25 Haziran 2021 Cuma

AKP’nin 20 yıllık iktidarına eleştiri: Devlette belge kaybolmaz!

Gazeteci Fikret Bila, AKP’nin 20 yıllık iktidarında kirli işlere imza atanların yargılanacağını söyledi. Sedat Peker ile ortaya saçılan belge ve bilgilere atıf yapan Bila, “Devlette belge kaybolmaz. Belge imha makinasından belgeleri yok etseniz bile devlette izi, örneği kalır. Rüşvetin de haracın da belgesi, kanıtı ortaya çıkar” dedi.

BOLD – T24 yazarı Fikret Bila “İktidar değiştiğinde…” başlıklı yazısında son dönemde yaşananlara ilişkin kritik tespitlerde bulundu. Bila, “İktidarın değişmeyeceği algısı nedeniyle, anayasayı, yasaları, denetim organlarını, yargıyı hiçe sayan bir anlayışın giderek iktidara hakim olduğu görülüyor.” dedi.

SÜLALESİNİ BAKANLIĞA YERLEŞTİRENLER VAR, ÇOK RAHATLAR

AKP’lilerin yasaları hiçe sayan uygulamalarını sıralayan Bila, “Başında bulunduğu bakanlığa kendi şirketinden mal satan, başında bulunduğu bakanlığa kardeşinden mal alan bakanlar var. Aynı bakanlıktan 20. kez ihale alan şirket hakkında, “kurucuları arasında eşimin olması ve oğlumun da bir süre çalışmış olması dışında bir bağımız yok” diyebilen bakan yardımcıları var. Bunda hiçbir beis görmüyorlar. Oğlunu, kızını, damadını, gelinini rektör olduğu üniversiteye öğretim üyesi ve görevlisi yapan hocalar var. Kızı sınavı kazanamadı diye üniversiteyi birbirine katan rektörler var, eşini kendine danışman atayan rektörler var. Bütün sülalesini devlete yerleştiren bakanlar, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri var. Çok rahatlar” diye yazdı.

Haklarında soruşturma açılmayacağına inanan AKP’lilerin parayı götürdüğünü söyleyen Bila, yoksullarla dalga geçercesine “Allah sizi sınıyor sabredin” öğüdünde bulunduklarını hatırlattı.

İKTİDAR ZAYIFLADI HIRSIZLIK, RÜŞVET BELGELERİ ÇIKMAYA BAŞLADI

İktidarların zayıfladığı dönemlerde, kamuoyuna yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, haraç haberleri, belgeleri, bilgilerinin yansımaya başladığını kaydeden Bila, Sedat Peker ve Sezgin Baran Korkmaz gündemini de buna bağladı. Bila “Biz belgeleri yok ederiz, rüşvetin, haracın zaten belgesi olmaz” diye düşünenler varsa onlar da büyük yanılgı içindedir. Devlette belge kaybolmaz. Belge imha makinasından belgeleri yok etseniz bile devlette izi, örneği kalır. Ve ayrıca rüşvetin de haracın da belgesi, kanıtı ortaya çıkar” ifadelerini kullandı.

AKP’nin 20 yıllık iktidarına eleştiri: Devlette belge kaybolmaz! yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Hırsız ve canilerin izinleri uzatılıyor ama bebekler cezaevinde

Hırsızlık, cinayet, dolandırıcılık, görevi kötüye kullanma, rüşvet, zimmet, sahtecilik gibi adli suçlardan dolayı cezaevlerinde bulunan ancak koronavirüs nedeniyle izin verilen mahkumların izin süreleri yeniden uzatılıyor. Anneleriyle cezaevinde bulunan 3 bin çocuğa ise izin yok.

BOLD – Kamuoyunda 4’üncü Yargı Paketi olarak bilinen Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edildi. Kısa süre içerisinde TBMM Genel Kurulu’ndan geçmesi beklenen yargı paketine, pandemi sürecinde izne ayrılan mahkûmların izin sürelerinin yeniden uzatılması da eklendi.

İZİNLER KASIM SONUNA KADAR UZATILACAK

4’üncü Yargı Paketi’ne Kovid-19 salgını sebebiyle açık ceza infaz kurumlarında bulunanlarla, kapalı ceza infaz kurumunda olup da açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaya hak kazanan hükümlülerin izinli sayılmalarına ilişkin süreye yönelik bir düzenleme yapıldı. Mahkûmlarla ilgili teklife göre, 31 Temmuz’da sona erecek süre, Sağlık Bakanlığı’nın önerisi üzerine Adalet Bakanlığı tarafından her defasında 2 ayı geçmemek üzere 2 kez daha uygulanabilecek. Böylelikle Kovid-19 izin süresi 30 Kasım’a kadar uzatılabilecek.

CEZAEVİNE DÖNMEYECEKLER

Cezaevlerindeki 17 bin kadın ve 3 bin çocuğu görmezden gelen, binlerce tutukluyu hapishanelerde koronavirüsle baş başa bırakan AKP Hükumeti, izne çıkardığı on binlerce mahkumun cezaevine dönmemesi için düzenlemeyi sürekli uzatıyor. Geçen yıl Mayıs ayı sonundan beri uzatılan düzenleme ile ilgili AKP Grup Başkanı Prof. Dr. Naci Bostancı bu kişilerin ceza infaz kurumlarına tekrar getirilmelerinin olanağının bulunmadığını öne sürmüştü.

TÜRKİYE TUTUKLU ORANINDA AVRUPA’DA LİDER

Türkiye, 47 Avrupa Konseyi üyesi ülke arasında tutuklu ve hükümlü oranı, cezaevlerindeki yoğunluk, annesiyle cezaevine giren çocuk sayısı ve terör suçlarından cezaevine girme oranında lider durumda. Türkiye’deki cezaevlerinde 297 bin 19 tutuklu ve hükümlü bulunuyor. Bu mahkûmdan 71 bini hırsızlık ve 65 bini uyuşturucu suçu, 33 bin cinayet, 30 bin terörizm, 35 bin saldırı ve yaralama, 27 bin gasp, 11 bin tecavüz, 9 bin cinsel suçlardan dolayı cezaevlerinde bulunuyor.

AYM Gergerlioğlu’nun hak ihlali başvurusunu 1 Temmuz’da görüşecek

Hırsız ve canilerin izinleri uzatılıyor ama bebekler cezaevinde yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Erdoğan sınırları yeniden çizdi

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, iki özel koruma alanının sınırlarını değiştirdi. Erdoğan’ın imzasıyla Kaş-Kekova Özel Çevre Koruma Bölgesi ile Ihlara Özel Çevre Koruma Bölgesi’nin koordinatları sil baştan çizildi.

BOLD ÖZEL – Türk Tipi Başkanlık sisteminde bir imzasıyla şehirlerin sınırlarını değiştiren Erdoğan, daha önce Diyarbakır ve Ordu’nun yıllardır var olan haritasını yeniden çizmişti. Erdoğan, 25 Haziran 2021 tarihli Resmi Gazetede yer alan iki kararıyla Antalya’daki dünyaca ünlü Kaş Kekova Özel Koruma alanıyla Aksaray’daki Ihlara Vadisi’nde değişiklik yaptı.

AKDENİZ’İN SINIRLARINI DEĞİŞTİRDİ

Erdoğan’ın imzasıyla yüzlerce yıllık antik kentin bulunduğu Kaş Kekova’daki özel koruma alanının sınırları yeniden çizildi. Likya Uygarlığı ve Roma İmparatorluğu’na ait kitabeli mezarlar, Likya tipi lahitler, mendirek ve yapı kalıntıları, ortaçağ kalesinin içinde kayaya oyulmuş tiyatro, kaya mezarları, su sarnıçları, çok sayıda batık şehir ve k tersanenin bulunduğu Kaş Kekova artık Erdoğan’ın haritasına göre korunacak.

Ihlara Vadisi

VADİNİN KOORDİNATLARI YENİDEN ÇİZİLDİ

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Özel Çevre Koruma Bölgesi listesinde yer alan Ihlara Vadisi Erdoğan’ın çizdiği haritaya göre şekillendi. Aksaray’da yer alan Ihlara Vadisi’nde zengin biyolojik çeşitlilik bulunuyor. 54 familya ve 218 cinsten oluşan 364 takson tespit edilen Vadide, 43 endemik bitki türü yer alıyor. Bunların dışında bölge, sıcak termal su kaynakları ve tarihi kalıntılar bakımından da çok zengin olduğu için turistlerin tercihi halinde.

Erdoğan’ın çizdiği yeni Kaş Kekova haritası Resmi Gazetede şu şekilde yer alıyor:

https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2021/06/20210625-5.pdf

Erdoğan’ın çizdiği Ihlara Vadisi haritası da Resmi Gazetede şu şekilde yer alıyor:

https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2021/06/20210625-6.pdf

 

Erdoğan sınırları yeniden çizdi yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

AYM Gergerlioğlu’nun hak ihlali başvurusunu 1 Temmuz’da görüşecek

Anayasa Mahkemesi, sosyal medya paylaşımına verilen 2 yıl 6 aylık hapis cezası nedeniyle milletvekilliği düşürülerek Sincan Cezaevine konulan HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun başvurusunu 1 Temmuz’da karara bağlayacak.

BOLD – Milletvekilliğinin düşürülmesinin ardından tutuklanan eski HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun yaptığı başvuru, 1 Temmuz’da Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulu’nda görüşülecek.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Gergerlioğlu’nun sosyal medyadan yaptığı bir haber paylaşımı nedeniyle “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptıran yerel mahkeme kararını 19 Şubat’ta onamıştı.

Yargıtay’ın onama kararı Meclis’e ulaştı ve karar Meclis’te okunarak Gergerlioğlu’nun vekilliği düşürüldü. Gergerlioğlu, 2 Nisan’da evinde gözaltına alınarak cezaevine gönderilmişti.

Gergerlioğlu vekilliği düşürme kararına karşı AYM’ye başvurmuştu. AYM, 9 Haziran’daki toplantısında Gergerlioğlu’nun başvurusunu inceleyerek, başvurunun AYM Genel Kurulunda karara bağlanmasına hükmetmişti.

AYM, 1 Temmuz’da Gergerlioğlu’nun sosyal medya paylaşımı nedeniyle verilen cezanın ifade özgürlüğü, seçme ve seçilme hakkı ihlali olup olmadığına karar verecek.

AİHM Bylock’un ham verilerini MİT’in nasıl işlediğini sordu: Gülen’in beraat kararını istedi

 

AYM Gergerlioğlu’nun hak ihlali başvurusunu 1 Temmuz’da görüşecek yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

24 Haziran 2021 Perşembe

JP Morgen Bitcoin tahminini 23 bin dolara indirdi

Kripto para yatırımcılarını üzen Bitcoin’den yeni bir haber geldi. JPMorgan’a göre, Haziran ve Temmuz ayları arasında büyük bir Bitcoin fonunda hisse satışı olacak. Bu satışın Bitcoin’i 23 bin dolara kadar indirebileceği tahmin edildi.

BOLD – 60 bin dolar seviseyinden 30 bin dolara gerileyen Bitcoin’de düşüş eğilimi sürüyor. JPMorgan stratejisti Nikolaos Panigirtzoglou tarafından yazılan rapora göre, Bitcoin’deki düşüş eğilimi devam edecek. Bitcoin fonu olan piyasa devi Grayscale Bitcoin Trust’ın hisse satışlarına dönük tahminler düşüşü hızlandıracak.

OYNAKLIK 23 BİN DOLARA KADAR

Bloomberg’in haberine göre, JPMorgan’ın stratejistleri yaptığı açıklamada, “Bu haftaki düzelmeye rağmen, Bitcoin ve kripto pazarı için olumsuz bakış açımızı terk etmekte isteksiziz. Sinyallerimiz genel olarak düşüş eğiliminde” dedi.

Stratejistler ayrıca Bitcoin’in oynaklığının altın ile karşılaştırmasına dayanan makul değerinin orta vadede 23.000 ila 35.000 dolar aralığında olduğunu yazdı.

YÜZDE 50 DÜŞTÜ

Önceki gün Çin’in kripto paralara yönelik kısıtlamalarla ilgili yaptığı toplantılar nedeniyle 30 bin doların altını gören Bitcoin, Nisan ayındaki 60 bin dolarlık rekor seviyenin ardından toplamda yüzde 50’lik bir düşüşü görmüş oldu

JP Morgen Bitcoin tahminini 23 bin dolara indirdi yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Savcılar 3 şehirde Peker’in iddialarıyla ilgili soruşturma açtı

Organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in iddialarına ilişkin savcıların İstanbul, Ankara ve Muğla’da soruşturma başlattığı öne sürüldü. Cumhuriyet yazarı Barış Pehlivan, savcıların gizliliği sağlamak için soruşturmaları UYAP’a yüklemediğini yazdı.

BOLD – Sedat Peker’in İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Mehmet Ağar, Kutlu Adalı’nın öldürülmesi, eski Başbakan Binali Yıldırım’ın oğlu Erkam Yıldırım ve iş insanı Sezgin Baran Korkmaz iddialarıyla ilgili 3 ilde soruşturma başlatıldığı iddia edildi.

Cumhuriyet yazarı Barış Pehlivan, bugünkü yazısında savcıların Sedat Peker’in videolarındaki iddialarla ilgili İstanbul, Ankara ve Muğla’da soruşturmalar başlattığını belirtti. Pehlivan, yazısında şunları kaydetti:

  • Hep o haklı serzeniş: Görevini yapacak bir savcı aranıyor. Lağım çukurunu temizlemeye yardımcı olacak yargı sürecinin başlaması gerekiyor.
  • Duydum ki o savcılar bulunmuş. Sedat Peker’in videolarındaki iddialar ve isimler için birkaç ilde soruşturmalar başlatılmış.
  • Hem videoların çözümleri, hem baroların şikâyetleri hem de açık kaynaklardaki haberler dosyalanmaya başlanmış.
  • Soruşturmaların İstanbul, Ankara ve Muğla’da yapıldığını öğrendim. İçeriklerine dair şu an dışarı bilgi sızdırmamak için uğraşıldığını fark ettim.
  • Belki de bu yüzden UYAP’a bile yüklememişlerdir şu aşamada…

Soylu’nun suçlular albümüne bir isim daha: Yüzlerce kişiyi dolandırdı

Savcılar 3 şehirde Peker’in iddialarıyla ilgili soruşturma açtı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Kobani Davası’nda ‘kötü muamele’ ifşa oldu

Kobani Davası’nın 3. duruşması Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesinde devam ediyor. Üst araması yapılırken memurların tacizine maruz kaldıklarını belirten HDP Dış İlişkiler Komisyonu Üyesi Nazmi Gür, insanlık onuruna aykırı olan bu tutumu kabul etmediklerini söyledi.

BOLD – Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri ve yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 24’ü tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobani Davası’nın 3’üncü duruşmasının 9’uncu oturumu, Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı. Sincan Cezaevi Kampüsü’ndeki salonda görülen duruşmayı, HDP milletvekillerinin yanı sıra çok sayıda kişi izliyor.

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, HDP eski Sözcüsü Günay Kubilay, RTÜK üyesi Ali Ürküt, eski milletvekili Emine Beyza Üstün, İbrahim Binici, eski milletvekili ve TJA aktivisti Ayla Akat Ata, Dış İlişkiler Komisyonu üyesi Nazmi Gür, yeni dönem MYK üyesi Alp Altınörs, Meryem Adıbelli, eski parti sayman Zeki Çelik, eski MYK üyeleri Pervin Oduncu, Ayşe Yağcı, Bircan Yorulmaz, Bülent Parmaksız, İsmail Şengül, Dilek Yağlı ve Sibel Akdeniz ile yazar Nezir Çakan duruşma salonunda hazır bulundu.

AYHAN BİLGEN VE SIRRI SÜREYYA ÖNDER KATILMADI

HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eski Eşbaşkanı Gültan Kışanak, DBP eski Eş Genel Başkanı Emine Ayna, eski MYK üyesi Zeynep Ölbeci tutuklu bulundukları cezaevlerinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmaya katıldı.

Tahliye edilen eski MYK üyeleri Can Memiş, Berfin Özgü Köse ve Cihan Erdal da İstanbul’dan SEGBİS ile duruşmaya bağlandı.

Tutuklu yargılanan eski milletvekilleri Gülser Yıldırım ve Aysel Tuğluk ile tutuksuz yargılanan İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder, Ahmet Türk, Gülfer Akkaya ve Altan Tan ise mazeret bildirerek duruşmaya katılmadı. HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, savunmasına hazırlandığı, tahliye edilen yerine kayyım atanan Kars Belediyesi Eşbaşkanı Ayhan Bilgen ise sağlık sorunları nedeniyle duruşmaya katılmadı.

SAVUNMALARIMIZI OKUMAYA ÇALIŞTILAR

Kimlik tespiti ile başlayan duruşmada HDP Dış İlişkiler Komisyonu Üyesi Nazmi Gür söz aldı. Gür, cezaevinde karşı karşıya kaldıkları kötü muameleyi anlattı. Gür, “Koğuştan dışarıya kadar iki kere x-ray cihazından geçiyoruz. Fakat bugün orada görev yapan bir memurun üst araması yaparken tacizine maruz kaldık. Düşmanca bir tutum ile karşı karşıya kaldık. Bu tutumu protesto ediyoruz ve kabul edemeyiz. Cezaevi yönetimine, Adalet Bakanlığı’na ileteceğiz ama cezaevi yönetimi ve çalışanlarının bu insanlık onuruna aykırı tutumunu kabul etmiyoruz. Jandarmanın bizi buraya getirirken ki tutumu da iyi değil. Kötü muameleye maruz kalıyoruz. Cezaevi çalışanları hazırladığımız savunmaları okumaya çalıştılar, bunu kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı.

Kobani Davası’nda ‘kötü muamele’ ifşa oldu yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Uşşaki Şeyhi Şağban’la ilgili yeni taciz iddiasına takipsizlik kararı

Hakkındaki çocuk tacizi nedeniyle yargılanıp hüküm giyen Fatih Nurullah adıyla bilinen Halveti Uşşaki şeyhi Eyyüp Fatih Şağban’la ilgili yeni taciz iddiası ortaya çıktı. Savcılık cinsel istismar şikâyeti hakkında takipsizlik kararı verdi.

BOLD – Sakarya’nın Akyazı ilçesindeki dergahında müridinin çocuğuna yönelik istismarda bulunduğu için 10 yıl 5 ay hapis cezasına çarptırılan Uşşaki tarikat lideri Eyyüp Fatih Şağban hakkında yeni bir cinsel taciz iddiası ortaya çıktı. Şağban tarafından cinsel istismara uğrayan çocuğun yakınlarının şikayeti ile ilgili savcılık takipsizlik kararı verdi.

CİMER ÜZERİNDEN GİZLİ İHBAR YAPILDI

Independent Türkçe’den Can Bursalı’nın haberine göre, Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dün görülen duruşmada çocuğa cinsel istismar suçunu işlediği gerekçesiyle iyi hal indirimi uygulanarak 10 yıl 5 ay hapis cezasına çarptırılan Şağban hakkındaki ikinci istismar şikayeti, Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) üzerinden yapıldı. İhbarda Şağban’ın başka bir müridinin 10 yaşındaki çocuğuna istismarda bulunduğu ileri sürüldü.

ÇOCUK VE ANNESİ GERİ ADIM ATTI

Şikâyetin CİMER tarafından Akyazı Cumhuriyet Başsavcılığı’na iletilmesi üzerine başlatılan soruşturmada, Şağban hakkındaki ikinci istismar iddiasında adı geçen çocuk ve annesi ifadeye çağrıldı. Anne, ifadesinde böyle bir olayın yaşanmadığını, böyle bir olayın yaşanması halinde çocuğunun kendisine anlatacağını belirtti. Çocuk ise, pedagog eşliğinde alınan ifadesinde, Eyyüp Fatih Şağban’ın yanına kalabalık bir şekilde gittiklerini, şeyhin elini öptüğünü, mağdur çocukla da dergahta tanıştıklarını söyledi.

GEREKÇE: SOMUT DELİLE ULAŞILAMADI

Savcılık ise şikayetle ilgili takipsizlik kararı verdi. Takipsizlik kararının gerekçesi “Her ne kadar CİMER’e yapılan ihbarda şüphelinin, mağdura ‘çocuğun cinsel istismarında bulunması nedeniyle ihbarda bulunulmuş ise de mağdurun ve mağdurun annesi müştekinin alınan beyanlarında söz konusu olayın olmadığını beyan ettikleri, söz konusu ihbarın soyut nitelikte kaldığı, bu iddialara ilişkin iddiaları destekleyen başkaca tanık, belge ve benzeri somut bir delile ulaşılmaması nedeniyle soyut nitelik taşıdığı, aksine bir delilin de dosyaya yansımadığı, böylece şüpheli hakkında üzerine atılı suçtan kamu davası açmaya yeterli derecede şüpheye ulaşılamadığı anlaşılmakla kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi” diye açıklandı.

“BANA EŞ OLARAK VERMİŞTİN YA”

Şağban, 12 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismardan yargılanıp hüküm giydi. Şağban tarafından olayın kapatılması için kendisine 50 milyon lira para teklif edildiğini belirten şikayetçi baba şu iddialarda bulunmuştu: “Annesi “Yanlış anlamışsındır” diye konuyu kapatıyor. Kızım birkaç gün sonra Fatih Nurullah’ın avret yerini ellediğinden, dudaklarını defalarca öptüğünden bahsediyor. Eşim 27 Ağustos’ta Fatih Nurullah’ı arıyor. “Çocuğa ne yaptın?” diyor. “Bekaretini bozacak bir şey yapmadım” diyor. Peki, ne yaptın? “Bana eş olarak vermiştin ya” diyor. “Yalan söyleme” diyor. Fatih Nurullah, çıkmaza girdiğini düşünüyor ve haberimin olacağından korkuyor.”

Soylu’nun suçlular albümüne bir isim daha: Yüzlerce kişiyi dolandırdı

Uşşaki Şeyhi Şağban’la ilgili yeni taciz iddiasına takipsizlik kararı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Kanal İstanbul Türkiye’yi ikiye böldü: Kim ne diyor?

Temeli 26 Haziran 2021 Cumartesi günü atılacak olan Kanal İstanbul, 2011 yılından bu yana tartışılıyor. Bilim insanları ekolojik dengeyi bozacağı ve depremlere sebep olacağı uyarısında bulunuyor. Çevreciler, Marmara Denizi’ni tehdit eden müsilaj benzeri vakaların artacağına dikkat çekiyor. Peki iktidar kanadı ve muhalefet partileri Kanal İstanbul için ne diyor?

BOLD ANALİZ – Cumhur İttifakı kötü giden ekonomiyi canlandırmak, artan işsizliği azaltmak için Kanal İstanbul’a sarıldı. İhaleyi alacak firmaların yine Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yakın müteahhitler olacağı belirtiliyor. Muhalefet partileri ise ‘Ya Kanal Ya İstanbul’ dediği projeyi önlemek için yemin etti.

İşte Kanal İstanbul görüşleri: 

  • AKP Lideri Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan: Cumhuriyet tarihimizin en önemli projelerinden olan Kanal İstanbul’un inşasına başlıyoruz. Kanal İstanbul’un depremi tetikleyeceğinden susuzluğa neden olacağı zırvalarıyla engellemeye çalışanlar var.
  • MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli: 2011 yılı: ‘Güya yeni bir kanal açıyorlar, adına da ‘İstanbul Kanalı ve bu bir çılgın proje’ diyorlar. Bu, soygun düzenini çılgınca sürdürecek bir projedir. 2020 yılı: Kanal İstanbul’a karşı çıkan gayri millidir.
  • CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu: Kimse Kanal İstanbul ihalesine girmesin. İktidara geldiğimizde parasını vermeyeceğiz. İhaleyi alan ülkeyle de ilişkilerimizi keseceğiz.
  • İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener: Kanal İstanbul İstanbul’a ihanettir. İktidardakiler milletin değil 5 müteahhidin kasasını doldurmaya and içmiş. İktidardakiler milletin soluduğu havaya içtiği suya kast etmişler. Ama and olsun şart olsun ucube kanalı yapmalarına geçit vermeyeceğiz. Fatih’in İstanbul’un Boğazı’na o yağlı ilmeği geçirtmeyeceğiz.
  • HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş: Tamamıyla yandaşlara rant sağlama amacı taşıyan bu projeyi birçok şeyde olduğu gibi yerli-milli ilan ederek toplumu kamplaştırmanın, bölmenin aracı haline getirmeye çalışıyorlar. Halk istemiyorsa kimse yapamaz ancak halkın da bunu görünür kılması gerekir. İstanbul’u tümüyle bitirecek bu projenin halka rağmen yapılabileceğine inanmıyorum.
  • Saadet Partisi Lideri Temel Karamollaoğlu: Bugün gerekli olan şey Kanal İstanbul’da ısrar etmek değil Kalan İstanbul’a sahip çıkmaktır. Gün, gökdelen sevdasından, beton ve asfalt ısrarından vazgeçip Uzungöl’e, İkizdere’ye, Saroz Körfezine, Salda Gölüne, Kaz dağlarına güzelim memleketimizin ağacına, suyuna, toprağına, tarihi ve doğal güzelliklerine hep birlikte sahip çıkma günüdür.
  • DEVA Partisi Lideri Ali Babacan: Tamamen rant gözlüğüyle baktığınız Kanal İstanbul Projesi’ndeki inadınızdan da artık vazgeçin. Bilim insanları endişelerini sürekli dillendiriyorlar, feryat ediyorlar.
  • Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu: Deprem fay hatları açısından büyük bir tehlikedir. Hep beraber Kanal İstanbul’a karşı direnmek zorundayız”

Kanal İstanbul Türkiye’yi ikiye böldü: Kim ne diyor? yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

2020’nin insan hakları raporu: OHAL fiilen devam ediyor

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlalleriyle ilgili 2020 raporunu yayınladı. TİHV’nin raporuna göre 2020’de 404 kişi işkenceye uğradı, 10 kişi zorla kaçırıldı. 109 işkence ve kötü muamele olayında failin polis olduğu belirtilen raporda, kağıt üzerinde kaldırılan OHAL’in fiilen yapılan düzenlemelerle kalıcı hale getirildiğine dikkat çekildi.

BOLD – Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) 2020 Yılı Türkiye İnsan Hakları Raporunu yayınladı. Raporda, 1 Ekim 2019 ile 18 Haziran 2020 tarihleri arasında Adalet Bakanlığı’na 396 işkence ve diğer kötü muamele başvurusu yapıldığı kaydedildi. Raporda, 2020’de 25 gazetecinin tutuklandığı, 41 gazeteciye toplam 173 yıl 11 ay 7 gün hapis cezası verildiği belirtildi.

TİHV Dokümantasyon Merkezi’nin hazırladığı raporun önsözünde, 2020 yılı için “18 Temmuz 2018 tarihinde kağıt üstünde kaldırılan Olağanüstü hâlin fiiliyatta yapılan düzenlemelerle kalıcı hâle getirildiği tespitimizin hâlen geçerli olduğu bir yıl oldu” denildi.

Kovid-19 salgının merkezileştirme ve militarizm için bir fırsat olarak görüldüğüne dikkat çekilen raporda, “İktidarın ekonomiden toplum sağlığına kadar ülkenin tüm meselelerini güvenlik sorunu hâline getiren, toplumu kutuplaştıran, ülke içinde ve dışında şiddeti esas alan, bilhassa da Kürt sorununun ve uluslararası sorunların çözümünde çatışma ve savaşı tek yöntem hâline getiren politikaları, yaşanan hak ihlallerinin temelinde yatan en önemli faktördür” tespiti paylaşıldı.

3 BİN 291 YAŞAM HAKKI İHLALİ

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre raporda, bu merkezileşme ve militarizm eğiliminin 2020 yılına yaşam hakkı ihlalleri olarak yansıdığı, 2020 yılı içerisinde toplam 3 bin 291 yaşam hakkının ihlal edilerek hayatını kaybettiği ifade edildi. Yaşam hakkı ihlallerinde işçi cinayetlerinin başı çektiği, geçtiğimiz yıl 68’i çocuk en az 2 bin 427 kişinin iş cinayetlerinde can verdiği belirtildi. Türkiye’de mülteci, sığınmacı ya da göçmen statüsünde olan en az 101 kişinin de iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiği vurgulandı.

Raporda, operasyonlar ve saldırılar sonucu 2020’de 37’si sivil 492 kişinin öldüğü, 189 kişinin de yaralandığı kaydedildi. Rapora göre, ölümlerin 237’si Türkiye sınırlarında gerçekleşirken, 174 kişinin Kuzey Irak’ta, 81 kişinin de Suriye sınırları içerisinde olduğu kaydedildi.

Raporda, kadın cinayetleriyle hayatını kaybedenlerin sayısına da yer verildi. 2020 yılında en az 284 kadın, erkekler tarafından öldürüldüğü belirtildi. Rapora göre, yargısız infaz, dur ihtarı, rastgele ateş açma, cinsel saldırı sonucu intihara sürükleme ve polis baskınları sonucu 3’ü çocuk en az 15 kişinin hayatını kaybettiği, 13 kişinin ise yaralandığı vurgulandı.

23 ŞÜPHELİ ASKER ÖLÜMÜ

2020’de en az 23 kişinin askerlik hizmetini yaparken şüpheli bir şekilde hayatını kaybettiği, en az 27 askerin de şüpheli bir şekilde yaralandığı kaydedildi.

IRKÇILIK CAN ALDI

Raporda, 2020 yılında 3’ü çocuk en az 7 kişinin ırkçı saldırılar sonucu öldüğü, yıl içinde tespit edilebilen toplam 13 ırkçı saldırının 8’inin mültecileri hedef aldığı anlatıldı. Giresun, Yozgat, Sakarya ve Afyon’da Kürt işçilere yönelik ırkçı saldırılar gerçekleştirildiğine dikkat çekildi.

İkisi Grup Yorum üyesi, dört kişinin adil yargılanma talebiyle başlattıkları açlık grevi ve ölüm orucu sonucu hayatını kaybettiği de raporda yer aldı.

20 BİN 881 KİŞİ KOVİD’DEN ÖLDÜ

Raporda, Kovid-19 salgınında yaşanan kayıplar da hatırlatıldı. Resmi verilere göre 2020 yılında 20 bin 881 kişinin Kovid-19 salgını nedeniyle öldüğü, bunlardan en az 322’sinin sağlık emekçisi olduğu vurgulandı.

404 KİŞİYE İŞKENCE YAPILDI

Raporda, işkence ve kötü muamele olaylarına da yer verildi. Raporda bu konuda şu tespitler paylaşıldı: “2020 yılı içinde tespit edilen en az 140 ayrı olayda en az 404 kişi işkence ve diğer kötü muameleye maruz kalmış ve en az 86 kişi yaralanmıştır. Tespit edilen bu 139 olayın 22’si ev baskınları sırasında, 86’sı açık alanlarda ve 31’i resmi gözaltı merkezlerinde meydana gelmiştir. 1 olayda ise zorunlu askerlik görevini yapan 1 kişi işkence ve diğer kötü muameleye maruz kalmıştır.

İŞKENCENİN FAİLLERİ POLİS

140 olayın 109’unda işkence ve diğer kötü muamelenin faili polistir. 13 olayda asker, 10 olayda bekçi, 7 olay da zabıta/özel güvenlik ve 1 olayda ise korucudur. En az 19 olayda ise kişiler polisin veya kendini polis/istihbaratçı olarak tanıtan kişilerin ajan olmaları yönünde baskılarına ve tehditlerine maruz kalmıştır.

10 KİŞİ ZORLA KAÇIRILDI AJANLIK DAYATILDI

2020 yılı içinde 10 ayrı olayda 10 kişinin kaçırıldığı ve aynı gün veya takip eden gün içinde serbest bırakıldığı tespit edilmiştir. Bu 10 olayda 5 kişinin tehdit, işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı, 6 kişinin ise ajanlık dayatmasına maruz kaldığı tespit edilmiştir. 10 olayın 6’sı İstanbul, 2’si Ankara, 1’i Van ve 1’i Diyarbakır’da gerçekleşmiştir.

YUSUF BİLGE TUNÇ’TAN 1,5 YILDIR HABER ALINAMIYOR

Zorla kaybetme niteliği taşıyan 2 olayda ise kaçırılan 1 kişiden halen haber alınamamaktadır. 1 kişinin ise 44 gün sonra gözaltında olduğu ortaya çıkmıştır. Bu kişinin bu süre boyunca işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldığı kendisi ile görüşen yakınları tarafından açıklanmıştır. Bu olaylardan 1’i Ankara’da, diğeri İstanbul’da meydana gelmiştir. Ayrıca 8 Ağustos 2019 tarihinde Ankara’da kaçırılan Yusuf Bilge Tunç’tan 31 Aralık 2020 itibarıyla halen haber alınamamaktadır. Toplam 12 olayın hiçbiri ile ilgili etkin bir soruşturma yapılmadığı görülmektedir.

VEKİLLERİN ÖNERGELERİ REDDEDİLİYOR

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde cezaevlerinde meydana gelen hak ihlallerine ilişkin muhalefet partilerine mensup milletvekilleri tarafından verilen soru önergelerinin birçoğunun önergelerde geçen ‘işkence’ kavramı nedeniyle ‘kaba ve yaralayıcı’ bulunarak reddedilmesi de, cezaevlerinde meydana gelen hak ihlallerinin ortaya çıkarılmasını, araştırılmasını, belgelenme sini ve sorumlular hakkında yasal işlemler yapılmasını engelleyen önemli bir faktördür.

İŞKENCE MEKTUPLARI SANSÜRLENİYOR

Cezaevlerinde meydana gelen hak ihlallerinin tespit edilmesi konusunda yaşanan bir diğer sorun alanı ise, mahpusların maruz kaldıkları hak ihlallerini yazdıkları mektupların, faksların gönderilmemesi ya da sansürlenerek gönderilmesi, ilgili resmi kurumlara yazdıkları dilekçelerin işleme konulmamasıdır, ki bu başlı başına bir ihlaldir. Ayrıca kimi durumlarda mahpusların aileleri ile yaptıkları telefon görüşmeleri maruz kaldıkları hak ihlallerinden bahsetmeleri durumunda cezaevi idaresi tarafından kesilmektedir.

TUTUKLU VE HÜKÜMLÜLER YERDE YATIYOR

Cezaevlerinin fiziki koşulları ve yapısal sorunları cezaevlerinde tutulan mahpusların yaşadığı hak ihlallerinin en temel nedenlerinden biridir. Mahpus sayısı tam olarak bilinmese de, basına yansıyan haberlerden, mahpusların hak örgütlerine yaptığı başvurulardan, hak ve meslek örgütlerinin cezaevlerine yaptığı ziyaretlerden bir çok cezaevinde kapasitenin üstünde mahpus tutulduğu görülmektedir. Buna bağlı olarak birçok cezaevinde koğuşlarda kapasitenin üstünde mahpusun tutulmaktadır ve bunun sonucu olarak mahpusların bir kısmı yerde yatmak zorunda kalmaktadır. Cezaevlerinde sadece kapasite bakımından değil su, beslenme, ısınma gibi en temel ihtiyaçların karşılanması noktasında ciddi yapısal sorunlar olduğu tespit edilmiştir. Covid-19 salgınını kapasitenin üstünde mahpusun tutulduğu, su ve beslenme ile sağlığa erişim konusunda ciddi sorunların yaşandığı koşullarda karşılamıştır.

35 TUTUKLU ÖLDÜ

2020 yılı içinde cezaevlerinde en az 35 mahpusun yaşamını yitirdiği tespit edilmiştir. Resmi açıklamalardan ve basında yer alan haberlerden 8’i Covid-19 salgını nedeniyle olmak üzere 19 hasta mahpusun yaşamını yitirdiği tespit edilmiştir. Şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren mahpus sayısı 3’dür. Mustafa Koçak ve Ebru Timtik ise ölüm orucu eylemi sırasında yaşamlarını yitirmiştir.

CEZAEVLERİNDE İŞKENCE OLAYLARI

2020 yılında da, mahpusların cezaevinde maruz kaldığı en temel hak ihlali kimi zaman özellikle belirli cezaevlerinde sistematik bir hal alan fiziksel şiddet uygulamasıdır. 18 Haziran 2020 tarihin de, CHP İstanbul milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun cezaevinde mahpusların maruz kaldığı işkence ve diğer kötü muameleye ilişkin verdiği soru önergesine verilen yanıtta Adalet Bakanlığı’na 1 Ekim 2019 ile 18 Haziran 2020 tarihleri arasında 396 işkence ve diğer kötü muamele başvurusu yapıldığı belirtilmiştir. Mahpusların maruz kaldığı işkence ve diğer kötü muamele gerektiği gibi belgelenememektedir.

50 AĞIR HASTA TUTUKLU VAR

Mart 2020 tarihli rakamlarına göre Türkiye genelindeki cezaevlerinde tutulmakta olan 50’si ağır bin 564 hasta mahpus açısından da risklere ve hak ihlallerine yol açmaktadır. Hastane sevkleri düzenli yapılmadığı için mahpusların muayene ve tedavilerinin aksadığı örnekler aşağıda yer almaktadır. Karantina koğuşuna sürekli yeni kişiler getirilerek halihazırda karantinada olan mahpusların karantina süreleri uzatılmaktadır. Bu da, bazı mahpusların hastane ve mahkemeye gitmemeyi tercih etmesinden dolayı, sağlık ve savunma hakkı açısında ihlallere yol açmaktadır.

25 GAZETECİ TUTUKLANDI

2020 yılında en az 72 basın çalışanı ve 1 yazar gözaltına alındı. En az 25 gazeteci 2020 yılı içinde tutuklandı, 17 gazeteci ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. 2020 yılında en az 239 gazeteci ve basın çalışanı haklarında açılan 129 davada yargılandılar. Sonuçlanan davalarda 41 gazeteci toplam 173 yıl 11 ay 7 gün hapis cezası ve 34 bin 160 TL para cezası ile cezalandırıldı. 32 gazeteci beraat etti, 5 dava ise düşürüldü. Ayrıca 32 gazeteci hakkında soruşturma başlatıldı. 5 gazeteciye, 2 basın kuruluşuna, 1 ilde Gazeteciler Cemiyeti’ne ait araca saldırı düzenlendi, 3 gazeteciye saldırı girişiminde bulunuldu. 5 gazeteci ve 1 yazar tehdit edildi, 1 gazeteci ise kendilerini istihbaratçı olarak tanıtan kişilerce ajanlık dayatmasına maruz kaldı.

ERDOĞAN’A HAKARETTEN 36 BİN SORUŞTURMA

Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından Cumhurbaşkanı’na hakaret suçunu düzenleyen TCK’nin 299. maddesine muhalefetten 9 bin 905’i kovuşturmaya yer olmadığı yönünde, 11 bin 371’i kamu davası açılması yönünde ve 11 bin 705’i diğer kararlar olmak üzere toplam 36 bin 066 kişi hakkında soruşturma sürdürülmüştür. 318’i çocuk, 120’si yabancı uyruklu ve 3’ü tüzel kişi olmak üzere 12 bin 298 kişi hakkında dava açılmıştır. Adalet Bakanlığı’nın 2019 yılı Adalet İstatistikleri’ne göre, Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından TCK’nin 301’nci maddesine muhalefetten 6 bin 797’si kovuşturmaya yer olmadığı yönünde, bin 610’i kamu davası açılması yönünde ve 4 bin 150’si diğer kararlar olmak üzere toplam 13 bin 574 kişi hakkında soruşturma sürdürülmüştür.”

AİHM Bylock’un ham verilerini MİT’in nasıl işlediğini sordu: Gülen’in beraat kararını istedi

2020’nin insan hakları raporu: OHAL fiilen devam ediyor yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Soylu’nun suçlular albümüne bir isim daha: Yüzlerce kişiyi dolandırdı

Trabzon’da yaşayan ve araba alım satımı yapan Mustafa Nas, Süleyman Soylu ile çektirdiği fotoğrafları kullanıp birçok insanı dolandırmaya devam ediyor. Trabzon Emniyeti, Nas hakkında bugüne kadar hiçbir işlem yapamadı. Yapanların ise görev yerlerinin değiştirildiği öğrenildi.

BOLD ÖZEL – Süleyman Soylu’nun suçlular albümüne bir kişi daha eklendi. Aslen Gümüşhane Kelkit doğumlu olan Mustafa Nas, Süleyman Soylu ile çektirdiği fotoğrafları kullanarak birçok insanı dolandırdı. Bir araya gelip bir Whatsapp grubu kuran mağdurlar, dertlerini Türkiye’de yaşayan gazetecilere anlatamadı. Kendilerini dinleyen birkaç gazeteci de Soylu’nun adını duyunca bir dolandırıcıyı haber yapmaktan vazgeçti.

İçişleri Bakanı’na ulaşıp dert yanan mağdurlara Soylu’nun cevabı “Şahsı tanımıyorum” oldu. Hakkında birçok suç duyurusu bulunan ve ceza davası açılan Mustafa Nas’ın dosyalarına ise takipsizlik verildi. Hukuk mücadelesi başlatan mağdurlardan Ferdi Erdoğan’ın ise işyeri kundaklandı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) yazılan şikayet dilekçelerinden de bugüne kadar bir sonuç çıkmadı.

Araba alım satımı yaparak yüzlerce kişiyi dolandıran Mustafa Nas’ın dolandırdığı isimlerden Çağlar Özer’in iddiasına göre bakanlığa kadar uzanan bir şebeke Mustafa Nas’ı koruyor. Çağlar Özer, bunca insanı mağdur eden Nas’ın elini kolunu sallayarak hala ortalıkta dolaşmasının ve hakkında açılan davaların kapatılmasının başka bir açıklaması bulunmadığını vurguluyor.

Mustafa Nas, arabasını satmak isteyen insanları farklı farklı şirketler üzerine kayıtlı ama karşılığı olmayan çeklerle dolandırıyor.

Mustafa Nas’ın dolandırdığı isimlerden biri de pek çok bakanlığın organizasyon işlerini yapan Ankara’daki organizasyon ve tur şirketi Samtur Organizasyon ve Tanıtım‘ın sahibi Mehmet Yıldırım.

Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Müdürü Ozan Altuğ’u yakından tanıyan Mehmet Yıldırım, Altuğ’u arayarak dolandırıldığını ve Mustafa Nas’ı araştırmasını rica ediyor. Ancak kısa bir süre sonra Altuğ ve ekibinin yeri değiştiriliyor. Altuğ, şu anda Samsun’da Yabancılar, Asayiş, Çocuk Şube Müdürlükleri ve Merkez İlçelerden Sorumlu İl Emniyet Müdür Yardımcısı olarak görev yapıyor.

Mustafa Nas, Süleyman Soylu ve ünlü kişilerle çektirdiği fotoğrafları @nas961 adlı hesabından paylaşıp güven kazanarak birçok insanı dolandırdı, hala daha dolandırdığı iddia ediliyor.

BİR DOLANDIRICI EMNİYET MÜDÜRÜNE NASIL KARŞI ÇIKABİLİYOR?

Çağlar Özer, dolandırılan mağdurlardan kurdukları Whatsapp grubunda, bir araya gelebilen yaklaşık 20 kişi olduğunu, utanıp ortaya çıkamayan, dolandırılmayı kendine yakıştıramayan başka işadamları da bulunduğu ifade ediyor. Özer’in iddiasına göre Mustafa Nas, nakit transferlerini dikkat çekmemek için kız kardeşi Seda Nas’ın eşi Mehmet Çalış’a ait İş Bankası hesabının üzerinden yapıyor.

Bold Medya’ya ulaşıp nasıl dolandırıldığını anlatan Çağlar Özer, “Bakın işin en garip tarafı şu: Mustafa Nas’ın emniyetin kendisini araştırdığını öğreniyor ve Ozan Altuğ’un karşısına çıkıyor. Altuğ, Nas’a “Araba almışsın, çek vermişsin. Bir savcının arabası başına bela alırsın. Çekin ödemesini yap” diyor. Mustafa Nas emniyet müdürüne ‘Ben ticaret yapıyorum. Ödemezsem ne olacak. Seni ilgilendirmez” mealinde konuşuyor. Aralarında bir atışma oluyor. Ben ilk başta buna inanmadım. Uydurma gibi geldi. Bir dolandırıcı emniyet müdürüne nasıl posta koyabiliyor diye düşündüm. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Ozan Altuğ ve ekibinin yeri dağıtıldı.” dedi.

İŞİN UCU BAKANLIĞA KADAR UZANIYOR

CİMER’e de başvurup Ozan Altuğ’un başına gelenlerin araştırılmasını, Mustafa Nas’ın İçişleri Bakanı ile nasıl bir ilişkisi olduğunu soruşturulmasını istediğini belirten Çağlar Özer, “Mustafa Nas insanları bu kadar nasıl dolandırıp görev yerlerini nasıl değiştirtebiliyor. Her arabasına özel olarak NAS plaka alıyor. Bunları nasıl yapıyor? Kimse Soylu’ya kondurmuyordu, böyle ufak şeylerle uğraşmaz diye. Soylu’nun baş danışmanın Trabzon’da 5 milyonluk bir ev aldığı, 1,5 milyonluk arabası olduğu ortaya çıktı. Bu işin ucu bakanlığa kadar uzanıyor” diye konuştu.

DOLANDIRACAĞI KİŞİLERİN ÖNCE GÜVENİNİ KAZANIYOR

Mustafa Nas, dolandıracağı kişilerin önce güvenini kazanıyor. İlk başta arabaların parasını ödüyor. Sonra satın aldıklarının ise bir kısmını ödemeyip ortadan kayboluyor. Dolandırdığı kişileri de “Kimse resmi yollardan parasını geri alamadı” diye tehdit ediyor.

Çağlar Özer, Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı’na üç yıl önce yaptığı başvurunda Nas tarafından nasıl dolandırıldığını şöyle anlatıyor:

SORULDU: 29/08/2018 tarihli şikayet dilekçesi ve altındaki imza bana aittir. Dilekçe içeriğimi aynen tekrar ederim. Ben Kosifler Oto Samsun Şubesi’nde ikinci el araç alım satım biriminde işçi olarak çalışmaktayım.

Yaklaşık 1 yıl kadar önce şikayetçi olduğum Mustafa Nas ile araç alım satım işi nedeniyle tanıştım. Kendisine 2. El Mercedes C180 marka 55 SY 775 plakalı araç çalıştığım şirket tarafından satıldı. Ancak Bayburt İli’nde Develioğlu isimli Arçelik bayisi üzerine bu aracı almıştı. Bu işyerinin sahibi de Taha Murat Develioğlu idi. Hatta bu aracın bedeli 40.000-50.000 TL eksik gönderildi. Mustafa Nas bu bedeli gün içerisinde temin edip göndereceğini söylemişti. 3 saat içerisinde bu parayı çalıştığım şirkete gönderdi.

Mustafa Nas’a 0 KM BMW 5.20İ marka araç çalıştığım şirket tarafından satıldı. Bu araç yaklaşık 300.000 TL bedelidir. Bu aracı Ertan Telli isimli kişi üzerine aldı. Bu arabanını plakası 34 NAS 05’dir. Kendi soy ismine özel, özel plaka yaptırmıştı. Ertan Telli’nin ise İzmir İli’nde Mesiva Oto’nun sahibi olduğunu öğrendim.

Ayrıca Mustafa Nas’a 2015 model bir Volkswagen Golf marka araç satılmıştı. Bu aracı teslim ederken de İlker Kaplan adına vekalet çıkarmamı istemişti. Bunun ödemesini de yaptı. Bu şekilde bazı işlerini İlker Kaplan üzerinden yürütüyordu. Bu araçların satışlarıyla Kosifler Oto’da satım biriminde çalışmam nedeniyle ben ilgilendim.

Kendisine araçları neden üzerine almadığını sordum. Sicilinin eski ortağı nedeniyle bozulduğunu, bu nedenle araçları kendi üzerine almadığını söyledi. Ayrıca kendisini özellikle güvenilir bir kimse gibi tanıtarak nas961 kullanıcı adıyla Instagramda bulunan Instagram hesabından beni takip etti. Burada bir çok ünlü iş adamı ve sanatçılarla fotoğrafları vardı. Kendisini bu şekilde güvenilir bir kimse olarak tanıttı. Ayrıca yukarıda belirttiğim gibi araç alımları yaptığı için benim kendisine güvenmemi sağladı.

Yaklaşık 4 ay önce 2018 yılı Mayıs ayı içerisinde bana kendisinin ödemesi olduğunu ve benim kullandığım ancak dayım Yunus Koç adına kayıtlı 44BY 444 plakalı 2015 model Volkswagen Passat marka aracı kendisine vermemi istedi. Ödemesi olduğunu ve sıkıştığını, bu arabayı satarak paraya çevireceğini söyledi. Ancak aracı satacağı Trabzon İli’nin piyasası Samsun piyasasından düşük olduğu için benden arabayı satıp parasını kendisine göndermemi istedi. Bu parayı 25 Haziran tarihinde geri ödeyeceğini ve 120.000 TL olarak ödeyeceğini söyledi. Ben de kabul ederek 44 BY 444 plakalı aracı 110.000 TL’ye sattım. Bu paranın 105.000 TL’sini Mehmet Çalış’ın Park/Trabzon Şubesi’nde bulunan TR8300064000 0017 5020 8870 98 IBAN numaralı hesabına gönderdim. Kendisinin Mehmet Çalış’ın IBAN numarasını vermesinin sebebi kendi sicilinin bozuk olmasıdır. Ben parayı gönderdiğime dair dekont suretlerini dilekçem ekinde sundum.

Parayı gönderdikten sonra başlarda bana geri iade edeceğini söylemesine rağmen belli bir süre sonra bana ödemeye yapmayacağını bu işleri daha önce çok kez yaptığını, bu güne kadar da yasal yollardan parasını almak isteyen kimsenin parasını alamadığını söyledi.

Şüphelinin bu beyanlarından sonra yapmış olduğum araştırma neticesinde şahsın aynı yöntemi kullanarak mağdurlarda güven tesis etmek suretiyle kandırıp hataya düşürüp bir çok kişi dolandırdığını, mağdur ettiğini ve bu yolla maddi menfaat elde ettiğini öğrendim. Ben kendisiyle yukarıda belirttiğim şekilde ticaret yapmaya başladığımda Trabzon’da galericilik yapmakta olan Melih Solak “merak etme paranı bende bil” demesine rağmen sonrasında Mustafa Nas’ın güvenilmez birisi olduğunu söyledi. Ben kendi araştırmalarım sonucunda benim gibi mağdur olan kişilerle görüştüm ve Mustafa Nas’ın bir çok dolandırıcılık suçundan yargılandığını öğrendim.

Ben beni dolandıran Mustafa Nas’dan davacı ve şikayetçiyim. Ben bu olayda Mustafa Nas’a Trabzon İli’nde bulunan Kantekin Petrol Ofisi’nin sahibi Temel Kantekin’in, Melih Solak’ın, Bayburt İli’nde Develioğlu Arçelik bayisinin sahibi Taha Murat Develioğlu’nun İzmir İli’nde bulunan Ertan Telli’nin iştirakleri olabilir. Bu kişilerin de araştırılmasını istiyorum dedi.

Soylu’nun suçlular albümüne bir isim daha: Yüzlerce kişiyi dolandırdı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Aziz Yıldırım sahaya indi artık Ali Koç düşünsün

Türk futbolunda şike davası olarak bilenen süreç tersine döndü. Şike iddiasıyla görevlerini yapan polis ve savcılar hapse atıldı. Şike yaptığı gerekçesiyle yargılanan Fenerbahçe eski Başkanı Aziz Yıldırım ise medya ordusuyla basın toplantısı yaptı. Yıldırım, Fenerbahçe Başkanı Ali Koç ve ekibine “Mahallede yönetim yapsanız bu kadar zayıf olmaz. Bunlar Fenerbahçe’yi taşıyamazlar” dedi.

BOLD ANALİZ – Aziz Yıldırım, Türkiye’de 3 Temmuz süreci olarak adlandırılan 2011 yılındaki Şike Dava dosyasında simge haline geldi. Şike Operasyonu sonrası toplum ‘Aziz Yıldırım’ı savunanlar’ ve ‘Aziz Yıldırım’ın karşısında olanlar’ diye ikiye bölündü. Her kritik davada olduğu gibi dosyadaki deliller yerine isimler tartışılınca Türk futbolundaki tarihi temizlenme fırsatı tepilmiş oldu.

BAŞKANLIĞI KAYBETTİ AMA RUHU FENERBAHÇE’DE KALDI

Aziz Yıldırım üç yıl önce Fenerbahçe başkanlık koltuğunu Koç ailesinden Ali Koç’a kaptırdı. Başkanlığı kaybetti ancak 3 yıldır Fenerbahçe’de ruhu dolaşıyor. Yıldırım’ın 20 yıllık Fenerbahçe başkanlığı boyunca ezeli rakibi Galatasaray’ın UEFA ve Süper kupa kazanması defalarca şampiyon olması konuşulmadı. Onun yerine Şike Operasyonu’nda mağdur edildiği iddiasıyla ‘efsane başkan’ ilan edildi.

ALİ KOÇ VE EKİBİ YILDIRIM’IN EKMEĞİNE YAĞ SÜRDÜ

Yıldırım’a karşı seçimi büyük bir farkla kazanan Ali Koç ve ekibinin Türkiye’deki değişimi başlatacağı iddia edildi. Ancak 3 yıldır siportif bir başarı elde edemeyen Koç yönetimi Şike Davası’na yönelik açıklamalarla Aziz Yıldırım’ın ekmeğine yağ sürdü. Taraftarlardaki ‘Aziz Başkan’ hatıralarını canlandırdı.

ADAY OLMAYACAĞIM AMA

Sonunda Aziz Yıldırım sahalara döndü. Yarın yapılacak Fenerbahçe kongresi öncesi medya ordusuyla gövde gösterisi yapan Yıldırım, “Ben aday olmayacağım ama Fenerbahçe’nin kötü gidişinden dolayı yapmamız gerekenleri yapacağız. Fenerbahçe başkanı olmak önemli değil. Önemli olmak Fenerbahçeli olmak” dedi.

ALİ KOÇ’A BUNLAR KULÜBÜ DE SATAR

Ali Koç ve yönetimine ağır eleştiriler sıralayan Yıldırım, “Fenerbahçe’nin geleceğinde tehlike gördüğüm için bu toplantıyı yaptım. Yarın kongreye gideceğim. 16. Madde kesinlikle geçmemeli. Her şeyi satıyor yarın kulübü de satar.” tepkisi gösterdi.

Kongrede konuşma yapmayı planlayan Yıldırım, Ali Koç ve ekibinden psikolojik üstünlüğü çoktan geri aldığını da ilan etmiş oldu.

Aziz Yıldırım sahaya indi artık Ali Koç düşünsün yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Sezgin Baran Korkmaz’dan ikinci Reza Zarrab olur mu olmaz mı?

Dolandırdığı ABD’nin talebi ile Avusturya’da tutuklanan Sezgin Baran Korkmaz, bir yandan ABD ile anlaşmak isterken bir yandan da Türkiye’deki ailesinin başına bir iş gelmesinden endişeleniyor. Korkmaz cezaevinden Saray’a “Yeni Zarrab olmayacağım” mesajı gönderdi. Korkmaz’ın kısa sürede özgürlüğüne kavuşmasının yolu ise Zarrab gibi ABD ile anlaşmasında.

BOLD ANALİZ – Saray’ın ABD’de açılan davalarla başı dertte. Önce 17-25 Aralık’ın baş aktörlerinden Reza Zarrab şimdi de ABD Hazinesi’ni dolandıran ve ABD’nin talebi ile Avusturya’da tutuklanan SBK Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sezgin Baran Korkmaz. Korkmaz’la olan fotoğraflarını internetten sildiren AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Korkmaz’ın Türkiye’ye iadesi için Avusturya makamları nezdindeki girişimleri sürüyor.

AKLI AİLESİNDE KALDI

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile görüştükten sonra yasağı kaldırılıp yurtdışına çıkan Korkmaz’ın aklı Türkiye’de kalan ailesinde. Başta Gülen Hareketi olmak üzere Saray’a muhalif olan kişilerin yakınlarına yönelik de operasyonlar yapılıp tutuklandıklarını bilen Korkmaz, ailesine yönelik bir tutuklama girişiminin olmaması için cezaevinden Saray’a “İkinci Zarrab olmayacağım” mesajı gönderdi.

“ÇOCUĞUM 6 AYDIR TEDAVİ GÖREMİYOR”

Ayakkabı boyacılığından holding patronluğuna terfi eden Korkmaz, geçen hafta Halk TV’de canlı yayına çıkan ve kendisinden para istediği ortaya çıkan Vevis Ateş’le yapılan programda canlı yayına bağlanıp, “Benim çocuğum 6 aydır tedavi göremiyor aşağılık herif, yalan söylüyor, gözümün içine baka baka yalan söylüyor” demişti.

İFADEM ALINMADI, İSİM AÇIKLAMADIM

Avusturya’da bulunduğu tutukevinden Sözcü’den İsmail Saymaz’ın sorularını yanıtlayan Sezgin Baran Korkmaz, ifadesinin alınmadığını, sadece hangi nedenle yakalandığının söylendiğini ifade etti. Türkiye’de rüşvet verdiği emniyet müdürü, bürokrat ve gazetecilerin ismini açıklamadığını belirten Korkmaz, “Ben namus ve şeref nedir bilirim. Zaten ifadem alınmadığı için yazılanların tümü yalandır” dedi.

“ABD’DE YARGILANMAK İSTEMİYORUM” DİYEMEDİ

ABD Hazinesi’ni dolandırmadığını, gelen paranın kredi olduğunu savunan Korkmaz, ikinci Reza Zarrab olacağı ile ilgili iddialar konusunda ise, “Bu çok aşağılıkça bir ithamdır. Asla kabul etmiyorum. Ben bayrağına, vatanına bağlı bir Türk vatandaşıyım. Böyle şey söz konusu olması mide bulandırıcıdır” dedi. Hangi ülkede yargılanmak istediği ile ilgili soruya Korkmaz, “Bir irade göstermem söz konusu değil. Hukuki bir süreç. Tabi ki ben ülkeme gelmek istiyorum” dedi.

225 YIL HAPSİ İSTENİYOR

Korkmaz’ın da adının karıştığı ABD’deki davada ABD Hazinesi’nin 301 milyon dolar dolandırıldığı iddianameye girdi. Korkmaz’ın iş yaptığı Kingston Kardeşler ve Levon Termendhzyan yargılanıp ceza aldılar. Korkmaz hakkında da 10 ayrı suçtan 225 yıla kadar hapis cezası isteniyor. 

ÖZGÜRLÜĞE GİDEN YOL ZARRAP GİBİ ANLAŞMADA 

Geçtiğimiz günlerde Avusturya’da tutuklanan Korkmaz’ın tutukluluk hali, 5 Temmuz’a uzatıldı. Hem ABD hem de Türkiye Korkmaz’ı yargılamak için iadesini istiyor. Hakkında azami 130 yıl hapis cezası istenirken mahkeme ile anlaşan Reza Zarrap kısa sürede özgürlüğüne kavuştu. 225 yıla kadar hapis istenen Korkmaz’ın da kısa sürede özgürlüğüne kavuşmak için aynı yolu izlemesi bekleniyor.

AİHM Bylock’un ham verilerini MİT’in nasıl işlediğini sordu: Gülen’in beraat kararını istedi

 

Sezgin Baran Korkmaz’dan ikinci Reza Zarrab olur mu olmaz mı? yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Tuğçe Tatari’den Ahmet Şık’a çağrı: “Özeleştirisini verdiğini görmek istiyorum”

Gazeteci Tuğçe Tatari, Türkiye İşçi Partisi Milletvekili Ahmet Şık’a özeleştiri yapma çağrısında bulundu. Şık’ın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile görüşmek için Veyis Ateş’i aracı yapmasını eleştiren Tatari, “Bu yazıyı kendimce çok büyük bir risk alarak yazdığımı itiraf etmek istiyorum, O da sevdiğim bir arkadaşı kaybetme riski” dedi.

BOLD – Organize suç örgütü lideri Sedat Peker, YouTube kanalından kirli ilişkiler ağını açıkladı. Peker’in açıklamaları sonrası kara para aklama suçlamalarıyla Avusturya’da tutuklanan Sezgin Baran Korkmaz ile temasa geçen gazeteciler gündeme geldi. İsme geçen siyasetçiler unutulurken, tartışmalar gazeteciler üzerinden yapılmaya devam ediyor.

SEZGİN BARAN KORKMAZ’IN EVİNE GİTMEMELİYDİ

T24 yazarı Tuğçe Tatari de gazeteci ve aynı zamanda TİP Milletvekili Ahmet Şık’ı hedef aldı. “Bu bir Ahmet Şık eleştirisidir” başlıklı yazı kaleme alan Tatari, “Çok normalmiş gibi, hayatın olağan akışında Ahmet Şık’ın bir an bile olsa Veyis Ateş’le yakın olmasının, Süleyman Soylu’ya yazı teyit ettirmesinin, Sezgin Baran Korkmaz’ın evine gitmesinin yeri varmış gibi anlattığı anılarını değil de gerçek bir özeleştiri verdiğini duymak istiyorum” dedi.

AHMET ŞIK ÖZELEŞTİRİSİNİ VERMELİ

Şık ile ailecek görüştüğünü hatırlatan Tatari, “Sol tandanslı eski bir gazeteci, hak insanı, adalet savaşçısı, aktivist, cesaret ve dürüstlük timsali olarak Ahmet Şık’ın kendisini seven, inanan ve hatta belki hayran olan yüzlerce insana özeleştirisini verdiğini görmek istiyorum” çağrısı yaptı.

İşte “Bu bir Ahmet Şık eleştirisidir” başlıklı yazının tamamı…

Tuğçe Tatari’den Ahmet Şık’a çağrı: “Özeleştirisini verdiğini görmek istiyorum” yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Sürpriz toplantının şifreleri: Merkez Bankası tehlikeli sularda

Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu, 22 Haziran’da bankaların genel müdürleriyle bir araya geldi. Gazeteci Turan Bozkurt, toplantıda konuşulanların önümüzdeki günlerde özellikle döviz mevduatına dair önemli adımlar atılacağının ilk işareti olabileceğini vurguluyor. “Dolar için 8,80 TL duvarı yıkılmasın, diye içi boş swap anlaşmaları tedavüle sürüldü” diyen Bozkurt, Kavcıoğlu’nun ima ettiği 4 ülkeyle ilgili önemli bilgiler paylaşıyor. BOLD

Sürpriz toplantının şifreleri: Merkez Bankası tehlikeli sularda yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

AİHM Bylock’un ham verilerini MİT’in nasıl işlediğini sordu: Gülen’in beraat kararını istedi

AİHM, Bylock’la ilgili yapılan bir hak ihlali başvurusunda AKP hükumetine yeni sorular yöneltti. Türk hükumetinden MİT’in Bylock’la ilgili verileri savcılık makamına teslim etmeden önceki ham verileri sordu. “Ham veriler neler içeriyor? MİT, kimlik tespiti yaparken bu verileri nasıl işledi?” sorularını yöneltti. AİHM, ayrıca Yargıtay’ın 2008 yılında Fethullah Gülen’le ilgili beraat kararı verip vermediğini de sordu.

BOLD ÖZEL – AİHM, Bylock kullandığı iddiasıyla örgüt üyeliği suçlamasıyla 7 yıl 6 ay hapis cezası alan Ömer Güven’in hak ihlali başvurusunda Türk hükumetinden savunma istedi. AİHM, daha önceki 6 örnek davada hükumete Bylock’la ilgili sorular yöneltirken, Güven’in davasında ham verilerin neler içerdiğini ve MİT’in bunu nasıl işlediğini sordu.

Ömer Güven, 15 Temmuz sonrası gözaltına alınarak Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanarak, 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Güven, Bylock, sendika üyeliği ve apartmanının bodrum katında bulunan CD ve 105 kitap nedeniyle mahkum edildi. Ankara Bölge İstinaf Mahkemesi ve Yargıtay kararı onadı. Anayasa Mahkemesi de bireysel başvuruyu reddetti.

AİHM HAM VERİLERİ İSTEDİ

Gülen Hareketi mensuplarının yaptığı hak ihlali başvurularını karara bağlamak için AKP hükumetinden savunma isteyen AİHM, Ömer Güven’in davasında ilk kez Bylock’la ilgili ham verilerin MİT tarafından nasıl işlendiğini sordu. AİHM, hükumetten ‘ilgili verileri savcılık makamlarına teslim etmeden önce, MİT tarafından elde edilen ham verilerin neler içerdiğini ve MİT’in bu verileri başvuran(Ömer Güven) da dahil olmak üzere Bylock’un bireysel kullanıcılarının kimliğini belirlemek için nasıl işlediğini açıklamasını’ istedi.

BYLOCK VERİLERİYLE OYNANDI İDDİASI

AİHM’nin hükumete Bylock’un ham verilerini sorması MİT’in veriler üzerinde oynadığı, listelere ekleme ve çıkarma yapıldığı iddiasını araştırdığını gösteriyor. Çünkü verilerin MİT tarafından yurtdışından hacklenme yöntemiyle elde edildiği, Bylock’la ilgili Ceza Muhakemesi Kanunu’na uygun mahkeme ya da savcılık tarafından verilen iletişimin tespiti kararının bulunmaması gibi pek çok hukuksuzluk bulunuyor. Ayrıca Bylock’un verilerine müdahale edildiği, listelere ekleme çıkarma yapıldığı daha önce pek çok haberde gündeme geldi. Emniyet ve MİT kaynakları da Bylock kullanıcı sayısının önce 120 bin olduğunu açıklarken, rakam daha sonra 215 bin olarak duyuruldu. Yargılama safhasında sanıklar ya da avukatları Bylock’un ham verilerinin kendilerine de verilmesi talebinde bulunmasına rağmen mahkemeler bu talepleri reddediyor.

YARGITAY’IN GÜLEN HAKKINDA VERDİĞİ BERAAT KARARINI İSTEDİ

AİHM, Güven başvurusunda Gülen Hareketi hakkında 15 Temmuz öncesinde herhangi bir terör örgütü mahkumiyet kararı bulunmadığı, bu nedenle de olmayan bir terör örgütüne üyelikten ceza verildiği iddiasını da araştırmak için hükumete sorular yöneltti. AİHM, hükumetten Yargıtay’ın 24 Haziran 2008 tarihli Fethullah Gülen hakkındaki örgüt davasından beraate hükmettiği kararın bir örneğini sunması istendi. AİHM kararında, “Yargıtay’ın Fethullah Gülen’i terör örgütü kurmak veya yönetmek suçlamalarından beraat ettirdiği 24 Haziran 2008 tarihli kararının, başvurucunun 7. madde kapsamındaki şikayetleri açısından önemi nedir?” denildi.

KİTAPLARA EL KOYMA İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ AÇISINDAN İNCELENİYOR

AİHM, Güven’in apartmanının bodrum katında bulunup el konulan CD ve kitapların delil olarak dava dosyasına kabulü ve bu nedenle ceza verilmesinin ifade özgürlüğüne saldırı olup olmadığını da araştırıyor. AİHM, bu kapsamda “CD ve kitaplara el konulması nedeniyle Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki ifade özgürlüğüne müdahale edilmiş midir, Eğer öyleyse, bu müdahale kanunla öngörülmüş ve 10 § 2 maddesi açısından gerekli miydi?” sorularını da sordu.

AİHM, Ömer Güven davasında AKP hükumetine Bylock’la ilgili yönelttiği sorular şöyle:

  • “Bylock uygulamasının özellikleri nelerdi ve yerel yargı makamlarının uygulamanın münhasıran FETÖ/PDY üyeleri tarafından kullanıldığı sonucuna varmasına neden olan sebepler nelerdi? Taraflar, bir kişinin bu uygulamayı kullanmasının delil değerini açıklamaya davet edilir.
  • Yerel mahkemelerin başvuranın Bylock uygulamasını kullandığına ilişkin tespitlerinin delil temeli neydi?
    Hükümet’ten, yerel mahkemelerin başvuranın Bylock’u kullandığına dair delil olarak dayandığı dava dosyasındaki tüm materyallerin bir kopyasını, dijital veriler ve başvuranın iletişimin içeriğini gösteren her türlü belge de dahil olmak üzere Mahkeme’ye sunması talep edilmektedir.
BYLOCK SÖZKONUSU OLDUĞUNDA YASAL HÜKÜMLERE UYULDU MU?
  • Türk hukukunda elektronik ve dijital deliller de dahil olmak üzere delillerin toplanmasını, incelenmesini ve ceza davalarında kullanılmasını düzenleyen yasal hükümler nelerdir? Yerel makamlar, Bylock kanıtları söz konusu olduğunda bu hükümlere uydu mu?
  • Başvuranın iddiaları ışığında, Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından temin edilme şekli dikkate alındığında, başvuranın Bylock kullanımına ilişkin deliller hukuka uygun olarak elde edilmiş midir?
  • Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından sağlanan internet trafik bilgilerinin, belirlenen azami süreyi aşan bilgileri içermesi nedeniyle hukuka uygun olarak tutulmadığı veya açıklanmadığı iddiası doğru mudur?
  • Başvuranın Bylock uygulamasını kullanımına ilişkin kanıtlar yeterince güvenilir miydi?
  • Başvuran hakkında elde edilen dijital kanıtlar, teknik açıdan Bylock kullanımının güvenilir bir göstergesi midir? Yerel mahkemeler, savcılık tarafından kendilerine sunulan dijital delillerin güvenilirliğini yeterince değerlendirdi mi ve başvuranın bu verilerin güvenilirliğine ilişkin endişelerine yanıt verdiler mi?
  • Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda öngörülen ilgili usuli güvencelerin bulunmadığı dikkate alındığında, MİT tarafından savcılık makamlarına sunulmasından önceki dönemde elde edilen Bylock verilerinin bütünlüğünü ve gerçekliğini korumak için iç hukukta hangi güvenceler mevcuttu? Yerel mahkemeler tarafından bu ilk dönemde herhangi bir başvurunun olduğu tespit edildi mi?
MİT VERİLERİ NASIL İŞLEDİ?
  • Hükümet’ten, ilgili verileri savcılık makamlarına teslim etmeden önce, MİT tarafından elde edilen ham verilerin neler içerdiğini ve MİT’in bu verileri başvuran da dahil olmak üzere Bylock’un bireysel kullanıcılarının kimliğini belirlemek için nasıl işlediğini açıklaması istenmektedir.
  • Başvuranın Bylock verilerinin bir kopyasını alamadığı iddiası göz önüne alındığında, başvurana, mahkeme tarafından sunulan tüm dijital deliller veya sunulan gözlemler hakkında bilgi sahibi olması ve bunlar hakkında yorum yapması için gerçek ve etkili bir fırsat sağlandı mı?
  • Başvuranın Bylock’u kullandığının kanıtı olarak dava dosyasında kendisine hangi bilgi ve belgeleri sunmuştur?
  • Ulusal yasal çerçeve ve içtihat, savcılığın elinde bulunan dijital verilerin bir kopyasını alma hakkını sağladı mı?
  • Bu bağlamda, başvurucunun MİT tarafından savcılık makamlarına teslim edilen delilleri inceleyemediği iddiası, savunmayı iddia makamı karşısında dezavantajlı duruma getirmiş midir?
BAĞIMSIZ BİLİRKİŞİ İNCELEDİ Mİ?
  • Hükümetten, savunmanın talebi üzerine ilgili Bylock verilerinin bir kopyasının verildiği herhangi bir yerel mahkeme kararının kopyalarını sunması istenmektedir. MİT ve BTK tarafından sağlanan veriler de dahil olmak üzere, başvuru sahibinin Bylock uygulamasını kullanımına ilişkin veriler, bütünlük, doğruluk ve tutarlılığın belirlenmesi amacıyla başvuru sahibi tarafından talep edildiği şekilde bağımsız bir bilirkişi incelemesine sunulmuş mudur?
  • Teknik açıdan, başvuranın, kendisine sunulan bilgi ve belgelere dayanarak aleyhindeki iddialardan aklanması veya cezasının indirilmesi mümkün müdür?
  • Hükümetten, “Mor Beyin” olayının yanı sıra, dava dosyasındaki bilgilere dayanarak Bylock kullanımına ilişkin teknik verilerin bir davalı tarafından başarıyla çürütüldüğü davalardan örnekler sunması istenmektedir.
  • Ankara Bölge Temyiz Mahkemesi ve Yargıtay, kararları için yeterli gerekçe sunmuş ve başvuran tarafından ileri sürülen temel argümanlara cevap vermiş midir?
TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYELİĞİ SUÇUNU ÖNGÖREBİLİR MİYDİ?
  • Başvurucunun mahkûm edildiği yerel yasal hükümler, başvurularında öngörülebilir miydi? Bu bağlamda, yerel mahkemelerin “FETÖ/PDY”yi terör örgütü ilan etme kararı, başvuran tarafından mahkumiyetine konu olan eylemler sırasında makul olarak öngörülebilir miydi?
  • Terör örgütüne üyelik suçunun Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesi kapsamında düzenlenen unsurları nelerdir ve bu unsurlar başvuranın davasında mevcut muydu? Özellikle, yerel mahkemeler, Yargıtay içtihadında ortaya konan ilgili suçun akli unsurunun, Sözleşme’nin 7. maddesinin gerektirdiği şekilde başvuranın davasında gerçekleşip gerçekleşmediğini usulüne uygun olarak tespit etti mi?
  • Başvuran, söz konusu zamanda, kendisine atfedilen fiillerin (yani Bylock kullanımı, yasal olarak tanınan bir sendika ve derneğe üyelik ve işyerinin bodrum katında bulunan bir CD’ye ve belirli kitaplara sahip olduğunu) makul bir şekilde öngörmüş olabilir mi? Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesi uyarınca “silahlı terör örgütüne üye olma” suçunun delili olarak yorumlanabilir mi? Başvuranın davasının şartlarında bu hükmün uygulanması, kanunilik ilkesine aykırı olarak söz konusu suç için cezai sorumluluğun kapsamını genişletmiş midir?
  • Her halükarda, ulusal mahkemelerin Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesini başvuranın davasına ilişkin olaylara göre yorumlaması, bu suçun özü ile tutarlı mıydı ve makul olarak öngörülebilir miydi?
  • Hükümetten, mevcut davada başvuranın iddia ettiği gibi, Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesi uyarınca terör örgütüne üyelik suçunun maddi unsurlarının hukuka uygun fiillerden oluştuğuna ilişkin Yargıtay içtihadını sunması talep edilmektedir.
MİT BYLOCK’U HANGİ YASAL DAYANAKLA ELDE ETTİ?
  • Başvuranın Bylock kullandığını kanıtlamak için kullanılan bilgiler, Sözleşme’nin 8 § 1 maddesi kapsamında güvence altına alınan “özel hayatına” veya “yazışmalarına” saygı gösterilmesi hakkının kapsamına giriyor mu? Eğer öyleyse, bu bilgilerin çeşitli ulusal makamlar tarafından derlenmesi, o hükmün birinci paragrafı anlamında bu hakka bir müdahale teşkil ediyor mu?
  • Başvurucunun, ilgili verilerin Ceza Muhakemesi Kanununun 134 ve 135. maddelerine ve/veya Devlet İstihbarat Teşkilatı ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun ilgili hükümlerine aykırı olarak toplandığı iddiasını dikkate alarak, MİT ilgili verileri hangi yasal dayanakla elde etti ve işledi? Söz konusu yasa, erişilebilirliği, öngörülebilirliği ve hukukun üstünlüğüne uygunluğu da dahil olmak üzere, Sözleşme’nin 8 § 2 maddesi anlamında “yasallık” gerekliliklerini karşılıyor mu? Keyfi müdahale ve kötüye kullanıma karşı ilgili yasa ve uygulama kapsamında hangi güvenceler mevcuttu?”

AİHM’den hükumete Bylock soruları

AİHM Bylock’un ham verilerini MİT’in nasıl işlediğini sordu: Gülen’in beraat kararını istedi yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Erdoğan’a bağlı SETA’da taht kavgaları: 20 kişi kovuldu

Vatandaşın parasıyla maaşları ödenen Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfında (SETA), taht kavgaları yaşanıyor. Saray’a bağlı SETA Genel Koordinatörü Burhanettin Duran, 20 kişiyi kapının önüne koydu. Kovulan SETA uzmanları giderken Tayyip Erdoğan’a bağlılık sözü verdi. Peki, AKP muhaliflerini fişleyen, Bakanlar Kurulu kararıyla vergi muafiyeti uygulanan SETA’nın rolü nedir?

BOLD ANALİZ – 2006 yılında kurulan SETA, AKP’nin düşünce kuruluşu olarak hizmet veriyor. AKP politikalarının toplumda benimsenmesine yönelik raporlar hazırlayan Vakıfa, 2013 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla vergi muafiyeti getirildi. Her türlü harcaması Türkiye Cumhuriyeti Hükumeti tarafından karşılanan SETA, hala AKP ve Saray için raporlar hazırlamayı sürdürüyor. Merkezi Ankara’da bulunan SETA’nın İstanbul, Washington ve Kahire’de temsilcilikleri bulunuyor.

SİYASET VE BÜROKRASİDE SETACILAR KLİĞİ

Uluslararası medya tarafından Erdoğan’a bağlı çalıştığı açık açık yazılan SETA, Türkiye siyaset ve bürokrasisinde de etkin konuma geldi. Mevcut ve eski SETA üyelerinden bazıları Erdoğan’ın başkanlık sistemi içerisinde üst düzey yetkili olarak görev yapıyor. SETA’nın kurucu direktörü İbrahim Kalın, 2014 yılından bu yana Erdoğan’ın başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü olarak görev yapıyor.

FAHRETTİN ALTUN VE MİT BASIN DANIŞMANI NUH YILMAZ

Eski SETA Genel Koordinatör Yardımcısı Fahrettin Altun ise Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı olarak görev yapıyor. Birçok tartışmalı karara imza atan Altun eşiyle birlikte 5 ayrı yerden maaş alıyor. 15 Temmuz darbe girişimi sırasında çelişkili açıklamalarıyla hedef haline gelen Milli İstihbarat Teşkilatı Basın Danışmanı Nuh Yılmaz’da SETA kökenli. 15 Temmuz gecesiyle ilgili gazeteci Hande Fırat’ın açıklamalarını boşa düşüren Yılmaz, 2017 yılında MİT’den istifa etmek zorunda kaldı.

HEM SETA’DA HEM SARAY’DA

SETA Genel koordinatörü Burhanettin Duran da Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politika Kurulu üyesi olarak gizli devlet toplantılarına katılıyor. SETA’nın eski iletişim koordinatörü Muhammet Mücahit Küçükyılmaz, şimdilerde Recep Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanı. SETA ekonomi araştırmaları uzmanı Hatice Karahan, Erdoğan’ın ekonomi danışmanı olarak görev yapıyor.

HAVUZ MEDYASIYLA ALGI OLUŞTURUYORLAR

SETA’cılar aynı zamanda ‘havuz medyası’ olarak tarif edilen AKP yanlısı gazetelerde köşe yazarlığı yapıyor. Sabah, Star, Türkiye gibi gazetelerde yazılar yazan SETA üyeleri, AKP ve Erdoğan için algı operasyonlarını yürütüyor. Damat Berat Albayrak’ın kontrolünde bulunan SETA, Pelikan grubu ile de yakın ilişki içerisinde. SETA’cılar, TRT 1’de de her hafta ‘Enine Boyuna’ adlı bir program yapıyor.

PERİNÇEK SETA’YI 1 AY ÖNCE HEDEFE KOYDU

AKP ve MHP’nin kurduğu Cumhur İttifakı’nın destekçisi Vatan Partisi’nin Genel Başkanı Doğu Perinçek, SETA’yı hedefe koydu. SETA’dan ‘örgüt’ olarak bahseden Perinçek, 20 Mayıs 2021 tarihinde Ulusal Kanal ekranlarından Erdoğan’a çağrıda ulundu. Perinçek SETA’ya yapılan bütün yardımların kesilmesini ve hükümetin SETA ile ilgisinin olmadığını açıklamasını talep etti.

GAZETECİLERİ FİŞLEYEN İSMAİL ÇAĞLAR DA GİTTİ

Ayağı kaydırılan SETA üyeleri içinde “Uluslararası Medya Kuruluşlarının Türkiye Uzantıları” raporuyla gazetecileri fişleyen İsmail Çağlar da bulunuyor. BBC Türkçe, DW Türkçe, Amerika’nın Sesi, Sputnik Türkiye, Euronews Türkçe, Independent Türkiye çalışanlarının özgeçmişleri ve sosyal medya mesajlarını raporlayan SETA, gazetecilerin AKP aleyhine haberlerini dosyalayarak fişleme yapmıştı. Aynı SETA 2014 yılında Türkiye’deki medya organlarını ve gazetecileri dosyalamıştı.

ERDOĞAN’A ÇAĞRI YAPTILAR

Kapının önünü koyulan SETA koordinatörleri İsmail Çağlar, Enes Bayraklı, Hasan Basri Yalçın, Veysel Kurt ve Yusuf Özkır, Twitter hesaplarından açıklama yaptılar. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çağrıda bulunan SETA’cılar, “Erdoğan’ın emrindeyiz” mesajı verdiler.

Erdoğan’a bağlı SETA’da taht kavgaları: 20 kişi kovuldu yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Tarihe damga vuran ‘demokratik olmaktan çıkarılmış’ başkanlık sistemi!

Tayyip Erdoğan, 3 yıldır Türkiye’yi Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi ile yönetiyor. Devletin resmi söylemine göre Erdoğan 3 yılda tarihe damga vuran işlere imza attı. Ancak deneyimli siyasetçiler, aynı fikirde değil: “Demokratik olmaktan çıkarılmış bir yönetim biçiminin sonuçlarını yaşıyoruz!”

BOLD ANALİZ – 24 Haziran 2018 Genel Seçimleri’nin ardından 3 yıl geçti. Türkiye, Recep Tayyip Erdoğan için geliştirilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CHS) ile yönetiliyor. Anadolu Ajansı, Erdoğanlı yeni yönetim biçiminin tarihe damga vurduğunu savunuyor. AKP öncesi Türkiye siyasetinde önemli yere sahip 3 isim ise Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin tahribatını anlatıyor.

Cumhuriyet’ten Leyla Kılıç’ın haberine göre, Hikmet Çetin, Hüsamettin Cindoruk ve Altan Öymen, CHS’de her alanda gerileme yaşandığını söylüyor, güçlendirilmiş demokrasi ve parlamenter rejim çağrısı yapıyor.

Eski TBMM Başkanı ve Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin:

  • Anayasa değişikliği ve 2018 seçimlerinin her alanda kötüye giden bir döngüye girdi.
  • Tek kişiye dayalı bir sistem kuruldu.
  • Her geçen gün tek bir kişinin daha fazla yetki kazandığı bir sürece girdik.
  • Bizim için önemli şey sanayileşmedir.
  • Sanayileşme olmadan işsizliği çözemezsiniz, istikrarlı büyümeyi ve kalkınmayı sağlayamazsınız, ihracatı da arttıramazsınız.
  • Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren kurulan fabrikaların ve tesislerin yenisi yapılmadığı bir yana hepsi satıldı ve özelleştirildi.
  • Parlamento yok oldu ve işleyişi kalmadı.
  • En önemli sorunlardan bir tanesi de toplumdaki kutuplaşma.
  • Türkiye’nin birliği beraberliği yaratılan kutuplaşma ile büyük bir yara almıştır.
  • Bunlar dış politikaya da yansımıştır.

Eski TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk

  • Yüz yıllık Türk Cumhuriyeti’nin milli kimliğini değiştirme hedefine odaklanıyor.
  • Kendi iktidar dönemine ‘Yeni Türkiye’ diyor.
  • Türkiye, 23 Nisan 1920 de, Türk halkı tarafından kurulmuş milli bir devlettir.
  • Cumhuriyetin kurucusu Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.
  • İlk başkanı ve ordusunun Başkomutanı ilk Cumhurbaşkanı Atatürk’tür.
  • Cumhuriyet bir Meclis devletidir.
  • Türk halkı bu değerleri içtenlikle koruyor.
  • Yüz yıllık süreçte, işleyen bir rejimin ara verildiği dönemler olmuştur.
  • Ne var ki, kazanan her zaman yüce Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.
  • Kaybedenler; cuntalar, Kurucu Meclis, Danışma Meclisi ve ara rejimlerdir.
  • Bugün de aynı sona yaklaşıyoruz.
  • Patates, zerzevat, aşı ile fotoğraf veren başkanlık görüntüsü, adresi ve anayasal dayanağı olmayan kabine özentisi kısa bir süre içinde bu ara rejim ile birlikte silinip gidecektir.
  • Aradığımız, güçlendirilmiş demokrasidir.
  • Kesintisiz sürdürülebilir Parlamenter Rejimdir. Bu sonuç için bir iç barışa gerek var.

Eski CHP Genel Başkanı Altan Öymen:

  • Bugün, anayasa değişikliği ve yeni icat uygulama usulleriyle demokratik olmaktan çıkarılmış bir yönetim biçiminin sonuçlarını yaşıyoruz.
  • Memleketi siyasetçiler mi yönetiyor, yoksa birtakım başka işlere karışmış siyaset dışı kişiler mi, belli değil.
  • Birbirini izleyen farklı söylemler ve uygulamalar, durumun ne kadar vahim olduğunu, her gün yeni yeni örneklerle gösteriyor.
  • Hepsinin temelinde tek adam rejimini getiren anayasa ile onun doğrultusundaki 2018 genel seçimi var.
  • Türkiye’de demokrasi yanlısı bütün partilerin bir araya gelmesi gerekiyor.
  • Çünkü, bugünkü iktidar partileri, artık, açık farkla kaybettikleri seçim sonuçlarını bile kabul etmemek gibi bir kötü alışkanlığa kapıldılar.
ERDOĞAN İLE YENİ SİSTEMİN ÜÇÜNCÜ YILI

Anadolu Ajansı ise, Enes Kaplan imzalı ‘Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’ haberinde eleştirilere kulak tıkayarak adeta bir destandan söz ediyor. Haberde şu ifadeler dikkat çekiyor:

  • Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi için 24 Haziran 2018’de sandık başına giden Türkiye’nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı yüzde 52,59 oy oranıyla Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’nin ilk cumhurbaşkanı seçmesinin üzerinden 3 yıl geçti.
  • Cumhurbaşkanı seçilirken, “Ben çalışan, koşturan, terleyen bir cumhurbaşkanı olacağım, alışılmış bir cumhurbaşkanı olmayacağım” ifadesini kullanan Erdoğan, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına rağmen görevdeki üçüncü yılını yoğun bir tempoyla geçirdi.
  • Salgının etkisiyle yurt içi ve yurt dışı ziyaret sayılarında düşüş meydana gelirken, programların büyük çoğunluğu video konferans ve canlı bağlantılarla gerçekleştirildi.

Erdoğan rejiminin 3 yılda tarihe damga vuran icraatları ise şöyle sıralanıyor:

Mavi Vatan’dan doğal gaz müjdeleri: Erdoğan’ın görevdeki üçüncü yılında Türkiye’nin, tarihinin en büyük doğal gaz keşfini Karadeniz’de gerçekleştirdiğini açıkladı. Bu müjdeye farklı tarihlerde iki kez daha ekleme yaptı. Türkiye’nin Karadeniz’deki toplam gaz keşfinin, 540 milyar metreküpe ulaştığını savundu.

Ayasofya’da cuma namazı: İstanbul’un fethine kadar 916 yıl kilise, 1453’ten 1934’te alınan kararla müze oluncaya kadar cami olarak kullanılan Ayasofya, Erdoğan’ın görevindeki üçüncü yılında ibadete açıldı. Danıştay 10. Dairesi, Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etti. Ayasofya’nın cami olarak açılışı dünya basınında da geniş yer buldu.

Taksim Camisi cuma namazıyla açıldı: Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde dile getirdiği “Taksim’e cami yapılması” fikri de 2021 yılında gerçekleşti. Mimarlar Şefik Birkiye ve Selim Dalaman’ın imzasını taşıyan, temeli 17 Şubat 2017’de atılan Taksim Meydanı’ndaki cami, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katılımıyla, 28 Mayıs’ta Diyanet İşleri Başkanı Erbaş’ın kıldırdığı cuma namazıyla birlikte ibadete açıldı.

Çamlıca Kulesi: Çamlıca Kulesi, Erdoğan’ın da katıldığı törenle İstanbul’un fethinin yıl dönümünde hizmete açıldı. Yapımına 2017 yılında başlanan kule, 369 metrelik kule uzunluğu ve deniz seviyesinden 587 metrelik yüksekliğiyle İstanbul’un en yüksek yapısı oldu.

NATO ve AB üyesi ülkeye ilk SİHA ihracatı: Türkiye’nin ilk Silahlı İnsansız Hava Aracı (SİHA) Bayraktar TB2, Polonya’ya ihraç edilmeye başlandı. Erdoğan, Polonya’ya Bayraktar TB2 SİHA ihracına ilişkin, “Türkiye, tarihinde ilk kez NATO ve Avrupa Birliği üyesi bir ülkeye insansız hava aracı ihraç edecektir” diye konuştu. Bayraktar TB2 SİHA’lar, Ukrayna, Katar ve Azerbaycan’ın ardından Polonya satıldı.

G20 Liderler Zirvesi canlı bağlantılarla yapıldı: Kovid-19 salgınından etkilenen uluslararası organizasyonlardan biri de her yıl farklı bir üye ülkede yapılan G20 Liderler Zirvesi oldu. Bu yıl Suudi Arabistan’ın dönem başkanlığındaki Zirve, canlı bağlantıyla gerçekleştirildi.

Akkuyu’da Putin ile canlı temel atma töreni: Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 10 Mart 2021’de Akkuyu Nükleer Güç Santrali Üçüncü Ünitesinin Temel Atma Töreni’ne canlı bağlantı ile katıldı.

KKTC’de Maraş’ı ziyaret etti: KKTC’ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında 46 yıldan bu yana kapalı tutulan ve alınan kararla kademeli olarak açılmaya başlanan Maraş bölgesini ziyaret eden Erdoğan, “Kuzey Kıbrıs’a yapılan adaletsizliği hazmetmek mümkün değil. Artık kendi göbeğimizi kendimiz kesmek durumundayız.” ifadesini kullandı.

NATO Zirvesi: Erdoğan, NATO Devlet ve Hükumet Başkanları Zirvesi’ne katılmak üzere 13-14 Haziran 2021 tarihlerinde Brüksel’i ziyaret etti. Erdoğan, Zirve sonrasında da ABD Başkanı Joe Biden ile ilk kez bir araya geldi.

TARİHE DAMGA VURAN GÖRÜŞMELER!

Anadolu Ajansı, Erdoğan’ın yurt içi ve yurt dışı seyahatlerini de 3 yıllık CHS sürecinde tarihe damga vuran gelişmeler arasında gösterdi. Erdoğan, 24 Haziran 2020 tarihinden bu yana Azerbaycan’a 2, Katar’a 2, KKTC’ye 1, Kuveyt’e 1 ve Belçika’ya 1 olmak üzere toplam 7 yurt dışı ziyaret gerçekleştirdi. Erdoğan, bu dönemde 35 ülkenin devlet ve hükümet başkanı ile AB Konseyi Başkanı Charles Michel, AB Komisyonu Başkanı Ursula Von Der Leyen, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ve Türk Konseyi Genel Sekreteri Bağdat Amreyev’i Türkiye’de ağırladı. Bunların dışında Türkiye’de ve gittiği ülkelerde farklı düzeylerde toplam 132 birebir uluslararası görüşme yaptı. Erdoğan, aynı dönemde 60’tan fazla ülkenin devlet ve hükumet başkanıyla toplam 226 telefon ve video konferans görüşmesi gerçekleştirdi.

Son bir yıllık dönemde eski ABD Başkanı Donald Trump’la 2 telefon görüşmesi gerçekleştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD’nin yeni başkanı Joe Biden’la da bir kez yüz yüze, bir kez de telefonla olmak üzere iki kez görüştü.

Tarihe damga vuran ‘demokratik olmaktan çıkarılmış’ başkanlık sistemi! yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

‘Para’ SMS’i Soylu’yu kesmedi vatandaşı telefonla aradı

Bugünkü Kabine değişikliği ile görevden alınması beklenen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Saray’a yönelik hamleleri devam ediyor. Soylu daha önce SMS ile halka ilettiği “Devlet para istemez” mesajını bu kez milyonlarca kişiyi aratarak yaptırdı.

BOLD – İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun itibardan taviz vermeyen Saray’ı hedef alan çalışmaları devam ediyor. Soylu son olarak milyonlarca kişiyi aratarak halktan IBAN isteyen Saray’a yönelik gönderdiği “Devlet para istemez” mesajını sesli olarak dinletti.

SOYLU’NUN SON GÜNÜ MÜ?

Ankara kulislerinde uzun süredir seslendirilen ve sürekli ertelenen kabine değişikliğinin, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ikinci kez seçildiği 24 Haziran seçimlerinin yıldönümü olan bugün yapılacağı konuşuluyor. Yaptığı ittifaklar nedeniyle yıllardır görevden almak istediği ancak dokunamadığı Soylu’yu görevden alacağı belirtilen Erdoğan’ın bu kez Soylu’ya Cumhurbaşkanlığı yardımcılığı gibi bir göreve ede getirmeyeceği ifade ediliyor.

HALK SONU 0155’LE BİTEN TELEFONLARLA ARANDI

Saray’ın bu hamlelerine karşı Soylu da boş durmuyor. Saray’ın taviz vermediği itibarına yönelik suikastlar düzenlemeye devam eden Soylu, Erdoğan’ın halkın gözündeki imajına çalışıyor. Bakanlık daha önce gönderdiği “İçişleri Bakanlığı önemle duyurur; Sizi polis, asker veya savcıyım diyerek arayıp, hesap ya da kimlik bilgileriniz terör örgütünün eline geçti gibi sözlerle sizden para veya banka hesap bilgilerinizi isteyen dolandırıcılara itibar etmeyiniz. Çünkü devlet para ve hesap numarası istemez” mesajını ilk kez sesli olarak iletildi. Sonu 0155 numara ile biten numaralardan aranan milyonlarca kişiye bu mesaj sesli olarak dinletildi.

İBAN DAĞITAN SARAY, HALKTAN 2 MİLYAR LİRA TOPLADI

Geçen yıl koronavirüsün Türkiye’de görülmeye başlamasının ardından AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dar gelirlilere ilave destek sağlamaya yönelik “Biz Bize Yeteriz” isimli kampanya başlattı. Kampanya için kamu bankalarında açılan hesap numaralarını ve IBAN’larını paylaşan Erdoğan, isteyenlerin de SMS göndererek bağış yapabileceğini duyurmuştu. Kampanya kapsamında 2 milyar 80 milyon lira toplandı. Diğer devletlerin aksine halktan para talep edilmesi büyük tepki çekmişti.

 

Tarihe damga vuran ‘demokratik olmaktan çıkarılmış’ başkanlık sistemi!

 

‘Para’ SMS’i Soylu’yu kesmedi vatandaşı telefonla aradı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

23 Haziran 2021 Çarşamba

AB Ankara’yı yeni mülteci anlaşmasına iknaya hazırlanıyor

Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin Suriyeli sığınmacılara 2024 yılına kadar ev sahipliği yapması karşılığında Türkiye’ye 3,5 milyar euro vermeyi planlıyor. AB, ayrıca anlaşma karşılığında liderler zirvesi sonuç bildirgesine de Ankara’nın ‘ağzına bir parmak bal’ şeklinde isimlendirilebilecek ifadeler yerleştirmeyi düşünüyor.

BOLD – Reuters haber ajansı, Avrupa Birliği’nin (AB), Türkiye’nin Suriyeli sığınmacılara 2024 yılına kadar ev sahipliği yapmaya devam etmesi için 3,5 milyar euroluk yeni bir fon oluşturmaya hazırlandığını yazdı. AB ayrıca Brüksel’de perşembe-cuma günü gerçekleştirilecek zirvenin sonuç bildirgesine de Ankara’yı memnun edecek bazı ifadeler koymayı düşünüyor.

İki AB diplomatına dayandırılan haberde, Türkiye’nin yanı sıra Ürdün, Lübnan ve Suriye’yi de içeren mali yardım paketinin toplamda 5,77 milyar euroya tekabül ettiği belirtildi. Paket kapsamındaki paranın hükümetlere değil, insani yardım projelerine aktarılması planlanıyor. Bu planla AB’ye yeni bir sığınmacı akınının önlenmesi ve Suriye’deki iç savaş bitene kadar zaman kazanılması hedefleniyor.

Yaklaşık 3,6 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapan Türkiye, AB fonlarının doğrudan hükümete aktarılmasını talep ediyor.

Ancak özellikle Türkiye’nin giderek kötüleşen insan hakları karnesinden rahatsız olan AB liderleri, bu talebe sıcak bakmıyor. AB liderleri ayrıca Ankara’yı sığınmacıları pazarlık unsuru olarak kullanmakla suçluyor. Türkiye ise bu suçlamayı reddediyor.

ZİRVE ÖNCESİ DİPLOMASİ TRAFİĞİ ARTTI

Avrupa Birliği (AB) liderler zirvesinin gerçekleştirileceği Perşembe günü yaklaşırken Almanya merkezli olarak AB’de yeni bir mülteci mutabakatı için diplomasi trafiği artmıştı.

Önce Alman Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Türkiye ile yeni bir mülteci mutabakatına ihtiyaç olduğunu ifade etmiş, ardından AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bu konuyu görüşmüştü.

Ardından Ursula von der Leyen ile görüşen Almanya Başbakanı Angela Merkel de Türkiye’ye Suriyeli sığınmacıları misafir ettiği için her türlü desteğin verilmesi gerektiğini ifade etmişti.

Almanya, AB ile Türkiye arasında 2016 yılı Mart ayında imzalanan ilk mülteci mutabakatının en büyük destekçilerinden biri olmuştu.

Uluslararası insan hakları kuruluşları ise ilk sığınmacı mutabakatının mültecilerin uluslararası anlaşmalardan doğan haklarını ihlal ettiğini belirterek anlaşmayı sert şekilde eleştirmişler ve iptal edilmesi yönünde çağrı yapmışlardı.

AVRUPA PARLAMENTOSU’NUN ONAYI ŞART

Avrupa Komisyonu tarafından sunulan 3,5 milyar euroluk fon önerisinin Perşembe günü Brüksel’de yapılacak zirvede 27 AB ülkesinin liderleri tarafından da desteklenmesi bekleniyor.

Türkiye ile Mart 2016’da yapılan sığınmacı anlaşması kapsamında taahhüt edilen 6 milyar euroluk fon için gerekli olan ödeme, kısmen ve doğrudan AB hükümetleri tarafından karşılanmıştı. Ancak bu kez oluşturulacak fonun tamamı AB’nin ortak bütçesinden karşılanacak. Bu nedenle fon için Avrupa Parlamentosu’nun da onayı gerekiyor.

“ANKARA’NIN AĞZINA BİR PARMAK BAL”

Brüksel’de gerçekleştirilecek zirvenin sonuç bildirgesinin taslak metnine ulaşan Reuters, AB liderlerinin Perşembe günü, tıkanan görüşmelerin yeniden canlandırılması amacıyla Brüksel’in “bir dizi ortak çıkar alanında işbirliğini artırmak” için Ankara ile ilişkileri geliştirmeye “hazır” olduğunu duyuracağını bildirdi.

AB ile Ankara arasında 2016’da yapılan anlaşmada, Türkiye 6 milyar euro mali yardım karşılığında, Ege Denizi’ni geçerek yasa dışı yolla Yunanistan’a giren göçmenleri geri almayı kabul etmişti. AB ayrıca “tüm beklentilerin karşılanması” kaydıyla Türkiye vatandaşlarına vize muafiyeti getirilmesi ve Ankara ile yürütülen üyelik müzakerelerelerinin hızlandırılması için taahhütte bulunmuştu.

Ancak Türkiye’nin kötüleşen insan hakları karnesi, AB ile Türkiye arasında Doğu Akdeniz, Ege, Kıbrıs ve Libya’da yaşanan krizler ve Türkiye’nin vize muafiyeti için şartları tamamalayamaması nedeniyle bu konularda hiçbir ilerleme kaydedilmemişti.

Bu dönemde Türkiye ile AB arasında müzakerelerde ilerleme kaydedilmesi bir yana daha da gerileme yaşanmış ve AB tarafından müzakerelerin tamamen askıya alınması çağrıları artmıştı.

Zirve sonuç bildirgesine ekleneceği ifade edilen paragrafın da kağıt üzerinde kalmaktan öteye geçmesi beklenmiyor.

 

AB ile Türkiye arasında ilerleme kaydedilmesi beklenen tek alan ise Gümrük Birliği’nin yenilenmesi. 1996 yılında imzalanan Gümrük Birliği anlaşmasının yetersiz olduğunu ve ihtiyaçları karşılamadığını AB de Türkiye de ifade ediyor.

 TÜRKİYE’YE BU ZAMANA KADAR NE ÖDENDİ

Resmi verilere göre, Türkiye’de geçici koruma statüsüne sahip kayıtlı Suriyelilerin sayısı şu anda 3 milyon 600 bin civarında bulunuyor.

Londra merkezli Overseas Development Institute (ODI) adlı düşünce kuruluşunun 2016 yılında yayınladığı bir çalışmaya göre Avrupa Birliği’nin 28 ülkesi 2016 yılında yaklaşık 2,5 milyon mülteci için 25,5 milyar Euro harcama yaptı.

Aynı dönemde 28 AB ülesi içinde mültecilerin yaklaşık yarısı (1,3 milyon) Almanya’da idi ve Almanya bu mülteciler için 13,3 milyar Euro harcama yaptı.

Avrupa Birliği ise 2016 yılında mülteci mutabakatı kapsamında Türkiye’ye 6 milyar Euro taahhüt etmişti. (Mutabakatta 6 milyar euronun ne kadar süre ile verildiği belirtilmiyor)

Sonuç olarak, mültecilerin ortaya çıkardığı sosyal ve siyasi problemleri bir kenara bırakılırsa, Avrupa Birliği 2016 yılında 2,5 milyon mülteci için harcadığı 25 milyar Euro’nun dörtte birini yani 3 aylık harcamasını Türkiye’ye vererek Türkiye’nin ortalama 3 milyon Suriyeli mülteciyi 6 yıl ülkesinde bakmasını sağlamış oldu.

Bu rakamlar, bu yükün yarısını üstlenen Almanya’nın yeni bir mülteci mutabakatı konusunda neden bu kadar çok istekli olduğunu ve Angela Merkel hükumetinin bütün insan hakları ihlallerine ve uluslararası alanda AB’yi zora sokacak dış politika hamlelerine rağmen Türkiye’deki Erdoğan yönetimi ile çalışmayı sürdürdüğünü de açıklamaya yetiyor.

Avrupa Türkiye ile yeni mülteci mutabakatı peşinde: AB’nin anlaşmadan karı ne?

AB Ankara’yı yeni mülteci anlaşmasına iknaya hazırlanıyor yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »