6 Aralık 2021 Pazartesi

Dolardan parayı vuran MHP’den kur yorumu: Tamamen psikolojik

TBMM Genel Kurul’da kur ataklarına ilişkin konuşma yapan MHP’li Akçay, dış ve uzantısı iç güçleri suçlayarak “Doların yükselmesi tamamen psikolojik algı operasyonları neticesinde oluşmuştur” dedi. Son genel seçimler öncesi aldığı 100 milyon TL’lik hazine yardımının önemli bir kısmını dövize yatıran MHP, bu işlemden yüzde 50 kar elde etmişti.

BOLD – Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla indirilen faizler yüzünden zaten yüksek olan dolar kurunda patlama yaşandı. Türk Lirası’nda son günlerde hızlanan değer kaybı korkutuyor. 14 TL’ye merdiven dayayan doların nerede duracağını kimse tahmin edemiyor. Dolara endeksli tüketim ürünleri ise son 1 ayda yüzde 100’e varan oranlarda zamlandı.

Şirketler artan maliyetlerden olumsuz etkileniyor. Ekonomistlere göre dolar kurundaki yükseliş daha fazla enflasyon ve daha fazla işsizlik olarak vatandaşa geri dönüyor.

MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, TBMM’de Bütçe görüşmeleri sırasında yaptığı konuşmada Türk Lirası’nın yabancı para birimleri karşısında son dönemde yaşadığı büyük değer kaybıyla ilgili ilginç bir konuşma yaptı.

DIŞ GÜÇLERİN UZANTISI İÇ GÜÇLER

Dolar kuru ve faiz üzerinden ekonominin değerlendirilemeyeceğini söyleyen Akçay, “Ekonominin battığını iddia etmek yalandır, kara propagandadır. Bazı odaklar döviz kurundaki ekonomik gerçeklerle bağdaşmayan suni dalgalanmaları istismar etmektedirler, adeta zil takıp oynamaktadır. Zil takıp oynayanlar, dış güçlerin uzantısı iç güçlerdir. Bu odaklar kur faiz fiyatları genel düzeyindeki dengesizlikler üzerinden manipülasyon üreterek vatandaşlarımızı karamsarlığa umutsuzluğa ve sokakların kör karanlığına çekmeye çalışmaktadır” dedi.

Türk ekonomisinin dış kaynaklı saldırı altında olduğunu iddia eden Akçay, “Terörle mücadelemizin rövanşını kur üzerinden almaya çalışıyorlar. Faiz lobilerinin döviz operasyonları, sinsice faiz kulisi yapan IMF’ci odakların kaos yaratma hali boşunadır” ifadelerini kullandı.

İstihdamın artmaya devam ettiğini ileri süren Akçay, “Doların yükselmesi tamamen psikolojik algı operasyonları neticesinde oluşmuştur. Bize biçtiğiniz rolleri, hapsetmeye çalıştığınız blokları reddediyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.

MHP PARASINI DOLARDA DEĞERLENDİRİYOR

MHP’ye 2018 yılında seçim çalışmaları için 100 milyon TL’nin üzerinden hazine yardımı yapıldı. 2018 Genel Seçimleri öncesi fazla miting yapmayan MHP’nin parayı nerede kullandığı merak konusu oldu.

MHP’nin parayla dolar aldığı iddiaları ortaya atılırken, o dönem gazetecilerin sorusu üzerine Bahçeli, “Dövize yatırılan bazı banka mevduatlarımız da bulunmaktadır” dedi.

MHP 15 Ağustos 2018’de döviz mevduatlarını bozdurma kararı aldı. Hazine yardımı aldığında 4,73 olan dolar satıldığı gün 6,80 TL’den işlem görüyordu.

Siirt’teki bomba seçim habercisi mi?

Dolardan parayı vuran MHP’den kur yorumu: Tamamen psikolojik yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

“Telefonu çıkart” diyen dayının ağzına telefonunu soktu

Sokakta ekonomiyi tartışan vatandaşlardan biri, “telefonunu çıkart” diyen AKP’linin ağzına telefon sokmaya çalışınca olanlar oldu. Bu sözlerden sonra başlayan kavga çevredekilerin müdahalesiyle büyümeden bitti.

BOLD – AKP Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın TV5’te katıldığı bir programda, hayat pahalılığından şikayet eden bir çiftçiye telefonu üzerinden cevap vermesi milat oldu.

“Telefonunu göster” tartışmaları, AKP ve muhalifleri karşı karşıya getiren sokak röportajlarının olmazsa olmazı haline geldi.

Sokaklarda, döviz atakları, zamlar ve hayat pahalılığından şikayet eden muhalifleri susturmak için “telefonunu çıkar” diyen dayılar türedi.

Sosyal medyada dolaşıma giren bir video, muhaliflerin sabrının taştığını gösterdi. Antalya’da ekonomiyi tartışan vatandaşlar arasında “telefonunu çıkar” polemiği yaşandı.

AKP’li vatandaşın sözlerine sinirlenen bir vatandaş telefonunu yaşlı adamın ağzına soktu. O anlar kameralara da yansıdı.

Çevredeki diğer vatandaşların müdahalesiyle tartışma fazla büyümeden önlendi.

19 yıldır gitmemek için her şeyi yaptılar! Bombalı araç başlangıç mı?

“Telefonu çıkart” diyen dayının ağzına telefonunu soktu yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Saray’ın sadık 10’lusu

Bold Medya, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın sözünden hiç çıkmayan, en yakınındaki 10 sadık ismi izleyicileri için derledi. Bu isimler arasında Binali Yıldırım’dan Yiğit Bulut’a kamuoyunun yakından tanıdığı isimler de bulunuyor.

BOLD – Siyasetçisinden mafyasına herkesin dilinde “Erdoğan iyi, çevresi kötü”… AKP tabanı da her başarısızlıkta aynı sözlerle Erdoğan’a sahip çıkıyor.

Bu sözlerin ne kadar doğru olduğunu Bold Medya takipçileri için araştırdı. İşte Erdoğan’ın sözünden çıkmayan en yakınındaki 10 isim.

19 yıldır gitmemek için her şeyi yaptılar! Bombalı araç başlangıç mı?

Saray’ın sadık 10’lusu yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Özgürlük Konferansı’nın ikincisi düzenleniyor

İnsan hakları kuruluşu AST’nin düzenlediği Özgürlük Konferansı-Freedom Convention Turkey’in ikincisine Columbia Üniversitesi İnsan Hakları Enstitüsü Direktörü David Phillips, New York Üniversitesi profesörlerinden Ruth Ben-Ghiat, Güney Afrika Avukatlar Birliği yönetim kurulu üyesi Mfana Gwala katılacak.

BOLD – Advocates Of Slenced Turkey’in (AST) geçen yıl ilki düzenlenen Freedom Convention Turkey’in ikincisi bu yıl 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nde gerçekleşecek. Üç oturumdan oluşacak panellerde alanında uzman isimler tarafından, Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlalleri ve adaletsizliklere ışık tutulacak.

Sivil ve politik hakları konu alan ilk oturumda, diktatörlükler, toplumda ayırımcı söylem ve baskı, yargının bağımsızlığı ve yargı üyelerinin haksız tutukluluklarına değinilecek. İkinci oturumda ise kaçırılmalar, cezaevlerinde kötü muamele ve işkence vakaları, hasta ve yaşlı tutukluların yaşadığı durumlar masaya yatırılacak. Konferansın son oturumunda, etnik ve cinsiyet kökenli ayırımcılık ve şiddet, Türkiye’nin Suriye politikası konuları uzmanları tarafından değerlendirilecek.

İnsan hakları ihlallerine ışık tutmakla kalınmayıp öneriler ve çözüm yollarının da görüşüleceği Freedom Convention Turkey 2021’e New York Üniversitesi profesörlerinden Ruth Ben-Ghiat, Güney Afrika Avukatlar Birliği yönetim kurulu üyesi Mfana Gwala, gazeteci-yazar Arat Barış, Aysel Tuğluk’un avukatı Serdar Çelebi, Columbia Üniversitesi İnsan Hakları Enstitüsü Direktörü David Phillips, yazar Anjel Dikme, modacı-aktivist Barbaros Şansal, yazar Meltem Arıkan gibi isimler panelist olarak katılacak.

Youtube’tan canlı yayınlanacak programın linki:

Özgürlük Konferansı’nın ikincisi düzenleniyor yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Arkadaşlar ‘Yeliz’ konuşuyor

TBMM Genel Kurul’da başlayan 2022 yılı bütçe görüşmelerinde kürsüye çıkan Kemal Kılıçdaroğlu, sözünü kesen AKP’li Ahmet Hamdi Çamlı’yı işaret ederek, “Arkadaşlar Yeliz konuşuyor” dedi. Kılıçdaroğlu’nun sözleri vekilleri kahkahaya boğdu. Kılıçdaroğlu’nun konuştuğu sırada yaptığı el hareketleri de gecenin en çok konuşulan konusu oldu.

BOLD – Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın konuşması ile başlayan 2022 yılı bütçe görüşmeleri sürüyor.

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Katar’da bulunması dolayısıyla, bütçe sunumunu Oktay’ın yapması tepki çekti.

Görüşmelerde eş genel başkanlar Pervin Buldan ve Mithat Sancar HDP adına görüş bildirdi. Sancar konuşmasında Katarlı bakanın sözlerini hatırlatarak, “Katar Dışişleri Bakanı’nın sözü, ‘Türkiye’nin ekonomik gidişatı nedeniyle ortaya çıkacak fırsatları değerlendiriyoruz.’ Bunlar nedir, bu fırsatlar… Bu ülkenin emekçi halklarının biriktirdiği kaynakların yok pahasına peşkeş çekilmesidir. İşte ülkeyi satmak diyorsanız budur. Buna dur diyecek gücümüz var” dedi.

hdp mithat sancar

Buldan ise, “Bu bütçe iktidarınızın son bütçesidir. Dönüşü olmayan gidiş bütçenizdir” değerlendirmesinde bulundu.

TBMM GENEL KURUL’DA KAHKAHA TUFANI

Görüşmelere CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşması damga vurdu. Hazırlanan bütçenin Türkiye’ye kumpas olduğunu savunan Kılıçdaroğlu ‘hayır diyeceklerini açıkladı.

Bu bütçe ile ülkenin fakirleşeceğini söyleyen Kılıçdaroğlu, “Bu bütçe, milletin alın terini sömüren bir bütçedir. Bu bütçe, fakirden alıp zengine veren bir bütçedir. Bu bütçe Türkiye Cumhuriyet Devleti’nin fakirleştiren bir bütçedir” diye konuştu.

45 dakika süren ve gergin geçen konuşma AKP’liler tarafından sık sık kesildi. Kılıçdaroğlu, sözünü kesen AKP İstanbul Milletvekili Ahmet Hamdi Çamlı’ya verdiği cevapla, Genel Kurulu kahkahaya boğdu. Kılıçdaroğlu, Çamlı’nın sözünü kesmesi sonrası CHP sıralarına dönerek ”Arkadaşlar Yeliz konuşuyor” dedi. Olay kısa sürede sosyal medyanın gündemine oturdu.

AKP Milletvekili ve Tayyip Erdoğan’ın eski şoförü Ahmet Hamdi Çamlı’nın, Yeliz Adeley adıyla sahte hesap açtığı ve o hesap üzerinden de Periscope yayını yaptığı daha önce ortaya çıkmıştı. Trollük yaptığı ortaya çıkan Çamlı, hesabı kapattı. Bu olayın ardından muhalif milletvekilleri Çamlı’yı ‘Yeliz’ ismiyle de anlamaya başladı.

KILIÇDAROĞLU’NUN EL HAREKETİ

Döviz kurudaki hızlı yükselişin borçlarla birlikte, AB ve ABD’deki enflasyonları da vatandaşa yüklediğini söyleyen Kılıçdaroğlu, bu sözleri sarf ederken bir de el hareketi yaptı. Bu harekette gecenin en çok konuşulan olaylarından biri oldu.

https://www.boldmedya.com/2021/12/06/19-yildir-gitmemek-icin-her-seyi-yaptilar-bombali-arac-baslangic-mi/

Arkadaşlar ‘Yeliz’ konuşuyor yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

19 yıldır gitmemek için her şeyi yaptılar! Bombalı araç başlangıç mı?

AKP’nin, ekonomideki olumsuz gelişmelerden sonra hızla erimeye başlamasının ardından Kılıçdaroğlu ve diğer muhalefet liderleri, yakın zamanda siyasi suikast endişelerini dile getirdi. Seçimin konuşulduğu bugünlerde 15 Temmuz gibi kanlı bir eylemin sahne konmasından endişe ediliyor. Siirt’teki amacı belirsiz bombalı araç olayı ise kafalardaki soru işaretlerini daha da arttırıyor.

BOLD – Türkiye’de 2002’den beri iktidarda olan AKP ilk ağır yenilgisini 17/25 Aralık Büyük Yolsuzluk operasyonları sonrası yapılan ilk genel seçimde aldı.

7 Haziran 2015 yılında yapılan seçimlerde AKP, çoğunluğu kaybedince koalisyon hükumetleri konuşulmaya başlandı. Kilit parti konumuna gelen MHP’nin lideri Devlet Bahçeli’nin koalisyona yanaşmaması yüzünden yeniden seçim kararı alındı.

862 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ

Seçimlerin yapıldığı 1 Kasım tarihine kadar Türkiye resmen kana bulandı. Ceylanpınar’da 2 polis evlerinde esrarengiz bir şekilde öldürülmesinin ardından parti mitingleri dahil her yerde bombalar patlamaya başladı.

146 günlük dönemde yaşanan siyasi çalkantılar bir yana, çözüm süreci sonlandı. Cumhuriyet tarihinin en büyük terör saldırıları gerçekleşti. Sadece Suruç ve Ankara’daki IŞİD saldırılarında 136 kişi katledildi. Aynı süreçte 167 güvenlik görevlisi hayatını kaybetti. Resmi açıklamalara göre, operasyonlarda 453 PKK’lı öldürüldü. Çatışmalarda 106 sivil can verdi. Bu dönemde iki bombalı saldırıda ölenlerle birlikte 242 sivil yaşamını yitirdi. İki seçim arasındaki dönemde hayatını kaybedenlerin sayısı 862’ye ulaştı.

AKP YENİDEN İKTİDAR

Kabus gibi beş ay yaşayan Türkiye, 1 Kasım 2015’te yeniden sandık başında gitti. AKP, yüzde 49,5 oy ve 317 milletvekili ile sandıktan tek başına iktidar olarak çıktı.

Gelecek Partisini kuran eski Başbakan Ahmet Davutoğlu o günleri şöyle anlattı: “Terörle mücadelede defterler açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz” dedi.

ADIM ADIM 15 TEMMUZ

AKP tarihinin en yüksek oy oranını alan Ahmet Davutoğlu’nun Saray darbesiyle görevden ayrılmasının ardından partinin kurucuları ve eski milletvekilinin Erdoğan’a yönelik eleştirileri de artmaya başladı.

AKP’nin kurucuları arasında yer alan ve bakanlık, milletvekilliği yapmış isimlerin art arda Hamamönü’nde çalışma ofisi tutmaya başlaması “Yeni bir siyasi hareket mi kuruluyor?” sorusunu akıllara getirdi.

Erdoğan’a karşı partide bir hareketlilik yaşanırken 15 Temmuz gerçekleşti.

15 TEMMUZ SONRASI

15 Temmuz sonrası siyasi hesapların tamamı yine değişti. Daha önce defalarca karşı olduğunu beyan eden Bahçeli’nin sürpriz bir şekilde Başkanlık teklifinin Meclis’e getirilmesini istedi. İki partinin oylarıyla Ocak 2017’de mecliste kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne 16 Nisan 2017’de gerçekleşen anayasa referandumunda yüzde 51,2’ye karşılık yüzde 48,8 ile halktan onay çıktı. Böylece Erdoğan 15 Temmuz sonrası ilk siyasi zaferini aldı.

MUHALEFETİN SİYASİ SUİKAST KAYGISI

Yakın zamanda muhalif liderler Erdoğan’ı işaret ederek, siyasi suikast duyumlarını kamuoyu ile paylaştı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Tayyip Erdoğan’ın iktidardan gitmemek için her yolu deneyeceğini savunarak, “Siyasi cinayetler kaygım var” görüşünü dile getirdi. İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı Koray Aydın da Sözcü gazetesinde yer alan röportajında “siyasi suikastler yapılacağı yönünde bizim da aldığımız duyumlar var” diye konuştu.

BOMBALI ARAÇ MUAMMASI

Erdoğan’ın Siirt ziyareti sırasında, iddiaya göre görevli polislerden birinin aracının altında bomba düzeneğine rastlandı. Uzmanlara göre, saldırı planı oldukça absürt.

Gazeteci Adem Yavuz Arslan, siyaset arenası ısındıkça Tayyip Erdoğan ve MİT’in kirli planlarının devreye girdiğini söyledi. 1 Kasım seçimleri öncesi Ceylanpınar saldırısıyla başlayan kanlı olaylar ve sonrasında gelen AKP’nin seçim zaferini hatırlatan gazeteci Adem Yavuz Arslan Siirt’teki bombalı araç konusunda muhalefeti uyardı.

Siirt’teki bomba seçim habercisi mi?

 

19 yıldır gitmemek için her şeyi yaptılar! Bombalı araç başlangıç mı? yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Siirt’teki bomba seçim habercisi mi?

1 Kasım seçimleri öncesi Ceylanpınar saldırısıyla başlayan kanlı olaylar ve sonrasında gelen AKP’nin seçim zaferini hatırlatan gazeteci Adem Yavuz Arslan Siirt’teki bomba konusunda muhalefeti uyardı.

BOLD – Siyaset sahnesi ısındıkça Tayyip Erdoğan ve MİT’in kirli planları devreye giriyor. İddiaya göre Erdoğan’ın Siir’tte yapacağı miting öncesi Nusaybin’den görevlendirilen bir aracın altında bomba bulundu.

Güvenlik uzmanlarına göre, absürt olan saldırı planı gerçek bir saldırı olmayacak kadar amatörce. Gazeteci Adem Yavuz Arslan, “Bomba neyin işareti?, Erdoğan neyin peşinde? Muhalefet ne yapmalı? sorularına cevap veriyor.

Erdoğan’ın ‘şahsımın devleti’ anlayışı: Benim başbakan olduğum yerde senin sesin çıkabilir mi?

Siirt’teki bomba seçim habercisi mi? yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Al Jazeera, Sedat Peker’in gözaltına alındığına ilişkin haberini geri çekti

Al Jazeera Televizyonu, suç örgütü lideri Sedat Peker’in Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yetkilileri tarafından gözaltına alındığı ve Türkiye’ye iade edilebileceği yönünde yaptığı haberi geri çekti. Haberle ilgili düzeltme metni yayınlandı.

BOLD – Sedat Peker, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, eski içişleri bakanlarından Mehmet Ağar ve hükümete yakın birçok isim hakkında uyuşturucu trafiği de dahil olmak üzere birçok iddiada bulunduğu sosyal medya paylaşımları ile uzun zamandır gündemden düşmüyordu.

Al Jazeera Televizyonu Peker’in BAE yetkilileri tarafından gözaltına alındığını ve uzun süredir iadesini talep eden Türkiye’ye iade edilebileceğini bildirmişti. Türk basınında da Al Jazeera kaynak gösterilerek aynı haber yer almıştı.

Habere ilişkin düzeltme yayınlayan Katar televiyonu, yeni haberine “Bu makalenin önceki bir versiyonunda hüküm giymiş Türk mafya babası Sedat Peker’in BAE yetkilileri tarafından gözaltına alındığı bildirimişti. Al Jazeera bu raporları doğrulayamadığı için bu cümle makaleden çıkarıldı.” notunu düştü.

Al Jazeera, yeni haber metninde, “Peker’in BAE yetkileri tarafından gözaltına alındığı belirtiliyor” ifadelerini kullandı.

Al Jazeera’nın yeni haber metninde, “Dubai’de sürgünden yayınladığı sansasyonel internet videoları üst düzey Türk yetkililer hakkında skandal suçlamalar içeren hüküm giymiş mafya lideri Sedat Peker de sustu ve uzun zamandır iadesini talep eden Türkiye’ye geri verilebilir” denildi.

Al Jazeera’nın söz konusu iddiası, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Katar ziyaretinin ve BAE-Türkiye ilişkilerindeki yumuşamanın ele alındığı haberinde yer almıştı.

BİR SÜREDİR SOSYAL MEDYAYA VE İNTERNETE DE ERİŞİMİ YOK

Geçtiğimiz aylarda Youtube hesabından çektiği videolara ara veren Peker, bir süredir sosyal medya hesabını da kullanmamaya başladı.

Sedat Peker, 3 hafta önce Birleşik Arap Emirlikleri’nde bir jet ski üzerinde görüntülenmiş ve jet skiyi kullanırken kendisini çeken kameraya, “Azem kardeş bazen film bitti dendiği yerden yeniden başlar. Bir gün Montenegro olur, başka gün başka bir yer olur. Unutma geceleri yavru kurtlar değil avcı kurtlar gezermiş Azem kardeş” ifadelerini kullanmıştı.

Bu videonun ardından bir daha haber alınamayan Peker’in kendisine özel olarak ayrılan bir alanda ev hapsinde tutulduğu ve internet erişiminin olmadığı iddia edilmişti.

Gazeteci Erk Acarer, bir süredir paylaşımda bulunmayan Peker hakkında “Birkaç ay önce, konuşması istenmediği için bir adaya götürülme olasılığından söz etmiştik. Bildiğimiz kadarı ile bir adaya götürülmedi ama deyim yerindeyse ada ayağına getirildi. Edindiğimiz bilgileri paylaşalım. Ev hapsinde olduğunu biliyoruz” ifadesini kullanmıştı.

Peker’in iletişim kaynaklarının kesilmesi ile ağır bir tecrit altına alındığını kaydeden Acarer, “Aktarılanlar kendisi ve ailesinin durumunun iyi olduğu yönünde. Türkiye’ye iadesi gibi bir durum da söz konusu değil” demişti.

Sedat Peker nereye gidebilir?

Al Jazeera, Sedat Peker’in gözaltına alındığına ilişkin haberini geri çekti yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Amiraller Bildirisi’ne dava: 103 amirale 316. maddeden ceza istendi

Bildiri yayımlayan 103 amiral hakkında hazırlanan iddianame Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi. Montrö bildirisindeki amirallere TCK 316. maddeden ceza istendi.

BOLD – Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ve kamuoyunda “Amiraller Bildirisi” ya da “Montrö bildirisi” olarak bilinen soruşturma tamamlandı. Hazırlanan iddianame Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.

“SUÇA KONU YAZIŞMALAR”

Soruşturmanın tamamlanmasının ardından hazırlanan iddianamede, emekli amiraller Türk Ceza Kanunu’nun 316. maddesinde yer alan “Devletin Güvenliğine veya Anayasal Düzene Karşı Suç İşlemek için Anlaşma” suçundan cezalandırılmaları talep edildi. Bu suç, üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezası öngörüyor.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamaya göre, iddianamede yer alan 103 kişi hakkında, “devletin güvenliğine veya anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşma” suçlamasıyla 3 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası talep edildi.

Açıklamada, haklarında gözaltı kararı verilenlerden bazılarının dijital materyallerinin incelendiği ve “suça konu yazışmaların” iddianameye eklendiği bilgisi yer aldı.

NE OLMUŞTU?

Türkiye’de 100’den fazla emekli amiral, TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un “Bir Cumhurbaşkanı Montrö’yü feshedebilir mi?” sorusuna “Teknik olarak evet” yanıtını vermesi ve Deniz İkmal Komutanı Tuğamiral Mehmet Sarı’nın gittiği bir tarikat evinde sarık ve cüppe ile fotoğraflarının ortaya çıkması üzerine başlayan tartışmalarla ilgili bir bildiri yayımlamıştı.

Hükümet temsilcileri, muhalefet ve Milli Savunma Bakanlığı (MSB) bildiriye tepki göstermişti.

Bildiride, “(…) Montrö Sözleşmesinin tartışma konusu yapılmasına/masaya gelmesine neden olabilecek her türlü söylem ve eylemden kaçınılması gerektiği kanaatindeyiz” denmişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, rütbeli bir askerin bir cübbeyle namaz kıldığını gösteren fotoğraf hakkında “Münferit bir olay” demiş ve görüntüyü yanlış bulduğunu belirtmişti.

Bildiri için ise, “Bir gecede 104 emekli amiralin böyle bir girişimde bulunması asla kabul edilemez” açıklamasını yapmış ve eklemişti: “Buna ifade özgürlüğü diyemeyiz. Bu yöntem ve bu tarz ifadeler dünyanın her yerinde demokrasiye saldırı olarak kabul edilir ve aynı şekilde muameleye maruz kalır.”

SORUŞTURMANIN GEÇMİŞİ

Başsavcılık, 4 Nisan’da bir grup emekli amiralin yayımladığı “Montrö bildirisi”ne ilişkin soruşturma başlattığını duyurmuştu.

Soruşturma kapsamında, 5 Nisan’da Ergun Mengi, Atilla Kezek, Alaettin Sevim, Ramazan Cem Gürdeniz, Nadir Hakan Eraydın, Bülent Olcay, Kadir Sağdıç, Türker Ertürk, Turgay Erdağ ve Ali Sadi Ünsal gözaltına alınmış; Engin Baykal, Cemil Şükrü Bozoğlu, Mustafa Özbey ve Atilla Kıyat’a ise emniyete gelmeleri için tebligat yapılmıştı.

Şüpheliler, ifade işleminin ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

Soruşturmada, 6 emekli amiral ile 1 emekli general 16 Nisan’da ifadeye çağrılmış, 22 Nisan’da şüphelilerden 6’sı adli kontrolle serbest bırakılmıştı. Emekli amiral Işık Biren ise tedavi gördüğü için ifadeye gelememişti.

Geri kalan şüphelilerin ifadesi ise 27 Mayıs’ta almıştı.

Erdoğan’ın ‘şahsımın devleti’ anlayışı: Benim başbakan olduğum yerde senin sesin çıkabilir mi?

Amiraller Bildirisi’ne dava: 103 amirale 316. maddeden ceza istendi yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Erdoğan’ın ‘şahsımın devleti’ anlayışı: Benim başbakan olduğum yerde senin sesin çıkabilir mi?

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya yönelik kameralar önündeki tavrıyla yeniden tartışmaya açılan Erdoğan’ın bakanlarına yönelik tavrı ve ‘şahsımın devleti’ anlayışında AKP lideri, bir adım daha ileri gitti. Paradan altı sıfır atılması ile ilgili polemikte Erdoğan, Babacan’a “Benim başbakan olduğum yerde senin sesin çıkabilir mi? ” diye konuştu.

BOLD ANALİZ –  Erdoğan’ın herkesi ve herşeyi ‘yönetme aşkı’ sözlerine ve davranışlarına aksediyor. Şehirlerdeki valiler ve kaymakamlar için konuşurken ‘benim valim, benim kaymakamım’ diye konuşan Erdoğan’ın sözleri ve tavırları en yakınındaki bakanları dahi zor duruma düşüyor.

Erdoğan’ın tavrı nedeniyle Sağlık Bakanı Fahrettin Koca geçtiğimiz hafta kendi bakanlığına ilişkin bir düzenleme ile ilgili konuşmaktan korkmuş ve kameralar önünde, “Siz izin vermeden ben söyler miyim?” demek zorunda kalmıştı. Erdoğan, bu kez eski bakanı Babacan’a “Benim başbakan olduğum yerde senin sesin çıkabilir mi?” diye seslendi.

İşte Erdoğan’ın ‘şahsımın devleti’ ifadesiyle adlandırılan ve ‘yönetme anlayışı’nı ortaya koyan kendi ağzından sözleri.

“İNGİLTERE, ALMANYA, FRANSA VE ŞAHSIM”

2019 yılı Aralık ayında Suriye ve Suriyeli göçmenlerin durumu konusunda İstanbul’da bir zirve gerçekleştirildi. Zirveye Almanya Başbakanı Angela Merkel, İngiltere Başbakanı Boris Johnson, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan katıldı.

Erdoğan, yaptığı açıklamada, “Ve bunun dışında bir dörtlü zirve yaptık. Ve bu dörtlü zirvede de İngiltere, Almanya, Fransa ve şahsım bu dörtlü zirvede çok açık net ne söylediysem her zaman bunu orada da dile getirdim.” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın zirve sonrası yaptığı açıkalamada kullandığı “İngiltere, Almanya, Fransa ve şahsım” cümlesi günlerce konuşuldu. Bu sözlerden sonra Erdoğan’ın yönetim anlayışı ‘şahsımın devleti’ şeklinde özetlenir oldu.

“SİZ İZİN VERMEDEN SÖYLER MİYİM EFENDİM?”

Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminden beri bakanlara kendi alanları ile ilgili müjdeleri bile açıklama izni vermediği ve her önemli açıklamayı kendisinin yaptığı biliniyor.

Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta kameralar önünde Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı zor duruma düşüren sözleri de bu durumu bir kez daha ortaya koydu.

AKP’nin son grup toplantısı sonrası habercilerle TBMM’de görüşülen sağlık düzenlemesi ile ilgili sohbet eden Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, gazetecilerin düzenlemeye ilişkin sorularını cevaplandırıyordu. Koca, düzenleme ile sağlık çalışanlarına yapılacak zamların maaşlarına da emeklilerine de yansıyacağını söyledi.

Ancak bu sırada Koca’nın açıklamalarını tam olarak duyamayan Erdoğan, Koca ile gazetecilerin bulunduğu topluluğun yanına geldi ve “Ne söyledi. Ne söyledin sen şimdi?” diye Sağlık Bakanına çıkıştı.

Gazetecilerin hekimlerle ilgili düzenlemenin konuşulduğunu söylemesi üzerine Erdoğan, “Ne söyledi? Ne söyledi bana bir onu söyleyin? … Ama ne söyledi? … Bırak sen şimdi… Ne söyledi ya?… Para pul söylemedi mi?” şeklinde sorularla gazetecileri ve Koca’yı sıkıştırdı.

Gazeteciler önünde zor duruma düşen Fahrettin Koca, “Hiç söylemedim efendim. Söyler miyim efendim? Siz izin vermeden ben söyler miyim?” ifadelerini kullanmak zorunda kaldı. .

BENİM BAŞBAKAN OLDUĞUM YERDE SENİN SESİN ÇIKABİLİR Mİ?

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ile eski bakanı Ali Babacan arasında son zamanlarda Türk lirasından altı sıfır atılması ile ilgili tartışma da ‘şahsımın devleti’ anlayışını gözler önüne serdi.

Eski AKP üyesi ve 2002-2007 yılları arasında ekonomiden sorumlu devlet bakanı olan Ali Babacan, partisinin toplantılarında ve röportajlarında, Türk lirasından altı sıfırın atılmasının kendi bakanlığı döneminde gerçekleştiğini dile getiriyordu.

Erdoğan, 30 Kasım’da TRT’ye verdiği röportajda isim vermeden Babacan’ın bu açıklamalarını eleştirdi. “Biz 6 sıfırı atıyoruz dediğimizde, ‘Taksim Meydanı’nda anırırım’ diyenler vardı. En yakınımda olanlardan bile, şu anda o da siyasette, ‘kurmayacağım’ dediği halde parti de kurdu. Şimdi 6 sıfır attık diye övünmeye başladı. Ne sen attın ya? Dönemin başbakanı olarak ben attım” dedi.

Ali Babacan da Erdoğan’a “Altı sıfırın atılması benim sorumluluğum altında, o gün bağımsız olan Merkez Bankası ile Hazine Müsteşarlığı’nın ortak çalışması sonucu gerçekleştirilen bir reformdur. Parada altı sıfır atılacağını Türkiye benden duydu.” diye karşılık verdi.

Cumartesi günü Siirt’te yaptığı konuşmada bir kez daha Babacan’ı gündemine alan Erdoğan’ın eski bakanına yönelik sözleri AKP liderinin bakanları ile arasındaki ilişkiyi özetliyordu.

Erdoğan, “Bu CHP yanına taktığı o bazı tiplerle.. Adeta arkasında boş teneke… Ne diyorlar? ‘İşte biz şuraya çıkarmıştık.’ Şunu bir defa bilmeniz lazım. Benim başbakan olduğum yerde senin sesin çıkabilir mi?” diye konuştu.

Erdoğan’a bakan olacağına simit sat onurunla yaşa!

Erdoğan’ın ‘şahsımın devleti’ anlayışı: Benim başbakan olduğum yerde senin sesin çıkabilir mi? yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Beraat eden yazar Nihat Dağlı: Öylece susmak izah edilebilir gibi değil

Yazar Nihat Dağlı, akıl almaz iddialarla tutuklandı. 18 ay Silivri Cezaevinde hapis yattı. 450 gün iddianamesinin yazılmasını bekledi. Geçen ay ise ‘suçsuz’ olduğu anlaşıldı ve beraat etti. Bir gecede ‘terörist’ ilan eden edebiyatçılardan biri olan Dağlı, yaşananlara dair sorularımızı cevapladı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL 

Bank Asya’ya para yatırmak, Işık Yayıncılık’ta çalışmak ve NT mağazalarından alış veriş yapmak gibi iddialarla tutuklanan ve 18 ay Silivri 4 Nolu L Tipi Cezaevinde hapis yatan şair-yazar Nihat Dağlı, geçen ay hakkındaki tüm ‘suç’lamalardan beraat etti. Kendisiyle bir gecede değişen hayatını, içeride neler yaşadığını, ne düşündüğünü, neler yazdığını konuştuk. En çok merak ettiğimiz konu ise iktidara yakınlığıyla bilinen ama tek bir söz etmeyen kendi çağdaşı şair ve yazarların sessizliğiyle ilgili düşünceleriydi.

Cezaevinden çıktıktan sonra ilk yaptığı işlerden birinin, bir dönem okuduğu yazarların kitaplarını kütüphanesinden çıkarmak olduğunu söyleyen Dağlı, “Öylece susmak izah edilebilir gibi değil.” diyor.

O kadar isim, o kadar imza; şair, öykücü, romancı, düşünürün adaletsizliğe, bu çürümüşlüğe hiçbir itirazlarının olmamasını eleştiren Dağlı, yanlış ağızlarla kurulan doğru cümlelerin kurucu değil, yıkıcı olduğunu ifade ediyor: “Hayatımdan düşenler kitaplığımda kalamazlar. Kitaplığımda insanlığın temel ilkelerine mugayir duran, diplere düşen ne kadar yazar varsa hepsini eledim. Kurdukları cümleler doğru olabilirdi ama ağızları, kendileri yanlıştı artık. Yanlış ağız ama doğru cümle, kurucu değil, yıkıcıdır.”

Geniş bir okur kitlesine ulaşan ve bu yıl 20 yaşına basan “Hiç Kimseye Mektuplar”, Çıkar Sokak, Elveda Oblomov, Herşey Büyürken Oldu, Kadıköylü Hölderlin kitaplarının yazarı Nihat Dağlı sorularımızı cevapladı.

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 23 Mart 2018’de tutuklanan Nihat Dağlı, 11 Eylül 2019’da tahliye edildi. Cezaevinde Firar Denemelerini yazdı, ancak henüz yayınlanmadı.

Türkiye’de bir gecede değişen sosyal ve siyasal iklimi en yakından yaşayan yazarlardansınız. 15 Temmuz’dan sonra hayatınız nasıl değişti?

İnsan seçim yaptığında, yapabildiğinde, iradesi üzere göründüğünde beliren bir form. Seçmediğinde, seçmediği durum ve hâlin içine çekildiğinde, dayatmayla yapmak durumunda kaldığında ise insan denen varlık hükümsüzleşir, ölür. Kant’ın görev ahlakıyla bir şeyi yapmak dahi can sıkıcı bir durumdur. Bu tespit, ontolojimi kuran, ben diye görünen evrenin zeminidir. Vazgeçilmezim olan bu hâli toplumsal bağlamda da görmek isterim. Dolayısıyla varlığım, varlığımın göstereni olan eylemliliğim bu zeminde gerçekleşti. Varlığa, topluma, farklı olana bu zaviyeden baktım. Dillerin ve renklerin kendince belirdiği bir toplumsallığa çalıştım. Hem teorik hem de pratik olarak insan hakları başlığı altında eyledim, bileşimlerde yer aldım.

Bu hal üzere 15 Temmuz gecesine vardım. Dışarıdaydım, geç vakitte eve varmıştım. Daha oturmamışken, salonda, açık duran televizyonun gösterdiğiyle kalmıştım. Darbe, darbe girişimi ontolojik zeminde karşı olduğum şeydi. Hiç düşünmeden bir itiraz olarak sokağa döndüm tekrar. Karıştığım kalabalık, takip ettiğim hesaplar, olup bitenlerin alabildiğince çıplaklığı ürküttü, üşüttü beni. Başka türlü bir refleksle karşı karşıya olduğumuzu hissettirdi. Korkunç bir “olay” duygusu içinde kalmış, Immanuel Wallerstein’in bu bağlamda söyledikleri düşmüştü zihnime. “İşte kimliklerin, yapısallıkların, iktidar taleplerinin körleştirici evreni ve insanı yerinden eden pragmatizmi” demiş, öylece eve dönmüştüm.

Kalbimle, kitaplığımla kalmıştım. Yapısal olan ile hep mesafeli yaşadım, bu anlamdaki kayıplarla çok ilgili olmadım. Eve, kendime çekilişimde, insanlar, en dokunulabilir hikâyeler düşündürttü beni. Şimdi ne yaşanacaktı? İçinden geçtiğim muhafazakâr sosyolojide beliren bu krizin vereceği fotoğraf nasıl olacaktı? Birkaç gün içinde olup biten olup bitecek olana işaret oldu. İlke, rasyonalite çekildi veya itildi kenara, Canetti’nin Kitle ve İktidar’da anlattığı yaşandı. Önce söz vardı belki ama şimdi yoktu. Aklın değil, duygu ve tutkuların sokakları dolduracağı bir mevsim görünüyordu. Binler, on binler devrilecek, yerlerinden olacak, çok bilinmeyen agorada, pazarda ölmemek için yollar aranacaktı. Her tarafından kıstırılmış halde yaşamıyor gibi yaşayarak…

Okumalarımın, anlama çabalarımın armağanı olan hikâyemde başlığa çıkan ilke neyse ona tutundum. Sahip olduğum şeyleri kaybedebilirdim ama kendimi kaybetmeyi göze alamaz, düşünemezdim. Biyolojik yaşam adına altını çizdiğim kendiliğimi yitiremezdim. Öylece baktım, gördüm, yaşadım. Bir korku unsuruna dönüşmek nedir öğrendim. Kazanç mertebesine yükselen çok kayıbım oldu. Yıkarken kuran bir yaşam pratiğinden geçtim. Şimdi daha az ve çoğum; kendiliğimle baş başa…

Cezaevine girdiğiniz o ilk an ne hissettiniz? Yaşadığınız şok muydu mesela. “Ölüme yatırılmak gibi” şeklinde bir cümlenizi okumuştum.

Başkentte kopan, sağa sola çarparak büyüyen fırtınayı görmüyor değildim. Ancak yine de biraz iyimserdim. Ne de olsa, kendimi siyaset felsefesinin klasiklerinden geçirmiş, oralarda devlet diye görünen organizasyonda olmazsa olmaz bir aklın kalacağına inanıyor, Ankara’nın da böyle belireceğini düşünüyordum. Anayasa teorisi ve evrensel hukuk müktesebatı, silahlı terör örgütü tanımlaması ve içeriğini ciddiye almayı gerektiriyordu. Sokaktan bağımsız olarak nesnel davranılacağı, öznelliğe ve duyguların hâkimiyetine yol verilmeyeceğine dair bir beklentim vardı. 15 Temmuz gecesinin üzerinden geçen zaman, bu zamana doluşan hikâyeler yanıldığıma işaretti, sahiden başka türlü bir pratikle kaldığımız ortadaydı. Dışarıdaydım hâlâ; gizlenmeden, neysem o halde beliriyordum. Otuz yıldır oturduğum evde yaşıyor, kendi ismim ve görüntümle sosyal medyada yer alıyordum. Kimi karşılaşmalar ve üzerimde yoğunlaşan bakışlardan, dışarıda kalışıma anlam verilemediğini hissetmeye başlamıştım. Durum o kadar vahimdi demek…

Nihayet 2018’in Mart’ında, bir roman dosyasına çalıştığım gecenin sabahında polisler kapımı çaldı. Askerlikte dahi silah kullanmamak için direnen, bu yüzden dayak yiyen ama yine de eline silah almamış, Tolstoy’un pasifizmine yakın şiddet karşıtı biri olarak “silahlı terör örgütü üyeliği” başlığı altında gözaltına alındım. Okumalarım üşüştü zihnime; Bakunin, Kropotkin, Proudhon, Foucault, birçok isim ve metin… Hapishanenin Doğuşu’ndan geçmişliğim, en son yazdığım metinlerden biri olan Panoptikon’dan Kaçış…

Okumalarımdan bildiğim ama hiç deneyimlemediğim bir durumda bırakılmıştım. İtiraf edeyim, tedirgindim. Polis, sorgu, cumhuriyet savcısı, mahkeme salonu, sonra müphemlik… Bütünlüğümden kopuk herhangi biri olarak karşılanmış olmak aşağılayıcıydı. Yargıyla, daha doğrusu ön-yargıyla yönelmiş bakışların nesnesi kılınmış, bu canımı acıtıyordu.

On günlük gözaltından sonra türkülerden bildiğim Metris Cezaevi’ne bırakıldığımda kısmen rahatladım. Müphemlik bitmiş, artık tutukluydum. Pişman mıydım, bu süreçte başka türlü davranarak dışarıda kalmak ister miydim? Asla! Dahası içeri alınarak dışarı çıkarıldığımı hissettim. Tedirginliğim bitmiş, kaygılarım sönümlenmişti. Sanki daha da özgürleşmiştim. Neye maruz kaldığımı biliyor, karşılaştığım muamelenin neliğini görüyordum. Yitirmemiştim kendimi, kendime tutunmuştum.

On günlük gözaltından sonra girdiğim cezaevinin ilk gününde daracık avluda yaktığım sigara huzurda kaldığıma işaretti. Evet, tutuklu bütünlüğünden kopartılarak ölüme yatırılır, ölümden geçirilerek terbiye edilir. Ama ele geçirilemeyen bir evren de vardır, teslim alınamayan… Beden dört duvar arasında tutulabilir, içindeki şehirlerle beliren zihin ve kendilik ise ele geçirilmez, teslim alınmaz.

Bir yazar olarak içeride bir günü nasıl geçiriyordunuz? Kimlerle, nelerle karşılaştınız? En çok nelerden yoksun kalmak sizi yaraladı?

Metris Cezaevi’ndeki misafir olduğumuz gecenin sabahında kelepçelenerek tabut olarak isimlendirilen araçlara bindirildik. Silivri Cezaevi Kampüsü’ne götürülüyorduk. Ellerime baktım, kelepçelerime… Ülke geçti zihnimden, bütün bir hikâyem. Cümle kurmaktan ev(lilik) kurmaya vakit bulamamış ellerimde metal bir soğukluk, içimde müstehzi bir eda…

Daracık yerde bir yayın grubunda editör, grafiker olarak çalışmış 25 kişiydik. Ama şimdi “silahlı terör örgütü üyesi” iddiasıyla elleri kelepçelenmiş ve 530 gün kalacağımız cezaevine götürülüyorduk. Aramızdan baygınlık geçirenler oldu. “Payımıza zulmetmek değil, mağdur edilmek düştü” dedim, “Zulmetmek mi, mağdur olmak mı? İşte, olmak veya olmamak, bütün mesele bu. Silivri’ymiş, çok soğuk imiş… Zulmeden olmak, daha yakıcı ve yıkıcı olmaz mıydı?”

Silivri’ye vardığımızda soyunduk, arandık, kayıt altına alındık. Kollarımızın altına taşımakta zorlandığımız yataklar bırakılarak kalacağımız koğuşlara götürüldük. İşte bir cezaevi koğuşunun kapısındaydım. Demir bir kapı, ortasında içeriyi gösteren küçük bir bölüm… Biz dört kişi duvar dibinde sıralanmış bir daha aranırken, koğuş kapısındaki küçük bölmeden bakan gözler gördüm. “Nihat Dağlı geliyor” şeklinde bir çığırış duydum içeriden. Sanırım dedim, beni tanıyan insanlar var içeride.

Kapı açıldı, yataklarımıza/eşyalarımıza uzanan eller oldu. İçeri girdiğimizde odalardan çıkan, merdivenlerden inen onlarca insan… Koğuşun ortak alanında oturtulduğumuz masalarda etrafımız sarıldı, geçmiş olsun demek için sıraya girildi. Gözaltı tecrübeleri vardı, bilirlerdi halimizi, hemen çaylar getirildi. Odalarımız ayarlandı, ihtiyaçlarımızın temini konusunda yardımlar oldu. Günler geçince koğuşu tanıdım. Normalde on kişinin kalabildiği koğuşta otuz-kırk arasında kişi kalıyordu. Koğuşun çoğunluğu akademisyenlerden oluşuyordu. İçlerinde kitaplarımdan tanıyan, takip edenler vardı. Çok geçmeden yabancılık çekildi aradan, duyguda bir eşitlenme gerçekleşti.

Günüm nasıl geçiyordu?
Doğrusu, dışarıda nasıl geçiyorsa öyle… Hayatım çalışma masasında, kitapların arasında geçti. Yalnız kaldığım bir odam yoktu ama kitapsız kalmayacağım netti. Kitaplara daha fazla gideceğimi, sığınacağımı biliyordum. Bir kalem ve defterlerimin de olacağını. Hem yakın davranan, sıcak karşılayan insanların arasındaydım. Kütüphaneden istemek üzere kitaplar listeledim. Klasikleri bir daha okuyacaktım. Don Kişot’tan başlayıp Proust’a varana kadar… Sonra Spinoza evreninde gezinme arzum vardı, bu gerçekleşti.

Gazetelerin hafta sonu ve kitap ekleri nimet oluyordu. Yeni yayınları takip ediyor, beş-altı kişilik bir grup temin edilecek kitapların listesini oluşturuyorduk. Gelen kitaplar aramızda dolaşarak, okunarak dışarı çıkarılıyordu. Okumak, dil öğrenmek, spor, eldeki ketıl ile harika yemekler pişirmek, manav-kantin-telefon-mektup-açık/kapalı görüş günü beklemek, gelen avukata çıkmak, dava sürecini takip etmek, mahkeme gününü beklemek vakti doldurmaya, oyalamaya yetiyordu.

Neden yoksun kaldım? Uzunca yürümekten. Yolu bir duvar kesmeden, ağaçların arasından, bir deniz kenarından uzunca yürüyüşler yapmaktan… 450 gün sonra, mahkemeye giderken, o tabut arabanın sık örülü penceresinden ağaç görebildim, bir ufku izleyebildim. Avluya açılan koğuş kapısının nemli dibinde bir bitki büyüyordu. Koğuştaki herkes ona özenli davranıyor, önünde vakitler geçiriyordu. Varlığı görmezden gelinmeyecek duruma erdiğinde gardiyanlar çekip koparıyordu. Cezaevi nedir? Avludan görülebilen gökyüzünün dikenli tellerle parçalanması, yeşillik ve toprak kokusu ihtiyacının manavdan gelen ot, sebze ve meyve üzerinden karşılanmasıdır.

Edebiyat tarihi cezaevinde yazılmış kitaplar, romanlar, günlükler, şiirler ve mektuplarla dolu. Kendinizi böyle bir ortamda bulunca ne düşündünüz?

Evet, öyledir, buralarda daha çok böyledir. Suç nedir? Yasaya mugayir olmak… Yasa nedir? Bir toplum sözleşmesinin ruhunu koruyan kanunlar… Yazar denen insan türü, bir arada yaşamayı imkânlı kılan toplum sözleşmesinin ruhuna karşıt konumlanır mı? Platon’un devletinde başlığa çıkarılan sınıfa akraba yazar cinsi neden böyle bir şey olsun ki? Hayır, buralarda cezaevinde yazılmış kitapların çokluğu bu sebep üzerinden okunamaz, yazarlarımız evrensel anayasa fikri ve ruhuna ters düştükleri için durum böyle değil.

Peki, sebep nedir?

Şu açık bir gerçektir: Çoğul bir şey olan toplumu bir arada tutup yaşatan sözleşme anlamında bir anayasamız olmadı hiç. Dolayısıyla anayasanın kurduğu bir devletimiz de… Buralarda, oy vermiş görünse de toplumun inşa ettiği anayasalardan çok, kutsal ve dokunulmaz olan devletin kendini merkezileştirerek oluşturduğu anayasa metinlerinden bahsedilebilir. Evrensel anayasa fikrinin inşa ettiği devlet değil, kendinden menkul devletin inşa ettiği yerel bir anayasa durumumuz var. Devlet norm belirlemiyor sadece, kendisi tartışılmaz bir normdur. İnsanın yerüstü ve yeraltından geçerek kurulan bir dilin göstereni olan yazarlar doğal olarak normatif olamaz, bir şekilde normatif olanla çatışırlar. Zira gerçeklik normatif değildir. Gerçekliğe vurgu olarak beliren yazarlar anormalleşince norm sahipleriyle karşılaşır, nihayette kendilerini cezaevinde bulurlar.

Kendimi cezaevinde görünce ne hissettim? Evrensel hukukun değil, yerel ve milli bir hukukun cari olduğunu bildiğimden hiç şaşırmadım. Fakat gözaltı, tutukluluk ve yargılanma sürecinde gördüğüm hal, ülkenin adalet mekanizması epey şaşırttı. Cam giydirilmiş gösterişli adalet saraylarındaki yargının niteliği içler acısı. Dökülen iddianameler, gerçekliği ispat edilemeyen suçlamalar, usul açısından bile yürütülemeyen yargılamalar…

Kişisel tarihinizde önemli bir yeri olan Hiç Kimseye Mektuplar’ın yazarı olarak yine hiç kimseye mektuplar yazmaya devam ettiniz mi? Okurlarınızdan da eminim çok mektup gelmiştir. 

Evet, mektuplar aldım. Okurlardan, dostlardan… Burada özellikle iki ismi anmak isterim. İçinden geçtiğim bu sürecin alnında parlayan, bana armağan gibi gelen iki isimden… Kendisiyle (Eski) Mazlum-Der’de beraber çalıştığım avukatım Mehmet Ali Devecioğlu ve kendisi de bir KHK ile kürsüsünden kovulmuş sosyoloji doçenti Fatma Zehra Fidan…

Mehmet Ali Devecioğlu, yüzlerce mafyatik insanla kaldığım Vatan Emniyet’te gözaltında buldu beni, polis sorgusunda yanımda bulundu, Silivri Cezaevinde hiç yalnız bırakmadı, kendisiyle bolca Arabi-Spinoza konuşma imkânı buldum. Yargılandığım süreçte üzerine aldığı sorumluluk ve verdiği fotoğraf benim için muhteşem anlamlı.

Fatma Zehra Fidan ise, itildiğim kuyuya sarkıtılmış bir ip oldu. Tutuklandığımı öğrenir öğrenmez yazdı, kurduğu cümleler Silivri’ye kadar uzandı. Bana ulaşan ilk mektubundan sonra elime kalemi, defteri alabildim. İçinden geçtiğim içimden geçenler, Fatma Zehra Hoca’ya yazdığım mektuplar üzerinden dışarı çıkabildi. Bir anlamda bana editör oldu, yazdıklarımı kamuoyuyla buluşturdu. Bu mektupları, metinleri yazmasaydım sanırım oralarda daha mutsuz bir vakit geçirirdim. Yazmaya başlayınca, dahası yazdıklarım dışarıda yayımlanınca varlığımı hissettim. İçeri tıkılamadığımı, teslim alınamadığımı deneyimledim.

Evet, “hiç kimseye” mektuplar da yazdım. Özellikle “Ya Evde Yoksan” başlıklı metin öyle bir mektuptu. Muhatabı hem vardı, hem yoktu. Kişi olarak yoktu ama hal olarak sokakları dolduran bir şeydi. Beni merak eden ama hatırımı sormaktan da çekinen, içinden mektup yazmak geçen ama benden mektup alınca tedirgin de olacak dostların varlığını hissediyordum. Bunun üzerine şöyle şeyler yazdım:

“Sana yazmayı çok istedim, istiyorum. Mektup adresini bilmiyor oluşum bir bahane. Sebep bu değil, içimde dolanıp duran şey tuttu beni, tutuyor. Ülkenin yeni hallerinden biri bu; kapı ve pencerelerden girip içlere kadar sızmış şey. Bir korku, bir kaygı. Başefendi gibi içimizde oturuyor veya biz artık onun içinde hayatlarımızı çürütüyoruz. İtiraf edeyim, sana yazmaktan çekiniyorum. “Tamam” diyorum, “dostuna yazmak istiyorsun. Sular seller gibi ona dökülmek… Peki, o senden mektup almak ister mi? Mektubun onu tedirgin etmez mi?” İçimden geçince böyle şeyler, kalemi-defteri bırakıp düşüne kalıyorum. Öyle ya, sırf sana yazdığım için ve sen benden mektup aldığın için şüpheli durumuna düşebilirsin. Değil mi, böyle bir tedirginlik böyle bir korku, sokakları, hayatlarımızı doldurmamış mı? Ya kapısını çaldığım adreste yoksan? Çalsam kapını ve açmazsan kapını? Evet, “ya evde yoksan!” Bana adres olmaktan çıkmışsan!?”

18 ay hapiste kalmak size ne öğretti?

Tutukluluk bildiğim bir şeydi; üzerinde epeyce okuduğum, düşündüğüm bir hal… Edebiyata düşen gölgesinden, karanlığından tanıyordum onu. Düşünceyi, felsefeyi izleyerek ona epey bakmış, tutuklu insanın neye benzediğine dair kanaat edinmiştim. İnsan niçin, ne üzere tutuklanır? Hangi sınırdan atlıyor ki, hemen arkasından tutulup tutuklanıyor? Yaşamın, kendinden taşmanın konusu insan ne zaman cezai kanunun konusu olup zapt ediliyor? Suç nedir, ceza nedir, ikisi birlikte insanın nesi oluyorlar? Bu soruların peşinde bir koşu gibi duruyor okuma serüvenim, hikâyem…

İnsan, irade, özgürlük; suç ve ceza; tutukluluk, hürriyet… Bunlar, edebiyat, felsefe, siyaset bilimi, disiplinler arası geçişler koridorunda siret ve suretleriyle karşılaşıp tanıştığım kavram ve haller. Ama ve lâkin tutukluluğu biliyordum sadece, yaşamamıştım onu daha. Şu kadarını diyeyim: Yaşamadan bildiğimiz şeylerin bizdeki hakikiliği şüpheli. Başkasının elbiseleri içinde görünen mankenlere benzeriz bu durumda. Ancak yaşadığımızı sahiden bilmiş olabiliriz.

Okuma serüvenim, peşine düştüğüm sorular, geride bıraktığım ve yüzümü çevirip yürüdüğüm şey, toplamda verdiğim fotoğraf, “kendi olmaya doğru” bir “özgürlüğe kaçış” olarak okunabilecekken, ülkenin sabahlarından birinde tutuklandım. Cümle kurmaktan yaşamaya, başka şeylere yabancılaşan tenimde kelepçenin metal soğukluğunu hissettiğimde tutukluluk nedir, aşağılanmak nedir öğrendim, yaşadım. Dışarı’dan yoksun bir İçeri’ye tıkılınca, ben dostuma, dostum bana gelemeyince, biz birbirimizde oturup halleşmeyince, tutukluluğun bir nevi ölüm olduğunu bildim.

Cezaevlerinde çok fazla hak ihlalleri yaşanıyor. Siz böyle bir şey yaşadınız mı ya da tanık olduğunuz olaylar oldu mu? 

On sekiz ay kaldığım koğuşta yüzden fazla insan, dosya tanıdım. Kaldığım cezaevi kampüsünde otuz bin insan tutuluyor. Mahkeme ve sağlık sorunları sebebiyle dışarı çıkışlarda onlarca hikâyeyle dönülüyor koğuşlara. Şunu söylemek mümkün: Yargılandığım dosyadan içeri alınanların büyük çoğunluğu hukukun değil siyasetin konusu. Hukuki anlamda içeride olmalarını gerektirecek hiçbir sebep yok. Dolayısıyla bizatihi tutuklulukları büyük bir haksızlık. İnsanı ontolojik tercihlerinden, inanç durumlarından hareketle krimanalleştirip tutuklamak adalete sığmaz.

Çoğunun ailesi parçalanmış durumda; anne-baba içeride, çocuklar dışarıda yalnız. Popüler kimi dosyalar dışında kalan kimsesiz on binlerce insan var, görmezlikten geliniyorlar. Hukukun, adaletin, etiğin, estetiğin, vicdanın konusu olmaktan çıkarılmış ötekinin de ötekisi insanlar… İnsanı utandıran onlarca, yüzlerce hikâye yaşanıyor. Suç makinesine dönüşmüş insanlar bir şekilde dışarıya çıkabiliyorken, hukuki anlamda suç olmayan fillerden dolayı hasta-yaşlı, kadın-erkek binlerce insanın özgürlüğü yok edilmiş durumda.

Haksızlığın bu tarafı varken içerideki kimi idari haksızlıkları çok da merkezileştirmiyorum. İçeride bahsettiğiniz hak ihlalleri çok sıradan, klişe… Ben de yaşadım. Yazdığım mektup ve metinler, bir şekilde dışarıda yayımlandığı anlaşılınca, soruşturma konusu oldu. O günden sonra yazdıklarım dışarı çıkartılmadı. Açık ve kapalı görüşler, mektuplar, ihtiyaçların karşılanması, kitap hakkı.. hepsi sorundu, kolay olmuyordu. APS ile gönderilmiş bir mektup bir ayda varabiliyordu mesela.

10 Eylül 2019’da tahliye oldunuz. Dışarı çıktığınızda ilk ne yaptınız?

İçerideyken düşündüğüm konulardan biri de buydu: Dışarıda ilk yapacağım şey ne olacaktı? On sekiz ay kendimle kalmış, içimde epey yol almıştım. Hayatımın, hikâyemin önemli duraklarından biri; zihinsel ve duygusal evirilişimin ete kemiğe büründüğü mevsim… Evet, paradoks! Daha da özgürleştiren bir tutukluluk hali. Bende olup bitenler kısmen mektup ve metin halinde açığa çıkıyordu ama işte dışarıda yarım bıraktığım veya kendisinden düştüğüm bir habitat vardı. Ne yapacaktım ben? Kitaplığıma baktığımda gördüğüm manzara, bir dönem okuduğum ve bu süreçte bir şekilde duranlar öyle mi kalacaktı? Şunu yaparım demiştim kendime: cümle kurma ehliyetini yitirmiş yazarları kitaplığımdan çıkaracağım. Hayatımdan düşenler kitaplığımda kalamazlar.

Yaptım bunu! Kitaplığımda insanlığın temel ilkelerine mugayir duran, diplere düşen ne kadar yazar varsa hepsini eledim. Kurdukları cümleler doğru olabilirdi ama ağızları, kendileri yanlıştı artık. Yanlış ağız ama doğru cümle, kurucu değil, yıkıcıdır. Nazizme yakınlığı sebebiyle Heidegger’i bile okumakta zorlanırken bunları mı okuyacaktım?

1.5 yıl, 530 gün içeride kaldınız. 450 gün iddianame beklediniz. Akıl almaz iddialarla yargılandınız ve sonunda beraat ettiniz. Bir edebiyatçı olarak içeride üretseniz de özgürlüğünüz elinizden alındı. Öfke, nefret, şaşkınlık, acı… Yaşadığınız bu haksızlık sonrasında hangi kelime hislerinizi ifade ediyor.

Yakıcı bir mevsimdi şüphesiz. Gözaltına alınmak üzere evden götürüldüğümde olanı yaşlı ve hasta anneme anlatmakta zorlanmıştım. Ben dahi inanmazken, ifademi verip döneceğimi düşünürken, Silivri’ye kadar yolumun olduğunu, çıktığım eve 18 ay sonra döneceğimi düşünmemiştim. İzmir nere Silivri nere? Cezaevine, tutuklu birine ziyaretçi olarak gitmek kolay mı? Bu kadar mesafeyi gitmek… Sonra ekonomik, psikolojik haller… Akrabanın, dostun aramaktan bile çekinmesi, sizden ayağını kesmesi…

En çok annemi düşünüyordum. Nasıl katlanacağı, devam eden tedavilerini nasıl sürdüreceğini… Ben bir şekilde maruz kaldığımı görüyor, anlıyordum. Kavrayınca meseleyi olup biten anlamsız olmaktan çıkıyor, dolayısıyla yakıcı olsa da yıkıcı olmuyor. Gözaltı ve tutukluluk kararından sonra mesele benim için bir şekilde vuzuha kavuşmuştu.

Doğru yerdeydim; hukuk, etik ve estetik açıdan başımı öne eğdiren bir fiilin sahibi değildim, utandıran bir hikâyem yoktu. Kendi peşinde bir koşu dediğim anlama çabalarımın inşa ettiği kendiliğe tutunmanın, öylece bakıp görmenin bedeli olacaktı tabi ki. En çok kendine ihanetten, insanın özüne muhalefetten korkarım. Şükür, ihanet ettiğim bir değer, kurucu bir arketip yok.

Peki, maruz kaldığım şeyin faillerine karşı hissettiğim nedir? İnandırıcı gelir mi bilmem, onları öfke ve nefretin konusu yapmadım, yapmıyorum. Olgusal olanı duyguyla karşılamak olanı çözmez, anlamanın konusu yapılarak mesele çözüm bulur veya kişi ondan özgürleşebilir. Olumsuz olana radikal karşıtlık dahi onu tersten üretebiliyor, insan kavga ettiğine dönüşebiliyor.

Etkisinde kaldığım bir duygudan bahsedilirse, bu sürecin gönüllü icracıları adına utanıyorum. Hikâyemin önemlice bir kısmının geçtiği kültürel havzanın böylesi bir sonuç doğurması utandırıyor. Topluma, farklı olana, sayıya gelmez ve dile sığmaz ağrılar çektiriliyor. İnançlarına rağmen intihar edenler; yurdu, doğulan evi, yaşlanmış anne ve babayı geride bırakıp uzaklara yazılanlar; ekmeğinden edilen ve çalışma imkânından yoksun bırakılan on binlerce insan… Toplumun tümüne çektirilen karşısında mağduriyetimin lafı olmaz. Bu süreçte işini kaybeden, aç kalan, intihar eden, kanser olup ölen onlarca insan hikâyesi var. Kendi adıma Nurdan Gürbilek’in güzelim kitabı Mağdurun Dili’yle konuşamam.Adalet, hak ve hukuk diyerek gelen bir iktidarın varlığında oluyor olmakta olan.

İktidara yakınlığıyla bilinen birçok edebiyatçı, yazar, şair de olan biten bunca adaletsizliğe sessiz kalmayı tercih ettiler. Bu konularda ne düşünüyorsunuz? Bir yazar, adaletsizlik için tek bir satır yazı yazmayacaksa, kalem oynatmayacaksa ne için, ne zaman yazacak?

Payımıza bir alt-üst oluş manzarasıyla kalmak düştü. Bir gece yürüyüşünde gibiyiz, Celine’nin “gecenin sonuna yolculuk” dediği bir şey sanki yaşadığımız. Ama işte birilerine öyle gelmiyor, ütopyalarının başkasına distopya olduğu gerçeğini kabullenmiyorlar. Kendilerine o kadar gömülmüşler ki, mevcut durumu, yol alışlarında deneyimledikleri mağduriyetin doğal bir sonucu olarak karşılıyorlar. Pascal Bruckner, çocuk-ergen form ve kimlikler (mutlak bir serbestiyet isteyip de bunun sorumluluğundan kaçanlar) için “masumiyetin ayartıcılığı” der. Çocuk işte deriz, mümkün/namümkün ayırımını bilmez, sadece ister. Sınırı, haddi bilmez, arzuyla/duyguyla coşar, tatmin arar.

Soruda resmettiğiniz durum çok utandırıyor. İçerideyken çok düşündüm, bu fotoğraf bize neyi anlatır diye. Onlarca mağduriyetinizi ve dersiyle kürsüye çıkıp da bir o kadar mağduriyete övgü dizmek, olanı bir mağduriyet olarak dahi görüp okumamak veya başka türlü düşünüp de düşündüğü üzere tek bir cümle kurmamak, öylece susmak izah edilir gibi değil? O kadar isim, o kadar imza; şair, öykücü, romancı, düşünür, insan hakları aktivisti; mağduriyetlerden geçerek öğrenmiş, bilmiş, dil edinmiş, gönül kazanmış ağabey ve ablalar hiç mi çürümüşlüğe itiraz olmaz, adaleti hatırlamaz? Cümle kurma ehliyetlerini yitirdiklerini, işareti gibi durdukları değer atlasından düştüklerini görmezler mi?

Bu fotoğrafın bana söylettiğini Silivri’de yazdığım Morgtan Sesler Korosu’yla anlatmaya çalışmıştım. Bu metinden kısa bir bölüm vermekle yetineyim:

“Nihâyet eriştikleri veya bir şekilde karşılarında buldukları yapay varsıllığın hazzıyla dolaşıyor eski arkadaşlarım, “site” gibi duran kimliklerine vuran yoğun merkezî ışıkta köreliyorlar. “Başkası özgür olmadıkça biz özgür olamayız.” demişlerdi. Şimdi dökülen dosyalarla, hukuka oturmayan bir ön/yargı ve varsayımla kıstırılmış binlerce insanın aşağılanmışlığıyla zevkleniyor, bir cinayet biçimine cümle/omuz oluyorlar. İnsan ve iradesinden hareketle değil, gömüldükleri kimlik ve sitenin bekâsı açısından görüp okuyor, mesafe ve konum alıyorlar. Konuşmuyorlar aslında, yazmıyorlar; ağızlarını açtıklarında, kendilerine sızmış olan konuşmuş oluyor. Hepsi merkezî yayına geçmiş, bir söylencenin anlatıcısı olmuşlar.

Her tarafı beton/duvar olan bu yapı içinde düşünmek için epey vaktim oluyor. Durup hikâyeme bakıyor, tarihimde geziniyor, gezip gördüğümü bugünden geçiriyorum. Korunaksız, etkilenmeye hazır… Bütün gelip bulsun beni, ben Bütün’e varıp ona bulanayım diye. Bütün’e yerleşmeden Varlık’ın künhüne erilemiyor çünkü. Dilin varlığın evi olması da, insanın Varlık’ın künhüne ermesiyle ilgili biraz.
Betondan bir sitede, başkasına kapalı, bütünüyle kendisine gömülmüş betonarme bir kimliğin dili varlığa nasıl ev olsun? Jeopolitik söylence ve insan ölümüyle semiren hamasete boğulmuş bu dil, hayattan değil morgtan sesleniyor. Morgtan sesler korosu gibi…”

Silivri’de 18 ay yatan şair Nihat Dağlı beraat etti

Yazar Nihat Dağlı tahliye oldu

Beraat eden yazar Nihat Dağlı: Öylece susmak izah edilebilir gibi değil yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Kavcıoğlu da mı affını isteyecek?

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın faiz indirimindeki ısrarı sürüyor. Erdoğan geçen hafta açık ve net olarak faiz indiriminin süreceğini açıklamasına rağmen Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun faiz indirimi yapılmaması olasılığının arttığını söylemesi görevden alınacak söylentilerine neden oldu. 

BOLD – Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Şahap Kavcıoğlu, geçen hafta gerçekleştirilen yatırımcı toplantısında 16 Aralık’taki toplantıda faiz indirimi yapılmaması olasılığının arttığını söylediği öne sürüldü.

FAİZ İNDİRİMİ YAPMAMA OLASILIĞI ARTTI

Bloomberg HT’nin aktardığına göre Credit Suisse analistler, TCMB Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun geçen hafta gerçekleştirilen yatırımcı toplantısında 16 Aralık’ta faiz indirimi olmama olasılığının arttığını söylediğini belirtti. Raporda, TCMB Başkan Yardımcısı Mustafa Duman’ın Para Politikası Kurulu’nun faiz indiriminin devam edip etmeyeceğine yönelik kararını 16 Aralık’ta vereceğini söylediği fakat Başkan Kavcıoğlu’nun araya girerek “16 Aralık’taki toplantıda faiz indirimi yapılmaması olasılığı arttı” dediği belirtildi.

ERDOĞAN: HEP BİRLİKTE GÖRECEĞİZ

Geçen hafta TRT’de katıldığı programda ekonomi ile ilgili tezini yineleyen AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, uygulamayı sürdürdükleri faiz indirimi politikalarının devam edeceğini ifade ederek, “Çok açık, net söylüyorum. Biz inşallah seçim öncesine kadar ciddi manada faizin düştüğünü, kuru tetikleyen yüksek faizin düşüşü sebebiyle kurda da ciddi bir olumlu iyileşmenin olduğunu hep birlikte göreceğiz. Buna enflasyon da dahil” dedi.

PİYASALAR AÇIKLAMAYI İNANDIRICI BULMADI

Cuma günü 13.80 lira civarında kapanan ve dün gece 13.67 seviyelerine kadar gerileyen dolar kuru sabah piyasaların açılmasıyla 13.89’a kadar yükseldi. Kavcıoğlu’nun açıklamasının ortaya çıkması sonrası 13.72’lere kadar gerileyen dolar kuru tekrar yönünü yukarı çevirdi. Dolar kısa sürede 13.77 seviyelerine kadar çıktı.

KAVCIOĞLU DA GİDİCİ Mİ?

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan son 2,5 yılda 3 Merkez Bankası Başkanı’nı görevden aldı. Murat Çetinkaya, Murat Uysal ve Naci Ağbal’ı bir gece yarısı kararnamesiyle azleden Erdoğan’ın faiz indirmemesi halinde Şahap Kavcıoğlu’nu da görevden alması bekleniyor. Kavcıoğlu’nun açıklamalarını birçok sosyal medya kullanıcısı görevden alınacağı şeklinde yorumladı.

 

Saray’ın adamı Feyzioğlu azledildi

Kavcıoğlu da mı affını isteyecek? yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Erdoğan ile Babacan arasında ‘boş teneke’ tartışması

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ile DEVA Partisi lideri Ali Babacan arasındaki ‘paradan altı altı sıfır atılması’ konusu üzerinden başlayan tartışma şiddetlendi. Erdoğan, Babacan için “boş teneke” ifadesini kullandı; Babacan ise “Siz niye 13 yıl boş tenekeyle çalıştınız?” yanıtını verdi.

BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk lirasından altı sıfırın kendi devlet bakanlığı zamanında atıldığını söyleyen DEVA Partisi lideri Ali Babacan için “boş teneke” ifadesini kullandı ve “Benim başbakan olduğum yerde senin sesin çıkabilir mi?” dedi. Babacan ise “Siz niye 13 yıl boş tenekeyle çalıştınız?” yanıtını verdi.

Eski AKP üyesi ve 2002-2007 yılları arasında ekonomiden sorumlu devlet bakanı olan Ali Babacan, partisinin toplantılarında ve röportajlarında, Türk lirasından altı sıfırın atılmasının kendi bakanlığı döneminde gerçekleştiğini dile getiriyor.

“DÖNEMİN BAŞBAKANI OLARAK BEN ATTIM”

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, 30 Kasım’da TRT’ye verdiği röportajda isim vermeden Babacan’ın bu açıklamalarını eleştirdi. “Biz 6 sıfırı atıyoruz dediğimizde, ‘Taksim Meydanı’nda anırırım’ diyenler vardı. En yakınımda olanlardan bile, şu anda o da siyasette, ‘kurmayacağım’ dediği halde parti de kurdu. Şimdi 6 sıfır attık diye övünmeye başladı. Ne sen attın ya? Dönemin başbakanı olarak ben attım” dedi.

BABACAN: BENİM SORUMLULUĞUM ALTINDA GERÇEKLEŞTİRİLEN BİR REFORMDUR

Ali Babacan da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Altı sıfırın atılması benim sorumluluğum altında, o gün bağımsız olan Merkez Bankası ile Hazine Müsteşarlığı’nın ortak çalışması sonucu gerçekleştirilen bir reformdur. Parada altı sıfır atılacağını Türkiye benden duydu. Talimat Erdoğan’dan gelse, bunu duyurma fırsatını kaçırır mıydı? Bir de ‘ekonomik kararların altında benim imzam var’ diyor. O günkü Merkez Bankası bağımsız, açın bakın kararlara hiçbirinde Başbakan’ın imzası olmaz.” yanıtını verdi.

ERDOĞAN: BENİM BAŞBAKAN OLDUĞUM YERDE SENİN SESİN ÇIKABİLİR Mİ?

Erdoğan, cumartesi günü Siirt’te yaptığı konuşmada bir kez daha Babacan’ı gündemine aldı. 2004’te Başbakanlığı döneminde Türk lirasından altı sıfır atılması konusunda karar verdiklerini anlatan Erdoğan, “Bu CHP yanına taktığı o bazı tiplerle.. Adeta arkasında boş teneke… Ne diyorlar? ‘İşte biz şuraya çıkarmıştık.’ Şunu bir defa bilmeniz lazım. Benim başbakan olduğum yerde senin sesin çıkabilir mi? Utanmadan sıkılmadan ben bunu yaptım ben şunu yaptım… Yahu sen ne yaptın? Başbakan benim imzayı ben atıyorum…” ifadelerini kullandı.

BABACAN: NİYE 13 YIL BOŞ TENEKEYLE ÇALIŞTINIZ

Babacan bu ifadeler için önce sosyal medya hesabından bir paylaşım yaptı. Erdoğan’ın kendisine yönelik ‘Boş teneke’ dediğini aktaran Milli Gazete haberini paylaşan Babacan, “Değmez Sayın Erdoğan. Üç günlük dünyada dilinizi, ruhunuzu, zihninizi bu kadar kirletmenize değmez. Ben sizi bu ülkenin temiz insanlarına havale ediyorum. Bu kirli, hakaret içeren, küfür içeren sözlerinizi, milletimizin irfanına havale ediyorum.” dedi.

Ardından pazar günü partisinin Esenyurt ilçe kongresinde yaptığı konuşmada “Niye 13 yıl boş tenekeyle çalıştınız?” diye konuştu.

Babacan, “Bana boş teneke demiş dün. Yahu siz niye 13 yıl boş tenekeyle çalıştınız? Cumhuriyet tarihinin en çok bakanlık yapılmış kişilerinden biriyim ben. İmzayı atan bendim diyor. Madem bir imzayla her istediğini yapıyorsun, hadi ekonomiyi düzelt, enflasyonu tek haneye düşür.” ifadelerini kullandı.

Saray’ın adamı Feyzioğlu azledildi

Erdoğan ile Babacan arasında ‘boş teneke’ tartışması yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Merkez Bankası Başkanı: Faiz indirimi yapılmaması olasılığı arttı

Geçen hafta yatırımcılarla biraraya gelen Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun, “Faiz indirimi yapılmaması olasılığı arttı” dediği aktarıldı. Merkez Bankası’nın 18 Kasım’da yaptığı faiz indiriminin ardından döviz kurları hızla yükselişe geçmişti.

BOLD – Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Şahap Kavcıoğlu, bankanın 16 Aralık’ta yapacağı Para Politikası Kurulu’nda politika faizinde indirim yapılmaması olasılığının arttığını söyledi.

Bloomberg HT’nin İsviçre bankası Credit Suisse’in analistlerinden aktardığına göre, geçen hafta gerçekleştirilen yatırımcı toplantısında TCMB Başkan Yardımcısı Mustafa Duman kurulun faiz indirimiyle ilgili kararın 16 Aralık’ta verileceğini söyledi. Ancak analistler, toplantıda Kavcıoğlu’nun araya girerek “16 Aralık’taki toplantıda faiz indirimi yapılmaması olasılığı arttı” dediğini belirtti.

Merkez Bankası, politika faizini son olarak 18 Kasım’da yüzde 16’dan yüzde 15’e düşürmüştü. Karar sonrası Dolar/TL kuru 11,29’u aşarak hızla yükselişe geçmişti.

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise düşük faiz politikasından yana olduğunu her fırsatta dile getiriyor.

Dünyaca ünlü ekonomistten korkutan açıklama: Türkiye’de enflasyon yüzde 85

Merkez Bankası Başkanı: Faiz indirimi yapılmaması olasılığı arttı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Ankesör gözaltıları devam ediyor: Hedefte yine askerler var

KHK ile okuldan atılan askeri okul öğrencilerine yönelik gözaltılar devam ediyor. Son olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından KHK ile atılan 47 subay, astsubay, askeri okul öğrencisi ve askeri personel hakkında ankesörle arandıkları gerekçesiyle gözaltı kararı verildi. 

BOLD – Gülen Hareketi’ne yönelik soruşturmalar kapsamında 47 kişi hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Kapatılan askeri okullarda öğrenim gören 20 öğrencinin de aralarında bulunduğu bu kişiler hakkındaki suçlama ise ankesörlü telefondan aranmak.

ARALARINDA 20 MUVAZZAF DA BULUNUYOR

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Gülen Hareketi’ne yönelik yürütülen soruşturmalar kapsamında 47 kişi hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Başlatılan soruşturma kapsamında, Hava, Kara, Deniz ve Jandarma Kuvvetleri Komutanlığı’nda görevde bulunan 5 astsubay, 15 subay ile ihraç edilen 1 eski askeri personelin ankesör/büfe gibi sabit hatlardan ardışık arandığı öne sürüldü. Yakalama kararı verilenler arasında 20 eski askeri okul öğrencisi ile 6 kişinin de olduğu öğrenildi. İstanbul merkezli gerçekleştirilen operasyonda 14 farklı ildeki 47 kişi için yakalama kararı çıkarıldı.

Saray’ın adamı Feyzioğlu azledildi

Ankesör gözaltıları devam ediyor: Hedefte yine askerler var yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Saray’ın adamı Feyzioğlu azledildi

Saray’a yakınlığı nedeniyle eleştirilen Metin Feyzioğlu, bir yıl ertelenen seçimlerde meslektaşları tarafından azledildi. Feyzioğlu, görevi sırasında avukatların değil, Saray’ın isteklerini yerine getirdiği için tepki çekmişti.

BOLD ANALİZ – Türkiye Barolar Birliği’nin (TBB) koronavirüs salgını gerekçe gösterilerek ertelenen olağan genel kurulu nihayet yapıldı. Seçimlerde AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yakınlığı ile bilinen mevcut başkan Metin Feyzioğlu çoğunluğun oyunu alamayarak seçimleri kaybetti. Barolar Birliği’nin yeni başkanı Saray’a muhalefeti ile bilinen Erinç Sağkan oldu.

O SARAYLARI BİR GÜN BAŞLARINA ÇÖKECEK

10 Mayıs 2014 tarihinde Danıştay’ın 146. kuruluş yıldönümünde Feyzioğlu’nun yaptığı eleştirel konuşmaya dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan “Böyle edepsizlik olmaz” deyip salonu terk etmişi. Feyzioğlu Saray’a yönelik eleştirilerine 2015 yılında da sürdürdü ve 2015-2016 adli yıl açılış programında “Adalet mülkün temelidir. Adalet sistemini çökertenler ne kadar ihtişamlı saraylarda, binalarda otururlarsa otursunlar göreceksiniz o sarayları ve o binaları bir gün başlarına çökecek” ifadelerini kullanmıştı.

KISA SÜREDE SARAY’IN KUKLASI OLDU

15 Temmuz sonrasında Saray’la arasını düzelten Feyzioğlu’nun kısa sürede AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan hayranlığına kadar yükselmesi baroların tepkisini çekti. Barolar, 2019 yılında Saray’da yapılan adli açılış törenini boykot ederken, Feyzioğlu’nun baroları yalnız bırakıp törene katılarak Erdoğan’ı ateşli bir şekilde alkışlaması hafızalara kazındı.

BAROLARI BÖLEN ERDOĞAN’I DESTEKLEDİ

2019 adli yıl açılış törenini boykot eden barolara AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan sert tepki geldi. Baroların seçim sisteminin değiştirilmesi gerektiğini söyleyen Erdoğan, “İlk çözmemiz gereken meselelerden biri, tüm meslek teşekküllerinin seçim yöntemlerinin, temsili demokrasiye uygun hale getirilmesidir” dedi. Baroların karşı çıktığı çoklu baro düzenlemesi hayata geçirildi. Düzenlemeye Feyzioğlu’nun destek vermesi dikkat çekti.

ERTELENEN SEÇİMLER DE FEYZİOĞLU’NU KURTARAMADI

Normal şartlarda geçen yıl yapılması gereken Türkiye Barolar Birliği Olağan Genel Kurulu koronavirüs salgını gerekçe gösterilerek ertelendi. Barolar Birliği’nin genel kurulunun ertelendiği dönemde ise AKP lebalep dolu salonlarda kongre yapmaya devam etti. Sonuçta bir yıllık erteleme de Feyzioğlu’nu kurtaramadı. Dün yapılan seçimlerde baroların büyük kısmının desteğini alıp ortak aday gösterilen Ankara Barosu Başkanı Erinç Sağkan, oyların büyük kısmını alarak Türkiye Barolar Birliği’nin yeni başkanı oldu.

Yüzde 30’un altına düşen Erdoğan meydandaki CHP’lileri saydırıyor

Saray’ın adamı Feyzioğlu azledildi yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

5 Aralık 2021 Pazar

Dünyaca ünlü ekonomistten korkutan açıklama: Türkiye’de enflasyon yüzde 85

Halkın marketlerdeki fiyat değişikliklerini takip edemediği bir dönemde TÜİK enflasyonu yüzde 21.31 olarak açıkladı. Dünyaca ünlü ekonomist Steve Hanke de Türkiye’nin gerçek enflasyonunun yüzde 85 olduğunu öne sürdü.

BOLD – Dünyaca ünlü ekonomist Steve Hanke, Türkiye ekonomisi ile ilgili ezber bozan açıklamalarına devam ediyor. Hanke, Türkiye’de gerçek enflasyonun açıklanandan 4 kaz daha fazla olduğunu duyurdu.

RESMİ RAKAM BİLE SON 3 YILIN ZİRVESİNDE

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Kasım ayına ilişkin tüketici ve üretici fiyat endekslerini geçen hafta yayımladı. Buna göre tüketici fiyatları Kasım’da yıllık yüzde 21,31 arttı. Bu oran tüketici enflasyonunda Kasım 2018’den bu yana en yüksek seviye olarak kaydedildi. Tüketici fiyatlarındaki aylık artış yüzde 3,51 olurken, yıllık çekirdek enflasyon ise yüzde 17,62’ye yükseldi.

ÜRETİCİ ENFLASYONU REKOR KIRMAYI SÜRDÜRÜYOR

TÜİK’in verilerinde üretici enflasyonundaki artış da devam etti. Buna göre üretici fiyat endeksi Kasım’da bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 54,62 arttı. Aylık bazda artış ise yüzde 9,99 oldu. Bu rakamların ardından tüketici fiyat endeksiyle üretici fiyat endekslerindeki yıllık artış hızları arasındaki fark da yüzde 33 ile rekor seviyeye yükseldi.

ENAGRUP: YILLIK ENFLASYON YÜZDE 58.65

Bağımsız akademisyenlerden oluşan ENAGrup ise Tüketici Fiyat Endeksi’nin Kasım ayında yüzde 9.91 arttığını açıkladı. ENAGrup’a göre E-TÜFE’deki son 12 aylık artış oranı yüzde 58.65 oldu.

HANKE: GERÇEK ENFLASYON YÜZDE 85

Dünyaca ünlü ekonomist Steve Hanke ise Türkiye’nin enflasyonunun yüzde 84.87 olduğunu öne sürdü. Sosyal medya hesabından İstanbul’da kağıt toplayan küçük bir kızın görüntülerini paylaşan Hanke, çocuğun yaşadığı sefaletin liranın çöküşü ve enflasyonla bağlantılı olduğunu belirtti. Hanke, Türkiye’de yıllık tüketici enflasyonunun yüzde 84,87 olduğunu kaydetti.

 

 

Erdoğan yine damada kaldı: Kaçan kaçana

Dünyaca ünlü ekonomistten korkutan açıklama: Türkiye’de enflasyon yüzde 85 yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Erdoğan yine damada kaldı: Kaçan kaçana

Tayyip Erdoğan, tam bir yıl önce istifa eden damadının yerini dolduramadı. Berat Albayrak’tan sonra hazinenin başına getirilenler, ihtiyatlı duruşlarıyla Erdoğan’ın arkalarına saklanmalarına izin vermedi. Yine başa dönen Erdoğan, ekonominin başına Albayrak’ın ekibinden Nureddin Nebati’yi getirdi..

BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir yıl önce istifa eden damadı Berat Albayrak’ın yerini bir türlü dolduramadı. Berat Albayrak’tan sonra hem Hazine’nin hem de Merkez Bankasının başına getirilenler kendilerini sağlama aldı. Hiçbiri Erdoğan’a siper olmadı… Lütfi Elvan, görevde 13 ayını bile doldurmadan affını istedi. Bir gece yarısı Erdoğan’ın atama kararıyla istifasını tüm Türkiye öğrendi. Yerine de ‘Ekonomiyi Batıran Top 10’ listesinden Nureddin Nebati getirildi.

Bold Medya, Erdoğan’ın başına bela olan Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın kısa tarihini izleyicileri için derledi.

Harikalar diyarından ucuz ekmek kuyruklarında titremeye

 

Erdoğan yine damada kaldı: Kaçan kaçana yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Yüzde 30’un altına düşen Erdoğan meydandaki CHP’lileri saydırıyor

Kılıçdaroğlu’nun Mersin mitingine katılımı polemiğe çeviren Erdoğan’ın partisi AKP’deki büyük erime anketlere de yansıdı. MAK Danışmanlık’ın son anketi, iktidar partisinin yüzde 30’un altına düştüğünü gösterirken, AKP’liler açılışlara bile gelmeyen vatandaşa dert yanıyor.

BOLD – Erken seçim çağrısıyla meydanlara inen CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ilk mitingini Mersin’de gerçekleştirdi. Konuşmasından önce sahneyi esnaf, atanamayan öğretmen ve çiftçiye bırakan Kılıçdaroğlu, ardından kendisi konuştu.

Mitingdeki katılımcı sayısı ise siyasi polemiğe neden oldu.

CHP’liler 200 bin kişi topladıklarına dair açıklamalar yapınca Siir’te açılış törenine katılan Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nun Mersin’de kendisi kadar kalabalık toplayamadığını söyledi. Mitinge katılan sayısının elinde olduğunu söyleyen Erdoğan, “Topladığın kalabalık ortada. Rakamlar elimizde” dedi.

Akşam saatlerinde ise Anadolu Ajansı (AA), valiliğe dayandırdığı haberinde katılımcısı sayısının 21 bin 500 olduğunu açıkladı. Kılıçdaroğlu, “Rakamları TÜİK’ten mi aldınız diyerek” ajansın haberiyle dalga geçti.

GİDİYORSUNUZ!

Bir tepki de eski Devlet Bakanı Fikri Sağlar’dan geldi. Erdoğan ve AKP’lilerin mitinge katılanlara ‘kalabalık’ diyerek hitap etmelerini eleştiren Sağlar, “Neymiş, Mersin’de “kalabalık” toplanamamış. Bu yalan makinasının neresini düzeltelim? Bir kere onun adı “kalabalık” değil, Halk. Bu bir! Mersin Halkı caddelerden, meydanlardan taştı. Bu iki! Haberiniz olsun gidiyorsunuz. Bu da üç!

AKP’DE BÜYÜK ERİME

Gazeteci Gökhan Özbek’in 23 Derece programının konuk olan MAK Danışmanlık sahibi Mehmet Ali Kulat, hazırladıkları son anket çalışmaları hakkında bilgi verdi. Kulat’ın verdiği bilgiler arasında en dikkat çekici konu ise AKP’nin oy oranı. Kulat, AKP’nin oyunun yüzde 30’un altına indiğini duyurdu.

Erime AKP’lilerin katıldığı açılışlara da yansıyor. AKP Grup Başkanvekili Mahir Ünal, memleketi Kahramanmaraş’ta açılış şoku yaşadı. Açılışa kimsenin gelmemesine tepki gösteren Ünal’a katılımcılar, son aylarda art arda gelen zamlardan şikayetçi oldu.

Metin Feyzioğlu AKP ve MHP TBB seçimlerini kaybetti

Yüzde 30’un altına düşen Erdoğan meydandaki CHP’lileri saydırıyor yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »