23 Mart 2021 Salı

Dövizdeki artış fiyatlara yansımadan mutfaktaki yangın büyüdü

Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ın görevden alınması sonrası dolarda meydana gelen büyük artış rakamlara yansımadı ancak halkın en fazla tükettiği 76 gıda maddesinin fiyatı martta yüzde 2.5, yılbaşından bu yana ise yüzde 9.2 arttı.

BOLD – Birleşik Kamu İş Konfederasyonu, “halkın enflasyonu” araştırması mart ayı sonuçlarını açıkladı. Araştırmaya göre, halkın en fazla tükettiği 76 gıda maddesinin fiyatı son üç ayda 9.2, son bir yılda da yüzde 29.2 arttı. Kurdaki yükselişin fiyatlara yansıtılmasıyla mutfaktaki yangının daha da büyümesinden korkuluyor.

GIDA FİYATLARINDAKİ ARTIŞ SÜRÜYOR

Birleşik Kamu-İş Başkanı Mehmet Balık, zamlara karşı en korumasız durumdaki yoksul kesimin aile bütçesinin en az üçte birini ayırmak zorunda kaldığı gıda fiyatlarındaki artışın mart ayında da devam ettiğini söyledi. Araştırmayla sabit gelirlilerin, ücretlilerin ve yoksulların yaşadığı gerçek enflasyonun boyutunun ortaya konulduğunu belirten Balık, gıda fiyatlarında yaşanan hızlı artışın maaş zamlarını katbekat geride bıraktığına dikkat çekti.

SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ YÜZDE 18 ARTTI

Araştırma sonuçlarına göre, yılbaşından bu yana geçen 3 ayda gıdadaki artış yüzde 9.2’ye ulaştı. İlk 3 ayda ekmek, bulgur, un makarna fiyatlarında yüzde 5.5, et ve balık fiyatları yüzde 7.8, süt, süt ürünleri ve yumurta fiyatları yüzde 18.1 artarken, 2020’nin son aylarında hızla yükselen yağ fiyatlarındaki artış yüzde 4.8 oldu. Ocak-mart döneminde meyve fiyatları yüzde 4.4, sebze fiyatları yüzde 12.5 artarken bakliyat fiyatları yüzde 3.1 oranında düştü.

GIDA FİYATLARINDAKİ ARTIŞ ENFLASYONU SOLLADI

Araştırmaya göre, halkın en çok tükettiği 79 çeşit gıda maddesinin fiyatı son bir yıllık dönemde yüzde 29.2 zamlandı. Türkiye İstatistik Kurumu’na göre yıllık enflasyon ise yüzde 15.61 oldu. Araştırma sonuçları, bu yıl martta geçen yılın mart ayına göre ekmek, un, bulgur, makarna fiyatlarının yüzde 25.7, et-balık fiyatlarının yüzde 12.4, süt ve süt ürünleri ile yumurta fiyatlarının yüzde 39.1 arttığını ortaya koydu. Bir yılda yağ fiyatları yüzde 40.8, meyve yüzde 18.1, sebze yüzde 55.1, bakliyat yüzde 16.5 zamlandı.

MİT’in Bylock rezaleti yüksek lisans tezi oldu

 

medyabold
Devamını Oku »

Ağbal’ın görevden alınacağını duyan Saraylılar dolara koştu

Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ın görevden alınacağını duyanların dolar aldığı ortaya çıktı. Cuma günü dolar satışı üçe katlanırken, kimlerin dolar aldığının açıklanması istendi.

BOLD – Merkez Bankasında yaşanan görevden almanın ardından döviz kurlarındaki sert yükselişten kimlerin büyük kârlar elde ettiği merak konusu oldu. Bu değişimden haberdar olup dolara yatırım yapanların ortaya çıkarılıp cezalandırılması istendi.

DOLAR SATIŞI ÜÇ KAT ARTTI

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ı görevden almasının piyasalarda oluşturduğu deprem sürerken, bu şok kararın etkileri dikkate alındığında dolardaki artıştan kimlerin bir gecede büyük kârlar elde ettiği merak konusu oldu. Normal bir günde ortalama 150 milyon dolarlık döviz satılırken, cuma günü 450 milyon dolarla rekor kırıldı.

PARASINI DOLARA ÇEVİREN ERÇEL HAPİS CEZASI ALDI

2001 krizi döneminde Merkez Bankası Başkanı olan Gazi Erçel’in, ekonomik kriz patlamadan önce Türk Lirası’ndaki hesabını dolara çevirdiği ortaya çıkmıştı. Ankara 11. Asliye Ceza Mahkemesi, 2005 yılında Erçel’i, dalgalı kura geçildiği dönemde görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle 11 ay 20 gün hapis, 136 TL adli para cezası ve 2 ay 27 gün memuriyetten yoksun kalma cezasına çarptırdı.

“KİMLERİN BİLDİĞİ ORTAYA ÇIKARILMALI”

Prof. Dr. Veysel Ulusoy, ülkenin cari açık ve bütçe açığı olduğu bir dönemde milli ve yerli devalüasyona tabi tutulduğunu söyleyerek, en büyük tehlikenin ödemeler dengesi krizi olduğunu kaydetti. Ulusoy, “Akıllı düşünen yerli yatırımcı dolarizasyondan çıkmaz. TCMB Başkanı’nın görevden alınacağına dair kimlerin önceden bilgi sahip olduğu ortaya çıkarılmalı” dedi.

“PARAMIZA BU OPERASYONU KİM ÇEKTİ?”

Ekonomist Uğur Gürses ise “İçeriden gelen mesajlar sakinleştirici değil korkutucu görünüyor. Fırsatını buldukça para çıkacaktır diye tahmin ediyorum” yorumu yaptı. Gürses, “Yıllık 2 puanlık faiz artışını beğenmezken, kur bir gecede yüzde 15 arttı. Tam da şimdi o manşeti atmak lazım: Paramıza bu operasyonu kim çekti?” ifadelerini kullandı.

MİT’in Bylock rezaleti yüksek lisans tezi oldu

medyabold
Devamını Oku »

22 Mart 2021 Pazartesi

‘Ben İslam’ı değil yetiştiğim kültürü eleştirdim’ diyen yazar Lale Gül’ü ailesi reddetti

‘Yaşayacağım’ kitabına gelen tepkiler sonrası Hollanda’da siyasiler, yazarlar, gazeteciler ve aydınların desteğini alan Türk kökenli yazar Lale Gül’e, aşırı sağcı lider Geert Wilders’in de sahip çıkması Gül ailesinin sabrını taşırdı. Evden uzaklaştırılan Gül için Amsterdam Belediyesi ev arayışına girdi.

BOLD – HOllanda’da Türk kökenli Müslüman bir ailede yaşadığı baskıcı ortamı kitaplaştıran yazar Lale Gül, bir süredir yakın çevresi dahil birçok kişiden ölüm tehditleri alıyordu.

EVDEN UZAKLAŞTIRILDI

“Yaşayacağım” (Ik Ga Leven) adlı romanı nedeniyle baskıların hedefi olan 23 yaşındaki Gül, ailesi tarafından da reddedildi. Gül, kendisini eleştirenler tarafından ailesinin hayatını mahvetmekle suçlanıyordu.

Bos en Lommer’da ailesi birlikte yaşadığı evden uzaklaştırılan kadın yazar için Amsterdam Belediyesi ev arayışına başladı. Geçici olarak bir otele yerleşen Lale Gül’e, Amsterdam Belediye Başkanı Femke Halsema, kısa sürede kalacak bir ev bulma sözü verdi.

AŞIRI SAĞCI LİDERİN DESTEĞİ AİLEYİ KIZDIRDI

Tepkilere rağmen ailesini kaybetmeme adına baba ocağından ayrılmayı düşünmeyen Gül için aşırı sağcı lider Geert Wilders’in desteği dönüm noktası oldu.

Hollanda’daki milletvekili genel seçimleri öncesi, 16 Mart akşamı Başbakan Mark Rutte ile televizyon oturumunda tartışan Wilders’in Lale Gül’ün durumuna dikkati çekmesi, ailesinin tepkisini daha da arttırdı.

Türk İslamının Hollanda ile bütünleşemediğini savunan Wilders, İslam dinini terk edenlerin, canı pahasına saklanmak zorunda olduğunu söyledi. Wilders, bunun başarısız uyum politikalarının sonucu olduğunu savunarak, Rutte’nin, Hollanda’yı büyük bir gecekonduya dönüştürmek istediğini öne sürdü.

Aşırı sağcı liderin bu beklenmedik desteği, Lale Gül ile ailesi arasındaki iplerin kopmasına neden oldu.

Kitabının yayımlanmasından sonra 10 yaşındaki kız kardeşi ile paylaştığı odasından pek çıkmayan ve yemeğini ayrı yiyen kadın yazar ile anne ve baba arasındaki tartışma, Wilders’in sözleri nedeniyle daha da büyüdü.

BBC Türkçe’ye konuşan Lale Gül: “Bu son damla oldu. Wilders’in sözlerini kabullenemediler” dedi.

EN ÇOK SATANLARIN BAŞINDA

Amsterdam Üniversitesi’nde eğitim alan Gül’ün romanı, haftalardır Hollanda’da en çok satan kitaplar listesinin başında yer alıyor. “Ben İslam’ı değil içinde yetiştiğim kültürü eleştirdim” diyen Gül’e yönelik tehditler üzerine, Hollanda’da siyasi parti liderleri, yazarlar, gazeteciler ve aydınların da bulunduğu çok sayıda tanınmış kişi, bir destek manifestosu yayınladı.

Cezaevlerinde kadınların yaşadığı hak ihlalleri BM komisyonunda anlatıldı: Bekaret testi, tecavüz, tehdit…

medyabold
Devamını Oku »

Cezaevlerinde kadınların yaşadığı hak ihlalleri BM komisyonunda anlatıldı: Bekaret testi, tecavüz, tehdit…

Tenkil Müzesi Derneği, BM Kadının Statüsü Komisyonu kapsamında Türkiye’deki kadın hakkı ihlallerini masaya yatırdı. Komisyonun 65. oturumunda, Türkiye’deki kadın mahkumların ve tutukluların cezaevlerinde uğradığı mağduriyetler ve hak ihlalleri şahitleri tarafından anlatıldı.

BOLD – Tenkil Müzesi Derneği, Birleşmiş Milletler (BM) Kadının Statüsü Komisyonu 65. oturumunda özel bir panel gerçekleştirdi. Panelde kadın mahkumların ve tutukluların uğradığı mağduriyetler ve hak ihlallerine dikkat çekildi. Tutuklu kadın ve çocuklu annelerin yaşadıkları mağduriyetler örnekleriyle anlatıldı. Çıplak arama, taciz gibi insan hakları ihlallerine, tutuklu çocuk ve kadınların maruz kaldığı insanlık dışı muamelelere dikkat çekildi.

Avrupa Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü Kurucu Üyesi Sümeyye Yiğit’in moderatörlüğünde yürütülen programda Av. Betül Alpay ve Prof. Dr. Dawn Beichner, Tenkil Müzesi Derneği´nin Toplumsal Cinsiyet Danışmanı ve Avrupa Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsünün Başkanı Yasemin Aydın konuşmacı olarak yer aldı.

TENKİL MÜZESİ ETKİNLİKLERİ DUYURULDU

Panelin açılış konuşmasını yapan Yasemin Aydın, Tenkil Müzesi Derneği olarak amaçlarının Türkiye’de bilhassa 17-25 Aralık 2013 sonrası maruz kalınan insan hakları ihlallerine dikkat çekmek ve bu ihlallerin tekrarlanmaması için bu yaşananları duyurmak olduğunu belirtti. Tenkil Müzesi Derneği’nin çalışmaları özetlenerek, halen müzede sergilenen Tenkil süreci mağdurlarının eşyalarına dair kısa bir video gösterildi. Aydin konuşmasında, cezasızlığın yerine adalet, ilgisizlik yerine eylem çağrısında bulundu. “Kadın mahkumların ve suçluların insan haklarını korumak için elimizden gelen her şeyi yapalım” diye seslenen Aydın, hapishanelerin özellikle siyasi tutuklu kadınlar için çok tehlike bir yer olduğunun altını çizdi.

World Society of Victimology Illinois State Üniversitesi’nde görev yapan ve BM Ceza Adaleti Çalışma Grubuna Danışmanlık veren Prof. Dr. Dawn Beichner; Amerika Birleşik Devletleri’nin kadın tutuklular açısından dünya lideri olduğundan ve kitlesel tutuklama uygulamasının bulunduğundan bahsetti. Küresel olarak kadın tutuklular artmakta olduğuna ve kadınların genellikle başka ülkelere kıyasla tutuklamayı gerektirmeyen eylemlerden dolayı tutuklanabildiğine değindi.

‘KADINLAR ŞİDDET İÇERMEYEN SUÇLARDAN DOLAYI HAPİSTE’

Profesör Beichner, “Kadınların çoğu şiddet içermeyen suçlardan dolayı hapiste bulunmakta. Ancak esasen mahkumiyeti başka seçenek kalmadığında kullanmalıyız. Örneğin şiddet içeren suçlarda mahkumiyet uygulanmalı. Diğer suçlar için toplum hizmetleri gibi cezalar da kullanılabilir” dedi. Beichner, tedavi edici adalet dediğimiz yaklaşım ile kadınlara ve onların travma deneyimine odaklanılması ve kadınlar dışardayken maruz kaldığı şiddete bir de cezaevinde maruz kalmamaları gerektiğine değindi.

Beichner’a ayrıca çocuklarıyla tutukluluk yaşayan annelere dikkat çekerek, “Mahkumiyet yaşayan pek çok kadının çocuğu var ve çocuklar annesiz kaldıklarında bu onlara ciddi zarar veriyor. Bir bebeğin olumsuz bir etkiye maruz kalmadan hapishanede ne süre ile kalabileceğinin düşünülmesi gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

TÜRKİYE’DEKİ KADIN HAKLARI İHLALLERİNİN ÖZETİ : 4 KADIN 4 HİKAYE

Konuşma sonrasında 2016’dan sonra mahkumiyet deneyimi yaşayan kadınların kendi hikayelerini anlattıkları Almanya Merkezli Human Rights Defenders derneğinin “4 Kadın 4 Hikaye” videosu gösterildi.

AVUKAT ALPAY: ÇIPLAK ARAMA TÜRKİYE’DE ÇOK YAYGIN ve PSİKOLOJİK BİR BASKI ARACI

Video sonrası 23 yaşında iken Türkiye’de tutuklanan ve tahliye olduktan sonra Almanya’ya iltica eden Avukat Betül Alpay kendi deneyimlerinden ve gözlemlerinden bahsetti. Cezaevine girer girmez iki kadın gardiyan tarafından bir odaya alınarak çırılçıplak soyulduğunu ve çök-kalk yaptırılarak, hiçbir şüphe olmamasına rağmen bedenime temas edilerek çıplak aramaya maruz kaldığını anlattı. İstisnai olarak yapılması gereken bu uygulamanın artık yaygın bir uygulama olduğunu ve psikolojik bir baskı aracı olduğunu söyledi.

‘CEZAEVİNDEKİ 13 AYLIK BEBEĞE YAĞLI VE BAHARATLI YEMEKLER GETİRİLDİ’

Cezaevlerinde ciddi bir kapasite sıkıntısı bulunduğu için yerde yatmak zorunda kalmış. Koğuşunda bulunan 13 aylık Betül bebeğe ayrı bir yemek gelmediğini, annesinin yediği yağlı ve baharatlı yemekleri yemek zorunda kaldığını ve bir oyuncağı dahi olmadığını anlattı. Sonrasında koğuşa gelen. 33 günlük bir bebeğin anne sütü yetersiz kaldığı için bu süreçte çok zayıfladığını ve ancak 6 aylık olduğunda tahliye olabildiğine değindi.

Alpay, “Türkiye’de anne-çocuk cezaevleri yok. Cezaevlerinde çamaşır makinesi yok ve 18 kişi o soğuk kış günlerinde içeride çamaşır kurutulduğunu düşünün. Koğuştaki anneler geceleri çamaşır yıkamak zorunda kalıyordu. Cezaevinde sıcak su haftanın sadece 2-3 günü ve 2-3 saat veriliyordu. Kişi başına düşen duş alma süresimiz sadece 7 dakikaydı.” dedi.

PSİKOLOJİK TRAVMA YAŞAYAN MAHKUMLAR…

Cezaevindeki bu zor şartların yanı sıra bir koğuş arkadaşının yaşadığı travmalardan ötürü psikolojik ataklar geçirmeye başladığını söyleyen Avukat Alpay, tutukları ve savunmasız bebekleri öldürmekle tehdit ettiğini, bu sebeple gece-gündüz arkadaşının başında nöbet tuttuklarını anlattı. Can güvenliği dahi olmayan bu şartlar altında arkadaşının hakkını aradığı ve dilekçe yazdığı için koğuşunun değiştirildiğinden bahsetti.

‘TÜRKİYE’DE CEZAEVİNDE BEBEKLİ BİR KADIN OLMAK ÇOK ÇOK ZOR…”

Yine 2020 ocak ayında tutuklanan ve riskli gebeliği olan bir arkadaşının 1 hafta boyunca kaldığı değişim koğuşunda hiçbir şey yiyemediğini, sürekli istifrağ ettiğini ve sık sık bayıldığını anlattı. Normal koğuşa alındıktan 1 ay sonra hamile olan bu arkadaşının dosya durumunda hiçbir değişiklik olmamasına rağmen elektronik kelepçe ile tahliye edildiğini anlattı. Son olarak Alpay “ Türkiye’de kadın olmak zor. Türkiye’de cezaevinde kadın olmak çok zor. Cezaevinde bebekli bir kadın olmak çok çok daha zor.” sözüyle konuşmasını bitirdi.

Dünya genelinde hapishanelerdeki tutuklu ve mahkumların yüzde 2 ile 10’unu kadınlar oluşturuyor. Türkiye’de binlerce haksız tutukluluk süreci yaşıyor. Çocuklu, hamile, engelli ve hasta kadın mahkumların hakları ihlal edilmeye devam ediyor. Bunların çoğu siyasi görüşlerinden ve fikirlerinden dolayı tutuklanan kadınlardan oluşuyor. Araştırmalar, kadınların tutuklanma, sorgulama ve cezaevindeyken zihinsel ve fiziksel tacize karşı daha savunmasız olduklarını gösteriyor. Maalesef ki, kadınlar hapsedildikten sonra, çıplak arama, tecavüz tehditleri ve “bekaret testi” ve hatta tecavüz de dahil olmak üzere çeşitli istismara, işkence ve insanlık dışı muamelelere maruz bırakılıyorlar.

medyabold
Devamını Oku »

Babacan’dan Naci Ağbal iddiası: 130 milyarı araştırınca görevden alındı

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Tayyip Erdoğan’ın apar topar Merkez Bankası Başkanlığından aldığı Naci Ağbal’ın 130 milyar dolarlık rezervi soruşturduğu için görevden alındığını öne sürdü. “Merkez Bankası Başkanımız ‘130 milyar nereye gitti’ diye sorduğu için görevden alındığına dair bir rivayet var. Doğruysa ben şaşırmam” dedi.

BOLD – DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, 1. Olağan Aksaray İlçe Kongresi’nde konuştu Naci Ağbal’ın görevden alınmasıyla ilgili çarpıcı iddialarda bulundu.

Naci Ağbal’ın devlet geleneğini bilen bir bürokrat olduğunu kaydeden Babacan, Merkez’in 130 milyar dolarının çarçur edildiğini, Ağbal’ın da bunu araştırdığı için görevden alındığını iddia etti.

Babacan şunları söyledi: “Merkez Bankası’nın 130 milyar dolarını çarçur ettiler, hatta bir rivayet vardır ki; ayrılan Merkez Bankası Başkanımız, gece görevden alınan. Demiş ki: Şuna bakın, ne oldu? Tabii, devlet geleneğinden gelen, devletin sahip olduğu her şeyin aslında millete ait olduğunu bilen, değerli bürokratlarımızda bu kaygı hep vardır. ‘130 milyar nereye gitmiş’ diye sormuş. Bu nedenle görevden alındığına dair bir rivayet var. Doğru mu yanlış mı bilmeyiz ama doğruysa ben şaşırmam.”

PİYASALARDA BÜYÜK DEPREM GÜNÜ

Ağbal’ın görevden alınmasının ardından piyasaların altüst olduğunu belirten Babacan, Erdoğan’ı eleştirdi. Babacan şöyle konuştu: “‘Faiz ile enflasyonu düşüreceğiz’ dediler, ikisini birden yükselttiler. Hem faiz hem enflasyon şu an iki hane. Açıkça söylüyorum; bu ülke hiç kimsenin deneme tahtası değil. Bu ülkenin insanları da kobay değil. Bugün, finansal piyasalarda yaşadığımız üçüncü büyük depremin günü. Bir deprem günü, bugün. Sabah baktık Borsa yüzde 10 düşmüş, kur da yüzde 10 artmış. Bir-iki gün geçmeden göstergelerin nereye gideceği de belli değil. Tabii Merkez Bankası’nın da ne yapacağı belli olmaz. Daha üç gün önce Sayın Erdoğan’ın önüne iki seçenek koydum. ‘Ya bu milletten özür dile ya da Merkez Bankası’yla ilgili bir adım at’ dedim. Sadece iki cevap seçeneği koyduk; gitti yine yanlış seçeneği işaretledi. Yazı tura atsan tutma ihtimali daha yüksek.”

BÜROKRATLAR ARTIK UYUYAMIYOR

Bürokratların artık geceleri uyuyamadığını ifade eden Babacan, “Bürokrasinin psikolojisini düşünün. Sürekli başıma bir iş gelir mi? Artık gece 12’de de bürokratlar yatamıyor. Gece 1,2,3… Herkes Resmi Gazete’ye bakıyor. Sabaha kadar görevden alınıp alınmadıklarını kontrol ediyorlar” ifadesini kullandı.

“Erdoğan Merkez Bankasını yönettiği sürece hiçbir zaman…”

medyabold
Devamını Oku »

MHP’de ‘eşek’ krizi! Gazetecileri yakınlarının taziyesiyle tehdit eden isimi böyle uğurladılar

MHP’yi evi olarak gördüğünü söyleyen Selami Şişman, 18 Mart’taki kurultayda Bahçeli’nin listesinde yer bulamayınca partiden istifa etti. Şişman’ın istifasına Nevzat Ünlütürk’ten, eşek benzetmeli tepki geldi.

BOLD – MHP’nin 13. Kurultay’ı 18 Mart’ta gerçekleştirildi. Parti yönetimi ise açıklanan listeler sonrası sosyal medyada birbirine girdi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Merkez Yönetim Kurulu (MYK) listesinde olmayan Selami Şişman MHP’den istifa etti. Şişman, MHP kurultayından bir gün önce MHP Genel Merkezi’nden paylaştığı bir fotoğrafı “İnsanın evi, gönlünün bağlı olduğu yerdir” notuyla paylaşmıştı.

İstifa partili bazı isimler tarafından hoş karşılanmadı. Zagrebradyosu sitesinin haberine göre, MHP MYK üyesi Nevzat Ünlütürk bu gelişmenin ardından Şişman’a sert sözlerle yüklendi. Ünlütürk, “Eşeğe çok değer verirsen kendini yarış atı zannedermiş!. Selami sen adam değilsin, şuursuz ve müptezelin tekisin.! Senin MHP evin hiç olmamış gönlünün bağı ise, nefsinin şeytani arzularında filiz vermiş!” diyerek Şişman’ın fotoğrafını paylaştı.

MHP Genel Başkan Yardımcısı İzzet Ulvi Yönter’in de bu mesajı paylaşması dikkat çekti.

ŞİRİN PAYZIN’I TEHDİT ETMİŞTİ

Şişman, geçen Eylül ayında T24 Yazar ve Programcısı Şirin Payzın’ı babası Gazeteci Nizam Payzın’ın vefat ilanını paylaşarak tehdit etti. Payzın’ın Bahçeli paylaşımına yorum yapan Şişman, “Bülbül yuvasının, kapana kısılmış, suyun öbür yakasının köksüz, lağımcıları, Türk vatanında yaptıklarınız, yapacaklarınız için anlayacağınız dilden the end, Türk’ün kökleri sizleri sardıkça kuduracaksınız, nefes alamayacaksınız” ifadesini kullanmıştı.

EFSANE İSMEDE EŞEK BENZETMESİ

Öte yandan, Şişman ‘eşek’ hakaretine maruz kalan tek MHP’li değil. 2018 yılında partinin efsane isimlerinden Yaşar Okuyan, Bahçeli’nin tek başına gireceği seçimde barajı geçmesi durumunda Tandoğan meydanında eşek gibi anıracağını söylemişti. MHP, Cumhur İttifakı ile barajı geçince bazı MHP’liler  Okuyan’ın sözünü tutması için eşekli gösteriler yapmaya başlamıştı. Sözünün arkasında duran Okuyan, Bahçeli’nin ittifak halinde girmeyeceği her seçimde baraj altı kalacağını söyledi.

 

Hangi AKP’linin tövbekar oğlu kumarda 5 milyon dolar kaybetti?

 

medyabold
Devamını Oku »

Uygur Soykırımı: AB’den Çin’e 30 yıl aradan sonra ilk kez yaptırım kararı

AB, kısa süre önce oluşturulan Küresel İnsan Hakları Yaptırım Mekanizması’nı Çin ve Myanmar için işletmeye başladı. Böylece AB, Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlalleri nedeniyle 30 yıl aradan sonra Çin’e ilk kez yaptırım kararı aldı.

BOLD – 25-26 Mart Avrupa Birliği (AB) Devlet Liderleri Zirvesi öncesi bugün Brüksel’de bir araya gelen AB dışişleri bakanları, Myanmar’da darbeyle bağlantılı 11 kişiye yaptırım uygulama kararı aldı. Ayrıca birlik Pekin’in Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlalleri nedeniyle Çin’e de yaptırım uygulanması kararı aldı.

Söz konusu adım, 1989’daki Tiananmen Katliamı’ndan bu yana Brüksel’in Çin’e uygulayacağı ilk yatırım olacak.

AB dışişleri bakanları toplantısı

İSİMLER PAZARTESİ GÜNÜ DUYURULACAK

Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki dört parti ve bölge yetkilisi ile bir örgüt yaptırım listesine alındı.

Yaptırım uygulanan kişilerin isimlerinin pazartesi günü AB’nin resmi gazetesinde yayımlanması bekleniyor.

Böylece AB otuz yıldan bu yana ilk kez Çin’e karşı insan hakları ihlalleri nedeniyle yaptırım kararı almış oldu. Son olarak 1989 yılında Tiananmen Meydanı’ndaki protestoların kolluk güçleri tarafından şiddet kullanılarak bastırılması nedeniyle Çin’e yaptırım uygulanması kararı alınmış, iki Çin vatandaşı ile bir firma yaptırım listesine alınmıştı.

Yaptırımlar ile insan hakları ihlallerinden sorumlu olanların AB’ye seyahat etmesi engellenirken, AB’deki varlıkları da donduruluyor. Örgüt ve şirketlere yönelik yaptırımlarda ise varlıkların dondurulmasının yanı sıra bu şirketlerle iş ilişkileri yürütülmesi de yasaklanıyor.

Çin, geçen hafta Avrupa Birliği’ni yaptırım kararı almadan önce ‘iki defa düşünmesi’ konusunda uyarmış, bu uyarı AB çevrelerinde rahatsızlık oluşturmuştu.

MYANMAR’DA 11 KİŞİ YATIRIM KAPSAMINA ALINACAK

Avrupa Birliği, Myanmar’da da darbeyle bağlantılı 11 kişiye yaptırım uygulama kararı aldı.

2018’den bu yana hali hazırda Myanmar’a yönelik silah ambargosu getirmiş ve bazı üst düzer ordu yetkililerini yaptırım listesinde almış olan AB’nin bu adımı son dönemde darbeye yönelik alınmış en ciddi ek yaptırım kararı olacak.

AB Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Josep Borrell

AB Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, “Ülkedeki barışçıl protestoları baskılamış ve darbede yer almış 11 kişiye yönelik yaptırım uygulayacağız. Myanmar’da durum her geçen gün daha kötüye gidiyor.” diyerek yaptırım listesine girecek olan isimlerin toplantı sonrası açıklanacağını belirtti.

Myanmar’da asker tarafından kontrol edilen bazı özel şirketlerin de yakında yaptırım listesinde alınması bekleniyor. Bunlar arasında Myanmar Economic Holdings Limited (MEHL) ve Myanmar Economic Corporation (MEC) gibi ülkenin en çok vergi veren en büyük holdingleri de var. Gıdadan telekoma, bankacılıktan otellere pek çok alanda iş yapan bu holdinglerin yakında AB bankaları ve yatırımcıları ile çalışması mümkün olmayabilir.

Bakanların görüşmesi, 25-26 Mart’ta yapılacak AB Liderler Zirvesi’ne hazırlık amacını taşıyor.

Diplomatik kaynaklara göre Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları, Kuzey Kore, Rusya, Libya, Eritre ve Güney Sudan’dan çok sayıda kişi ve kuruluşa da yaptırım kararı alacak.

KÜRESEL İNSAN HAKLARI YAPTIRIM MEKANİZMASI

AB, yaptırımlara yasal dayanak olarak geçen yıl kabul edilen bir hukuki mekanizmayı kullanıyor. “Küresel İnsan Hakları Yaptırım Rejimi” olarak adlandırılan yaptırım mekanizması AB üyesi ülkeler tarafından kabul edilerek aralık ayında yürürlüğe girmişti.

AB bu mekanizmayı ilk olarak muhalif Rus siyasetçi Aleksey Navalny’ye yönelik tutumu nedeniyle Rusya’ya yaptırım uygulamak için kullanmıştı. Putin’e yakın dört isme yaptırım uygulayan AB, söz konusu kişilerin AB’ye seyahat etmesini yasaklarken, AB’deki varlıklarının dondurulmasını kararlaştırmıştı.

Çin’in Uygur politikası BM Soykırım Sözleşmesi’ndeki tüm hükümleri ihlal ediyor

medyabold
Devamını Oku »

Selahattin Demirtaş’a Erdoğan’a hakaretten 3 yıl 6 ay hapis cezası

AİHM’nin hakkında verdiği tahliye kararı uygulanmayan Edirne Cezaevinde tutuklu eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a 2015 yılındaki açıklamasında AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla 3 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Mahkeme, cezayı üst sınırdan ve indirim uygulamadan verdi.

BOLD –  Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a 2015 yılında Atatürk Havalimanı’nda yaptığı bir açıklamada, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla açılan davada Demirtaş’a 3 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Bakırköy 46. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, Demirtaş, tutuklu bulunduğu cezaevinden SEGBİS aracılığıyla katıldı. Demirtaş savunmasında, 2 defa Cumhurbaşkanlığına aday olduğunu, yıllardır siyaset yaptığını belirtti. Demirtaş, “Dış politika kararlarını eleştirdiğim için hakkımda çok sayıda hakaret davası açıldı. İki cümle eleştiri kurdum diye iki ayrı iddianame düzenlendi. Uzatmanın anlamı yok, hükümeti eleştirdim. Cumhurbaşkanı ve Başbakanı direkt hedefe almadım. Niye o kadar az söyledim diye şu anda üzgünüm. Çok yumuşak açıklama yapmışım. Hükümeti eleştirmek demokratik toplumun görevidir” dedi.

Duruşma savcısı, Demirtaş’ın açıklamalarının eleştiri sınırını aştığını belirterek, hakaret ve Cumhurbaşkanına hakaret suçlarından cezalandırılmasını istedi.

Mahkeme heyeti, Demirtaş’a Cumhurbaşkanına hakaretten 3 yıl 6 ay hapis cezası verdi.

Demirtaş’ın avukatı Ramazan Demir, “Mahkeme en üst sınırdan ve indirim uygulamadan cezayı verdi” dedi.

İstanbul Sözleşmesi’nin askıya alınmasının hukuki temeli: Erdoğan Meclis’i ve Anayasa’yı iptal etti

medyabold
Devamını Oku »

Ankara’dan talimat gidince Mısırlı muhalif kanallar haberi kesip dizi yayınlamaya başladı

Türkiye’nin 2013’te ilişkilerini kestiği Mısır’la yeniden masaya oturmasının ardından Müslüman Kardeşler’in televizyon yayınlarına Ankara’nın talimatıyla müdahale edildi. İstanbul’dan yayın yapan Mısırlı muhalif kanallar uyarının ardından canlı yayın ve haber akışlarına son verdi. Kanallarda dizi ve dini programlar yayınlanmaya başlandı.

BOLD – Mısır’la 2013 yılında yapılan darbe ardından kesilen diplomatik ilişkiler yeniden kurulmaya çalışılması AKP iktidarının bugüne kadar destek verdiği Mısırlı muhalif TV kanalları zor durumda bıraktı.

Mısır Genelkurmay Başkanı Abdülfettah el Sisi’nin komuta ettiği Mısır silahlı kuvvetlerinin 3 Temmuz 2013’te darbeyle Muhammed Mursi yönetimini devirmesinin ardında iki ülke arasındaki ilişkiler koptu. Bu süreçte çok sayıda muhalif Mısırlı Türkiye’ye sığındı. Mısır’dan gelen muhalif gazeteciler televizyon kanalı kurarak, haberlerinde Mısır yönetimini eleştirmeye başladı. Doğu Akdeniz’deki gelişmelerin ardından Türkiye’nin yeniden Mısır’la diplomatik ilişkiler kurması üzerine Kahire’nin talepleri arasında sıraladığı Mısırlı muhalif kanalların eleştirilerine son vermesi isteği üzerine yayınlar değişmeye başladı.

Kanallar, Ankara’dan gelen talep sonrasında haberler ve canlı yayınlara sonra verdi, dizi ve dini programlar yayınlamaya başladı. Müslüman Kardeşler’den de Mısırlı muhalif kanallara Türkiye’nin taleplerine uyma çağrısı yapıldı. Hürriyet’te yer alan habere göre İstanbul’dan yayın yapan Mısırlı muhalif televizyon kanalları El Şark, Vatan ve Mekammelen, canlı yayınlar ve haber akışlarına son verdi, eski diziler ve dini programlar yayınlamaya başladı. Kanal yöneticileri, bu konuda polisten uyarı aldıklarını iddia etti.

TÜRKİYE’NİN EĞİLİMİ DEĞİŞİR Mİ?

Katar merkezli Al Jazeera Mubasher televizyonuna konuşan Müslüman Kardeşler (İhvan) Rehberlik Konseyi Başkan Vekili İbrahim Munir, Türkiye ile Mısır arasında bir yakınlaşma olması durumunda bazı İhvan yöneticilerinin Mısır’a teslim edilmesinin mümkün olup olmadığıyla ilgili soruya şu cevabı verdi: “Türk yönetimi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türk halkı, siyasi mülteciye saygı duyuyor. Uluslararası kanunlar da buna (siyasi mültecilerin teslim edilmesine) karşı çıkıyor ve Türkiye de bu kanunlara bağlı. Biz de Türkiye’nin bu eğiliminin değişmeyeceğini iyi biliyoruz. Türkiye dürüst ve manevra yapmıyor.”

 EV SAHİBİ ÜLKENİN YAYIN KURALLARINA UYMALI

Türkiye’nin İhvan’a bağlı ya da ona yakın uydu kanallarını kapatıp kapatmayacağı konusunda ise Munir, kanalların kapatılmayacağını ancak Mısır’la ilgili siyasi söylemde ve üslupta değişim olması, bu bakımdan Türk basın yayın kurallarına uyulması gerektiğini ve Türkiye’nin bunu talep etme hakkı olduğunu belirtti. Türkiye’deki Mısırlı muhalif basın çalışanlarına seslenen Munir, ev sahibi ülkenin taleplerine icabet edilmesi gerektiğini kaydetti.

UZLAŞMAYA KARŞI DEĞİLİZ

Türkiye’nin İhvan ile Mısır yönetimi arasında ara buluculuk yapıp yapmayacağıyla ilgili ise Munir, “Hayır işleyenin önünde durmayız. Türk yönetimi, Mısır’da çok büyük zulümler işlendiğini, tutuklamalar ve idamlar olduğunu biliyor. Gerçekleşecek bir uzlaşıda bunun göz ardı edilmesi söz konusu olamaz. Sonuç olarak rejimle yaşanan bu krizi çözecek olana teşekkür ederiz” dedi. Yakınlaşmanın, İhvan’ın, Mısır hükümetiyle uzlaşması için bir fırsat olup olmadığı sorusuna Munir, “Uzlaşıya karşı çıkmadıkları ancak kendilerinin de bazı hakları olduğu” cevabını verdi. İhvan’ın Mısır’daki muhalefetin tamamını temsil etmediğini kaydeden Munir, rejimle uzlaşı kapısının açılması ve bunun tüm muhaliflere sunulması durumunda buna karşı çıkmayacaklarını, çıkarlarsa hata yapmış olacaklarını dile getirdi.

GÖNLÜMÜZ DEVAM ETTİRMEK İSTİYOR

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, 12 Mart’ta Türkiye-Mısır ilişkilerinin normalleştirilmesiyle ilgili. “Herhangi bir ön koşul Mısırlılardan gelmedi. Bizden de herhangi bir ön koşul şu anda gitmedi. Ama yıllarca bağlar kopuk olunca bir günde hiçbir şey olmamış gibi hareket etmek de o kadar kolay olmuyor. Yavaş yavaş görüşerek, bir yol haritası belirleyerek ve o konularda adım atarak oluşuyor. Mısır ile hem istihbarat düzeyinde hem de dışişleri bakanlıkları düzeyinde temaslarımız var. Diplomatik düzeyde temaslarımız başladı” dedi. Erdoğan da Mısır’la ilişkilerin başladığını resmen belirterek, “Gönlümüz özellikle ister ki Mısır ile bu süreci çok daha güçlü bir şekilde devam ettirelim. İstihbari, diplomatik, siyasi görüşmeler netice verici olduktan sonra biz bunu çok daha ileri kademelere taşırız” ifadelerini kullandı.

AKP Libya’ya taşıdığı Suriyeli savaşçıları Türkiye’ye getiriyor

medyabold
Devamını Oku »

ABD ve Türk Dışişleri Bakanları ilk kez NATO toplantısında bir araya gelecek

ABD ve Türk dışişleri bakanlarının ilk yüzyüze toplantısını 23-24 Mart’ta Brüksel’de gerçekleştirilecek NATO toplantısında yapacağı bildirildi. ABD Dışişleri Bakanı Blinken, 20 Ocak’ta göreve başlamasında bu yana Çavuşoğlu ile bir kez telefonda görüşmüştü.

BOLD – 20 Ocak’ta göreve başlayan ABD’deki Joe Biden yönetimi ile AKP hükumeti arasında esen soğuk rüzgarlar son zamanlarda kamuoyunun en önemli gündem maddelerinden birisi.

3 AY GEÇTİ ERDOĞAN-BİDEN GÖRÜŞMEDİ

20 Ocak’ta göreve başlayan Joe Biden, göreve başlamasının ardından birçok dünya lideri ile telefonda görüşmeler gerçekleştirdi. Ancak Biden, 3 ay geçmesine rağmen AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la herhangi bir görüşme gerçekleştirmedi.

Türkiye ile ABD arasında Biden’ın yönetime gelmesinden sonra ilk diplomatik temas, Şubat ayı başında ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ile Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın arasında yapılan telefon görüşmesi oldu.

İLK YÜZYÜZE TEMAS BRÜKSEL’DE

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Türk mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu da Şubat ayı ortasında telefonda görüştü. Bu görüşmede, ABD, Türkiye’nin Irak’ın Gara bölgesine düzenlediği operasyonda hayatını kaybedenlerle ilgili başsağlığı diledi.

Amerikan ve Türk yetkililer arasında ise bugüne kadar herhangi bir yüzyüze görüşme yaşanmadı.

Türk ve Amerikan yetkilileri arasında Biden’ın göreve gelmesinden beri ilk yüzyüze temasın Brüksel’de NATO dışişleri bakanları toplantısında gerçekleştirileceği bildirildi.

BLİNKEN, ÖNCE YUNAN DIŞİŞLERİ BAKANI İLE BİRARAYA GELECEK

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın Brüksel’deki NATO toplantısı sırasında 23-24 Mart’ta Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ve Mevlüt Çavuşoğlu ile ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştireceği ifade edildi.

Diplomatik kaynaklara göre Blinken ilk görüşmesini Yunan Dışişleri Bakanı Dendias ile yapacak.

Biden’dan Erdoğan’ın çekilme kararına ilk yorum: Ani ve temelsiz

medyabold
Devamını Oku »

“Erdoğan Merkez Bankasını yönettiği sürece hiçbir zaman…”

Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ın Saray kararnamesiyle koltuğundan alınması döviz, altın ve borsayı vurdu. Avrupa bankaları Türkiye için kur krizi uyarısında bulunurken Erdoğan’ın Türkiye ekonomisi için nasıl bir tehdit oluşturduğuna dikkat çekildi.

BOLD – Tayyip Erdoğan’ın Naci Ağbal’ı Merkez Bankasının başından alması piyasaları sarstı. Gece Asya piyasalarının açılmasıyla yaşanan dövizdeki dalgalanmalara, gün içinde altın fiyatlarının sıra dışı yükselişi de eklendi. Yüzde 9 değer kaybeden Borsa İstanbul’da ise 2 kez devre kesici uygulandı.

DOLAR YOKMUŞ GİBİ YAPTILAR

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ı görevden alması ve İstanbul Sözleşmesi’ni feshetmesinin ardından dün gece döviz kurları fırladı. Asya piyasalarının açılmasıyla geçen haftayı 7,21 ile kapatan dolar/TL kuru gece yarısı 8,4786 seviyelerine kadar ulaştı. TRT, CNN Türk ve Habertürk televizyonları, döviz kuru barını televizyon ekranından kaldırarak yükselişi gizlemeye çalıştı. Haber kanallarının standardı olan döviz kuru fiyatları ve Borsa İstanbul endeksinin yer aldığı bölümde TRT Haber ve Habertürk sadece saate yer verirken CNN Türk sadece internet adresini paylaşmayı seçti.

KAYIPLARIN YÜZDE 9’U AŞTIĞI BORSA’DA ÇİFTE KESİNTİ

Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ın sürpriz bir şekilde görevden alınması Borsa’yı da vurdu. Haftaya sert düşüşle başlayan Borsa İstanbul’da (BIST) iki kez ara verilen işlemler yeniden başladı. Yüzde 6,65 düşüşle açılan borsada devre kesici uygulamasının iki kez açılması sonrası üçüncü başlangıç yapıldı. BIST 100’de kayıplar yüzde 9’un üzerine çıktı. BIST, devre kesici uygulaması ilk açıldığında “Borsamız Pay Piyasasındaki tüm sıralarda, Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasasında işlem gören pay ve pay endekslerine dayalı sözleşmelerde ve Borçlanma Araçları Piyasası Pay Repo Pazarı’nda işlemler geçici olarak durdurulmuştur” açıklaması yaptı. BIST’in açıklamasına göre TSİ 10.30’da işlemlerin yeniden başlatılması planlanıyordu ancak sekiz dakika sonra 10:38 itibarıyla yeniden devre kesici devreye sokuldu. BIST’in açıklamasında, TSİ 11:08:20’den itibaren seansın kaldığı yerden devam edeceği kaydedilmişti.

ALTIN BİR GÜNDE YÜZDE 10 DEĞER KAZANDI

Ekonomik çalkantı altın fiyatlarını da sert etkiledi. Küresel piyasalarda düşen altının fiyatı Türkiye’de dövizin etkisiyle yükseldi. Gram altın bugün 30 TL’den fazla yükseldi. Asya piyasalarının açılışıyla birlikte kurdaki yüzde 17’lik artışın ardından, gram altın da gece yarısı 475 TL’yi gördü. Gram altın fiyatları, geçen haftaya 420 TL civarında başladıktan sonra Merkez Bankasının politika faizi 200 baz puan artırmasının ardından Dolar/TL’deki düşüşü takip ederek 403 TL’ye kadar gerilemişti.

LÜTFİ ELVAN’IN AÇIKLAMASI İŞE YARADI

Sert düşüş yaşayan Türk Lirası, Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ın açıklamalarıyla gün içinde yeniden 8 seviyesinin altına indi. Liradaki değer kaybı bir ara yüzde 17 seviyesine ulaştı ve dolar 8,48 TL’ye kadar yükseldi. Dolar/TL kuru, 7,76 düzeylerine geriledi. Euro/TL kuru da 9,84 seviyesini görmesinin ardından 9,25’in altına gevşedi. Gün içinde 11 TL’nin üzerine üzerine çıkan sterlin de bu düzeyin altında işlem gördü. Elvan yaptığı yazılı açıklamada, enflasyonda kalıcı düşüş sağlanan kadar mevcut politikaların süreceği ve serbest piyasa mekanizmalarından taviz verilmeyeceğini söyledi. Liradaki görülen sert değer kaybıyla ilgili yapılan yorumlarda, Erdoğan’ın Merkez Bankasının bağımsızlığını yeniden güçlendirmeye çalışan Ağbal’ı görevden almasının yatırımcıların güvenini zedelediğine dikkat çekiliyor.

FİNANSAL ÇALKANTI UYARISI

Fransız bankası Societe Generale, Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ın görevinden alınmasının Türkiye’nin geri dönüşü olmayan bir noktaya getirdiğini aktardı. Dolar/TL’nin ikinci çeyrek sonuna kadar 9.70’e yükseleceğini öngördü. Analist Phoenix Kalen bankanın müşterilerine gönderdiği notta, Merkez’in yeni başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun 15 Nisan para politikası toplantısında, Perşembe günkü 200 baz puanlık faiz artışını geri almaya çalışacağını ve rezervleri bugünden sonra TL’yi istikrara kavuşturmak için kullanacağını öngördü. Ancak Kalen, Kavcıoğlu’nun piyasalarla kur savaşına girmesi halinde bunu büyük olasılıkla kaybedeceğini ve TL’deki değer kaybını durdurmak için acil faiz artışları yapmak zorunda kalabileceğini de ifade etti. Kalen notta, “Politika yapımındaki ciddi değişikliği ve yakında finansal çalkantı olma olasılığını göz önünde bulundurarak Türk varlıklarındaki tüm uzun pozisyonları kapatma tavsiyesi veriyoruz” dedi. “Türkiye yakında yeni bir kur krizine girebilir” uyarısı yaptı.

İSVEÇ BANKASINDAN ERDOĞAN ŞARTI

İsveç merkezli uluslararası yatırım bankası Nordea’nın küresel strateji şefi Andreas Steno Larsen, Twitter’da yaptığı değerlendirmede, “Erdoğan Merkez Bankasını yönettiği sürece Türk Lirası’nda hiçbir zaman boğa pozisyonu (iyimser pozisyon) almayacağız” dedi. Andreas Steno Larsen, Türk Lirası’ndaki çalkantının Amerikan dolarından çok Euro için bir sorun olduğunu da belirtti. Başka yatırım uzmanları da TL’deki sert değer kaybının euroyu olumsuz etkileyeceği öngörüsünde bulunmuştu.

medyabold
Devamını Oku »

Erdoğan sermayeyi kontrolüne alıyor

Eurasia Grup, Erdoğan’ın Merkez Bankası Başkanı Ağbal’ı görevden alarak ekonomide kontrolü yeniden aldığını belirtti. Eurasia Grup’a göre sermaye kontrollerine gitmeden Türkiye’nin ekonomik durumu yönetebilmesi küçük bir olasılık ve bu yüzden AKP hükumeti sermaye kontrolüne gidecek.

BOLD – Gelişen piyasalarda siyasi riskler konusunda danışmanlık hizmeti veren Eurasia Grup, göre sermaye kontrollerine gitmeden Türkiye’nin ekonomik durumu yönetebilmesi düşük bir olasılık olduğunu ve bu yüzden AKP hükumetinin sermaye kontrolüne gideceğini yazdı.

Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ın hükumete yakın çevrelerin rağmına piyasa beklentilerinin de ötesine geçerek politika faizini yüzde 17’den yüzde 19’a yükseltmesi sonrası AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir gece yarısı kararnamesi ile 5 aydan kısa süredir merkez bankasının başında bulunan Naci Ağbal’ı görevinden aldı.

Yerine gelen Şahap Kavcıoğlu, son iki sene içinde merkez bankasının değişen dördüncü başkanı oldu ve Erdoğan’ın isteklerine göre hareket etmesi bekleniyor.

“BERAT ALBAYRAK GERİ DÖNÜYOR”

Eurasia Grup’a göre, Ağbal’ın görevden alınması 24 Mart’ta yapılacak AKP kongresi sonrası Berat Albayrak’ın geri dönüşü olasılıklarını artırmakta ve yapılan spekülasyonlara göre Albayrak ekonomiden sorumlu Cumhurbaşkanlığı Danışmanı olarak atanacak.

Analizde şu yorum yapıldı, “Albayrak’ın politikanın içinde veya dışında alacağı rolden bağımsız, ekonomik politikaların belirlenmesinde ağırlığının artacağı düşüncesindeyiz.”

“KASIM’DAN BERİ TÜRKİYE’YE GİREN 16 MİLYAR DOLAR KAÇACAK”

Türkiye’nin şu anda Ağbal’ın göreve geldiği 7 Kasım’dan daha kötü bir durumda olduğunu belirten Eurasia Grup, “Albayrak yönetiminde iki yıl boyunca zayıflayan Türkiye ekonomisinde Ağbal’ın çizdiği pembe tablo fazla iyimser görünmekteydi. Şimdi makro ekonomik riskler ve sermaye kontrolleri tartışmaları tamamen geri dönmüş durumda” tespitini yaptı.

AKP’nin Pazartesi ortaya çıkacak çifte problemle başa çıkması için bir planı olduğu konusunda kuşkulu olduklarını ifade eden Eurasia Grup, “İlk olarak, Kasım ayından bu yana Türkiye’ye gelen 16 milyar dolar önümüzdeki bir kaç hafta içinde gerisin geri çıkacaktır. İkinci olarak da hem canlı seyreden kredi talebi hem de Erdoğan’a artan güvensizlik yerlilerin döviz talebini iyice hızlandıracak” dedi.

“DOLARI DİZGİNLEMEK İÇİN KAMU BANKALARI 30 MİLYAR DOLAR SATACAK”

AKP hükumetinin krize ilk tepkisinin yine arka kapı yöntemleriyle kamu bankaları üzerinden döviz satmak olacağı tahmininde bulunan danışmanlık şirketi, “İlk tahminlerimize göre yaklaşık 30 milyar dolar bu iş için harcanacak” dedi.

“ATILACAK ADIMLAR ÖDEMELER DENGESİ KRİZİ YARATABİLİR”

Tahminlerini sürdüren Eurasia Grup, “Bunu yapabilmek için merkez bankası döviz munzam karşılıklarını artıracak ve bir sonraki adım olarak yerlilerin döviz mevduatlarına yönelecek. Yabancıların kaçış hızı ve yerlilerin döviz talebi hızına göre böyle bir uygulamanın sürdürülebilirliği ancak birkaç hafta ile sınırlı olabilir. Döviz kaynağı yaratacak diğer yöntemler bir kenara konursa, hükümetin bu adımlarının bir ödemeler dengesi krizi yaratması mümkün” ifadelerini kullandı.

“ERDOĞAN 500 BAZ PUANLIK FAİZ İNDİRİMİ İSTEDİ”

Bu aşamada Erdoğan’ın yeniden bir U-dönüşü yapma olasılığının düşük olduğunu kaydeden Eurasia Grup, “Duyumumuza göre Cumhurbaşkanı Erdoğan merkez bankasının 15 Nisan toplantısında 500 baz puanlık indirim istemiş durumda.” dedi.

“ERDOĞAN IMF’YE GİDEMEYECEĞİNE GÖRE TEK OLASILIK SERMAYE KONTROLÜ”

IMF desteği istemenin uzak bir olasılık olacağını ve Erdoğan’ın Uluslararası Para Fonu IMF’e gitmek yerine Ağbal’ı görevde tutmayı tercih edeceğini kaydeden Eurasia Grup, “Bu nedenle de yerlilerden başlayarak sermaye kontrolleri geriye yapılacak tek adım olarak kalıyor ki Erdoğan’ın tercihleri giderek Türkiye’nin kapalı bir ekonomiye dönüşmesine neden oluyor.”

“SERMAYE KONTROLÜNE GİDİLMEDEN DURUMU YÖNETMEK KÜÇÜK BİR OLASILIK”

Erdoğan’ın sermaye kontrollerine gitmeden durumu yönetebilmesinin küçük bir olasılık olacağını vurgulayan danışmanlık şirketi, “Çünkü bu hem çıkan yabancı yatırımcının hem de içerde artan döviz talebinin finansmanını gerektiriyor. Bunun ardından hükümet yerlilerin döviz talebinin yavaşlayacağına güvenerek fiyat kontrolleri gibi makroekonomik baskılara yönelmek zorunda olacak” yorumunu yaptı.

Eurasia Grup, senaryosuna göre sermaye kontrolüne gidilmesinin 3 işareti bulunuyor.

  • İlki yönetimin sözlü mesajlarla piyasayı sakinleştirmeye ve döviz talebini baskılamaya çalışması.
  • İkincisi Pazartesi açılış öncesinde merkez bankası ile banklar arasında toplantı yapılması. Bu adım gerçekleşti.
  • Diğeri de yerlilerin bankacılık sistemine olan güvenlerinin seyri.
DÖVİZ TALEBİ DEVAM EDERSE HÜKUMET PLANI DEVREYE SOKACAK

Danışmanlık şirketine göre, Türk vatandaşlarının 230 milyar dolar civarındaki döviz mevduatları azalmaya başlamaz ve döviz talebi devam ederse, hükümet planını devreye sokacak. İlk olarak sermaye kontrolü Türk vatandaşları için getirilecek yabancılar için ise ilk aşamada bu kural uygulanmayacak.

Eurasia Grup, planların Berat Albayrak döneminde hazırlandığını ve bankacılık sistemi riske girerse bu planların devreye sokulacağını belirtti.

“DÖVİZLERİNİ ÇEKMEK İSTEYENLERE BELİRLİ BİR KURDAN TL ÖDENECEK”

Danışmanlık şirketi Eurasia Grup’a göre, uygulanacak seçenekler arasında belli bir miktarın üzerindeki döviz mevduatlarını zorunlu olarak Hazine eurobondlarına dönüştürülmesi ve döviz mevduatlarını çekmek isteyen yerlilere sadece ilan edilen resmi bir kurdan TL verilmesi bulunuyor.

Diğer adım ise daha fazla döviz alımını yasaklamak ya da maliyetini aşırı yükseltmek olabilir. Bu da çifte kur fiyatlamasına, dövizde karaborsanın oluşmasına neden olabilir.

Şirkete göre, orta gelirli AKP seçmeni vatandaşın üzerine bindireceği yük nedeniyle bu tür kontroller Erdoğan’ın ilk tercihi olmayacak. Vatandaşın Erdoğan’ın ekonomiyi yönetemediği algısını güçlendirir, muhalefete desteği artırır ve adil bir seçim ortamında Erdoğan’a iktidarı kaybettirir.

ERDOĞAN ‘ARTAN ORANDA UMUTSUZ BİR VAROLUŞ SAVAŞI’ İÇİNDE

Danışmanlık şirketi Eurasia Grup’a göre, Erdoğan’a azalan desteğinin ilk yansıması geçen hafta yaşanan anti-demokratik uygulamalar. HDP milletvekili Gergerlioğlu’nun vekilliğinin düşürülmesi, HDP’ye açılan kapatma davası ve İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilme kararı. Bu hareketler Erdoğan’ın kısa vadeli bakış açısı ile yönetmeye devam edeceğini gösteriyor.

Eurasia Grup raporunu şöyle sürdürdü: “Erdoğan artan oranda umutsuz bir varoluş savaşı içinde. %17 gibi yüksek bir oranla daha önce AKP’ye oy vermiş bir kesim şimdi kararsızlar cephesinde. Bu da ülkede daha fazla türbülansa ve Erdoğan’ın daha sertleşmesine neden olmakta.”

DIŞARIDA DA KARA BULUTLAR TOPLANIYOR

Erdoğan’ın dış politika maceralarının etrafından dolanarak dış güç merkezleriyle de dengeleri yeniden kurmaya çalıştığını belirten Eurasia Grup, bu durumun ise diplomatik orta yol çabalarını iyice zayıflattığını ifade etti.

Eurasia Grup, dış politika yaşanacakları ise şöyle yorumladı: “Biden Erdoğan’a uzak durdukça, Erdoğan çoktan Putin’e sığınarak Biden’ın katil sözlerine karşı tarafını seçmiş durumda. ABD ile ilişkilerde yeni bir başlangıç yapma olasılığı düştükçe Erdoğan giderek Putin ile daha fazla yakınlaşmayı seçecek. Bunun sonucu olarak ABD ile ilişkilerin düzelmesinin ön şartı olan S-400 tercihinden geri dönüş iyice zorlaşacak. New York’taki Halkbank davası tansiyonu daha da yükseltecek. Yeni merkez bankası başkanının daha önce Halkbank’ta çalışmış olduğu ABD’nin gözünden kaçmayacaktır. AB tarafı ile riskler daha düşük. Ancak, ABD’nin insan hakları konusunda tutumu netleştikçe Türkiye-AB ilişkileri de gerginleşebilir. Bu sürede Erdoğan Mısır, Suriye, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri ile bozuk ilişkilerini düzeltmeye odaklanacak. Fakat bu tarafta da bir diplomatik dönüşüm ya da yeni finans kaynakları bulunması beklenmemeli.”

New York merkezli Eurasia Grup, küresel siyasi riskler konusunda uzmanlaşan ünlü siyaset bilimci Ian Bremmer tarafından kuruldu.

LÜTFİ ELVAN’IN AÇIKLAMALARI EURASİA GRUP’U DOĞRULADI

Bu arada Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ın açıklamaları Eurasia Grup’un tahminlerini doğruladı. Ayrıca açıklamada Eurasia Grup’un öngörüsüne cevap niteliğinde bölümler de yer aldı.

Eurasia Grup, sermaye kontrolüne gidişte hükumetin vereceği ilk işaretin ‘yönetimin sözlü mesajlarla piyasayı sakinleştirmeye ve döviz talebini baskılamaya çalışması’ olduğunu ifade etmişti.

Bakan Elvan açıklamasında, “Maliye politikalarını, para politikasını tamamlayıcı yönde fiyat istikrarını desteklemek amacıyla uygulamaya devam edeceğiz” diyerek piyasalara güven vermeye çalıştı.

Lütfi Elvan, açıklamasında devamla, “Piyasaların etkin ve sağlıklı işleyişini son derece önemsiyoruz. Bu kapsamda serbest piyasa mekanizmasından herhangi bir taviz kesinlikle söz konusu olmayacak, liberal kambiyo rejiminin uygulanmasına kararlılıkla devam edilecektir.” ifadelerini kullandı.

Elvan’ın açıklamasındaki ‘serbest piyasa’ vurgusu ise sermaye kontrolüne gidileceği yönündeki endişelere ve bu konuda bir panik oluşmasına bir cevap niteliğindeydi.

SERMAYE KONTROLÜ NEDİR?

Sermaye kontrolü, herhangi bir ülkeden ya da herhangi bir ülkeye doğru yabancı para akışını kontrol etmek amacıyla hükümetler, merkez bankaları ya da diğer düzenleyici kurumlar tarafından devreye sokulan politikalar anlamına geliyor.

Sermaye kontrolü, vergiler, gümrük vergileri, yasamalar, ticareti yapılan paranın miktarına getirilen kısıtlamalar ve piyasalarda alınan birtakım önlemlerle devreye sokulabiliyor.

Sermaye kontrolleri, hisse senetlerini, tahvilleri, bonoları ve yabancı para cinsinden yapılan ticareti etkileyebiliyor.

Sermaye kontrolünü sağlamak amacıyla o ülkede yaşayan vatandaşların yabancı para cinsinden varlık edinmelerine engel getirilebileceği gibi yabancıların yerel varlıkları almasının da önüne geçilebilir.

Bu politika daha çok oynaklık nedeniyle para birimi sermaye akışına daha hassas olan gelişmekte olan ülke ekonomileri tarafından uygulanıyor.

Sermaye kontrolünün karşısında olan çok sayıda kişi, bu politikaların verimliliği düşürdüğünü ve ekonomik gelişmenin önüne geçtiğini belirtiyor.

Sermaye kontrolünden yana olan çok sayıda kişi ise ekonominin güvenliğini artırdığı için bu politikaları savunuyor.

Gece yarısı kararnamesinin faturası ağır oldu: Dolar 8,38’i gördü

medyabold
Devamını Oku »

Stocks and forex ride out Turkey shock

The fallout from Turkey’s latest market drama appeared contained on Monday, as stocks recovered from President Tayyip Erdogan’s shock replacing a hawkish central bank governor with a critic of high-interest rates.

An index of Europe’s 600 largest stocks hovered either side of the flat by 1058 GMT, erasing earlier losses. Eurozone government bond yields fell slightly and other emerging-market currencies largely avoided contagion.

Erdogan’s move most affected domestic assets. The lira fell 15% to 8.485 against the dollar, its worst plunge since the last Turkish crisis of 2018, before the currency recovered on calming words from Finance Minister Lutfi Elvan.

By 1058 GMT, the currency traded at 7.950 after Elvan said Turkey would stick to free-market rules, damping down fears of currency controls.

Turkish sovereign bond yields soared above 18%, hitting a 22-month high.

Graphic: Turkey sovereign bond yields

Meanwhile, eurozone banks exposed to the country such as Spain’s BBVA, Italy’s UniCredit, France’s BNP Paribas, and Dutch bank ING fell between 1.6% and 5.2%.

The MSCI emerging-market currency index was down about 0.1%, with such high-yielding currencies as the South African rand and the Mexican peso down about 0.8% and 1.4%, respectively.

The ripples were more modest elsewhere. U.S. stock futures were up to while yields on 10-year Treasury notes edged down five basis points to 1.68%, suggesting some investors favored safe-havens.

Investors are still struggling to deal with the recent surge in U.S. bond yields, which has left equity valuations for some sectors, particularly tech, looking stretched.

Bonds had another wobble on Friday when the Federal Reserve decided not to extend a capital concession for banks, which could lessen their demand for Treasuries.

The damage was limited, however, by the Fed’s promise to work on the rules to prevent strains in the financial system.

A host of Fed officials speak this week, including three appearances by Chair Jerome Powell, providing plenty of opportunity for more volatility in markets.

WATCHING EMERGING MARKETS

Monday’s tumble in the lira saw the yen strengthen, with notable gains on the euro and Australian dollar.

After an initial slip, the dollar steadied at 108.80 yen. The dollar index was down slightly at 91.942.

Also supporting the yen was concern that Japanese retail investors who have built long lira positions, a popular trade for the yield-hungry sector, might be squeezed out and trigger another round of lira selling.

Still, analysts at Citi doubted that the episode would lead to widespread pressure on emerging markets, noting the last time the lira slid in 2020, there was little spillover.

“In terms of impact on other parts of the high-yielding EM, we believe that will be quite limited,” Citi said in a note.

There was scant sign of safe-haven demand for gold, which eased 0.65% to $1,734 an ounce.

Oil prices teetered on renewed concerns that European coronavirus lockdowns could slow any recovery in demand for fuel products.

Brent crude was down 13 cents, or 0.2%, at $64.4 a barrel by 1103 GMT>. U.S. oil recovered some earlier losses to rise 24 cents to $61.28, after both contracts had fallen by more than 6% last week.

Reuters

Erdogan sacks another cenbank chief after sharp Turkey rate hike

The post Stocks and forex ride out Turkey shock appeared first on IPA NEWS.



from IPA NEWS https://ipa.news/2021/03/22/stocks-and-forex-ride-out-turkey-shock/
Devamını Oku »

İstanbul Sözleşmesi’nin askıya alınmasının hukuki temeli: Erdoğan Meclis’i ve Anayasa’yı iptal etti

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin gece yarısı imzaladığı karar İstanbul Sözleşmesinden çekilmesine ilişkin kararıyla TBMM ve Anayasa’yı adeta yok saydı. TBMM’nin Anayasa’nın 90’ncı maddesine göre kanunla çıkardığı uluslararası sözleşmeyi yalnızca Meclis’in çıkaracağı bir kanunla sonlandırabileceği, Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı kararıyla İstanbul Sözleşmesinden çekilemeyeceği belirtiliyor.

BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta sonu İstanbul Sözleşmesinden çekilmeyle ilgili kararının Anayasa ve yasalara tamamen aykırı bulundu.

Türkiye, 2011 yılında kabul edilen İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzalayan ve onaylayan ülkeydi. Sözleşme, 10 ülkenin onayıyla 2014 yılında yürürlüğe girmiş ve Temmuz 2019 itibariyle 34 devlet ve Avrupa Birliği tarafından da onaylanmıştı Sözleşme, uluslararası hukukta kadına karşı şiddetin, kadın erkek eşitsizliğinin ve kadınlara karşı yapılan ayrımcılığın sonuçları olduğuna vurgu yapan ilk sözleşme özelliğiyle biliniyor.

TBMM, 24 Kasım 2011 tarihli Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesini 6251 sayılı kanunla kabul etti. Anayasamızın 104’üncü maddesinin 11’inci fıkrası uluslararası antlaşmaları onaylama yetkisini Cumhurbaşkanına veriyor. Ancak Anayasanın 90’ıncı maddesi, Cumhurbaşkanının uluslararası antlaşmaları onaylayabilmesini Türkiye Büyük Millet Meclisinin “onaylamayı bir kanunla uygun bulması” şartına bağlıyor. Maddede “Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak antlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır” hükmü bulunuyor. Anayasanın 90’ncı maddesine göre uluslararası antlaşmaların onaylanması yasama yetkisinde bulunuyor. Bu nedenle Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenmesi Anayasa’ya aykırı.

KARARNAME HUKUKSUZ

Yine Anayasa’nın 104’ncü maddesine göre Cumhurbaşkanı yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Erdoğan, İstanbul Sözleşmesinden çekilme kararını 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin 3’ncü maddesine göre verdiğini belirtti. Ancak Cumhurbaşkanının yasama yetkisine ilişkin bir konuda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarma yetkisi bulunmuyor. Dolayısıyla 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, uluslararası antlaşmaların onaylanması ve sona erdirilmesine ilişkin hükümlerinin, onaylanmaları için kanunla uygun bulunması gereken antlaşmalar bakımından yetkisizlik kapsamında bulunduğu kaydediliyor.

ERDOĞAN, YETKİYİ GASP ETTİ

Sonuç olarak İstanbul Sözleşmesinden çekilmeye ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararının dayandığı olan 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin Anayasa’ya aykırı. Erdoğan, kanunla kendisine verilmeyen bir yetkiyi kullanarak, yani TBMM’nin yetkisini gasp ederek İstanbul Sözleşmesine ilişkin kararı yayınladı.

CUMHURBAŞKANI KARARIYLA FESHEDİLEMEZ

Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Kemal Gözler de TBMM’nin onayladığı bir uluslararası antlaşmanın sona erdirilmesinin yine Meclis’in yeni bir kanunla yapılabileceğini kaydediyor. Gözler, “TBMM yeni bir kanun çıkarmadıkça, sadece Cumhurbaşkanı kararıyla sona erdirilemez. İstanbul Sözleşmesi, TBMM tarafından 24 Kasım 2011 tarih ve 6251 sayılı Kanunla uygun bulunduğuna göre, feshedilmesine ilişkin bir kanun çıkarılmadıkça, sadece Cumhurbaşkanı kararıyla feshedilemez” yorumunda bulunuyor. 

DANIŞTAY’A DAVA AÇILDI

Erdoğan, sözleşmeden çekilme kararını Cumhurbaşkanlığı kararıyla imzaladı. Kararnameyle imzalaması durumunda Anayasa Mahkemesine iptal davası gündeme gelecekti. Ancak idari bir kararla imzalandığından İstanbul Sözleşmesinden çekilmeye ilişkin kararla ilgili yürütmeyi durdurma davasının Danıştay’a açılması gerekiyor. Önce Kadınlar ve Çocuklar Derneği de Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi çekilmesine karşı Danıştay’da dava açtıklarını duyurdu.

Sabah gazetesi Gergerlioğlu’nun yakalanacağını yazdı

medyabold
Devamını Oku »

AB’den Türkiye’ye ‘Ortaçağ’ uyarısı

AB Dışişleri Bakanları Toplantısı öncesi konuşan Almanya Dışişleri Bakanı Maas, HDP’ye kapatma davası ve İstanbul Sözleşmesi’nin feshine ilişkin olarak Türkiye’nin AB’ye ‘yanlış sinyaller’ gönderdiğini söyledi. Lüksemburg Dışişleri Bakanı ise “Ortaçağ’a dönüş” ifadesini kullandı.

BOLD – Avrupa Birliği (AB) Dışişleri Bakanları toplantısı öncesi Brüksel’de açıklamalarda bulunan Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilerek ve HDP’ye kapatma davası açarak AB’ye ‘yanlış sinyaller’ gönderdiğini ifade etti.

Maas, “Son günlerde gördüklerimiz, HDP’ye kapatma davası ve özellikle İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi kesinlikle çok yanlış sinyaller” dedi.

Maas, Doğu Akdeniz’de ise Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerginliğin azaldığına dair işaretler olduğunu söyledi.

Türkiye ile ilgili olarak ışık ve gölgenin aynı anda bulunduğunu ifade eden Maas, “Türkiye’den gelen bu karışık sinyalleri bugün tartışacağız ve diyaloğun sürmesini hedeflemeye devam edeceğiz” dedi. Maas, mevcut diyaloğu Türkiye’nin yanlış sinyaller gönderdiğini düşündükleri konularda kullanacaklarını ifade etti.

“ORTAÇAĞ’A DÖNÜŞ”

Toplantı öncesi açıklama yapan Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn ise Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin ‘kesinlikle anlaşılamaz’ olduğunu ifade etti. Bunun ‘Ortaçağ’a dönüş’ anlamına geldiğini belirten Asselborn, Türkiye’deki kadın cinayetlerine işaret ederek “Bu Türkiye ile normal ilişkiler kurmak için ihtiyaç duyduğumuz yol değil” diye konuştu.

DOĞU AKDENİZ VE TÜRKİYE’YE YAPTIRIMLAR

AB dışişleri bakanlarının bugünkü toplantısında Türkiye ile ilişkilerin gündeme gelmesi bekleniyor. 10-11 Aralık’taki zirvede AB liderleri, Doğu Akdeniz’deki doğal gaz arama ve sondaj faaliyetlerini durdurması ve gerginliğin düşürülmesi için Türkiye’ye mart ayındaki zirveye kadar süre tanımış, Türkiye’nin tavrını değiştirmemesi halinde ek yaptırımlar yürürlüğe sokma tehdidinde bulunmuştu.

Aralık’taki zirvede, Doğu Akdeniz’de doğal gaz faaliyetleriyle bağlantılı mevcut yaptırım listesine yeni kişi ve kuruluşların eklenmesi kararı alınmıştı, ancak iki taraf arasında pozitif gündem oluşturma çabaları doğrultusunda bu karar uygulanmamıştı. Mevcut yaptırım listesinde, 2020 Şubat ayından bu yana Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO) iki yöneticisinin adı bulunuyor.

BORRELL, RAPOR SUNACAK

AB Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Josep Borrell

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 10 Aralık 2020’deki zirve toplantısında, Türkiye ile ilişkilerin nasıl ilerleyeceğini belirlemek için liderler tarafından mart zirvesinde sunulmak üzere rapor hazırlamakla görevlendirilmişti. Dışişleri bakanlarının toplantısında, bu rapora son şeklinin verilmesi bekleniyor.

Bugün uzun bir toplantı yapacaklarını belirten Borrell, toplantı sonrasında akşam saatlerinde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile görüşerek ilişkileri değerlendireceklerini bildirdi.

Bakanların 25-26 Mart’ta yapılacak AB Liderler Zirvesi’ne hazırlık amacını taşıyan toplantının resmi gündeminde, Türkiye-AB ilişkileri, Güney Komşuluğu, Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet ile videokonferans yönetimiyle görüş alışverişi ve güncel konular bulunuyor.

Güncel konular arasında Rusya, Myanmar, Venezuela, Hong Kong, Batı Balkanlar ve Gürcistan başlıkları yer alıyor.

Biden’dan Erdoğan’ın çekilme kararına ilk yorum: Ani ve temelsiz

medyabold
Devamını Oku »

AKP Libya’ya taşıdığı Suriyeli savaşçıları Türkiye’ye getiriyor

AKP hükumeti, Libya’da Hafter’e karşı savaşmak üzere gönderdiği Suriyeli muhalif savaşçıları geri taşımaya başladı. Ancak Afrin’de bulunan bir grup Suriyeli muhalife aylık 500 dolar maaşla Türkiye’ye gitmek üzere hazırlanmaları söylendi. Bu savaşçıların Türkiye’den nereye gönderileceği ise belli değil?

BOLD – Suriye savaşını ve bölgedeki gelişmeleri 10 yıldır yakından takip eden Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) ‘çok güvenilir kaynaklara dayanarak’ aralarında Türkiye’nin muhaliflerden oluşturduğu ‘Sultan Murad’ grubunun paralı askerlerinin de bulunduğu 120 Suriyeli savaşçının son günlerde Libya’dan Suriye’ye döndüğünü yazdı.

SOHR, Libya’daki Suriyeli muhalif askerlerin aylık maaşlarını ve ödemelerini alamadıkları için öfkeli olduklarını, bulundukları zorlu koşullardan bir an önce Suriye’ye dönmeyi istediklerini belirterek son gelişmenin bu durumla bağlantılı olduğunu ifade etti.

Geçtiğimiz Cuma günü Libya’da bulunan Suriyeli savaşçılara, Türk hükumetinin direktifiyle Suriye’ye dönmek için hazırlıklara başlamasının söylendiği bildirilmişti.

“MISIR’LA İLİŞKİLERİ NORMALLEŞTİRMEK İÇİN LİBYA’DAN SAVAŞÇILAR ÇEKİLİYOR”

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, bu gelişmenin, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mısır ile diplomatik ve siyasi ilişkilerini yeniden geliştirme ve Arap dünyasına yönelik yeni siyasi duruşunun ışığında meydana geldiğini ifade etti.

AKP hükumetinin Kahire ile 2013 yılından beri bozuk olan ilişkileri yeniden canlandırma isteği sonrası Mısır’ın Türkiye’ye 10 şart sunduğu ve bu şartlar arasında Türkiye’nin, Libya’daki siyasi ve askeri varlığına son vermesi, ülkeye getirdiği paralı askerleri geri çekme sözü vermesinin bulunduğu belirtilmişti.

AFRİN’DEN TÜRKİYE’YE 500 DOLAR MAAŞLA SAVAŞÇILAR GÖNDERİLECEK

Bu arada haberde, Afrin bölgesinde Türkiye’nin muhaliflerden oluşturduğu ‘Sultan Süleyman Şah’ grubunun savaşçılarının bir kısmını Türkiye’ye göndermek için hazırladığı belirtildi.

SOHR, savaşçıların götürülecekleri son noktanın henüz bilinmediğini ancak büyük olasılıkla Libya’ya gönderileceklerini ifade etti. Savaşçılara aylık 500 ABD dolar maaş verileceğini ve grubun çok kısa süre içerisinde Türkiye’ye gitmek üzere Suriye’yi terk edeceği ifade edildi.

LİBYA’DA SURİYELİ PARALI ASKERLER

Libya’daki iç savaşta karşı karşıya gelen Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükumeti (UMH) ve Tobruk merkezli Libya Ulusal Ordusu saflarında birçok ülkeden paralı savaşçılar savaştı.

Suriye’de muhaliflerin kontrolündeki son bölge olan İdlib’de 5 Mart’ta sağlanan ateşkes sonrası Türkiye, Libya’da destek verdiği Ulusal Mutabakat Hükumeti saflarında savaşmak üzere Suriyeli muhalif savaşçıları gönderdi.

Libya’da Rusya ise Tobruk merkezli Libya Ulusal Ordusu’na destek vermek üzere Wagner Grubu çatısı altında Suriye rejimine yakın güçlerden paralı savaşçıları Libya’ya taşıdı.

Türkiye’nin Libya’da savaşan Suriyeli muhaliflere aylık 2 bin dolar maaş ve sonunda vatandaşlık vermeyi teklif ettiği, Rus Wagner Grubu’nun ise daha yüksek ücretler ödediği belirtiliyor.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre, Libya’ya her iki taraf da toplam 18 bin Suriyeli savaşçı taşıdı. Bunlardan 350’si 18 yaşın altında olan ‘çocuk savaşçılar’. Bunlardan 10 bin750’si görevlerini tamamlayıp maaşlarını aldıktan sonra Suriye’ye geri döndü.

SOHR’a göre Libya’da şu anda Türkiye’nin gönderdiği 6 bin 750 Suriyeli muhalif savaşçı bulunuyor. Ateşkes sonrası çatışmaların sona erdiği Kasım ayından beri sadece nöbet değişiklikleri yaşanıyor.

Libya’da Rus Wagner grubuna bağlı ise 2 bin civarında Suriyeli savaşçı bulunuyor.

23 Ekim’de varılan ateşkes anlaşmasına göre Libya’daki bütün yabancı savaşçıların 3 ay içinde ülkeyi terk etmesi gerekiyordu.

SOHR, Suriye’den Libya’ya gönderilen ‘cihatçıların’ sayısını ise 10 bin olarak hesaplıyor. Bunların 2 bin 500’ünü Tunus’lu ‘cihatçılar’ oluşturuyor.

Saldırılar artıyor: Rusya ve Suriye’nin İdlib planı ne?

medyabold
Devamını Oku »

Sabah gazetesi Gergerlioğlu’nun yakalanacağını yazdı

İktidar yanlısı Sabah gazetesi, hakkında hapis kararı bulunan HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun teslim olmazsa görüldüğü yerde tutuklanacağını duyurdu.

BOLD – Milletvekilliği düşürülen HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin karar 19 Mart 2021’de Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığına ulaştı. Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığınca hükmün infazı için Gergerlioğlu’nun adresine çağrı kağıdı gönderdi. Buna göre; çağrı kâğıdının tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde Gergerlioğlu’nun teslim olması beklenecek, teslim olmadığı takdirde yakalama emri çıkartılacak. Gergerlioğlu’nun görüldüğü yerde tutuklanacağını iktidar yanlısı Sabah gazetesi “Gergerlioğlu teslim olmazda görüldüğü yerde yakalanacak” başlığıyla duyurdu.

Hakkında, Kocaeli 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nce terör örgütü propagandası yaptığı iddiasıyla 2 yıl 6 ay hapis cezası hükmedilen HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliği 17 Mart 2021 tarihinde düşürüldü. Kararı tanımadığını söyleyen Gergerlioğlu, o günden itibaren HDP Genel Kurul Odası’nda Adalet Nöbeti’ne başladı. Nöbetin 5. gününde 21 Mart’ta sabah namazı vaktinde abdest alırken gözaltına alınan Gergerlioğlu, Meclis’te eylem yaptığı gerekçesiyle emniyete götürüldü. Gergerlioğlu, 6 saat süren ifade sonrasında dün serbest bırakıldı.

Gergerlioğlu, Adalet Nöbeti’ne evinden devam ediyor.

Gergerlioğlu’ndan ilk açıklama: Ahlaksızca bir gözaltı yapıldı, Bahçeli emir verdi, Şentop organize etti

medyabold
Devamını Oku »

Saldırılar artıyor: Rusya ve Suriye’nin İdlib planı ne?

Rusya ve Suriye, Suriye’nin İdlib vilayetine yönelik saldırılarını son günlerde arttırdı. İdlib’de bir hastaneye düzenlenen saldırıda siviller hayatını kaybetti. Saldırıların artması Rusya ve İran destekli Suriye’nin bölgeye geniş çaplı bir harekat başlatma ihtimalini akıllara getirdi.

BOLD – Suriye’de rejimin İdlib’deki bir hastaneye yaptığı saldırısı sonucu biri çocuk beş kişi öldü, 10 sivil yaralandı. Reuters haber ajansı ise saldırıda en az yedi sivil vatandaşın hayatını kaybettiğini, 14 sağlık çalışanının ise yaralandığını kaydetti.

Reuters’a konuşan tıp çalışanları ile arama-kurtarma ekibi mensupları, hayatını kaybedenler arasında bir kadın ve bir çocuğun olduğunu aktardı.

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Twitter hesabından yapılan açıklamada, “Esed rejimi yine Suriyeli masum sivillere acımasızca bir saldırı gerçekleştirdi. İdlib Atarib’deki bir hastaneye yapılan top atışlarıyla 1’i çocuk olmak üzere 5 masum sivil, rejim tarafından katledildi. Hastaneyi vurarak yine insanlık suçu işleyen rejim 10 sivili de yaraladı” denildi.

Suriye Sivil Savunma (Beyaz Baretliler), hastaneye karadan karaya atış yapan silahlarla saldırı düzenlediğini öne sürdü.

BÖLGE GENELİNDE RUSYA-SURİYE SALDIRILARI

İdlib’de gerçekleşen başka bir saldırı Rus jetleri Suriye’nin kuzeybatısında Türkiye sınırı yakınındaki bölgede silahlı eğitim verilen bir kampı vurdu.

Muhaliflere ait uçak gözlemevinin Rusya’ya ait olduğunu bildirdiği savaş uçakları, İdlib’in Sarmada beldesiyle Hatay’ın Reyhanlı ilçesi karşısındaki Babu’l Hava sınır kapısı alanına ve M4 kara yolu yakınlarına saldırılar düzenledi.

Saldırılar, Babu’l Hava sınır kapısı alanındaki tüp dolum tesisi, ticari malzemeler taşıyan tırlar, yerel insani yardım derneğinin deposunun yakınları, dağlık alanlar ve İdlib’in güneyindeki M4 kara yolu üzerindeki Keferşileye köyüne yapıldı.

Öte yandan, uçak gözlemevine göre, Akdeniz’den atılan bir balistik füze de İdlib’in Türkiye sınırına yaklaşık 3 kilometre uzaklıktaki Kah köyünde Suriye Milli Ordusu karargahı yakınlarına düştü.

Söz konusu saldırılarda 7 sivil yaralandı.

TÜRKİYE’DEN RUSYA’YA UYARI

Milli Savunma Bakanlığı’nın Twitter hesabından yapılan paylaşımda, saldırılar sonrası Rusya’nın uyarıldığı kaydedildi.

Açıklamada, “Saldırıların derhal sonlandırılması için Rusya Federasyonu tarafına bildirimde bulunuldu. Birliklerimiz ikaz edildi. Gelişmeler takip edilmektedir” denildi.

RUSYA VE SURİYE, GENİ ÇAPLI BİR HAREKATA MI BAŞLIYOR?

Saldırıların artması Rusya ve İran destekli Suriye’nin bölgeye geniş çaplı bir harekat başlatma ihtimalini akıllara getirdi. Ancak muhalifler bu düşüncede değil.

Muhaliflerin oluşturduğu ve Türkiye’nin destek verdiği Suriye Milli Ordusu’ndan (SMO) yapılan açıklamada Rusya’nın bölgeyi istikrarsızlaştırmaya çalıştığı fakat saldırıların İdlib’e yönelik önemli bir harekatın başladığına işaret olmadığı kaydedildi.

İDLİB’DEKİ DURUM

Türkiye, Rusya ve İran arasında 4-5 Mayıs 2017’de gerçekleşen Astana toplantısında, İdlib ve komşu illerin (Lazkiye, Hama ve Halep vilayetleri) bazı bölgeleri, Humus ilinin kuzeyi, başkent Şam’daki Doğu Guta ile ülkenin güney bölgeleri (Dera ve Kuneytra vilayetleri) olmak üzere 4 “gerginliği azaltma bölgesi” oluşturuldu.

Ancak Suriye Ordusu, İranlı milisler ve Rusya’nın hava desteğiyle 4 bölgeden 3’ünü ele geçirip İdlib’e yöneldi. Türkiye, Eylül 2018’de Rusya ile ateşkesi güçlendirmek için Soçi’de ek mutabakata vardı.

Rusya ve rejim güçleri, Mayıs 2019’da tüm bölgeyi ele geçirmek için operasyonlara başladı ve İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi içinde çok sayıda büyük yerleşimi ele geçirdi.

Son olarak Türkiye ile Rusya arasında 5 Mart 2020’de Moskova’da yeni bir mutabakat sağlandı.

İki tarafın da zaman zaman ihlal ettiği ateşkes büyük ölçüde korunuyor. 2017-2020 döneminde yaklaşık 2 milyon sivil, Rusya ve rejim güçlerinin saldırılarında Türkiye sınırına yakın bölgelere göç etmek zorunda kaldı.

Türkiye, Suriye’nin kuzeyine 17 ay sonra hava operasyonu düzenledi

medyabold
Devamını Oku »

Yanlı yayıncılığın adresi TRT

Partilerin grup toplantısını canlı olarak yayınlayan TRT, HDP’yi görmezden geldi. İktidardaki iki partiye hizmet eden devlet kanalının yanlı yayın karnesi hazırlandı.

BOLD – CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi, kamu yayıncılığı yapmakla yükümlü olan TRT’nin yayın karnesini ortaya çıkardı. Çalışmada, TRT’nin, yayın yaparken iktidardaki iki partiye hizmet ettiği, kapatma davası açılan HDP’ye yer vermediği görüldü.

ERDOĞAN VE BAHÇELİ’NİN KONUŞMALARINI YAYINLADI

TRT’nin yanlı yayın karnesini örnekleriyle ortaya koyan İlgezdi’nin çalışmasına göre CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 9 Mart tarihli grup toplantısına 10 dakika yer veren TRT, AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın 10 Mart’taki grup konuşmasına 49 dakika, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin grup toplantısına ise 40 dakika ayırdı. İyi Parti’ye çok kısa süre yer ayıran TRT, HDP’nin grup toplantısını ise yayımlamadı.

VERGİ TOPLARKEN PARTİ AYRIMI YAPMIYOR

TRT’nin tarafsızlık ilkesini çiğnediğini söyleyen CHP’li İlgezdi, TRT’nin Anayasa’ya ve 2954 sayılı TRT Kanunu uyarınca, “Tarafsız bir kamu tüzel kişiliğe sahip” olduğunu hatırlatarak, “Vatandaşın ödediği elektrik faturasından, çiftçinin tarımsal sulama elektriğinden bile pay alan TRT’de vergi alırken parti ayrımı yok, ama yayınlarda var. Anayasaya, TRT Kanunu’na ve TRT yayın ilkelerine açıkça aykırı olan bu taraflı yayıncılık talimatı kim veya kimler tarafından verilmektedir? Bunu sorgulamak boynumuzun borcudur” dedi.

Lebalep kongrelerin faturası ağır oldu: Harita kırmızıya dönüyor

medyabold
Devamını Oku »

HDP davası AKP’yi de kapatır!

HDP’ye açılan kapatma davasında yer alan suçlamaların arasında Çözüm Süreci de var. İmralı görüşmelerinin kapatma gerekçesi sayıldığına vurgun yapan gazeteci Adem Yavuz Arslan, Çözüm Süreci’ne dair birinci elden bilgiler aktarıyor ve dikkat çeken sorular yöneltiyor:

  • İmralı ile yapılan görüşmeler MİT ve Saray koordinesinde değil miydi?
  • Çözüm Süreci’nde neler konuşuldu, kim neyi vaat etti?
  • Öcalan neyin hazırlığındaydı?
  • AKP’nin kurmayları Bülent Arınç, Yalçın Akdoğan, Hüseyin Yayman, Yasin Aktay ve diğer isimler aynı iddianame kapsamına girmez mi? BOLD

medyabold
Devamını Oku »

TÜİK salgında işsizliği azalttı

Türkiye’de 2020’ye işsizliğe bağlı yoksulluk intiharları damga vururken TÜİK işsiz sayısının 408 bin kişi azaldığını öne sürdü. Verilere göre geçen yıl istihdam edilenlerin sayısı da 1 milyon 268 bin kişi azaldı.

BOLD – Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) işsizlik rakamlarını açıkladı. Türkiye’de işsizlik oranı, 2020’de bir önceki yıla göre 0,5 puan azalarak yüzde 13,2 olarak gerçekleşti. İstihdam edilenlerin sayısı da 2,9 puanlık azalışla yüzde 42,8’e geriledi.

İŞSİZ SAYISI 408 BİN KİŞİ DÜŞTÜ

TÜİK, 2020 dönemi iş gücü rakamları açıklandı. Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2020 yılında bir önceki yıla göre 408 bin kişi azalarak 4 milyon 61 bin kişi oldu. İşsizlik oranı 0.5 puanlık azalış ile yüzde 13.2 seviyesinde gerçekleşti. Tarım dışı işsizlik oranı ise 0.7 puanlık azalış ile yüzde 15.3 oldu. Genç nüfusta işsizlik oranı yüzde 25.3, istihdam oranı yüzde 29.2 olarak gerçekleşti.

İSTİHDAM EDİLENLERİN SAYISI 1 MİLYON 268 BİN KİŞİ AZALDI

İstihdam edilenlerin sayısı 2020 yılında bir önceki yıla göre 1 milyon 268 bin kişi azalarak 26 milyon 812 bin kişi, istihdam oranı ise 2,9 puanlık azalış ile yüzde 42,8 oldu. İşgücü 2020 yılında bir önceki yıla göre 1 milyon 676 bin kişi azalarak 30 milyon 873 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 3,7 puanlık azalış ile yüzde 49,3 olarak gerçekleşti.

HER DÖRT GENÇTEN BİRİ İŞSİZ

15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki yıla göre 0,1 puan azalarak yüzde 25,3, istihdam oranı ise 3,9 puan azalarak yüzde 29,2 oldu. Aynı dönemde işgücüne katılma oranı 5,3 puanlık azalışla yüzde 39,1 seviyesinde gerçekleşti. Ne eğitimde ne de istihdamda olanların oranı ise bir önceki yıla göre 2,3 puanlık artışla yüzde 28,3 seviyesinde gerçekleşti.

EN ÇOK İSTİHDAM HİZMET SEKTÖRÜNDE

2020 yılında, istihdam edilenlerin yüzde 17,6’sı tarım, yüzde 20,5’i sanayi, yüzde 5,7’si inşaat, yüzde 56,2’si ise hizmet sektöründe yer aldı. 2020 yılında 4 milyon 716 bin kişi tarım sektöründe, 5 milyon 497 bin kişi sanayi sektöründe, 1 milyon 538 bin kişi inşaat sektöründe, 15 milyon 60 bin kişi hizmet sektöründe istihdam edildi. Bir önceki yıl ile karşılaştırıldığında istihdam edilenlerin sayısı tarım sektöründe 381 bin, sanayi sektöründe 64 bin, inşaat sektöründe 12 bin, hizmet sektöründe 812 bin kişi azaldı.

BUNUN ADI KATLİAM!

Türkiye’de 2002-2019 arasında tam 5 bin 806 intihar vakasının nedenini geçim sıkıntısı ve ticari başarısızlık oluşturdu. Ekonomik sebepler yüzünden yaşanan intiharların, toplam intiharlar içindeki payı 2018’de yüzde 7.3 iken, 2019’da yüzde 9.4’e yükseldi.  İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisine göre sadece iş yeri içinde ve/veya işe bağlı olarak intihar edenlerin sayısı 2020’nin ilk 8 ayında 54 kişi oldu.

Lebalep kongrelerin faturası ağır oldu: Harita kırmızıya dönüyor

medyabold
Devamını Oku »

Köylüye dayak atmaya da başladılar

Malatya Dedeyazı köyünde kurulu maden ocağının yetkilileri, köylülerin mezra ve bahçelere gitmek için kullandığı yolu kapattı. Arazisine gitmek isteyen köylülere dayak atıldı.

BOLD – Malatya Akçadağ’a bağlı Dedeyazı köyünde bulunan maden ocağı kaynak sularına, tarım alanlarına zarar verdiğini duyuran Evrensel, uzun zamandır madene karşı direniş sürdüren köylülerin son olarak arazilerine girmek istedikleri için maden ocağı yetkililerinin saldırılarına maruz kaldığını duyurdu. Berfin Güler’in haberine göre Özgür Çelikkaya, arazisine girmek isterken darp edildiğini söyledi.

Uğradığı saldırıyı anlatan Çelikkaya, “Traktörüm ile arazime gitmek için yola çıktığımda yolun kapatıldığını gördüm. Yolu açmalarını söyledim, ‘Kapatmayın yolu’ dedim. Mezraya gitmeme izin vermediler. Sonrasında da madenin patronu ve çalışanı üzerime saldırdılar” dedi.

DAYAK MI MADEN TOZU MU ÖLDÜRECEK?

Saldırıya tepki göstermek için köylüler basın açıklaması düzenledi. Açıklamada konuşan köylülerden Nayde Erkan “Köyün havası, suyu, bahçesi gitti. Bir de buraya geldiğimiz için dayak yiyeceğiz. Dayak yiyerek mi yoksa maden tozu yutarak mı öleceğiz?” diye sordu.

Saldırının yargıya taşındığını söyleyen Dedeyazı Dayanışma Derneği Üyesi Recep Çakır, saldırıyla ilgili yapılmak istenen basın açıklamasının da şirketi yetkilileri ve kolluk kuvvetleri tarafından engellenmek istendiğini ifade etti. Kapatılan yolun maden ocağı açılmadan önce mezraya ve bahçelere giden yol olduğunu söyleyen Çakır, “Ülkemizdeki ‘Madencilerden yana takınılan tavır’ köylüleri büyük sıkıntıya sokuyor” dedi.

HUKUKSUZLUK ALABİLDİĞİNE DEVAM EDİYOR

Tüm Köy Sen Malatya Şube Başkanı Ali Gürel ise “Maden ulaşım yollarını, otlak alanları tahrip etti. Bugüne kadar verilen mücadeleler sonucu belli kazanımlar sağlansa da köklü bir şekilde çözüme ulaşılamadı” dedi. Saldırı sonrası gözaltına alınanların savcılıktan serbest bırakıldığını söyleyen Gürel, “Buradaki hukuksuzluk alabildiğine devam ediyor. Meralar, otlaklar daraldıkça üretici köylü zor durumda kalıyor. Bunun ilk nedeni uygulanan tarım politikaları” dedi. Dedeyazı köyü halkının yanında olduklarını söyleyen Gürel köylülere Tüm Köy Sen’de örgütlenme çağrısı yaptı.

medyabold
Devamını Oku »

Lebalep kongrelerin faturası ağır oldu: Harita kırmızıya dönüyor

Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı haftalık salgın haritasında birçok ilin kırmızıya döndüğü görüldü. 70 ilde salgın vakaları artarken, akıllara AKP’nin her ilde yaptığı lebalep dolu etkinlikler geldi. 

BOLD – Son açıklanan salgın haritasına göre 70 ilde Kovid-19 vakaları arttı. Çok yüksek riskli il sayısı ise 25’ten 39’a çıktı. İstanbul’un ardından Ankara ve İzmir de çok yüksek riskli il kategorisine dahil oldu. Harita kırmızıya büründü.

ÇOK YÜKSEK RİSKLİ İLLERİN SAYISI ARTTI

Salgında üçüncü dalga uyarıları artarken, vaka sayıları her geçen gün artmaya devam ediyor. Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı İllere Göre Haftalık Vaka Sayısı Haritası’na göre tam 70 ilde vaka sayısı arttı. İstanbul’da her 100 bin kişide 178.25 olan vaka sayısı son haritada yüzde 41 oranında artarak 251.12’ye fırladı. Ankara’da 100 bin kişiye düşen vaka sayısı 68,53’ten 107,99’a, İzmir’de ise 78,57’den 111,47’ye yükseldi. Üç büyük il ‘çok yüksek riskli iller’ kategorisine girdi. Çok yüksek riskli il sayısı 25’ten 39’a çıktı.

KARADENİZ’DE VAKA ARTIŞI SÜRÜYOR

Samsun, Sinop, Giresun ve Ordu’daki kötü gidişat da devam etti. Haftalık verilere göre Samsun, Giresun, Sinop, Balıkesir ve Yalova 100 bin kişide en çok Kovid-19 vakası görülen iller oldu. Ayrıca, Bilecik, Bolu, Eskişehir, Kütahya, Antalya, Malatya, Erzincan ve Iğdır gibi iller de çok yüksek riskli kategorisine dahil oldu. En düşük riskli illerin Uşak, Bitlis, Siirt, Diyarbakır, Mardin, Şırnak, Hakkari ve Urfa olduğu görüldü. Uzmanlar, özellikle Doğu illerinde, az test yapıldığı için daha az vaka tespit edildiğini ifade ediyor.

HASTANELERDEKİ KOVİD-19 SERVİSLERİ DOLUYOR

İstanbul’da vaka sayısının çok hızlı bir şekilde arttığını belirten İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu, BirGün’den İsmail Arı’ya yaptığı açıklamada, “İstanbul geçen hafta çok yüksek riskli il kategorisine girdi ve Cumhurbaşkanı önlemleri değiştirmeyeceğiz diye açıklama yaptı. İstanbul’daki vaka artışı bize Ekim ve Kasım ayındaki artışı hatırlatıyor. Hastanelerde Kovid-19 servisleri yavaş yavaş doluyor. Önümüzdeki haftalarda hem günlük vaka sayılarının hem de günlük ölüm sayılarının daha da artmasını bekliyoruz” dedi.

YAKINDA BÜTÜN ÜLKE KIRMIZIYA BOYANACAK

“Hızla yeni bir pike doğru gidiyoruz. Yakında bütün ülke kırmızıya boyanacak” diyen Ankara Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Muharrem Baytemür ise, “Hastanelerde yoğun bakımlar dolmaya başladı. Gazi Üniversitesi Hastanesi ile Ankara Şehir Hastanesi’nin doluk oranlarında ciddi bir artış var. Günlük filyasyon oranı kentte 4 bini geçti ve önceki aylarda günlük 400- 500 civarındaydı” dedi.

İZMİR’DE VAKA SAYISI ÜÇ KAT ARTTI

İzmir’de günlük vaka sayısının 700 civarında olduğunu açıklayan ve Şubat ayı sonlarında ise günlük vaka sayısının 270- 280 civarında olduğunu belirten İzmir Tabip Odası Başkanı Dr. Lütfi Çamlı ise, “İzmir’de vaka sayısı dört haftada yüzde 160 oranında arttı. Sadece son hafta bile vaka sayısı yüzde 42 arttı. Kentlerin durumuna ilişkin 14 günde bir değerlendirme yapılması gerekiyordu. Artışlar devam ettiği halde bu değerlendirmeler ne Türkiye’de ne de İzmir’de yapılmadı” dedi.

VİRÜSÜN YAYILMASINDA KONGRELER ETKİLİ OLDU

En fazla vakanın görüldüğü Samsun’da gerekli önlemlerin alınmadığını belirten SES Samsun Şube Başkanı Aysel Ocak, “Samsun’da ve Karadeniz kentlerinde en az 10 günlük kapanma ve kentler arası seyahat kısıtlaması önerdik ama önerimiz dikkate alınmadı. Önerilerimiz dikkate alınmış olsaydı vaka sayısı bu kadar artmayacaktı bulaş zinciri kırılacaktı. Samsun’daki vaka artışında kentler arası geçiş, mutasyonlu virüsün yayılması ve düzenlenen kongreler etkili oldu. Samsun’da vaka sayısının artmasının karşısında bu göstermelik önlemlerin alınmasının dışında bir adım atılmıyor. Hastanelerde ciddi bir yığılma söz konusu” dedi.

15 Temmuz’dan 4 hafta önce ‘tarafını seç’ dediler

medyabold
Devamını Oku »