜN ÇOK HASTALANDI

Canım yavrum çok hastalandı bir gün durumu iyi değildi, neden olduğunu bilmiyorduk ve acile götürdük. Doktor bebeğime dizanteri teşhisi koydu ve ilaç yazdı. Ama bebeğimin ilaçları zamanında alınmadı ve çocuğumla beraber ikinci kez acile gittik. Doktor buraya gelmeniz çözüm değil, bu çocuğun bir an önce ilaçlarının alınması lazım dedi. Ama canım yavrumun bünyesi o kadar zayıf düşmüştü ki, ilaçları vücudu sadece 1 gün kaldırabildi ve 2 Ekim günü çok ağırlaştı durumu, gün boyu koştu, ateşler içinde kaldı.

Gardiyanlara söyledim, bebeğin babasını çağırın, babasına vereceğim dedim, tamam dediler, seni aradılar. Baba hazırla bebeği, 10 dakika sonra vereceğiz dediler. Ama aradan 5 dakika geçmeden, bebeği babasına veremeyeceğiz, çünkü mesai saati geçti, biz götüreceğiz dediler. Ben hayır hastaneye gitmek istemiyorum, ben çocuğumu babasına verip özel bir doktora göstermek istiyorum desem de beni dinlemediler ve çocuğumun ateşleri 39,5 kadar yükseldi ve 3. kez acile gittik 2 Ekim’de.

4 GÜN HASTANEDE KALDI

Tabi sen ise o kadar yoldan gelip cezaevinin kapısından geri çevrildin yavrunu alamadan, göremedin. Hastanede bile yavrumuza yaklaştırmadılar. 1 dakika olsa göremedin yakından. Ve 3. kez gidişimizde bebeğimizin durumu çok ağırdı. 2 saat hastaneye gitmek için revirde bekletildim, o kadar çaresizdim ki… Ve doktor bebeğime yatış verdi. 4 gün boyunca serum takviyesi yapıldı. Canım yavrumun bünyesi o kadar zayıf ki, damar yolu açamadılar, çok zorlandılar, küçücük bedenine 5 yerinden damar yolu için iğne yedi. Ve yavrum o kadar bağırıyordu ki, ben ise hiçbir şey yapamıyordum. Sadece canım yanıyordu manzara karşısında…

Ve aileme en ihtiyacım olduğu bir zamanda ne yazık ki ailem yanıma gelemiyordu, çünkü izin yoktu. Bir baba olarak çocuğunun durumunu öğrenebilmek için neler yaptın. Neden bu kadar zordu? Bir baba olarak en doğal hakkındı ama mahkum olunca öyle olmuyormuş. Öyle işte, unutulmayacak ve izleri asla silinmeyecek hazin bir hastane süreci olmuştu.

Ve taburcu olurken doktor yeniden ilaçlar yazdı. Her gün dilekçe yazdım ilaçların getirilmesi için, bana ‘reçete kayıp, emin misin yazdığından’ ben de evet dedim, doktorla görüşülüp bana dönülecekti ama dönülmedi her gün dilekçe yazmama rağmen. Sonra sana söylemiştim, ilaçların verilmediğini, sen de üzüldün, bana neden geç söyledin dedin ve kurumu aramanlar ilaçlar 6 gün sonra verildi.

İLAÇLAR 6 GÜN SONRA VERİLDİ

Evet kızım hamd olsun iyiydi, ya kötü olsaydı? İlkinde ilaçlar geciktiği için durumu fenalaşmıştı, 2. kez aynı şey yapıldı, ilaçlar 6 gün sonra verildi, neden böyleydi, çocuk bu?

Cezaevinde bir anne olarak bebeğin içi bazen hiçbir şey yapamıyorsun, o kadar çaresizsin ki… Burada bir bebek olmak da anne olmak da çok zor. Bir anne olarak canın yanıyor, bebeğinin sesin kaderine tabi olmasına… Diğer bebekler dışarıda temiz hava alırken, güneş görürken, gezerken, sıcak yuvalarında babalarıyla beraber yaşarken, rahat odalarda emeklerken senin çocuğun tüm bunlardan mahrum olduğu için bir anne olarak kahroluyorsun ama çaresizlik işte…

Bu bebeklerin hakkı ödenir mi?

Yeni Türkiye: Halk “Elazığ Kürt mü?” diye sorar; devlet HDP’linin yardımını kente sokmaz

 

medyabold
Devamını Oku »

Saray basın kartı iptal edilen gazetecileri ‘Art niyetli’ olmakla suçladı

BirGün ve Evrensel çalışanlarının, basın kartlarının tepkiler sonrası geri verilmesinin ardından, açıklama yapan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, gazeteleri ve çalışanlarını suçladı.

BOLD- E-devlet hesaplarında, basın kartlarının kullanım dışı olduğu bilgisi yer alan, BirGün ve Evrensel gazetesi çalışanlarının durumu geçen hafta basına yansımıştı. Gazete yönetici ve çalışanlarının e devlet ekran görüntüsünü alarak resmi kurumlara başvuruda bulunmuştu. Yapılan girişimlere rağmen söz konusu uygulamanın nedenine dair, gazetecilere bilgi verilmemişti. Uygulamanın ortaya çıkmasının ardından büyük tepki gelişirken iptal edilen kartlar e-devlet’te tekrar ‘kullanımda’ haline getirilmişti.

GAZETECİLERİ SUÇLADI: TERÖR ÖRGÜTÜYLE BAĞI VAR MI YOK MU BAKIYORUZ

Konuyla ilgili Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’dan bir açıklama geldi. İptal iddialarının gerçeği yansıtmadığını öne süren Altun, “Kendilerine basın kartı verilmediğini iddia eden kurumlarda da yeni basın kartlarını alanların bulunması bile bu art niyetli girişimi boşa çıkarmaktadır” dedi.

Basın kartı başvuru sahiplerinin derinlemesine incelendiğini belirten Altun’un açıklaması şu şekilde: “Son günlerde bazı medya kurumlarında çalışanların basın kartlarının iptal edildiğine yönelik iddialar gerçeği yansıtmamaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti İletişim Başkanlığınca basın kartına yönelik tüm işlemler, Basın Kartı Yönetmeliği çerçevesinde gerçekleştirilmektedir.

İlk basın kartı veya sürekli basın kartı başvurularının yanı sıra; genel kart değişimi, kayıp, yıpranma, kurum değişikliği ya da mesleğe geri dönme gibi nedenlerle de yeni basın kartı başvurusu yapılmaktadır.

İletişim Başkanlığı Basın Kartı Başvuru Sistemi açıktır ve güncel olarak başvuruları almaktadır. Başvuruların ardından değerlendirme süreci, basın kartının itibarını ve saygınlığını koruyacak şekilde titizlikle yürütülmektedir.

Bu kapsamda, başvuru sahibinin Basın Kartı Yönetmeliğinde belirtilen “basın kartı verilecek kişilerde aranan şartları” taşıyıp taşımadığını tespit etmek üzere derinlemesine araştırmalar yapılmaktadır.

İletişim Başkanlığı kurulduğundan itibaren değerlendirme süreci tamamlanan 13 bin 372 medya mensubuna yeni basın kartları teslim edilmiştir. Bu sayının içinde ulusal ve yerel ölçekli bütün medya kurumlarından çok farklı unvanlarda medya emekçileri yer almaktadır. Şu anda değerlendirme süreci devam eden başvuru sayısı 894’tür.

Bu süreçte, teknik kriterlerin yanı sıra başvuru sahibinin gerçekten mesleki faaliyet icra edip etmediği, herhangi bir terör örgütüyle bağlantılı olup olmadığı, mahkumiyet kararı ya da meslek onurunu zedeleyici tutumları gibi çeşitli kriterler göz önünde bulundurulmaktadır.

Mevcut durumda değerlendirme süreci devam eden kartlarla ilgili herhangi bir iptal durumu söz konusu değildir. Basın kartına yönelik henüz neticelenmemiş yenileme başvuruları hala aktiftir. Dolayısıyla özellikle bazı medya kurumlarında çalışanların kartlarının iptal edildiği iddiası kesinlikle gerçek dışıdır. Her kurumda yeni basın kartını alanlar olduğu gibi, değerlendirmesi devam edenler de bulunabilmektedir.

Kendilerine basın kartı verilmediğini iddia eden kurumlarda da yeni basın kartlarını alanların bulunması bile bu art niyetli girişimi boşa çıkarmaktadır. Değerlendirmesi devam eden başvurulara ilişkin süreç tamamlandığında başvuru sahiplerine gerekli bildirimler yapılacaktır.”

 

Öğrencilere anonslu tehdit: ‘Yurttaki deprem çatlaklarını paylaşırsanız yurttan atılır, burs ve kredileriniz kesilir’

medyabold
Devamını Oku »

Irak’taki ABD Büyükelçiliği’ne roketli saldırıda 3 kişi yaralandı

Amerika Birleşik Devletleri’nin Bağdat Büyükelçiliği’ne pazar günü en az 3 roket fırlatıldı. Yüksek güvenlikli Yeşil Bölge’de bulunan Bağdat Büyükelçiliği’ne atılan roketlerden birinin kafeteryaya isabet ettiği bildirildi.

BOLD – Bağdat Büyükelçiliği’nden bir güvenlik yetkilisi saldırılarda 3 kişinin yaralandığını açıkladı. Saldırıyı üstlenen olmadı.

Irak Başbakanı Adil Abdül Mehdi saldırıları kınadı ve bu tür saldırıların devamının “Irak’ı çatışma alanına dönüştürme” riski taşıdığını kaydetti.

ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Irak hükümetini diplomatik binalarımızı koruma yükümlülüğünü yerine getirmeye çağırıyoruz” denildi.

Azil yargılamasında ‘diktatör olarak tanımlandı, dış ilişkileri kendi çıkarları için kullanmakla suçlandı

medyabold
Devamını Oku »

Yeni Türkiye: Halk “Elazığ Kürt mü?” diye sorar; devlet HDP’linin yardımını kente sokmaz

Elazığ depreminden sonra halk, Google’da “Elazığ Kürt mü?” diye arama yaptı en çok. Devlet ise HDP’li belediyelerin yardımını Elazığ’a sokmadı.

BOLD  – Depremden sonra Elazığ’a yardım için seferber olanlar arasında HDP’li belediyeler de vardı. Ancak Elazığ Valiliği, HDP’li Ergani Belediyesi’nin depremzedelere gönderdiği 2 kamyon yardım malzemesinin kente girişine izin vermeyerek, geri gönderdi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) yönetiminde olan Diyarbakır’ın Ergani İlçe Belediyesi’nin Elazığ’daki depremzedeler için gönderdiği 2 kamyon yardım kent girişinde polis tarafından durdurularak geri çevrildi. Ergani’den yola çıkan ve içinde gıda, çocuk bezi, kadın pedi, el feneri, ekmek, su gibi birçok malzemenin olduğu yardım kolileri, Elazığ Valisi’nin emriyle kente sokulmadı. Valiliği’nin talimatı doğrultusunda kamyonları kente alamayacaklarını kaydeden polisler, AFAD ekiplerinin yardımları dışında yardım kabul edilemeyeceğini söyledi.

Belediyenin hazırladığı 2 kamyon yardım malzemesi Elazığ’dan Ergani’ye doğru polis eşliğinde geri gönderildi.

ELAZIĞ KÜRT MÜ?

Elazığ ‘da yaşanan deprem sonrası google üzerinde “Elazığ kürt mü türk mü?” sorusu arama trendlerine girdi.

Google ‘da trend olan arama:

Bu aramanın yapılması büyük ayrımcılık olarak nitelendi. HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan “Acıların dili, dini, ırkı olmadığını” söyledi:

”Elazığ’da ki depremden sonra Google’da en çok aranan ‘Elazığ Kürt’mü sözcüğü olmuş. Herkes şunu iyi bilsin ki Türküyle, Kürdüyle, Ermeni Süryanisiyle, Lazı, Arabı, Çerkez’iyle bir bütünüz.”

İktidar partisi AKP ise HDP’li belediyelerin yardımlarını Elazığ’a sokmayarak bu söyleme destek vermekle suçlanıyor.

 

medyabold
Devamını Oku »

26 Ocak 2020 Pazar

Bir hukuksuz karar daha; Tüketici Hakem Heyeti, KHK’lıya maaş hesabı açmayan bankayı haklı buldu

Manisa’da banka, KHK’li doktora maaş hesabı açmadı. BDDK Hakem Heyetinden de ret yanıtı alan doktor bunun üzerine Tüketici Hakem Heyeti’ne başvurdu. Hakem heyeti ‘bankanın tasarrufu’ deyip olumsuz cevap verdi.

BOLD – KHK’lı doktor “Yargı yolu açık ama KHK’lı olduğum için büyük ihtimalle oradan da ret yanıtı alırım. Mücadeleme daha fazla devam etmeyeceğim” dedi.

Gazete Duvar’ın haberine göre, KHK’lı tıp doktorunun bankadan hesap açamamasıyla ilgili başvuruda bulunduğu tüketici hakem heyetinden yanıt geldi. Manisa’ya bağlı Şehzadeler İlçe Tüketici Hakem Heyeti verdiği kararda “Açılması gereken mevduat hesabının kişi talebi dışında banka tasarrufunda olduğunu” söyledi. KHK’lı doktor ise yaptığı bütün başvuruların sonucunda olumsuz yanıt alması nedeniyle umudunu yitirdiğini söyledi.

HAKEM HEYETİNE BAŞVURU: BANA NEDEN HESAP AÇILMIYOR?

KHK ile ihraç edilen doktor özel bir bankadan hesap açtırmak istedi. Ancak banka, KHK’lı diye hesap açtırmadı. Bunun üzerine bankaya dilekçe yazan doktora, yine ‘ret’ yanıtı geldi. Doktor pes etmeyerek bu kez de Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu Hakem Heyeti’ne başvuruda bulundu. Hakem heyeti de KHK’lı doktoru reddetti. Doktor, son olarak maaş hesabının açılması için bulunduğu ilçedeki Şehzadeler İlçe Tüketici Hakem Heyeti’ne şu dilekçeyle başvurdu: “Banka, çalıştığım iş yeri ile maaş hesabı anlaşması yapmasına rağmen tarafıma maaş hesabı açmamakta. Bunun için bir sebep de göstermemekte. Banka bu konu ile ilgili olarak hem şubeden hem de internet üzerinden başvurduğumda cevap olarak kısaca, ‘Sizinle çalışmama kararı alınmıştır’ demekte ve bir sebep belirtmemektedir. Banka tarafından sözleşme gereği olarak adıma maaş hesabı açmasının sağlanmasının, maaş hesabı açılmaması durumunda ise yazılı olarak tarafıma sunulmasının sağlanmasını talep ediyorum.”

BANKA: SÖZLEŞME YAPMAYA ZORLANAMAYIZ

Hakem heyeti başvuru üzerine bankadan savunma istedi. Heyet, bankanın yaptığı savunmayı iki cümleyle özetledi: “Banka politikaları gereği başvuru sahibi ile ilişkilerini sonlandırma kararı aldıklarını, çalışma ve sözleşme serbestisi gereği başvurucu sahibi ile çalışmaya ve sözleşme kurmaya zorlanamayacaklarını…”

HAKEM HEYETİ: BANKANIN TASARRUFU

İlçe tüketici hakem heyeti bu yanıt üzerine KHK’lı doktorun bu talebine olumsuz yanıt verdi. Heyet, “Başvuru eklerinde tüketicinin çalışmış olduğu iş yerine ait banka ile işveren arasında imzalanan maaş ödeme protokolünün yer alması gerektiği, dosya içeriğinde uyuşmazlık konusuna ait sağlıklı karar verilebilecek herhangi bir belgeye rastlanılmadığı bu sebepten eldeki verilere göre karar verilmesi gerektiği tespit edilmiştir” dedi. Hakem heyeti, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 26’ncı maddesinde yer alan ‘Sözleşme özgürlüğü’nü işaret ederek maaş hesabının açılıp açılmamasının bankanın kendi tasarrufunda olduğu yönünde karar verdi: “Mevcut belgeler ve bilgiler ışığında ilgili kanunun maddesinden de anlaşılacağı üzere, açılması gereken mevduat hesabının kişi talebi dışında bankanın tasarrufunda olduğu, bu sebeplerden dolayı şikayetin tüketici yönünden reddinin uygun olacağı heyetimizce değerlendirilmiştir.”

MÜCADELEME DAHA FAZLA DEVAM ETMEYECEĞİM

KHK’lı doktor, tüketici hakem heyetinin verdiği bu karara tepki gösterdi ancak yeniden mahkeme yoluna gitmeyeceğini söyledi. Doktor, bunun gerekçesini de şöyle anlattı: “Hakem heyeti ‘İş veren ile banka arasında imzalanan sözleşme de başvuruda olmalıydı’ diyor. Kısaca bu olmadığı için ‘bankayı haklı buluyorum’ diyor. Ama banka yine sebep belirtmemiş. Eğer isteselerdi bilirkişi atayıp sözleşmeye kolayca ulaşabilirlerdi. Ya da sözleşmeyi bankadan isteyebilirlerdi. Ben şahıs olarak ticari bir sır hükmü taşıyan bir belgeyi, anlaşmayı nasıl hakem heyetine sunabilirim? Bunu düşünen yok. Banka da çalışma ve sözleşme serbestliğine vurgu yapmış ama ben bir çalışan olarak aynı serbestliği kullanamıyorum. Çalıştığım işletme bu banka ile anlaşınca ‘hesap oradan açılacak’ diyor. Sanırım tüketici hakem heyeti de bu konuyu deşmek istemiyor. Belki de ‘Bu adam KHK’lı fazla deşmeyelim’ demişlerdir. Böylece direkt topu bankaya atmışlar. Mahkeme yolu açık ama artık bu işten sıkıldım. KHK’lı olduğum için büyük ihtimalle mahkemeden de ret yanıtı alırım. Mücadeleme daha fazla devam etmeyeceğim.”

“Gönderin” talimatıyla enkazdan çıkartılan yaralı Erdoğan’ın yanına götürüldü

medyabold
Devamını Oku »

Öğrencilere anonslu tehdit: ‘Yurttaki deprem çatlaklarını paylaşırsanız yurttan atılır, burs ve kredileriniz kesilir’

Siirt’teki Hassa Hatun Kız Yurdunda kalan öğrenciler, Elazığ merkezli deprem sonrası oluşan çatlakları sosyal medyadan paylaştıkları için yurt idaresi tarafından anonsla tehdit edildi.

BOLD- Geçen Cuma akşamı meydana gelen ve 35 canın yitirildiği, Elazığ-Sivrice merkezli 6.8 şiddetindeki depremden, çevredeki birçok yerleşim yeri de etkilendi. Depremin hissedildiği en çok hissedildiği illerden, Siirt’te de bazı binalar hasar aldı. Bu binalardan biri de Hassa Hatun Kız Yurdu.

SIVAYLA KAPATMA ÇABALARI TEDİRGİN ETTİ

İki bin öğrenci kapasiteli yurdun duvarlarında çatlaklar oluştu. Çatlakların yurt yetkilileri tarafından sıvayla kapatılmaya çalışılmasından tedirgin olan öğrenciler, durumu sosyal medyadan paylaşarak yetkilileri göreve çağırdı. Yurt yönetimi paylaşım yapan 300 öğrenci hakkında bir dizi yaptırım kararı aldı.

ÖNEMLE DUYURULUR

Yönetim bu kararları yurt içinde öğrencilere anons etti. Yapılan anonsta şu ifadeler kullanıldı, “Elazığ’da yaşanan deprem sonrası bazı öğrenciler tarafından yurdumuzun yıkılacağı söylentileri sosyal medyada yayılarak öğrencilerin tedirgin olmalarına sebep olmuştur. Ancak Siirt Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından yapılan incelemenin yanı sıra, bina ile ilgili çekilen fotoğrafların ilgili kurum ve kuruluşlarca yapılan değerlendirme sonucunda yurt binasının tüm taşıyıcı unsurlarında herhangi bir çatlağın olmadığından, bir tehlikenin söz konusu olmadığı anlaşılmıştır. Sosyal medyada asılsız haber veren ve paylaşan öğrencilerimizin yurt idare ve işletme yönetmeliğine göre suç işledikleri ve bu suçun yurttan süresiz çıkarma cezası kapsamına girdiği gibi, bu suçtan yurttan atılan öğrencilerin burs ve öğrenim kredilerinin de kesileceğinin bilinci içerisinde olmaları önemle duyurulur.”

Tehlikeye dikkat çeken öğrencilerin, anonsla tehdit edilmeleri, kısa sürede sosyal medyada da gündem oldu. Tedirgin öğrencilerin, yurttan atma, burslarını ve kredilerini kesmekle tehdit eden, Hassa Hatun Kız Yurdu yönetimi büyük tepki topladı.

SİİRT VALİLİĞİNDEN AÇIKLAMA

Olayın öğrenilmesi üzerine, yazılı açıklamanın yapıldığı Siirt Valiliğinden konuyla ilgili, ”Valilik koordinesinde, Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü, Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü, AFAD ve diğer ilgili birimler tarafından yurt binasında gerekli incelemeler ve denetimler yapılarak, kız öğrenci yurdunda depreme karşı statik yönden tehlike arz edecek herhangi bir duruma rastlanılmamıştır. Ayrıca Ankara’dan uzmanlardan oluşan bir heyetin de Kız öğrenci yurdunda gerekli inceleme, tahlil ve analiz yapmaları talep edilerek, en kısa zamanda incelemelere başlanılacaktır. Sosyal medya üzerinden yapılan deformasyon devletimizin ve aziz milletimizin Elazığ depreminde gösterdiği dirayeti ve acil müdahalesindeki başarısı ilimizdeki bu kız öğrenci yurdu üzerinden karalanmak istendiği aşikardır. Dolayısıyla Sosyal medya üzerinden yapılan spekülasyonlar ve iddialar gerçek dışıdır. Kamuoyuna Saygıyla Duyurulur” denildi

GENÇLİK VE SPOR BAKANLIĞINDAN AÇIKLAMA

Konuyla ilgili Gençlik ve Spor Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliğinden de bir açıklama geldi. Açıklamada, ”Ankara’dan uzmanlardan oluşan bir heyet de Kız öğrenci yurdunda gerekli incelemeleri yapması üzerine görevlendirilmiştir. Bu bilgiler ışığında gençlerimizin hasarlı bir binada kaldıkları iddiası asla gerçeği yansıtmamaktadır” denildi.

“Gönderin” talimatıyla enkazdan çıkartılan yaralı Erdoğan’ın yanına götürüldü

medyabold
Devamını Oku »

‘Depremzede Erdoğan için enkaz altında 1 saat bekletildi’ diyen Akinan’a valilikten suç duyurusu

AFAD ekibinin, enkaz altıdaki bir yaralıyı, Tayyip Erdoğan’la buluşturmak isteyen yetkililerce, 1 saat beklettiğini iddia eden gazeteci Serdar Akinan hakkında valilik suç duyurusunda bulundu.

BOLD- AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, Elazığ depreminde en fazla etkilenen Mustafa Paşa Mahallesi’nde arama-kurtarma çalışmalarının sürdüğü bir enkaza geldiği sırada AFAD Müdahale Dairesi Başkanı Abdulkadir Tezcan enkaz başındaki ekiplere eliyle “Gönderin” işareti verildiği iddia edildi. Enkazdan çıkarılan yaralı, sedye üzerinde Erdoğan’ın yanına getirildi.

ERDOĞAN İÇİN BEKLETTİLER

Yaşanan bu duruma mizansen iddiasında bulunan gazeteci Serdar Akinan, olay yerinde şahit olduklarını KRT Televizyonu canlı yayınında anlattı. Kurtarma ekibinden bir kadının, enkaz altında biri olduğunu telsizle yetkililere bildirdiğini belirten Akinan, Erdoğan’ın bulunduğu heyetin gelişini koordine eden bir yetkilinin de ‘bekletin’ talimatı verdiğini öne sürdü. Akinan, yaklaşık 1 saat süren koordineli çalışmalar sonrası, yaralı depremzede kadınla Erdoğan’ın buluşturulduğunu söyledi.

MUHALİF BELEDİYELERİN EKİPLERİNE AYRIMCILIK

Akinan, deprem bölgesindeki izlenimlerini kaleme aldığı yazısında da, arama kurtarma çalışmaları için, Adana, Ankara ve İstanbul büyükşehir belediyelerinden gelen itfaiye ekiplerinin, AFAD yetkilileri tarafından ayrımcılığa maruz kaldığını yazdı.

SUÇ DUYURUSU

Akinan’ın iddaları Elazığ Valiliğini harekete geçirdi. Valiliğin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Enkazda kalan insanları kurtarmak için canları pahasına çalışan kurtarma ekiplerinin morallerini bozmak için yaptığı insanlık dışı yalan haberi sebebiyle, Elazığ Valiliğimizce Serdar Akinan hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz” denildi.

“Gönderin” talimatıyla enkazdan çıkartılan yaralı Erdoğan’ın yanına götürüldü

medyabold
Devamını Oku »

Çiftlikbank benzeri dolandırıcılık; 5 inekle ortak olunan Sütbank sistemi çöktü, 120 milyon buharlaştı

Konya Ereğli’de kurulan çiftlikte ‘Sütbank’ adı altında 120 milyon lira toplandı. Aralarında emekli general, polis, doktor ve avukatların bulunduğu 1300 kişiye aylık düzenli süt parası ödeneceği vaat edildi. Ancak sistem çöktü, paralar buharlaştı.

BOLD – En az 5 inekle girilen sistemde para toplayan çiftlik sahibi ve muhasebecisi hakkında 39’ar yıldan 140’ar yıla kadar hapis istemi ile dava açıldı.

Hürriyet’te yer alan habere göre, Aralarında emekli general, albay, astsubay, polis, doktor, avukat ve fabrika sahiplerinin olduğu bin 300 kişinin gözü kulağı şimdilerde, Ereğli Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek davada. 18 kişinin şikâyetçi olarak yer aldığı davada, Ekta Et ve Süt Ürenleri AŞ’nin kurucusu Orhan Tatlı ile şirketin muhasebecisi İrfan Alkan sanık olarak yer aldı.

6 BİN LİRADAN EN AZ 5 İNEK ALDILAR

Dava dosyasında yer alan belgelere göre Orhan Tatlı, 400 dönüm üzerine kurulu olan 13 bin 550 büyükbaş hayvan kapasiteli çiftliği, sisteme yatırılan paralar ve aldığı teşviklerle kurdu. Tatlı, kapasite olarak Türkiye’nin en büyüklerinden biri konumuna gelen tesiste “Sütbank” adı ile bir sistem kurdu. Sisteme dahil olmak için en az 5 inek alma şartı getirildi. İnek başına ise 6 bin TL’lik tutar belirlendi. En az 5 inek parası verene, aylık düzenli süt parası ödemesi yapılacağına dair sözleşme imzalandı.

BUZAĞILAR ÖLDÜ MESAJI GİTTİ

Ocak 2016’da sisteme para yatıranlara ineklerde hastalık çıktığı bir çok buzağının öldüğü, süt veriminin ise önemli ölçüde düştüğü kaydedildiği bir mesaj geldi. Çiftlikte hayvanı bulunan kişiler aldıkları mesaja inanamayarak Ereğli İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ile temasa geçti. Mağdurların aldığı yanıt, çiftlikteki hayvanlarda herhangi bir hastalık ve ölümün olmadığı yönündeydi. 2016 yılında ortaya çıkan bu durum sonrası çiftlikte işler sarpa sardı. Bazı alacaklılar çiftliğe karşı haciz başlattı. Kısa süre içinde dev çiftlik harabeye döndü.

BAKANLIKTAN TEŞVİK ALDI

Muhasebeci Alkan ifadesinde, şahsi hesabına yatırılan paraları daha sonra şirketin hesabına aktardığını öne sürerek “Orhan Tatlı başından beri katılımcıları dolandırma amacıyla hareket etti” yönünde bilgi verdi. Ereğli Ağır Ceza Mahkemesi’nde ilk duruşması 29 Ocak’ta görülecek davaya Maliye Hazinesi ile Tarım ve Orman Bakanlığı müdahil oldu. Şimdilerde atıl haldeki çiftliğin kurulumu sürecinde bakanlıktan da teşvik alındığı kaydediliyor. İki sanık hakkında hazırlanan iddianamede, 39’ar yıldan 140’ar yıla hapis istendi.

Konkordato ilan eden Temsa için Sabancı Holding hakkında ‘hileli iflas’ suçlaması

medyabold
Devamını Oku »

Elazığlı depremzedenin isyanı sosyal medyada gündem oldu!

Sivrice merkezli deprem sonrası birçok vatandaş yardıma muhtaç hale geldi. Yetkililer herkese ulaşıldığını belirtiyor. Fakat sosyal medyaya düşen bir videoda depremzede kadın, “Ne kontrol var ne düzen, kime gideyim” diyor.

BOLD  – Türkiye’yi derinden sarsan Elazığ merkezli deprem sonrası yetkililer, bütün mağdurlara yardım edildiğini söylüyor. Sosyal medyada dolaşan bir video ise farklı bir tablo çiziyor. Depremzede bir kadın kendilerine el uzatılmadığını vurgulayıp “Kime gideyim” diye soruyor.

BURADA DAHA BÜYÜK AFET YAŞIYORUM

İşte o videodan bazı bölümler: “Depremi soracağınıza de ki, Şimdi ne yaşıyorsunuz diye sor. Ben depremde korktum ama burada daha büyük afet yaşıyorum.

Ben epilepsi hastasıyım ilacımı bile evimden alamadım. Evime korkumdan giremiyorum. Kimse demiyor, sen ne yiyip içiyorsun, kime gideyim?

NE KONTROL VAR NE DÜZEN

Yardım diyorum git ablacım geleceğiz. Ne kontrol var ne düzen. Boş… Ne başbakanı ne cumhurbaşkanı hepsi boş. Oy zamanı hepsi başbakan, bize sıra gelince yok.

Depremden kaçarken başına düşen sac parçası canına mal oldu

medyabold
Devamını Oku »

CHP’den “İmamoğlu’nun Elazığ’da ne işi var” eleştirilerine videolu yanıt!

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, 6.8’le sallanan Elazığ’ı ziyaret etmesini, sosyal medyadan eleştiren hükumet yanlısı hesaplara, CHP Gençlik Kollarından videolu yanıt.

BOLD- İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Elazığ depreminin ardından bölgeye giderek, depremzedeleri ziyaret etmesi AKP’ye yakın hesaplar tarafından sosyal medyada eleştirilmişti. Sosyal medyada dolaşıma giren bir videoda İmamoğlu’nun 1999 yılındaki 17 bin insanın canına malolan Gölçük Depremindeki yardım faaliyetlerine katıldığı görüntüler ortaya çıktı.

YARDIM MALZEMESİ DAĞITTI

İmamoğlu’un kayda aldığı videoda, yıkılan binaların görüntüler yer alıyor. Yolcuk sırasında çekilen görüntülerin ardından İmamoğlu ve beraberindekiler, İstanbul’dan getirdikleri yardım malzemelerini depremzedelere dağıtıyor. Deprem mağdurlarıyla bir süre sohbet eden İmamoğlu, ‘bebek biberonu var mı’ diye soran bir anneye de, ”Bulamadık, İstanbul’da birçok şey kalmadı’ diye cevap veriyor.

YARDIMSEVERLİĞİ SİYASİ RANT GÖRENLER ANLAYAMAZ

Görüntüleri CHP İstanbul Gençlik Kolları İl Sekreteri Emre Erşan paylaştı. Erşan, paylaşımında gündemdeki tartışmalara da değinerek şu ifadeleri kullandı, ”Ekrem İmamoğlu’nun Elazığ’a neden gittiğini sorgulayanlara bu videoyu izletin. Yardımseverliği siyasi rant olarak görenler bunun karakterli iyi bir yurttaş olmayla ilişkisini ömürlerince anlayamayacaklar.”

 

İmamoğlu çifti deprem bölgesine gidiyor

medyabold
Devamını Oku »

Demirtaş’tan deprem mesajı: Halkımız yüksek bir duyarlılıkla dayanışmasını sürdürecektir

HDP eski Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, tutuklu bulunduğu cezaevinden sosyal medya aracılıyla Elazığ’da yaşanan 6,8 şiddetindeki depreme ilişkin mesaj yayımladı.

BOLD-3 yılı aşkın bir süredir Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş, cezaevinden Elazığ’da meydana gelen 6,8 şiddetindeki depremden etkilenenlere mesaj gönderdi. Tutuklu Demirtaş mesajında, “Eminim ki tüm halkımız yüksek bir duyarlılıkla dayanışmasını sürdürecektir” yazdı.

Demirtaş’ın Elazığ’da meydana gelen depremin ardından gönderdiği mesajda şunlar yazdı: “Depremin vurduğu yerlerdeki tüm hemşerilerime geçmiş olsun. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı ve sabır, yararlılara acil şifalar diliyorum. Eminim k, tüm halkımız yüksek bir duyarlılıkla dayanışmasını sürdürecektir. Allah hepinizin yardımcısı olsun” dedi.

Abdullah Gül’den AKP’ye deprem mesajı

medyabold
Devamını Oku »

Depremden kaçarken başına düşen sac parçası canına mal oldu

Elazığ depreminde hayatını kaybeden Güven Kartal’ın, sarsıntı sırasında oturduğu kıraathaneden dışarı çıkarken çatıdan başına sac parçası düşmesi sonucu öldüğü öğrenildi.

BOLD – Sivrice merkezli 6.6 büyüklüğündeki depremde hayatını kaybedenlerden biri de Güven Kartal isimli 38 yaşındaki bir vatandaş olduğu belirtildi.

1.5 yıllık evli Kartal’ın deprem sırasında kıraathanede oturduğu, sarsıntıyla dışarı kaçarken çatıdan düşen sac parçasının başına isabet etmesi sonucu yaşamını yitirdiği belirtildi.

Cenazenin, dün yakınlarınca Sancaklı köyünde toprağa verildiği öğrenildi.

Cedi Osman’dan deprem kampanyasına büyük destek

medyabold
Devamını Oku »

Elazığ’dan bir acı haber daha geldi

AFAD, Sivrice merkezli deprem sonrası 640 artçı sarsıntı meydana geldiğini açıkladı. Enkaz altından 45 kişinin sağ kurtarıldığını, 1607 kişinin yaralandığını duyurdu. Ölü sayısı 36’ya çıktı.

BOLD – Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Elazığ Sivrice merkezli depremde 1607 kişinin yaralandığını duyurdu. Enkaz altından 45 vatandaşın sağ kurtarıldığı, 36 kişinin de hayatını kaybettiğini açıkladı.

ARTÇI SARSINTILARDAN 20’SİNİN BÜYÜKLÜĞÜ 4 ÜZERİ

AFAD verilerine göre deprem sonrası 640 artçı sarsıntı meydana geldi. Bunlardan 20’sinin büyüklüğünün 4’ün üzerinde olduğu açıklandı.

“İstanbul’a 1 yıl lale ekmeyin tüm yer bilimleri projelerini finanse edersiniz”

medyabold
Devamını Oku »

“İstanbul’a 1 yıl lale ekmeyin tüm yer bilimleri projelerini finanse edersiniz”

Marmara çevresinde, depremler konusunda hayati önem taşıyan fakat finanse edilmediği için iptal edilen projelerin maliyetini soran gazeteciye, Profesör Cem Yaltırak’tan ‘laleli’ cevap geldi.

BOLD- Elazığ depreminin ardından, Marmara’da beklenen, İstanbul ve çevre illerde büyük yıkıma neden olabilecek, deprem tartışmaları yeniden alevlendi. Habertürk kanalındaki deprem özel programına katılan İTÜ’de Jeoloji Profesörü olan Cem Yaltırak, Marmara’da yaptıkları araştırmalar ile ilgili detayları izleyicilerle paylaştı.

DEPREM PROFESÖRÜNDEN LALELİ CEVAP

Yaltırak, bazı yer bilimi çalışmalarının da yetkililer tarafından finanse edilmediğini belirterek iptal etmek zorunda kaldıklarını söyledi. Programa katılan gazeteci Yenişafak eski çalışanı Habertürk muhabiri Çetin Çetiner’in, iptal edilen çalışmaların maliyeti sorması üzerine profesör Yaltırak’tan ilginç bir cevap geldi. Yaltırak, ‘İstanbul’a 1 yıl lale ekmeyin tüm yer bilimleri projelerini finanse edersiniz’ diye konuştu. Yaltırak’ın cevabı üzerine stüdyo bir süre sessizlik hakim oldu. İşte o diyalog;

“Tedbir alınmazsa bir İstanbul depreminde 150 bin kişi ölebilir”

medyabold
Devamını Oku »

Cedi Osman’dan deprem kampanyasına büyük destek

Cleveland Cavaliers’ta forma giyen Cedi Osman’ın deprem için yaptığı çağrı büyük destek gördü. Her üçlük, Elazığ’daki depremzedelere yardım oldu. Çağrıya Arda Turan, Nur Şahin, Işıl Alben, Yusuf Yazıcı destek verdi.

BOLD – NBA’de Cleveland Cavaliers forması giyen milli basketbolcumuz Cedi Osman, Elazığ’daki depremzedelere destek için Chicago Bulls maçı öncesinde yardım çağrısında bulundu. Cedi maçta atılan her üçlük için 100 dolar bağışlayacağını açıklayınca diğer milli oyunculardan da destek geldi.
Takım arkadaşı Larry Nance Jr’ın bu rakamı 200 Dolar’a çıkarma çağrısını kabul eden Cedi, maçta atılan toplam 25 üç sayılık isabet için Nance ile birlikte toplam 10 bin Dolar bağışladı.

MİLLİ FUTBOLCULARDAN DESTEK GELDİ

Attığı tweet’e milli futbolcular Arda Turan, Nuri Şahin, Yusuf Yazıcı’nın yanı sıra milli basketbolcu Işıl Alben ile Trabzonspor’un eski yöneticisi Nevzat Aydın da destekte bulundu. Adana Basketbol Kulübü de 2 bin 500 Dolar’lık katkıda bulundu. Milli sporcularımızdan gelen toplam 10 bin dolar, Nevzat Aydın’dan 250 bin TL ile birlikte rakam 385 bin TL oldu.

Cedi, Chicago Bulls’a 118-106 yenildikleri karşılaşmanın ardından açıklama yaparken, “Onun haricinde harçlığından, çocuğunun mama parasından, öğrenci bursundan gönlüne göre bağış yapacaklarını yazan binlerce güzel insanı da ekleyince deprem bölgesindeki vatandaşlarımızın yüzlerine ufacık bir gülümseme koyabileceğiz” diyerek ilgiye ve gösterilen duyarlılığa teşekkür etti.

Hakan Şükür’den depremzedelere başsağlığı ve geçmiş olsun mesajı

 

medyabold
Devamını Oku »

Acı bilanço büyüyor: 35 ölü 1607 yaralı

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Elazığ depremi sonrası  enkazdan altından 45 kişinin sağ çıkarıldığını, 1566 kişinin yaralandığını duyurdu. Ölü sayısı ise 35 olarak açıklandı.

BOLD – Elazığ Sivrice merkezli depremde son duruma dair Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) açıklama yaptı. Afet sebebiyle 1607 kişinin yaralandığı ilan edildi. Enkazdan sağ kurtarılan kişi sayısı 45, hayatını kaybeden ise 35.

TOPLAM 640 ARTÇI SARSINTI MEYDANA GELDİ

Deprem sonrası 640 artçı sarsıntı gerçekleşti. Bunlardan 20’sinin büyüklüğü 4’ün üzerinde meydana geldi.

AFAD’dan yapılan açıklamada şu noktalara dair bilgi verildi:

1521 BİNA ANALİZ EDİLDİ

– Başkanlıkça bölgeye 7 bin 505 çadır ulaştırılmış olup; ihtiyaç duyulan çadırların dağıtımı ve kurulumu tamamlanmıştır. Hasar tespit çalışmaları kapsamında 1521 bina analiz edilmiştir.

STK VE GÖNÜLLÜ EKİPLER DE DESTEK VERİYOR

– Deprem bölgesinde yürütülen çalışmalarda 3 bin 433 arama kurtarma personeli ile diğer çalışma gruplarından 192 görevli faaliyet yürütmektedir. Profesyonel ekiplere, 108 kişiden oluşan STK ve gönüllü ekipleri de destek vermektedir.

KÖPEKLER VE HAVA ARAÇLARI DA ÇALIŞMALARA EŞLİK EDİYOR

– Elazığ şehir merkezinde halihazırda 3 bina enkazında arama kurtarma çalışmaları devam etmektedir. Çalışmalar toplam 3 bin 733 personel, 554 araç, 17 arama kurtarma köpeği ve 5 hava aracıyla sürdürlektedir.

BAŞKANLIK KOORDİNASYONU DIŞINDA ÇALIŞTIRILMIYOR

– İhtiyaç durumunda kullanılacak iş makineleri, AFAD koordinasyonunda görevlendirilirken, bölgede AFAD koordinasyonu dışında herhangi bir iş makinesi çalıştırılmamaktadır.

Elazığ’da enkaz altından 4 cansız beden daha çıkarıldı

medyabold
Devamını Oku »

Mustafa Paşa Mahallesi’nde arama kurtarma çalışması sonlandırıldı

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Elazığ’da meydana gelen 6.8 büyüklüğündeki depremde büyük hasar gören Mustafa Paşa Mahallesi’nde arama kurtarma çalışmalarının sona erdiğini açıkladı.

BOLD –  Elazığ Sivrice merkezli 6,6 büyüklüğündeki deprem sonra çalışmalara ilişkin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum açıklamalarda bulundu.

TARAMA FAALİYETLERİ BAŞLATILDI

İçişleri Bakanı Soylu, Elazığ Mustafa Paşa Mahallesi’ndeki arama kurtarma çalışmalarının sona erdiğini, tarama faaliyetlerinin başladığını duyurdu.

DEPREMZEDELERE MADDİ YARDIM YAPILACAK

Soylu, Sürsürü Mahallesi’nde 6 kişinin enkaz altında olduğunu, arama kurtarma çalışmalarının sürdüğünü söyledi. Pazartesi günü depremzede vatandaşlara maddi yardım yapılacağını belirtti. Evi hasarlı vatandaşların da kira yardımından faydalanacağını açıkladı.

ELAZIĞ VE SİVRİCE’DE 31 YIKIK BİNA TESPİT EDİLDİ

Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Elazığ merkez ve Sivrice’de 31 yıkık bina tespit ettikleri bilgisini paylaştı.

Kurum depremin vurduğu bölgelerdeki yapılarla ilgili şu bilgileri verdi, “Elazığ merkez ve Sivrice’de 31 yıkık, 249 ağır, 56 orta hasarlı, 349 da az hasarlı bina tespiti gerçekleştirdik. Acil yıkılması gereken 12 bina var, yıkım sürecini başlattık.”

MALATYA DOĞANOL VE PÜTÜRGE 529 AĞIR HASARLI BİNA VAR

Bakan, Malatya Doğanol’da ve Pütürge’de 26 yıkık, 29 metruk yapı bulunduğunu, 529 ağır, 5 orta, 199 az hasarlı bina tespit edildiğini aktardı.

Diyarbakır Çermik ilçesine dair de şunları ifade etti, “Diyarbakır Çermik’te 3 yıkık, 8 ağır, 14 az hasarlı bina var. Diyarbakır’da toplamda ise 3 yıkık, 16 ağır, 4 orta, 232 de az hasarlı binalarımız mevcut.”

HASTANELERE 1607 KİŞİ BAŞVURDU

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ise hastanelere 1607 vatandaşın başvurduğunu kaydetti. Bunların üçte ikisinin panik ve kaygı sebebiyle müracaat ettiğini dile getirdi.

104 KİŞİNİN TEDAVİSİ SÜRÜYOR

Koca, “594 kişi yaralı. Hastanelerde tedavileri devam eden hasta sayısı 104’e düştü. Şu an Elazığ’da toplam yoğun bakımda yatan hasta sayısı 13” dedi.

40 TL’lik deprem yardımı terör faaliyeti sayıldı

medyabold
Devamını Oku »

Metin Feyzioğlu’nun “Dünya çapında iş çıkarıyoruz” sözlerine tepki

Sosyal medya kullanıcıları, TBB Başkanı Metin Feyzioğlu’nu deprem öncesi yapılması gereken çalışmalar yerine, deprem sonrası yapılan kurtarma çalışmalarıyla övünmekle eleştirdi.

BOLD- Deprem bölgesini ziyaret eden Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, kurtarma ekiplerinin çalışmalarını yerinde izledi. Ekiplerin yıkılma tehlikesi bulunan binalara, canlarını bile tehlikeye atarak girdiğini belirten Feyzioğlu, ‘Sanırım dünyanın hiçbir yerinde kimse buralara girmez’ diye konuştu.

DÜNYA ÇAPINDA İŞ ÇIKARIYORUZ

Öte yandan Feyzioğlu’nun konuşması sırasında sarf ettiği, ”İnşaatta depreme uyum sağladı mı onu bilmiyorum ama arama kurtarma dünya çağında bir iş çıkartıyoruz” sözleri sosyal medyada tepki gördü. Sosyal medya kullanıcıları, Feyzioğlu’nu deprem öncesi yapılması gereken çalışmalar yerine, deprem sonrası yapılan çalışmalarla övünmekle eleştirdi.

“Tedbir alınmazsa bir İstanbul depreminde 150 bin kişi ölebilir”

medyabold
Devamını Oku »

Elazığ’da enkaz altından 4 cansız beden daha çıkarıldı

Sivrice merkezli 6,6 büyüklüğündeki depremden 38 saat sonra enkaz altından 4 vatandaşın daha cansız bedeni çıkarıldı. Naaşlar Elazığ Sürsürü ve Mustafa Paşa mahallelerindeki enkazlarda bulundu.

BOLD – Türkiye’yi yasa boğan Sivrice merkezli depremde yıkılan Elazığ Sürsürü Mahallesi’ndeki binanın enkazı altında kaldığı belirlenen dokuz kişiden üçünün cansız bedenine ulaşıldı. Ölenlerden birinin kadın ikisinin erkek olduğu öğrenildi.

Mustafa Paşa Mahallesi‘nde yıkılan binanın enkazından da bir kadın cesedi çıkarıldı.

“Tedbir alınmazsa bir İstanbul depreminde 150 bin kişi ölebilir”

medyabold
Devamını Oku »

Fenerbahçe sezonun en iyi futbolunu oynadı, Kruse yıldızlaştı

Süper Lig’in 19. haftasında Başakşehir’i üstün bir oyunla mağlup eden Fenerbahçe güçlü bir şekilde şampiyonluk mesajı verdi. Spor yorumcuları ise Sarı-Lacivertli takımın sezonun en iyi futbolunu ortaya koyduğunu belirtti.

BOLD – Fenerbahçe zirve yarışı verdiği rakiplerinden Başakşehir’i taraftarı önünde üstün bir oyunla 2-0 yenerek şampiyonluk yolundaki iddiasını güçlü bir şekilde ortaya koydu. Spor yazarları Sarı-Lacivertli takımın bu sezon en iyi futbolunu ortaya koyduğunu ifade etti. Alman Oyuncu Max Kruse’nin ise geldiğinden bu yana en başarılı performansını gösterdiği belirtti. Başakşehir’in bir pozisyon dışında etkinliğinin olmadığı vurgulanırken Sarı-Lacivertlilerin şampiyonluk performansı gösterdiğini kaydetti. Maçla ilgili bazı görüşler ise şöyle:

FENERBAHÇE SEZONUN EN İYİ MAÇINI OYNADI

AHMET ÇAKAR: Fenerbahçe sezonun en iyi maçlarından birini oynadı. Üstelik kime karşı biliyor musunuz, şu anda şampiyonluğun en önemli adaylarından biri olan, Avrupa’da yoluna devam eden Başakşehir’e karşı. Asla abartmıyorum. Fenerbahçe, Başakşehir’i sahadan sildi. İkinci yarıdaki 10-15 dakikalık bölüm dışında Başakşehir gibi bir takım kafasını kaldırıp iki pas yapamadı. İlk yarıda müthiş bir Fenerbahçe vardı. Isla ve Rodrigues kendi sağ kanatlarını mükemmel kullandılar. Kruse, Türkiye’deki en iyi maçını oynadı. Şimdiye kadar çok basit ve amatörce goller yediğine tanık olduğumuz Fenerbahçe, maç boyu Dirar’ın, kaleci Altay’a verdiği hatalı göğüs pası dışında tek pozisyon vermedi. Eğer Başakşehir kalecisi Mert gününde olmasa maç belki de ilk yarıda kopacaktı.

Fenerbahçe dün gece sadece 3 puanı almadı… Bütün camiaya şampiyonluğun en büyük adayı olduğunu, sadece puan olarak değil, oynadığı futbolla da kanıtladı. Fırat Aydınus oyun genelinde mükemmel maç yönetti. Ama ilk yarının sonunda öyle bir penaltı çaldı ki çaldıktan sonra o da inanmadı, gitti Tolga’ya sordu, o da herhalde yok demiş olacak ki VAR kendisini davet etti, Fırat da yanlışından videoya bakıp birkaç saniyede dönüverdi.

FENERBAHÇE’DE KÖTÜ OYNAYAN FUTBOLCU YOKTU

ERMAN TOROĞLU: Şunu çok net söyleyebilirim. Fenerbahçe’yi bu yıl ilk defa bu kadar iyi gördüm. Hele ilk 45 dakika kusursuz. Özellikle kötü oynayan futbolcu yoktu. Peki artı iyi oynayan kaç kişi vardı. Mesala Kruse, mesela Gustavo… Pek gözükmedi gibi geliyor bazılarına ama Ozan müthiş faydalı oynadı. Fizik olarak da Fenerbahçe bayağı iyi. Zaten kötü mücadele etmiyorlardı ama iyi oynamıyorlardı. Peki şimdi ne oldu da böyle oynuyorlar? Takım, klasik kadrosuna neredeyse kavuştu. 1-2 oynama dışında hemen hemen aynı kadro ile çıkıyorlar.

Hakem, ilk yarıda verdiği penaltı ile VAR’a giderek büyük bir yanlıştan döndü. Burada hakem mi “Ben VAR’a gideyim” diye yukarıyı ikaz etti, yoksa Ali Şansalan mı onu VAR’a çağırdı; merak ediyorum. VAR zaten bu işler için var! Eğer böyle F.Bahçe bir penaltı ile kazansaydı, bugün neler yazmış olacaktık. Başakşehir’in bundan sonra neler yapabileceğini çok merak ediyorum. Bizi çok üzen Elazığ depreminden sonra hiç olmazsa F.Bahçe, güzel futbol oynayarak bizi 2 saat kadar da olsa bu üzüntüden uzaklaştırdı.

ERSUN YANAL’IN DOĞRU TERTİBİ

ÖMER ÜRÜNDÜL: Fenerbahçe ilk yarıda yüksek tempolu presli, oyunu sürekli karşı alana yıkan etkili bir futbol sergiledi. Birçok da gole yakın pozisyonlar buldu. En net golü dün gece ilk defa yere sağlam basan Kruse kaçırdı. Tolga üç tane müsait durumda şut kullandı. Ama çerçeveyi bulamadı, bir de kafayla çok net bir gol kaçırdı. Tolga bunun yanında da Caiçara ve Visca’nın ofansif açıdan kulvarlarını tamamen kapatıp Dirar’ı rahatlattı.

Dün gecenin bana göre en ilginç yanı çok baskılı ve etkili futbolda ikinci golü atmasına rağmen Vedat Muriqi’in beklenen performansı ortaya koyamamasıydı. Halbuki oyunun gidişatı tam onun istediği şekildeydi. Bana göre Fenerbahçe dün gece sezonun en iyi futbolunu sergiledi. Bunun birinci nedeni Ersun Yanal’ın doğru takım tertibiydi. İkincisi tüm futbolcuların fiziksel olarak iyi bir sınav vermeleriydi. Neden çok iyi oynadığının en canlı örneği de her zaman vurguladığım bir konuydu; “İyi ve ofansif bir futbol oynamak günümüz futbolunda yeterli değil. Mutlaka savunma güvencesi oluşturulmalı.”

KRUSE’NİN EN İYİ MAÇI

İLKER YAĞCIOĞLU: Dün geceki net skorla alınan galibiyetin kısaca özeti her halde şöyle olmalı: “Kruse böyle istedi.” Alman yıldız Fenerbahçe’ye geldiğinden beri kesinlikle en iyi maçını oynadı. Fenerbahçe’nin orta sahada üstünlüğü ele almasının oyuna hükmetmesinin başlıca sebebi Kruse’nin dün geceki müthiş futboluydu. Ozan ile Gustavo’yu unuttuğumu sanmayın. Onlar yine müthiş mücadele ettiler. Takımın en iyilerindendiler.

Başakşehir gibi bu ligin en teknik ve en dayanaklı orta sahalarından birine karşı Kruse’nin yardımı olmasaydı başa çıkmamları çok zor olurdu. Alex Ferguson’un bir lafı vardır. “7 kişi iyi oynarsa maçı kazanırsınız” der. Dün akşam Fenerbahçe’de 11 kişi iyi oynayınca hatta bazıları iyiden de öte oynayınca Başakşehir’in fazla yapacağı bir şey kalmadı. Kadıköy’den rakiplerin kolay kolay çıkması mümkün değil. Şampiyonluk için deplasmanlardan alınacak puanlar belirleyici olacak. Tıpkı haftaya Trabzonspor maçı gibi….

Yeni Malatya-Trabzonspor maçı ertelendi; Nwakaeme’nin durumu kafa karıştırdı

medyabold
Devamını Oku »

40 TL’lik deprem yardımı terör faaliyeti sayıldı

31 yıllık noter başkatibi Adem Kara’nın 7 yıl önce yine Elazığ’da meydana gelen deprem için yaptığı bağış, mahkemede karşısına terör faaliyeti olarak çıktı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Elazığ’da önceki gün meydana gelen 6.8 şiddetindeki deprem için önceden önlem alınmaması vatandaşların tepkisine neden oldu. Birçok kişi sosyal medya hesabından “Deprem vergilerimiz nereye gidiyor?” diye sordu. Vergilerin ne yapıldığına dair resmi bir açıklama yok ama gönüllü yapılan deprem bağışları, son 3 yıldır görülen mahkemelerde suç delili olarak dosyalara konuluyor.

2010 yılında meydana gelen Elazığ depremi için kredi kartı ile depremzedelere 8 ay yardımda bulunan Adem Kara, banka dekontlarını 7 yıl sonra mahkemede görünce şaşırdığını söylüyor.

Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanıp cezaevine gönderilen 31 yıllık noter başkatibi Adem Kara, Bank Asya’da hesabı olduğu için örgüt üyesi olmakla suçlandı ve yargılandı. 9 ay hapiste kaldıktan sonra tahliye edilen Kara’nın ‘terör örgütü üyesi olduğuna dair delil, Kimse Yok Mu Derneği vasıtasıyla Elazığlılara yaptığı yardımı gösteren kredi kartı hesap ekstreleri oldu. Kara, “Gördüğümde canım sıkılmış, fotoğrafını almamıştım ama inanmayanlar için çekeceğim.” dedi. 

8 AY 5 TL’DEN YARDIM YAPTIM

Kara “5 TL’den 8 ayda toplamda 40 TL ödemişim. Bank Asya kredi kartı hesap ektresi mahkeme dosyama konulmuş. Kimse Yok Mu Derneği vasıtasıyla yaptığım yardım idi. Deprem maksatlı olduğu ektrede belli olmuyor. O yıl deprem olmuş ve depremzedeler için bağış kampanyası olmuştu. Bilirkişi bu ödemeyi görmüş ve dosyama konulmuş.” diye konuştu.

İkinci mahkemesinde ağır ceza reisinin kendisine “Bana 5 isim ver, seni serbest bırakayım” dediğini aktaran Kara, “Hakime ’31 yıllık noter başkatibiyim tanıdığım yüzlerce insan var. Ben işimi yaparım. Kimsenin özel hayatını araştırma yetkim yok dedim.” Sonrasında nasıl oldu bilmiyorum, tahliye etti. 4. yıla girdik dijital eşyaların inceleme raporu gelmemesi sebebiyle duruşmalar sürekli erteleniyor. Büyün bunları kitap haline getirdim. “37 Son-Allah Kurtarsın” adını verdiği kitap 153 sahife oldu. Son kontrolleri yapıyorum.” ifadelerini kullandı.

EŞİ KANSER HASTASI

1996’dan 2016’ya kadar Nevşehir Başkatibi olarak görev yapan Adem Kara, Kasım 2016’da tutuklanıp Nevşehir Cezaevine gönderildi. 23 yıllık eşinin de soruşturma geçirdiğini söyleyen Kara “Eşime 2 yıl 1 ay ceza verdiler. Lenfoma kanseri oldu, kemoterapi alıyor. Benim mahkemem devam ediyor. Dayanacak gücümüz kalmadı artık.” diye konuştu.

Annesi de kurtarıldı: “Işığı görüyorum. Bak elimi sallıyorum”

medyabold
Devamını Oku »

Milyonluk ihaleler ‘doğal afet’ kılıfı ile usulsüzce dağıtılmış

Menderes Türel devrinde Antalya Büyükşehir Belediyesinin milyonluk ihaleleri, “Doğal afet, salgın hastalık, savaş gibi acil bir durumda” uygulanması gerekli kanun maddesine göre verdiği ortaya çıktı.

BOLD – Son dönemde el değiştiren yerel yönetimlerdeki önceki yönetimlere ilişkin ihale yolsuzlukları iddiaları gündemin üst sıralarında yer alıyor.

Özellikle Sayıştay raporlarına yansıyan bu gibi durumlar yolsuzluk iddialarına dönük dayanakları da güçlü kılıyor.

3 İHALE 135 MİLYON, 7 İHALE 240 MİLYON LİRA

Sözcü’nün haberine göre Sayıştay, Menderes Türel döneminde Antalya Büyükşehir Belediyesindeki milyonluk ihalelerin, ‘Doğal afet, salgın hastalık, savaş gibi acil bir durumda’ uygulanması gereken yasa maddesi uygulanarak verildiğini belirledi.

Konyaaltı sahili ile ilgili bu şekilde verilen 3 ihalenin bedeli 135 milyon lira oldu. Diğer 7 ihalenin bedeli ise 240 milyon lirayı aştı.

HİÇBİRİ ACİLİYET GEREKTİRMEZ KARARI

Sayıştay raporunda ‘Bu işlerin hiçbiri aciliyet gerektirmez. Bu şekilde ihale verilmesi şeffaflığa aykırıdır’ denildi.

ÜST YÖNETİCİLERİN ONAYI İLE YAPILDI

CHP’li yeni Belediye yönetimi Hülya Koçyiğit’in damadının aldığı Konyaaltı ihalesini önceki gün iptal etmişti. Antalya Belediyesi eski yönetimi ise Sayıştay’a yaptığı savunmasında bu işlerin ‘acil durum gerektirdiğini’ öne sürdü ve üst yöneticilerin onayı alınarak gerçekleştirdiğini savundu.

Hakan Şükür’den depremzedelere başsağlığı ve geçmiş olsun mesajı

medyabold
Devamını Oku »

İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı: Tedbir alınmazsa İstanbul depreminin altından kalkılamaz, 150 bin kişi ölebilir

İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Başkanı Cemal Gökçe, olası bir İstanbul depreminde 100 binlerce binanın yıkılacağını, depremin 150 bin insanın ölümüne neden olabileceğini öne sürdü. “İmar affı riski daha da artırdı” dedi

BOLD – İMO Başkanı Gökçe, Elazığ’da yaşanan depremin ülke gündeminden Kanal İstanbul’un çıkarılıp, yerine Deprem İstanbul’un alınması için büyük bir uyarı olduğunu belirtti. Gökçe, olası bir İstanbul depreminde 100 binlerce binanın yıkılacağını ve depremin gece gerçekleşmesi halinde 150 bin gündüz olması halinde de 50 bin kişinin öleceğini öne sürdü.

Sözcü gazetesinin haberine göre Gökçe, “Binalarımız çürük, kentsel dönüşüm deprem için değil rant için yapıldı. İmar affı riski daha da artırdı. Elazığ’a rağmen deprem gerçeğini görüp önlem almazsak bu ülke İstanbul depreminin altından kalkamaz” dedi.

BİNALARIN YÜZDE 80’İ DEPREM GÜVENLİKLİ DEĞİL

İMO Başkanı Gökçe, Elazığ depreminin yaşanmasının ardından TV’lerde yine fay hatlarının konuşulduğunu, esas konuşulması gerekenin ise faylar değil çürük binalar olduğunu söyledi. Gökçe, “Bu ülkede fayları bilmeyen kalmadı. Hangi fay nerede çocuğa sorsan bilir. Toplumun enerjisi faylarla boşaltılmaya çalışılıyor. Toplumun asıl bilmesi gereken içinde oturduğu binaların çürük olup olmadığıdır. Hangi belediyenin yapı arşivini açarsanız açın göreceksiniz ki binaların en az yüzde 80’i deprem güvenlikli değil. Yani depremde yıkılır, kaçarı yok. Bu binaların deprem güvenlikli hale getirilmesi şart” dedi.

KANAL İSTANBUL’U DEĞİL DEPREMİ TARTIŞMALIYIZ

Gökçe, ülkedeki tüm binaların mühendislik kuralları ve ilkeleri ile deprem yönetmeliklerine uygun hale getirilmesi ve yeni binaların da bu şekilde yapılması gerektiğini belirtirken, denetimleri de 3-5 yıllık mühendislere bırakma yönteminden de vazgeçilmesini istedi. 1999 depreminden bu yana 20 yıl geçmesine rağmen kentsel dönüşüm yerine rantsal dönüşüm yapılmaya çalışıldığını ifade eden Gökçe, şu uyarılarda bulundu: “Bütün ülke İstanbul depremini değil Kanal İstanbul diye suni bir gündemi tartışıyor. Elazığ Sivrice’de yaşadığımız deprem, Kanal İstanbul diyenlerin kulağına küpe olur. İstanbul depremi Elazığ gibi olmaz. Türkiye bunun altından kalkamaz. Seferberlik ilan edilmelidir. İstanbul’un göçmesi demek, Türkiye’nin göçmesi demektir.”

‘Binamız çürüktü, belediye ‘kendi imkanlarınızla güçlendirin’ dedi’

medyabold
Devamını Oku »

Boğaziçi Köprüsünde esrarengiz intihar: ‘Aracından kız arkadaşının cesedi çıktı’

Boğaziçi Köprüsünde meydana gelen kazanın ardından, aracından inerek intihar eden sürücünün otomobilinde yapılan incelemede, bıçaklanarak öldürülmüş bir kadın cesedi çıktı.

BOLD- Olay, Boğaziçi Köprüsü, Anadolu Yakası yönünde, saat 07.00 sularında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, aracıyla köprü üzerinde ilerleyen Mehmet Keleş’e bir motosiklet arkadan çarptı. Çarpmanın ardından aracı durduran Keleş, aniden korkuluklara doğru koşarak kendini köprüden aşağı attı. İhbar üzerine olay yerine gelen polisin, Keleş’e ait otomobilde yaptığı inceleme, korkunç bir gerçeği ortaya çıkardı.

ARAÇTA BIÇAKLANARAK ÖLDÜRÜLMÜŞ KADIN CESEDİ

Polis ekipleri, kontrol etmek için yanaştıkları araçta, bıçaklanarak öldürülmüş bir kadın cesedi olduğunu tespit etti. Cesedin, intihar eden Mehmet Keleş’in kız arkadaşı Ece Alça adlı bir kadına ait olduğu anlaşıldı. Polis Alça’nın Keleş tarafından öldürüldüğü ihtimali üzerinde duruyor.

CESEDİ ÜSKÜDAR AÇIKLARINDA ORTAYA ÇIKTI

Bu arada, şüpheli Mehmet Keleş’in cesedi ise Üsküdar açıklarında bulundu. Olay ile ilgili başlatılan soruşturma devam ediyor.

‘Binamız çürüktü, belediye ‘kendi imkanlarınızla güçlendirin’ dedi’

medyabold
Devamını Oku »

38 saat sonra enkaz altındaki 2 kişiye ulaşıldı

Elazığ’da 6,8’lik depremin ardından geçen 38 saatin ardından 4 katlı Dilek apartmanının enkazında 2 kişiye daha ulaşıldı.

BOLD-Merkez üssü Elazığ’ın Sivrice ilçesi olan 6,8 şiddetindeki depremin ardından yapılan arama-kurtarma çalışmaları devam ediyor. Depremin ikinci gününde en kaz çalışmalarından sevindirici haberler geldi. 15 dakika arayla enkazdan çıkarılan şahıslarla ilgili durumu televizyonlar ‘mucize kurtuluş’ olarak verdi. Fakat son dakika açıklamalara göre şahısların sağlık durumları şimdilik belirsiz.

AFAD’ın açıkladığı resmi rakamlara göre enkazdan 46 kişi çıkarıldı. Depremde 31 kişi yaşamını yitirmiş, bin 556 kişi yaralanmıştı.

‘Binamız çürüktü, belediye ‘kendi imkanlarınızla güçlendirin’ dedi’

medyabold
Devamını Oku »

Hakan Şükür’den depremzedelere başsağlığı ve geçmiş olsun mesajı

Galatasaray ve Milli Takımın unutulmaz golcüsü Hakan Şükür, 6.6 şiddetinde depremle sarsılan Elazığ ve Malatyalı depremzedeler için başsağlığı ve geçmiş olsun mesajı paylaştı.

BOLD- ABD’de yaşayan, Galatasaray ve A Milli Futbol takımlarının rekortmen golcüsü, ‘Kral’ lakaplı Hakan Şükür, 6.6 şiddetinde depremle sarsılan ve 30’dan fazla kişinin yaşamını yitirdiği deprem sonrası sosyal medya hesabından bir mesaj yayınladı. Şükür mesajında, ”31 canımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına ve Milletimize sabır, bin 607 can yaralımıza da geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Allah, Ülkemizi, insanımızı her türlü afetten, felaketten korusun. Elazığ ve Malatya dualarımız sizinle” ifadelerini kullandı.

Yıkılan binaya daha önce oturulamaz raporu verilmiş

medyabold
Devamını Oku »