7 Eylül 2021 Salı

Türkiye-Mısır ilişkileri: Kahire’yi ikna için nelerden vazgeçildi?

Türkiye ve Mısır, 2013 senesinden bu yana kestikleri siyasi ilişkileri yeniden tesis etmek için başlattıkları süreci devam ettiriyorlar. 5-6 Mayıs günlerinde Kahire’de ilk kez aynı masa etrafında buluşan Türk ve Mısırlı diplomatlar, salı ve çarşamba günleri 2. tur görüşmeleri Ankara’da gerçekleştirecekler.

BOLD ANALİZ – Ankara ile Kahire arasında ikinci tur görüşmeler bugün Ankara’da başlıyor. Mısır’la diplomatik ilişkileri sekiz yıldır en alt seviyede tutan Ankara, Doğu Akdeniz ve Libya’da Türkiye karşıtı cephenin güçlenmesi üzerine Kahire ile başlattığı diplomatik teması sürdürüyor.

5-6 Mayıs tarihlerinde Kahire’de yapılan ortak iş birliği toplantılarının ikincisi bugün ve yarın Ankara’da yapılacak.

İlk tur görüşmelerde olduğu gibi Türk heyetine Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Sedat Önal, Mısır heyetine ise Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Hamdi Loza başkanlık edecek.

Her iki ülkenin dışişleri bakanlıklarından yapılan açıklamalarda görüşmelerde ikili ilişkiler ve bölgesel konuların ele alınacağı bilgisi dışında bir ayrıntıya yer verilmedi. İlk turda olduğu gibi, Ankara’daki görüşmelerin ardından kısa bir ortak açıklama yapılması bekleniyor.

İLİŞKİLERİN NORMALLEŞMESİ İÇİN YOL HARİTASI HAZIRLANACAK

Ankara görüşmelerinin en temel konusu siyasi ilişkilerin normalleşmesi için bir yol haritası çıkarılması.

Cumhurbaşkanlığı Dış Politika Başdanışmanı İbrahim Kalın, 25 Ağustos’ta verdiği bir demeçte, Mısır ile ilişkileri doğru zemine oturtmak için görüşmelerin devam ettiğini ve bu alanda da yakında ‘somut adımların’ atılmasının öngörülebileceğini dile getirmişti.

Tarafların ‘karşılıklı güven’ ilişkisi kurup, ikili ilişkiyi ilerletip ilerletmeyeceği ise en büyük merak konusu.

Türkiye’nin 2013 yılında Mısır’da Abdülfettah Sisi’nin Mursi’yi darbeyle devirmesine sert tepki göstermesi, iki ülke arasındaki ilişkilerde gerginliğe yol açmıştı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Mısırlı mevkidaşı Sami Şükrü arasında bu yıl Nisan ayında yapılan yoğun telefon görüşmeleri ile de iki ülke arasında yakınlaşmanın adımları atılmıştı.

Dış politikadaki yalnızlığı gidermek için AKP yönetimi, Mısır’ın yanı sıra Birleşik Arap Emirlikleri, İsrail ve Suudi Arabistan ile yakınlaşmaya ve aradaki problemleri çözmeye çalışıyor.

İKİ ÜLKE KARŞILIKLI OLARAK BÜYÜKELÇİ ATAYACAK MI?

İki ülke arasında ilişkileri normalleştirmek için atılabilecek en somut adım, Türkiye ve Mısır’ın karşılıklı olarak büyükelçi atamaları ve 2013’ten bu yana maslahatgüzar seviyesinde yürütülen diplomatik ilişkileri normal düzeye çıkarmaları olarak görülüyor.

Sembolik öneminin yanı sıra büyükelçilerin atanması Türkiye ve Mısır arasında uzlaşılan olası bir yol haritasının daha etkin ve sorunsuz uygulanabilmesi için büyük önem taşıyor.

Büyükelçi atanması konusunun ilk tur görüşmelerinde de gündeme geldiği biliniyor. Ancak görüşmelerden sonra Mısır basınında yer alan yorumlarda Kahire tarafının bu adımın atılması için Türkiye ile başlatılan sürecin kalıcılığı ve somutluğu konusunda daha fazla kanıt ve eylem gerektiğini Türk tarafına ilettiği kaydedilmişti.

MASADAKİ KONULAR NELER OLACAK

Tarafların dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde Kahire’de masaya oturmasıyla başlayan diplomatik temas sürecinde öne çıkan üç ana gündem maddesi ise Doğu Akdeniz, Müslüman Kardeşler, Libya ve Tunus olması bekleniyor.

AKP yönetimi, son dönemde Mısır’la ve bölge ülkeleri ile ilişkilerini normalleştirmek için 2013 yılından bu yana uyguladığı ‘agresif’ dış politikayı terk etmek zorunda kaldı.

Doğu Akdeniz, Müslüman Kardeşler, Libya ve Tunus politikalarında u-dönüş yaptı ve dış politikada kullandığı dili yumuşattı.

AKP, RABİA’YI UNUTTU

Türkiye ile Mısır arasında temasların artmasının ardından, İstanbul’dan yayın yapan Müslüman Kardeşler’in (İhvan) Mekameleen, El Sharq ve Vatan adlı televizyonlarının yayınlarına Ankara’nın talimatıyla müdahale edildi. İstanbul’dan yayın yapan Mısırlı muhalif kanallar uyarının ardından canlı yayın ve haber akışlarına son verdi. Kanallarda dizi ve dini programlar yayınlanmaya başlandı, Mısır yönetimi ve Sisi’ye eleştiren programlar yayından kaldırıldı.

Önce tonu düşürüldü yayınlar daha sonra tamamen yasaklandı. TV yayınları kesilen ancak sosyal medya araçları üzerinden faaliyetlerini sürdüren Mısırlı muhalif gazeteciler, Haziran ayından itibaren bu mecraları da kullanamaz oldular.

Kahire yönetiminin, İhvan’a ait kanalların ve sosyal medya kullanıcılarının Sisi yönetimine yönelik eleştirilerinden büyük rahatsızlık duyduğu ifade ediliyordu.

AKP Hükumeti, Nisan ayı sonunda Mısır’la ilişkileri normalleştirme adımları kapsamında TBMM’de Mısır ile parlamentolar arası dostluk grupları kurulmasına ilişkin meclis başkanlığına teklif sundu ve teklif TBMM Genel Kurulunda oylanarak kabul edildi.

AKP yönetimi, daha önce çok ciddi tepki gösterdiği İhvan mensuplarına yönelik idam kararlarına bu dönemde ses çıkarmadı. Nisan ayından sonraki dönemde toplam 34 İhvan mensubunun idam cezası Mısır mahkemelerince onandı ancak Cumhuriyet Halk Partisi bile idam cezalarına tepki verirken AKP iktidarından bu cezalara ilişkin bir açıklama yapılmadı.

TÜRKİYE, TUNUS’TAKİ GELİŞMELERE DE SESSİZ KALDI

Türkiye-Mısır ilişkileri açısından Mayıs ayından sonra yaşanan en önemli gelişmelerden biri de Tunus’ta Cumhurbaşkanı Kays Said’in 25 Temmuz’da Başbakan Hişam el-Meşişi’yi görevden alıp Meclis’in yetkilerini süresiz olarak dondurması oldu.

Müslüman Kardeşler ağıyla bağlantılı en-Nahda hareketinin lideri ve aynı zamanda Meclis Başkanı olan Raşid el Gannuşi, Cumhurbaşkanı Said’in kararını siyasi bir darbe olarak nitelemiş ve karşı çıkmıştı.

En-Nahda ve Gannuşi ile çok iyi ilişkileri olan Türkiye’nin Tunus’ta gelişmelere nasıl tepki vereceği merak konusu olmuştu. Siyasal İslamcı yönetimlerine karşı atılan bu tür adımlara geçmişte çok sert tepki verip darbecilikle suçlayan AKP hükumeti, Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan bir açıklama dışında Tunus’taki gelişmeleri gündeme almamayı tercih etti.

Dışişleri açıklamasında “Tunus’ta Cumhuriyet Bayramının kutlandığı 25 Temmuz 2021 tarihinde halkın iradesini temsil eden Meclis’in faaliyetlerinin askıya alınmasından derin endişe duyuyoruz,” ifadelerine yer verildi. Tunus Cumhurbaşkanı Said’in doğrudan hedef alınmaması dikkat çekerken, açıklamada “Tunus anayasasının hükümleri çerçevesinde demokratik meşruiyetin en kısa sürede yeniden tesis edilmesini temenni ediyoruz,” beklentisi de kayda geçirildi.

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan da Tunus konusunda tepkisel bir açıklama yapmadı ve tam tersine Tunus Cumhurbaşkanı Said ile 2 Ağustos’ta telefonla görüştü.

Ankara’nın bu konuyu siyasi gündemine almaması başta Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır olmak üzere Arap dünyası ile ilişkilerini normalleşme çabalarına engel oluşturmaktan kaçınmak istemesinin bir göstergesi olarak görüldü.

BAE İLE YAKINLAŞMA

Türkiye’nin Mısır ile yürüttüğü süreç Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile de sürdürülmekte olan diplomatik çabadan bağımsız değil. Arap Baharı’nın oluştrduğu demokratik rüzgarın kendi monarşik yönetimlerini yıkacağı korkusunda olan Suudi Arabistan ve BAE, süreci tersine çevirmek için sembol ülke Mısır’da Sisi tarafından yapılan darbeyi desteklemiş ve sonrasında da ayakta kalması için önemli ekonomik destek sağlamışlardı.

Mısır ile BAE yönetimleri arasında o dönemden bu yana çok yakın ilişkiler kuruldu. BAE, Mısır’ın özellikle bölgesel konularda izleyeceği politikaları derinden etkileyecek düzeyde bir ağırlık oluşturdu.

Türkiye, 2013 yılından bu yana gerginlik yaşadığı, 15 Temmuz’un finansörü olmakla suçladığı BAE ile de yakınlaşma sinyalleri veriyor.

BAE’ni terör örgütlerine destekle suçlayan Türkiye, Veliaht Prens Muhammed bin Zayed el Nahyan’ın danışmanı Muhammed Dahlan hakkında İnterpol’den ‘kırmızı bülten’ talebinde bulunmuştu. Ankara, Dahlan’ı 15 Temmuz’u finanse etmek, anayasal düzeni değiştirmeye çalışmakla suçlamıştı.

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan 18 Ağustos’ta BAE Ulusal Güvenlik Danışmanı Şeyh Tahnoun bin Zayed Al Nahyan’ı kabul etti. Erdoğan, BAE veliaht prensiyle de bu kabulün ardından görüştü. İki ülke dışişleri bakanları da aynı dönemde yoğun bir telefon diplomasisi yürüttü. Hem Ankara’dan hem BAE’den iki ülke yönetimlerin ikili ilişkileri geliştirme iradesini ortaya koyduğuna dair açıklamalar yapıldı.

Türkiye ile BAE arasında son dönemde üst düzeyde kurulan diyalog ve ilişkilerin hızlı bir şekilde ilerlemesi Ankara-Kahire hattındaki süreci de olumlu şekilde etkileyecek bir gelişme olarak görülüyor.

MISIR, LİBYA’DAKİ TÜRK ASKERİ VARLIĞININ TAMAMEN SONA ERMESİNİ İSTİYOR

Türkiye ve Mısır diyaloğunun önemli başlıklarından bir diğeri ise Libya. Bu ülkeyle çok uzun bir kara sınırı bulunan Mısır, BAE ve Fransa ile Rusya gibi ülkelerle birlikte ülkenin doğusunda konuşlu General Halife Hafter güçlerini destekliyordu. Hafter’e verilen desteğin önemli bir nedeni, başkent Trablus’ta konuşlu Ulusal Mutabakat Hükümeti’nde ağırlığın siyasal İslamcı figürlerin elinde olmasıydı.

Türkiye’nin 2019 sonunda Trablus ile yaptığı anlaşma sonucunda Libya’ya asker göndermesi ve Hafter’in ilerleyişini durdurması dengelerin tamamen bozulmasına ve BAE ile Mısır’ın tepkisine neden olmuştu.

Libya’da siyasi barış sürecinin sıkıntılara karşın devam etmesi, kurulan geçici hükümetin 24 Aralık seçimleri için çabalarını sürdürmesi, başta Türkiye, Rusya, BAE ve Mısır gibi dış güçlerin pozisyonlarında yumuşamaya yol açtığı görülüyor.

Libya’daki tarafların pozisyonlarını yumuşatmasına rağmen Mısır tarafı, Libya konusunun tamamen gündemden düşürülmesi için Türk askeri varlığının bu ülkeden çıkmış olması gerektiğini ifade ediyor.

MISIR, DOĞU AKDENİZ’DE KURDUĞU İTTİFAKLARI ÖNEMSİYOR

Türkiye’nin Mısır ile normalleşme amaçlarından biri de Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile yaşadığı münhasır ekonomik bölge tartışmasında elini güçlendirmek ve Doğu Akdeniz’deki yalnızlığına son vermek. Mısır ile Yunanistan’ın Ağustos 2020’de yaptığı gibi deniz yetkilendirme anlaşması imzalamak istediğini saklamayan Ankara, bu adımla Doğu Akdeniz’de aleyhine olan dengeyi değiştirmek niyetinde.

Mısır daha önce Güney Kıbrıs ile de benzer anlaşma imzalamış ve Yunanistan, Güney Kıbrıs, İsrail, Filistin, Ürdün ve İtalya ile birlikte hidrokarbon faaliyetleri için işbirliği öngören East Med Forum’un parçası olmuştu. Mısır, bunun da ötesinde Güney Kıbrıs ve Yunanistan ile ilişkilerini stratejik bir düzeye çıkarmış, imzaladığı savunma anlaşmalarıyla Türkiye’ye de mesaj vermişti.

Mısır, Türkiye ile normalleşme sürecinin Yunanistan ve Güney Kıbrıs’la kurduğu savunma ve enerji alanlarındaki işbirliğini etkilemeyeceği mesajını daha önce Atina ve Lefkoşa’ya iletmişti.

Bu nedenlerle Mısır’ın Türkiye ile deniz yetkilendirme anlaşması için hızlı hareket etmeyeceği, siyasi sürecin inşa edilmesi sonucunda teknik çalışmaların başlatılabileceği ancak bunun da zaman alacağı ifade ediliyor.

Erdoğan 15 Temmuz’u finanse etmekle suçladığı Birleşik Arap Emirlikleri ile anlaşma yaptı

Türkiye-Mısır ilişkileri: Kahire’yi ikna için nelerden vazgeçildi? yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

“Zırhlı araç yavaş gitseydi oğlum 11 metre fırlamazdı”

Şırnak’ta bisiklet sürerken devriye gezen zırhlı aracın altında can veren Miraç Miroğlu’nun babası, valinin açıklamalarına tepki gösterdi. Miraç’ın ölümüne sebep olan polis de ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı.

BOLD – Zırhlı aracın çarpması sonucu 7 yaşında hayatını kaybeden Miraç Miroğlu’nun babası Salih Miroğlu, Şırnak Valisi’nin kendisine “Zırhlı araç yavaş gidiyordu” dediğini aktardı. Vali Ali Hamza Pehlivan’ın bu sözlerine cevap Miroğlu, “Araç yavaş olsaydı çocuğum 11 metre yukarı fırlamazdı. Terliği dama çıkmazdı. Bisikleti dört parçaya ayrılmazdı.” dedi.

ÇARPAN POLİS SERBEST BIRAKILDI

Şırnak’ın İdil ilçesine bağlı Turgut Özal Mahallesi’nde 3 Eylül’de evinin önünde bisiklet süren 7 yaşındaki Miraç Miroğlu, zırhlı aracın çarpması sonucu öldü. İdil Cumhuriyet Başsavcılığı’nca “Ölümlü trafik kazası” suçundan başlatılan soruşturma kapsamında ifadesi alınan polis, daha sonra serbest bırakıldı. Olayla ilgili Miroğlu ailesinin ifadesi ise henüz alınmadı.

“BU ARAÇLAR SÜREKLİ MAHALLE ARASINDA GEZİYOR”

Mezopotamya Ajansından Zeynep Durgut’un haberine göre zırhlı aracın ölümüne neden olduğu Miraç’ın babası Salih Miroğlu, zırhlı araçların mahalle aralarında devriye attıklarını söyledi. Oğlu Miraç’ın ölümüne neden olan zırhlı aracın da aşırı süratli olduğunun aktarıldığını belirten baba Miroğlu, “Miraç daha yeni 7 yaşına girmişti. Bisikletle bakkala kadar gitmişti. 24 saat boyunca bu araçlar mahallenin içinde hız yaparak geziyorlar. Otoban değil, normal bir yol da değil. Benim çocuğum gitti, başkasının çocuğu gitmesin.” ifadelerini kullandı.

“GÜNDE EN AZ 50 SEFER GİDİP GELİYORLAR”

Miroğlu, Şırnak Valisi Ali Hamza Pehlivan’ın olaydan sonra İdil Devlet Hastanesi’ne gelerek kendisiyle görüştüğünü belirterek, şunları anlattı: “Vali, oğlumun ölümüne neden olan zırhlı araçla ilgili ‘Görüntüsü var ve araç yavaş gidiyor’ dedi. Eğer o araç yavaş gitseydi, benim çocuğumun terliği dama uçmazdı ve 11 metre fırlamazdı. Bisikleti 4 parçaya ayrılmıştı. Eğer dedikleri gibi çocuğa yandan çarpsaydı, yere düşerdi ve çocuk fırlamaz, terliği de dama kadar uçmazdı. Her gün zırhlı araçların mahalleden nasıl geçtiğini kendi gözlerimle görüyorum. Biz evin balkonunu günde 3-4 defa yıkıyoruz. Çünkü hemen toz oluyor. Hepsi bu araçların tozu. Bunlar bir mahallenin içinden geçiyorlar. Günde en az 50 sefer gidip geliyorlar. Gece yarısı sabaha kadar geziyorlar. Niye geziyor? Üstelik bu Miraç’a vuran araç karakola gidiyormuş. Hani deseniz bir olay var, acele etmiş, öyle bir şey de yok. Karakol da mahallenin içinde. Yol da öyle işlek bir yol değil. Mahallenin yoludur. Her bir tarafta çocuklar, yaşlılar var.”

“POLİSİN CEZALANDIRILMASINI İSTİYORUZ”

Kazaya neden olan zırhlı araç şoförü polisin 3 gün sonra ifadesinin alındığını aktaran baba Miroğlu, “Miraç’a çarpan polis, ifadesinde yavaş gittiğini belirtmiş. Oğlumun ölümüne sebebiyet veren polisin tutuklanmasını, cezalandırılmasını istiyoruz. Çünkü buna ceza verilmezse, yarın daha beteri olur. Çok kişi bu şekilde gider. Halk zırhlı araçlardan kendini koruyor. Zırhlı aracı kullanan kişiler hiç dikkat etmiyorlar. Halk dikkat ediyor. Araç geldiğinde bir çocuğu bisiklet üzerinde görürse veya yürürken gördüğünde durmalıdır. Halkın güvenliği için buradalar ama halka daha fazla zarar veriyorlar. Polisin verdiği ifade yanlıştır. Başkasının canı yanmasın, bu kişi cezalandırılmalıdır. Cezalandırılmazsa başkası daha hızlı gider. Benim oğlum gitti, başkasının gitmesin” diye konuştu.

13 YILDA 40 KİŞİ ÖLDÜ

Zırhlı araçlar son 13 yılda 20’si çocuk en az 40 kişinin ölümüne neden oldu. Ölümlerin failleri asker ve polisler hakkında açılan davalar cezasızlıkla sonuçlandı. Miraç’ın ölümüne sebep olan polis de ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı.

“Zırhlı araç yavaş gitseydi oğlum 11 metre fırlamazdı” yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Geçen hafta iki meslektaşlarını kaybeden KHK’lı hakim ve savcılara operasyon

Hakim Gülsüm Coşar, KHK ile ihraç edildikten sonra mülteci olarak bulunduğu Almanya’da geçen hafta rahatsızlanarak vefat etti. KHK’lı eski Yargıtay Üyesi Mahmut Kış da geçen hafta kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. KHK’lı iki hakimin ölümünün üzerinden bir hafta geçmeden KHK’lı 25 hakim – savcı hakkında gözaltı kararı çıkarıldı.

BOLD ANALİZ – 15 Temmuz sonrası Gülen Hareketi mensubu oldukları iddiasıyla ihraç edilen hakim-savcılara yönelik baskılar sürüyor. Son olarak Ankara merkezli 18 ilde KHK’lı 25 hakim ve savcı hakkında gözaltı kararı çıkarıldı.

KHK’LI HAKİM SAVCILAR İÇİN GÖZALTI KARARI

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 25 KHK’lı hakim-savcı hakkında gözaltı kararı verildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan yazılı açıklamada Ankara merkezli 18 ilde eski hakim ve savcılar için gözaltı kararı verildiği belirtilerek, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince şüphelilerin yakalanmasına yönelik çalışmaların sürdüğü bildirildi.

31 YAŞINDAKİ HAKİM GURBETTE YAŞAMINI YİTİRDİ

Gaziantep’te hakim olarak görev yapan Gülsüm Coşar(31), 31.8.2016 günü OHAL KHK’larında yer alan hükümlere dayanılarak HSYK tarafından ihraç edildi. Hakim Coşar’ın savcı olan eşi Aykut Coşar da aynı tarihte ihraç edildi. Savcı Aykut Coşar, daha sonra hakkında açılan davada tutuklandı. 9 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırılan savcı Aykut Coşar, halen Gaziantep cezaevinde bulunuyor. Gülsüm Coşar ise 5 yaşındaki oğlu Yusuf ile mülteci olarak bulunduğu Almanya’da geçen hafta rahatsızlanarak vefat etti. Genç yaşta vefat eden hakim Gülsüm Coşar, Ankara’da Sincan Cimşit Mezarlığında toprağa verildi.

KHK’LI YARGITAY ÜYESİ KALP KRİZİNDEN ÖLDÜ

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında yargılanan Yargıtay eski üyesi, KHK’lı Mahmut Kış vefat etti. Talimatla Yargıtay üyeliğine seçildiği, Bylock kullandığı ve tutuklu bir meslektaşının çocuğuyla ilgilendiği iddialarıyla 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Kış, tutuksuz yargılanıyordu. Kış, 2018’de mahkemede yaptığı savunmada “Meslek hayatım boyunca hukuktan hiç ayrılmadım.” demişti. Mahmut Kış’ın avukatı Hatice Yıldız, Twitter’dan yaptığı açıklamada “Müvekkilim Yargıtay eski üyesi Mahmut Kış dün geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etmiş. Zerafet abidesi bir şahıstı. Bu sürecin onu çok yorduğunu söylemişti. Sevenlerine sabırlar diliyorum.” dedi.

26 AY HAPİS YATAN KHK’LI HAKİM KORONADAN ÖLDÜ

15 Temmuz’un ardından mesleğinden ihraç edilen, 26 ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye olan eski Hakim Mehmet Dölen, haziran ayında yakalandığı Kovid-19 hastalığı nedeniyle hayatını kaybetti. 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan ve tahliye edildikten sonra koronavirüse yakalanıp vefat eden Dölen’le ilgili arkadaşı Avukat Ömer Turanlı, Dölen’in vefat etmeden önce tutuklanmasına sebep olanlara hakkını helal etmediğini yazdı. Turanlı, sosyal medya hesabından şu mesajları paylaştı: “Maalesef cadı avından bu dostum da nasibini aldı uzun zaman cezaevinde kaldı ve tahliye oldu. Babasına en son şunu söylüyor; “…babacığım herkese hakkımı helal ediyorum ama tek bir kişiye helal etmiyorum, 27 senelik arkadaşım olan S.Y’ ye helal etmiyorum, Mahkeme-i Kübra’da onu bekleyeceğim ve onunla hesaplaşacağım…” diyerek huzurla bu dünyadan göçüp gidiyor… Tek tek söyleyip cemaatçi diye ihbar ediyor. Hey gidi S.Y değdi mi? Ey S.Y çok tövbe et çok… Ruhun şad olsun Mehmed’im , canım kardeşim.”

KHK’LARLA 4 BİN HAKİM SAVCI MESLEKTEN ATILDI

15 Temmuz gecesi ve sonrasında KHK’larla 4 bine yakın hakim ve savcı meslekten ihraç edildi. Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü, HSYK üyesi ve Müsteşarlık görevlerinde bulunan Birol Erdem, Yargıtay’da yargılandığı davada ‘itiraflarda’ bulundu. Erdem, 2013 yaz aylarından itibaren Gülen Hareketine yakın olduğu gerekçesiyle hakim-savcıları fişlediklerini itiraf etti. Erdem, fişleme toplantılarını Yargıtay üyesi Harun Kodalak, HSK üyesi Halil Koç, Cumhurbaşkanlığından Metin Kıratlı ve AYM üyesi Basri Bağcı’yla yaptıklarını itiraf etti. Eski HSK Başkanvekili Mehmet Yılmaz da yargı camiasında darbeye karıştığını, bizzat içinde olduğunu ispat ettikleri kimse olmadığını belirterek, hakim ve savcıları ihraç etme konusunda Bylock’un ellerini kolaylaştırdığı itirafında bulunmuştu.

KHK’lı hakim Gülsüm Coşar, gözyaşlarıyla toprağa verildi

Geçen hafta iki meslektaşlarını kaybeden KHK’lı hakim ve savcılara operasyon yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Adalet Bakanlığı KHK’lı hakim Büşra Taşkıran’ın avukatlık yapmasına bile tahammül edemedi

KHK TV muhabiri de olan ihraç hakim Büşra Taşkıran’ın avukatlık ruhsatının iptali için Adalet Bakanlığı dava açtı. Duruma tepki gösteren Taşkıran, “Bu kadar düşmanlık fazla değil mi?” diye sordu.

BOLD – 15 Temmuz sonrası idari hakimken KHK ile ihraç edilen ve 8 ay hapis yatan KHK TV muhabiri, ihraç hakim Büşra Taşkıran, bir yıllık avukatlık stajını tamamlayıp avukatlık ruhsatı almaya hak kazandı. Ruhsat Taşkıran’ın eline gelmeden bakanlık iptali için dava açtı.

BU KADAR DÜŞMANLIK FAZLA DEĞİL Mİ?

Avukatlık ruhsatının iptali için dava açılmasına tepki gösteren ihraç hakim Taşkıran, bu konuyla ilgili sosyal medya hesabından şu paylaşımı yaptı: “Daha elime avukatlık ruhsatımı almadan ruhsatımın iptali için dava açan bir Bakanlık ile karşı karşıyayım. Bu kadar düşmanlık fazla değil mi?”

KHK TV’DE ÇALIŞTIĞI İÇİN EVİ BASILMIŞTI

15 Temmuz’un akabinde idari hakimken KHK ile ihraç edilen Taşkıran, sekiz aylık cezaevi sürecinden sonra on binlerce KHK’lının sesini duyurmak için Youtube’da kurulan KHK TV ve Euronews’e röportajlar, söyleşiler, haberler yapmaya başladı. KHK TV’de muhabir olarak görev yapan Büşra Taşkıran’ın sabah erken saatlerde evi basılmış, günlerce gözaltına tutulmuştu.

Muhalefetin KHK’lılar ve 17 Aralık ile imtihanı

Adalet Bakanlığı KHK’lı hakim Büşra Taşkıran’ın avukatlık yapmasına bile tahammül edemedi yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Her açılışta o var: Erdoğan’ın Erbaş’ı

30 Ağustos törenlerinde protokolde 40 sıra birden yükselerek 52. sıradan 12. sıraya getirilen Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, etkinliklerdeki rolü itibariyle bakanları da geride bıraktı. Törenlerde Erdoğan’dan sonra sadece Erbaş konuşuyor.

BOLD ANALİZ – Bütçesi ile birçok bakanlığı geride bırakan Diyanet İşleri’nin başkanı Ali Erbaş, Erdoğan rejiminde protokoldeki yükselişini hızla sürdürüyor. Zafer Bayramı töreninde 52. sıradan 12. sıraya yükselen Erbaş törenlerde Erdoğan’ın ardından konuşan tek isim.

ADLİ YIL ERBAŞ’IN DUASIYLA AÇILDI

Adli yıl açılışı, Yargıtay’ın yeni binasıyla birlikte yapıldı. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yaptığı konuşmanın ardından Diyanet İşleri Başkanı Erbaş’ın duasıyla 2021-2022 Adli Yılı açıldı. Erbaş duasında “Bu eserin açılışını besmeleyle gerçekleştiriyoruz. Hayırlı ve mübarek eyle Allah’ım, bereketli eyle Allah’ım” ifadelerini kullandı.

DUALARINDA AKP’NİN PROJELERİNE YER VERİYOR

2018 yılı ekim ayında İstanbul Havalimanı da Erbaş’ın duasıyla açıldı. Erbaş duasında, “Ya Rab yeryüzünün imar etme görevini bizlere veriyorsun, bu büyük, muhteşem eseri yaparak yeryüzünün imarına katkı sağladık, daha nice eserler yapmayı milletimize nasip eyle Allah’ım. Denizlerin üzerinden köprülerle, denizin altından tünellerle kıtaları birleştirmeyi milletimizi nasip eyledin, bu gibi eserlerle insanlara daha nice hizmetler etmeyi bize nasip eyle Allah’ım” dedi.

KÜLLİYE’DEKİ TÖRENLERİN VAZGEÇİLMEZ KONUŞMACISI

5 Temmuz’da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde ‘Suyun Gücü Milletle Buluşuyor Toplu Açılış Töreni’nde de Erbaş tesislerin açılışında dua etti. Erbaş, şu ifadeleri kullandı: “Ya Rabbel alemin bu tesisleri milletimiz için hayırlı mübarek eyle Allah’ım. Bu yoldan yapılan çalışmaları hayırlı mübarek eyle Allah’ım. Emeği geçen herkesin geçmişlerinin ruhlarını şad eyle Allah’ım. Milletimizi, memleketimizi, vatanımızı her türlü felaketlerden, sel felaketinden, depremlerden muhafaza eyle Allah’ım.”

JANDARMA EĞİTİM TESİSLERİ DE ERBAŞ’IN DUASIYLA AÇILDI

1 Eylül tarihinde Ankara’da Jandarma ve Sahil Güvenlik Fakülte, Temin ve Eğitim Merkezi açılışı yapıldı. Açılışa Cumhurbaşkanı Erdoğan da katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmanın ardından, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş tarafından okunan dua ile tesisin açılışı gerçekleştirildi. 30 Mart tarihinde yapılan 1. Su Şurası Lansmanı ve 363 Tesisin Toplu Açılış Merasimi’nde Erbaş tesislerin açılışında dua etti.

ELEŞTİRİLERE YANIT VERDİ: SİYASETE, ADALETE YANSIMASIN İSTİYORLAR

Konuşmasının devamında adli yıl açılışı başta olmak üzere Erdoğan’ın katıldığı tüm açılışlarda dua etmesiyle ilgili olarak Erbaş, “Hani ‘inanç sokakta olamasın, mahallede olmasın, insanın içinde olsun’ diye bir anlayış var ya. ‘İnanç işte insan ile Allah arasında olsun, evine yansımasın, ticaretine yansımasın, siyasetine yansımasın, adaletine, yargısına yansımasın’… Görüyorsunuz ya ortalığı ayağa kaldırıyorlar. İnançtan ayıklansın oralar, adeta bu düşünce insanlığı bu noktaya getirmektedir” ifadelerini kullandı.

Muhalefetin KHK’lılar ve 17 Aralık ile imtihanı

Her açılışta o var: Erdoğan’ın Erbaş’ı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Erdoğan 15 Temmuz’u finanse etmekle suçladığı Birleşik Arap Emirlikleri ile anlaşma yaptı

AKP ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bir 15 Temmuz yalanı daha söndü. Erdoğan ve ekibinin 5 yıldır 15 Temmuz’u finanse etmekle suçladığı Birleşik Arap Emirlikleri ile anlaşma yapıldığı ortaya çıktı. İngiliz Haber Ajansı Reuters’a konuşan Körfez ülkelerinden birinde görevli bir diplomat, “Çok hızlı ilerliyorlar. Birçok insanın tahmin ettiğinden çok daha hızlı bir şekilde hem de. Sayfayı çevirdiler bile” dedi.

BOLD ANALİZ – AKP Hükumeti, suç örgütü lideri Sedat Peker’in videolar yayınladığı Birleşik Arap Emirlikleri ile ilişkilerini hızlandırdı. Gelişmeleri derleyen Reuters haber ajansı kapsamlı bir analiz yayınladı. Analizde “Jeopolitik gerilimin etkisini Cumhurbaşkanı Erdoğan hissetti” denildi.

Türkiye ile BAE arasında kısa bir süre içinde yaşanan yoğun görüşme trafiğini okurlarına kapsamlı bir analizle duyuran Reuters, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 18 Ağustos’ta BAE Ulusal Güvenlik Danışmanı Şeyh Tahnoun bin Zayed Al Nahyan’ı kabul ettiğini hatırlattı. Geçen hafta Erdoğan ile ülkenin fiili lideri Veliaht Prens Muhammed bin Zayed el Nahyan ile görüştüğünü yazdı.

ANLAŞMAZLIKLARI KONTROL ALTINA ALDILAR

Reuters analizde, “Türkiye ve BAE, gerilimi körükleyen ve ekonomiye zarar veren anlaşmazlıkları kontrol altına aldı” başlığını kullanırken, ajansa konuşan Türk ve BAE yetkilileri de görüşmelerin perde arkasını paylaştı. Haber-analiz formatında hazırlanan dosyada, “Yetkililer ve diplomatlar yıllar boyunca hakaretlerin ardından bölgedeki ezeli düşmanlar Türkiye ve BAE’nin Libya’daki savaş da dahil olmak üzere birçok çatışmaya sebep olan gerilimi azalttığını söylüyor. Her iki ülke arasındaki siyasi farklılıklar çok ciddiyken iki ülkenin sorunları çözmek ve Orta Doğu fay hattı haline gelen ideolojik ayrılığı halletmek yerine ekonomik konulara odaklanması bekleniyor” ifadesi kullanıldı.

ERDOĞAN’IN İSRAİL ŞARTI DA ORTATAN KALKTI

İstihbarat ve hükümet yetkililerinden sonra her iki ülke liderinin de görüştüğüne dikkat çeken Reuters, “Erdoğan bir yıl önce Türkiye’nin İsrail’le ilişkisini geliştiren Abu Dabi ile diplomatik bağlarını koparabileceğini söylemişti” hatırlatmasını yaptı. Reuters’a konuşan bir BAE yetkilisi, “BAE, ilişkilerin sağlamlaştırılması için beklentileri değerlendiriyor” diyerek sağlık, enerji ve ulaşım gibi konularda ticaret ve yatırım fırsatları ile ilgili hamleler yapılabileceğini sinyalini verdi.

TÜRKİYE SAYFAYI ÇEVİRDİ BİLE

Türkiye’nin BAE’den önce Suudi Arabistan ve Mısır ile de ilişkileri yumuşattığının belirtildiği Reuters’ın makalesinde Körfez ülkelerinden birinde görevli bir diplomat, “Çok hızlı ilerliyorlar. Birçok insanın tahmin ettiğinden çok daha hızlı bir şekilde hem de. Sayfayı çevirdiler bile” dedi. Konuyla ilgili bir açıklama yapan üst düzey bir Türk yetkili, “Erdoğan’ın Şeyh Muhammed’le görüşmesi ilişkilere zarar veren vebanın ortadan kalkmasına yönelik önemli bir adımdı. İki ülke Orta Doğu’da birlikte çalışabilir. Fakat önce ekonomik adımlar atılmalı. Diğer sorunlarda henüz anlaşma sağlanmadı fakat bu problemlerin büyük kısmını çözmek için istek olduğu belirtildi” dedi.

ERDOĞAN, 128 MİLYAR DOLARI SATTI

Reuters, “Türk yetkililer ve Körfez diplomatları iki ülkenin jeopolitik gerilim ekonomik bir bedelle geldiğini söylüyor. Üstelik Covid-19 salgınıyla birlikte bu durum da büyüdü. Ekonomik maliyet özellikle Erdoğan tarafından hissedildi. İnatla yüzde 19 enflasyon, maliyetleri  artırdı ve devlet bankaları 128 milyar dolar yabancı rezervleri lirayı desteklemek için sattı” yorumunu yaptı. Birleşik Arap Emirlikleri’nin Suudi Arabistan gibi Türk ürünlerine gayrıresmi boykot uygulamadığına dikkat çeken Reuters, Abu Dabi varlık fonunun Türkiye’deki Getir ve Trendyol gibi şirketlere yatırım yaptığını hatırlattı.

HER ŞEY VAR 15 TEMMUZ YOK

Reuters’ın analizinde her konuya değinilirken, 15 Temmuz gecesinde Birleşik Arap Emirlikleri’nin rol aldığına dair tek bir satır yer almadı. Uluslararası ajansın analizinden Türk tarafının 15 Temmuz ile ilgili tek bir talepte bulunmadığı anlaşıldı.

Erdoğan 15 Temmuz’u finanse etmekle suçladığı Birleşik Arap Emirlikleri ile anlaşma yaptı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Kırım’dan Ankara’ya 15 Temmuz hatırlatması: Rusya Erdoğan’a ne yardım yaptı?

Ankara’nın iki hafta önce Kırım politikası açıklaması sonrası Rusya Devlet Başkanı Putin’in Kırım Daimi Temsilcisi Georgiy Muradov’dan tehdit gibi açıklama geldi. Muradov, “Türkiye, 15 Temmuz gecesi Türk Cumhurbaşkanı’nın darbeden kurtarılmasına Rusya yönetiminin nasıl yardım ettiğini iyi hatırlamalı” dedi.

BOLD ANALİZ – Rusya Devlet Başkanı Putin’in Kırım Daimi Temsilcisi Georgiy Muradov, 15 Temmuz gecesi AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın darbeden kurtarılmasına Rusya yönetiminin yardım ettiğini öne sürdü. Türkiye’den bu konuda herhangi bir açıklama yapılmadı.

TÜRKİYE RUSYA’NIN 15 TEMMUZDAKİ YARDIMLARINI HATIRLAMALI

Gazeteci Müyesser Yıldız, kendi internet sitesinde 15 Temmuz’da Rusya’nın rolünü kaleme aldı. İki hafta önce Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, Ankara’nın Kırım politikasını tekrarladığını hatırlatan Yıldız, sonrasında ise Rusya Devlet Başkanı Putin’in Kırım Daimi Temsilcisi Georgiy Muradov’dan Türkiye’ye yönelin tehdit gibi bir açıklama geldiğini hatırlattı. Muradov, Türkiye, 15 Temmuz gecesi Türk Cumhurbaşkanı’nın darbeden kurtarılmasına Rusya yönetiminin nasıl yardım ettiğini iyi hatırlamalı” dedi.

ACABA RUSYA NE GİBİ YARDIMLARDA BULUNDU?

Muradov’un sözlerinden, 15 Temmuz gecesi ve ötesinde bir şeyler olduğu sonucu çıkardığını belirten Yıldız, “13 gün geçtiği halde Muradov’u yalanlayan olmadığına göre, “Acaba Rusya ne gibi bir yardımda bulundu? Türk Milleti’nin bilmeyip de Rusya’nın bildiği ne var?” diye sorsak, cevap veren olur mu? Rusya, 24 Kasım 2015’te Suriye sınırında düşürdüğümüz Rus savaş uçağının filmini yapıyormuş. Film, Rus Savunma Bakanlığı ile işbirliği içinde ve Kırım’da çekiliyormuş. Kim bilir; belki bir gün 15 Temmuz’un da filmini çekerler ve böylece Rusya’nın yardımlarını öğrenmiş oluruz!..” dedi.

ABD YAPTIRIMLARINA RAĞMEN YENİ S-400’LER YOLDA

Rusya’dan aldığı S-400’ler nedeniyle ABD ve NATO ile sorun yaşayan Türkiye’nin, yeni S-400’ler almak için Rusya ile masaya oturduğu ortaya çıktı. Rus silah ihracat kurumu Rosoboronexport’un yöneticisi, Türkiye’ye yeni bir S-400 hava savunma sisteminin satışı için Ankara ve Moskova’nın anlaşma imzalamaya yaklaştığını söyledi. ABD, s-400’ler nedeniyle F-35 projesinden çıkardığı Türkiye’ye CAATSA kapsamında yaptırım uygulama kararı aldı. ABD, yeni S-400’lerin yeni yaptırımlara neden olacağını açıkladı.

PUTİN ERDOĞAN’I AYAKTA BEKLETİP TV’DE YAYINLATTI

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın iki yıl önce gerçekleşen Moskova ziyaretinde Putin’in Türk heyetini kabul ettiği salona, “Osmanlı’yı 93 harbinde yenen Rus askeri heykeli” ve Erdoğan ile Putin’in görüştüğü odaya 1783’te Kırım’ı ilhak eden Büyük Katerina’nın heykelini konuldu. Ayrıca Putin Erdoğan ve beraberindeki heyeti 2 dakika bekletip Rus devlet televizyonu kronometre tutarak yayınlattı. Bu durumla ilgili Türk tarafı resmi olarak herhangi bir açıklama yapmadı.

 

 

Muhalefetin KHK’lılar ve 17 Aralık ile imtihanı

 

Kırım’dan Ankara’ya 15 Temmuz hatırlatması: Rusya Erdoğan’a ne yardım yaptı? yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Tuğgeneral Semih Terzi’nin eşini bırakıp oğlunun peşine düştüler

Özel Kuvvetler Komutanlığında görevliyken 15 Temmuz gecesi öldürülen Tuğgeneral Semih Terzi’nin eşi Nazire Terzi, geçen yıl sonunda tutuklu kaldığı süre dikkate alınarak tahliye edildi. Şimdi de Terzi’nin askeri okul öğrencisi oğlu için gözaltı kararı çıkarıldı.

BOLD – Gülen Hareketi’ne yönelik İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında 44’ü muvazzaf, 69 asker ile 145’i eski askeri okul öğrencisi 214 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi. Gözaltı kararı verilenlerin arasında 15 Temmuz gecesi öldürülen Tuğgeneral Semih Terzi’nin oğlu Faruk Terzi’nin de olması dikkat çekti.

40 İL VE KKTC’DE GÜLEN HAREKETİ OPERASYONU: SUÇ ANKESÖRDEN ARANMAK

İzmir merkezli 41 il ve KKTC’de Gülen Hareketi’nin Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) yapılanması iddiasıyla yapılan soruşturmada, haklarında arama kararı verilen, aralarında muvazzaf askerlerin de olduğu 214 şüphelinin yakalanması için eş zamanlı operasyon başlatıldı. Bu kapsamda, büfe/kontörlü sabit hat ile arandıkları iddia edilen 44’ü muvazzaf 69 asker ile 145’i 15 Temmuz sonrası ilişikleri kesilen askeri okul öğrencisi, toplam 214 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi.

SEMİH TERZİ’NİN OĞLUNA GÖZALTI KARARI

Gözaltı kararı verilenlerin 1’inin albay, 1’inin yarbay, 7’sinin yüzbaşı, 7’sinin üsteğmen, 7’sinin teğmen, 41’inin astsubay, 5’inin uzman çavuş rütbesinde olduğu öğrenildi. Gözaltı kararı verilenlerden ilişiği kesilen askeri okul öğrencisi Faruk Terzi’nin 15 Temmuz girişimi sırasında Astsubay Ömer Halisdemir tarafından öldürülen General Semih Terzi’nin oğlu olduğu öğrenildi.

15 TEMMUZ SONRASI EŞİ DE TUTUKLANMIŞTI

Özel Kuvvetler Komutanlığında görevliyken 15 Temmuz gecesi öldürülen Tuğgeneral Semih Terzi’nin eşi Nazire Terzi 15 Temmuz sonrası tutuklanmış, “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçuna yardım” suçundan 18 yıl ceza verildi. Yargıtay’ın bozma kararının ardından yeniden yargılanan Nazire Terzi, “üye olma” gerekçesiyle 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. Terzi’nin tutuklulukta geçen 4 yıl 3 aylık süre dikkate alınarak geçen yıl kasım ayında yurt dışı çıkış yasağıyla tahliyesine kara verildi.

Muhalefetin KHK’lılar ve 17 Aralık ile imtihanı

Tuğgeneral Semih Terzi’nin eşini bırakıp oğlunun peşine düştüler yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

6 Eylül 2021 Pazartesi

Adalet aramak benim için eziyet olmaya başladı

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında tutuksuz yargılanan Ayşe Özdoğan’a verilen 9 yıl 4 aylık hapis cezası Yargıtay tarafından onaylandı. Kanserli haliyle hasta çocuğuna bakmak zorunda kalan ve tekrar hapse girmek istemeyen Özdoğan, “Artık takatim kalmadı” diyerek yetkililere seslendi.

BOLD – Ayşe Özdoğan, özel bir yurtta idarecilik yaptığı için eşiyle birlikte 8 Nisan 2019’da Antalya’da gözaltına alındı. Kalbi delik dünyaya gelen 7 yaşındaki oğlu Burak Hamza’nın durumu göz önünde bulundurularak o dönemde adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Edebiyat öğretmeni eşi İlker Özdoğan ise tutuklanıp Antalya Döşemealtı Cezaevine gönderildi.

Eşinin tutuklanmasıyla hayatı alt üst olan Ayşe Özdoğan’ın yaşadıkları bunlarla sınırlı kalmadı. Hasta oğluyla tek başına ilgilenmek zorunda kalan Özdoğan’a 7 Kasım 2019’da tıpta çok nadir görülen Maksiller Sinus kanseri teşhisi konuldu ve hemen üst çenesinden ameliyat edildi.

Tutuksuz yargılanan ve ilk mahkemesi 31 Temmuz 2019’da görülen Özdoğan’ın, ikinci mahkemesi 4 Aralık 2019’daydı. Yani ameliyattan tam iki hafta sonra… Çenesindeki dikişler nedeniyle konuşamayan, ameliyatta çok kan kaybettiği için ayakta duramayan Özdoğan o haliyle mahkemeye gitmek zorunda kaldı. Davanın savcı, duruşmaya gelmezse tutuklanacağını söyledi.

O duruşmaya katılan Ayşe Özdoğan, tutuklu eşinin de bulunduğu mahkeme salonunda bayıldı.

SESİNİ SOSYAL MEDYADAN DUYURMAYA ÇALIŞIYOR

Tüm bu ağır ameliyatlardan sonra Ayşe Özdoğan’ın durumu şimdi daha da kritik. Tümör iki gözünün ortasına, beyin sapına çok yakın olan bölgeye sıçradı. Tekrar ameliyat olması çok riskli. Bankasya’da 300 TL para, dernek üyeliği, 4 tanık ifadesi, mesajlaşma programı Bylock ve kapatılan kız yurdunda SSK kaydının olması nedeniyle 9 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılan Özdoğan’ın cezası Yargıtay tarafından onaylandı. Bu haliyle hapse girmek istemeyen Ayşe Özdoğan, sesini Twitter hesabından duyurmaya çalışıyor.

YÜZÜM GÖZÜM ŞİŞMEYE BAŞLADI

Ayşe Özdoğan, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ü etiketlediği son paylaşımında şu ifadeleri kullandı: “Artık takatim kalmadı. Yazmaya twit atmaya da gücüm kalmadı. Telefona bakmaktan yüzüm gözüm şişmeye başladı. Burada adalet aramak benim için eziyet olmaya başladı. Lütfen artık.”

Kanser hastası Ayşe Özdoğan: Çok çaresizim, sesime ses olun!

 

Adalet aramak benim için eziyet olmaya başladı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Muhalefetin KHK’lılar ve 17 Aralık ile imtihanı

Yıllar geçse de 17 Aralık Yolsuzluk soruşturması ve KHK mağdurları Türkiye’nin gündeminden hiç düşmüyor. Muhalefet, Erdoğan Bayraktar’ın itirafları sonrası 17 Aralık soruşturmalarını, seçim yaklaştıkça da milyonlarca mağduru bulunan KHK’ları daha fazla dillendirir oldu. Buna rağmen AKP iktidarının söylemlerini de kullanmaya devam eden muhalif siyasetçilerin sıkı bir imtihandan geçtiğini söyleyen gazeteci Adem Yavuz Arslan, Ali Babacan’ın son açıklamalarının nedenini de yeni videosunda anlattı.

BOLD – 17 Aralık Yolsuzluk soruşturması sürecinin kritik isimlerinden Erdoğan Bayraktar’ın, “Benim dosyamdaki her şey doğruydu” itirafı ile 17 Aralık operasyonu yeniden tartışılmaya başlandı.

Seçim yaklaştıkça KHK’lar siyasetin gündemine daha çok girmeye başladı. Her iki konuda da muhalefet partilerinin büyük açmaz yaşadığını belirten gazeteci Adem Yavuz Arslan, “Hem yolsuzluğun olduğunu kabul ediyorlar, hem de iktidar ağzıyla darbe söylemini tekrar ediyorlar” ifadelerini kullandı.

Gazeteci Arslan son videosunda, 17 Aralık ve KHK’lılarla büyük imtihan veren muhalefetin hatalarıyla sürecin nasıl Erdoğan’ın lehine dönmeye başladığını anlatıyor.

Erdoğan’ın ‘Daha adil bir dünya mümkün’ kitabını ti’ye aldılar: Daha kendi ülkesinde…

 

Muhalefetin KHK’lılar ve 17 Aralık ile imtihanı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Erdoğan’ın ‘Daha adil bir dünya mümkün’ kitabını ti’ye aldılar: Daha kendi ülkesinde…

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, sosyal medya hesabından Erdoğan’ın son kitabını “Daha adil bir dünya için dur durak demeden çalışan liderin kaleminden” notuyla paylaştı. Kalın’ın paylaşımına takipçilerinden tepki dolu yorumlar geldi. Vatandaşlar, son kitabıyla dünyaya adalet dağıtan Erdoğan’ı kendi ülkesinde bile adaleti sağlayamamakla eleştirdi.

BOLD – İbrahim Kalın sosyal medya hesabından AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kaleme aldığı ‘Daha adil bir dünya mümkün’ kitabını tanıttı. Kalın paylaşımında şu ifadeleri kullandı, “Daha adil bir dünya için dur durak demeden çalışan liderin kaleminden…”

AKP ve Erdoğan’ın en çok eleştirildiği konuların başında ‘adalet’ geliyor. Ülkede adaletin iktidar tarafından katledildiğini söyleyen Ana Muhalefet partisi CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara’dan İstanbul’a gerçekleştirdiği ‘Adalet Yürüyüşü’ ile hükumeti protesto etti.  Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü geniş kitlelerce takdir topladı.

Adalet kavramının Türkiye’de tartışıldığı bir ortamda Erdoğan’ın kitabıyla dünyaya adalet dağıtması sosyal medyanın diline düştü.

ADİL ÜLKE OLMAK GEREKMEZ Mİ?

Kalın’ın takipçilerinden kitaba ilginç tepkiler geldi. Yapılan çoğu yorumda kitabın adına gönderme yapıldı. Türkiye’deki adalet sistemindeki aksaklıklara dikkat çeken Cengiz adlı kullanıcı, “Bence bırakınız dünyayı, kendi ülkemizde adaleti sağlayabildik mi? Bina yapmak ile adalet tecelli eder mi? Adil bir dünya için adil bir ülke olmak gerekmez mi? Oysa Socrates çok net söylemiş: ‘Bir ülkede adalet ve sağlık binaları çok büyükse o toplum bozulmuş demektir'” diyerek tepkisini dile getirdi.

Selmer adlı kullanıcının da kitap hakkındaki yorumları şöyle: “Daha adil derken şu andaki baskılı rejimimi kastediyorsun bu mu adil düzen? Alkış size İbrahim Kalın bey.”

KEŞKE ADALETİ ORTADAN KALDIRMASAYDINIZ

Yargıdaki çifte standarda dikkat çeken Hasan Alökmen adlı kullanıcı, “Keşke, cumhurbaşkanı olduğu ülkeye de adalet dağıtabilseydi. Adalet dağıtmak yerine adalet kavramını ortadan kaldırmasaydı. Merak ediyorum İbrahim bey, hiç Türkiye’nin halini düşündünüz mü? Sırf MHP’li diye tecavüzcülerin korunduğu bir ülkeden bahsediyoruz” yorumunu paylaştı.

Ali Arslan Yerlikaya adlı kullanıcı ise kitabı tanıtan İbrahim Kalın’a, “Bırakın dünyayı Türkiye’de adil bir düzen var mı?” diye sordu.

Yerli ve millilikte U dönüşü

Erdoğan’ın ‘Daha adil bir dünya mümkün’ kitabını ti’ye aldılar: Daha kendi ülkesinde… yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Ali Erbaş: Din Allah ile kul arasında olsun diye ortalığı ayağa kaldırıyorlar

Adli yıl açılış töreninde cübbeli Yargıtay Başkanı ile birlikte dua eden Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş gelen eleştirilere cevap verdi. Kendisine yönelik eleştirilere değinen Erbaş, “İnanç insan ile Allah arasında olsun, evine yansımasın, ticaretine yansımasın, siyasetine yansımasın, adaletine, yargısına yansımasın istiyorlar” dedi.

BOLD – Diyanet İşleri Başkanı (DİB) Ali Erbaş, ÖNDER İmam Hatipliler Derneği tarafından Aksaray Üniversitesi’nde organize edilen 18. İmam Hatipliler Kurultayı’na katıldı. Erbaş burada bir de konuşma yaptı.

İNANÇ İKİNCİ PLANDA KALDI

Deizm, ateizm ve nihilizm akımlarının İslam coğrafyasında karşılık bulmasının üzerinde durulması gereken hususlar olduğunu dile getiren Erbaş, “Bunları müzakere etmemiz gerekiyor. Bu sorunu tetikleyen en önemli olgu, dinin yaşanan hayatla irtibatının bilerek zayıflatılmasıdır. Bireysel ve sosyal meselelere İslam adına pratik çözümler getirilememesi. Bu durum hayatın içinden konularda, inancın ikinci planda kalmasına yahut inancın hayatın dışına itilmesine sebep olmaktadır” dedi.

SİYASETE, ADALETE, TİCARETE YANSIMASIN İSTİYORLAR

Konuşmasının devamında adli yıl açılışına katılarak dua etmesi ve Yargıtay Başkanının da cübbesiyle duaya eşlik etmesine yönelik eleştirilere yanıt veren Erbaş, “Hani ‘inanç sokakta olamasın, mahallede olmasın, insanın içinde olsun’ diye bir anlayış var ya. ‘İnanç işte insan ile Allah arasında olsun, evine yansımasın, ticaretine yansımasın, siyasetine yansımasın, adaletine, yargısına yansımasın’… Görüyorsunuz ya ortalığı ayağa kaldırıyorlar. İnançtan ayıklansın oralar, adeta bu düşünce insanlığı bu noktaya getirmektedir” ifadelerini kullandı.

GÖZÜ AYM BAŞKANLIĞINDA

Erbaş’ın sözlerini alıntılayan gazeteci Nevşin Mengü, “Ne arasında olsun paşam ne verelim sana! Sanırım gözü AYM başkanlığında” ifadelerini kullandı.

Erbaş’a en sert tepkilerden biri de Zafer Partisinden geldi. Partinin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada: “İslam’ın son Ordusu’nun 30 Ağustos’ta kazandığı zaferi kutlamayıp, ‘Keşke Yunan Ordusu kazansaydı’ diyen ‘Fesli’ şarlatanı ziyaret eden kişi İslam adına konuşamaz! Şehit ve gazilerimizin kanlı mübarek elleri yakanızdadır” denildi.

Gazeteci Uğur Dündar, Ali Erbaş’ın cübbesini çıkararak AKP’de siyasete başlaması gerektiğini söyledi.

SOSYAL MEDYA DÜZENLEMESİ İSTEDİ

Erdoğan ve AKP’lilerin uzun süredir istediği ‘sansür’ olarak da nitelenen yeni sosyal medya düzenlemesine Erbaş’tan dün destek gelmişti. ‘Seher Vakti Buluşmaları’ adlı bir programda konuşan Erbaş, ahlaki boyutta ciddi risklere neden olduğu iddiasıyla sosyal medyaya düzenlemenin bir zorunluluk haline geldiğini ileri sürdü.

Ali Erbaş yine AKP sözcülüğüne soyundu: ‘Seher Vakti’nde Sosyal medya düzenlemesi istedi

Ali Erbaş: Din Allah ile kul arasında olsun diye ortalığı ayağa kaldırıyorlar yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Yerli ve millilikte U dönüşü

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın, 25 senedir aynı olan metro tabelalarını ‘U’ olarak değiştirmesi tepkilere neden oldu. Değişikliği sosyal medya hesabından paylaşan Bakan Karaismailoğlu, yerli ve milli tartışmalarının fitilini ateşledi.

BOLD – AKP’nin en çok kullandığı söylemlerden olan “yerli ve milli” söylemi iktidarın icraatlarıyla çoğu zaman çelişiyor. Bunun son örneği Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın İstanbul’da yaptığı metroların tabelalarında kendini gösterdi. Yaklaşık 25 yıldır ‘M’ olan metro tabelaları ‘U’ olarak değiştirildi. Bakan Adil Karaismailoğlu, değişikliği sosyal medya hesabından “İstanbul’da metronun yeni simgesi! I love U” ifadeleriyle duyurdu.

Metro tabelasının altına Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ibaresi de yerleştirildi.

U-BAHN’IN U’SU MU

Karaismailoğlu’nun paylaşımına takipçilerinde çoğu tepki içerikli yorum geldi. Bakanlığın icraatını eleştiren Recep Aydın adlı sosyal medya kullanıcısı, “Saçmalık, İstanbul’a eş başkanlık gibi bir şey olmuş. Ulaştırma bakanlığı niye İstanbul’a metro yapıyor, size ne? Ayrıca U nedir uzay istasyonu falan mı?” ifadelerini kullandı. Bellatrix adlı kullanıcı da tepkisini şu şekilde dile getirdi: “Underground’un U’su herhalde ya da Alman işi, U-bahn’ın? Metro’nun M’sini niye beğenmediniz, fazla yerli ve milli mi geldi?

DEĞİŞİKLİĞİN SEBEBİ İMAMOĞLU MU?

Karaismailoğlu’nun paylaşımını alıntılayan kamuoyu araştırmacısı Kemal Özkiraz metrolardaki simge değişikliğini “Tüm dünyanın kullandığı simgeyi ‘sırf İBB yapmadı biz yaptık’ demek için değiştirme ezikliği” diyerek eleştirdi.

Uygurların emeğini sömürdüğü iddiasıyla Almanya’da Lidl ve Aldi’ye dava: Türkiye’de durum ne?

Yerli ve millilikte U dönüşü yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Uygurların emeğini sömürdüğü iddiasıyla Almanya’da Lidl ve Aldi’ye dava: Türkiye’de durum ne?

Almanya’da insan hakları aktivistleri, Çin’de Uygurların zorla çalıştırılmasından kazanç sağlamakla suçladıkları Aldi, Lidl ve Hugo Boss gibi dev firmaların da aralarında olduğu birçok şirkete dava açtı. Peki dünyada ve Türkiye’de durum ne?

BOLD ANALİZ – Almanya’da birçok tekstil firması hakkında, Çin’de Uygurların zorla çalıştırılmasından kazanç sağladıkları gerekçesiyle suç duyurusunda bulunuldu.

Avrupa Anayasal Haklar ve İnsan Hakları Merkezi (ECCHR), tekstil alanında faaliyet gösteren birçok Alman şirketi hakkında Federal Başsavcılığa suç duyurusunda bulundu.

Suç duyurusunda bulunulan şirketler arasında Hugo Boss ve C&A gibi tekstil devleri ile Aldi ve Lidl gibi market zincirleri de bulunuyor.

Dernek, bu şirketleri ‘doğrudan veya dolaylı olarak Sincan’daki Uygur azınlığın zorla çalıştırılmasından yararlanmak ve suça ortak olmakla’ suçluyor.

AVRUPALI DEVLETLERİN ‘İKİ YÜZLÜ’ TAVRINA ELEŞTİRİ

ECCHR Federal Başsavcılığa sunduğu dava dilekçesinde Uluslararası Af Örgütü’nün raporlarına da atıfta bulundu. Af Örgütü, yayınladığı raporlarda Çin yönetimine Uygurları tekstil sanayiinde çalışmaya zorladığı suçlaması yöneltiyor. Alman şirketlerinin de halen ya da kısa süre öncesine kadar Sincan’da üretim yapan tedarikçi firmalarla çalıştığı ileri sürüldü.

ECHHR, Federal Başsavcılıktan ‘muhtemel zorla çalıştırmayı ve şirketlerin muhtemel hukuki sorumluluklarını incelemeye almasını’ istedi. Karlsruhe’de bulunan savcılık, Almanya’da devletler hukuku başlığındaki suçların kovuşturulmasından sorumlu bulunuyor.

ECHHR İş ve İnsan Hakları Programı Müdürü Miriam Saage-Maaß “Şirketleri Uygur halkının sömürüsünden kazanç sağlarken, Avrupa hükümetlerinin Çin’deki insan hakları ihlallerini eleştirmesinin kabul edilemez” olduğunu söyledi.

FRANSA’DA 4 BÜYÜK ŞİRKETE DAVA AÇILMIŞTI

Benzer bir şikayet, nisan ayında Fransa’da yolsuzlukla mücadele derneği Sherpa tarafından Uniqlo ve Zara dahil olmak üzere dört çok uluslu giyim şirketine karşı yapılmıştı.

82 KÜRESEL ŞİRKET

Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü (ASPI), geçtiğimiz yıllarda yayınladığı bir raporda, 82 küresel şirketi Sincan dışındaki Uygur işçilerinin istismar edici iş gücü transferi programları aracılığıyla kullanımından doğrudan veya dolaylı olarak yararlandığını tespit etmişti.

Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü’nün dünya çapında yankı uyandıran raporunun ardından bu konuda küresel çapta bir farkındalık oluştu.

ABD, İngiltere, Avrupa Birliği ve Almanya, Uygurların sömürüsüne dayanan şirketlerle iş yapmayı durdurmak için adımlar attı ve atıyor.

İNGİLTERE, YASAL DÜZENLEME YAPACAĞINI AÇIKLADI

İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab, Parlamentoda Ocak ayında yaptığı açıklamada, Çin’in Şincan Uygur Özerk Bölgesi’yle bağlantılı ürünlerin ülkedeki tedarik zincirine girmesini engellemek amacıyla şirketlere yönelik yeni düzenlemeler getireceğini duyurdu.

Modern Kölelik Yasası’nın para cezalarını içerecek şekilde sertleştirileceğini belirten Raab, tedarik kurallarına uymayan şirketlerin hükümet sözleşmelerinden men edileceğini ve özellikle Sincan’dan gelen ürünler üzerinde ihracat kontrolleri başlatılacağını belirtti.

AVRUPA PARLAMENTOSUNDAN ŞİRKETLERE ÇAĞRI

Avrupa Parlamentosu’nda da Aralık ayında bütün siyasi grupların katılımıyla “Zorla çalıştırma ve Sincan Uygur Özerk Bölgesindeki Uygurların durumu” konulu karar tasarısı kabul edildi.

Tasarıda “Çin hükümetinin yürüttüğü zorla çalıştırma, özellikle Uygur, Kazak, Kırgız ve diğer Müslüman azınlık gruplarının Sincan’daki fabrikalarda ve kapalı kamplarda sömürülmesi sistemi, zorla çalıştırılan kişilerin Çin’in başka yerlerine gönderilmesi, bilinen Avrupa markaları ve şirketlerinin zorla çalıştırmadan faydalandığı gerçeği” kuvvetli şekilde kınandı.

Milletvekilleri, özel sektörden Sincan ile ilişkilerini değerlendirmelerini, arz zincirlerinde insan haklarına uyulduğunun tespiti için denetim yapmalarını, uyulmuyorsa iş ilişkilerini kesmelerini istedi.

ABD’DE TASARI TEMSİLCİLER MECLİSİNDEN GEÇTİ, SENATO’DA BEKLİYOR

ABD Temsilciler Meclisi de Doğu Türkistan’da zorla çalıştırma yoluyla imal edilen ürünlerin ABD’ye ithalatının yasaklanmasını ve işçi kaçakçılığına karışan kişilere yaptırım uygulanmasını öngören bir tasarıyı geçen yıl Eylül ayında kabul etti.

Tasarının yasalaşması halinde, Çin’in dünyaya ihraç ettiği pamuğun yüzde 80’inin geldiği Doğu Türkistan bölgesinden alım durdurulacak. Ayrıca bu bölgede üretilen birçok malın alımı yasaklanacak.

Ancak başta Apple ve Nike gibi ünlü markalar olmak üzere Çin’de üretim tesisi bulunan birçok ABD’li firmanın, bu tasarıya karşı lobi yaptığı iddia edilmişti. Söz konusu tasarı halen Senatoda bekliyor.

XPCC FİRMASINDAN İTHALAT YASAĞI

ABD, geçtiğimiz yıl Uygur Türklerinin zorla çalıştırıldığı gerekçesiyle, Çin’in pamuğunun yüzde 30’una yakınını üreten ve Çin ordusuyla bağlantılı olduğu iddia edilen Sincan Üretim ve İnşaat Şirketi’nden (XPCC) pamuk ürünlerinin ithalatını yasakladı.

XPCC’den gelen ve ABD limanlarında bekleyen tüm pamuk ürünleri alıkonuldu. ABD Hazine Bakanlığı da XPCC ile doğrudan iş yapılmasını yasakladı.

ALMANYA’DA TEDARİK ZİNCİRİ YASASI MECLİSTEN GEÇTİ

Almanya’da da küresel çapta faaliyet yürüten büyük Alman şirketlerini insan hakları ve çevre koruma konularında dünya çapındaki tedarikçilerinden sorumlu tutan ‘Tedarik Zinciri Yasası’ 11 Haziran’da Federal Meclis’ten geçti.

Yasa, küresel çapta faaliyet yürüten büyük Alman şirketlerini insan hakları, çocuk işçiliği, doğal kaynaklar ve iklim koruma konusunda daha fazla sorumluluk almaya zorluyor.

Yasa ile ilk etapta 3 bin ve daha fazla çalışanı olan Alman şirketleri yurt içi ve yurtdışındaki tedarik zincirlerinde meydana gelen çocuk işçi çalıştırma ve zorla çalıştırma gibi sıkıntılı konular nedeniyle sorumlu tutulacak.

Yasa 3 bin ve daha fazla işçisi olan işletmeler için 1 Ocak 2023 itibariyle geçerli olacak. 1,000 ve daha fazla işçisi olan işletmeler için ise 2024’ten itibaren geçerli olacak.

Yasanın ihlal edilmesi durumunda 8 milyon euro veya yıllık cironun yüzde 2’sine kadar ceza verilebilecek.

Yasanın Uygur Türklerine karşı yapılan insan hakları ihlalleri nedeniyle Çinli firmalarla iş yapan Alman firmaları zorlaması bekleniyor.

H&M, PAMUK TEDARİĞİNİ DURDURDU

İsveç merkezli dünyaca ünlü giyim firması H&M de geçen yıl Eylül ayında etnik azınlıkların ‘zorunlu çalıştırılması’ nedeniyle Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nden pamuk tedarik etmeyeceğini duyurdu.

Bu kapsamda H&M, Çinli iplik üreticisi Huafu Fashion ile sözleşmelerini iptal etti.

JAPON DEVLERİ DE ÇİNLİ FİRMALARLA İŞ YAPMAYI BIRAKIYOR

Son olarak Şubat ayında Japonya’daki 12 büyük şirket Sincan bölgesindeki Müslüman Uygur azınlığın zorla çalıştırılmasından yararlandığı tespit edilen Çinli ortaklarıyla işlerini bırakacaklarını veya bırakmayı düşüneceklerini açıkladı.

Uygur politikası nedeniyle Çinli şirketlerle iş anlaşmalarını gözden geçirme kararı alan dev firmalar arasında Sony, Toshiba, Hitachi, Fast Retailing, Ryohin Keikaku gibi uluslararası ticaret yapan markalar bulunuyor.

ÇİN’DEKİ PAMUK ÜRETİMİNİN YÜZDE 80’İ SİNCAN’DA

Çin dünyadaki pamuğun beşte birini üretiyor. Çin’deki pamuk üretiminin yüzde 80’i ise, elverişli iklim şartları ve verimli toprakları sebebiyle Uygur Türklerinin yaşadığı Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yapılıyor.

Birleşmiş Milletler ve dünyanın önde gelen sivil toplum örgütlerinin verilerine göre şu anda Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde 1 milyona yakın Uygur Türkü, Kazak ve diğer Müslüman etnik azınlıklar Pekin yönetimi tarafından toplama kamplarında zorla çalıştırılarak ucuz işgücü olarak kullanılıyor.

İŞGÜCÜ TRANSFER PROGRAMI

Çin’de ‘iş gücü transfer programı’ kapsamında toplama kamplarından ya da kırsal kesimden getirilen Doğu Türkistanlılar, fabrikalara sevk ediliyor.

Programa zoraki tabi tutulan Uygurların Mandarince (Çince) öğrenmeleri ve haftalık törenlerde Çin Komünist Partisi’ne (ÇKP) sadakat yemini etmeleri gerekiyor.

Uygurların modern kölelik olarak tanımladığı program, devlet medyası tarafından yoksulluğu azaltıcı bir adım olarak tanımlanıyor ve övgüyle anlatılıyor.

AKP HÜKUMETİ VE TÜRK FİRMALAR SESSİZ

Batı dünyasında bu konuda oluşan farkındalık takdir toplarken İslam dünyasının ve Türkiye’nin tepkisizliği dikkat çekiyor. AKP hükumeti ve Türk firmaları bugüne kadar bu konuda ne bir adım attı ne de bir açıklama yaptı.

Tekstil sanayisi ile ön plana çıkan Türkiye’de hangi şirket ve kuruluşların Çin’den Uygurların sömürüsü ile elde edilen pamuğu ve ipliği kullandığı bilinmiyor. Bu konuda yapılmış bir çalışma da bulunmuyor.

DAHA ÖNCE 5 ÜLKE ‘SOYKIRIM’ DEDİ

Çin’in özellikle Müslüman Uygur Türklerine karşı uyguladığı insan hakları ihlalleri, uluslararası saygınlığa sahip insan hakları kuruluşları ve Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı kuruluşlar tarafından defalarca raporlaştırıldı.

ABD’de Donald Trump yönetimi ve Biden yönetimi Çin’in Uygulara karşı politikalarını ‘soykırım’ olarak tanımladı. Kanada, Hollanda, İngiltere ve Litvanya parlamentoları da bu yönde karar aldılar.

ABD ve Avrupa Birliği dahil çok sayıda ülke Çin’e karşı yaptırım kararları aldılar.

Erdoğan’ın en yakın dostu Afganistan’da Türkiye’yi istemiyor

Uygurların emeğini sömürdüğü iddiasıyla Almanya’da Lidl ve Aldi’ye dava: Türkiye’de durum ne? yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Alev Alatlı Türkiye’de açlığı bitirdi: Bizde acından kimse ölmez!

Yazar Alev Alatlı, kendi çocukluğuyla bugünü kıyasladı. “Türkiye’de açlık yok” dedi. “Bizler komşumuz açken tok uyuyamayan insanlarız. Bizde acından ölen kimse olmaz” ifadelerini kullandı.

BOLD – Son dönemde iktidar yanlısı görüşleriyle dikkat çeken yazar Alev Alatlı, yandaş Sabah gazetesinden Tuba Kalçık’a konuştu. Alatlı, söyleşide Türkiye’nin ekonomik durumuyla ilgili ise ilginç görüşler dile getirdi. Kendi çocukluğunu anlatan ve o günleri bugün ile kıyaslayan Alatlı, ülkede açlık yaşandığı yönündeki siyasi söylemi ‘inandırıcı bulmadığını’ vurguladı. Alatlı şunları söyledi:

  • O yoksul Türkiye’den bugünlere geldik, çok şükür.
  • Hızlı bir ekonomik dönüşüm yaşadık. O kadar hızlı olması da beni korkutuyor.
  • Talepler arttı, kıymet bilinmiyor.
  • Zenginlik ve fakirlik hep vardı ama zenginle fakir arasındaki uçurum bu kadar derin değildi.
  • Zenginler varlıklarını teşhir etmezlerdi.
  • Örneğin, biz dışarıda ekmek bile yemezdik, insanların canı ister diye.
  • Şimdi sergiliyorlar zenginliklerini. Bir de tabii koşullar da eskisi gibi değil.
  • Türkiye’nin karnı doydu. Tokuz, çok şükür.
  • Oysa ben eve çamaşıra gelen bir teyze hatırlarım; çocukları açlıktan ağladığında sussunlar diye dövdüğünü anlatırdı.
  • Abartmış olduğunu düşünmek istiyorum ama gördüklerim doğruluyor.
  • Çok şükür, bugün artık açlıktan ziyade açgözlülük var.
  • Açlık görecelidir, mutlak açlık, alınması gereken günlük besinden mahrum olmaktır.
  • Ben gerçek açlığın ne demek olduğunu bizzat yaşadım, gördüm.
  • O yüzden, siyasi bir söylem olarak açlık Türkiye’nin bugünkü koşullarında inandırıcı gelmiyor.
  • Bir de, bizler komşumuz açken tok uyuyamayan insanlarız. Bizde acından ölen kimse olmaz.

Alev Alatlı Türkiye’de açlığı bitirdi: Bizde acından kimse ölmez! yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Filistinli 6 tutsak İsrail’in en yüksek güvenlikli hapishanesinden kaçtı

İsrail’de Filistinli mahkumların tutulduğu en yüksek güvenlikli hapishaneden 6 kişi firar etti. İsrail Başbakanı Naftali Bennett, olayı ‘vahim’ olarak niteledi. Filistinli gruplar ise firarı kutladı.

BOLD – İsrail’deki bir hapishaneden 6 Filistinli tutuklu tünel kazarak firar etti. Polis ve askerler Gilboa Hapishanesi’nde yaşanan firar olayının ardından arama çalışmalarına başladı.

Kaçan Filistinlilerden 5’inin İslami Cihad üyesi oldukları, bir kişinin de Fetih Partisi’nin silahlı kanadının eski komutanlarından biri olduğu açıklandı.

Kaçan 6 kişinin, hücrelerindeki tuvaletten kazdıkları bir tünelle firar ettiklerinin anlaşıldığı belirtildi.

Söz konusu hapishane İsrail’de Filistinli mahkumların tutulduğu ülkedeki en yüksek güvenlikli hapishane olarak biliniyor. Hapishane, İrlandalı uzmanların gözetiminde inşa ettirilerek 2004 yılında açılmıştı.

Kaçan mahkumlardan dördünün ömür boyu hapis cezasına çarptırılmış kişiler oldukları ifade ediliyor.

Kaçakların, cezaevinde aynı koğuşta kaldıkları ve 10 metrelik bir tünel kazdıkları bildirildi.

Kaçan Filistinlileri arama çalışmalarının helikopterler ve insansız hava araçlarının yardımıyla devam ettiği belirtilirken, İsrail Maarif gazetesi, bölgeye çok sayıda güvenlik görevlisinin sevk edildiğini ve yoğun arama çalışmalarının yürütüldüğünü kaydetti.

Bir polis yetkilisi kaçan şahısların Batı Şeria’ya ulaşmaya çalıştıklarını düşündüklerini söyledi. Üzerinde durulan bir başka olasılıkta kaçan kişilerin Ürdün sınırına doğru hareket etmesi.

Firar eden kişilerden birinin El Aksa Tugayları’nın komutanlarından Zekeriya Zubeyde olduğu açıklandı. El Aksa Tugayları, özellikle 2000 ve 2005 yılları arasında İsrail’de düzenledikleri saldırılarla adını duyurmuştu.

FİLİSTİNLİ GRUPLAR FİRARI KUTLUYOR

İsrail Başbakanı Naftali Bennett, olayı ‘vahim’ olarak nitelerken Hamas Sözcüsü Fevzi Barhum, mahkumların kaçış haberini memnuniyetle karşıladıklarını söyledi.

Barhum, “Bu büyük zafer, düşmanın zindanlarındaki cesur askerlerimizin iradelerinin ve kararlılıklarının yenilemeyeceğini bir kez daha kanıtlamaktadır” dedi.

Gazzeliler de 6 Filistinli tutuklunun İsrail hapishanesinden tünel kazarak firar etmesini, tatlı dağıtıp konvoy oluşturarak kutladı.

Caddelerde tatlı dağıtarak olayı kutlayan Filistinliler, firar eden tutuklu adları ve ‘Siyonist düşmanın hapishanelerinden ikinci büyük firar’ yazılı dövizler taşıdı.

Erdoğan’ın en yakın dostu Afganistan’da Türkiye’yi istemiyor

Filistinli 6 tutsak İsrail’in en yüksek güvenlikli hapishanesinden kaçtı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Erdoğan’ın en yakın dostu Afganistan’da Türkiye’yi istemiyor

Türkiye ve Katar, sıkı müttefik gibi görünseler de uzun süredir Afganistan üzerinde bir etkinlik mücadelesi veriyorlar. Türkiye’nin Afganistan konusunda uluslararası bir konferans düzenleme girişimini baltaladığı ortaya çıkan Doha yönetimi, şimdi de Kabil Havalimanı konusunda Ankara’yı geri plana itti.

BOLD ANALİZ – Eski ABD Başkanı Barack Obama, Afganistan’daki savaşı son verme girişimlerini başlattığında Katar, 2011 yılından itibaren görüşmeleri mümkün kılmak için Taliban liderlerini ülkesinde misafir etmeye başladı. Taliban, 2013 yılında da Katar’da bir temsilcilik açtı.

Katar, ABD ile Taliban’ın 2018 yılından itibaren yürüttüğü barış görüşmelerine ev sahipliği yaptı. Bu görüşmeler sonucunda 29 Şubat 2020’de ABD ve Taliban arasında barış anlaşması imzalandı ve ülkedeki Amerikan askerlerinin çekilmesi bir takvime bağlandı.

ABD Başkanı Joe Biden, bu yılın Şubat ayında Afganistan’daki Amerikan askerlerinin 11 Eylül saldırılarının 20. yıldönümü olan 11 Eylül 2021 tarihine kadar çekileceğini açıkladı.

ABD ve NATO askerlerinin çekilmesinin ardından Kabil Havalimanı’nın güvenliği ve Afganistan’da hangi ülkenin etkin olacağı konusu ön plana çıktı.

AKP yönetimi, Afganistan’da daha fazla etkin olmak için iki girişim başlattı. Bunlardan birincisi İstanbul’da bahar aylarında uluslararası bir Afganistan konferansı düzenlenmesi idi.

AKP, Haziran ayında ise NATO’ya ve ABD’ye Kabil Uluslararası Havalimanı’nın güvenliğini sağlamak istediğini iletti.

Ancak zaman içinde görülecekti ki Afganistan ve Taliban üzerinde en etkili aktör olma yolunda ilerleyen Katar, en yakın müttefiki Türkiye’nin bu rolüne ortak olmasını istemeyecekti.

KATAR, İSTANBUL’DAKİ AFGAN KONFERANSINDAN RAHATSIZ OLDU

Türkiye, 16 Nisan’da İstanbul’da uluslararası bir Afganistan konferansı düzenleyeceğini duyurdu. Konferans sırasında Afgan hükumeti ile Taliban’ın masaya oturması planlanıyordu. Ancak Taliban’ın katılmayacağını açıklaması nedeniyle konferans 2 kez ertelendi ve ardından tamamen rafa kalktı.

Türk Dışişleri kaynakları, Ağustos ayında BBC Türkçe’ye yaptıkları açıklamada İstanbul’daki konferans planlanırken Katar’ın bundan rahatsız olduğunu açıkça ifade etti. Dışişleri yetkilileri, kendi ülkelerinde görüşmelerin devam edebileceğini belirten Katar’ın Taliban’ı da bu şekilde yönlendirmiş olabileceğini kaydetti.

İstanbul görüşmelerine katılmayarak haftalar sonra tamamen iptal edilmesine yol açan Taliban, Temmuz ayında Afgan hükümetiyle Katar’ın başkenti Doha’da masaya oturdu.

KATAR, DÜZENLEYECEĞİ ALTERNATİF KONFERANSA TÜRKİYE’Yİ DAVET ETMEDİ

Ardından Doha, Ağustos ayının başında Afganistan için alternatif uluslararası bir toplantıya ev sahipliğini yapacağını açıkladı. Afganistan’ın altı sınır komşusu (İran, Pakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Çin) ile ABD, Rusya, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’nden de temsilcilerin çağrıldığı toplantıya Türkiye davet edilmedi. Bu da Ankara’da tepkiyle karşılandı. Tepkinin iletilmesine rağmen Doha, Ankara’yı katılımcılar arasına eklemedi.

KATAR, AFGANİSTAN’DAN TAHLİYELERDE KİLİT ÜLKE KONUMUNA GELDİ

ABD ve NATO askerlerinin büyük oranda çekilmesinin ardından Taliban, Haziran ayında Afganistan’da saldırılarını arttırmaya başladı.

Önce kırsalda ilerleyen Taliban, 6 Ağustos’ta vilayet merkezlerini ele geçirmeye başladı ve 15 Ağustos’ta da başkent Kabil’e girdi.

Taliban’ın sürpriz ilerleyişi, Afganistan’a ilişkin bütün planları altüst etti. Türkiye’nin Kabil Uluslararası Havalimanı’nı işletme ve güvenliğini sağlama önerisi de havada kaldı.

Bu yeni durum karşısında Afganistan’dan tahliyeler ve zarar gören Kabil Uluslararası Havalimanı’nın yeniden uçuşlara açılması konusu ön plana çıktı.

Afganistan’da Taliban’ın yönetimi ele geçirmesinin ardından ABD’nin vatandaşlarını ve kendisi için çalışan Afganları tahliye sürecinde Katar önemli bir rol oynadı.

ABD Başkanı Joe Biden, geçtiğimiz günlerde Katar Emiri Şeyh Tamim Bin Hamad el Tani ile yaptığı telefon görüşmesinde Katar’ın Afganistan’daki tahliye sürecine cömert desteği nedeniyle teşekkür etti. Biden’in teşekkürü bununla sınırlı kalmadı. Biden, her ne kadar Taliban’ın Afganistan’daki yönetimi ele geçirmesiyle birlikte başarısızlığa uğramış olsa da Katar’a Afgan hükümeti ile Taliban arasında görüşmelere vesile olması nedeniyle de teşekkürlerini iletti.

ABD VE BATILI ÜLKELER AFGANİSTAN TEMSİLCİLİKLERİNİ DOHA’YA TAŞIYOR

Taliban’ın ülkenin tamamını ele geçirmesi üzerine Kabil’deki büyükelçiliklerini kapatan batılı ülkeler, Afganistan temsilciliklerini Katar’ın başkenti Doha’ya taşımaya başladı.

İlk olarak ABD ve İngiltere, Afganistan temsilciliklerini Katar’ın başkenti Doha’ya taşıdı. Ardından Hollanda Dışişleri Bakanı Sigrid Kaag, ülkesinin Kabil’deki diplomatik temsilciliğinin Katar’ın başkenti Doha’ya taşınacağını açıkladı.

TALİBAN, KATAR VE TÜRKİYE’YE İŞARET ETTİ ANCAK…

Taliban, Kabil Havalimanı’nın açılması konusunda Türkiye ve Katar’a işaret etti.

Taliban Sözcüsü Zabihullah Mücahid, geçen hafta yaptığı açıklamada “Hamid Karzai Uluslararası Havalimanı ciddi şekilde hasar almış durumda. Şu anda büyük teknik sorunlar var, ama nihayet güvenlik bizim İslami güvenlik güçlerimizin elinde. Fakat büyük lojistik sorunlar devam ediyor. Katar ve Türkiye, havalimanını yeniden işler hale getirmek için çalışıyor. 3 gün içinde her şey temizlenmiş olacak ve kısa sürede de yeniden inşa edilecek. Eylül ayı içinde havalimanının tekrar faaliyete geçmesini umuyorum” ifadelerini kullandı.

Taliban Sözcüsü’nün Kabil Havalimanı konusunda Katar ve Türkiye’yi işaret etmesine rağmen Katar yine tek başına inisiyatif almaya başlayacaktı.

KATAR, KABİL HAVALİMANI KONUSUNDA TEK BAŞINA HAREKET ETMEYE BAŞLADI

Afganistan ve Taliban üzerinde Türkiye’nin etkisinin artmasından rahatsız olduğu zaman içinde ortaya çıkan Katar yönetimi, Kabil Uluslararası Havalimanı’nın yeniden uçuşlara açılması konusunda da tek başına hareket etti.

Kabil’deki havalimanının yeniden hizmete açılması konusunu görüşmek üzere Katar’dan teknik bir ekip geçen hafta çarşamba günü Afganistan’a gitti.

Katarlı teknik ekibin çalışmaları sonrası hafta sonu Kabil Havalimanı’ndan uçuşlar yeniden başladı. Katar’ın Afganistan Büyükelçisi yaptığı açıklamada, pistin yenilendiği ve iki şehre iç hat uçuşu yapıldığını duyurdu.

Afgan yetkililerle birlikte yapılan çalışma sonucu pistin yenilendiği belirtilirken, ilk uçuşların Kabil’den Mezar-ı Şerif ve Kandahar şehirlerine yapıldığı öğrenildi.

Katar’ın Afganistan Büyükelçisi Saeed bin Mubarek Al Khayareen, Taliban’ın kontrolü ele geçirdiği Afganistan’ın başkenti Kabil’e insani yardım ulaştırdıklarını da duyurdu. Katar’dan yapılan açıklamada gelecek günlerde Afganistan’a günlük insani yardım ulaştırma uçuşları gerçekleştirileceği belirtildi.

Reuters’tan yer alan habere göre, ilaç ve gıda ürünleri taşıyan bir Katar yardım uçağı cumartesi günü Kabil’e ulaştı. Katar Dışişleri Bakanlığı, Büyükelçi Saeed bin Mubarek Al Khayareen’in Kabil havalimanında uçağı karşıladığını duyurdu.

ABD’Lİ BAKANLARIN AFGANİSTAN TURUNDAKİ DURAKLARI ALMANYA VE KATAR

Afganistan’da yaşanan kaosun Amerika’nın Ortadoğu ve Avrupa’yla ilişkilerini nasıl etkilediğini görmek için ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Savunma Bakanı Llyod Austin bu hafta bölge turuna çıktı.

Blinken önce Katar’a gidecek ardından Almanya’ya geçerek Ramstein Üssü’nde Afganistan’dan tahliye edilenleri görecek. Daha sonra da 20 ülkenin dışişleri bakanları ile bir araya gelecek.

Austin de Katar’da Kabil’deki tahliyeler sırasındaki katkılarından dolayı yetkililere teşekkür ederek bölge ziyaretine başlayacak. Austin, daha sonra Bahreyn’e geçerek Kabil’de haftalar geçiren askerlere teşekkür edecek. Ayrıca Kuveyt ve Suudi Arabistan’da temaslarda bulunacak.

Sonuç olarak, geçtiğimiz aylarda Kabil Havalimanı’nın güvenliği konusunda Washington’un sürekli görüşmeler yürüttüğü Türkiye’nin ABD’li bakanların ziyaret noktaları arasında yer almaması Ankara’nın Afganistan konusunda geri plana düştüğünün; Doha ziyaretleri ise Katar’ın Afganistan konusunda en önemli aktör olarak ortaya çıktığının bir işareti olarak düşünülebilir.

Erdoğan’ın yakın müttefikleri Katar ve Pakistan, Afganistan konusunda Türkiye’yi safdışı bıraktı

Erdoğan’ın en yakın dostu Afganistan’da Türkiye’yi istemiyor yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Sürgün avukatlar hukuksuzluklara dikkat çekmek için 850 kilometre pedal çevirecek

‘Koşulsuz adalet’ için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde 41 haftadır adalet nöbeti tutan genç avukatlar, bu kez 850 km bisiklet sürecek. Hollanda’daki Uluslararası Ceza Mahkemesi önünde başlayacak olan Koşulsuz Adalet Maratonu kapsamında 15 şehir geçilecek.

BOLD – Türkiye’den ayrılmak zorunda kalan genç avukatların kurduğu ve 41 haftadır AİHM önünde adalet nöbeti tutan Koşulsuz Adalet Hareketi, yeni bir projeye hazırlanıyor. Genç avukatlar bu kez “Umut İçin Pedal Çevir’’ sloganıyla başlatacakları “Koşulsuz Adalet Maratonu” kapsamında Türkiye’deki insan hakları ihlallerine barışçıl bir protestoyla dikkat çekmek için bisiklet sürecek.

SEMBOL İSİMLER ANISINA TOHUM EKİLECEK

23 Eylül 2021’de Hollanda’daki Uluslararası Ceza Mahkemesi (Lahey) önünden başlayacak olan 850 kilometrelik maraton, Strazburg’taki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin önünde sona erecek. 15 farklı şehirden geçecek olan gençler, 10 farklı şehirde Türkiye’de insan hakkı ihlaline maruz kalan sembol isimler anısına bir tohum ekecek.

“BİZE KATILIN” ÇAĞRISI

Koşulsuz Adalet Hareketi’nden yapılan açıklamada, “Koşulsuz Adalet Hareketi olarak bizler ‘Hareket Geç!’ sloganıyla 41 haftadır Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlallerine karşı farkındalık oluşturmak için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde nöbet tutuyoruz. Bugün birçok farklı meslek grubunda ve ülkede çağrımızın karşılık bulması, Türkiye’de artarak devam eden siyasi baskıların ve insan hakları ihlallerinin uluslararası kamuoyuna duyurulması ve bu ihlallere engel olunması için vermiş olduğumuz mücadelemizde bizi teşvik ediyor. Maraton güzergahımızda bulunan tüm gönüllülerimize şehirlerinden geçtiğimiz günlerde bisikletlerini alıp “Umut İçin Pedal Çevir!” diyerek bize katılmaları çağrısında bulunuyoruz.” denildi.

Maratona katılmak için

Sürgün avukatlar hukuksuzluklara dikkat çekmek için 850 kilometre pedal çevirecek yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Gergerlioğlu’ndan kanun teklifi: 6-7 Eylül’ü yas günü ilan edelim

6-7 Eylül 1955’te İstanbul’da meydana gelen olayların acısı hala dinmedi. Ortak acılarımızla yüzleşmemiz gerektiğine dikkat çeken milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, binlerce gayrimüslimin etkilendiği 6-7 Eylül’ün yas günü olması için kanun teklifinde bulundu.

BOLD – HDP Kocaeli Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, 15 insanın öldürüldüğü, yüzlerce ev, işyeri ve ibadethanenin yağmalandığı ve binlerce gayrimüslimin sürgün edildiği 1955’teki 6-7 Eylül gününün “yas günü” ilan edilmesi için TBMM’ye kanun teklifi verdi.

HALK RUMLARA KARŞI KIŞKIRTILDI

Gergerlioğlu, kanun teklifinin gerekçesinde “6-7 Eylül 1955 senesinde Türkiye tarihinin en utanç verici görüntülerinden birisi sahnelenmekteydi. 1955’in yazında özellikle dönemin medyasında İstanbul’da yaşayan Rumlara yönelik halkı kışkırtma kampanyaları yapılmaktaydı. Kıbrıs Rumlarının bağımsız olabilmesi için kiliselerde para toplandığı yalanları ile insanlar Rumlara karşı doldurulmaktaydı. Kıbrıs Türktür Cemiyeti (KTC), Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) ve Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) gibi öğrenci örgütleri basında yer alan yalan haberlerin daha da fazla yaygınlaşması ve Rum düşmanlığının derinleşmesi için çalışmalar yürütmekteydi” ifadelerini kullandı.

4 BİN 214 EV, 1004 İŞYERİ, 73 KİLİSE, 26 OKUL TAHRİP EDİLDİ

Gayrimüslimlere ait çok sayıda ev, işyeri ve ibadethanenin saldırıya uğradığını kaydeden Gergerlioğlu, “6 Eylül 1955’te yalan haberle Selanik’teki Mustafa Kemal Atatürk’ün evine Yunanlılar tarafından bomba atıldığı yazılıyordu. Bu haber ile yangın için istenen kıvılcım bulunmuş neticesinde galeyana gelen insanlar özellikle Rumlara yönelik yağma olaylarına başlamıştır. Rum azınlığa ait işyerleri evler talan ediliyordu. Resmi kaynaklara göre 4 bin 214 ev, 1.004 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul tahrip edildi. Kiliselere saldırıldı, içindeki kutsal resimler, haçlar, ikonalar ve diğer kutsal eşyalara zarar verildi. 73 Rum Ortodoks kilisesi ateşe verildi. Olaylarda 11 kişi hayatını kaybetti. Helsinki Watch örgütünün bir raporuna göre ise ölenlerin sayısı 15 olarak kayıtlara geçiyordu” dedi.

“HARÇLIK VERDİĞİM ÇOCUKLAR EVİME SALDIRDI”

Gergerlioğlu, şöyle devam etti: “Olaylar konusunda yayınlanan fotoğraflar sadece Beyoğlu İstiklal Caddesini gösterse de Rumların yoğun olarak yaşadığı; Beyoğlu, Kurtuluş, Şişli, Nişantaşı, Eminönü, Fatih, Balat, Eyüp, Bakırköy, Yeşilköy, Ortaköy, Arnavutköy, Bebek, Moda, Kadıköy, Kuzguncuk, Çengelköy de bu vandallıktan ve ırkçılıktan nasibini alıyordu. Tahrip edilen işyerlerinin sadece yüzde 59’u Rumlara aitken, kalan yüzde 17’sinin Ermenilere, yüzde 12’sinin Yahudilere ait olması ise olayın sadece bir yağma olmadığını ırkçılık boyutunun da olduğunu gözler önüne seriyordu. TFF 2018-2019 senesi futbol sezonuna ismi verilen, Türkiye futbolunun efsanelerinden biri olan aslen Rum olan Lefter Küçükandonyanis de olayların mağdurlarından oldu. Lefter, o günleri şöyle anlattı: “15 gün önce gol attığımda omuzlardaydım. O gün ise kayalar ve boya tenekeleri ile karşılaştım. En kötüsü harçlık verdiğim çocuklar evime saldırdı. Kızlarım küçüktü, onları öldürmeye kalktılar. Sonra çok sordular kim yaptı diye, ama o gün de söylemedim, bugün de söylemeyeceğim.”

200 GENÇ KIZI TECAVÜZ EDİLDİ

“6-7 Eylül 1955’te olaylara şahit olan Ekümenik Patrikhane’nin fotoğrafçısı Dimitrios Kalumenos, ‘Hıristiyanlığın Çarmıha Gerilişi’ kitabında olayları yazmıştır. Bu kitabı yazısında aktaran Serdar Korucunun aktarımında: ‘200 Rum genç kızına vahşice tecavüz ve işkence edildi. Boğaz’da, Ortaköy’de, akabinde aklını yitiren 80 yaşındaki bir kadına tecavüz edildi. Şişli’deki Rum Kabristanı’nda yakın zamanda gömülmüş olan İliaskos’un mezarını açtılar ve onun cesedini bıçakladılar! Başka mezarları da kazdılar, kemikleri çıkardılar ve kafataslarına top muamelesi yapıp tekmeleyerek Türk futbolunun ilerlemesi ve gelişmesine önemli katkı sağlayan ünlü Rum futbolcu Lefter Küçükandonyadis’i alaya almak için ‘Lefter Gol, Gol, Gol!’ diye bağırdılar!’ ifadeleri yer almıştır. Bu olaylar neticesinde pek çok Türkiye’de yaşayan Rum yurttaş can ve mal güvenlikleri olmadığı için Türkiye’yi terk etmek durumunda kalmıştır.”

“TOPLUMSAL BARIŞ İÇİN YAS GÜNÜ İLAN EDİLSİN”

“Yaşanan olaylar bugün hale belleklerde tazeliğini korurken etkin soruşturmaların yürütülmemesi mağdurların adaletin yerini bulamadığı hissiyatı toplumsal barış için risk oluşturmaktadır. Yukarıda belirttiğim sebepler çerçevesinde ‘6 Eylül gününün 6 – 7 Eylül 1955’te Yaşanan Olaylarda Kaybedenleri Anma ve Yas Günü’ olmasını teklif ediyoruz.”

Gergerlioğlu’ndan kanun teklifi: 6-7 Eylül’ü yas günü ilan edelim yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Milletin parasını ‘bahçe’ye gömdüler

Otoyol ve köprülerin ardından AKP iktidarının yeni vurgun kapısı Millet Bahçeleri oldu. Hükumetin ulaştırma projelerine 2003’ten bu yana yüz milyarlarca lira veren halk, Tayyip Erdoğan’ın açılışını yaptığı Bitlis Ahlat’taki son ‘bahçe’ için tam 43 milyon lira ödedi. 2020 sonu verilerine göre ise Millet Bahçelerinin maliyeti 7 bakanlığın bütçesini aştı.

BOLD ANALİZ – TOKİ, Ahlat Millet Bahçesi için geçen yıl nisan ayında ihaleye çıktı. Bahçenin yapımı için 42 milyon 995 bin TL’lik sözleşme imzalandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da 2 gün önce Malazgirt Zaferi’nin 950’nci yıl dönümü dolayısıyla Bitlis’in 41 bin 633 nüfuslu ilçesi Ahlat’a giderek bahçeyi açtı.

Sözcü’den Deniz Ayhan’ın haberine göre, Erdoğan’ın “Bu eserleri ve gerisindeki manayı görebilmek için gören göz, işiten kulak, hakikatleri ifade edebilecek dil ve en önemlisi ülke ve millet sevdası ile dolu bir yürek lazımdır. Bu eserlerin şehrimize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum” diyerek tanıttığı millet bahçesinin maliyeti ortaya çıktı.

BİR BAHÇEYE TAM 43 MİLYON LİRA

Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ), Bitlis Ahlat Millet Bahçesi için geçtiğimiz yıl nisan ayında ihaleye çıktı. Millet bahçesinin yapımı için Föy İnşaat Taahhüt ve Turizm Sanayi Ticaret Anonim Şirketi ile 42 milyon 995 bin TL’lik sözleşme imzalandı. Millet bahçesi yaklaşık bir yıl içerisinde tamamlandı. Türkiye’nin en büyük ikinci millet bahçesi olduğu belirtilen Ahlat Millet Bahçesi içerisinde 50 çadırlı bir oba, gezi parkuru, kamelyalar, etnospor ve güreş alanı, hipodrom, Selçuklu Mimarisi özellikleri taşıyan bir millet kıraathanesi, helikopter pisti ve cami bulunuyor.

78 ŞEHİRDE 50 MİLYON METREKARE
  • Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un 2020 sonunda verdiği rakamlara göre, 278 millet bahçesinin yatırım değeri 16 milyar lira.
  • Bu tutar, aralarında Çevre, İçişleri, Enerji dahil olmak üzere 7 bakanlığın 2021 yılı bütçesinden fazla.
  • 78 şehirde 50 milyon metrekare büyüklüğünde, 278 millet bahçesi yapılıyor.
  • İstanbul’daki Pendik Millet Bahçesi 4 futbol sahası büyüklüğünde, maliyeti 66 milyon 700 bin lira.
  • Trabzon’da 23 bin 25 metrekare alana yapılan Akçaabat Millet Bahçesi’nin maliyeti 9 milyon 600 bin lira.
BAKANLIK BÜTÇELERİ
  • Ticaret Bakanlığı: 6 milyar 585 milyon
  • Dışişleri Bakanlığı: 5 milyar 786 milyon
  • Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı: 3 milyar 999 milyon
  • İçişleri Bakanlığı: 10 milyar 665 milyon
  • Kültür ve Turizm Bakanlığı: 6 milyar 16 milyon
  • Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı: 11 milyar 918 milyon
  • Çevre ve Şehircilik Bakanlığı: 3 milyar 378 milyon
BAKANLAR RAKAMLARI AÇIKLADI

22 Haziran 2018’de Anadolu Ajansının Editör Masası programına konuk olan dönemin Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan, “Ulaştırma projelerine 15 yılda 474 milyar lira harcadık” dedi.

Aynı programa 19 Mart 2021’de konuk olan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu da, son 19 yılda Türkiye’nin ulaşım ve iletişim altyapısına yaklaşık 1 trilyon lira yatırım yaptıklarını söyledi.

Milletin parasını ‘bahçe’ye gömdüler yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Kanserli Veysel Alıcı için Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifinden çağrı

7 ay önce tutuklanan lenf kanseri Veysel Alıcı’nın durumu daha da kötüleşti. Merkezi Ankara’da olan Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, dişleri dökülmeye başlayan, sol kolu uyuşan, aşırı derecede zayıflayan Alıcı’nın acil tahliye edilmesi için çağrıda bulundu.

BOLD – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 2 Şubat’tan beri Konya E Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu olan lenf kanseri Veysel Alıcı’nın sağlık durumunun giderek kötüleştiğini belirterek acil tahliye edilmesini istedi.

Cezaevindeki hastaların durumuna dikkat çekmek için raporlar hazırlayan Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemlerinin 365’incisini önceki gün İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi’nde gerçekleştirdi.

42 yaşındaki ağır hasta Veysel Alıcı’nın sağlık durumu hakkında konuşan inisiyatif üyesi avukat Ömer Faruk Yazmacı, Alıcı’ya 2013 yılında lenf kanseri teşhisinin konulduğunu  söyledi.

Yazmacı, “Konya’da Meram Tıp Fakültesi’nde tedavisi başlamış ve sonrasında Ankara Tıp Fakültesi’nde devam etmiştir. Ankara Tıp Fakültesi’nde ameliyat olmuş ve bu ameliyatla lenf nodülleri alınmıştır. Ameliyattan sonra Konya’ya dönmüş ve kontroller için Ankara’ya gidiş geliş yapmaya başlamıştır. Tedavi süresince uzun süre kemoterapi almıştır” diye belirtti.

SOL KOLUNDA UYUŞMA BAŞLADI

Alıcı’nın kanser hastalığının yanı sıra kalp kapakçığında gevşeme olduğunu ifade eden Yazmacı, şöyle dedi: “Eşi, son ziyaret sırasında parmaklarının aşırı şekilde şiştiğini gözlemlemiş ve mahpus tarafından ‘sol kolunda uyuşma başladığını, bağışıklık sisteminin kötüleştiğini ve dişlerinin dökülmeye başladığını’ aktarılmıştır. Dişlerinin dökülmesinden dolayı yemek yiyememekte ve aşırı derecede zayıflamıştır. Şişliklerden dolayı mektup dahi yazamamaktadır. Ağır olan hastalıkları ve bağışıklık sisteminin çökmesi nedeniyle hapishanede tek başına yaşamını devam ettirmekte zorlanmaktadır. Her hastane sevki sonrası karantina odasında uzun süre tutulması nedeniyle ilk başta hastaneye gitmek istememiştir. Ancak Ramazan Bayramı’ndan hemen sonra hastaneye gitme yönündeki tüm başvurulara olumsuz yanıt verildiğini ifade etmiştir. Yine psikolojik olarak da yıprandığını, koğuşların kalabalık olması nedeniyle 3 kişiye bir yatak düştüğünü ve yemeklerin plastik yoğurt kaplarında kalması nedeniyle bağışıklık sistemi zaten zayıf olan durumunun endişe verici hale geldiğini dile getirmiştir.”

ACİL TAHLİYE ÇAĞRISI

Veysel Alıcı’nın metabolizmasının zayıfladığını ve vücut direncinin düştüğünü vurgulayan Yazmacı, “Mart ayında yapılan tetkiklerde; ‘kasık bölgesi, karın ön duvarının sağ ve soldaki alt kısımlarda 10 mm’yi geçmeyen 2 adet lenf nodülü bulunmaktadır. Her iki akciğer posterior segmentlerde yoğunluk artışları izlenmektedir. Dalak hilusunda 8 ve 10 mm aksesuar dalak lehine değerlendirilen 2 adet nodüller izlenmektedir’ denilmektedir” bilgilerini paylaştı.

Yazmacı, lenf kanseri hastalığının yanı sıra başka hastalıkları olan, durumu gittikçe kötüleşen, cezaevinde iyileşme ve tedavi olanağı bulunmayan Alıcı’nın tutukluluğunun sonlandırılarak, sağlıklı koşullarda tedavisinin devamı için acil olarak tahliye edilmesini istedi.

Tutuklu kanser hastası Veysel Alıcı’nın eşi: “Eşimin durumu iyi değil, cezaevinde ölmesini istemiyorum”

Kanserli Veysel Alıcı için Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifinden çağrı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Yeni eğitim-öğretim yılı bakanlıktan öğretmenlere hapis tehdidiyle başladı

Koronavirüs salgını nedeniyle uzun süre ara verilen yüz yüze eğitim bugün başladı. Eğitim Bakanlığı, valiliklere genelge gönderdi. Test ve aşı talimatlarına uymayan öğretmenler, 1 yıla kadar hapis cezasıyla tehdit edildi. 

BOLD – Pandemi nedeniyle kapalı olan okullar, uzun bir sürenin ardından bugün kapılarını öğrencilere açtı ve yüz yüze eğitime başladı. Salgın nedeniyle öğretmenler başta olmak üzere eğitim personellerine bakanlık tarafından yükümlülük getirildi. Aşı yaptırmayanlar haftada iki gün test yaptıracaklar. Karşı gelenlere ise 1 yıla kadar hapis cezası tehdidi yapıldı.

HAFTADA İKİ KEZ TEST YAPTIRACAKLAR

Bakanlığın koronavirüs genelgesi sonrası illerde hıfzıssıhha kurulları da kararlar aldı. Konya İl Hıfzıssıhha Kurulu da aldığı kararda öğretmenler, eğitim personeli, kantin çalışanları ve öğrenci servisi personelinin aşı süreçlerini tamamlanmış olması, aşı olmayanların ise haftada iki kez PCR testi ile taranmalarının yapılacağı vurgulandı. Kararda test sonuçlarının okul idaresi tarafından gerekli işlemler yapılmak üzere kayıt altında tutulması istendi.

UYMAYANLAR HAKKINDA ADLİ İŞLEM BAŞLATILACAK

Sürecin HES uygulaması üzerinden kontrol edileceği vurgulanan kararda, uygulamada herhangi bir aksaklığa meydan verilmemesi ve mağduriyete neden olunmaması talep edildi. Kararda ayrıca kararlara uymayanlara 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanununun ilgili maddeleri gereğince idari işlem tesis edilmesi ve konusu suç teşkil eden davranışlara ilişkin Türk Ceza Kanunu’nun 195’inci maddesi kapsamında gerekli adli işlemlerin başlatılmasına karar verildiği vurgulandı.

TCK 195. MADDE 1 YIL HAPİS ÖNGÖRÜYOR

İl Hıfzıssıhha kurullarının atıfta bulunduğu TCK 195. madde ‘Bulaşıcı Hastalıklara İlişkin Tedbirlere Aykırı Davranma Suçu’nu kapsıyor. 195. Madde şu şekilde: “Bulaşıcı hastalıklardan birine yakalanmış veya bu hastalıklardan ölmüş kimsenin bulunduğu yerin karantina altına alınmasına dair yetkili makamlarca alınan tedbirlere uymayan kişi, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Akar’ın Yüksek Askeri Şura’da Avrasyacı subaylara taviz vermesinin perde arkası

 

Yeni eğitim-öğretim yılı bakanlıktan öğretmenlere hapis tehdidiyle başladı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »