8 Aralık 2021 Çarşamba

ABD’de yaşayan Zarrab’ın yargılandığı davaya bir gizli dosya daha eklendi

ABD’de devam eden Reza Zarrab davasına yeni bir gizli dosya eklendi. Davadaki gizli dosya sayısı 50’ye yaklaşırken, 4 yıldır kayıp olan ve gazeteci Adem Yavuz Arslan tarafından ortaya çıkarılan Zarrab’ın yeniden isim değiştirdiği öğrenildi. Aaron Goldsmith ismi deşifre olan Zarrab, adını John Kaplan yaptı.

BOLD – New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde devam eden Reza Zarrab davasının kayıtlarına yeni bir gizli dosya daha eklendi.

GİZLİ DOSYA SAYISI 50’YE YAKLAŞTI

New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde 2016 yılının mart ayından bu yana devam eden Reza Zarrab davasının kayıtlarına 712 sıra numarasıyla geçen gün yeni bir gizli dosya daha eklendi. Davanın görülmeye başlamasından bu yana kayıtlara geçen gizli dosya sayısı 50’ye yaklaştı.

SON 3 YILDA 17 YENİ DOSYA EKLENDİ

Amerika’nın Sesi’nden Can Kamiloğlu’nun haberine göre davada, gizlilik kaydıyla dava dosyasında yer alan ilk iddianame gizlilik kaydı kaldırılarak açılmıştı. Zarrab’ın tutuksuz yargılanmak üzere kefaletle serbest bırakıldığı 2018 yılında ise dava dosyasının kayıtlarına 17 yeni gizli dosya daha eklendi.

GİZLİ DOSYALARDA NELER VAR?

VOA Türkçe’ye konuşan hukukçular, Zarrab davasındaki gizli dosyaların arasında yeni iddianameleri, yeni deliller, yeni tanık ifadeleri, üçüncü şahısların mahkemeye sunduğu dilekçeler, savunma ve savcılığın yazışmaları ve içeriğinin henüz kamuyla paylaşılması uygun görülmeyen belgeler olarak ifade ediyor.

BAZI BELGELERİN GİZLİLİK KARARI KALDIRILIYOR

Hâkim Richard Berman, geçen ay savunma ve savcılığa gönderdiği mektupta, dava dosyasındaki bazı gizli belgeler için gizlilik kararının kaldırılmasına itirazlarının olup olmadığını sormuş, New York Güney Bölgesi Başsavcısı Damian Williams de savcılığın, hâkimin gerekli gördüğü şekilde son gelişmelerle ilgili dosyada üzerinde gizlilik kararı bulunan bazı belgelerin kamuya açılmasına bir itirazı olmadığı belirtmişti.

ADINI YİNE DEĞİŞTİRDİ

Sürgün gazeteci Adem Yavuz Arslan tarafından Miami’deki lüks hayatı ortaya çıkarılan ve Aaron Goldsmith adını alarak bir binicilik merkezi kurduğu belirtilen Zarrab, deşifre olmasının ardından adını “John Kaplan” olarak değiştirdi.

KARA PARA AKLAMA İŞLERİNİ SÜRDÜRÜYOR

ABD Organize Suç ve Yolsuzluk Raporlama Projesi, Law&Crime ve Miami Herald’ın ortaklaşa yürüttüğü araştırma kapsamında, Zarrab’ın eski suç ağıyla bağlantısının devam ettiği ve Türkiye’den çok sayıda olağandışı banka havalesi aldığı ortaya çıktı. Zarrab’ın sahte kimlik kullanarak safkan atlara ve binicilik tesisine yatırım yaptığı, dolandırıcılık ve kara para aklama işlerini sürdürdüğü öne sürüldü.

Bahçeli-Erdoğan hikayesinde son perde

ABD’de yaşayan Zarrab’ın yargılandığı davaya bir gizli dosya daha eklendi yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Sincan Cezaevinde tutuklulara etkin pişmanlık dayatması: Kabul etmeyene tahliye yok

Ankara Sincan Cezaevinde tutuklulara etkin pişmanlık dayatması raporlara da yansıdı. Çağdaş Hukukçular Derneği’nin hazırladığı raporda, etkin pişmanlığı kabul etmeyenlerin şartlı tahliyeden yararlandırılmadığı tespiti yer aldı.

BOLD – AKP Türkiye’sinde cezaevlerinde insan hakları ihlallerine her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Çağdaş Hukukçular Derneği’nin (ÇHD) Sincan Kapalı Cezaevi’ne yaptığı ziyaret sonrasında yayımladığı rapor, etkin pişmanlığı kabul etmeyenlerin şartlı tahliyeden yararlandırılmadığı ortaya koydu.

KABUL ETMEDİKLERİ İÇİN TAHLİYE EDİLMEDİLER

ÇHD’nin raporuna göre cezaevi izleme kurulu tarafından şartlı tahliyeden faydalanmak isteyen hükümlülere pişmanlık dayatmasında bulunulduğu, kabul etmeyenlere iyi halli olmadığı gerekçe gösterilerek bu hakkın verilmediği öne sürüldü. Tahliye olmayı bekleyen üç siyasi mahkûmun bu sebeple tahliye olamadığının ifade edildiği raporda, pişmanlık dayatmasının amacının psikolojik baskı ve ıslah etmek olduğu belirtildi.

DİLEKÇELERE CEVAP VERİLMİYOR

Raporda tutukluların talep ve şikâyetlerini belirttikleri dilekçelere kimi zaman cevap verilmediği, dilekçelerin kaybolduğunun söylendiği, yanıtlanan dilekçelerdeki taleplerin de genellikle reddedildiği ve bu ret kararlarının gerekçesiz olduğunu yer aldı.

YEMEK PORSİYONLARI AZALTILDI

Yemeklerin porsiyonlarının küçüldüğü, kantindeki fiyatların çok yüksek olduğu, kadın tutsakların birçok temel ihtiyaçlarına ulaşamadığına raporda yer verildi.

ZİYARETÇİLERE GÜVENLİK SORUŞTURMASI YAPILIYOR

BirGün’den Nisa Küçük’ün haberine göre raporda, görüşmeci olarak ziyarete gelmek isteyenlere güvenlik soruşturması yapıldığı da belirtildi. ÇHD, bazen aylar süren güvenlik soruşturmalarının dayanağı ve uygulanan kriterlerin belirsiz olduğunu kaydetti.

 

CNN Türk’ün işi çok zor: Skandal mahkemeye taşınıyor

 

Sincan Cezaevinde tutuklulara etkin pişmanlık dayatması: Kabul etmeyene tahliye yok yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Yüzde 97 engelli eşine bakan KHK’lı öğretmen Şükrü İpek tutuklandı

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan öğretmen Şükrü İpek, Yargıtay’ın cezasını onamasının ardından tutuklandı. Dört yıldır yatalak olan hasta eşine bakan Şükrü İpek, en son “Yaklaşık 4 yıldır eşime, çocuklarıma evime bakıyordum. Yargıtay bana verilen 6 yıl 3 aylık cezayı onayladı. Şu an tekrar içeri girme durumum var.” demişti.

BOLD ÖZEL – Dört yıl önce Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS) hastalığına yakalanan Ayşe İpek’in eşi Şükrü İpek ikinci kez tutuklandı. Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında, kapatılan özel okullarda görev yaptığı için 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan ve cezası onaylanan öğretmen Şükrü İpek, dün gece Eskişehir Cezaevine gönderildi.

Geçirdiği kısmi felç nedeniyle yüzde 97 engelli olan ve yatalak hale gelen Ayşe İpek, kişisel ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Tek başına su bile içemiyor.

İKİSİ DE ÖĞRETMENDİ

Şükrü-Ayşe İpek Eskişehir’de özel bir okulda öğretmendi. Görev yaptıkları okul KHK ile kapatıldıktan sonra öğretmenlik lisansları iptal edildi. Çok sevdikleri mesleği yapamaz oldular. Hiçbir özel kurumda çalışmalarına izin verilmedi.

Şükrü İpek, bu süre içerisinde bulabilirse özel ders, boya badana, eşya taşıma gibi günübirlik işler yaparak hem evine eşine, çocuklarına baktı.
Daha sonra çalıştıkları kurumdan dolayı Şükrü İpek hakkında tutuklama kararı çıkardılar.

HASTALIK EŞİ İLK TUTUKLANDIĞINDA ORTAYA ÇIKTI

Cezaevine girdikten sonra eşi çok üzüldü. Ayşe İpek’in kimsesi yoktu hayatta. Annesi 18 yaşındayken vefat etmiş. Babası da 2 yıl önce kendilerinde kalırken bu süreçte çok üzülmüş ve vefat etmişti. Başka bir kardeşi de yoktu.

Ayşe İpek, beş yıl önce eşini ziyaret için cezaevine gidip gelirken çok zorlanıyordu. Hastaydı ve nasıl bir hastalık olduğu 8 ay sonra uzun uğraşlar sonucunda öğrenildi Şükrü İpek, o dönemde tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi.

Ancak bu kez Ayşe İpek kendisinin tutuklanacağı endişesiyle panik atak belirtileri göstermeye başladı. “Çocuklara kim bakacak kimsemiz yok” diyerek üzüntü ve ağır bir travma sonucun amansız hastalığa yakalandı.
Bu hastalık beyin kaynaklı ALS hastalığı idi ve Şükrü İpek çıktıktan 4 ay sonra polisler Ayşe İpek’i almaya geldiler.

Zaten üzülüyordu korkuyordu ve hastaydı. Evi aradıktan sonra Ayşe İpek’i da kollarına girip gözaltına aldılar. Hastalığı göz önünde bulundurularak bir süre sonra sonra serbest bıraktılar ama bu arada hastalık ilerledi.

TEDAVİSİ OLMAYAN, ÖLÜMCÜL BİR HASTALIK

Doktorların ifadesine göre ALS hastalığı, tedavisi olmayan, öldürücü bir hastalık. ALS hastalığına yakalanan insanlar, yürüyemiyor, konuşamıyor, yutamıyor, nefes alamıyorlar. Ortalama 3-5 yıl içinde hayatlarını kaybediyorlar. Çaresizlik hem hastayı hem de aileyi tarifsiz acılar içinde bırakıyor.

Üç çocuk sahibi, 42 yaşındaki Ayşe İpek, dört yıl içinde yüzde 97 ağır engelli oldu, kısmi felç geçirdi, hareket edemez hale geldi. Kişisel ihtiyaçlarını karşılamıyor. Dört yıldır eşine, çocuklarına, evine bakan Şükrü İpek, dostlarına en son “Yargıtay bana verilen cezayı 6 yıl 3 aylık cezayı onayladı. Şu an tekrar içeri girme durumum var. Yatılı kalacak bir bakıcı bulmam gerekiyor. Hem eşime bakacak en çocuklara bakacak yatılı kalacak merhametli bir bakıcı arıyorum. Bunun için bize dua edin lütfen.” demişti.

Gergerlioğlu: “Eşi hapse girerse bu kadın ölür, vicdansızlığa geçit vermeyelim”

Yüzde 97 engelli eşine bakan KHK’lı öğretmen Şükrü İpek tutuklandı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

ABD’den Rusya’ya Ukrayna uyarısı: Hazırız

Biden-Putin görüşmesi sonrası ABD’den çok sert Ukrayna açıklaması geldi. ABD Başkanı Biden’in Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, 2014 yılında Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesini hatırlatarak, “O zaman yapmadıklarımızı şimdi yapmaya hazırız” dedi. 

BOLD – Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD Başkanı Joe Biden arasında video konferans yoluyla gerçekleştirilen görüşmenin ardından Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan tarafından açıklama yapıldı. Açıklamada Rusya’nın açıkça tehdit edilmesi dikkat çekti.

BİDEN’DAN PUTİN’E NATO UYARISI

Beyaz Saray’ın günlük basın toplantısı öncesinde görüşmeye ilişkin bilgi veren Jake Sullivan, Biden’ın Putin’e Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi halinde, “ABD ve Avrupalı müttefiklerinin güçlü ekonomik adımlarla karşılık vereceğini; Ukrayna’ya halihazırda sağlanan savunma malzemelerinin daha fazlasının verileceğini ve NATO’nun doğu kanadının güçlendirileceğini söylediğini” belirtti.

GERİLİMİN AZALTILMASI İÇİN DİPLOMASİ ÖNERİSİ

Sullivan, Başkan Biden’ın Putin’e bunların dışında bir diğer seçeneğin de gerilimin azaltılması ve diplomasi olduğu mesajını verdiğini kaydetti. Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan, Soğuk Savaş’ın zirve yaptığı dönemde bunu iki ülkenin başardığını, bu kez de gerilimin azaltılması bağlamında hareket edilirse bunun yapılmaması için bir sebep olmadığını söyledi.

‘O ZAMAN YAPMADIKLARIMIZI ŞİMDİ YAPMAYA HAZIRIZ’

Jake Sullivan, Biden-Putin görüşmesinin tehditkar bir tavır içinde geçmediğini ancak Başkan Biden’ın ABD’nin nerede durduğu konusunda net konuştuğunu belirtti. Sullivan, Rusya’nın Kırım’ı 2014’te ilhak etmesinin hatırlatıldığı bir soru üzerine, “O zaman yapmadıklarımızı şimdi yapmaya hazırız” dedi.

KREMLİN’DEN “DİYALOG SÜRDÜRÜLECEK” MESAJI

Biden – Putin görüşmesi sonrası Kremlin’den yapılan açıklamada ise iki ülke liderinin, uluslararası güvenlik ve istikrarın korunması konusunda özel sorumluluğa sahip “Rusya ve ABD’nin diyaloğu ve gerekli temasları sürdürecekleri” görüşü dile getirildi.

PUTİN: SAVAŞ POTANSİYELİNİ GİDEREK ARTIRAN NATO

Görüşmenin büyük kısmını Ukrayna’daki krizinin ele alındığı vurgulanan açıklamada Putin’in Ukrayna topraklarında tehlikeli hareketlerde bulunan ve Rusya sınırlarında savaş potansiyelini giderek artıran tarafın NATO olduğunu söylediği kaydedildi.

 

Ülkeyi bit pazarına çeviren Erdoğan Araplar’a ASELSAN sözü mü verdi?

ABD’den Rusya’ya Ukrayna uyarısı: Hazırız yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Millet İttifakı’nda Kılıçdaroğlu düğümü çözülecek mi?

Millet İttifakı’nda Cumhurbaşkanı adayıyla ilgili düğüm bir türlü çözülmüyor. Son dönemdeki hamleleriyle CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ismi öne çıktı. İyi Parti, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın rakip olarak en çok istediği Kılıçdaroğlu’na açık mesaj gönderdi. Millet İttifakı’nda ‘kazanamama ihtimali olan’ isim çatlağı büyüyeceğe benziyor.

BOLD ANALİZ – Millet İttifakı’nın iki büyük partisi CHP ve İyi Parti’de gizlenmeye çalışılsa da adaylık çatlağı büyüyor. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığına aday olacağı yönündeki iddiaları değerlendiren İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı Koray Aydın, “Kendisinden talip olduğunu duymadım ama bizim bir ilkemiz var. Diyoruz ki bu konuda herkes idealist davranmalı, nefis zamanı, adaylık düşünenler idealist davranmalı. Kimler aday olmayı düşünüyorsa bu şartları göze alarak temel ilkemize kabul sağlayarak bu yola çıkmalılar. Kazanma riski görünen anket ilmiyle belirlenen bir adayı, İyi Parti olarak kabul etmiyoruz. Millet İttifakı’nın varlığı seçimi ilk turda kazanabilecek genişlikte, o bakımdan en uygun adayın istişarelerle belirlenerek ortaya konulması Türkiye’ye yapılabilecek en iyi iyilik. Kazanamama ihtimali olan birinin uygun olmayacağını söyleyeceğiz, sonuç odaklı düşüneceğiz” ifadelerini kullandı.

ERDOĞAN KILIÇDAROĞLU’NU İSTİYOR

İyi Parti’de Koray Aydın üzerinden verilen bu mesaj, Kılıçdaroğlu’nun adaylıktan vazgeçmesine yönelik çağrı olarak yorumlandı. Arkasında yatan sebep ise Erdoğan’ın en çok yarışmak istediği ismin Kılıçdaroğlu olması. Seçim mitinglerinde vurgu yapılacak konu bile belirlendi: ‘SSK’nın batırılması ve Kılıçdaroğlu’nun kaybettiği seçimler.’ Kılıçdaroğlu’nun adaylığı durumunda AKP, 2009 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini AKP’nin adayı Kadir Topbaş’a kaybettiği dönemden başlayıp CHP Genel Başkanı olarak girdiği 2011-2014-2015-2018-2019’da  kaybettiğini hatırlatacak. 2010 ve 2017 referandumlarında da Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’a yenildiği anlatılacak.

SİYASETTEKİ KUTUPLAŞMA ERDOĞAN’A YARIYOR

CHP’li Kılıçdaroğlu’nun aday gösterilmesi halinde Erdoğan’ın seçime bir sıfır önde gireceği de AKP anketlerinde görülüyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde halkın sağ ve sol olarak kutuplaşacağını hesaplayan AKP’li kurmaylar, Kılıçdaroğlu’nun  aday olması durumunda “CEHAPE zihniyeti, Camileri ahır yaptılar, Başörtülü bacılarımıza zulmettiler, Şimdi yine aynısını yapacaklar” gibi 50 yıl önceki konularla seçmenin korkutulacağını hesaplıyor. Türkiye’deki sağ partilere oy veren seçmen sayısının sol partilere oy verenden fazla olduğunu da dikkate alan Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’nun adaylığa zorlanması yönünde talimat verdiği kaydediliyor. AKP teşkilatları ve troller de bu yönde çalışma yürütüyor. Yıpranmış bir Kılıçdaroğlu’na karşı seçimin ‘çantada keklik’ olduğu kulaktan kulağa yayılıyor.

İTHAL ADAY İLE YAVAŞ ALTERNATİFİ RAFTA

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyaset dışı bir ismi aday gösterme girişimleri İyi Parti tarafından reddedilmişti. İkinci Ekmeleddin İhsanoğlu vakası yaşanmasını istemeyen İyi Parti, yurtdışından ithal bir ismi desteklemeyeceği mesajı verdi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın isimleri ise şimdilik rafa kaldırıldı.

Saadet Partisi’nin Abdullah Gül’ü aday gösterme çabası devam ederken, DEVA ve Gelecek Partileri’nin tavrı da Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olup olmayacağını netleştirecek.

Ülkeyi bit pazarına çeviren Erdoğan Araplar’a ASELSAN sözü mü verdi?

Millet İttifakı’nda Kılıçdaroğlu düğümü çözülecek mi? yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

7 Aralık 2021 Salı

Yavaş ve İmamoğlu Mersin mitingine davet edildi mi?

CHP’nin Mersin mitingine Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu’nun davet edilmediği iddialarına CHP’li Seyit Torun cevap verdi. Torun, “Belediye başkanlarımızdan bazıları aradı ve gelmek istediklerini söyledi. Dileyen geldi, kimseyi davet söz konusu değildi” dedi.

BOLD – CHP’de Cumhurbaşkanlığı adaylığı için isimleri geçen Yavaş ve İmamoğlu ile ilgili tartışmalar bitmiyor. Şimdi de CHP’nin iki ismi Mersin mitingine davet edilmediği öne sürüldü.

KENDİ MİTİNGİME DAVETLE Mİ GİDECEĞİM?

Mansur Yavaş da konuyla ilgili olarak “Ben CHP adayı olarak seçilmiş Ankara Büyükşehir Belediye Başkanıyım, kendi mitingime davetle mi gideceğim?” açıklamasını yaptı.

 

AİHM ve AYM kararlarını ‘paspas’ yapan hakimler: Kılıçdaroğlu hesap sorabilecek mi?

Yavaş ve İmamoğlu Mersin mitingine davet edildi mi? yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

AİHM ve AYM kararlarını ‘paspas’ yapan hakimler: Kılıçdaroğlu hesap sorabilecek mi?

Türkiye, 15 Temmuz sonrası uygulanmayan mahkeme kararları ile tanıştı. Hatta Anayasa’ya göre kararları bağlayıcı olan AİHM ve AYM kararları uygulanmadı. Bir süredir bürokratları hukuksuzluklar konusunda uyaran CHP Genel Başkanı, 2 yüksek mahkemenin kararlarını uygulamayan hakimlerden hesap sorabilecek mi?

BOLD ANALİZ – TBMM’de hükumetin 2022 bütçesi üzerine konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AKP’lilere ‘yargıyı mahvettiniz’ diye seslendi. CHP lideri Kılıçdaroğlu, “AYM, AİHM kararını uygulamayanların tamamını temizleyeceğim. Bu memlekete adalet ya gelecek ya gelecek” ifadelerini kullandı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) hükümetin 2022 bütçesi üzerine konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, birçok önemli mesajlar verdi.

Kemal Kılıçdaroğlu, bir süredir AKP döneminde kanun dışına çıkan ve hukuksuzluklara imza atan bürokratları uyarıyor. Kılıçdaroğlu’nun bu kez hedefinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarını uygulamayan hakimler vardı.

AKP’ye “Yargıyı mahvettiniz” diyen CHP lideri Kılıçdaroğlu, “Bir tek Yargıtay kararının altında imzası olmayan birisi AYM üyesi oldu. AYM, AİHM kararını uygulamayanların tamamını temizleyeceğim. Bu memlekete adalet ya gelecek ya gelecek” ifadelerini kullandı.

15 TEMMUZ’DAN SONRA BİR İLK: AYM VE AİHM KARARLARI UYGULANMADI

Kılıçdaroğlu’nun ‘yargıyı mahvettiniz’ sözleriyle özetlediği AKP hükumeti ile Türkiye, 15 Temmuz’dan sonra birçok hukuksuzlara, insan hakları ihlallerine, toplu yargılamalara, işkencelere, adam kaçırmalara ve bir grubun nefret öğesi haline getirilerek soykırımına şahit oldu.

Ancak 15 Temmuz’da Türkiye belki tarihinde ilk kez uygulanmayan mahkeme kararları ile karşılaşmaya başladı. Ve bu uygulanmayan kararlar Anadolu’nun ücra köşesindeki bir yerel mahkemenin değil yargının en tepesindeki Anayasa Mahkemesi’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası anlaşmalarla yarım yüzyıldır yargı yetkisini kabul ettiği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları idi.

AYM KARARLARININ BAĞLAYICILIĞI

Anayasa Mahkemesi, Anayasanın “Yargı” başlığının taşıyan “Üçüncü Bölüm”ünde “II Yüksek Mahkemeler” başlığı altında 146-153. maddelerinde düzenlenmiştir. Anayasanın 153. maddesinin son fıkrasına göre “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.”

153. maddedeki hükmün herhangi bir istisnası bulunmamaktadır. Dolayısıyla mahkemeler ve kamu gücünü kullanan diğer organlar Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamaktan veya gereğini yerine getirmekten kaçınamaz.

Anayasanın yargı kararlarına ilişkin genel düzenlemesi olan 138. maddesine göre de “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.“

Anayasa Mahkemesi’nin yapılan bireysel başlvurulara ilişkin ihlal kararı, bir kişinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Ek Protokolleri kapsamındaki anayasal haklarının ihlal edildiğini tespit eder. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi Kanununun 50. maddesinin birinci fıkrasına göre de “ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir.” Yani? İhlal kararı verip bırakmaz, ihlalin ortadan kaldırılması gereğine de hükmeder. Bu da yetmez, ihlalin sonuçlarının da ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmeder.

Aynı madedenin ikinci fıkrasında da “Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir… Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde … karar verir.”

AİHM KARARLARININ BAĞLAYICILIĞI

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 47 üyesi bulunan Avrupa Konseyinin yargılama organıdır. Üyesi bulunduğumuz ve ilk kurucularından olduğumuz Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni (AİHS) hazırladı. Türkiye, bu sözleşmenin ilk imzacılarından biri oldu, iç hukukumuza 1954 yılında dahil edildi.

Anayasanın 90. maddesine göre usulüne göre yürürlüğe giren uluslararası sözleşmeler kanun hükmündedir. Kanunlar da bağlayıcıdır.

Yani, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bir Türkiye Cumhuriyeti Kanunu’dur, Anayasanın 7. maddesi anlamında yasama yetkisinin kullanılmasıyla ortaya çıkmış olup, tüm kamu kuruluşları, yürütmeyi, mahkemeleri, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.

Türkiye, 1989 yılında da AİHM’nin bağlayıcı yargı yetkisini kabul etti.

Anayasanın 90. maddesinin son fıkrasına göre, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hukuk uygulamasında kanunlardan üstündür ve Anayasanın 148. maddesinin 3. fıkrası uyarınca içtihatları Anayasa Mahkemesi içtihatlarını da biçimlendirir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesinin birinci fıkrasına göre üye devletler taraf oldukları her davada AİHM’nin kesin kararlarına uymayı taahhüt ederler. Bu taahhüt, Türkiye Cumhuriyeti Kanununu olduğu için yasal bir taahhüt, Sözleşme olduğu için de uluslararası bir taahhüttür.

Bu nedenlerle AİHM içtihadını bağlayıcı görmemek, bu nedenle, hem Türkiye Cumhuriyeti yasalarını hem de uluslararası hukuku yok saymaktır.

AYM VE AİHM KARARLARI YENİDEN YARGILAMA SEBEBİDİR

Sonuç olarak, AYM ve AİHM kararları bağlayıcıdır. Bu bağlayıcılık esasa ilişkin bir bağlayıcılıktır aynı zamanda. İlk derece mahkemelerinin veya diğer devlet organlarının AYM ve AİHM kararlarıyla tespit edilen ihlalleri ve sonuçlarını ortadan kaldırıp kaldırmama, buna uyup uymama gibi bir takdir yetkileri de yoktur.

AYM ve AİHM ihlalin ortadan kaldırılmasına ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmettiği durumda, yargılamanın yenilenmesi gerekir.

Ancak 15 Temmuz sonrası Türkiye, AYM ve AİHM karalarını uygulamayan mahkemeleri, bir davada yüksek mahkemeler ihlal kararı verilmişse uyduruk gerekçelerle açılan ikinci ve hatta üçüncü davaları, tutukluluğun sona erdirilmesi kararı verilmişse bekleyen başka dosyalardan  verilen alelacele kararları gördü.

İşte, uygulanmayan yüksek mahkeme karaları, hukukun, anayasanın, yasaların ve Türkiye’nin imzacısı bulunduğu uluslararası sözleşmelerin ayaklar altına alındığı bazı yargılama süreçleri.

OSMAN KAVALA: BİR DAVADAN TAHLİYE EDİLDİ, İKİNCİ DAVADAN SAATLER SONRA TUTUKLANDI

Osman Kavala

İş adamı Osman Kavala, 1 Kasım 2017’de Gezi Parkı Davası’ndan tutuklandı. AİHM, Aralık 2019’da verdiği bir kararla Kavala’nın tutuklanması ve tutuklu yargılanmasının onu susturmak ve diğer insan hakları savunucularının cesaretini kırmak amaçlı olduğunu belirterek, Türkiye hükümetinden Kavala’nın bir an önce serbest kalması için gerekli önlemleri alması çağrısında bulundu.

Bu arada Kavala tutuklu yargılandığı Gezi davasından Şubat 2020’de beraat etti ve hakkında tahliye kararı verildi. Ancak bu karardan birkaç saat sonra hakkında 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili soruşturma çerçevesinde tekrar tutuklama kararı çıkarıldı. Şubat 2021’de bu dava Gezi davası ile birleştirildi.

Sonuçta Kavala Gezi davasından beraat ettirilip tahliye edilmesiyle bir anlamda AİHM kararı yerine getiriliyor ancak bir kez daha tutuklanarak da AİHM kararı boşa düşürülmüş oluyordu. Kısaca Kavala’yı salıvermemek adına hukuk ayaklar altına alınıyordu.

Türkiye’nin itirazı üzerine yapılan temyiz incelemesi sonucunda da AİHM’nin kararı Mayıs 2020’de kesinleşti.

AVRUPA KONSEYİ, TÜRKİYE İÇİN İHLAL PROSEDÜRÜ BAŞLATTI

Avrupa Konseyi’nin karar organı olan Bakanlar Komitesi, AİHM’nin kesinleşmiş mahkeme kararlarının uygulanıp uygulanmadığını denetliyor.

Bakanlar Komitesi, Türkiye’nin Kavala davasında gerekli adımları atması için 8 kez karar aldı ancak AKP hükumeti ve ilgili mahkemeler kararı uygulamayı reddetti.

Sonuç olarak Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, bu yıl Aralık ayı başında AİHM’nin iş insanı Osman Kavala’nın serbest bırakılması kararını uygulamayan Türkiye için ‘ihlal prosedürü’ başlattı. Türkiye, böylece, 2010’dan bu yana Azerbaycan’dan sonra bu sürece tabi tutulan ikinci ülke oldu.

Bakanlar Komitesi’nde yapılan oylamada, 47 üyeli konseydeki 35 ülke “ihlal prosedürü” başlatılmasına destek verdi.

Avrupa Konseyi, Türkiye’den 19 Ocak’a kadar görüşünü iletmesini istedi. Kavala davasında bir sonraki duruşma ise 17 Ocak’ta.

Bakanlar Komitesi, böylece Türk hükümetine ihlal prosedüründen ve prosedür sonucunda olası yaptırımlardan kurtulmak için bir fırsat daha sunmuş oldu.

Bakanlar Komitesi, Türkiye ile ilgili ihlal prosedürü kapsamında Türkiye’nin göndereceği görüşü ve 17 Ocak’taki duruşma kapsamında alınacak kararı 2 Şubat 2022’deki toplantısında karara bağlayacak.

Eğer Türkiye, 17 Ocak’ta Kavala’nın serbest kalmasını sağlar ve hakkındaki suçlamaları düşürürse ihlal prosedürünün ikinci aşamasının uygulanmasına gerek kalmayacak.

Aksi halde Bakanlar Komitesi, Türkiye’nin vereceği görüşle birlikte gerekçeli kararını oluşturacak ve yine bir oylama sonucunda üçte iki çoğunluğu bulması durumunda AİHM’e resmi bildirimi yapacak ve süreci başlatmış olacak.

Bakanlar Komitesi, AİHM’den “Yükümlülük yerine getirilmemiştir” şeklinde bir bildirim alması durumunda Türkiye’ye uygulanacak tedbirleri ele alacak. Bunlar arasında söz konusu ülkenin oy hakkının veya üyeliğinin askıya alınması ve hatta üyelikten çıkarılması da yer alıyor.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ: BİR DAVADAN TAHLİYE EDİLDİ, İKİNCİ DAVADAN MAHKUMİYET VERİLDİ

Selahattin Demirtaş

HDP’nin eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, 4 Kasım 2016’da HDP’li vekillere yönelik operasyonda “örgüt üyesi olmak”, “örgüt adına suç işlemek” iddialarıyla gözaltına alındı ve ardından tutuklandı.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Demirtaş hakkında 514 sayfalık iddianame hazırladı. Ocak 2017’de kabul edilen iddianamede, 142 yıla kadar hapis cezası istendi.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Demirtaş için avukatları, Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu ancak sonuç alamadı. Demirtaş’ın avukatları bu kez dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdı. AİHM, 20 Kasım 2018 tarihinde verdiği kararda, Demirtaş’ın hiçbir gerekçe gösterilmeden uzun süre tutukluluk halinin devam etmesini hukuka aykırı buldu ve keyfi bir şekilde süren tutukluluk nedeniyle ihlal kararı verdi.

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kararın ardından, “AİHM kararları bizi bağlamaz” açıklaması yaptı. AİHM “derhal tahliye” demiş olsa da, Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi tahliye başvurusunu, 30 Kasım 2018’de AİHM kararının henüz kesinleşmemiş olmasını gerekçe göstererek reddetti.

4 Aralık 2018’de “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla verilen 4 yıl 8 ay hapis cezasının onanmasıyla Demirtaş hüküm giyince, AİHM kararı boşa düşmüş oldu.

ŞÜPHELİ OLMADIĞI DAVADAN MÜKERRER SUÇLAMA İLE İKİNCİ KEZ TUTUKLANDI

Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen, “silahlı terör örgütüne üye olmak”tan yargılandığı ve dört yıldır tutuklu bulunduğu ana davadan Demirtaş hakkında 2 Eylül 2019 tarihinde tahliye kararı verildi. Tahliye kararının ardından avukatları, İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ne mahsupluk başvurusunda bulundu.

Bu karardan iki hafta sonra AİHM Büyük Dairesi’nde hem Demirtaş’ın avukatlarının hem de hükümetin AİHM kararına itiraz etmesi nedeniyle bir duruşma yapıldı. Bu duruşmadan iki gün sonra mahsup talebi kabul edildi ve Demirtaş’ın serbest kalmasının önü açıldı. Ancak 20 Eylül 2019’da şüpheli olmadığı Kobani dosyasından ve mükerrer bir suçlama nedeniyle ikinci kez tutuklandı. Demirtaş’ın bu dosyadan da tutukluluğu 2 yılı geçmiş durumda.

AİHM BÜYÜK DAİRE KARARI: DERHAL SERBEST BIRAKILMALI

AİHM’nin 30 Kasım 2018’de verdiği Demirtaş kararını, Türkiye temyiz etti. AİHM’nin 17 yargıçlı Büyük Dairesi, Demirtaş hakkındaki nihai kararını 22 Aralık 2020 tarihinde verdi ve “Demirtaş derhal serbest bırakılmalı” dedi.

AİHM’nin Büyük Dairesi, Demirtaş dosyasında AİHS’nin birçok maddesinin ihlal edildiğini de belirtti.

TÜRKİYE İÇİN BİR İHLAL PROSEDÜRÜ DE DEMİRTAŞ İÇİN BAŞLATILABİLİR

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, AİHM’nin 2020 yılı sonunda aldığı kesin karar sonrası bu yıl mart ve eylül aylarında konuyu görüştü ve Selahattin Demirtaş’ın AİHM kararı gereği “derhal serbest bırakılmasını” talep etti. Ancak Demirtaş’ın serbest bırakılması için Ankara’ya yaptığı çağrılar sonuçsuz kaldı.

Avrupa Konseyi’nin icra organı olan Bakanlar Komitesi, Aralık ayında yaptığı son toplantıda da Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması talebine yer verilen bir ara karar aldı.

Bakanlar Komitesi bu ara karar sonrası Demirtaş dosyasını Mart 2022’deki AİHM gündemli toplantıda yeniden ele alacak.

Kavala dosyasında 8 kez Türkiye’yi uyaran ve daha sonra “ihlal prosedürü” başlatan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, Demirtaş dosyası nedeniyle de Ankara için ‘ihlal prosedürü’ başlatabileceği ifade ediliyor.

ERDAL TERCAN: AYM REDDETTİ, AİHM İHLAL KARARI VERDİ

Erdal Tercan

Anayasa Mahkemesi üyesi Erdal Tercan, 15 Temmuz’dan hemen sonra “terör örgütüne üye olduğu” gerekçesiyle tutuklandı. Tercan, 2019 yılı nisan ayında 10 yıl 7 ay hapis cezasına çarptırıldı.

2011’den 2016’ya kadar üyesi olduğu Anayasa Mahkemesi, Tercan’ın yaptığı bireysel başvuruyu reddetti.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, eski Anayasa Mahkemesi üyesi Erdal Tercan’ın yaptığı başvuruyla ilgili olarak 29 Haziran 2021’de Türkiye’nin insan hakları ihlalinde bulunduğuna hükmetti.

Tercan’ın 2018 yılında yaptığı başvuruyu karara bağlayan AİHM, Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinin 1. ve 3. fıkralarıyla, 8. maddenin Türkiye tarafından ihlal edildiğine hükmetti.

Tercan’a 20 bin Euro tazminat ödenmesine karar veren AİHM gerekçeli kararında, gözaltı ve tutukluluğun makul gerekçe ve somut delillere dayandırılmadığı görüşünü dile getirdi.

Kararda, duruşma öncesi tutukluğunun 2 yıl 8 ay sürmesinin de makul sürenin ötesinde olduğu yorumu yapılırken, Anayasa Mahkemesi Genel Kurul kararı beklemeden eski üyenin evinin aranmasının da yine insan hakları ihlali teşkil ettiği değerlendirmesinde bulunuldu.

AİHM’nin verdiği ihlal kararı iç hukuka göre bir yeniden yargılama sebebi. Ancak Tercan hakkında şu ana kadar verilmiş bir yeniden yargılama kararı bulunmuyor.

ALPARSLAN ALTAN: AİHM, KESİN İHLAL KARARI VERDİ

Alparslan Altan

Anayasa Mahkemesi Başkanvekili ve üyesi Alparslan Altan da 15 Temmuz’dan hemen sonra aynı suçlamalarla gözaltına alındı ve 16 Temmuz’da tutuklandı. . Anayasa Mahkemesi, 4 Ağustos 2016’daki oturumunda Altan’ın üyelikten ihraç edilmesi yolunda karar aldı.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 6 Mart 2019’da aldığı kararda, Alpaslan Altan’a 11 yıl 3 ay hapis cezası verdi.

AİHM, Altan’ın 2017 yılında yaptığı başvuruyla ilgili olarak 2019 yılı nisan ayında kararını aldı. Yüksek mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin eski Başkanvekili ve üyelesi Alparslan Altan’ın yaptığı başvuruyla ilgili olarak Türkiye’nin insan hakları ihlalinde bulunduğuna hükmetti.

AİHM, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili 5. maddesinin 1. fıkrasını ihlal ettiğine hükmetti.

Türkiye karara itiraz etti. Ancak AİHM’nin temyiz başvurularının ilk incelemesini yapan 5 hukukçudan oluşan paneli, 2019 yılı Eylül ayında Türk hükümetinin Alparslan Altan ile ilgili verdiği karara yaptığı itirazı kabul etmedi.

Bu karar gereği, Türk hükümetinin, Alparslan Altan’ın yaptığı başvurunun temyiz mahkemesi niteliğindeki 17 yargıçtan oluşan Büyük Dairede görülmesinin önü kapandı ve AİHM kararı kesinleşti.

Ancak yeniden yargılama sebebi olan AİHM’nin bu kesin kararı da tamamen gözden gelinerek Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2021 yılı Şubat ayında aldığı kararla Altan’ın mahkumiyet kararını onadı.

MEHMET ALTAN: AYM VE AİHM İHLAL KARARI VERDİ, TAHLİYE EDİLMEDİ

Mehmet Altan

Akademisyen ve yazar Mehmet Altan, 22 Eylül 2016’da tutuklandı. Anayasa Mahkemesi 11 Ocak 2018’de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise 20 Mart 2018’de ihlal ve tahliye kararlarını açıkladı. Ancak Altan, AYM ve AİHM kararlarına rağmen beş buçuk ay daha tutuklu kaldı ve 7 Haziran 2018’de tahliye edildi.

Altan’ın avukatları, AYM ve AİHM kararlarına karşın tahliye kararı vermemesiyle hukuka ve anayasaya aykırı hareket ettiği ve açık yasa hükümlerine aykırı yargısal faaliyetleri gerekçesiyle Hazine ve Maliye Bakanlığı’na tazminat davası açtı. Davalar halen devam ediyor.

Gizli raporla fişlendi, görev yaptığı cezaevinde hapis yattı: KHK’lı gardiyan nasıl beraat etti?

AİHM ve AYM kararlarını ‘paspas’ yapan hakimler: Kılıçdaroğlu hesap sorabilecek mi? yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Öfke nöbetleri geçiren otizmli Tarık’ın annesi: Babasının tutuklanması oğlumu mahvetti

Çok sevdiği babasından 22 ay önce ayrılmak zorunda kalan otizmli ve zihinsel engelli Hamza Tarık, öfke nöbetleri geçiriyor. Oğlunu artık kontrol etmekte zorlandığını söyleyen Hülya Durmuş, “Babasının yanında olmaması oğlumu mahvetti.” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL 

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında iki yıldan fazla Buca Kırıklar F Tipi Cezaevinde tutuklu olan İbrahim Durmuş’un otizmli oğlu Hamza Tarık Durmuş, babası tutuklandığı günden beri öfke nöbetleri geçiriyor. Oğlunun hastalığının gün geçtikte ilerlediğini söyleyen anne Hülya Durmuş, “Babasının yanında olmaması onu mahvetti. Yıllarca bir sürü paralar harcayarak bir yere getirmeye çalıştığımız Tarık en dibi gördü. Çünkü babasını çok seviyor. Yanından hiç ayrılmıyordu. Her gün saatlerce babasıyla yürüyüş yapardı. Rutini bozulmuştu.” dedi.

İÇ KANAMA GEÇİRDİ

Elleriyle kulak kepçesine şiddetli bir şekilde vurduğu için iç kanama geçiren ve 9 Eylül Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırılan Tarık’a 6 doktor narkoz vermekte zorlandı. Annesi de ameliyathaneye girmek zorunda kaldı. “O geceyi asla unutmam” diyen Hülya Durmuş, “Ameliyathane kapılarında tek başıma olan çaresizliğim. Yalnızlığım. Hem ağlıyor hem de İbrahim neredesin neredesin diyordum. Tarık ameliyattan çıktı. Bana ameliyathane kıyafetleri giydirip içeri aldılar. Ayılırken siz başında olun krize girmesin dediler. Odaya çıkana kadar damar yolu vs çıkarıp atmıştı. Öfke nöbeti bir türlü geçmediği için yatağa bile bağladılar.” ifadelerini kullandı.

BABA TUTUKLU, ANNE KANSER

16 yaşındaki zihinsel engelli Hamza Tarık Durmuş’la doğduğundan beri babası yakından ilgileniyordu. Birlikte vakit geçiriyor ve uzun yürüyüşler yapıyorlardı. Annesinin ifadesiyle Tarık’ın eğitimi için yıllarca maddi-manevi çok uğraştılar. Ancak tüm çabaları İbrahim Durmuş‘un 24 Ağustos 2019’da tutuklanmasıyla çöpe gitti. Babasını çok seven Tarık, birdenbire ondan ayrıldığı için öfke nöbetleri geçirmeye başladı. Üstüne bir de annesinin 2018 yılında kanser olup yatağa düşmesi onu daha da agresifleştirdi.

Sosyal hayatta yaşadıkları ise daha zordu. Kendisine, kardeşine, etrafına zarar veren Tarık’ı annesi kayıt yaptırdığı spor okulundan krizleri arttığı için almak zorunda kaldı. Rehabilitasyon merkezi eğitim vermek istemedi. Kiralık ev bulmaları bile zorlaştı. Otizmli oğlu olduğunu öğrenen ev sahipleri Hülya Durmuş’a ev vermekten vazgeçti. Akrabaları ise “Karı-koca tutuklanırsa Tarık’ı yanınıza alın, biz bakamayız” dediler.

İki yıldır yaşadığı eziyeti dün yazdığı mektupta dile getiren ve Bold Medya’ya gönderen Hülya Durmuş, “Sonuç olarak ben kanser kontrol hastasıyım. Tarık’ta sıkıntılar aynı şekilde devam ediyor. Pandemiden dolayı 22 aydır babasını göremiyor. Burak görüşlere gitmek istemiyor. Ben çaresizce bu günlerin bir an önce bitmesi için dua ediyorum.” diye yazdı.

SUÇU: YAMANLAR KOLEJİ’NDE ÖĞRETMEN OLMAK!

İbrahim Durmuş, Körfez Dershanelerinde görev yaptığı için 7 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı. Eşi tutuklandıktan sonra lenf kanserine yakalanan Hülya Durmuş kanseri atlattığı dönemde 23 Ekim 2018’de gözaltına alındı. Bir gün nezarette kaldıktan sonra serbest bırakılan Durmuş mektubunda ifade verirken polislere “Benim suçum ne, ben bu millete, devlete ne yaptım?” diye sorduğunu, kendisine “Yamanlar Koleji’nde öğretmen olman” diye cevap verildiğini aktardı.

HÜLYA DURMUŞ’UN 6 ARALIK 2021 TARİHLİ MEKTUBU

Merhabalar
Ben Hülya Durmuş. 41 yaşında 2 çocuk annesiyim ve Biyoloji öğretmeniyim. Eşim İbrahim Durmuş 23 Temmuz 2019 yılında gözaltına alındı. Ve tutuklandı. 2 yıldan fazladır Buca Kırıklar F Tipi Cezaevinde. Körfez dershanesinde öğretmen olduğu için tutuklandı.

Eşim gittiğinden beri çok çok zor günler geçiriyoruz. Aslında Eşim ve benim için hayat zaten zordu. Büyük oğlum Hamza Tarık Durmuş (16) otizmli olarak dünyaya geldi. Maalesef % 98 ağır otizmli ve zihinsel engelli. Tarık daha iyi bir eğitim alsın istedik ve İzmir’e taşındık. Eşim Körfez dershanesinde ben Yamanlar Kolejinde çalışıyorduk. Otizmli bir çocuğun derdini anlamak, onu sakinleştirmek, isteklerini yerine getirmek çok çok zor. Yaşayan bilir. Biz bu dünyada zaten rahat yaşamıyorduk. Oğlum bir şey öğrensin, bir davranış problemini bıraksın diye canımızı verdik. Maalesef zalimler bizde can da bırakmadı.

İşimizi kaybetmiş ne yapacağımızı şaşırmış bir şekilde günlerimiz geçmeye başladı. Bu arada 2015 yılında 2. oğlum Burak dünyaya gelmişti. Hem küçük bebek, hem otizmli bir çocuk, hem de eşime ya da bana bir şey olursa Tarık ne olur diye kaygı yaşarken 2018 yılında 4. Evre lenf kanseri olduğumu öğrendim. O günler benim için daha zor bir hale gelmişti. 8 kemoterapi aldım. Kanser tüm vücuduma yayılmıştı. Annem ve kız kardeşim bana ve çocuklarıma bakmak için İzmir’e taşındılar. Tarık benim sürekli yatmamdan bile rahatsız oluyordu. O zamana kadar bana hiç vurmayan oğlum artık bana el kaldırmaya başladı. Bu durum onu çok kaygılandırıyordu sanırım. Yataktan kalkamaz haldeyken bile Tarık’ın ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyordum. Çünkü annemi ve kız kardeşimi dinlemiyordu. En çok da beni üzen 2 yaşındaki küçük oğlumun Tarık krize girdiğinde masanın altına saklanmasıydı. Sağlıklı çocuğumu kaybetmek istemiyordum çünkü.

Pandemiden önce birkaç rehabilitasyon merkezi ile görüştük. Maalesek Tarık’ı almak, eğitim vermek istemediler. 1,5 yıl önce spor okuluna kayıt yaptırdım. Orda da 1 yılın sonunsa krizler daha da arttı. Okuldan almak zorunda kaldım.

Burak abisinden çok korkuyordu. Aylarca süren tedavi sürecimde sona geldik derken 23 Ekim 2018 yılında gözaltına alındım. Yani kanserden kurtulduğumu bilmiyorduk. Allah’ım dertleri bile sıraya koyuyor sanırım. 1 gün göz altında kaldım ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldım. Emniyette polislere direk şunu sormuştum. Benim suçum ne, ben ne yaptım bu millete, devlete. Bana verilen cevap “Yamanlarda öğretmen olman” Yani suçum öğretmen olmak. Sadece ÖĞRETMEN.

2 yıldan fazla süren dava sürecinde beraat ettim. Yaklaşık 9 ay sonra eşim gözaltına alındı ve tutuklandı. Tarık’la bir başıma kalmıştım. Öfke nöbetleri git gide artarak devam etti. Arabanın camını, evin camını kırdı. 3 ayrı TV’yi kırdı. (Evde, sokakta, okulda yarı çıplak dolaşmaya başladı. Ayakkabı giydiremiyorduk) Artık zapt edemiyordum. Okuldaki öfke nöbetlerinde sürekli sakinleştirme odasına alıyorlardı. Hele bir gün almaya gittiğimde o odada yarı çıplak kakasını yapmış tek başına bekliyordu. Ağlaya ağlaya oğlumu temizlemiştim. Tarık artık kakasını eline yüzüne sürmeye başlamıştı. Hatta ağzına bile götürüyordu.

Babasının yanında olmaması onu mahvetmişti. Yıllarca bir sürü paralar harcayarak bir yere getirmeye çalıştığımız Tarık en dibi görmüştü. Çünkü babasını çok seviyor. Yanından hiç ayrılmıyordu. Her gün saatlerce babasıyla yürüyüş yapardı. Rutini bozulmuştu. Elleriyle sürekli suratına vuruyordu. Kulak kepçesi şiddetli vurmaktan iç kanama oldu. 9 Eylül Üniversitesi Hastanesine sevk ettiler. (28 Temmuz 2021) Acil ameliyata alındı. 6 doktor bir narkozu vermekte bile zorlandılar.

Ameliyathaneye beni de aldılar. O geceyi asla unutamam. Ameliyathane kapılarında tek başıma olan çaresizliğim. Yalnızlığım. Hem ağlıyor hem de İbrahim neredesin neredesin diyordum. Tarık ameliyattan çıktı. Bana ameliyathane kıyafetleri giydirip içeri aldılar. Ayılırken siz başında olun krize girmesin dediler. Odaya çıkana kadar damar yolu vs çıkarıp atmıştı. Öfke nöbeti bir türlü geçmediği için yatağa bile bağladılar.

Tarık aylarca evde kaldı. Ben her gün hasta halimle 2 saat yürüyüş yaptırdım. Şu an yeni bir spor okuluna kayıt yaptırdık. Bu arada özel odada da kalmıyorduk. Tarık erkek diye 4 gün boyunca erkeklerin olduğu odada kaldık. Özel oda yok dediler. Tarık’ın ilaçlarını ben veriyor, ateşini ben ölçüyor, tansiyonuna ben bakıyordum. Çünkü kimseyi yanına yaklaştırmıyordu. 4 günün sonunda dayanamayıp imza atarak hastaneden ayrıldık. Yaklaşık 2 aydır da cilt hastalığı ile uğraşıyoruz. Tarık’ın vücudu sürekli tepki veriyor. Bunların hepsini babasının yanında olmamasına bağlıyorum.

Ben Tarık’la  uğraşırken küçük oğlum 1. sınıfa başladı. Kendi kendine büyüyor. Çünkü Tarık’la ilgilenmekten Burak’la tam anlamıyla ilgilenemiyorum. Bu durum beni çok üzüyor. Burak’a babasının resmini gösteremiyorum. Gördüğü anda ağlama krizine giriyor. “Baba baba” diye bağıra bağıra ağlıyor. Yavrularımı bu hala koyanlar Allah’a havale…

Eşim gittikten sonra durduğumuz ev satıldı. Taşınırken çok zorlandım. Maalesef şu an durduğum ev de satıldı. Bu kış gününde buradan da çıkmak zorundayım. Bu işlerin hepsini 3 kadın (Annem, ben ve kız kardeşim) halletmeye çalışıyoruz. Maalesef eşimin ailesi hiç destek olmadığı gibi çok kötü sözler bile söylediler. En acısı da eşimin babası “Karı-koca sizi tutuklarlarsa Tarık’ı da yanınıza alın biz bakamayız” dedi.

Eşim tutuklandıktan sonra da çok eziyet ettiler. Eşime 4 duvar arasında çok acı sözler söylediler. Aylarca kendine gelemedi. “Allah büyüktür” deyip sustuk. Yapacak bir şey yok çünkü. Zaten dipsiz bir kuyunun içinde debeleniyoruz. Maddi-manevi bir imtihan içindeyiz. Sağlığımızla ayrı uğraşıyoruz. En yakınımız da böyle yapınca imtihanımız bir kat daha arttı.

Eşim cezaevinde bir ameliyat geçirdi. 1 gece hastanede yatmadan cezaevine geri getirdiler. Öyle bir ortamda iyileşme süreci de gecikti. (Prostat ameliyatı). Sonuç olarak ben kanser kontrol hastasıyım. Tarık’ta sıkıntılar aynı şekilde devam ediyor. Pandemiden dolayı 22 aydır babasını göremiyor. Burak görüşlere gitmek istemiyor. Ben çaresizce bu günlerin bir an önce bitmesi için dua ediyorum.

Vesselam…

Otizmli Hamza Tarık’ın annesinden feryat: Çok çaresizim, eşimi serbest bırakın!

Öfke nöbetleri geçiren otizmli Tarık’ın annesi: Babasının tutuklanması oğlumu mahvetti yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

AKP’nin oy oranında büyük düşüş: Cumhur İttifakı’nın oy oranı geriledi

Dolar kurundaki büyük yükseliş AKP’nin oylarında erimeyi hızlandırdı. Area’nın son yaptığı kamuoyu araştırmasında ekonomik kriz içindeki halkın üçte biri halen AKP’yi destekliyor. AKP’nin oy oranı yüzde 30’da kaldı.

BOLD – Area Araştırma “Türkiye Siyasi Gündem Araştırması” sonuçlarını kamuoyu ile paylaştı. Yayımlanan son anket sonuçları AKP’nin oy oranın yüzde 30’larda olduğunu gösterdi. AKP ile MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı’nın oy oranı yüzde 39,1, CHP ile İyi Parti’nin oluşturduğu yüzde 42,2 oy alıyor.

KARARSIZLARIN ORANI YÜZDE 12.8

12 ilde bin 584 kişi ile yapılan son ankette katılımcılara, “Bugün seçim olsa milletvekili seçimi olsa hangi partiye oy verirsiniz?” sorusu soruldu. Son anket sonuçları verilerine göre, AKP’nin geçerli oylar üzerinden yüzde 30’da kaldığı ortaya çıktı. MHP’nin oyu ise yüzde 9,1. Anket sonucunda kararsız seçmenin çokluğu dikkat çekti. Ankete göre kararsız seçmen oranı ise 12,8. HDP’nin oyu ise yüzde 10.

4 PARTİ BARAJI GEÇEBİLİYOR

Yapılan araştırmaya göre mevcut seçim barajı olan yüzde 10’u 4 partinin geçebildiği görüldü. Area Araştırma’nın anketine göre yüzde 30 oy alan AKP, yüzde 28.2 oyu bulunan CHP, yüzde 14 oy alan İyi Parti ve yüzde 10’la da HDP barajı geçerken diğer partilerin oy oranları ise şöyle:
MHP 9,1,

DEVA Partisi 4,4,

Diğer: Yüzde 4,4

 

 

Gizli raporla fişlendi, görev yaptığı cezaevinde hapis yattı: KHK’lı gardiyan nasıl beraat etti?

AKP’nin oy oranında büyük düşüş: Cumhur İttifakı’nın oy oranı geriledi yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

CNN Türk’ü telaş sardı: CNN International’a tarafsız yayın yaptığını ispatlamaya çalışacak

Demirören Grubu’nun Ziraat Bankası’ndan aldığı kredilerle satın aldığı CNN Türk’le ilgili ABD’den heyet geliyor. CNN International, AKP yanlısı yayınlarıyla havuz medyasına dönüşen CNN Türk’ü inceleyecek.

BOLD – Demirören yönetiminde iktidar yanlısı yayınlarla tepki çeken CNN Türk, şirketin ABD’deki merkezinden gelecek bir heyet tarafından incelenecek. CNN Türk’te, incelemeye yönelik hazırlıklar yapıldığı iddia edildi.

TARAFLI YAYINLARI CNN’E ŞİKAYET EDİLMİŞTİ

CHP Washington Temsilcisi Yurter Özcan, CNN Türk’ü taraflı yayınlar yaptığı gerekçesiyle CNN’in merkezine şikayet etti. Özcan’ın verdiği bilgilere göre şirketin merkezi ABD’den bu hafta bir heyet gelecek ve kanalın yayın politikasını inceleyecek. Odatv’ye konuşan Özcan, heyetin ziyaretinin de rutin bir inceleme ziyareti olmadığını söyledi.

KİME NE KADAR SÜRE AYIRDIKLARI İNCELENECEK

CNN Türk’ün yanlı haberler yaptığı gerekçesiyle inceleneceği aktarılırken heyetin, CNN Türk’ün yayınlarını, kime ne kadar ekranda süre verdiklerine bakarak, muhalefet hakkındaki yayınlanan görüntüleri inceleyecekleri belirtildi.

HAZIRLIK YAPILDIĞI İDDİA EDİLDİ

Twitter hesabından konu hakkında bir paylaşım yapan Özcan, “CNN Türk’te tatlı bir telaş mı var yoksa? ABD’den bu hafta gelecek CNN heyetine ne kadar tarafsız bir kuruluş olduğunuzu ispat etmek için hazırladığınız alt yazılı videolar bitti mi?” dedi.

2019 SEÇİMLERİ SONRASI DA ŞİKAYET EDİLMİŞTİ

2019 yılının Mart ayında yapılan Yerel Seçimlerde CHP’nin ‘yanlı yayıncılık’ şikayeti ile CNN heyeti Türkiye’ye gelmiş, kanalın yönetim kurulunda değişiklikler yaşanmıştı. Kanalın Genel Müdürü Bora Bayraktar ve Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soysal görevden alınmıştı.

 

AKP’li Tosun’un hesabı şaşırttı: Almanya’da yüzde 150 enflasyon var

CNN Türk’ü telaş sardı: CNN International’a tarafsız yayın yaptığını ispatlamaya çalışacak yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

AKP’li Tosun’un hesabı şaşırttı: Almanya’da yüzde 150 enflasyon var

AKP’ye yakın isimlerin ekonomi ile ilgili yorumları gündem olmaya devam ediyor. Dolar satarak döviz artışını önlemeyi öneren Necmettin Batırel’in ardından AKP’li Resul Tosun da yaptığı hesaplamalarla Almanya’da yüzde 150 enflasyon olduğunu öne sürdü.

BOLD – AKP’nin 22. Dönem Milletvekili Resul Tosun’un Almanya hakkında yaptığı enflasyon hesabı şaşırttı. Tosun, “Almanya, son 25 yılın en yüksek enflasyonunu yaşıyor. Yüzde 2’den yüzde 5’e çıkmış. Yani yüzde 150’lik bir enflasyon var” dedi.

ALMANYA’DA YÜZDE 150 ENFLASYON VAR

Habertürk’te Kübra Par ile Açık ve Net programına katılan AKP’li Resul Tosun’un yaptığı enflasyon hesabı dikkat çekti. Almanya’da yüzde 150’lik bir enflasyon olduğunu savunan AKP’li Tosun, “Almanya, son 25 yılın en yüksek enflasyonunu yaşıyor. Yüzde 2’den yüzde 5’e çıkmış. Yani yüzde 150’lik bir enflasyon var. Şu an dünyanın yaşadığı bu kriz, sadece Türkiye’ye mahsus bir şey değil. Türkiye’de TÜİK yüzde 21 diyor, diğerleri yüzde 58 falan diyor ama Almanya’da yüzde 150 enflasyon var” dedi.

10 MİLYAR DOLAR ŞAKKADANAK SATARIM

Ahmet Hakan’ın programında söylediği sözlerle adı ‘Şakkadanak Necmettin’e çıkan Necmettin Batırel ise, 4 yıl önce doların 3.5 lirayı gördüğü gün katıldığı canlı yayın programında “10 milyar dolar şakkadanak satarım. Şaşırır millet! Hiç beklemedik bir hareket… Niye satıyor? Nasıl satıyor? ‘Hani rezervi düşüktü’ filan derler? ‘Demek ki rezervleri varmış’ diyecekler normal şartlarda. Dolar mutlaka düşecek… Ama biraz yavaş düşürecekler. Ardından bir 10 milyar daha satarım! 20… Yetmedi bir 10 daha satarım biter olay” sözleriyle olay olmuştu.

 

AKP BATIREL’İ DİNLEYİP 128 MİLYAR DOLAR SATTI

Satılan 128 milyar dolarla AKP’nin ekonomi politikası olarak Batırel’i dinlediği ortaya çıkmıştı. Geçen aylarda çıktığı bir programda Batırel dolarla ilgili yine açıklamalar yapmış, “Doların taliplisi olmazsa, rakamlar yükseliyor ama alıcısı çıkmazsa mutlaka düşer fiyat. Bu fiyatlardan kim alıp ne yapacak? 13 lira mı olacak? 15 lira mı olacak? 20 lira mı olacak? Yani bunlar hayal mahsulü rakamlar” demişti.

Seçim yasası değişikliği martta meclise geliyor: AKP’nin şikayet ettiği 50+1 yok

AKP’li Tosun’un hesabı şaşırttı: Almanya’da yüzde 150 enflasyon var yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Seçim yasası değişikliği martta meclise geliyor: AKP’nin şikayet ettiği 50+1 yok

Muhalefetin erken seçim çağrılarına rağmen Cumhur İttifakı’nı oluşturan AKP ve MHP, seçimin 2023’te yapılacağını ifade ediyor. İki parti, seçim barajını yüzde 7’ye düşürme konusunda anlaştı. Ancak dar bölge ve AKP’nin şikayet ettiği yüzde 50+1’i ise MHP veto ediyor.

BOLD –  AK Parti, MHP ile birlikte uzun süredir üzerinde çalıştığı Seçim ve Siyasi Partiler Yasası değişikliğini en geç Mart ayı başında TBMM’ye sunmaya hazırlanıyor. Dar, daraltılmış bölge, ittifak içi baraj gibi önemli değişiklikler konusunda ittifak ortağı MHP ile uzlaşmaya varılamaması nedeniyle düzenlemenin 10-15 maddelik dar kapsamlı bir teklif olarak Meclis’e sunulacağı belirtiliyor.

BAZI KONULARDA UZLAŞMA SAĞLANAMADI

BBC Türkçe’nin haberine göre AKP ve MHP’nin 2023’te veya daha öne çekilebilecek ilk seçimde uygulanması hedefiyle üzerinde çalıştığı seçim ve Siyasi Partiler Yasası değişikliği çalışmalarında sona yaklaşıldı.

AKP’de çalışmayı yürüten ekip içinde yer alan üst düzey bir yönetici, hazırladıkları öneriyi önce Erdoğan’la değerlendirip ardından MHP ile son biçimini vereceklerini söyledi. Ancak “dar” veya “daraltılmış bölge” isteyen AKP’lilere göre, MHP ile bu konularda uzlaşma sağlanamadığı için yasa teklifi ile ilgili çok fazla “beklentiye girilmesine gerek yok.”

BARAJ YÜZDE 7’YE DÜŞÜRÜLECEK

AKP’den yansıyan bilgiye göre teklifin en önemli düzenlemesi seçim barajının düşürülmesi olacak. Yeni baraj, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ardından ilk kez dile getirilen ve MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamasıyla ‘kesinleştirilen’ şekilde yüzde 7 olarak Meclis’e teklif edilecek.

Aslında her iki partinin kurmayları da, parti heyetleri arasında yürütülen görüşmelerde “yüzde 5” oranı üzerinde anlaştıklarını ancak “liderlerin ağzından bu oran telaffuz edildiği için” barajın yüzde 7 olarak teklifte yer alacağına işaret ediyor.

SEÇİME GİRME ŞARTLARINDA DEĞİŞİKLİK

CHP’nin 2018 seçimlerinde İYİ Parti’nin seçime girmesini garantilemek için 15 milletvekilini “ödünç vermesine” tepkili olan MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin isteği doğrultusunda, “milletvekili transferinin önlenmesi” için formüller gündeme gelmişti.

AKP, siyasi partilerin “milletvekili transferi ile Meclis’te grup kurarak seçime girme yeterliliği kazanmasını” önleyecek bir değişikliği de teklif taslağına koydu. Mevcut sistemde bir siyasi partinin seçime girme yeterliliği kazanması için 81 ilin yarısından bir fazla ilde örgüt kurmuş olması veya TBMM’de grubunun bulunması koşulu aranıyor.

AKP’nin teklif taslağında ise “grubu bulunması” seçeneği yer almayacak. Böylece seçime girmek için milletvekili transferine de gerek kalmayacak. Ancak milletvekillerinin iradelerinin sınırlanamayacağı gerekçesiyle, başka bir partiye geçerek grup kurmalarının engellenmesi düşüncesinden vazgeçildi.

İL SEÇİM KURULLARINDA DEĞİŞİKLİK

Bir başka değişikliğin ise il ve ilçe seçim kurul başkanlarının seçimi konusunda olacağı belirtiliyor. İl seçim başkanlarının belirlenmesi konusunda da değişiklik yapılması planlanıyor.

Mevcut yasaya göre il veya ilçedeki en kıdemli hakim seçim kurulu başkanı oluyor. AKP ise bazen kıdemli hakimlerin bu görevi yapmak istemediği gerekçesiyle, en kıdemli hakim yerine birinci sınıfa ayrılmış hakimler arasından tercih olanağı sunulmasını istiyor.

DEĞİŞİKLİKLER ERKEN SEÇİMDE UYGULANIR MI?

Anayasa’ya göre seçim yasalarında yapılacak değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanamıyor. Ancak Meclis gerekli çoğunlukla seçim kararı alırsa, bir sene geçmesini beklemeden yani yapılacak yeni değişiklikler uygulanmadan da eski yasayla seçimlerin yapılmasının önünde bir engel bulunmuyor.

Siirt’teki bomba seçim habercisi mi?

Seçim yasası değişikliği martta meclise geliyor: AKP’nin şikayet ettiği 50+1 yok yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Merkez Bankası’nın eksideki rezervi de eriyor: BOTAŞ’a rekor satış

Geçtiğimiz hafta dövizdeki yükselişi durdurmak için 1 milyar dolar satarak piyasalara müdahale eden Merkez Bankası, doğalgaz ithal eden BOTAŞ’a da 2.2 milyar dolar sattı. Bu satışlar Merkez Bankası’nın geçen yıllarda yaptığı 128 milyar dolarlık rezerv satışını akıllara getirdi. 

BOLD – Net rezervinin eksi 40 milyar civarında olduğu belirtilen Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası(TCMB), son haftalarda döviz satışını artırdı. Geçen hafta 1 milyar dolarlık döviz satan Merkez Bankası’nın BOTAŞ’a da 2.2 milyar dolar sattığı ortaya çıktı.

BU YIL BOTAŞ’A 2.7 MİLYAR DOLARLIK DÖVİZ SATILDI

Merkez Bankası, Kasım ayında BOTAŞ’a rekor seviyede 2,2 milyar dolarlık döviz sattı. TCMB 2021 yılında BOTAŞ’a sadece Haziran’da 269 milyon dolarlık ve Ekim’de 258 milyon dolarlık döviz satışı gerçekleştirmişti. TCMB’nin BOTAŞ’a 2015-2020 yılı arasında toplam döviz satışı ise 45 milyar doları bulmuştu. Rezervlerin azalması sonrası Merkez Bankası bu yılın başından itibaren bir süre BOTAŞ’a döviz satmayı durdurmuştu.

DÖVİZ SATARAK PİYASALAR MÜDAHALE YENİDEN BAŞLADI

Merkez Bankası, geçen hafta AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın konuşması sonrası 14.05’e kadar yükselmesinin ardından dolar satarak müdahale etti. TCMB’den yapılan açıklamada satılan döviz miktarıyla ilgili bilgi verilmezken bu miktarın 1 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor. Kur, 13.80’den 12.50 altına inse de kalıcı olamadı kısa sürede 13.30’lara çıktı. Dolar kuru bugünlerde yeniden 13.80’ler civarında işlem görüyor.

DÖVİZ KALMAYINCA ALTINLAR SATILDI

Merkez Bankası’nın 128 milyar dolarının buharlaştırılması Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük finansal skandalı olarak nitelendiriliyor. Birçok ekonomist bu miktarın 140 milyar doları bulduğunu ifade ederken, Merkez Bankası’nın döviz satışının ardından kasada dolar kalmaması nedeniyle de 159 ton altın sattığı ortaya çıkmıştı.

NET REZERV EKSİ 38.4 MİLYAR DOLAR

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen hafta yaptığı açıklamada “Merkez Bankasının rezervi 27,5 milyar dolardı, şimdi 126 milyar dolara çıktı” derken uzmanlar ise Merkez Bankası’nın net rezervinin Erdoğan’ın açıklamalarının aksine eksilerde olduğuna dikkat çekiyor. Uzmanlara göre ise Merkez Bankası’nın swap hariç net rezervi geçen hafta eksi 36,2 milyar dolardı. Botaş’a yapılan 2.2 milyar dolar satışın ardından net rezerv eksi 38.4 milyar dolar oldu.

 

Gizli raporla fişlendi, görev yaptığı cezaevinde hapis yattı: KHK’lı gardiyan nasıl beraat etti?

Merkez Bankası’nın eksideki rezervi de eriyor: BOTAŞ’a rekor satış yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Askeri okul öğrencilerine operasyon: 20 gözaltı

15 Temmuz sırasında yaşları 18’in altında olduğu için gözaltına alınamayan askeri okul öğrencilerine yönelik operasyonlar devam ediyor. Ankara merkezli soruşturmada 28 askeri okul öğrencisi hakkında gözaltı kararı verildi. 

BOLD – Ankara merkezli 12 ilde Gülen Hareketi mensubu oldukları iddiasıyla askerlere yönelik operasyonlar sürüyor. Haklarında gözaltı kararı verilen 37 kişiden 28’inin ilişiği kesilmiş askeri okul öğrencisi olması dikkat çekti. Bu yıl içerisinde gözaltı kararı verilen askeri okul öğrencisi sayısı bini geçti.

HAKLARINDAKİ İDDİA KONTÖRLÜ HATLARDAN ARANMAK

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamaya göre, Gülen Hareketi mensuplarına yönelik soruşturmada 2’si aktif, 1’i emekli, 4’ü ihraç subay, 28’i daha önce ilişiği kesilmiş askeri öğrenci hakkında gözaltı kararı verildi. Ankara’da büfe, bakkal, market gibi umuma açık iş yerlerinde bulunan kontörlü sabit hatlar üzerinden iletişim sağladıkları tespit edilen 35 kişi ile 2 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Sabah erken saatlerde evlerine operasyon düzenlenen bu kişilerden 20’si gözaltına alındı.

 

Dolardan parayı vuran MHP’den kur yorumu: Tamamen psikolojik

Askeri okul öğrencilerine operasyon: 20 gözaltı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Gizli raporla fişlendi, görev yaptığı cezaevinde hapis yattı: KHK’lı gardiyan nasıl beraat etti?

Bandırma 2 Nolu T Tipi Cezaevinde 3 yıl infaz koruma memuru olarak görev yapan Fırat Çelik, cezaevi müdürünün hakkında yazdığı gizli rapor nedeniyle tutuklandı. Görev yaptığı cezaevinde 6 ay hapis yattı. Tüm suçlamalardan beraat eden ve tazminat kazanan Çelik, “Bu tazminatla, devlet bu yaşananların mağduru olduğumuzu ilan etti. Biz aslında kendi mahkemelerinde kendi kurdukları senaryodan aklanmış olduk.” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

KHK’lı infaz koruma memuru Fırat Çelik, 15 Temmuz’dan sonra görev yaptığı cezaevi müdürünün, hakkında yazdığı “gizli” ibareli rapor nedeniyle tutuklandı. Çalıştığı cezaevinde 6 ay hapis yattı. İddianamesine suç delili olarak, evinde bulunan Hz. Muhammed adlı ince bir kitap örgüt dokümanı olarak girdi. Bir de 156 TL para bulunan Bank Asya hesabı “terörist” ilan edilmesine yetti.

MAVİ DOSYA TUTTU

Hakkındaki tüm suçlamalardan 22 Mayıs 2019’da beraat eden Çelik, hukuksuz bir şekilde tutuklandığı için üç ay önce 24 bin TL tazminat kazandı. “Tazminatın miktarı önemli değil. Bu tazminatla devlet aslında bu yaşananların mağduru olduğumuzu kendileri ilan etmiş oldu. Biz aslında kendi mahkemelerinde kendi kurdukları senaryoyla aklanmış olduk.” diyen Çelik, yaşadığı süreçle ilgili tüm bilgi ve belgeleri mavi bir dosyada topladı.

Uluslararası hukuk önünde hakkını aramaya devam edeceğini belirten Çelik, “Cezaevi raporları, tutuklanma kararları ve benim itirazlarım, savunmalarım var bu dosyada. Gizli raporlarla işlerimizden atılmamıza sebep olanlar başta olmak üzere hukuk önünde mücadele etmeye devam edeceğim.” ifadelerini kullandı.

TEKSTİL ALANINDAN GARDİYANLIĞA

İstanbul doğumlu Fırat Çelik (39), üniversite eğitimini kamu yönetimi ve tekstil olmak üzere iki alanda tamamladı. Uzun bir süre tekstil sektöründe laboratuvar sorumlusu olarak çalıştı. 2013 yılında ise memur olmaya karar verdi.

Mart 2013’te Balıkesir Bandırma 2 Nolu T Tipi Cezaevinde infaz koruma memuru olarak göreve başladı. Daha önce Uyuşturucuyla Mücadele Federasyonu’nda gönüllü olarak görev yapan Çelik, bu alandaki tecrübelerini cezaevinde değerlendirmek istedi. Ancak cezaevinin alt yapısı yeterli olmadığı için sunduğu projeler çok beğenilmesine rağmen hayata geçirilemedi.

15 Temmuz’dan kısa bir süre sonra ise, Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 10 Ağustos 2016’da gözaltına alındı. O gün evine gelen polislerin kapıdan girer girmez yaptıkları ilk iş kütüphanenin önüne oturup tek tek kitaplara bakmak oldu. Hz. Muhammed adlı kitapla birlikte gözaltına alınan Çelik, 17 meslektaşıyla birlikte 7 gün gözaltında kaldı. 17 Ağustos 2016’da tutuklandı. Çünkü cezaevi müdürü, Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla haklarında gizli bir rapor hazırlamıştı.

RAPORDA DÖRT MÜDÜRÜN İMZASI VAR

Ömer Ateş, Reşat Şengöz, Ruhiye Künü ve Zafer Künü olmak üzere 4 cezaevi müdürünün imzası olan 2 Ağustos 2016 tarihli raporda Fırat Çelik ile ilgili düşülen not “Adı geçenlerin cemaate bağlı evlere gittikleri, bu yönde faaliyette bulundukları duyumu alınmıştır. Ancak herhangi bir belgeye rastlanılmamıştır.” şeklindeydi. Diğer 16 kişi hakkında da benzer ifadeler vardı.

Bandırma Sulh Ceza Hakimi Faruk Kantar, sırf bu belgeye dayanarak 17 kişiden 9’unun tutuklanmasına karar verdi. Diğer 8 kişi arasında bulunan hamile bir kadına ise “Seni tutuklayamadım ama eşini alacağım.” dedi.

30 Ocak 2017’de tahliye edilen Fırat Çelik, yurtta çalıştığı için eşi Ayfen Çelik hakkında da arama kararı olduğunu öğrenince kendilerine bir yaşam hakkı tanınmadığı için Türkiye’den ayrılmaya karar verdi. Temmuz 2018’de 7,5 aylık hamile eşiyle birlikte Meriç Nehri’ni geçip Almanya’ya sığındılar.

29 Ekim 2016’da çıkarılan 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen Çelik, yaşadıkları tüm süreci ve hukuk mücadelesini Bold Medya’ya anlattı.

Şu anda 3 yaşında olan Yusuf, Meriç Nehri’ni annesinin karnında geçti ve Almanya’da erken doğumla dünyaya geldi.

“BİR DAKİKA BENİ TUTUKLAYAMAZSINIZ”

Fırat Çelik: “Hakim karşısına çıkana kadar 7 gün zor şartlarda gözaltına kaldık. Tutuklama kararı çıkınca bir dakika beni tutuklayamazsınız, dedim. Öyle deyince beklenmedik bir an oldu. ‘Neden?’ diye şaşırdı hakim Faruk Kantar. Beni hangi somut neye istinaden tutuklayacaksınız deyince, hiç unutmuyorum ‘Mevcut yasalarımızda bulunan makul şüpheye dayanarak, sizi şüpheli görüyorum ve tutuklamak istiyorum’ dedi.

“CEZAEVİNE GÖTÜRÜLDÜĞÜMDE BİZİ MESLEKTAŞLARIMIZ KARŞILADI”

Çalıştığım kurumda tutuklanmış olduk. Gece yarısı cezaevine götürüldüğümde bizi arkadaşlarımız karşıladı. Bazı arkadaşlar bu manzaradan dolayı çok utandılar. Bazı arkadaşlarımız konuşamadılar, yutkundular. Öyle korku ikliminde herkes artık böyle bir ortama hazırladı. 15 Temmuz’dan hemen sonra cezaevinin savcıları tutuklanmaya başladı. Çok sevilen insanlardı. Cezaevi içinde mütevazilikleriyle tanınıyorlardı. Onları görünce hepimiz şok olmuştuk.

“SENİ ALAMADIM AMA EŞİNİ TUTUKLAYACAĞIM”

Hakim Faruk Kantar’ın o sözünden sonra ben yüzüne bakarak güldüm açıkçası. Hiçbir hukuki delile dayanmayarak keyfi olarak tutukladığını ifade etti. Gözaltında kaldığımız süre içerisinde bir bayan arkadaşımız vardı, hamileydi, sabaha kadar ağladı. Aynı hakim onun yüzüne ‘Seni alamadım ama eşini tutuklayacağım’ demiş olması bu sürecin ne kadar suni, gerçekçi bir süreç olmadığını gösterdiği için cezaevine korkuyla girmedik.

“KOĞUŞTA 6 DOKTOR VARDI, HASTALANAN İKM’LER MUAYENEYE BİZİM KOĞUŞA GELİYORDU”

Çalıştığımız ortamda yatmış olmak tabi ki çok farklı bir duygu, bu tarif edilemez. İçeride memurlar, polisler, emniyet müdürleri, doktorlar, cezaevinin üst kademelerinde çalışan insanlar var. Siz de öyle bir ortamda kalmış oluyorsunuz. Balıkesir Kepsut Cezaevine sevk edildiğimde -51 gün kaldım orada- koğuşta 6 doktor vardı. Kış ayıydı ve hava çok soğuktu. Çok insan hastalanmıştı. İnfaz koruma memurları, Balıkesir’de ve çevresinde doktor bulamadıkları zaman bizim koğuşa muayene olmaya geliyordu. Koğuştaki doktorlar Balıkesir ve çevresinde tutuklanan, yaşlı ve tecrübeli doktorlardı.

“HÜCRE VE HASTANE SORUMLUSUYDUM, KAMERA ODASINDA GÖREV YAPTIM”

Ben cezaevinde çalışırken hastane sorumlusuydum, hücrelerden sorumluydum. Aynı zamanda kamera odasında da görev yaptım. T tipi cezaevlerinde 20 hücre vardır. Türkiye’de cezaevlerinin şartları gerçekten çok zor. Tek başınıza bir hücreye girmek durumundasınız. Hiçbir suçtan korkmayan katillerle muhatapsınız. Dolayısıyla cezaevi müdürünün en güvendiği isimlere verebileceği bir konumda, zor şartlarda görev yaptım. Fakat yeni gelen cezaevi müdürünün raporuyla 17 kişi soruşturma geçirdi, tutuklandı.

“GÖZÜMÜZE BAKAN MESLEKTAŞLARIMIZI DA TUTUKLADILAR”

Bizim hapiste maruz kaldığımız şartlar farklıydı. Cezaevinin bütün prosedürlerine hakimiz nihayetinde. Hiçbir terör örgütlerine, seri katillere yapılmayan muameleleri biz görmüş olduk. Bazı arkadaşlarımız kameraların olmadığı yerlere bizi götürdü ve ağlayarak sarıldılar. İhtiyacınız, sıkıntınız var mı diye. Kasıtlı olarak bize karşı bazı prosedürler işletilmiyordu.

Kitap verilmedi, spor yok, görüş yok, mektuplaşma yasak. Sizi tamamen karantinaya aldılar. Bazı arkadaşlarımız yüzlerini kaldırıp gözümüze bile bakamadılar. Çünkü onları da kamera takibiyle tutuklamaya çalışıyorlardı. Ben 6 ay sonra tahliye oldum. Mahkeme başkanı iddianamemiz okunduktan sonra üç kere güldü. Onlara da manidar gelmişti suçlamalar.

“EŞİM 7,5 AYLIK HAMİLEYKEN MERİÇ’İ GEÇMEK ZORUNDA KALDIK”

Tahliye olduktan sonra bir süre inşaatta çalıştım, İstanbul pazarlarında zeytin, zeytinyağı sattım. Eşim hakkında da soruşturma başlatıldığını öğrenince ülkemizden ayrılmaya karar verdik. Bir kadının tutuklanması için gösterdikleri çabalar bana ağır geldi.

Temmuz 2018’de bir gece yarısı Meriç yolculuğuna çıktık. 7,5 aylık hamileydi eşim. Zorlu bir yolculuktu. Bot batmaya başladı, tamamen su aldı, insanlar suya inmek zorunda kaldılar, bizi adaya bıraktılar, aileler ve bebekler de vardı. Hamile bir kadın için çok zorlu bir süreçti. Bu yüzden oğlumuz Almanya’da erken doğumla dünyaya geldi.

“BİR GECE YARISI TACİZ, CİNAYET GİBİ SUÇLARDAN YATAN HERKES SERBEST BIRAKILDI”

15 Temmuz’a giden o korku ikliminin hakim olduğu süreçte bir gece yarısı Meclis’ten bir karar çıktı. Çok iyi hatırlıyorum, adli ve taciz suçlarından yatan herkes bir gece yarısı serbest bırakıldılar. Biz birçok koğuşu açtık, bir çoğu tahliye olduğuna inanamadı. Zorla çıkardık koğuşlardan. Mahkumların arasında 1000 mg ve üzerinde Nevrotin gibi çok ağır ilaçlar kullanan bir mahkum vardı, tahliye olduğuna bir türlü inandıramadık. Baş memurlar gitti konuştu, zorla çıkardık. Çünkü tahliye edilecek bir durumu olmadığı gibi,  öyle bir ortamda durduk yere tahliye denilmesi gerçekten inandırıcı değildi. Daha yatarları vardı. 15 Temmuz sonrası için bir hazırlık yapıldığı belliydi.”

BANDIRMA 2 NOLU TİPİ CEZAEVİ MÜDÜRÜNÜN 17 İNFAZ KORUMA MEMURU HAKKINDA YAZDIĞI 2 AĞUSTOS 2016 TARİHLİ GİZLİ RAPOR

Beraat eden yazar Nihat Dağlı: Öylece susmak izah edilebilir gibi değil

Gizli raporla fişlendi, görev yaptığı cezaevinde hapis yattı: KHK’lı gardiyan nasıl beraat etti? yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Erdoğan’ın dövizi düşürme planı: Dolara ek vergi, iş insanlarının yurtdışındaki hesapları, Katar’la swap

Merkez Bankası müdahalesiyle doları durduramayan AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan operasyonun ikinci aşamasına geçti. Katar ile swap anlaşması yapılarak para takası devreye sokulacak. Erdoğan’a yakın işadamlarının yurtdışı hesaplarındaki dolarlar Türkiye’ye getirilecek ve dövizin ateşi söndürülmeye çalışılacak. Ardından vatandaşın döviz alış satışlarındaki binde 2’lik vergi arttırılacak.

BOLD ANALİZ – Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 1 milyar doların üzerinde döviz satmasına rağmen kurdaki yükseliş devam ediyor. Türk Lirası değer kaybediyor, dolara bağlı zamlara her geçen gün yenileri ekleniyor. AKP Hükumeti, 13,50 ile 13,85 lira arasında gidip gelen dolar kurunu 13 liranın altına indirmek için yeni hamleler yapacak.

KATAR İLE SWAP ANLAŞMASI

Her krizde olduğu gibi bu krizde de soluğu Katar’da alan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Katar ile çok sayıda anlaşmaya imza atacaklarını açıkladı. En önemli anlaşma ise iki ülke Merkez Bankaları arasında yapılacak Swap anlaşmasıyla (Para takası) doların ateşinin söndürülmesi hedefleniyor. Katar ile yapılacak 10 milyar dolarlık anlaşmayla Merkez Bankası’nın elinin rahatlayacağı tahmin ediliyor. Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun dövize daha rahat müdahale edeceği aktarılıyor.

YURTDIŞINDAKİ DOLARLAR GETİRİLECEK

Ekonomist Devrim Zelyut’un Erdoğan’ın dolarda ‘6-7 Aralık Planı’ olarak anlattığı ikinci adım ise yurtdışındaki dolarların Türkiye’ye sokulması olacak. Zelyut söz konusu planın detaylarını şöyle anlattı: “Erdoğan’ın ziyareti ile hem Katar Emiri’nden hem de Türkiye’de milyarlarca dolar vurup dışarıya istifleyen o malum kesimden de (Hollanda basınında yazdığı üzere!) bir giriş başlatılacağını değerlendiriyorum. Ayın 10’u itibari ile kura basacaklar. Ancak bu baskı en fazla ay sonuna kadar dayanır sonrasında kurun yine kafayı kaldıracağını izleyeceğiz.”

DÖVİZE VERGİ

Doları düşürmek için yapılacak üçüncü operasyon ise Türkiye’deki bankalarda bulunan 235 milyar dolara yönelik olacak. Özel şirketlerin ve hane halkının yatırım için bankalarda tuttuğu döviz hesaplarına ciddi vergi oranları getirilecek. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu hem kamu hem özel bankalara bir dizi kural getiriyor. Alınan bilgiye göre dolar hesabı açma zorlaştırılacak. Ayrıca dolar hesaplarından hesap işletim ücretleri kesilecek. Dolar alım ve satımı arasındaki makas açılarak vatandaşların dolar alış satışı yapmasının yavaşlatılması hedefleniyor.

Geçen ay Birleşik Arap Emirlikleri ile 10 milyar dolarlık anlaşma imzalayan Erdoğan, 6-7 Aralık  tarihlerinde de Katar ile imzalar attı. Bütün bu tedbirlerin dolar ve Euro’daki artışı durdurup durdurmayacağı merak edilirken, Merkez Bankası’nın da 16 Aralık toplantısında faiz indirimi yapmadan pas geçeceği kaydediliyor.

Al Jazeera, Sedat Peker’in gözaltına alındığına ilişkin haberini geri çekti

Erdoğan’ın dövizi düşürme planı: Dolara ek vergi, iş insanlarının yurtdışındaki hesapları, Katar’la swap yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

6 Aralık 2021 Pazartesi

TBB eski yönetiminin hak ihlalleri konusunda sessiz kaldığını söyleyen Sağkan’dan etkinlik sözü

Türkiye’de avukatlık mesleğinin temeli olan hak savunuculuğu felsefesinden uzaklaştığını belirten TBB’nin çiçeği burnunda başkanı Sağkan, ciddi yargı ihlallerine karşı hukuk yollarını kullanarak etkin olma sözü verdi.

BOLD – Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı seçilen Erinç Sağkan, Habertürk TV’de Fatih Altaylı’nın konuğu oldu. Kazandığı seçime ilişkin detayları paylaşan Sağkan, “Ben listeleri kendim belirlemedim. Örneğin Akdeniz Bölgesi kendi içerisinde bir çalışma yaptı. Diğer bölgeler de öyle” dedi.

Sağkan ayrıca, eşitlerin başkanı olarak görevini sürdüreceğini de sözlerine ekledi. Eski yönetimin insan hakları konusunda sessiz kaldığını söyleyen Sağkan, TBB ile barolar arasındaki kırılma noktasının çoklu baro yasası olduğunu söyledi.

TBB HAK İHLALLERİ KARŞISINDA SESSİZDİ

Sağkan sözlerine şöyle devam etti: “Önceki dönem başkanı bizzat bu yasayı destekledi. Çoklu baroda 50 üyesi olan bir baronun 4, 21 bin üyesi olan İstanbul Barosu’nun ise sadece 8 delegesi var. Bu baroların kuruluş süreçlerinde kamu kurumlarındaki avukatlara baskılar yapıldı. İnsanlar ekonomik olarak açlıkla sınanmaya çalışıldı. Delegeler üzerinde de baskı oluşturulmaya çalışıldı. Seçimleri kazanmamız ile ilgili dün itibariyle kamuoyunda çok büyük bir algı ortaya çıktı. Bunu görüyoruz. Türkiye bir Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile yönetilmeye başlandı. Yargının gerekli görevlerini yerine getiremediği bir süreci yaşamaya başladık. Sayın Feyzioğlu’nun da yargı eliyle oluşturulan hukuksuzluklara ses çıkarmaması da seçimlerde kaybetmesinde etkili oldu” dedi.

TÜRKİYE AĞIR SÜREÇTEN GEÇİYOR

Hukuk fakültesi sayısının arttığını eğitimin ise niteliğini kaybettiğini belirten Sağkan, “Ekonomik bir kaos da var. Temeli hak savunuculuğu olan meslek maalesef bu felsefeden uzaklaşmaya başladı. Avukatların mesleki sorunlarında 150 bin avukatın örgütlü gücüyle tüm baroların desteğini alarak çok ciddi bir baskı unsuru olacak TBB’yi hayata geçireceğiz. Bizim bu meslek olarak hayatta kalma yöntemlerimizin tamamının önünü kapattılar. Türkiye çok ağır bir süreçten geçiyor. Milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırıldığı, kürsü dokunulmazlığının ortadan kaldırıldığı, AYM’nin kararının yerel mahkeme tarafından uygulanmadığı, Anayasa’nın 90. mahkemesinin yok hükmünde kaldığı sayısız örnekler sayabileceğim ciddi hak ihlallerinden bahsediyoruz. TBB’nin sadece söylemde değil çok daha etkin şekilde yargı yollarını kullanmak suretiyle ciddi anlamda etkin olacağı bir süreci hayata geçirmek zorundayız. Bu süreç içerisinde bizim vatandaşlarımızın ihtiyaç duyduğu TBB yapısı olmalıdır” diye konuştu.

Dolardan parayı vuran MHP’den kur yorumu: Tamamen psikolojik

TBB eski yönetiminin hak ihlalleri konusunda sessiz kaldığını söyleyen Sağkan’dan etkinlik sözü yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »