31 Ağustos 2021 Salı

Bayraktar’dan tarihi 17 Aralık itirafı: Dosya yeniden mi açılıyor?

Gazeteci Adem Yavuz Arslan, 17-25 Aralık döneminin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın itiraflarını yorumlayarak, Bayraktar’ın “Beni hırsızların içine attılar” diyerek dosyanın kalanını da teyit ettiğinin altını çizdi. İşte Bayraktar’ın bu çıkışı neden yaptığı ile ilgili Arslan’ın yorumu…

BOLD – Gazeteci Adem Yavuz Arslan, kendi Youtube kanalında 17-25 Aralık döneminin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın o döneme ilişkin yaptığı itirafları yorumladı. 

BAYRAKTAR BU ÇIKIŞI NEDEN YAPTI?

17 Aralık 2013 büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonu döneminin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın verdiği röportajda tarihi ifşaatlarda bulunduğunun altını çizen Arslan, “17 Aralık döneminde kendisine yönelik tape ve delillerin yüzde yüz doğru olduğunu söyleyen Bayraktar aynı zamanda “Beni hırsızların içine attılar” diyerek dosyanın kalanını da teyit etmiş oldu. Bayraktar bu çıkışı neden yaptı? Bu dosya yeniden açılacak mı?” diye sordu.

ERDOĞAN “MONTAJ” DEMİŞTİ

17 -25 Aralık yolsuzluk soruşturmasında ismi geçen dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, 7 yıl sonra dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın ‘montaj’ dediği ses kayıtlarını doğruladı. Erdoğan Bayraktar, “Benim dosyamda ne varsa, hem tapeler doğrudur, hem teknik takip doğrudur hem de benim telefon konuşmalarım A’dan Z’ye kadar doğrudur… Beni şimdi attılar. ‘Reis’, sayın cumhurbaşkanım beni hırsız çuvalının içine koydu ve attı” dedi.

 

 

Sedat Peker cephesinden ilginç iddia: Erdoğan Karadağ’da kalbinden rahatsızlandı

Bayraktar’dan tarihi 17 Aralık itirafı: Dosya yeniden mi açılıyor? yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

30 Ağustos 2021 Pazartesi

Siyasiler övgüler düzerken İslamcı parti seçmeninin şaşırtan Taliban tepkisi

Taliban’ın Afganistan’da yönetimi ele geçirmesi sonrası Erdoğan’dan örgüte yönelik yapılan olumlu açıklamalar dikkat çekerken, iktidar destekçisi Doğu Perinçek’ten şaşırtan övgü dolu ifadeleri geldi. Siyasilerin bakış açısına rağmen seçmenin Taliban tavrı net. MetroPOLL’ün anketine göre, Taliban’ı olumsuz görenlerin başında İslamcı partilerin seçmenleri geliyor.

BOLD – Taliban’ın Afganistan’da yönetimi ele geçirmesi tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de çok tartışıldı. Erdoğan başta olmak üzere AKP’li siyasiler Taliban’ın olumlu açıklamalarına atıfta bulunarak ilişkilerin geliştirilebileceğini söylüyor.

Özellikle Cumhur İttifakı’nın destekçisi Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek Taliban’ın yönetimi ele almasını Türkiye’nin Kurtuluş Savaşına benzetiyor.

30 AĞUSTOS ATEŞİ

Vatan Partisinin yayın organı Aydınlık bugün, Taliban’ı kastederek, “30 Ağustos ateşi Afganistan’da parlıyor” manşetiyle çıktı.

Aslında Aydınlık grubunun Taliban’a bakış açısı 2017 yılında bugünkünden farklıydı. Odatv’de yer alan habere göre, gazetenin 2017 yılındaki haberinde, “Terör örgütü Taliban propagandası yapan kitabın Karaman’da dağıtılmasının ortaya çıkması üzerine Aylin Nazlıaka konuyu Meclis gündemine taşıdı” ifadeleri yer alıyor.

Özgürlüklere ve kadına bakış açısı çağdışı olmasına rağmen iktidar ve iktidara yakın partilerin Taliban hakkındaki görüşleri olumlu ve paralellik gösteriyor. Fakat seçmenin görüşleri farklı.

MetroPoll araştırma Türkiye’deki seçmelerin Taliban’a bakışını yansıtan anketin sonuçlarını açıkladı. Anketin sonuçlarını MetroPOLL Araştırma’nın Kurucusu ve Yöneticisi Özer Sancar, sosyal medya hesabından duyurdu.

Buna göre, seçmenin yüzde 66’lık kısmı Taliban’ın yönetimi ele geçirmesini olumsuz bulyor.

Türkiye’nin İslamcı partilerinden AKP seçmeninin yüzde 54’ü, Saadet Partisi seçmeninin yüzde 71’i Taliban’ın Afganistan’da yönetimi ele geçirmesini olumsuz buluyor.

AKP’li vekilden çocuğa skandal tembih

Siyasiler övgüler düzerken İslamcı parti seçmeninin şaşırtan Taliban tepkisi yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Sedat Peker cephesinden ilginç iddia: Erdoğan Karadağ’da kalbinden rahatsızlandı

Organize suç örgütü lideri Sedat Peker’e yakınlığı ile bilinen gazeteci Emre Olur, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın hafta sonu gerçekleştirdiği Bosna Hersek – Karadağ ziyaretinde kalbinden rahatsızlandığını öne sürdü. Bu nedenle ziyaretin yarıda kesildiğini iddia eden Olur, her ihtimale karşı ayarlanan hastaneyi de paylaştı.  

BOLD – Organize suç örgütü lideri Sedat Peker’e yakınlığı ile bilinen gazeteci Emre Olur, sosyal medya hesabından AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la ilgili dikkat çekici bir iddia paylaştı. Olur, Erdoğan’ın 28 Ağustos tarihinde ziyaret ettiği Karadağ’da kalbinden rahatsızlanıp ziyareti yarıda kestiğini öne sürdü.

KALBİNDEN RAHATSIZLANDIĞINI ÖĞRENDİM, GEÇMİŞ OLSUN

Olur yaptığı birinci paylaşımda “Sn. Erdoğan’ın, Karadağ programını yarıda kesip Türkiye’ye dönmesi kafamda bir soru işareti oluşturmuştu.
Erdoğan’ın Karadağ’da kalbinden rahatsızlandığını, hastaneye yatırılması gerektiği düşünülerek özel bir hastanenin bu durum için ayarlandığını öğrendim. Geçmiş olsun…” dedi.

UYDURUP YAZMIYORUM

Paylaşım sonrasında kendisine gelen tepkiler nedeniyle ikinci bir paylaşım daha yapan Olur, “Trolcükler, ben sizler gibi uydurup da yazmıyorum. Karadağ’da hastaneye yatış gerçekleşti demedim. Büyükelçiliğin yakınında bulunan C**** Hospital’in bir bölümü neden kapatıldı? Seçilmiş CB’nın sağlık durumunu konuşmak TCK’ya göre suç mudur?” dedi.

 

 

AKP’li vekilden çocuğa skandal tembih

Sedat Peker cephesinden ilginç iddia: Erdoğan Karadağ’da kalbinden rahatsızlandı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

AKP’li vekilden çocuğa skandal tembih

Erdoğan Bayraktar’ın yeniden tartışmaya açtığı liyakat anlayışı 20 yıldır iktidarda bulunan AKP’nin en çok eleştirildiği konuların başında geliyor. Liyakat ve torpil konusunda kabarık sabıkası bulunan AKP’liler artık partililer tarafından da kamuoyu önünde eleştiriliyor. AKP Konya Milletvekili Ahmet Özdemir’in son paylaşımı ise liyakat ve torpil tartışmalarını alevlendirdi.

BOLD – İktidar partisi AKP’nin en çok eleştirildiği konuların başında liyakat geliyor. Eski milli güreşçi Hamza Yerlikaya’nın Vakıfbank yönetim kuruluna atanması liyakat tartışmalarını doruğa çıkardı. Bankacılık konusunda liyakati tartışılan Yerlikaya’nın lise diplomasının da sahte olduğu ortaya çıktı.

17/25 Aralık Yolsuzluk soruşturmalarının kahramanlarından eski AKP’li bakan Erdoğan Bayraktar da Diken’e verdiği röportajda bu konuya dikkat çekiyor.

BAYRAKTAR’DAN LİYAKAT İTİRAFI

Aktif siyaset yapmadığını belirten Bayraktar, “Partiye gidip gelmiyorum ve organik bir ilişkim bulunmuyor. Fakat ben, AKP’nin içindeyim, üyesiyim. Ben bu partinin ilçe teşkilatlarında bulundum, vekillik de yaptım. Partiyi ahara karşı, yani kamuoyunun önünde eleştirmem. Ama şu var… Yağcılar… Hatta yağcılık devri de bitti, yağcılık geçmiyor. Şebeklik devri başladı. Onlar makama ve mevkiye geliyorlar. Benim yaşım geçti zaten, bu saatten sonra görev istemem ve bana görev verilmesi de yanlış olur. Ancak, bir toplumun kalkınması ve gelişmesi için, hep liyakat, ehliyet ve emniyet diyoruz” ifadelerini kullandı.

Liyakat parti içinde bile tartışma konu olmuşken AKP Konya Milletvekili Hacı Ahmet Özdemir’in bir paylaşımı çok konuşuldu.

AKP’Lİ VEKİLDEN ÇOCUKLARA TORPİL TAVSİYESİ

Forma dağıttığı çocuklarla fotoğrafını paylaşan Özdemir, Cumhurbaşkanı olmak isteyen bir çocuğa ise arkadaşına torpil yapmayı unutmamasını tembihledi.

AKP Sosyal Politikalar Başkan Yardımcılığı görevini de yürüten Özdemir’in konuya ilişkin paylaşımı şöyle: “Dur hele! Şuraya cevval, hedefini belirlemiş bir delikanlı fotosu koyalım. Yanıma önce biraz çekingen yaklaşıyor. Belli, otomobil merakı var. Sonra MV misin sorusu. Sen de bü000yünce AKP Milletvekili ol diyorum. Sürpriz: Ben 1. Sınıf Emniyet Müdürü olacağım inşallah. Konyaspor formasını kaptı. Arkasından ikincisi. O polis olmak istiyor. Ama üçüncünün hedefi büyük: Cumhurbaşkanlığı. CB olursa arkadaşını Emniyet Müdürlüğüne atamayı unutmamasını tembihledik. Formalar biraz küçük geldi ya neyse.”

3 çocuk annesi Merve Hande Kayış: Karantina hücresinde insan aklını kaybedebilir

AKP’li vekilden çocuğa skandal tembih yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Kemal Kılıçdaroğlu, hamile tutuklu Arzu Nur Özkan’ın babasını aradı

Kemal Kılıçdaroğlu, Kayseri Bünyan Cezaevinde tutuklu olan hamile tutuklu Arzu Nur Özkan’ın babası Hanifi Kılıç’ı aradı. Geçmiş olsun dileğinde bulunan Kılıçdaroğlu, Özkan’ın durumu hakkında bilgi aldı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL 

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 9 Mart’tan beri cezaevinde olan 8 aylık hamile Arzu Nur Özkan’ın babası Hanifi Kılıç’ı aradı. Özkan’ın durumu hakkında bilgi alan Kılıçdaroğlu, hamile bir kadına yaşatılan hak ihlalleriyle ilgilenmesi için CHP Kayseri milletvekilini görevlendireceğini söyledi.

“ŞOK GEÇİRDİM”

Kemal Kılıçdaroğlu aradığında büyük bir şok geçirdiğini söyleyen Hanifi Kılıç, bir parti başkanın kızının durumuyla ilgilenmesine çok sevindiğini belirtti. Hanefi Kılıç, CHP Başkanı ile aralarında geçen konuşmayı şöyle anlattı:

“Kemal bey aradığında şaşırıp kaldım. ‘Yarın cezaevine Kayseri milletvekilimi gönderiyorum’ dedi. Telefonumu Gergerlioğlu’dan aldığını söyledi. Hem geçmiş olsun diyeyim hem de kızımın durumuyla ilgili almak istediğini söyledi. Hassasiyetinden dolayı teşekkür ettim. Ben de kızımın cezaevinde yaşadığı sıkıntıları anlattım. Kızımın dosyasında bir şey yok. Hamile bir kadının Edirne’den Kayseri Bünyan’a kelepçeli 16 saat yolculuk yaptığını söyledim. Cezaevine gidince hücreye attıklarını, üçüncü gün bayılınca diğer koğuştan kadınların yanına geldiğini anlattım. Kızımın 8 aylık olduğunu ve cezaevinde doğum yapmasını istemediğimi belirttim. İlk doğumu, başında biz olmak istiyoruz.”

Hanifi Kılıç, Kılıçdaroğlu’nun kızının dosya numaralarını istediğini de sözlerine ekledi.

ANAOKULU ÖĞRETMENİ

Geçen yıl 25 Temmuz’da evlenen Arzu Nur Özkan ve eşi Cihan Özkan 9 Mart’ta Edirne’de gözaltına alındı. Bir gün sonra tutuklanıp Edirne Cezaevine konuldular. O dönemde 2 aylık hamile olan Arzu Nur Özkan 2 Nisan’da Kayseri Bünyan Cezaevine, eşi de mayıs ayında Çorum Sungurlu T Tipi Cezaevine sevk edildi.

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında tutuklanan anaokulu öğretmeni Arzu Nur Özkan (33), KHK ile kapatılan Bursa Özel İlkbahar İlkokulu’nda çalıştığı için, Bank Asya hesabı olduğu için ve bir tanığın beyanlarına dayanılarak 6 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Bursa 8. Ağır Ceza Mahkemesi, polis ifadesini mahkemede düzelten, yanlış olduğunu belirten tanığın söylediklerini dikkate almadı. Tanığın ilk ifadesine göre cezayı veren mahkeme Yargıtay’ın emsal kararlarını da görmezden geldi. Özkan’ın dosyası şu anda İstinaf Mahkemesi’nde bulunuyor.

Adliyede katip olarak çalışırken ihraç edilen Cihan Özkan ise örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası Yargıtay’da bulunuyor. Daha önce Bursa H Tipi Cezaevinde 18 ay kalan Cihan Özkan, şu anda Çorum’da tutuklu.

DOKTOR ERKEN DOĞUM OLABİLECEĞİNİ SÖYLEDİ

HDP Kocaeli Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na bu ay içinde bir mektup yazan Arzu Nur Özkan, 16 saat kelepçeyle yolculuk yaptığını, sadece erkek tuvaleti olan bir odada 15 gün yerde yattığını, böcekler ve farelerle yaşamak zorunda kaldığını, düşük tehlikesi geçirdiğini ve tansiyonu 20’lere çıktığını için kaç kez acile kaldırıldığını anlatmıştı.  “Öyle şeyler yaşıyorum ki, anlatmıyorum hiç” diyen Özkan’a doktor doğum için 13 Ekim tarihini verdi. Ancak yaşadığı stres, yüksek tansiyon nedeniyle bebeğin suyu azaldığı için eylül ayı sonunda erken doğum yapması bekleniyor.

7 aylık hamile Arzu Nur Özkan’dan mektup: “Sağlık durumum kötüleşiyor, cezaevinde doğum yapmak istemiyorum”

 

Kemal Kılıçdaroğlu, hamile tutuklu Arzu Nur Özkan’ın babasını aradı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

AKP’nin kurucu milletvekili: Partide görev alanların yüzde 90’ı ileride itirafçı olacak

AKP’nin kurucu milletvekillerinden Kemal Albayrak, eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın 17-25 Aralık’la ilgili sözlerini değerlendirdi. Albayrak, “Gayrimeşru işlerle uğraşanların, adaletsiz olanların, hukuk dışı olanların, böyle bir yönetimin ipiyle kuyuya gittin mi, netice bu… Bu partide görev alanların ve o yönetimde görev alanların yüzde 80’i hatta yüzde 90’ı ileride itirafçı olacak. Çünkü itirafçılık başladı” dedi.

BOLD – Dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmasıyla ilgili ” Dosyada ne varsa kabul ediyorum, benim suçum. Telefondaki konuşmalar bana aittir, tapeler bana aittir, renkli çekilen kameralar, teknik takiptekilerin hepsi bana aittir” sözleri tartışılmaya devam ediyor.

Refah Partisi’nde de vekillik yapan ve AKP’nin kurucu milletvekillerinden Kemal Albayrak, KRT TV canlı yayınında Bayraktar’ın sözlerini değerlendirdi. Albayrak, şunları söyledi: “Çiçero’nun bir sözü vardır, ‘Ölmüşleri yaşatan, yaşayanların bellekleridir.’ Bir söz de, ‘Sömürgecilerin ipiyle kuyuya inilmez.’ Şimdi gayrimeşru işlerle uğraşanların, adaletsiz olanların, hukuk dışı olanların, böyle bir yönetimin ipiyle kuyuya gittin mi, netice bu…

İLERİDE GÖRECEĞİZ YÜZDE 90’I İTİRAFÇI OLACAK

Ben de Erdoğan Bayraktar’ın 2013’teki o sözlerine, o zaman da benzer ifadeler kullanmıştı, dinlemiştim. Gerçekten üzüldüm. Nasıl bir devlet, hukuk yok, araştırma yok, soruşturma yok… Bırakın onu; bunu itiraf ettiği halde, buradan anladığım şu ki, ileride göreceğiz, bu partide görev alanların ve o yönetimde görev alanların yüzde 80’i hatta yüzde 90’ı ileride itirafçı olacak. Çünkü itirafçılık başladı. AK Parti güçle ayakta duruyordu, devlet bizim açımızdan önemli bir mevkidir.”

Erdoğan Bayraktar, 17-25 Aralık’ı yıllar sonra itiraf etti: Dosyamda ne varsa doğrudur

AKP’nin kurucu milletvekili: Partide görev alanların yüzde 90’ı ileride itirafçı olacak yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

3 çocuk annesi Merve Hande Kayış: Karantina hücresinde insan aklını kaybedebilir

4 metrekarelik karantina hücresinde 14 gün boyunca 4 kişi yaşamak zorunda kaldıklarını söyleyen Merve Hande Kayış, aklını kaybedebileceği bir ortama konulduğunu belirtti. Gebze Kadın Kapalı Cezaevinin koşullarının insan hayatını tehlikeye attığını ifade eden Kayış, vicdan sahibi tüm insanlara seslenerek, “Bu nefretin bir sınırı yok mu?” diye sordu. Anne sütüyle beslenen 16 aylık ikizleri ve 4 yaşında bir kızı olan Kayış’ın gözaltındayken çocuklarına süt vermesi de engellendi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL 

Gebze Kadın Kapalı Cezaevinde tutuklu olan üç çocuk annesi Merve Hande Kayış, cezaevinde maruz kaldığı hak ihlallerini ve insanlık dışı muameleleri, HDP Kocaeli Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na gönderdiği mektupta anlattı.

16 aylık ikiz bebekleri ve 4 yaşında bir kızı olan Kayış, Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 20 Nisan’da İstanbul’daki evinde gözaltına alındı. Tanık ifadelerine dayanılarak, Gölcük’te bir öğrenci evindeki dini kitapta parmak izi çıktığı için ve Bylock kullandığı iddiasıyla tutuklanan Kayış’ın bebekleri 4 aydır anne sütünden mahrum kaldı. Kendisine fiziksel olarak zarar vermeye başlayan kızı da psikolojik destek almaya başladı.

“NEZARETTE İKİ ANNEYDİK, SÜTLERİMİZİ LAVABOYA DÖKTÜK”

Mektubunda 10-15 polis tarafından gece yarısı evinde gözaltına alındığını belirten Merve Hande Kayış, nezarethanede kendisiyle birlikte bebeği bulunan başka bir anne daha olduğunu anlattı.

İkisine de bebeklerinin verilmediğini söyleyen Kayış, “Geceden sabaha, ertesi gün sabahtan akşama ısrar etmemize rağmen bebeklerimizi alamadık. Sütümüz biriktiği için ağrıdan uyuyamayacak hale geldik, şişelere sağıp lavaboya döktük. En son bir memur gelip bize, ‘Pompa verelim sütünüzü sağın, bebeğe verelim dışarıda.’ dedi. Bu nasıl vicdansızlıktır sayın vekilim?” diye yazdı.

“ANNE SÜTÜ NASIL ENGELLENEBİLİR?”

Vicdanlara seslenen Kayış, bir bebeğin 2 yaşına kadar en temel besin kaynağı ve en doğal hakkı olan anne sütünü emmesi nasıl engellenebilir diye sordu ve “Bu insanlığa da görev bilincine de Müslümanlığa da sığmaz. Bu nasıl bir nefrettir. Bu nefretin bir sınırı yok mu?” dedi.

“İFTARDA TARİHİ GEÇMİŞ YİYECEKLER VERİLDİ”

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde bir gece gözaltında kalan Kayış, salgının en yüksek olduğu dönemde havalandırması olmayan nezarethanede 14-15 kadının birlikte tutulduğunu ve koronavirüs tedbirlerinin hiçbirinin uygulanmadığını vurguladı. Ramazan ayı olduğu için oruç tuttuklarını belirten Kayış, iftar için kendilerine verilen hazır yemeklerin tarihlerinin geçmiş olduğunu da söyledi.

“İNSAN AKLINI KAYBEDEBİLİR?

Daha sonra Gebze Kadın Kapalı Cezaevine götürülen Merve Hande Kayış’ın bu cezaevinde yaşadığı ve tanık olduğu hak ihlalleri ise daha korkunç. Bulunduğu karantina hücresinin insanın aklını kaybetmesi için çok uygun olduğunu vurgulayan Kayış, küçücük hücrede 14 gün boyunca 4 kişi kaldıklarını, son gün ise sayılarının 8 olduğunu belirtti.

Cezaevinin sağlıksız koşullarını en ince ayrıntısına kadar tarif eden Kayış sözlerini şöyle sürdürdü:

“Koydukları yerde ışık yok. Koridor ışığı vuruyor hücreye. Küçücük bir oda. İçinde kısa bir duvar var ve arkasında tuvalet, el lavabosu ve bir çeşme var banyo için. Kapısı yok bu kısmın! Tuvalet kısmında maşrapa yok, sabun yok, kova yok. Odada bir yatak var. Ne kadar temiz olduğunu tahmin edebilirsiniz. Odaya 4 kişi konulduk. Yerde üç tane daha yer yatağı vardı. 15 gün burada kalacaksınız denildi. Bahsettiğim alan 3 ya da 4 metrekare bir alan. Koskoca bir cezaevi, yeni gelen mahkuma karantina için başka bir koşul sunamaz mı? Pandemi başlayalı 1,5 yıl oldu. Yeni bir süreç değil. Adli suçlularla aynı yere kondum. Oruçluyum ve sabahtan akşama kadar sigara dumanı hiç bitmedi. 15 gün bu şartlarda oruç tutmak durumunda bırakılmak hiçbir insan için uygun değil, üstelik o kadar küçük ve pis bir alanda. Sadece oruç için de değil, hiçbir insanın yaşayabileceği yer değildi orası…

Küçücük yerde 14 gün 4 kişi kaldık. Yerde basacak yer yoktu. Her yer yataktı. Lavabodan çıkan yatakların üstüne basarak geçmek zorundaydı. Sonra aynı yatakların üstünde yemek yiyorduk. Ve o yemek tabaklarını tuvaletteki lavaboda yıkıyorduk… Havalandırma ya da avlusu yok hücrenin. Hücrenin içinde 1 karışlık, kafes tipi demirle kapalı, çok minik bir pencere vardı yukarıda. Onun dışında günde 1 saat koridorda yine kafes tipi bir demirin olduğu, bir pencerenin önüne çıkardılar sadece bizi. Hava almamız için. Koridorları ya da hücreyi temizlememiz için fırça, çekpas, çamaşır suyu, deterjan gibi temizlik malzemelerini vermiyorlardı… Vekilim tüm bunlar ‘pandemide bizim sağlığımız için” yapıldığı söylenen uygulamalar. Fakat ben insan sağlığının korunduğunu düşündüğüm bir uygulama göremiyorum.”

31 yaşındaki Merve Hande Kayış, mektubunu Gergerlioğlu’ndan yardım isteyerek tamamladı. İlk mahkemesinin 21 Eylül’de İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüleceğini de not düştü.

MERVE HANDE KAYIŞ’IN ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU’NA GÖNDERDİĞİ 11 AĞUTOS 2021 TARİHLİ MEKTUP

Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu’na;

Ben Gebze Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu bulunan Merve Hande Kayış. Öncelikle size geçmiş olsun dileklerimi sunmak istiyorum. Siz tutuklandığınızda ben henüz dışarıdaydım ve başından sonuna süreci televizyonda izledik. Çok üzüldük. Çok şükür ki adalet en azından sizin için yerini bulmuş oldu ve geri dönmüş oldunuz. Rabbim bir daha yaşatmasın. Bugüne kadar haklının yanında durup, mazlumların sesi olduğunuz için çok teşekkür ederim.

Eşim Emre Kayış’la görüştünüz sanırım. Durumu anlatmış. Ayrıntılı bir şekilde bende anlatmak istiyorum. Ben 3 çocuk annesiyim. 4 yaşında bir kızım, 16 aylık da ikiz bebeklerim var. Ben buraya girene kadar anne sütü alıyorlardı. Ama bunu dikkate almadan, yanıma bebeklerimi almama izin vermeden 20 Nisan gecesi saat 00:30 civarında 10-15 tane polis memuru Pendik’te ikamet ettiğim evime Vatan emniyetten geldiler. Çocuklarımın üçü de uyuyordu. Oğlum sese uyandı. Evi aradılar. Bir şey bulamadılar. Apartmanda çok ciddi gürültü yaparak beni gözaltına aldılar. Önce Marmara Üniversitesi hastanesine götürdüler. Raporu aldıktan sonra bayan polis orada bizden ayrıldı. Sonra Vatan Emniyet’e götürüldüm. Gittiğimde benimle birlikte 10-15 bayan vardı nezarethanede. Bulunduğumuz nezarethane kaloriferleri sonuna kadar açık ve havalandırması kapalıydı. Bahsettiğim hafta Corona vakalarının en yüksek olduğu haftaydı. Pandemi döneminde, sosyal mesafe diye her yerde uyarılar bulunduğu halde, o ortamda hep birlikte kaldık. Gece insanların nefesi daraldı, uyuyamadı kimse. Sahur vaktinde “tarihi geçmiş” içinde peynir olan bir küçük sandviç ve su verdiler. İftarda da pakette hazır yemek getirdiler ama onların da tarihi geçmiş ve kokan yemeklerdi. Hiç kimse yiyemedi. (Haşa yemek beğenmemek değil bu, fakat Ramazan ayında o insanlara, hepimize yapılan haksız bir zulüm olduğu için bahsetmek zorunda hissettim.) Benimle birlikte bir bayan daha vardı bebeğini emziren fakat ne ona ne de bana bebeklerimizi vermediler. Geceden sabaha, ertesi gün sabahtan akşama kadar ısrar etmemize rağmen bebeklerimizi alamadık. Sütümüz biriktiği için ağrıdan uyuyamayacak hale geldik, şişelere elimizle sütümüzü sağıp lavaboya döktük.

En son bir memur gelip bize, “pompa verelim sütünüzü sağın, bebeğe verelim dışarıda” dedi. Bu nasıl bir vicdansızlıktır sayın vekilim? Bir bebeğin 2 yaşına kadar temel besin kaynağı ve en doğal hakkı olan anne sütü emmesi nasıl engellenebilir? Bu insanlığa da, görev bilincine de, Müslümanlığa da sığmaz. Bu nasıl bir nefrettir? Bu nefretin bir sınırı yok mu?

Ben orada 1 gece 1 gün kaldıktan sonra 2. Gece saat 01:00 civarında 3 tane polis, Kocaeli’den gelip beni Kocaeli emniyetine götürdüler. Sabaha kadar orada bekledikten sonra, saat 14:00’de ifademi aldılar. 2 memur ve avukatım eşliğinde.

Sonrasında başka 2 memurla Kocaeli adliyesine götürüldüm. Yol boyunca ve adliyede mahkemeye girene kadar sürekli psikolojik baskıya, nasılsa tutuklanacağımı ima ettiler. 10 dk süren (Nöbetçi mahkemenin baktığı) mahkemede hakim beni tam anlamıyla dinlemedi bile ve tutuklandım. Gebze kadın cezaevine getirildim. Burada 15 gün hücrede “karantinada” bekletilip öyle koğuşlara dağıtılacağımızı ifade ettiler ve normalde hücre cezası olanların koyulacağı yere, yeni tutukluları koydular. Yeni tutuklanmış, 3 bebeğini arkada bırakmış bir anne cezaevine gelip o hücreye konulduğunda neler hisseder yada nasıl hisseder tahmin edebiliyor musunuz? İnsanın aklını kaybetmesi için çok uygun bir ortamdı orası sayın vekilim.

Koydukları yerde ışık yok, koridor ışığı vuruyor hücreye. Küçücük bir oda. İçinde kısa bir duvar var ve arkasında tuvalet, el lavabosu ve bir çeşme var banyo için kapısı yok bu kısmın! Tuvalet kısmında maşrapa yok, sabun yok, kova yok. Odada 1 yatak var. (Ne kadar temiz olduğunu tahmin edebilirsiniz.) Odaya 4 kişi konulduk. Yerde 3 tane daha yer yatağı vardı. 15 gün burada kalacaksınız, dışarıdan geldiğiniz için dendi. Bahsettiğim alan 3 yada 4 m2 bir alan. Koskoca bir cezaevi, dışarıdan yeni gelen bir mahkuma karantina için başka bir koşul sunamaz mı? Pandemi başlayalı 1,5 yıl oldu. Yeni bir süreç değil. Adli suçlularla aynı yere kondum. Oruçluyum ve sabahtan akşama kadar sigara dumanı hiç bitmedi. 15 gün bu şartlarda oruç tutmak durumunda bırakılmak hiçbir insan için uygun değil, üstelik o kadar küçük ve pis bir alanda sadece oruç için de değil, hiçbir insanın yaşayabileceği bir alan değildi orası.

Biz orada hücre cezası aldığımız için bulunmuyorduk. “Cezaevinin fiziki koşullarından ötürü” başka yer uygun olmadığı için oradaydık. Bize en azından koğuşlardaki insanlarla aynı muamele edilmeliydi. Hayat tarzımızın tamamen farklı olduğu, 1’i uyuşturucu, 1’i hırsızlık, 1’i gasptan gelen 3 kişiyle beni öyle bir yerde tutmuş olmaları zulümdür. Ayrıca hücrede yasak olduğu için ayna, bıçak, çamaşır suyu, jilet, vs. verilmedi. Yemekleri doldurup kapının altındaki küçük delikten yemeklerimiz verildi. Tutuklanma tarihimiz kapanmaya denk geldiği için bize orada önceleri kaşık, tabak, bardak da verilmedi. Kantine de uzun bir süre vardı. Çok sağ olsunlar,2 tane gardiyan (tamamen kendi inisiyatifleriyle) bize yardımcı olup koğuşlardan tabak, çatal, kaşık getirdiler. Ama o gece tamamen Allah’ın lütfuydu bu. Cezaevi yönetiminin bununla alakalı hiçbir çalışması yada kolaylaştırması yoktu. Tüm bunların pandemi şartlarından ötürü yapıldığı öne sürülüyor fakat bizden 7 gün sonra gelen bir bayan bizim yanımıza konuluyor.

Küçücük hücrede 14 gün 4 kişi kaldık. Yerde basacak yer yoktu, her yer yataktı. Lavabodan çıkan, yatakların üstüne basarak geçmek zorundaydı. Sonra aynı yatakların üstünde yemek yiyorduk. Ve o yemek tabaklarını tuvaletteki lavaboda yıkıyorduk. Yemek ısıtılacak, su kaynatacak, herhangi bir alet yoktu koğuşlardaki gibi ve zaten priz, fiş de yoktu. İftardan sonra gece 12’de büyük yoğurt kovasına konmuş olan sıcak suyu gelip dağıtıyorlardı çay içmemiz için. Tabi ki su soğumuş oluyordu. Havalandırma ya da avlusu yok hücrelerin. Hücrenin içinde 1 karışlık, kafes tipi demirle kapalı çok minik bir pencere vardı yukarıda. Onun dışında günde 1 saat koridorda yine kafes tipi demirin olduğu, bir pencerenin önüne çıkardılar sadece bizi. Hava almamız için. Koridorları yada hücreyi temizlememiz için fırça, çekpas, çamaşır suyu, deterjan gibi temizlik malzemelerini vermiyorlardı. Yemeği direk çarşafların üstünde yemek zorunda kaldık. En son gece hücreyi 8 kişiye çıkardılar. 2 gece de öyle kaldıktan sonra nihayet koğuşlara dağıttılar bizi. Tabi ki bu şartlarda oraya bebeklerimi de alamadım. Zaten bebek alımı da yoktu o süreçte cezaevine. Vekilim tüm bunlar “pandemide bizim sağlığımız için” yapıldığı söylenen uygulamalar. Fakat ben insan sağlığının korunduğunu düşündüğüm bir uygulama göremiyorum.

Tüm bunların yanında pandemi dolayısıyla açık görüşler yok. Kapalı görüş ayda 2 kez. Dışarıdan çocuk aldığımız takdirde tekrar adli suçlularla kalacağımız karantina koğuşlarında 15 gün kalma şartı var çocukla. Bu durumda çocuklarımı görme ve yanıma alma imkanım bile yokken burada tutuklu bulunuyorum… Annem corona geçirdi ve toparlanmakta zorlanıyor. Yaşlı olduğu için. Kayınvalidem hayatta değil. 3 çocuğa hatta 3 tane bebeğe tek başına eşim bakamaz. Mahkemem önce Kocaeli 4. Ağır Ceza Mahkemesiydi. Fakat orası yetkisizlik verdiği için şu an İstanbul 28 Ağır Ceza Mahkemesi bakacak. 2 gün önce 1. Ara karar duruşmam vardı ve tutukluluğa devam kararı geldi. Öncesinde de defalarca itiraz dilekçesi yazmama rağmen aynı cevap geldi. 21 Eylül’de ilk mahkemem. Bebeklerim ve 4 yaşındaki kızım her hafta pedegogla görüşüyor çünkü iyi değil. Beni istiyor ve bir anlam veremiyor. İkiz bebeklere eşim bakıyor. Ama çok zor. Bir anne bile ikiz bebeğe zor bakarken, bir baba tek başına 3 çocuğa nasıl bakabilir?

Bizlerin sesini Rabbim’den başka duyan yok sayın vekilim. Sizler halkın vekilisiniz. Bu zor süreçte de sesimizi duyurma cesaretini gösteren nadir kimselerdensiniz. Sesimi ve sesimizi duyurmanızı rica ediyorum. Gerekli yerlerle görüşüp bir an önce bebeklerimin yanına dönememe yardımcı olursanız çok sevinirim. Şimdiden çok teşekkür ederim. Allah yardımcınız olsun her daim…

Saygılarımla…

11/08/2021

Merve Hande Kayış

Merve Hande Kayış’ı sütten kesilmemiş bebeklerinden ayırdılar

Hande Kayış’ın annesi isyan etti: Bu nasıl adalet, bu nasıl hukuk?

Anneyi cezaevine atıp bebeklerin bile psikolojisini bozdular

 

3 çocuk annesi Merve Hande Kayış: Karantina hücresinde insan aklını kaybedebilir yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Erdoğan Bayraktar, neden 7 yıl sonra 17 Aralık’ı itiraf etti?

17 -25 Aralık yolsuzluk soruşturmasında ismi geçen dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, 7 yıl sonra dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın ‘montaj’ dediği ses kayıtlarını doğruladı. Bayraktar’ın  “Herşeyi Erdoğan’ın talimatıyla yaptım” sözleri 17 Aralık sürecine damga vurmuştu.  Bu sözleri sonrası tehdit edildiği öne sürülen Bayraktar’ın yıllar sonra yaptığı itiraf Erdoğan’ın zayıfladığı, AKP’nin ise çöküş dönemine girdiği bir zamanda geldi.

BOLD ANALİZ – Erdoğan Bayraktar’ın Benim dosyamda ne varsa, hem tapeler doğrudur, hem teknik takip doğrudur hem de benim telefon konuşmalarım A’dan Z’ye kadar doğrudur… Beni şimdi attılar. ‘Reis’, sayın cumhurbaşkanım beni hırsız çuvalının içine koydu ve attı” sözleri Tayyip Erdoğan’ın hukuku ortadan kaldırarak halının artına süpürdüğü 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmasının haklılığını bir kez daha tescil etti.

Erdoğan Bayraktar, 17 Aralık soruşturmasının ardından Erdoğan’ın istifasını istemesi üzerine NTV yayınına bağlanıp, “Herşeyi Erdoğan’ın talimatıyla yaptım. İstifa etmesi gereken kendisidir” demişti. Yaptığı işlerde usulsüzlük ya da yolsuzluk olmadığını savunan Bayraktar, istifa edip Reza Zerrab’dan rüşvet aldığı öne sürülen Muammer Güler, Zafer Çağlayan ve Egemen Bağış’la isminin anılmasını istemiyordu. Ancak NTV’de söylediği sözlerin ardından bir şekilde susturuldu. Kendisine yakın kaynaklar bir dönem Erdoğan’ın en yakın isimlerinden olan ağır tehditlerle konuşmasının engellendiğini söylüyordu.

TEHDİT EDİLDİĞİNİ İTİRAF ETTİ

Diken’den Altan Sancar’a konuşan Bayraktar, 17-25 Aralık sonrası tehdit edildiğini satır aralarında söylüyor. Rüşvet alan bakanlarla aynı torbaya konulmaktan duyduğu rahatsızlığı anlatan Bayraktar, “Beni de aynı çuvala koyunca liderim, dört tane bakan ile beni de hırsız diye tasvir ediyorsun… Ben kendimi ayırmak istedim orada, ama gücüm yetmedi. Benim gücüm yetmez, döverler beni öldürürler beni bilmem ne yaparlar. O kadar gücüm yok benim” ifadeleriyle tehdit edildiğini dile getiriyor.

BAYRAKTAR, ERDOĞAN’IN İKTİDARI ZAYIFLAYINCA KONUŞTU

Peki Erdoğan Bayraktar, yolsuzluk soruşturmasının üzeri örtüldüğü, aradan 7 yıl geçtiği bir dönemde neden konuştu? Öyle ya, ortada ne bir soruşturma var ne Yüce Divan’a gönderilme riski ne de hakkında herhangi bir yasal takibat. Bayraktar’ın konuşmasının arasında bir kaç nedenin olduğu belirtiliyor. Birinci; Tayyip Erdoğan eski siyasi gücünde değil. Erdoğan, anketlerde MHP’nin desteğiyle bile Cumhurbaşkanı seçilemeyecek, iktidara kavuşamayacak bir durumda. Ayrıca AKP de ekonomik kriz, adaletsizlikler, pandemi, yangın ve sel gibi doğal afetler gibi nedenlerle büyük ölçüde halk desteğini yitirmiş durumda. Bayraktar, 7 yıl önce bir canlı yayında sarfettiği ancak arkasını getiremediği Erdoğan’ın siyaseten zayıfladığı ve çöküş diye tabir edilecek bir dönemde yaptı.

POLİSLERİN HAKKINI TESLİM ETMİŞ OLDU

Bayraktar’ın sözleri, 17-25 Aralık soruşturmasını yürüten ve görevlerini yaptıkları için müebbet hapis cezasına çarptırılan polisler ile savcıların hakkını 7 yıl sonra da olsa teslim etmiş oldu. Bayraktar’ın itirafları siyaseten Erdoğan’ın en yakınındaki isimler tarafından dahi terkedildiği anlamına geliyor. Ancak Erdoğan, iktidarını sürdürmesi halinde 17-25 Aralık soruşturmasının yeniden açılması zor görünüyor.

 

Erdoğan Bayraktar, neden 7 yıl sonra 17 Aralık’ı itiraf etti? yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Eski diplomat o günü anlattı: 15 Temmuz’daki rahatlığından eser yoktu, Erdoğan gergin ve endişeliydi

Yolsuzluk operasyonlarının yapıldığı 17 Ağustos 2013 günü dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan, Konya’da düzenlenen Hz. Mevlana’yı Anma ve Şebi Arus etkinliklerine katıldı. KHK’lı diplomat Hüseyin Konuş, 17 Aralık günü Erdoğan’la geçirdiği mesainin detaylarını paylaştı. Konuş, “15 Temmuz gecesi rahatlığından eser yoktu. Gergin ve endişeliydi” dedi.    

BOLD – Eski diplomat Hüseyin Konuş, 17 Aralık 2013 günü şahit olduklarını 17-25 aralık yolsuzluk operasyonlarının 6. yıl dönümünde paylaştı.

17 Aralık yolsuzluk operasyonunun yapıldığı gün dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’la birlikte mesai geçiren Konuş’un anlatımları ilk kez içeriden bir şahitlik içeriyor. Konuş, Erdoğan’ın o gün çok tedirgin olduğunu ve 15 Temmuz gecesindeki rahatlığından eser olmadığına dikkat çekiyor.

TÜM GÜN ERDOĞAN’IN YAKININDAYDIM

İşte Konuş’un Twitter’da konuyla ilgili yaptığı paylaşımlar:

“17 Aralık 2013’te resmi görevim icabı neredeyse tüm gün Erdoğan’ın yakınındaydım. O gün şahit olduklarımı aktaracağım. Dışişleri kariyerimin o döneminde Bakan Davutoğlu’nun danışmanıydım. Bakanla birlikte 16 Aralık’ta Konya’ya gittik.

Konyalı olduğum için Bakanın Konya programlarına genelde katılırdım. 17 Aralık sabah saat 9’da Bşb. Erdoğan da gelecek, gün boyu programını icra edip, akşam Şeb-i Arus törenlerine katılacaktı. Biz sabah Başbakanı beklerken yolsuzluk operasyonları gerçekleşmişti.

GEÇ GELDİ, ÇOK GERGİN VE ENDİŞELİYDİ

Bildiğiniz gibi, Erdoğan “sıfırlama, evrak kıyma” telefonları ile Sümeyye, Bilal ve diğerlerine gerekli talimatları verip, ayarlamaları yaptığı için ancak 11.30 gibi gelebildi. Erdoğan’ı otel girişinde karşıladık. Çok gergin ve endişeliydi. Sabah Ankara’daki telefon görüşmelerinde korku ve endişesi malum (tapeler). O gerilim gün boyu sürdü.

Muhatabını bilmediğim bu görüşmede yolsuzluk operasyonunu konuşuyordu. Darbe gecesi gördüğümüz rahatlığından ve kendinden emin halinden hiç eser yoktu. Çok gergindi.

HALKIN DESTEĞİ ERDOĞAN’A MORAL OLDU

Özel bir vakıfla Başbakan’ın nasıl bir ilgisi olabilirdi ki? Ya da yolsuzluk operasyonunun bu vakıfla ilgisi? Sonradan anlaşılacaktı tabi. Öğle saatlerinde toplu açılış törenine katıldı. Yapımı bitmemiş bir spor salonunu açıp orada konuşma yaptı.

Bu konuşma çok ama çok önemliydi. Partisinin hırsızlığı ortaya çıkmış olan Başbakan ilk kez halkın karşısına çıkacaktı. Halkın tavrı çok mühimdi. Konyalılar çok coşkulu destek verdiler. Erdoğan’a moral oldu. Akşamki Şeb-i Arus töreninde de yine halkın desteği vardı.

En çirkinini ise sözde Sufizm üstadı Ömer Tuğrul İnançer yapmıştı. Mevlana’nın manevi huzurunda yapılan törendeki konuşmasının dışına çıkıp siyasete girmiş, Erdoğan’a dönüp mealen “sen ne yaparsan yap arkandayız” demişti.

BU SÜREÇ ÜLKEYİ DİKTATÖRLÜĞE TAŞIDI

17 Aralık sabahı Konya’ya tedirgin ve korku içinde gelen Erdoğan halk desteğini görünce moral buldu. O gün ve sonrasındaki halk desteği, “ne suç işlersem işleyeyim halk arkamda” güvenini verdi. Bu güvenle her geçen gün el artırıp daha büyük hukuksuzluklara girişti.

Neden anlatıyorum bunları? Çünkü Türkiye için kırılma noktası oldu 17-25 Aralık. Sonrasındaki süreç ülkeyi bugünkü diktatörlüğe taşıdı. O gün tüm kesimleriyle halkımız, demokratik ve bilinçli bir toplum tepkisi verseydi, yolsuzluk tarihe gömülebilirdi bu ülkede.

Özetle, ülkenin bugünkü haline gelmesinde Erdoğan’ın hırsızlığını gördüğü halde destek veren halk kesimlerinin, görevini yerine getirmeyip bu suçlara alet olan yargının, bürokrasinin, ona destek veren siyasi-sivil tüm kesimlerin payı büyük.

 

Erdoğan Bayraktar, 17-25 Aralık’ı yıllar sonra itiraf etti: Dosyamda ne varsa doğrudur

Eski diplomat o günü anlattı: 15 Temmuz’daki rahatlığından eser yoktu, Erdoğan gergin ve endişeliydi yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Büyük yolsuzluk soruşturması 17-25 Aralık’ta neler oldu?

Reza Zarrab’ın itiraflarının ardından dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın da tüm delilleri kabul etmesi, yeniden 17-25 Aralık dosyasını gündeme getirdi. İşte 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarının tüm ayrıntıları… 

BOLD – Eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın itirafları sonrası cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk operasyonu olarak nitelendirilen 17-25 Aralık yeniden gündeme geldi. Dosyada yer alanların yeni makamlarla ödüllendirildiği, operasyonu yapan polis ve savcıların ise müebbet hapisle cezalandırıldığı 17-25 Aralık operasyonu dosyasında neler olduğu merak konusu oldu.

17 ARALIK DOSYASINDA 4 BAKAN’IN ADI YER ALDI

17 Aralık 2013 günü Cumhuriyet Savcısı Celal Kara’nın gözaltı talimatları ve ilgili mahkemelerin arama kararlarının yerine getirilmesi ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele ve Mali Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından gerçekleştirilen, aralarında iş adamları, bürokratlar, banka müdürü, çeşitli düzeyde kamu görevlileri ve 61. Türkiye Hükûmeti kabine üyesi dört bakan ile üç bakan çocuğunun olduğu kişiler hakkında “rüşvet, görevi kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırma ve kaçakçılık” suçlarını işledikleri iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Aralarında İran asıllı Reza Zarrab’ın da bulunduğu birçok kişi gözaltına alınıp tutuklandı.

 

25 ARALIK’TA ERDOĞAN’IN EVİNİN ÇEVRESİNE ÖZEL TİM YERLEŞTİRİLDİ

25 Aralık 2013  günü ise Savcı Muammer Akkaş, yolsuzluk ve rüşvet iddiasıyla başlattığı soruşturma kapsamında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ı şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırmak üzere bir belge hazırladı. Ancak Emniyet Müdürü Selami Altınok, gözaltı ve arama talimatını, gerekçe ve delillerinin yetersizliği nedeniyle geri çevirdi. Yeni atanan İçişleri Bakanı Efkan Ala, Erdoğan’ların evinin çevresine Özel Tim yerleştirerek olası gözaltına almaları engelledi. Gözaltı görüntülerinin, özellikle de şüphelilerin evlerinde ele geçirilen yüksek miktarlardaki paraların görüntülerinin medyaya sızmasıyla adı geçen bakanlar istifa etmek zorunda kaldı. 17-25 Aralık dosyaları hükumetin bastırması sonrası yeni atanan savcılar tarafından kapatıldı. Soruşturmayı açan ve tutuklamaları gerçekleştiren savcı ve emniyetçiler ise yargılanıp müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

 

SORUŞTURMA NASIL KAPATILDI?

17-25 Aralık soruşturmasını yürüten savcıların görevden alınmasının ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Reza Zarrab ile eski bakanlar Muammer Güler ile Zafer Çağlayan’ın oğulları Barış Güler ve Salih Kaan Çağlayan, eski Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın da aralarında bulunduğu 53 kişi için takipsizlik verdi. Barış Güler ve Süleyman Aslan’ın evinde bulunan paralar faiziyle iade edildi. Adı yolsuzluk soruşturmasına karışan bakanlar Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar’ın Yüce Divan’a sevk edilmesi AKP’nin oylarıyla reddedildi.

ZARRAB ABD’DE RÜŞVETİ İTİRAF ETTİ

17 Aralık operasyonunda bakanlar, çocukları ve bir çok bürokrata rüşvet dağıttığı öne sürülen İranlı iş insanı Reza Zarrab, Mart 2016 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde İran yaptırımlarını delme suçlamasıyla tutuklandı. Zarrab, davada itirafçı oldu. Zarrab, Halk Bankası ile iş yapmasına yardımcı olması karşılığında dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’a yaklaşık 50 milyon Euro rüşvet verdiğini açıkladı.

 

Berat’ta umduğunu bulamayan Erdoğan küçük enişteye göz kırptı

Büyük yolsuzluk soruşturması 17-25 Aralık’ta neler oldu? yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Hukukçu Salim Şen: Savcılar, 17-25 Aralık dosyasını yeniden açmalı

17-25 Aralık yolsuzluk soruşturması sonrasında bakanlıktan istifa eden Erdoğan Bayraktar’ın soruşturma dosyasında kendisiyle tüm delillerinin doğru olduğunun kabul etmesi yeni bir tartışma başlattı. Hukukçu Salim Şen, “Erdoğan Bayraktar’ın açıklamaları, 17 Aralık dosyası için yeni delil sayılır. Savcılar dosyayı yeniden açmalı” dedi. 

BOLD – 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturması sonrasında canlı yayında dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan’ı istifaya davet edip kendisi de bakanlıktan istifa eden Erdoğan Bayraktar, soruşturma dosyasındaki telefon görüşmelerinin, görüntülerin ve teknik takiplerinin hepsinin kendisine ait olduğunu kabul etti. Bayraktar, Erdoğan’ın kendisini hırsız çuvalına koyarak bakanlıktan attığını söyledi.

BU İŞİN İÇERİSİNDE YER ALMIŞ BİR KİŞİNİN BEYANLARI

Halk TV’de katıldığı programda Erdoğan Bayraktar’ın itiraflarını değerlendiren hukukçu Salim Şen, Erdoğan Bayraktar’ın yaptığı açıklamaların AKP’nin 17-25 Aralık dönemine ilişkin bütün savunmalarını, bütün argümanlarını altüst eden; içeriden, doğrudan bu işin içerisinde yer almış bir kişinin beyanları olduğunu hatırlatarak, “Bu çok değerli. Hızlı bir çözülme süreci başlıyor. Bir taraftan AKP hızlıca eriyor” dedi.

AÇIKLAMALAR YENİ DELİL, SAVCILAR RESEN SORUŞTURMAYI YENİDEN BAŞLATMAK DURUMUNDA

Erdoğan Bayraktar’ın yaptığı açıklamalarını yeni delil olduğunun altını çizen Şen, “Bakın o soruşturma, 17-25 Aralık soruşturması takipsizlik verilerek yani kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilerek savcılıkça kapatıldı. Bir mahkeme tarafından yargılanmadı, kovuşturulmadı. Savcıların verdiği bu takipsizlik kararları hukukta kesin hüküm teşkil etmez. Kesin hükmün şartlarını taşımaz. Yeni bir delil, o kararın içeriğine ilişkin yeni bir husus ortaya çıktığı zaman savcılar resen o kararlarını kaldırıp soruşturmaya tekrar başlamak durumundadırlar. Bunun için müracaat da gerekmiyor. Erdoğan Bayraktar’ın sosyal medya üzerinden yaptığı ya da basın yoluyla yaptığı şu açıklamaları savcılar açısından bir ikrardır, bir delildir. Doğrudur, yanlıştır ama o dosyanın yeniden açılması gerekir. Sadece bu da değil, bakın 17-25 Aralık dosyasının açılması için en büyük yeni delillerden biri Rıza Zarrap’ın itiraflarıydı” dedi.

 

Berat’ta umduğunu bulamayan Erdoğan küçük enişteye göz kırptı

 

Hukukçu Salim Şen: Savcılar, 17-25 Aralık dosyasını yeniden açmalı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Erdoğan Bayraktar, 17-25 Aralık’ı yıllar sonra itiraf etti: Dosyamda ne varsa doğrudur

17 -25 Aralık yolsuzluk soruşturmasında ismi geçen dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, dosyadaki her şeyin kendisine ait olduğunu söyledi. Bayraktar, “Hem tapeler hem teknik takip doğrudur. Telefon konuşmalarım A’dan Z’ye kadar doğrudur. Reis, beni hırsız çuvalının içine koydu ve attı” dedi. 

BOLD –  17/-25 Aralık dosyasının içerisinde yer alan ve ABD’de yapılan yargılamada yolsuzluğu itiraf eden Reza Zarrab’ın ardından soruşturmadaki isimlerden dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar da davadaki her şeyin doğru olduğunu söyledi.

17-25 Aralık yolsuzluk soruşturması sonrasında bakanlıktan istifa eden Erdoğan Bayraktar, soruşturma dosyasında kendisiyle ilgili telefon görüşmelerinin, görüntülerin ve teknik takiplerinin hepsinin kendisine ait olduğunu kabul etti. Bayraktar, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kendisini hırsız çuvalına koyarak bakanlıktan attığını söyledi.

DOSYAMDA NE VARSA A’DAN Z’YE KADAR DOĞRU

17-25 Aralık yolsuzluk operasyonu sonrasında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan istifa eden eden Erdoğan Bayraktar, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisini hırsız çuvalının içine koyarak bakanlıktan attığını söyledi. Bayraktar, 17-25 Aralık soruşturmasındaki telefon ses kayıtlarının kendisine ait olduğunu kabul etti. Bayraktar, “Benim dosyamda ne varsa, hepsi doğrudur. Benim dosyamda ne varsa, hem tapeler doğrudur, hem teknik takip doğrudur hem de benim telefon konuşmalarım A’dan Z’ye kadar doğrudur. Onlarınkiler yanlış olabilir, benimkiler doğrudur” dedi.

YAĞCILIK DEVRİ BİTTİ ŞEBEKLİK DEVRİ BAŞLADI

Bayraktar, AKP’yi eleştiren tweetleriyle ilgili kendisini arayan Diken’den Altan Sancar’a önemli açıklamalarda bulundu. Son dönemdeki AKP’ye yönelik eleştiri olarak algılanan paylaşımları hakkında, şu an aktif siyaset yapmadığını belirten Bayraktar, “Partiye gidip gelmiyorum ve organik bir ilişkim bulunmuyor. Fakat ben, AK Parti’nin içindeyim, üyesiyim. Ben bu partinin ilçe teşkilatlarında bulundum, vekillik de yaptım. Partiyi kamuoyunun önünde eleştirmem. Ama şu var… Yağcılar… Hatta yağcılık devri de bitti, yağcılık geçmiyor. Şebeklik devri başladı. Onlar makama ve mevkiye geliyorlar” dedi.

DEVLET BİZİM DEVLETİMİZ HERKESİN SAHİP ÇIKMASI LAZIM

Toplumun kalkınması ve gelişmesi için, hep liyakat, ehliyet ve emniyet dediğini belirten Bayraktar, “Şu anda bakıyoruz, berberden kasap, kasaptan terzi, terziden kuyumcu, tüccardan ormancı var. Böyle bir durumla karşı karşıyayız ve bu durum herkesi üzüyor. Bunun siyaset ve hükümetle alakası yok, devlet bizim devletimiz. Devlet de fiziksel bir nesne değildir, ilahi bir mevhumdur. Devlete herkesin sahip çıkması lazım. Şu andaki durumun iyi olmadığı açık. Bunu sen de görüyorsun ben de görüyorum” dedi.

17/25 Aralık 2013 Yolsuzluk Soruşturması’nda polisin arama yaptığı evlerde para sayma makineleri, para kasaları ve milyonlarca dolar bulundu.

REİS, BENİ HIRSIZ ÇUVALININ İÇİNE KOYDU

Şimdi liyakat olmadan makamların dağıtıldığını öne süren Bayraktar, “Şimdi millet gözüne kestiriyor, uyduruktan kendini yetiştirmemiş biri gidiyor ve bir makamı işgal ediyor. Devleti tıkıyor. Yazıktır! Devletin düzelmesi için hakikaten, Allah’tan korkan, vatanını ve milletini seven, üretim yapan, katma değeri yüksek mal üreten insanların bir yerlere gelmesi lazım. Benim şimdi tuzum kuru. Özel sektördeyim. Beni şimdi attılar. ‘Reis’, sayın cumhurbaşkanım beni hırsız çuvalının içine koydu ve attı” dedi.

BANA HIRSIZ, YOLSUZ VE RÜŞVETÇİ DENMEDİ

17-25 aralık dosyasında yer alan İranlı işadamı Reza Zarrab’ı tanımadığını belirten Bayraktar, “Benim dosyamda hırsızlık yok, görevi kötüye kullanma var. F… bana, hırsız, yolsuz ya da rüşvetçi diyememiş… Savcısı bile benim soruşturma dosyama rüşvet ve yolsuzluk kelimelerini koyamadığı halde beni rüşvet ve yolsuzluk çuvalının içine koydular. Beni de aynı çuvala koyunca liderim, dört tane bakan ile beni de hırsız diye tasvir ediyorsun. Yüzde 60, yüzde 40 ya da 50 öyle tasvir ediyor. Hâlbuki yakından tanıyanlar beni ayırabiliyor. Ben kendimi ayırmak istedim orada, ama gücüm yetmedi. Benim gücüm yetmez, döverler beni öldürürler beni bilmem ne yaparlar. O kadar gücüm yok benim”

BENİM DOSYAMDA NE VARSA DOĞRUDUR

17-25 Aralık döneminde kendisinde para yakalanmadığını belirten Bayraktar, “Ayrılmak için bir mücadele verdim, Zarrab’ı tanımam etmem. Bende bir para yakalanmadı, öyle bir şey yok. Benim dosyamda ne varsa, hepsi doğrudur. Benim dosyamda ne varsa, hem tapeler doğrudur, hem teknik takip doğrudur hem de benim telefon konuşmalarım A’dan Z’ye kadar doğrudur. Onlarınkiler yanlış olabilir, benimkiler doğru” dedi.

ERDOĞAN BANA KÖTÜLÜK YAPTI

Partisine kırgınlığının bulunduğunu belirten Bayraktar, “Ama Türkiye’de şu anda A, B, C, D diye liderler var. Çoğunu da tanıyorum, yakından çalıştım. Bunların içinde yine en delikanlısı Recep Tayyip Erdoğan’dır. En sağlam adam budur. Bana kötülük yaptı, büyük kötülük yaptı. Bana yaptığı kötülüğü kabul etmiyorum. Ama mertlik ve liderlik konusunda da –etrafını sardılar şimdi, o ayrı mesele- Erdoğan’ın eline su dökecek lider yok şu anda” dedi.

DOSYAMDA NE VARSA KABUL EDİYORUM

Suçlu olanın cezasını çekmesi gerektiğini belirten Bayraktar, “Dosyam var, dosyada ne varsa kabul ediyorum, benim suçum. Telefondaki konuşmalar bana aittir, tapeler bana aittir, renkli çekilen kameralar, teknik takiptekilerin hepsi bana aittir. Benim çocuklarımdan tutuklanan olmadı. Benim dosyamdan kimse tutuklanmadı. Dosyamda Cemil Çiçek, yalvardı onlara. Çiçek de beni sevmez, Erdoğan’ın adamı olduğum için. Çiçek, “Erdoğan dosyasını buna sokmayın, bu ayıptır. Onların dosyası başka, bunun dosyası başka” dedi. Ama beni de o dosyanın içine soktular. Ama ben kimseye bir şey demiyorum. Kimde hakkım varsa, helal olsun” dedi.

 

 

İSTİFA EDİP ERDOĞAN’I İSTİFAYA DAVET ETMİŞTİ: “BAŞBAKAN’IN ONAYIYLA YAPILDI”

17-25 Aralık yolsuzluk operasyonları sonrası 25 Aralık günü NTV canlı yayınına katılıp istifa eden ve dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ı da istifaya davet eden Bayraktar’ın o gün yaptığı açıklama şöyle: ”Ben müsaadenizle basın açıklaması şeklinde çok kısa ifadelerde bulunmak istiyorum. 17 Aralık tarihinde yapılan operasyon dosyasında şahsımı rencide edecek veya izah edemeyeceğim hiçbir husus yok. Ancak Sayın Başbakan’ın istediği Bakanla çalışmak veya istediği bakanı görevden almak en tabi hakkıdır ve yetkisidir. Fakat ‘rüşvet ve yolsuzluk ifadelerinin bulunduğu bir operasyon sebebiyle istifa ediniz ve beni rahatlatacak deklarasyonu yayınlayınız’ şeklinde tarafıma baskı yapılmasını kabul etmiyorum. Etmiyorum çünkü, soruşturma dosyasında var olan ve onaylanan imar planlarının büyük bir bölümü Sayın Başbakan’ın onayıyla yapıldı. Bu minval üzere bakanlıktan ve milletvekilliğinden istifa ettiğimi açıklıyorum. Bu milleti ve vatanı rahatlatmak için Sayın Başbakan’ın istifa etmesi gerektiğine inandığımı ifade ediyor, yüce milletime saygılar sunuyorum.”

 

 

Berat’ta umduğunu bulamayan Erdoğan küçük enişteye göz kırptı

Erdoğan Bayraktar, 17-25 Aralık’ı yıllar sonra itiraf etti: Dosyamda ne varsa doğrudur yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

29 Ağustos 2021 Pazar

Yunanistan’dan geri itilen yazar Meral Şimşek için PEN International’dan çağrı

PEN International, haziran ayında Yunanistan’dan geri itilen ve 21 Eylül’de mahkemeye çıkacak olan Meral Şimşek’in hakkındaki suçlamaların düşürülmesi için çağrı yaptı.

BOLD – Uluslararası edebiyat birliği PEN International, şair Meral Şimşek’in 21 Eylül’de hakim karşısına çıkacağını hatırlattı ve hakkındaki suçlamaların düşürülmesini istedi. Şimşek, ‘terör örgütü üyeliği’ suçlamasıyla 15 yıla kadar, ‘terör örgütü propagandası yapmak’ suçundan ise yedi buçuk yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyor.

Meral Şimşek, 29 Haziran’da Türkiye’den Yunanistan’a geçerken Yunanistan polislerinin kendisini ve yanındaki Suriyeli Kürt kadını gözaltına aldığını ve çıplak arama yaptığını açıklamıştı.

Yunanistan polisine, Türkiye’de “propaganda” ve “örgüt üyesi” olmak iddiasıyla davası olduğunu söylemesine ve PEN üyesi olduğunu belirtmesine rağmen saatlerce darp edilen yazar Şimşek, Yunanistan polisinin hem kendisini hem de beraber gözaltına alındığı Suriyeli Dicle isimli kadını taciz ettiğini söyledi. Ayrıca yanlarında bulunan bilgisayar, cep telefonu ve yüksek miktardaki paraya el koyan polis, yaklaşık 24 saat sonra iki kadını Meriç’in sularına attı.

İpsala’da kıyıya çıktıklarında “yurtdışına çıkış yasağını ihlal ettiği” gerekçesiyle tutuklanan Şimşek, 8 gün cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildi. Türkiye’de “propaganda” ve “örgüt üyesi” olmak iddiasıyla davası olan Şimşek, ulusal ve uluslararası edebiyat ödüllerine sahip bir yazar.

PEN’in uluslararası çağrısı:

“HAREKETE GEÇİN: Lütfen Türk makamlarına itirazda bulunun: Meral Şimşek’e yönelik tüm suçlamaların düşürülmesini isteyin;

“Gazetecilerin ve yazarların yazılarının içeriği veya iddia edilen bağlantıları temelinde kovuşturma ve tutukluluk halinin sona erdirilmesi ve ifade özgürlüğü haklarını kullandıkları için cezaevinde tutulanların derhal serbest bırakılması çağrısında bulunarak;

“Kürt bölgelerine yönelik baskıya son verilmesi ve devam eden çatışmaya barışçıl bir çözüm bulunması çağrısında bulunuyor.

İtirazları şu adrese gönderin:

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül adres: Adalet Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, 06659 Ankara, Türkiye

Twitter: https://twitter.com/abdulhamitgul İletişim: info@adalet.gov.tr

“Kopyalarını kendi ülkenizdeki Türkiye Büyükelçiliğine gönderin. Büyükelçilik adresleri burada bulunabilir: https://embassy.goabroad.com/embassies-of/turkey .

“Lütfen Dışişleri Bakanlığınıza ve Türkiye’deki diplomatik temsilcilerinize ulaşın, onları Meral Şimşek’in davasını ikili forumlarda gündeme getirmeye çağırın.

“Lütfen itirazları hemen gönderin. 21 Eylül 2021’den sonra itiraz gönderip göndermediğinizi PEN International ile kontrol edin. Lütfen yaptığınız her işlemden ve aldığınız yanıtlardan PEN International’ı haberdar edin. Mesajlar, Avrupa Program Koordinatörü Aurélia Dondo’ya gönderilebilir.”

Yunanistan’dan geri itilen yazar Meral Şimşek için PEN International’dan çağrı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

“Protokol olarak gittiğim cezaevine daha sonra mahkum olarak gittim”

Eşi beş yıldır hapiste olan, kendisi de 7 ay cezaevinde kalan KHK’lı Günsel Aydoğdu, bir zamanlar cumhuriyet savcısının eşi olarak gittiği cezaevine 2016’da mahkum olarak girdiğini söyledi.

BOLD – Eşi ve büyük oğluyla birlikte gözaltına alınan ve tutuklanan KHK’lı sınıf öğretmeni Günsel Aydoğdu, 7 ay Aydın E Tipi Cezaevinde hapis yattı. Eşi hala tutuklu. Hukuk okuyan oğlunun ise yaşadıkları süreçler nedeniyle avukatlık ruhsatı iptal edildi.

“TUTUKLU KADINLARI DAHA İYİ ANLADIM”

Eşinin Aydın Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığı 2006-2011 döneminde cezaevindeki kadınlar için programlar düzenlediklerini söyleyen Aydoğdu, “8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle tutuklu kadınlar için programlar yaptık. Başsavcı beyin eşinin üç yıl üst üste düzenlediği organizasyonda ben de görev aldım. Hanımlar için düzenlediğimiz partiye yaş pastası alıp gittim. Protokol olarak gittiğim yere daha sonra 2016’da mahkum olarak gittim. Dibin dibini gördük. Ama oradaki insanları daha iyi anlamak için bu süreci yaşadık belki.” dedi.

KHK TV’nin Youtube kanalına konuşan Aydoğdu, ihraç gerekçelerine, mahkeme dosyalarına bakıldığı zaman yanlış bir şey yapmadıklarını herkesin göreceğini söyledi. Aydoğdu, kendisine ve ailesine “terörist” yaftasını yapıştıranlara bu ifadeyi aynen iade ettiğini, hiçbir zaman terörist olmadıklarını da belirtti.

“HIRSIZIN EŞİ OLMADIĞIM İÇİN VİCDANEN RAHATIM”

Günsel Aydoğdu şöyle devam etti: “Cumhuriyet savcısının eşiyim diyorum her zaman. Hırsızın eşi olmadığım için vicdanen rahatım, hırsızın eşi olanlar düşünsün. KHK’lı arkadaşlarım hiçbir zaman ümitlerini kaybetmesin. Bu ülke bir avuç çapulcuya, yağmacıya bırakılacak kadar değersiz bir ülke değil.”

“Protokol olarak gittiğim cezaevine daha sonra mahkum olarak gittim” yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Berat’ta umduğunu bulamayan Erdoğan küçük enişteye göz kırptı

Enerji ve Tabii İşler Bakanlığı ve Hazine ve Ekonomi Bakanlığı olmak üzere 2 bakanlık verdiği büyük damadı Berat Albayrak’ta istediğini bulamayan Erdoğan ibreyi küçük damada çevirdi. Erdoğan bugün katıldığı bir programda Selçuk Bayraktar’ın çalışkanlığını anlattı.

BOLD – Berat Albayrak en çetin sınavlarını verdiği dönemde Türk ekonomisinin dümenindeydi. Albayrak döneminde kur atakları rutin hale gelirken, enflasyon, faiz ve işsizlik tarihin en yüksek seviyelerini gördü.

Berat Albayrak döneminde Merkez Bankasının 128 milyar doları da buhar oldu.

Yaklaşık 2,5 yıllık bakanlığı döneminde Albayrak kendi atadığı kadrolarla yoluna devam ederken, Erdoğan’ın damadından habersiz Merkez Bankası Başkanını değiştirmesi ipleri kopardı.

Berat Albayrak, geçen Kasım ayında Instagram hesabından yaptığı paylaştığı bakanlıktan istifa etti. Albayrak o günden bu yana neredeyse hiç ortalıkta görünmedi.

Erdoğan, damadı Berat Albayrak’tan hiç vazgeçmediği iddia ediliyordu. Muhalefetin Merkez Bankası rezervleri yüzünden Albayrak eleştirilerini bile Erdoğan göğüsledi.

DAMAT KADAR TAŞ DÜŞSÜN

“Damadım kadar başınıza taş düşsün” diyen Erdoğan, “Bu ülkenin ne Hazine’sini ne de Merkez Bankası’nı güçlendirmediler. Şu anda da hamdolsun döviz rezervimiz kendini toparlamaya başladı. Bizim ne sismik ne sondaj gemimiz yoktu. ama şimdi mevcut Enerji Bakanımız Berat Bey’in yardımcısıydı. Berat Bey’in görevde olduğu zamanda 2 sondaj, 3 sismik araştırma gemisi aldık. Bir sondaj gemisi daha alıyoruz. Filomuz belki de dünyada en güçlü filolardan biri haline geliyor. İstersem ben bunları kiralarım. Bunlar çok ciddi miktarlarla kiralanıyor. Türkiye eşlini açan değil el veren konumundadır. Ey o tweeti atanlar damat diye dalga geçtiğiniz Berat Bey’in döneminde o adımlar atıldı” dedi.

Erdoğan o günden buyana Albayrak hakkında bir daha konuşmadı.

KÜÇÜK DAMADIN ÇALIŞKANLIĞINA ÖVGÜ

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, bugün Tekirdağ’da Baykar Akıncı Taarruzi İnsansız Hava Aracı (TİHA) Teslimat ve Kurs Bitirme Töreni’nde açıklamalarda bulundu.

Erdoğan, damadı Selçuk Bayraktar için, “Önünüzdeki genç arkadaş Selçuk… Hafta sonu İstanbul’a geldiğimde kendisini arardım ve aldığım cevap ‘Akıncı için fabrikada çalışıyorum’. Gece saat 12-01, ‘Fabrikada çalışıyorum…'” ifadelerini kullandı.

Dersim 12 gündür yanıyor devlet seyrediyor

Berat’ta umduğunu bulamayan Erdoğan küçük enişteye göz kırptı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

200 kişinin öldüğü Afganistan’da yeni patlama: 2 ölü

Kabil’de geçen hafta peş peşe meydana gelen patlamaların ardından 200 kişi hayatını kaybetmiş, ABD Başkanı Joe Biden da ‘Son derece tehlikeli’ olarak nitelediği bölgede yeni saldırıların olabileceğini söylemişti. Bugün havalimanı çevresinde meydana gelen bir patlamada ise biri çocuk 2 kişi hayatını kaybetti.

BOLD – Afganistan’ın başkenti Kabil’de havalimanı çevresinde geçen perşembe günü peş peşe meydana gelen patlamalarda aralarında ABD askerlerinin de bulunduğu 200 kişi hayatını kaybetti.

Taliban’ın Kabil’e girmesinin ardından ABD çekilme sürecine hız verirken, kentte özellikle de havalimanı çevresinde tam bir kaos hakim oldu.

BirGün’ün gazetesinin yerel kaynaklardan aktardığı bilgiye göre, patlama Kabil Havalimanı yakınlarında bir eve top mermisinin düşmesi sonucu meydana geldi. İlk belirlemelere göre biri çocuk iki kişi yaşamını yitirdi, 3 kişi yaralandı.

Patlamanın meydana geldiği bölgede, binaların üzerinden yükselen siyah dumanı gösteren bir video sosyal medyada paylaşılmaya başladı.

GEÇEN HAFTAKİ PATLAMALAR

ABD Başkanı Joe Biden, kısa bir süre önce Afganistan’dan çekilmeye başlayan ABD askerlerine yönelik bir DAEŞ saldırısı ihtimali olduğunu dile getirmişti.

Bu açıklamalardan kısa bir süre sonra, tahliyeler sürerken Kabil Havalimanı’nın çok yakınında çifte patlama meydana geldi.

 

Son patlamadan önce Biden, Afganistan’ın başkenti Kabil’deki durumu ‘Son derece tehlikeli’ olarak niteledi. Biden, yüksek olasılıkla 24 ila 36 saat içerisinde Kabil Hamid Karzai Uluslararası Havaalanı’na yönelik bir saldırının daha düzenlenebileceği bilgisini paylaşmıştı.

Dersim 12 gündür yanıyor devlet seyrediyor

200 kişinin öldüğü Afganistan’da yeni patlama: 2 ölü yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Dersim 12 gündür yanıyor devlet seyrediyor

Türkiye’nin kabusu haline gelen ve siyasi krize neden olan geçen ay başlayan orman yangıları bir bir kontrol altına alındı. Fakat Tunceli’de 12 gündür süren yangınlar ve bu yangınların gündeme getirilmemesi bölge halkını tedirgin ediyor. Yetkililer, yangına devlete eliyle müdahalenin önünün kesildiğini iddia ediyor.

BOLD – Türkiye yaz mevsimini orman yangınlarıyla geçirdi. Özellikle ülkenin güney şeridindeki ormanlar küle dönerken, facia tek gündem haline geldi.

Yangınlara müdahale şekli siyasi kriz doğurdu. Muhalefetin sosyal mecralara taşan eleştirileri sonrası AKP hükumeti yeni bir sosyal medya düzenlemesinin fitilini yaktı.

Orman yangınları bazı bölgelerde küçük çaplı devam ederken Tunceli’nin (Dersim) Hozat ve Ovacık ilçeleri arasında başlayan orman yangını yangın tam 12 gündür sürüyor.

Cumhuriyet gazetesinde yer alan habere göre, yangına müdahale sarp arazi nedeniyle güçlükle sürerken, yurttaşlar gönüllü olarak söndürme çalışmalarına katılmalarına izin verilmediğini söylüyor.

Bir çok profesyonel yangın söndürme ekibinin kendileriyle diyalog halinde olduğunu söyleyen Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Başkanı Ali Haydar Ben, “Ancak yetkililer izin vermediği için bölgeye gelemiyorlar. Bütün bu engellerin bir an önce kaldırılması ve kurumlarımız ile gönüllülerimizin bölgeye giderek müdahalede bulunmasına izin verilmesini istiyoruz” dedi.

VALİLİK: ÖRTÜ YANGINI

Yangın ile ilgili Tunceli Valiliği’ndan yapılan açıklamada ise önceki akşam Ovacık-Hozat arasındaki Buzlutepe mevkiinde başlayan örtü yangınının ekiplerin gayretli çalışmaları neticesinde söndürüldüğü belirtildi.

Açıklamada, “Ancak dün öğlen saatlerinde bölgenin batısında tekrar bir örtü yangını başlamıştır. Yangını söndürme ve soğutma çalışmaları ekiplerimizce devam etmektedir. Bölge görevli olmayan vatandaşlarımız için risk arz etmektedir. Vatandaşlarımızın görevli arkadaşlarımıza kolaylık göstermeleri ve Ovacık Kaymakamlığımızın izni olmaksızın alana girmemeleri rica olunur” ifadeleri kullanıldı.

‘ÖRTÜ YANIYOR SÖZÜ GERÇEĞİ YANSITMIYOR’

Munzur Koruma Kurulu Sözcüsü Hasan Şen ise valiliğin örtü yangını açıklamasının gerçeği yansıtmadığını belirterek, “Hiçbir örtü yangını 10 gün sürmez. Bu akla ve bilime aykırı. İlimizde son 15 günde Hozat ve Ovacık arasında, geçtiğimiz günlerde Nazimiye bölgesinde başlayan orman yangınları, rüzgârın da etkisiyle binlerce hektarlık alana yayılarak günlerdir devam etmektedir. Halkın tüm çabaları ve isteklerine rağmen kolluk kuvvetlerinin ‘yasaklı bölge’ gerekçesiyle yangınların halk tarafından söndürülmesine izin vermemesinin yanında hiçbir devlet kurumu da tüm çağrılara rağmen söndürme çabasına girmemiştir. Ormanlarımızı kül eden, börtü böceğin ve orman canlıların yaşamlarına kast eden yangın değildir, savaşlardır, ranttır ve doğanın devletin öncelikler listesinde yer almamasıdır. Bizler, güvenlik adı altında baraj yapımı, orman katliamı, yangın çıkarma ve müdahale etmeme gibi kirli savaş uygulamalarına son verilmesini ve orman yangınlarıyla mücadele edilmesi için gerekli emekçilerin yıl boyu istihdamını istiyoruz” dedi.

ENGELLEMELER KABUL EDİLEMEZ

Duvar’ın haberine göre, Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, 10 gündür devam eden yangına güvenlik gerekçesiyle müdahale etmelerine izin verilmediğini, bölgeye dahi giremediklerini belirtti.

Engellemelerin kabul edilemez olduğunu savunan Maçoğlu, “Alan, havadan müdahale gerektiriyor. Bizler arkadaşlarımızın güvenliğine zarar gelmesini tabi ki istemiyoruz. Bunun yol ve yöntemlerini biliyoruz ama yangın söndürülürken orada olmak istiyoruz” diye konuştu. Maçoğlu ayrıca kentteki orman yangınlarıyla ilgili güncel durumu sosyal medya hesabından paylaşıyor.

Tunceli’deki yangın birkaç haber sitesi ve sosyal medya dışında gündeme gelmiyor. Birçok ünlü isim Dersim’deki orman yangını konusunda harekete geçmesi gerektiği yönünde paylaşımlarda bulundu.

HİÇ KİMSENİN HABERİ YOK

Ünlü sanatı Mahsun Kırmızıgül, Dersim’deki yangına dikkat çekerek, “Halk arasında Dersim diye bilinen kentin ismi 2884 sayılı kanun ile “Tunç Eli” diye değiştirilmiştir. Doğu Anadolu Bölgesi’nin yukarı Fırat bölümünde yer alan kent, Türkiye sınırları içindedir. Ama hiç kimsenin o bölgedeki orman yangından haberleri yoktur” ifadelerini kullandı.

KHK’lı Mustafa Kabakçıoğlu’nun ölümünün üzerinden bir yıl geçti

Dersim 12 gündür yanıyor devlet seyrediyor yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

İki adaletsizlik hikayesi: İlhan Sami Çomak ve Kadri Sancar

Henüz 17 yaşındayken tutuklanan ve 27 yıl hapis cezası verilen Kadri Sancar, 27 yıldır hapis yatan yazar İlhan Sami Çomak gibi hak ihlallerine mi maruz kalacak?

BOLD ANALİZ – Biri Mardin’den, diğeri Bingöl’den iki adaletsizlik hikayesi… İlhan Sami Çomak, 1973 Bingöl doğumlu. 1994’te İstanbul Üniversitesi Coğrafya Fakültesi öğrencisiyken örgüt adına orman yaktığı iddiasıyla gözaltına alındı. Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde (DGM) yargılandı. İşkenceyle düzenlenen tutanaklar esas alınarak müebbet hapis cezasına çarptırıldı. 27 yıldır hapiste.

Yazar Barış Arat’a göre dosyasında sonrasında somut tek delil yok. Günlerce gazetelerde elinde bidonlarla orman katili olarak gösterilen Çomak, kendisine atfedilen orman yangını suçlamasından beraat etti. Yangınları çıkardığını işkence altında “itiraf ettiği” polis ifadesini DGM bile inandırıcı bulmadı.

Aynı mahkeme “Sanığın silahlı çatışmaya girip girmediği kesinlikle belirlenememiştir” demesine rağmen Genç-Lice-Kulp üçgeninde PKK’nin silahlı çatışmalarına katılmak suçlamasından Çomak hakkında müebbet hapis cezası verdi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2007 yılında aldığı kararla İlhan Çomak’ın adil yargılanmadığına ve yargılanmanın yenilenmesine hükmetmesine rağmen bu sonucu değiştirmedi. 2016’da bir kez daha aleyhte karar çıktı. Dosyası 2016’dan beri Anayasa Mahkemesi’nde bekliyor.

“Herkes bana yaşatılan adaletsizliği hiç olmazsa bir yakınına anlatmalı. Ortada tutarlı bir kötülük var.” diye haykıran İlhan Sami Çomak uzun yıllardır insanın soluğunu kesen bir hukuk mücadelesi veriyor. Bugüne kadar sesine kulak veren olmadı.

17 YAŞINDAYKEN TUTUKLANANAN KADRİ SANCAR

Kadri Sancar ise sokağa çıkma yasağının ilan edildiği Aralık 2015’te Mardin’in Dargeçit ilçesinde gözaltına alındı. Dargeçit’te silah ve patlama sesleri üzerine 15-16 yaşlarındaki Kadir Sancar, Ö.K, İ.A, B.A, H.T, R.A. ve S.D. isimli çocuklar bir eve sığındı.

Çatışmaların sona ermesinin ardından, bulundukları eve yapılan baskında özel harekât timlerince gözaltına alınan 7 çocuk, devletin egemenliği ve bütünlüğünü bozmak, örgüt üyeliği ve “ateşli silahlar kanununa muhalefet etmek iddialarıyla tutuklanarak Mardin Midyat M Tipi Hapishanesi’ne konuldu. Çocuklar, daha sonra İzmir Aliağa’daki Şakran Çocuk ve Gençlik Hapishanesi’ne gönderildi.

Soruşturmayı yürüten savcı, baskın sırasında çocukların emniyet ekiplerine taciz ateş açtığını ve kısa süreli bir silahlı çatışma yaşandığı iddia edildi. Çocukların kaçmak için emniyet güçlerine mukavemet gösterdiği de öne sürüldü.

Çocuklar ise savcılık sorgularında hendeklere merak ettikleri için gittiklerini, yüzleri maskeli kişilerin barikat kurarken kendilerinden yardım istediğini söyledi. Korktukları için orada kaldıklarını söyleyen çocuklar çatışma başladığında bir eve girmek zorunda kaldıklarını ifade etti. Evin sahibi Aysel S.’nin üstlerinde silah olmadığı için kendilerini eve aldığını söyleyen çocuklar, “Evine zorla girmedik. Eve sabah gittik, akşam polisler bizi yakaladı” dedi.

Kriminal polisin “çocukların ellerinde barut izine rastlanmadığı” yönündeki raporuna rağmen Midyat Ağır Ceza Mahkemesi’nde 8 Eylül 2016’da görülen karar duruşmasında çocuklara yaşlarından büyük cezalar verildi. Kadri Sancar 27 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Cezası Yargıtay tarafından onaylanan Sancar, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Maruz kaldığı hukuksuzluğu bir an önce bitmesini bekliyor. Cezaevinde daha önce de sağlık problemleri yaşayan ve tedavisi geciktirilen Sancar’ın ailesi de seslerinin duyulmasını istiyor.

Kardeşinin geleceğinden ve sağlığından endişe eden İslam Sancar, “Kardeşim hapse girdiğinde daha bir çocuktu. 17 yaşındaydı. Şimdi 23 oldu. Bir çocuğa 27 yıl müebbet hapis cezası verildi. Hepatit B hastası. Karaciğeri zarar gördüğü için ilaç kullanıyor.” diyor.

“Kendimi kınıyorum İlhan bey, 27 yıldır yaşadığınız çileden habersiz olduğum için”

İki adaletsizlik hikayesi: İlhan Sami Çomak ve Kadri Sancar yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

KHK’lı Mustafa Kabakçıoğlu’nun ölümünün üzerinden bir yıl geçti

Tek başına kaldığı karantina hücresinde, beyaz bir sandalye üzerinde can veren Mustafa Kabakçıoğlu bir yıl önce bugün hayatını kaybetti. Ölümünden sorumlu olanlar ise hala ortaya çıkarılmadı. Olayın üzeri kapatıldı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Gümüşhane E Tipi Cezaevinde dört yıl tutuklu kaldıktan sonra kapatıldığı karantina hücresinde ölü bulunan KHK’lı komiser yardımcısı Mustafa Kabakçıoğlu’nun (44) vefatının üzerinden 1 yıl geçti.

Bold Medya’nın ölüm anına ait fotoğrafları, son dilekçesini ve günlüklerini yayınlamasından sonra tüm Türkiye’nin öğrendiği ve büyük tepki çeken olayla ilgili başlatılan soruşturmaya takipsizlik karar verildi.

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün, Kabakçıoğlu’nun ölümünde ihmal olup olmadığını araştırması için görevlendirdiği müfettişlerin ise bugüne kadar ne yaptığı bilinmiyor. Herhangi bir rapor açıklanmadı. Cezaevi müdürü Heybetullah Gözcü ise olaydan 2 ay sonra başka bir şehire tayin edildi.

Astım, şeker hastası ve yüksek tansiyon hastası olan Kabakçıoğlu 20 Ağustos 2020’de koğuşta fenalaşınca hastaneye kaldırıldı. Hastane dönüşünde koronavirüs tedbirleri kapsamında karantina hücresi yapılan D2 koğuşuna konuldu.

9 gün burada tek başına yaşayan Kabakçıoğlu 29 Ağustos 2020’de hayatını kaybetti. Saat 05.45’te koğuşun kapısını açan gardiyanlar, onu beyaz plastik sandalyenin üzerinde ölü buldular. Sabaha kadar öksüre öksüre can verdiği iddia edilen Kabakçıoğlu’nun, Karadeniz Teknik Üniversitesi Klinik Laboratuvarı’nda yapılan koronavirüs testi ise negatif çıktı. Trabzon Adli Tıp’ın 19 Ekim 2020 tarihli otopsi raporunda ise ölüm nedeni akciğer enfeksiyonundan gelişen solunum yetmezliği olduğu açıklandı.

Giresun Emniyet Müdürlüğü’nde komiser yardımcısı olarak görev yapan Mustafa Kabakçıoğlu, Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 26 Temmuz 2016’da tutuklandı. Bir gün sonra Gümüşhane E Tipi Cezaevine sevk edilen Kabakçıoğlu, 1 Eylül 2016’da çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edildi.

Kimse Yok mu Derneği’ne bağış yaptığı için, içeriği olmayan, kendisinin kullandığına dair bir delil de bulunmayan mesajlaşma programı Bylock kullandığı iddiasıyla ve evinde dini sohbetler yapıldığını söyleyen yakın arkadaşlarının ifadeleri üzerine 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası Yargıtay tarafından onaylanan Kabakçıoğlu yaşaydı, 6 ay sonra Mart 2021’de tahliye olacaktı.

SON DİLEKÇESİ

Kabakçıoğlu ölümünden iki gün önce yazdığı son dilekçesinde ise ölümünü adeta haber vermişti: “Vermiş olduğunuz ilaçları düzenli olarak kullanmaktayım. Ancak ilaçların yan etki yaptığını düşünüyorum. Özellikle sol ağzım, sol bacağımda aşırı ŞİŞME oldu. Yürüyüş ve konuşma sıkıntısı yaşıyorum. Bu dilekçeyi yazarken kolumda uyuşukluk yaşıyorum. Bel altı hareket özgürlüğümü sağlayamıyorum. Hiçbir işlemimi yapamıyorum. Saygılarımla arz ederim.”

İki çocuk sahibi Mustafa Kabakçıoğlu’nun cenazesi, Samsun Toybelen”deki köy mezarlığına defnedildi.

Karantina hücresinden cenazesi çıktı: Plastik sandalyede ölüm!

KHK’lı Mustafa Kabakçıoğlu’nun ölümünün üzerinden bir yıl geçti yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

“Kendimi kınıyorum İlhan bey, 27 yıldır yaşadığınız çileden habersiz olduğum için”

KHK ile kapatılan Zaman Gazetesi’nin yazarlarından Ahmet Kurucan, tutsak yazar İlhan Sami Çomak’ın maruz kaldığı adaletsizliği yeni fark ettiği için kendisini affetmeyeceğini ifade eden bir yazı kalem aldı.

BOLD – 1994 yılında öğrenciyken tutuklanan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin hakkında hak ihlalleri kararları bulunmasına rağmen tahliye edilmeyen şair-yazar İlhan Çomak için Gazete Davul yazarları tarafından mektup kampanyası başlatıldı.

Daha önce KHK ile kapatılan Zaman Gazetesi’nde yazan, TR724.com sitesinin yazarı Ahmet Kurucan, Çomak’a kampanya çerçevesinde bir mektup yazdı. Yazısına özeleştiri ile başlayan Kurucan, “İlhan Bey 27 yıldır tutsaksınız, esirsiniz, hapistesiniz ve sizin adınıza açılan Twitter hesabında dediğiniz gibi “ortada tutarlı bir kötülük” var ve bu tutarlı kötülüğü herkes bir dostuna anlatarak sonlandırma çabası içine girebilir. Kendimi kınıyorum İlhan Bey bunca yıldır sizin yaşadığınız çileden habersiz olduğum için.” dedi.

“KENDİMİ AFFETMEYECEĞİM”

İlhan Sami Çomak’ın hayat hikayesini Wikipedia’dan okuyunca iyice hayıflandığını belirten Kurucan, “Norwegian Pen kurumunun 2020 Şubat ayında sizin serbest bırakılmanızla alakalı Londra’da Poetry Cafe’de program düzenlediklerini okuyunca hayıflanmamın şiddetini artırdım ve bu defa “Yuh olsun bana!” dedim. Salih Polat’ın Gazete Duvar’da yıllar önce yayınlanan ve sizin hukuki mücadelenizi anlatan satırlarını okuduğumda ise “Yuh olsun bana!”nın yanına “Yazıklar olsun” deyimini ilave ettim. 27 koca yıl ve benim radarıma girmemişsiniz. Hayıflandığım nokta işte tam da burası.” ifadelerini kullandı.

Bu kayıtsızlığın ‘ama’larla, fakat’larla, lakin’lerle’ açıklanamayacağını vurgulayan Kurunca, uzun yıllardır Türkiye gündemi ile yazılar yazan bir insan olarak kendini affetmeyeceğini de sözlerine ekledi.

Ahmet Kurucan’ın yazısının tamamı

 

“Kendimi kınıyorum İlhan bey, 27 yıldır yaşadığınız çileden habersiz olduğum için” yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »