6 Nisan 2020 Pazartesi

Prof Dr. Gaye Usluer: PTT ile maske dağıtmaya çalışan AKP siyasi rant peşinde

CHP’li Gaye Usluer, eczaneleri kullanmak yerine PTT ile dağıtılmaya çalışılan maskeler üzerinden AKP’nin siyasi rant elde etme çabasında olduğunu iddia etti.

BOLD- Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın ‘maske satışlarına yakında başlayacağız’ sözleri tepkilere neden olmuştu. Muhalefetten, devletin zorunlu maskeyi vatandaşa ücretsiz vermesi gerektiği yönünde açıklamalar gelmişti. Aynı günlerde CHP’li belediyelerin ücretsiz maske dağıtımı yapması hükumete geri adım attırdı. Yapışan düzenleme ile maskelerin vatandaşa ücretsiz dağıtılması kararlaştırıldı. Vatandaşlar maskeleri PTT’den online edinebilecek.

RANT VURGUSU

Öte yandan CHP’li Gaye Usluer sosyal medya hesabından maskede dağıtımında yandaşa rant kapısı açıldığın söyledi. Usluer yaptığı paylaşımda, ”Bir maskenin kullanım süresi 4 saat sonra atılacak. Bir hafta 7 gün. Haftada 5 maske Neyin hesabı? Bu gece düşünün yarın cevap verirsiniz (yandaş hesaplara)” ifadelerini kullandı.

Paylaşımına açıklık getiren Usluer, ”İtirazımız devletin maske dağıtmasına değil. İtirazımız izlenecek yola
İnternet üzerinden siparişle ve PTT kargo sistemi ile yapılacak olmasına. Anında PTT sitesinin çökmüş olması da haklılığımızın bir göstergesi” diye konuştu.

CHP’Lİ VEKİLDEN DESTEK: ‘ECZANELER KULLANILSA SİYASİ RANT ALAMAZLAR’

Yenişafak’ın hedef aldığı Gaye Usluer’e CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu destek verdi. Erdoğdu, doktor olan Usluer’in sahada salgınla mücadele ettiğini belirterek, ”Pr Dr Gaye Usluer Hoca şu an hastanede hastalıkla mücadele eden bir tıp doktoru. Maskeler eczanelerde de dağıtılsın demiş. Halka daha kolay daha hızlı ulaşsın diye. Ama eczanede dağıtılırsa AKP siyasi rant alamaz. Şimdi hep birlikte Hocaya saldırıyorlar” ifadelerini kullandı.

ABD’de son 24 saatte korkunç bilanço!

 

medyabold
Devamını Oku »

Akşener: Virüs bizim eve de girdi ama merak etmeyin iyiyim

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, evinde çalışan yardımcısının koronavirüse yakalandığını söyledi. Akşener, “Biz de test yaptırdık. Sonuç negatif çıktı. Büyük tedirginlik yaşadık. Ama çok şükür iyiyiz” dedi.

BOLD – AKP hükumetini eleştiren İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “Sayın Erdoğan zoru sevmez, kaçar. Bir iktidar düşünün ki, açıkladığı pakette kendisi vatandaşına kredi veriyor, nakit yardım için parayı vatandaşına IBAN göndererek çözmeye çalışıyor. Ama görüyoruz ki, pakette müteahhitlere kaynak yaratmayı unutmamışlar. Müteahhide gelince kaynak bol, vatandaşa gelince IBAN üzerinden bağış kampanyası başlatılıyor” dedi.

Sözcü Gazetesinden Saygı Öztürk’e konuşan Akşener, eşi Tuncer Akşener’le evde karantinaya girdiklerini, ekmeği evde kendisinin yaptığını söyledi.

Akşener’in açıklamaları şöyle:

AKŞENER, KENDİNİ EVİNDE KARANTİNAYA ALDI

Akşener, Türkiye’de ilk korona vakası görüldükten sonra virüs testi yaptırdığını sonucun negatif çıktığını söyledi. Akşener, sözlerini şöyle sürdürdü: “O zamandan beri de ağırlıklı olarak evde kalıyorum. Sosyal mesafe kurallarını uyguluyorum. Alışverişleri eşim yapıyor, o da sosyal mesafe ve hijyen kurallarına üst düzeyde özen gösteriyor. Yalnız birkaç gün önce bir olay yaşadık. Evimizde 20 yıldır sigortalı olarak çalışan yardımcım Covid-19 belirtileri göstermesi üzerine hastaneye götürüldü ve yapılan test pozitif çıktı. Biz de yeniden test yaptırdık, sonuçlarımız negatif.”

ÇOK ŞÜKÜR İYİYİZ, HERŞEY YOLUNDA

Bu durumu öğrenince büyük tedirginlik yaşadığını belirten Akşener, şöyle devam etti: “Yardımcımın durumu iyi, kendi evinde karantinada. Biz de eşimle çok şükür iyiyiz, her şey yolunda, kimse merak etmesin. Geçen ay torunum Ayda dünyaya geldi. Ama salgın nedeniyle maalesef göremiyoruz, ona üzülüyoruz. Biz de o dönemde tedirginlik yaşadık. Ama bunu binlerce vatandaşımız yaşadı, yaşıyor. Sonuç pozitif çıkarsa nasıl bir yol izleriz, onu eşimle konuştuk. Sonuçta bugün itibarıyla 25 bine ulaşan corona virüsü kapmış vatandaşımızın yaşadığı süreci yaşayacaktık.”

BU ANLAYIŞ SALGINI DURDURMAZ

Hükumetin koronavirüse karşı aldığı tedbirlerin yeterli olmadığını belirten Akşener, “Devlet her ihtimali düşünür, imkanları ölçüsünde yaklaşmakta olan tehlikeye karşı hazırlık yapar. Maalesef iktidarın bu konuda yeterince dikkatli olduğunu söyleyemiyorum. Çünkü gerektiği gibi çalışmamışlar, dünyada olanlardan ders çıkarıp atılması gereken adımları zamanında atmamışlar. Vatandaşa nakit yardımından, zorunlu karantinaya ve hatta maske kullanımına kadar aslında çoktan değerlendirilip somut kararlar alınmış olması gereken konuları biz daha yeni konuşuyoruz. Sadece bu bile, iktidarın planlı bir kriz yönetimi sürecinden ziyade her gün nur topu gibi farklı bir krizi yöneten bir süreçle iş götürdüğünü bize gösteriyor. İhtiyaç hasıl oldukça adım atıyorlar ve maalesef salgını durdurmaktan çok, neden olacağı hasarı tamire yönelik bir yol haritaları var. Bu anlayış, salgını durdurmaz.

ERDOĞAN’IN YÖNETİM BİÇİMİNDE KOMPLO ARAMAK VAR

Tayyip Erdoğan’ın yönetim biçiminde ‘Azar azar tedbir almak, radikal tedbirlerden kaçınmak, bilime inanmamak, her şeyin arkasında bir komplo aramak’ var. Bu arkadaşlar iktidarları boyunca kriz yönetmediler. Kaldı ki, olası bir krizde çok ihtiyaç duyacakları birçok devlet organizasyonunu da çeşitli vehimlerle dağıttılar. Mesela İstanbul’da tablonun kötü olduğunu bir aydır biliyoruz. Yakından takip ediyoruz. Bu bir aylık gecikmenin sonunda, durum kontrolden çıkacak aşamaya gelince kentin bağlantısını kestiler. Salgın Türkiye’ye geç geldi, dolayısıyla iktidarın hazırlık yapacak, plan yapacak ve bunun altyapısını hazırlayacak vakti vardı. Bu fırsatı değerlendiremediler, uyarıları da dinlemediler. İktidarın kriz yönetimdeki acemiliğinin bedelini herkes ödüyor.

BİLİM KURULUNU YETERİNDE DİKKATE ALMIYORLAR

Zaman içinde Bilim Kurulu’nun öneri ve taleplerinin yeterince dikkate alınmadığını gördüm. Bazı bilgiler alıyoruz. Bilim Kurulu’nda tam karantina konusuna hassasiyet gösterildiğini biliyoruz.  Ancak bu konuda iktidarın tutumu tersi yönde. Krizlerde siyasi irade ve siyasi çıkarlar bilimin önüne geçerse, ne karantina kararını zamanında alabilirsiniz, ne de vatandaşınıza ihtiyacı olan desteği sunabilirsiniz. Sonra gider vatandaşa direkt nakdi yardım yapmak yerine IBAN numarası gönderirsiniz, adına da olmayan tarih bilginizle ‘Tekalif-i Milliye’ dersiniz. Allah milletimizin yardımcısı olsun.

EVDE KALIRSA AİLELERİMİZ AÇ KALIR

Geçinebilmek için sokağa çıkmak zorunda olan insanlarımız var. Onlara, ‘Kendi OHAL’ini ilan et’ edebiyatı yapamazsınız. Çünkü bu insanlarımız evde kalırsa ailelerimiz aç kalır. Eğer siz insanlarımızı evde tutmak istiyorsanız, onlara evlerinde huzurla oturabilecekleri, ay sonunu düşünmeyecekleri imkanı sağlamak zorundasınız. İşte bu nedenle ısrarla ‘Tam karantina’ diyorum. Başka türlü bu hareketliliğin ve salgının önüne kolay kolay geçemezsiniz.

ERDOĞAN ZORU SEVMEZ

Sokağa çıkmayı yasakladığı andan itibaren devletin, vatandaşının ihtiyaçlarını gidermesi yasal zorunluluktur. İktidar bu zorunluluktan kaçıyor, ekonomik yükün altına girmek istemiyor. Sayın Erdoğan zoru sevmez, kaçar. İktidarın elinde bir zorunlu karantinanın ekonomik yükünü karşılayacak kaynak var. Ama atılan adımlar adeta devletin parası yokmuş gibi korkakça. Bir bakın yabancı ülkelerin açıkladığı paketlerin kapsamına. İşte o zaman devlet olmak nedir, devlet yönetmek nasıl olur görürsünüz.

EKONOMİ UÇUYOR DEDİ, IBAN GÖNDERİP YARDIM İSTİYOR

İktidarın, esnafın, emeklinin, çiftçinin, öğrencinin, işsizin derdinden ne kadar habersiz olduğunu, salgında açıklanan ekonomik destek paketiyle gördüm. Hangi konuda iktidarı uyardıysak bugün hepsini problem olarak karşımızda buluyoruz. ‘Başkanlık sistemi yanlış. Merkez Bankası’nın kaynaklarına dokunmayın, onlar kefen paramız. Tarıma önem verin. Köprü, tünel, otoyol, havaalanını devlet yapsın, ucuza mal ederiz. Saraydan çıkın, israf etmeyin’ dedik. Onlar, ‘İtibardan tasarruf olmaz’ dedi. Ekonomi uçtu, uçuyor, uçacak’ dedi. Şimdi devlet vatandaşına IBAN gönderip yardım istiyor. Sorarlar: Nerede kaldı itibar?”

Gelecek Partisi’nden ‘İnfaz Yasası’ teklifine itiraz: Kriter; ‘irtibat ve iltisak’ değil ‘cebir ve şiddet’ olmalı

medyabold
Devamını Oku »

Almanya’da yaşayan KHK’lı Nükleer Tıpçı, korona çalışması nedeniyle ABD’den davet aldı

KHK’lı Nükleer Tıp Uzmanı Murat Sadıç, koronayla tedavisiyle ilgili iki çalışmasıyla Amerika’dan hızlı kabul aldı. Harvard’a bağlı hastanede çalışmalarını sürdürecek.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD – Koronavirüsle mücadele hastanelerde sürerken, bilim dünyası da hem aşı bulmak hem de tedavi yöntemleri üzerine yoğun çalışmalarını sürdürüyor.

Onlardan biri de Nükleer Tıp Uzmanı ve Bilim insanı Murat Sadıç. KHK’yla ihraç edilen, zorlu bir hapis sürecinden sonra Türkiye’yi kaçak yollarla terketmek zorunda kalan Sadıç, şu an Almanya’da mülteci konumunda ancak Akademisyen olarak da çalışmalarını sürdürüyor.

Alman Dışişleri Bakanlığı’na sunduğu proje kabul edilen Sadıç, son iki yıldır aldığı fonla radyoaktif madde üretim alanında çalışıyor. Harvard Üniversitesi Brigham and Women’s Hospital’dan Misafir Profesör olarak kabul alan Sadıç, korona virüsü tedavisi nedeniyle yaptığı son iki çalışmayı sunması üzerine ailesiyle birlikte hızlıca Amerika’ya davet edildi.

Sadıç, 15 Temmuz sonrası Türkiye’de yaşadıklarını, korona salgını sürecinde Almanya’da çalıştığı hastanede sağlık çalışanları için alınan önlemleri ve korona tedavisi için üzerinde çalıştığı Nükleer Tıp alanındaki iki projeyi BOLD’a anlattı:

Murat Sadıç dönemin TÜBİTAK Başkanı’ndan ödülünü alırken.

“KORONA TEDAVİSİ ÜZERİNE İKİ ÇALIŞMAM VAR”

“Dünyada virüse özgü tedavi yöntemi henüz yok. Aşı ve ilaç tedavisi için bilim insanları çalışıyor. Virüsün yüzeyindeki reseptör ya da almaç dediğimiz şeyleri hedef alarak aşı geliştirmeye çalışılıyor. Ya da bazı çalışmalarda virüsü izole edip genetiğini sekanslamaya (dizilim) yönelik aşılar var. Genel itibariyle aşılar bu mantıkta üretilmeye çalışılıyor.

Benim bulduğum ve çalıştığım yöntem nükleer teknolojiyi kullanmak üzerine. Virüsün yüzeyinde bulunan bir reseptör veya proteini belirleyip, bunu radyoaktif bir madde ile birleştirip kodlayarak, bunu virüsün hem tanısında hem de tedavisinde kullanabilmek.

Nükleer Tıp rutininde bazı kanserlerde buna benzer tanı ve tedavi yöntemini kullanıyoruz. Bu özellikle son 4-5 yıldır çok popüler bir konu ve pekçok kanser türünde çığır açtı. Buna teranostik deniyor. Terapi ve diyagnostiğin birleşimi.

Benim yöntemimde, vürüse ait özel bir yapı belirlenip, virüs nerede olursa olsun gidip onu bulup hem görüntü elde edip hem de yok edeceğiz.

Diğer ikinci bir çalışmam ise antikorlar üzerine. Vücudumuzda antikor dediğimiz savunma hücrelerimiz var. Doğal bağışıklık hücrelerimiz bunlar. Covid-19’a karşı tedavide, savunma amaçlı olarak bu antikorları dışarıdan vücuda verme gibi yöntemler düşünülüyor. Ama çalışma aşamasında. Çünkü engelleyici faktörler var.

Benim yöntemimde ise, bu hastalığa karşı geliştirdiğimiz antikorları radyoaktif bir maddeyle birleştirilip direk virüsün olduğu noktaya yolluyoruz. Lenfomalarda kullandığımız çok efektif bir yöntemin benzeri bu. Güdümlü füze gibi doğrudan virüse gidecek bir mekanizma.

Murat Sadıç Amerika’da eğitim gördüğü günlerde.

ABD ELÇİLİĞİ TÜM İŞLEMLERİMİ ÇÖZDÜ

Şu an Almanya’dayım ve burada hekimlerin denklik işlemleri oldukça uzun ve zorlayıcı bir prosedür. Amerika’da alanında sıra dışı başarılara imza atmış kişilere oturum veren bir program var. Bende başvurumu yaparak Amerika tarafından ‘Sıradışı Akademisyen’ olarak kabul edilmiştim. Fakat, bürokratik işlemlerim devam ediyordu.

Korona nedeniyle ABD, dünya çapında doktorlara kapılarını açtığını duyurdu. Ben de koronanın tedavisi ile ilgili önerilerim konusunda elçiliği bilgilendirdim. Bana hemen döndüler ve kısa özet istediler. Ben de projemi paylaştım. Benimle ilgili araştırma sürecini kaldırdıklarını, Türkiyedeki davanın kriminal değil siyasi olduğunu kabul ettiklerini belirtip, konsolosluğa davet ederek hemen vize vereceklerini söylediler. 

HARVARD’TAN KABULÜM VAR

Harvard Üniversitesi Brigham and Women’s Hospital’da da misafir profesör statüsünde kabulüm vardı zaten, işlemlerimi bekliyordu. İşlemlerimin ardından ABD’ye gidip korona ile ilgili çalışmalarımı orada sürdüreceğim.”

Murat Sadıç, Japonya’da çalışmalarını sürdürürken.

 ALMANYA’DA SAĞLIK ÇALIŞANLARININ MARKET ALIŞVERİŞİNİ DEVLET YAPIYOR

‘Çalışmalarımı ülkemde gerçekleştirip Türkiye’nin ismini öne çıkarmak isterdim’ diyen Sadıç, Almanya ile Türkiye arasındaki yaklaşım farklarına da dikkat çekiyor:

“Türkiye’den konuştuğum hekim arkadaşlarım, salgınla ilgili büyük yönetimsel hatalardan sözediyorlar. Bine yakın sağlık çalışanı enfekte olmuş durumda. Hayatını kaybedenler var. Almanya’da ise hekime verilen değeri anlatma açısından çok basit örnek vereyim. Hastaneler, sağlık çalışanlarının motivasyonu bozulmasın, başka hiçbir şey düşünmesinler diye market açtılar. Piyasada tükenen şeyler dahil herşey mevcut. Benim şu an bulunduğum hastanenin içinde de market açıldı. Sağlık çalışanları istediği siparişi verebiliyor ve hatta eve kadar götürme opsiyonu da sunuyorlar. Bu, sağlık çalışanına salgın esnasında nasıl değer verilmesi gerektiğinin göstergesidir.

Amerika, dünyanın her yerinden Korona ile ilgili ufacık da olsun bilgisi olan herkesi hızlı vize için konsolosluklarıyla irtibata geçmeye çağırdı. Dönüp Türkiye’ye bakın, elinizde korona çalışması yapmış bilim insanları, akademisyen veya enfeksiyon uzmanı, genetikçi birçok uzman var siz bunları kullanmıyorsunuz, ihraç ediyorsunuz ya da hapse atıyorsunuz. Bu ülkeyi tahrip eden koronadan daha büyük virüs.”

 GELECEK VADEDEN BİLİM İNSANLIĞINDAN HÜCREYE

Murat Sadıç, 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’yi terketmeye kendisini iten süreci, ihraç, hapis ve sonrasını ise şöyle anlatıyor:

“Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdikten sonra uzmanlık sürecimde, Nükleer Tıp biliminin kurucusu olarak gösterilen Prof. Abbas Alavi ile temasa geçtim. Benimle çalışmayı kabul etti ve Sağlık Bakanlığı’nın görevlisi olarak Amerika’ya gittim. Amerikada dünyaca ünlü Profesörlerle UPENN-Harvard gibi üniversitelerde ciddi bilimsel çalışmalar yapma ve ayrıca dünyada nadir bulunan PET-MR yöntemiyle ilgili eğitim alma fırsatım oldu.

Türkiye’de TÜBİTAK’la birlikte bazı projeler yürütüyordum. Son olarak Ankara Eğitim Araştırma Hastanesi’nde Nükleer Tıp alanında çalışıyordum. Sonra 15 Temmuz oldu ve önce Dışişleri Bakanlığında çalışan eşim 672 sayılı KHK ile ihraç edildi. Sonrasında ‘Bankasya hesabı’ nedeniyle tutuklandı. Bebeğimiz 1,5 yaşındaydı ve hem annesinden hemde anne sütünden mahrum oldu. Ardından ben “eşimin ihraç edilmesi” gerekçesiyle açığa alındım. Sonra ben de benzer gerekçelerle tutuklandım. Cezaevinde çok kötü günler geçirdim.

Türkiye’de çalıştığı son klinik..

LABORATUVARDAN ÇUKURA ATILDIM

Laboratuvarda çalışmalarımı sürdürürken bir anda tutuklanıp hapse girdim. Savcı bana ‘Senin gibi bir bilim insanının tutuklatmak istemiyorum ama Ankara’dan gelen talimat böyle’ dedi. Hala kulağımda bu sözler.

Sincan Cezaevi’nde çok kalabalık bir koğuşta üç hafta tutuldum, sonra bir gece yarısı jandarmaların darba varan davranışlarıyla 7-8 saatlik yemek ve lavabo molası olmadan yolculuk yaptık ve Amasya Cezaevi’ne götürüldüm. Kasti olarak yapılan bu nakil ile evimden ve ailemden kilometrelerce uzağa sürgün edildim. Burada insanlık suçu sayılan birçok muameleye tabi tutuldum.

8-9 metrelik bir çukur gibi hücreye konuldum. Bu hapishane odasında güneş yüzü görmeden günlerimi geçirdim. Avukatlarımla görüştürülmedim, eşimle görüştürülmediğim dönemler oldu. Cezaevi yönetiminin sürekli hakaret, yıldırma çabaları vardı.

GÜNLÜK 15 DAKİKA SU

Yaz çok sıcaktı. Günlük sadece 15 dakika su veriliyordu. Gece 04 ile 04:15 arasında. Suyu depolamama da izin vermiyorlardı. Yeme içmeniz ve kantin alışverişi kısıtlı. Ortamdaki böcek ve farelerden hiç bahsetmeyeyim.

Ayağımda bu ortamdan kaynaklı tümör çıktı. Ben doktorum ve ne olduğunun farkındayım. 10 tane dilekçe yazdım ama hastaneye götürülmedim. Yürüyemez hale geldim. Artık kapıları vurmaya başladım. Ağrı kesici de vermiyorlar. Sonra cezaevi hekimiyle görüşebildim. Hastaneye sevketti beni ve ayağımdaki tümörü cerrahi olarak temizletmek zorunda kaldım.

BAŞARILARIM SUÇ OLDU

Mahkeme sırasında da birçok hukuksuzlukla karşılaştım. Hak etmediğim adaletsizlik ve davranışları gördüm. Savunma yapmama dahi izin verilmedi. Yargılamam çok kısa sürdü. Savcı mütaalasında, ’29 yaşında Türkiye’nin en genç doçenti olması, Amerika’da eğitim görmesi, Amerika’daki sınavları geçmesi’ gibi şeyleri suç sayarak vurgular yaptı ve sonrasında beni ceza vererek serbest bıraktılar.

Tahliye olduktan sonra iş bulamadım. KHK’lı olduğum için başvurularıma cevap dahi vermediler. Etrafımızdan öcü muamelesi gördük. Sosyal ölüme terk edilmiştik. Pasaportuma el konulduğu için yurt dışına da çıkamıyordum. Sonrasında eşim ve küçük çocuğumla mecburen zor şartlarda, tehlikeli bir yolculuğu göze alıp ülkemizi terketmek zorunda kaldık.

Uluslararası dergilerde yayınlanmış 100’e yakın bilimsel makalelerim, bildirilerim, ödüllerim var. Ülkeme hizmet etmek, insanlığa Türkiye’den yararlı olmak isterdim ama hayatımı kurtarmak durumuna düşürüldüm. Benim amacım insanlığa yararlı işler yapabilmek. Ama Türkiye’de ne çalışmama ne de yaşamama izin verilmedi. Ama dünya sadece Türkiye’den ibaret değil. Çok üzgünüm ülkem adına.

Eğitim aldığım hocaların onlarcası KHK’yla atıldılar. Bizi yetiştiren hocalardı, çoğu beraat etti ama yine meslekleri yaptırılmıyor. Yani Beraat almak bile Türkiye’de çözüm değil maalesef. Hukukun olmadığı bir yerden adalet aramak faydasız. Hayatımızın en verimli dönemlerini hayata yeniden tutunmak ve kaybettiklerimizi yeniden kazanmak için çabalayarak geçirmek durumunda bıraktılar bizi. Bu insanların heba edilmemesi ve bilim ışığında kullanılması lazım.”

medyabold
Devamını Oku »

Görünmeyen mağdurlar: Gündelik temizlikçiler açlığa mahkum

Koronavirüs salgını nedeniyle evdekal çağrıları yapılırken, görünmeyen mağdurlar için hayat daha zor. Gündelik temizliğe giden iki kadın yaşadıkarı ikilemi anlattı.

BOLD – Gündelik yevmiyelerle yaşamını sürdürenler ve hiçbir gelir güvencesi olmayanlar, salgın günlerinde ekonomik zorlukla baş başa kaldı. Bu sorunu en çok da evlere temizlik ve bakıma giden ev emekçisi kadınlar yaşıyor.

MA’ya konuşan Fatma Doğan (50) ve Suna Yiğit (41), salgın nedeniyle işe gidemeyen ev emekçisi kadınlardan ikisi. Çok erken yaşlarından beri ev emekçiliği yapan Doğan ve Yiğit, koronavirüs günlerinde yaşadıkları zorlukları anlattı.

Bir çocuk annesi olan Doğan, yıllardır ev işçiliği yaptığını söyledi. Hiçbir sağlık güvencesinin olmadığını belirten Doğan, “Çocuğumu başkalarının evlerini temizleyerek büyüttüm. İşimiz zor ama ben de alıştım çalıştıkça. İşimi iyi yaptığım için gittiğim evdeki insanlar severler beni. Ancak çalıştığım insanların arasında risk grubunda olan 65 yaş üstü kişiler var” dedi.

KORKU VE MECBURİYET ARASINDA

Çalıştığı bazı evlerde risk grubunda olmayan kişilerin yaşadığını ve “Evde kal” çağrılarına rağmen işe çağırdıklarını söyleyen Doğan, bir yandan geçimini sağlamak zorunda olduğu için işe gittiğini ama diğer yandan da salgına yakalanmaktan kaygılandığını belirtti. “Ne yapacağımızı şaşırdık. Mecbur gidiyorum evlere, her zaman olduğu gibi temizlik yapıyorum” diyen Doğan, çalışırken salgından etkilenmemek için kendi parasıyla aldığı maske ve eldiveni kullanarak, tedbirler aldığını vurguladı.

ÇOCUKLARIMIZI GEÇİNDİRMEK ZORUNDAYIZ

İki çocuk annesi Suna Yiğit ise uzun süreden beri düzenli olarak gittiği iş yerinden yakın bir zamanda ayrıldığını, bu yüzden gündelik işlere gitmek zorunda kaldığını söyledi. Yiğit, salgın nedeniyle artık evlere çağrılmadıklarını belirtti. Yiğit, “Çalıştığım kişiler arayıp, gelme dediler. Salgını taşımamdan korkuyorlar. Günlerdir ailece evdeyiz. Eşim de ben de çalıştığımız sürece evimizi geçindirebiliyoruz. Evimiz kira, bizim başka da gelirimiz yok. İkimiz de iki arada bir derede kalmış durumdayız. Bir yandan işe gidip, salgını çocuklara taşımak istemiyoruz. Ama diğer yandan da çocuklarımızı geçindirmek zorundayız” diye belirtti.

DEVLET GELİR GÜVENCESİ OLMAYANLARI DA KORUMALI

“Evde kal” çağrılarını doğru ama yetersiz bulduğunu belirten Yiğit, “Hükümet gelir güvencesi olmayan insanları ve ailelerini koruması gerekir” dedi.

medyabold
Devamını Oku »

5 Nisan 2020 Pazar

Kırık Testi: DELİLER (!)

   Soru: Bir münasebetle, “Ne olur Rabbim! Senin hazinelerin geniştir; dilersen isteyene istediğini verirsin; bana da dininin delisi beş-on insan ver!” diye dua ettiğinizi söylemiştiniz. “Dinin delisi”nden kasıt nedir, kimdir?

   Cevap: Belki haddimi aşarak çok erken dönemlerden itibaren bunu dilemişimdir. Mesela bugün gibi hatırımdadır: Kestanepazarı camiinin kürsüsünde vaaz ederken, “Keşke bu cemaat içinde beş on tane deli olsa!” demiştim. En basit ifadesiyle “deli” tabiriyle kastettiğim mânâ, hayatlarını tıpkı sahabe gibi sadece i’lâ-i kelimetullaha bağlayan, “O varsa yaşamamın bir kıymeti var; o yoksa yaşamaya da değmez. Zira bu takdirde yaşadığım hayatın, insandan aşağı derecedeki diğer canlıların hayatlarından ne farkı kalır ki!” diyen insanlardır.

Onlar, kulluk vazifeleri gereği üzerlerindeki hakları titizlikle eda eder, sorumluluklarını yerine getirir ve her hak sahibine hakkını verirler ve bunlarda kesinlikle tekâsül göstermezler. Ama bunun ötesinde, onların gözlerinde ne evin barkın, ne yalının villanın, ne atın arabanın, ne servetin zenginliğin ne de şanın şöhretin bir kıymeti vardır. Onlar, kendini akıllı sanan ehl-i dünyanın nefes nefese arkasından koştukları bütün bu dünyalıkları çoktan ellerinin tersiyle itmiş, onların sevgisini kalblerinden söküp atmışlardır. Gözlerini her açıp kapayışlarında, “Acaba bir gün nam-ı celil-i Muhammedî dünyanın dört bir yanında şehbal açacak mı?” der, hep onu sayıklarlar. Onlar bu gaye-i hayalin delisidirler. Dünyanın kaderini değiştirenler de hep bu türlü deliler olmuştur.

Yoksa onların, tımarhanelik delilerle bir alâkası yoktur. Onlara deli dememizin sebebi, sıradan insanların kıstaslarına göre öyle görülmelerindendir. Zira herkesin dünyanın ve dünya nimetlerinin arkasında koştuğu bir zamanda onlar çoktan yaşama arzularını yaşatma arzusuyla değiştirmişlerdir. Kendilerinden daha çok başkalarını düşünürler. Kendileri ve aile fertleriyle alâkadar olmaktan daha çok insanlığın dertleriyle alâkadar olurlar. Hz. Ömer’in sokakta gezerken torununu tanıyamadığından bahsedilir. Zira o, bütün gayret ve himmetini başkalarının huzur ve mutluluğuna hasretmişti. İşte tıpkı Hz. Ömer gibi kendini ve kendi zevklerini tamamıyla yüce mefkûresi uğrunda feda etmeye amade olan insanlara ben “deli” diyorum.

Dualarımda talep ettiğim deliler işte bunlardır. İcabında dünyanın kendisine armağan ettiği bütün güzellikleri, göğsüne taktığı bütün nişanları, madalyaları çok rahatlıkla elinin tersiyle bir kenara iten ve “Din ve diyanetim adına hizmet edemiyorsam, bunların hiçbirinin gözümde bir kıymet-i harbiyesi yoktur.” diyen insan. Bu türden on tane deli, on milyon insandan daha fazla şey ortaya koyar. Allah, öbür tarafta onları, on milyon insana verdiği nimetlerle serfiraz kılar.

Osmanlı’nın İstanbul’un fethine kadar geçen bir buçuk asırlık dönemi, deliler dönemidir desek sezadır. Bilindiği üzere Osman Gazi Hazretleri (rahmetullahi aleyh) Bursa’nın fethine çıktığı dönemde ruhunu çadırda Allah’a teslim etmiştir. Oğlu Orhan Gazi, ömrünü at sırtında geçirmiştir. Murat Hüdavendigar cephede, Yıldırım Han ise esarette ruhlarını Allah’a teslim etmişlerdir. Çelebi Mehmet, sukûtu (düşüş) suûda (yükseliş), tedenniyi terakkiye çevirmek, atalarından tevarüs ettiği emanete yeniden aynı kıvamı kazandırabilmek için ömrünü sancıyla geçirmiştir. İkinci Murat öyle bir hayat yaşamıştır ki onun için “evliyaullahtandı” deseniz zannım o ki yanlış bir beyanda bulunmuş olmazsınız. Fatih’i, İkinci Bayezid’i, Yavuz Sultan Selim’i ve Kanuni’yi de bu kategoride düşünebilirsiniz. Onlar köşklerde, saraylarda, villalarda keyif çatmamışlardır. Oldukça sade ve basit bir hayat yaşamış, bütün ömürlerini dine adamış ve i’la-i kelimetullah yolunda imrar-ı hayat etmişlerdir.

Bu yüz elli senelik dönem bizim için “i’tilâ (yükselme) dönemi” olmuştur. Zira bu dönemde dışta genişleyen fütuhatlarla beraber insanların iç dünyalarında da fütuhatlar yaşanmıştır. Gönüller Kur’ân’a yönelmiş, Allah’la irtibat kavi tutulmuş, O’nun karşısında kemerbeste-i ubudiyet içinde durulmuştur. Bu yüzden de Osmanlı’nın en verimli, en bereketli yılları, bu yıllar olmuştur. Daha sonraki asırlarda ortaya konulan bazı başarıların, bir kısım güzel oluşumların arkasında da ilk dönemin bu anilmerkez (merkezkaç) gücü vardır. Ne var ki bu ruh ve mânâ söndükçe, adalet duygusu hakikilikten izafiliğe indikçe, halktan uzaklaşma başladıkça, dünyaya meyl ü muhabbet baş gösterdikçe terakkinin yerini tedenni almaya başlamıştır.

Deliler deyince Osmanlı ordusunun önünde savaşan delileri hatırlamamak olmaz. Bunlar öyle kimselerdir ki atlarında ne eğer ne de gem vardır. Atın yelesinden tuttukları gibi sırtına sıçrarlar. Silah kullanmayı seviyesizlik sayacak ölçüde gözleri pektir. Ordunun en önündedirler. Düşmanla ilk yüz yüze gelecek olanlar da onlardır. Mermere çala çala nasırlaştırdıkları elleriyle silahların üzerine giderler. Hayatı istihkar eden, güle güle ölüme gitmeyi göze almış delilerin bu cesaretleri, bu korkusuz halleri, arkalarındaki komutanların da, müsellah ordunun da kuvve-i maneviyesini takviye eder, onları da coşturur. Sayılarının ne kadar olduğunu bilemesem de savaşların kazanılmasında işte bu delilerin çok önemli bir yeri vardır.

“Güle güle ölüme gitme” ifadesi bana, şimdiye kadar defalarca zikrettiğim bir hâdiseyi hatırlattı: Yermük bozgununu yaşayan Romalılar, imparatorun karşısına çıktıklarında azar işitirler. İmparator onlara, nasıl olup da çölden çıkan bir avuç Arap karşısında koskocaman bir imparatorluğun ordularının bozgun yaşadığını sorar. Ne de olsa o dönemde Roma, Sasaniler karşısında dahi zafer kazanan dünyanın en muhteşem devletidir. Kral, böyle bir devletin Araplar karşısında yenilgi üstüne yenilgi yaşamasını hazmedemez ve komutanlara çıkışır. Ordu komutanlarının verdikleri cevap şudur: “Biz ölümden korktuğumuz ve kaçtığımız kadar bu adamlar ölüme koşuyorlar.” İşte bir tarafın zafer, diğer tarafın ise hezimet yaşamasının sırrı budur. İşte Halid İbn-i Velid (radıyallâhu anh)! Tarihin çıkardığı ender kumandanlardan biri olan bu muhteşem kameti ölüm döşeğinde dilgir eden hususların başında, savaş meydanlarında değil de yatakta vefat etmesi geliyordu, bu ona çok ağır gelmişti.

İşte bu duygu, bu düşünce çok önemlidir. Sahabe-i kiram, hayatı istihkar etmeleri ve kendilerini i’lâ-i kelimetullah davasına adamış olmaları itibarıyla birer deliydi. Bu delilerdir ki bize yaşanır bir dünya armağan ettiler. Onların arkalarından gelen akıllılar da maalesef bu dünyayı sağa sola peşkeş çektiler. Yaşatma düşüncesinden mahrum olan, yaşama tutkusuyla hayata sarılan akıllar bütün kazanımları heba ettiler. Villalarda, köşklerde hayat sürdüler, zevk ve eğlencelere daldılar. Kendilerini adayacakları, uğruna hayatı istihkar edecekleri, sıkıntısını çekip derdini yüklenecekleri yüce bir mefkûreleri olmadığından dolayı dünyaya daldılar, kendilerine, egoizmalarına takıldılar. “Mevcudu muhafaza etme” gibi dûn himmet insanlara ait duygu ve düşüncelerle yaşadılar. Neticede bize ait duygu ve düşünceyi hayat kumarında kaybettiler.

Günümüzde de fedakârlık ve adanmışlık duygularıyla dünyanın dört bir tarafına açılan mefkûre muhacirleri var. Fakat bunlar henüz yoldalar. Adım adım gaye-i hayallerini takip etmeye çalışıyorlar. Ama bu işi sonuna kadar götürebilirler mi götüremezler mi bilemiyoruz. Niyazımız o ki Cenab-ı Hak götürmeye muvaffak kılsın. Yolda kalıp dağılmadan, patikalara girmeden muhafaza buyursun. Hakiki mecnunlar ise henüz yolda olanlar değil, Allah’ı bulanlardır. Onlar bu işi zirvede temsil ederler. Fakat bu zirveye varmak için de bu yollardan geçmek gerektir.

Bu açıdan denebilir ki, yaşatma duygusuyla koşturup duran ve en büyük sermayeleri adanmışlık duygusu olan günümüzün kara sevdalıları şayet gözlerini zirvelere dikmiş, zirvelere giden yolda yürüyorlarsa inşallah hedeflerine ulaşacaklardır. Şayet onlar, kendi çıkarlarını işin içine katmaz ve bu bezmi başlattıkları gibi noktalayabilirlerse, geçmişin mecnunları gibi zirveleri ihraz edebilirler. Fakat kendilerini düşünmeye başladıkları, istikbal endişesiyle hareket ettikleri ve hizmetlerine karşılık bir şeyler aparmaya, koparmaya niyetlendikleri zaman, kendileri takılıp yollarda kalacakları gibi omuzlarındaki mukaddes emaneti de yerlere düşürmüş olurlar. Böylece hem emanete ve emaneti kendilerinden devraldıkları seleflerine hıyanet etmiş hem de gelecek nesillere gadretmiş olurlar. 

Yoldakilerin, takılıp yollarda kalmamaları için sürekli rehabiliteye, motivasyonlarının yüksek tutulmasına, sohbet-i cânanla canlılıklarının korunmasına ihtiyaçları vardır. Her günlerini bir evvelki günden daha canlı, daha heyecanlı yaşamalıdırlar ki istikametlerini kaybetmesinler. Bunun yanında, ölünceye kadar azim ve kararlılıklarını, ihlas ve samimiyetlerini, halis niyetlerini korumalıdırlar. Amellere rengini veren, niyetlerdir. Bu sebeple onlar, yolun yarısında ölüp gitseler bile zirvedekiler gibi mükâfat görürler. Zira “Allah, kullarının kalblerine nazar eder.” (Müslim, birr 33)



Yazının Kaynağı: http://www.herkul.org/kirik-testi/kirik-testi-deliler/
Devamını Oku »

قسوة القلب

   سؤال: ما هي مظاهر قساوة القلب وما أسبابها وما وسائل النجاة منها؟

   الجواب: قسوة القلب تعني غِلظته، والإنسان غليظ القلب بحسب إفادة الشيخ بديع الزمان لا يمكنه أن يتخلص من الحيوانية، ولا أن يتجرد من الجسمانية، ولا قدرة له على الارتقاء في مدارج حياة القلب والروح ويعيش حياته جاهلًا بأفق الروح، وأحيانًا وبحسب درجة قسوة قلبه وغفلته يتحرك ويعيش كأنه لا وجود للآخرة؛ فلا يمر على فكره وعقله القبر ولا الميزان ولا الحساب ولا الصراط، ولا يخاف من الانكباب والوقوع في جهنم، ويعيش متجاهلًا الجنةَ ونعيمَها والرضا والرضوان.. إن صاحب القلب القاسي لا يمكن أن يرى تجلّيات أسماء وصفات جناب الحق تعالى المتجلّية في كتاب الكون، ولا يمكن أن تنفتح له آفاق الأسماء الإلهية ولا الصفات السبحانية.

   آليات تحافظ على حياة القلب

لا شك ولا شبهة في أن استمرارية الحياة القلبية مرتبط بالإيمان بالله سبحانه وتعالى، فعلى الإنسان أولًا وقبل كل شيء أن يؤمن بالله حق الإيمان، وأن يراجع إيمانه في كل وقت وحين، وأن يتحرر من الإيمان التقليدي ويرتقي إلى الإيمان التحقيقي، وعليه أن يجعل الإيمان جزءًا من طبيعته وفطرته، أما إيمانه النظري فعليه أن يغذيه ويُتَوِّجه بالعبادات والطاعات التي يؤديها في خشوع وخضوع، ومن يلتزم ذلك يظلّ قلبه حيويًّا ونضرًا.

إن معرفة الله ومحبة الله والذوق الروحاني أسسٌ مهمّة جدًّا لحيوية القلب، ونطلق على المعرفة أيضًا “ثقافة القلب”، أي أن يُصبحَ العلمُ والمعرفة الإلهية جزءًا من طبيعة القلب واللطيفة الربانية عن طريق الرياضة المستمرّة، وهذه المعرفة الحاصلة تختلف تمامًا عن المعلومات المكتَسَبة عن طريق الحواس أو الإدراك العقلي.

ومعرفةُ الله تُثمرُ محبة الله تعالى، فالإنسان العارف يحب الله عز وجل.. لو عرفتَه لأحببته، وإن لم تعرفه لما توصلْتَ إلى حبِّه، وإذا كان مفخرةُ الإنسانية صلى الله عليه وسلم محبوبًا فذلك نتيجة لمعرفته، وبمعنى آخر يمكننا القول: إنه بمقدار العلم والمعرفة يكون الحبّ، أما من تعمّقوا في معرفة الله تعالى يشعرون بعشق ومحبة جنونية تجاهه، ويرتقون إلى مرتبة الهيام بما وراء العشق من الاشتياق إليه سبحانه وتعالى، فهذا من شأنه أن يُعمق معرفة الله تعالى، وكلما تعمَّقَت مناسبة الإنسان بالله تعالى صار لسان حاله الدائم يطلب الرؤية والرضوان، إن كل هذه الأمور المذكورة تبث الحياة في القلب، وتُعَدّ وسيلة أساسية لانكشاف اللطيفة الربانية، فإما أن يمتلئ القلب بالإيمان ومعرفة الله ومحبته أو يمتلئ قساوة وغلظة.

وكما أن عدم القيام بأعمال إيجابية من شأنه أن يقسي القلب، فكذلك القيام بأعمال سلبية يؤدي إلى ذات النتيجة، بمعنى أن ارتكاب الذنوب والمعاصي باليد والرجل والعين والأذن واللسان والشفاه، والانحرافَ عن طريق الحق والعدالة يؤدي إلى غلظة وقساوة القلب، وذلك لأن الصادق المصدوق صلى الله عليه وسلم قال في بيانه الشريف: “إِنَّ العَبْدَ إِذَا أَخْطَأَ خَطِيئَةً نُكِتَتْ فِي قَلْبِهِ نُكْتَةٌ سَوْدَاءُ“[1]، وكل نكتة سوداء تدعو أختها ومع مرور الأيام تكثر تلك النكات إلى أن تطمس القلب في النهاية.

ولقد وضَّح الرسول الكريم صلى الله عليه وسلم المسألة بأن قَرَنَها بقوله تعالى: ﴿كَلَّا بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ﴾ (سورة الْمُطَفِّفِينَ: 83/14)، وفي آية أخرى يصف الحق تعالى حال القلب الذي هو أشد قسوة من الحجارة بقوله: ﴿ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً﴾ (سورة البَقَرَةِ: 2/74)، وفي آية أخرى يقول: ﴿خَتَمَ اللهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ﴾ (سورة البَقَرَةِ: 2/7)، بمعنى أن هذه القلوب منغلقةٌ تمام الانغلاق، فلا تدخل فيها المعرفة على الإطلاق، ومن جهة أخرى فإن الله سبحانه وتعالى ختم على هذا القلب الذي تحول إلى بؤرة فتنة وفسادٍ لئلا يتضرر الآخرون منه ومن أمثاله.

وبهذا الاعتبار فالوظيفة الأولى الواقعة على عاتق المؤمن هي القيام بالأفعال الإيجابية للمحافظة على حيوية القلب، وعليه أن يردد دائمًا “هل من مزيد؟” فيما يخص الإيمان والمعرفة والمحبة والعشق والشوق، وأن يقضي عمره في تهجية حروف وكلمات هذه المعاني العالية، ومن جهة أخرى عليه أن يبتعد عن كل ما هو سلبي، وألا يدع فرصةً لما من شأنه أن يُلّوِّثَ القلب أو يُقَسِّيه.

وإذا راجعنا كلام الشيخ سعيد النورسي مرة أخرى سنجده يقول: “إن كل معصية نرتكبها وكل شبهة تدخل إلى عقولنا، تفتح جراحات في القلب والروح، وهذه الجراح تهدد حياتنا الأبدية”[2]، ولهذا السبب فإن سيدنا رسول الله صلى الله عليه وسلم استعاذ من قسوة القلب كما استعاذ من الشيطان الرجيم[3]، وحقيقة الأمر أنه بهذه الاستعاذة كان يؤدّي حق وظيفة الإرشاد، فينبغي لنا أن نستعيذ بالله دائمًا من تلوث القلب وانجراحه وقسوته وغلظته وختمه.

ومن جهة أخرى فكما أن الإنسان المصاب بانسداد في شريان القلب أو في عضلة القلب يقوم بإجراء عملية صمام القلب أو عملية منظم ضربات القلب، حتى تزول عنه أعراض مشكلات القلب؛ فكذلك الذي يعاني من مشكلات في لطيفته الربانية عليه أن يخضع نفسه للعلاج فورًا، ولا ينبغي له أن يعيش بقلب ملوّث أو قاس أو مليء بالجراح، بل عليه أن يحاول جاهدًا معالجتها حتى تقوم اللطيفة الربانية بوظيفتها على أكمل وجه، لأن القلب الملوث لا يتوجه إليه جناب الحق تعالى، والمكان الذي لا يتوجه إليه الحق سبحانه لا فرق بينه وبين الزِنزانة.

   رفقة الصالحين

وبجانب ما ذكرنا فمن الأهمية بمكان أن ينظر الإنسان مع من يجلس ويتحرّك ويصادق ومع من يقيم وشائج العلاقات، فمنذ القدم والصالحون من عباد الله يحذرون مريديهم من كثرة الاختلاط برجال الدولة والأغنياء، ويجب ألا يفهم الأمر على أن الغنى والثروة أو الاشتغال بالإدارة أمرٌ ملعونٌ ومنبوذ أو شيء من هذا القبيل، بل على العكس فالثروة والمنصب يشكّلان لصاحبهما نوعًا من الامتحان، إذا استخدمهما في الطريق الصحيح فقد فاز وأفلح، وإن أساء استخدامهما خاب وخسر.. والمسألة الأصليّةُ التي يجب أن نتوقّف عندها مليًّا هنا هي أن الكثيرين ممن يتعاملون مع هؤلاء يسعَون في أغلب الوقت إلى إرضائهم والتقرب إليهم ويصبحون في موقف المنة تجاههم، وهذا الأمر يُفقِدُ الإنسان حيثيَّتَه، ويُقلّل من شرفه وقيمته، ويؤثر بالسلب على صلة الإنسان بالله سبحانه وتعالى.

وإذا كان صاحب الثروة أو المنصب هذا يعيش حياته غافلًا، فإن مصاحبته ستؤدي إلى قسوة القلب، والابتعاد عن الله سبحانه وتعالى، وهو وأمثاله لن تجد في أفكارهم ولا في أقوالهم ولا في أعمالهم مكانًا لذكر الحبيب عز وجل، ولكن على العكس تمامًا فهَمّهم الوحيد هو الاستزادة من متَع الدنيا، والتلذّذ بالحياة إلى آخر لحظة، وأينما وُجدوا بحثوا عن التصفيق والتقدير والمدح والثناء من الآخرين، وإن قدموا المساعدةَ وصرفوا مما في أيديهم من إمكانات، فهذا يعني قد يفعلونه لكي يكونوا أصحاب منة، ولذا فالمخالطون لهم يبدؤون بالتشبه والتمثل بهم شيئًا فشيئًا.

وبهذا الاعتبار فعلى المهتمين بحياة قلوبهم، أن يختاروا جلساءَهم وأصدقاءَهم بدقة وحصافة، فبعضٌ من كبار الصالحين أفادوا بأن جلوسهم مع مَن لا يصلي، حرمَهم من اللذة الروحية للصلاة أربعين يومًا، وهذا أمرٌ يُظهر لنا أهمية المسألة بصورة جامعة مانعة، ولذا فيجب على الإنسان أن يصادق ويرافق من يستطيع أن يكون حديثه معه في كل آن حديثًا عن الحبيب سبحانه وتعالى، وعلى الإنسان أن يرافق مَن يرفعُه حالُه ويدلُّه على الله مقالُه، أما صِلتهم بأهل الدنيا وأهل الغفلة فيجب أن تكون مربوطة بما يصبون إليه من غايات سامية وأفكار عالية.

إن المسألة التي نتناولها هنا ليست دعوة إلى أن يتخذ الإنسان موقفًا عدائيًّا تجاه من يخالفونه الرأي، ولا أن يكرههم، ولا أن يُغلظَ عليهم القول، ولا أن يتنازع ويتعارك معهم، بل العكس تمامًا فينبغي للمؤمن أن يُقابل جميعَ الناس بمشاعر الاحترام، ولكن إذا توجّب عليه اتخاذ موقف عدائيٍّ فليفعل ذلك تجاه صفاتهم السيئة، أي: لِيُعادِ ظُلْمَ الظالم لا شخصَه، وعداوةَ المعتدي لا ذاتَه.. فالموضوع الحقيقي الذي نحاول الوقوف عليه هنا هو المحافظة على صفاء القلب، وطريقُ ذلك أن يبتعد الإنسان عن هؤلاء الذين لا مكان لديهم للحياة الروحية والقلبية، ومن جهة أخرى أن يلازم أهل القلب بقدر استطاعته.

ولكن هذا يمثل أحد جانبَيْ المسألة فقط، ومن جانب آخر فعلى المؤمن من مقتضى عبوديته لله تعالى أن يتواصل ويتعامل مع كل الناس من أجل تغذية هذه الصدور المتعطشة بإلهامات روحه؛ لأن الذين ينعزلون ويبتعدون عمن يخالفونهم الرأي، لن يستطيعوا أن يظهروا ولا أن يشرحوا جماليات دينهم، كما أن عدم المحافظة على ديمومة العلاقة مع الآخرين سيؤدي إلى تفرق المجتمع وانقسامِه إلى جبهات متناحرة، ولذا عليكم أن تقتربوا من الآخرين بحيث إذا خطوتم نحوهم خطوة واحدة قابلوها بخطوتين نحوكم، وإذا خطوتم خطوتين قابلوها بأربع، وهكذا ستزول أسباب الخلاف والفرقة بين طوائف المجتمع المختلفة، ولذلك فإن اللقاءات لمثل هذه النية الخيرة والمقصد العالي، تختلف تمامًا عن اللقاءات التي تُعقد لرغبات النفس وهواها.

وكما يُرى، فإن اختيار الموضع والكيفية المناسبة لاتخاذ موقف تجاه أمر ما، مسألةٌ تحتاج إلى جهد ذهني، وعلى الإنسان ألا يقصّر أبدًا في أداء ما يجب عليه من خدمات، فَبِقدر قوّته وإمكاناته وموقعه عليه أن يبذل غاية وسعه، ولكن بعد أن ينتهي من الأمر عليه أن يقول: “ربما كان هناك أمور أخرى يجب عملها وأفعال أفضل كان يجب الوصول إليها؛ ولكن ربما لم يتم الأمر على الوجه المطلوب لعدم كفاءتي، بل بسبب ذنوبي وتقصيري، اللهم تقبل مني هذه الأعمال القليلة البسيطة، واغفر لي تقصيري وعدم تحقيقي لما هو واجب ولما هو أفضل”، فمثلُ هذا التفكير أكثرُ أمانًا للقلب المؤمن، أما الادعاء بأن كل ما فعله وقام به هو غاية الصواب فهذا تفكيرٌ فرعوني، ومَن يُفَكِّرُ على هذه الشاكلة حتى وإن لم يكن فرعونًا فإنه يحمل في نفسه سمات الفراعنة.

***

 [1]صحيح مسلم، الإيمان، 231.

[2] بديع الزمان سعيد النورسي: اللمعات، اللـمعة الثانية، ص 11.

[3] صحيح مسلم، الذكر، 73.



Yazının Kaynağı: http://www.herkul.org/%d8%a7%d9%84%d8%b9%d8%b1%d8%a8%d9%8a%d8%a9/%d9%82%d8%b3%d9%88%d8%a9-%d8%a7%d9%84%d9%82%d9%84%d8%a8/
Devamını Oku »

Sevdir bize hicret yurdumuzu! | Yeni Ailem

Son devrin mazlumları, Anadolu’dan yeryüzüne dağılmış durumdalar. Ayrıldıkları vatanlarını ne kadar özleseler de varıp ulaştıkları ve kendilerine kucak açan insanların beldelerini sevmek için tıpkı örnek aldıkları Efendimiz (s.a.s.) ve arkadaşları gibi Rablerine dua etmektedirler.
İsmet Macit

The post Sevdir bize hicret yurdumuzu! appeared first on Yeni Ailem.



Yazının Kaynağı: Yeni Ailem https://www.yeniailem.com/sevdir-bize-hicret-yurdumuzu/
Devamını Oku »

Evinizde bir meşale yakın! | Yeni Ailem

Şunu hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmamalıyız ki, çağın yalan ve yanlış düşüncelerine karşı mücadelede son ve muhkem kale olan aile müessesesinde kaybedilen bir davanın başka bir yerde kazanılması mümkün değildir.
Hamide Sarı

The post Evinizde bir meşale yakın! appeared first on Yeni Ailem.



Yazının Kaynağı: Yeni Ailem https://www.yeniailem.com/evinizde-bir-mesale-yakin/
Devamını Oku »

Who Is Your Hero? | Yeni Ailem

It is sad to meet many young Muslims who can count ten names of such celebrities on one foot but they don’t know the names of ten companions of our dear prophet Muhammad.
Mirkena Özer

The post Who Is Your Hero? appeared first on Yeni Ailem.



Yazının Kaynağı: Yeni Ailem https://www.yeniailem.com/who-is-your-hero/
Devamını Oku »

Tevazumuz kibre dönüşmemeli | Yeni Ailem

Bediüzzaman’ın ‘Tevazua niyet onu ifsad eder’ dediği gibi diğer insanlara nispeten zengin veya alim olan bir insanın, ‘-mış’ gibi yaparak zengin veya alim değilmiş gibi davranması, İslam’ın istediği tevazu değildir.
Takvim Yaprağı
Cafer Can

The post Tevazumuz kibre dönüşmemeli appeared first on Yeni Ailem.



Yazının Kaynağı: Yeni Ailem https://www.yeniailem.com/tevazumuz-kibre-donusmemeli/
Devamını Oku »

Secde ne büyük imkân! | Yeni Ailem

Secde abd ile Ma’bud arasında, içine hiçbir şeyin sızamadığı/sızmaması gereken dupduru bir konuşmadır. Kimsenin bilmediği sırlarını, başkasına açmaktan korktuğu günahlarını, mahcup olmaktan endişe ettiği kusurlarını sadece O’na açtığı bir bağışlanma kurnasıdır.
Süleyman Sargın

The post Secde ne büyük imkân! appeared first on Yeni Ailem.



Yazının Kaynağı: Yeni Ailem https://www.yeniailem.com/secde-ne-buyuk-imkan/
Devamını Oku »

Ceren Damar davasında savcılık, cezanın artırılmasını istedi

Savcılık, Ceren Damar cinayetinde mahkeme kararına itiraz ederek sanık Hasan İsmail Hikmet’in canavarca hisle ve eziyet çektirerek kasten öldürme suçundan ceza verilmesini talep etti.

BOLD – Akademisyen Ceren Damar Şenel’ın Hasan İsmail Hikmet isimli erkek tarafından öldürülmesine ilişkin davada mahkemenin verdiği karara itiraz eden Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, katil Hikmet’e ‘canavarca hisle veya eziyet çektirerek’ kasten öldürme maddesinden de ceza verilmesi gerektiğini savundu.

Sanık Hikmet’e ‘kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürme suçundan’ ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmişti.

17 KEZ BIÇAKLADIĞI NAZARA ALINMALI

Hürriyet’in haberine göre, kararı itiraz ederek istinafa taşıyan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazında şu ifadeler kullanıldı: “Sanığın ilk olarak tabanca kullanması sonrasında da maktuleyi 17 kez bıçaklayarak öldürmesi nazara alındığında, sanığın eylemleri sebebiyle ‘yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle’ kasten öldürme suçunun nitelikli halinin yanında ‘canavarca hisle veya eziyet çektirerek’ kasten öldürme nitelikli halinden de hüküm kurulması gerektiği değerlendirilmekle, usul ve esas yönünden yasaya aykırı bulunduğunda kararın istinafen kaldırılması arz olunur.”

Batman Cezaevinde ‘isyan’ sloganları

medyabold
Devamını Oku »

Ata Demirer, Takvim’in uydurma haberiyle fena dalga geçti

Takvim’in ‘Ata Demirer Bozcaada’daki yaşlı komşularının market alışverişini yapıyor’ haberini paylaşan ünlü komedyen, 22 gündür İstanbul olduğunu belirterek ‘Rüyasını anlatıyor sanırım’ dedi.

BOLD- Ünlü komedyen ve sinema oyuncusu Ata Demirer, kendisi hakkında yalan haber yapan hükumete yakınlığıyla bilinen Takvim gazetesine, sosyal medya hesabından cevap verdi. Takvim gazetesindeki habere göre, Ata Demirer ve sevgilisi Alara Bozbey karantinada oldukları Bozcaada’da yaşlı komşularının yardımına koşuyor. Bravo Ata başlıklı haberde, ünlü komedyenin komşularıyla her gün yakından ilgilendiği ve market alışverişlerini yaptığı iddia edildi.

RÜYASINI ANLATIYOR SANIRIM

Sosyal medya hesabından haberi paylaşan Ata Demirer, Takvim’in kendisi ve sevgilisiyle ilgili haberini ti’ye aldı. Demirer yaptığı paylaşımda, ”22 gündür İstanbul’da ve evin içindeyim. Rüyasını anlatıyor sanırım?” ifadelerini kullandı. Demirer’in paylaşımı 55 bine yakın beğeni aldı.

Erdoğan’ın kampanyası için polisin maaşına göz diktiler!

medyabold
Devamını Oku »

Ceza Hukukçusu Özgenç’ten ‘İnfaz Yasası’ eleştirisi: Katiller, uyuşturucu tacirleri ve cinsel istismar suçluları tahliye olacak

TCK’nın mimarlarından Prof. Dr. İzzet Özgenç, AKP ve MHP’nin hazırladığı infaz teklifine Adalet Komisyonunda eklenen maddeyle terör suçluları hariç, kasten öldürme, uyuşturucu ticareti ve cinsel istismar suçlarını işleyenlerin tahliye olacağını belirtti.

BOLD – İzzet Özgenç, sosyal medya hesabında AKP ve MHP’nin ortak hazırladığı infaz teklifiyle ilgili uyarılarda bulunmaya devam ediyor. Özgenç, infaz teklifinin Adalet Komisyonunda değişikliğe uğradığını belirterek, düşünce ve siyasi suçlular hariç bütün hükümlülerin geçici de olsa tahliye edileceğini kaydetti.

Özgenç, İnfaz Kanunu teklifinin TBMM Adalet Komisyonunda değişikliğe uğradığını belirtti. Özgenç, teklife eklenen geçici 9. madde ile teklifin kanunlaştığı tarihten önce işlenmiş olan suçlardan dolayı en fazla 3 aylık bir süre kapalı ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin açık ceza infaz kurumuna alınacağını kaydetti. Açık ceza infaz kurumuna alınan bütün hükümlülerin de teklifin kanunlaşacağı tarih itibarıyla geçici süreyle de olsa tahliye edileceğini belirten Özgenç, sadece terör suçlarının hariç tutulduğunu vurguladı.

TERÖR HARİÇ BÜTÜN SUÇLULAR TAHLİYE EDİLECEK

Özgenç, şunları kaydetti:  “Açık ceza infaz kurumuna alınan bütün bu hükümlüler, teklifin kanunlaşacağı tarih itibarıyla gecici süreyle de olsa tahliye edileceklerdir. Bu hükmün ygulamasından sadece TCK’nın İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar, kısacası terör suçları hariç tutulmuştur. Bu itibarla, 31.12.2020 tarihine kadar bu hükümlerden yararlanan kasten öldürme, uyuşturucu madde imal ve ticareti, cinsel saldırı ve çocukların cinsel istismarı suçlarını işleyen bütün suçlular, infaz kurumundan tahliye edileceklerdir.”

“İnfial uyandırmamak için düşünce suçuna indirim yapmadık”

medyabold
Devamını Oku »

DEVA Partisi’nden ‘Avukatlar Günü’ mesajı: Yüzden fazla avukat hala cezaevinde!

DEVA Partisi adına Avukatlar Günü mesajı paylaşan Mustafa Yeneroğlu, Türkiye’de yargının iktidar kontrolünde olduğunu vurgulayarak “Maalesef yüzden fazla avukat hala cezaevinde” vurgusu yaptı.

BOLD-AKP’den istifa etmesinin ardından Ali Babacan’ın kurduğu DEVA partisine geçen İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, partisi adına 5 Nisan Avukatlar Günü’ne ilişkin bir açıklama yayınladı. Sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada yargının iktidarın kontrolünde olduğunu ifade eden Yeneroğlu, yüzlerce avukatın da cezaevinde olduğunu belirterek yargıya olan güvenin zedelendiğini vurguladı.

“AVUKATLAR VE BAROLAR BASKI ALTINDA OLMADAN!”

Partisinin Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı olan Mustafa Yeneroğlu, 5 Nisan Avukatlar Günü’ne ilişkin açıklamasında, “Türkiye’de avukatların ve baroların baskı altında olmadan mesleklerini özgürce icra etmesi, bağımsız ve tarafsız yargının, savunma hakkının ve hukukun üstünlüğünün tesis edilmesi ideali için hep birlikte daha fazla mücadele etmemiz gerektiğini hatırlatıyor, tüm avukatların 5 Nisan Avukatlar Günü’nü kutluyorum” dedi.

Açıklamanın devamında Yeneroğlu, “Hak arama özgürlüğünün güvencesi ve savunma hakkının temsilcisi avukatlar, mesleklerini icra ederken ya da mesleklerinden dolayı baskı altında tutulabilmekte, hatta bu yüzden tutuklanabilmektedir” dedi.

“HUKUKA VE ADALETE OLAN GÜVEN ZEDELENMEKTEDİR”

Türkiye’de müvekkili-avukat ilişkisi gizliliğinin ihlal edildiğine dikkat çeken Yeneroğlu, “Tüm bu sorunlar adaletin işleyemez hale getirildiği ülkemizde silahların eşitliği ve hakkaniyet ilkelerine zarar vermekte, hukuka ve adalete olan güveni zedelemektedir” şeklinde ifade etti.

Yargıya güvenin yeniden kazanılabilmesi için bağımsız ve tarafsızlığın tekrar sağlanması, savunma hakkına saygı duyulması ve avukatların haklarının güvence altına alınması gerektiğini belirten Yeneroğlu, “Son dönemdeki hukuksuzluklar ve adil olmayan yargılamalar dikkate alındığında, iktidarın kontrolüne girmiş bir yargı ile hukuk devleti ilkesinin bağdaşmayacağı aşikardır” dedi.

Açıklamada ayrıca yeni tip Koronavirüs’e karşı alınan tedbirler arasında acil olmayan duruşmaların ertelenmesi kararının olduğuna dikkat çekilerek “Devletimizin “Evde kal” uyarıları nedeniyle, bürolarını kapatmak zorunda kalan avukatlar ile yanlarında çalışan avukat ve stajyer avukatlar için ilgili Bakanlıkların acilen ekonomik önlemler alması gerekir. Bu bağlamda; kısa çalışma ödeneği olarak sağlanan geçici gelir desteğinin tüm sigorta ile çalışan avukatları kapsayacak şekilde düzenlenmesi, SGK prim borçları, beyanname, vergi ödeme vb. mükellefiyetlerin ertelenmesi, KDV oranlarının indirilmesi, CMK ve Adli Yardım ödeneklerinin acilen ödenmesi sağlanmalıdır” denildi.

İntihar mı kaza mı? Eşi ve babası tutuklu bir kadın Çanakkale’de öldü

medyabold
Devamını Oku »

Müzelerden sağlık çalışanlarına sanatsal teşekkür kampanyası

ABD’deki müzeler, sağlık çalışanlarına teşekkür etmek için bir kampanya başlattı. Tıpla ilgili sanatsal eserlerin sosyal medya üzerinden paylaşıldığı kampanya için #MüzelerSağlıkKahramanlarınaTeşekkürEdiyor etiketi açıldı.

BOLD – Washington’daki National Museum of Women in the Art müzesinin görevlileri arasında yer alan Mara Kurlandsky ve Adriebbe Poon’ın #MuseumsThankHealthHeroes etiketiyle başlattığı sanat kampanyası büyüyor.

#MüzelerSağlıkKahramanlarınaTeşekkürEdiyor kampanya kapsamında her müze tıpla ilgili sanatsal eserleri paylaşıyor. Kampanya çerçevesinde bazı müzeler koleksiyonlarından resimleri paylaşırken bazılar da tıbbi koleksiyonlarındaki hemşire şapkası, stetoskop ve Bayan Davies’in hemşire kiti gibi eserleri yayınladı.

1 Nisan’da başlayan kampanyasının ilk paylaşım Mary Ellen Mark’ın 2012 tarihli fotoğrafı “Nurses Working, Novartis – China” (Novartis’te Çalışan Hemşireler – Çin).

Whitney Museum’un Edward Hopper’ın 1900 tarihli resmi “Study of a Nurse and Child Walking in the Park” (Parkta Yürüyen Bir Hemşire ve Çocuk Çalışması) katıldığı kampanyaya Atlanta’daki The High Museum of Art, Boston’daki Museum of Fine Arts, Chicago History Museum, Museum at FIT, Guggenheim Museum gibi ünlü müzeler de yer aldı.

 

medyabold
Devamını Oku »

Riot in Batman prison as AKP’s amnesty draft excludes political prisoners

Inmates in southeastern Batman province of Turkey set fire to the prison on Saturday reportedly to protest a controversial draft law on the measures to be taken in jails over the COVID-19 outbreak.

The fire started hours after the Turkish parliament’s Justice Commission approved the release of up to 100,000 prisoners as a coronavirus precaution. However, tens of thousands of political prisoners were not included in the release.

Turkey’s President Erdogan’s ruling Justice and Development Party (AKP) and it’s Nationalist Movement Party (MHP) ally prepared the 70-point draft law that excludes political prisoners from the planned amnesty bill.

The commission did not accept nearly 100 motions for amendment by the main opposition Republican People’s Party (CHP), pro-Kurdish Peoples’ Democratic Party (HDP), and Good Party.

The general assembly of the parliament is to decide in the following days on the “narrowed” amnesty bill.

Despite criticism from Western allies and the right groups, Turkey’s government has continued persecuting tens of thousands of dissents from various political views over “terrorism” charges.

The new draft excludes terrorism charges and crimes against the state along with some other charges leaving nearly 200,000 inmates in jails and expands the criteria for granting early release for about 100,000.

Several national and international human rights groups urged the government last week to apply COVID-19 measures for thousands of political prisoners, including politicians, academics, and journalists.

The discrimination between prisoners is unfair, and the scope of the legal amendments must surely be expanded, Ahvalnews quoted CHP deputy Utku Cakırozer as saying.

Hours after the commission’s decision, riots erupted in the Kurdish-majority city of Batman, HDP announced on Saturday.

An HDP MP Necdet Ipekyuz who visited the M-Type prison along with two other MPs and the families of prisoners has said the public prosecutor of Batman and Gendarme commander intervened in the riot.

“Inmates set fire to their cells to protest the amnesty bill [draft],” said Ipekyuz.

Releasing a written statement, the HDP called on the responsible authorities to inform the public immediately about the situation.

Batman chief public prosecutor office announced on Saturday evening that they restrained the order in prison, and there were no casualties.

The office claimed the incident was based on “individual matters” between “a few inmates.”

*Writing by Zubeyir Koculu, Editing by Giordano Stolley

Rights organizations urge Turkey not to exclude political prisoners from amnesty bill

The post Riot in Batman prison as AKP’s amnesty draft excludes political prisoners appeared first on IPA NEWS.



from IPA NEWS https://ipa.news/2020/04/05/riot-in-batman-prison-as-akps-amnesty-draft-excludes-political-prisoners/
Devamını Oku »

Peygamberimiz (s.a.s.) bir genci nasıl kurtardı? | Yeni Ailem

Hadisteki genç, bir sahabidir. İnsanlığın yıldızları olan sahabiler hakkındaki tüm övgülere mazhardır. Beş vakit namazını kılmaktadır. Buna rağmen, “tehlike sınırı”ndadır. Annesini razı edemediği için uçurumun kenarına kadar gelmiş, ancak Peygamberimiz (s.a.s.) sayesinde kurtulmuştur.
Cemil Tokpınar

The post Peygamberimiz (s.a.s.) bir genci nasıl kurtardı? appeared first on Yeni Ailem.



Yazının Kaynağı: Yeni Ailem https://www.yeniailem.com/peygamberimiz-s-a-s-bir-genci-nasil-kurtardi/
Devamını Oku »

Erdoğan’ın kampanyası için polisin maaşına göz diktiler!

Kamu çalışanlarının, bağlı oldukları bakanlık baskısıyla, maaşlarından kesintiye gidildiği iddialarını gündeme getiren gazeteci Fatih Portakal polis maaşlarından kesilecek miktarı yazdı.

BOLD- AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın koronavirüsle mücadele kapsamında başlattığı yardım kampanyasına halktan çok kamunun desteği dikkat çekiyor. Devlet kurumları kampanyanın başlatıldığı ilk günlerden bu yana bağışladıkları miktarları kamuyla paylaşıyor. Merkez Bankası kampanyaya 100 milyon lira bağışlayarak bir rekora imza attı.

MEMURU DA DAHİL ETMEK İSTİYORLAR

Öte yandan AKP Hükumetinin, kamu çalışanlarının da kampanyaya dahil olmasını istediği konuşuluyor. Kamu çalışanlarına, bağlı oldukları bakanlık baskısıyla maaşlarından kesintiye gidildiği iddiaları gündemde.

PORTAKAL TARİFEYİ YAZDI

İçişleri Bakanlığının böyle bir uygulaması olduğunu dile getiren FOX Ana Haber sunucusu Fatih Portakal bu iddiaları sosyal medya hesabından paylaştı. Portakal İçişleri Bakanlığını etiketlediği paylaşımında şu soruları yöneltti, ”Milli kampanyanın emniyet tarifesi: polis memur 100, komiser/amir 150, 4.3.2. derece müdürler 250, 1.sınıf müdür 500 TL. Dilekçe doldurmaları istenmiş.15’inde maaşlardan kesilecek! İçişleri Bakanlığı resmi yazısız ve tebliğsiz olduğu iddiası doğru mudur?”

 

Koronayı çözemediler: “72 saatte yapması gereken etkiden çok daha fazlasını yaptı”

medyabold
Devamını Oku »

Efendimiz (s.a.s.), gençlerle geleceğe yürümüştür | Yeni Ailem

Bir muallim olarak gönderilen Allah Resûlü, eğitimi çok önemsiyordu. Muhatap olduğu neslin yetiştirilmesi adına karşısına farklı problemler çıksa da asla gençlerin eğitimini ihmal etmiyor alternatif yollar buluyor, bir şekilde onlarla buluşuyor ve kendilerini geleceğe hazırlıyordu.
Yücel Men

The post Efendimiz (s.a.s.), gençlerle geleceğe yürümüştür appeared first on Yeni Ailem.



Yazının Kaynağı: Yeni Ailem https://www.yeniailem.com/efendimiz-s-a-s-genclerle-gelecege-yurumustur/
Devamını Oku »

Disiplin ile cezalandırma karıştırılmamalı! | Yeni Ailem

Çocuğa disiplin öğretilirken, istenmeyen davranış olduğunda çocuğa ceza vermek yerine başka alternatifler sunulmalıdır. Kurallar anlaşılır, basit ve güvenilir olmalıdır. Çocuğa yönlendirme yapılırken tutarlı olunmalı ve olumlu davranışlar övülmelidir.
Dilara Akman

The post Disiplin ile cezalandırma karıştırılmamalı! appeared first on Yeni Ailem.



Yazının Kaynağı: Yeni Ailem https://www.yeniailem.com/disiplin-ile-cezalandirma-karistirilmamali/
Devamını Oku »

Sahur ve iftar yemeklerine dikkat! | Yeni Ailem

: Kalp, damar, tansiyon problemi olan kişiler mümkünse sebze yemeklerine ağırlık vermeli, taze fasulye, ıspanak, ısırganotu, patlıcan, semizotu vb. gibi az yağlı yemekleri tercih etmelidir.
Diyetisyen Meryem Akdeniz

The post Sahur ve iftar yemeklerine dikkat! appeared first on Yeni Ailem.



Yazının Kaynağı: Yeni Ailem https://www.yeniailem.com/sahur-ve-iftar-yemeklerine-dikkat/
Devamını Oku »

Sonsuzluk duygusudur namaz | Yeni Ailem

Namaz, dünyevî meşgale ve hırslar içinde üstü tozlanan, belki de pas tutan ebediyet duygusunu tazelendirecek ve yeni bir canlılığa kavuşturacaktır. Evet namaz, gürültülü, sıkıcı, boğucu şu dünya işleri içinde, o düşündürücü ve tefekküre sevk edici sessizlik ortamıyla ruhu dinlendirecek, kalbe inşirah
Etka Arslan

The post Sonsuzluk duygusudur namaz appeared first on Yeni Ailem.



Yazının Kaynağı: Yeni Ailem https://www.yeniailem.com/sonsuzluk-duygusudur-namaz/
Devamını Oku »

Orta Asya’nın çöllerine can verenler: Herkesin Hacı Ata’sı ve Pekmezci Ağabey! | Yeni Ailem

Pek çok müessesede onların harcı var. Erimez ve Pekmezci’nin rüyasını, eğitimli nesil süsledi hep. Eğitim ve kültür hizmetlerinde, ‘ilk’lerin altında imzaları vardı hep onların. Yurt içinde de, yurt dışında da...
Enes Cansever/Sydney

The post Orta Asya’nın çöllerine can verenler: Herkesin Hacı Ata’sı ve Pekmezci Ağabey! appeared first on Yeni Ailem.



Yazının Kaynağı: Yeni Ailem https://www.yeniailem.com/orta-asyanin-collerine-can-verenler-herkesin-haci-atasi-ve-pekmezci-agabey/
Devamını Oku »

Ahmet Taşgetiren’den infaz yasası uyarısı: Köprüden önce son çıkış, hatırlatayım!

Karar gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren, TBMM Genel Kurulu’nda salı günü son kez görüşülecek olan yeni infaz yasasıyla ilgili uyarıda bulundu.

BOLD – Bugünkü köşesinde “Terör zeminini genişletmemek için” adlı bir yazı kaleme alan Taşgetiren, “İnfaz yasası değişikliği Komisyon’dan TBMM Genel Kurul’a gelirken köprüden son çıkışta da olsa hatırlatma gereği duydum. Dilerim çağrım bir yerlerde ma’kes bulsun.” dedi.

YÜZ BİNLERCE İNSANI TERÖRLE İLTİSAKLI GÖRMEK SORUNDUR

Ahmet Taşgetiren, AKP’nin yeni infaz düzenlemesinde ‘terör suçu kapsamı’nın ciddi tartışmalar içerdiğini belirterek, “Yüzbinlerce insanın ‘terörle iltisaklı’ damgasını yiyerek toplum hayatına intikal etmesi toplum için de devlet için de sağlık alameti değildir. Çünkü devletin yüzbinlerce insanı ‘terörle iltisaklı’ diye görmesi bir sorundur.” diye yazdı.

ŞU İŞE BİR BAKIN

Taşgetiren, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’nın AKP hukukçularına “Şu işe bir bakın bakalım” diye işaret verse, daha sağlıklı bir yolun açılacağını savunduğu yazısında, “Bu bugünlerde herkese iyi gelirdi. Türkiye için de iyi olurdu” ifadelerini kullandı.

YAZININ TAMAMI

İntihar mı kaza mı? Eşi ve babası tutuklu bir kadın Çanakkale’de öldü

medyabold
Devamını Oku »