12 Temmuz 2021 Pazartesi

Avrupa’da yaşayan Erdoğan muhaliflerini infaz listesine aldılar

90’lı yıllarda derin devletin muhalifleri ortadan kaldırmak için kullandığı Jitem kafası hortladı. “jitemkurt” isimli sosyal medya kullanıcısı Avrupa’da yaşayan muhaliflerin ismini vererek bu kişilere suikast düzenleneceğini öne sürdü. 

BOLD ÖZEL – Avrupa’daki AKP muhaliflerine yönelik yapılan şiddet eylemleri giderek artıyor. Önce gazeteci Abdullah Bozkurt, ardından boksör Ünsal Arık ve son olarak gazeteci Erk Acarer, Avrupa’daki AKP yanlılarının saldırılarına uğradı. Son olarak ise Avrupa’daki AKP muhaliflerine yönelik suikast listesi yayınlandı.

GAZETECİLERİN İSMİ İNFAZ LİSTESİNDE

“jitemkurt” adlı twitter hesabından yapılan paylaşımdaki infaz listesinde Can Dündar, Kemal Aktaş, Ferhat Tunç, Ahmet Nesin, Tarık Toros, Cevheri Güven, Arzu Yıldız, Osman Baydemir, Erk Acarer, Gökhan Yavuzel, Roni Aydın Dere, Adem Karaçoban, Abdullah Demirbaş, Günay Aslan, Celal Başlangıç, Fehim Işık, Erdal Er, Fuat Kav, Erkam Tufan Aytav, Ferda Çetin, Faysal Sarıyıldız’ın adı yer aldı.

ACARER EVİNDE BIÇAKLI SALDIRIYA UĞRADI

İnfaz listesinde yer alan Gazeteci Erk Acarer’e geçen hafta Berlin’deki evinde bıçaklı ve yumruklu saldırıya uğradı. Hayati riski bulunmayan Acarer saldırının faili olarak Erdoğan rejimini işaret etti. Acarer’e saldırıya ilişkin yine infaz listesinde yer alan Can Dündar, Erdoğan’ın ‘uzun kolu’na dikkat çekti. Acarer, saldırı sonrası yaptığı açıklamada “Failleri biliyorum. Asla faşizme teslim olmayacağım. Kimse endişelenmesin bu günler geçecek” dedi.

BOZKURT’A DA EVİNİN ÖNÜNDE SALDIRDILAR

İsveç’te yaşayan sürgün Nordic Monitor Genel Yayın Yönetmeni Abdullah Bozkurt, geçen yıl evinin önünde kimliği belirsiz üç kişinin saldırısına uğradı. Saldırıyla verilmek istenen mesajı aynen iade ettiğini belirten Bozkurt, Nordic Monitor’ün Türkiye’deki hukuksuzlukları dünya kamuoyuna anlatmaya daha kararlı bir şekilde devam edeceğini söyledi. Bozkurt uzun süredir Anadolu Ajansı, Oda TV, Aydınlık ve havuz medyasının hedef gösterdiği bir gazeteciydi. Bozkurt’un özellikle MİT’in illegal operasyonları, radikal örgütler ve Erdoğan’ın yurt dışındaki uzun kolları hakkında özel haberleri dikkat çekiyordu.

MUHALİF BOKSÖRÜ ARKADAN BIÇAKLADILAR

AKP’yi ve AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı sert bir dille eleştiren Avrupa Şampiyonu boksör Ünsal Arık’a geçen yıl aralık ayında arkadan bıçaklı saldırı düzenlendi. Bıçakla elinden yaralanan Arık, “Hesap günü gelecek. Bu sefer saldırınız daha cesaretliydi. Bir daha ki sefer önden deneyin. Kahpeliğiniz şaşırtmıyor. Sizde bıçak, bende yürek” dedi. Daha önce kurşunla tehdit edilen Arık’ın arabasının lastikleri kesilip ve telefonuna tehdit mesajları gönderilmişti.

İzmir savcılığı cinayetleri bırakıp ankesöre sarıldı

Avrupa’da yaşayan Erdoğan muhaliflerini infaz listesine aldılar yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

“Bu davada yargılanan bizim hakikat ve adalet arayışımızdır”

Cumartesi Anneleri’nin 700’üncü hafta eyleminde gözaltına alınan 46 kişi hakkında açılan dava duruşması öncesi İstanbul Adliyesi önünde açıklama yapıldı. “Bu davada yargılanan bizim hakikat ve adalet arayışımızdır” mesajı verildi.

BOLD – İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Cumartesi Anneleri’nin 700’üncü hafta eylemine yönelik polis müdahalesinde gözaltına alınan 46 kişi hakkında Çağlayan’da bulunan İstanbul 21’inci Asliye Ceza Mahkemesinde görülecek olan ikinci duruşma öncesi açıklama yaptı. Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre adliye önünde yapılan açıklamaya HDP ve CHP’li milletvekilleriyle çok sayıda hukukçu, aydın ve sanatçı katıldı. Açıklamada, “Bu davada yargılanan bizim hakikat ve adalet arayışımızdır” pankartı açıldı.

EVLATLARIMIZ NEREDE?

Kaçırılarak katledilen Özgür Gündem muhabiri Ferhat Tepe’nin kardeşi Ayşe Tepe, şunları dile getirdi:

“850 Hafta boyunca dünyanın en barışçıl, en haklı mücadelesini yürüten anneleriz, evlatlarız, kardeşleriz, hak savunucularıyız. Biz, taleplerimize kulaklarını tıkayanlar tarafından yaka paça gözaltına alınan, şiddet görenleriz. Biz, Anayasal hakkımızı kullandığımız , ‘evlatlarımız nerede’ dediğimiz için mahkeme mahkeme süründürülmek istenen, yıldırılıp sesi kısılmak istenenleriz. Ama biz aynı zamanda asla yılmayanlarız . Biz susmayanlarız. Biz vazgeçmeyenleriz. Kaybedilen her bir evladımızın akıbetini öğrenene kadar pes etmeyecek olanlarız.”

Yargılananın pes etmeyen iradeleri olduğunu ifade eden Tepe, şöyle devam etti: “Bugün burada yargılanan anayasal haklarımızdır. Anayasal haklarımızı kullanmaktan vazgeçmeyeceğiz. Bu hakkımızı kullanmak için seçtiğimiz ve 700 hafta boyunca bizden kaynaklanan tek bir olay çıkmadan oturduğumuz Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceğiz. Bir değil bin dava da açsanız biz asıl davamızdan ,‘evlatlarımız nerede’ diye haykırmaktan asla ama asla vazgeçmeyeceğiz.”

KİMSE YILDIRMAYA KALKMASIN!

İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan da açılan davanın derhal beraatla sonuçlanması gerektiğini söyledi. Türkdoğan, şunları söyledi:

“Bu dava hak, adalet ve hakikat arayan kayıp yakınlarını ve insan hak savunucularını yıldırmak için açılmış bir dava. Fakat unutulan bir şey var; her zaman hak ve hakikat arayışı kazanır. Her zaman hak ve hakikat arayışı meşrudur. Dolayısıyla bu tarz davalarla insan hakları savunucularını kimse yıldırmaya kalkışmasın. Bu davayı açtıranlar aslında sanık sandalyesinde yargılanması gerekiyor. Hak ve hakikat arayışını sonuçlandıracağız. Ve inanıyorum ki bu dava bugün beraat ile sonuçlanacaktır. Umarım bizim bu sesimizi duyarlar ve bu anlamsız davaya bugün son verirler.”

Van, Diyarbakır ve İstanbul baro yöneticileri de davanın takipçisi olacakları dile getirdi.

“Bu davada yargılanan bizim hakikat ve adalet arayışımızdır” yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Adaletsiz af işe yaramadı hapishaneler yeniden doldu

Nisan 2020’de yürürlüğe giren İnfaz Yasası değişikliği tıka basa dolan cezaevlerine çözüm olmadı. 2020’de nüfusu 300 bine ulaşan cezaevlerinde infaz değişikliğiyle 100 bine yakın tutuklu ve hükümlü tahliye edildi. Ancak son bir yılda cezaevlerindeki tutuklu-hükümlü sayısı artarak 287 bine ulaştı. Düşünce suçlusunu kapsam dışı bırakan infaz değişikliği bir işe yaramadı.

BOLD ÖZEL – Koronavirüs pandemisi gerekçesiyle AKP ve MHP’nin oylarıyla geçtiğimiz yıl Nisan ayında İnfaz Yasasında yapılan değişiklikle örtülü af getirilmiş, adli suçları işleyen 100 bine yakın kişi cezaevlerinden tahliye edildi. İnfaz Yasası değişikliği öncesi cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısının 300 bin olduğu ifade ediliyordu.

CEZAEVLERİ YENİDEN DOLDU

Ancak İnfaz Yasasında yapılan değişiklik, cezaevlerindeki doluluğa çözüm olmadı. Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısı yeniden 300 binli rakamlara yaklaştı. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri (CTE) Genel Müdürlüğünün verilerine göre 30 Haziran itibarıyla cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısı 287 bin 94’e ulaştı. CTE’nin verilerine göre cezaevi nüfusunun 250 bin 270’i hükümlü, 36 bin 824’ü ise tutuklu. Hükümlülerin 240 bin 204’ü erkek, 9 bin 502’si kadın, 564’ü ise çocuk. Tutuklu olarak bulunanların 33 bin 967’si erkek,  1781’i kadın, 1076’sı ise çocuk. Cezaevlerindeki kişilerin 79 bin 665’i açık, 207 bin 429 kişisi ise kapalı cezaevinde kalıyor.

TUTUKLU VE HÜKÜMLÜ SAYISI 287 BİNİ GEÇTİ

Nisan 2020’de yürürlüğe giren İnfaz Yasası değişikliğiyle adli suçlarda infaz süresi yarıya indirilmiş, denetimli serbestlik süresi de 1 yıldan 3 yıla çıkarılmıştı. Ancak düzenlemeden terör adı altında siyasi ve düşünce suçundan tutuklananlar infaz indiriminden yararlandırılmamıştı. Değişikliğin yürürlüğe girmesiyle nüfusu 300 bini geçen cezaevlerinden 100 bine yakın adli tutuklu ve hükümlü tahliye edilmişti. Ancak siyasi soruşturma ve davalar, adli suçlardaki artış nedeniyle infaz değişikliğinin üzerinden geçen bir yılda cezaevleri yeniden doldu. Adalet Bakanlığının verilerine göre cezaevlerinde kalan kişilerin sayısı 30 Haziran itibarıyla 287 bin 94 oldu.

AVRUPA KONSEYİ: TÜRKİYE’NİN CEZA İNFAZ KURUMLARI AŞIRI KALABALIK

Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi, 2020 ceza istatistikleri raporuna göre Türkiye cezaevlerinin aşırı kalabalıklığı ile de ilk sırada yer alıyor. Türkiye’de cezaevlerinde her 100 yer için 123 tutuklu ya da hükümlü kalıyor. Bu klasmanda Türkiye’yi İtalya (120), Belçika (117), Kıbrıs Cumhuriyeti (116) ve Fransa (116) izliyor.

EN FAZLA TUTUKLU TERÖR SUÇUNDAN

Cezaevlerindeki yüksek orandaki nüfusun sebeplerinden bir tanesi de Türkiye’deki siyasi soruşturma ve davalar. 15 Temmuz’un ardından AKP iktidarının muhalifleri bastırmak amacıyla başlattığı soruşturmalarda binlerce kişi terör suçu işlediği iddiasıyla tutuklanarak cezaevlerine konuluyor.  Küresel Stratejiler Araştırma Merkezi’nin ‘Küresel Dünyada ve Türkiye’de Cezaevleri’ raporunda da Türkiye’de tutukluların en fazla işlediği ‘suç’ raporda ‘terör’ olarak verildi. Buna göre 47 bin 907 kişi ‘terör’ suçundan tutuklu bulunuyor, 5 bin 798 kişi ise ‘terör’ suçlamasından hükümlü olarak cezaevlerinde kalıyor. Avrupa Konseyi’nin 2020 tarihli raporuna göre ise Avrupa’da en fazla terör mahkumu barındıran ülke Türkiye. Cezaevi yönetimlerinin aktardığı verilere göre hazırlanan raporda Avrupa’da ‘terör suçlarından’ hüküm giyen 30 bin 524 kişinin 29 bin 827’sinin Türkiye’de olduğu bilgisi de yer aldı. Yani Avrupa’da terörden cezaevinde yatanların yüzde 98’e yakını Türkiye’de.

AYM İNFAZ YASASINI GÖRÜŞECEK

İnfaz değişikliğinin üzerinden geçen bir yılda cezaevleri tıka basa dolarken Anayasa Mahkemesi, Nisan 2020’de yürürlüğe giren ve düşünce suçlularına adaletsiz ceza infazı yapan İnfaz Yasası’nın iptaliyle ilgili davayı 14 Temmuz’da görüşecek. AYM’nin adli suçlarda infaz süresini yarıya indiren ancak terör adıyla siyasi suçları kapsam dışında bırakan infaz değişikliğini esastan iptal etmesi durumunda cezaevindeki düşünce suçlularına tahliye yolu açılacak.

YILLARA GÖRE CEZAEVİ NÜFUSU
  • 1999 – 67.581
  • 2000 – 49.512
  • 2001 – 55.609
  • 2002 – 59.429
  • 2003 – 64.296
  • 2004 – 57.930
  • 2005 – 55.870
  • 2006 – 70.277
  • 2007 – 90.837
  • 2008 – 103.235
  • 2009 – 116.340
  • 2010 – 120.814
  • 2011 – 128.604
  • 2012 – 136.020
  • 2013 – 145.478
  • 2014 – 158.837
  • 2015 – 161.522
  • 2016 – 164.461
  • 2017 – 183.613
  • 2018 – 154.731
  • 2019 – 282.635
  • 2020 – 300.000
  • 2021 (Haziran)- 287.094

Düşünce suçlularına tahliye yolu: Anayasa Mahkemesi infaz yasasında adaleti sağlayacak mı?

Adaletsiz af işe yaramadı hapishaneler yeniden doldu yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

TÜİK mayıs rakamlarıyla oynayarak temmuzdaki dev işsizliğe hazırlanıyor

TÜİK, Mayıs ayında işsizliğin bir önceki aya göre 265 bin kişi azalarak 4 milyon 237 bin kişi olduğunu, işsizlik oranının ise 0,6 puanlık azalışla yüzde 13,2 seviyesinde gerçekleştiğini açıkladı. Bu açıklama 30 Haziran itibariyle biten ve temmuz ayı istatistiklerine yansıyacak olan gelir desteği kaynaklı milyonlarca işsizi daha düşük gösterme hazırlık olarak yorumlandı.

BOLD – Türkiye İstatistik Kurumu ( TÜİK) Mayıs ayına ilişkin işgücü istatistiklerini yayımladı. Türkiye’de işsizlik Mayıs ayında yüzde 0.6 azalarak yüzde 13,2 oldu. İşgücü bir önceki aya göre 481 bin kişi azalarak 32 milyon 81 bin kişi olurken, tarım dışı işsizlik ise 1 puan düşüşle yüzde 15,1 olarak gerçekleşti.

GENİŞ TABANLI İŞSİZLİK YÜZDE 27.2

TÜİK işgücü istatistiklerini yayımladı. 2021 yılı Mayıs ayında bir önceki aya göre işsiz sayısı 265 bin kişi azalarak 4 milyon 237 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0,6 puanlık azalış ile yüzde 13,2 seviyesinde gerçekleşti. Geniş tanımlı işsizlik ise yüzde 27,2 olarak kaydedildi. Mayıs ayında tarım dışı işsizlik bir önceki aya göre 1 puan düşüşle yüzde 15,1 oldu.

GENÇLERDE İŞSİZLİK 2 PUAN BİRDEN AZALDI

15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre 2 puanlık azalışla yüzde 24, istihdam oranı 0,1 puanlık artışla yüzde 31,9 oldu. Bu yaş grubunda işgücüne katılma oranı ise bir önceki aya göre 1,1 puan azalarak yüzde 41,9 seviyesinde gerçekleşti.
İşgücüne katılma oranı yüzde 50,5 oldu. İstihdam edilenlerin sayısı 2021 yılı Mayıs ayında bir önceki aya göre 216 bin kişi azalarak 27 milyon 844 bin kişi, istihdam oranı ise 0,4 puanlık azalış ile yüzde 43,8 oldu. İşgücü 2021 yılı Mayıs ayında bir önceki aya göre 481 bin kişi azalarak 32 milyon 81 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,8 puanlık azalış ile yüzde 50,5 olarak gerçekleşti.

DÜŞÜRÜLEN VERİLER TEMMUZ AYINA HAZIRLIK MI?

Salgınla birlikte geçen yıl nisan ayında başlayan işten çıkarma yasağı, kısa çalışma ödeneği ve nakdi ücret desteği 30 Haziran’da sona erdi. 3,7 milyon işçinin yararlandığı bu uygulamaların sona ermesi nedeniyle Mayıs ayı itibariyle kısa çalışma ödeneğinden yararlanan 1 milyon 176 bin 817 ve işten çıkarma yasağı kapsamında ücretsiz izinde 996 bin 727 işçi işsiz kalma riskiyle karşı karşıya. Ücretsiz izne çıkarılan ve kısa çalışma ödeneğinden faydalanan bu işçilerin büyük kısmı işsizlik ödeneği de alamayacak. İşten çıkarma yasağı, kısa çalışma ödeneği ve nakdi ücret desteğinin sona ermesiyle ilgili oluşacak istatistikler TÜİK tarafından Eylül ayında yayınlanacak Temmuz ayı verilerine yansıyacak.

İzmir savcılığı cinayetleri bırakıp ankesöre sarıldı

 

 

TÜİK mayıs rakamlarıyla oynayarak temmuzdaki dev işsizliğe hazırlanıyor yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

İzmir savcılığı cinayetleri bırakıp ankesöre sarıldı

Gülen Hareketi mensuplarına yönelik ilk borsanın kurulup cinayetlerin işlendiği İzmir’de savcılık, başta AKP İl Başkan Yardımcısı Ahmet Kurtuluş’un cinayeti ile ilgili ortaya çıkan itirafları araştırmak yerine yeni bir ankesör operasyonuna imza attı. İzmir merkezli 47 şehirde aralarında askeri okul öğrencilerinin de olduğu 229 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. 

BOLD – İzmir merkezli 47 ilde Gülen Hareketi’ne yönelik 229 kişi hakkında gözaltı kararı alındı. Gözaltı kararı verilen 143 kişinin ilişikleri kesilen eski askeri okul öğrencileri olması dikkat çekti.

SUÇLARI ANKESÖRLÜ TELEFONDAN ARANMAK

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, Gülen Hareketi’ne yakın oldukları iddiasıyla ankesörlü/kontörlü sabit hatla arandıkları gerekçesiyle 47 ilde eş zamanlı operasyon düzenlendi. Soruşturma kapsamında 2’si yarbay, 1’i binbaşı, 2’si yüzbaşı, 8’i üsteğmen, 5’i teğmen, 54’ü astsubay, 14’ü uzman çavuş rütbesinde; 16’sı Deniz Kuvvetleri, 26’sı Kara Kuvvetleri, 20’si Hava Kuvvetleri Komutanlıklarına, 21’i Jandarma Genel Komutanlığı, 3’ü Sahil Güvenlik Komutanlığına mensup 57’si muvazzaf 86 asker ile 143’ü 15 Temmuz sonrası ilişikleri kesilen askeri okul öğrencisi olmak üzere toplam 229 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi.

SAVCILIK CİNAYETLE SUÇLANAN SİYASİLERİ GÖRMEZDEN GELİYOR

Arjantin’de tutuklu suç örgütü lideri Serkan Kurtuluş, Rahip Brunson’u öldürme girişimi, İzmir’de Gülen Hareketi mensuplarına yönelik kurulan borsada önemli bir isimken 2019 Mayıs’ta öldürülen AKP İl Başkan Yardımcısı Ahmet Kurtuluş’la ilgili önemli bilgiler vermiş ve olaylarla ilgili AKP’li Binali Yıldırım, Nükhet Hotar, Cumhuriyet Savcısı Okan Bato’yu işaret etmişti. Organize suç örgütü lideri Sedat Peker de Ahmet Kurtuluş cinayetinin yüksek mevkideki bürokrat ve siyasilerin kurtarılabilmesi için öldürtüldüğünü öne sürmüştü. Telefonla aranan askerlere operasyon emri veren savcılık ise bu iddiaları görmezden gelmeye devam ediyor.

CHP’nin ezber bozan KHK çıkışı AKP’lilerin ayarını bozdu

İzmir savcılığı cinayetleri bırakıp ankesöre sarıldı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

11 Temmuz 2021 Pazar

Ayakkabısının fiyatı ortaya çıkan kaymakam hesabını kapattı

Patara’dan kamyon kamyon çalınan kumlar için tutanak tutmak isteyen memura, Cumhurbaşkanına hareketten işlem yaptıran Kaş Kaymakam’ın yaklaşık 9 bin liralık ayakkabısı tepkilerin odağı oldu.

BOLD – Türkiye’nin gizli çölü olarak bilinen Patara’daki kumların kamyonlarla götürülmesiyle ile ilgili zabıt tutan memur Umut Utku’yu görevden alan, Kaş Kaymakamı Şaban Arda Yazıcı’nın giydiği ayakkabı sosyal medyada gündem oldu.

Sosyal medyadan polis radyosunda yapılan yayınla ilgili fotoğraflara yansıyan Yazıcı’nın ayakkabısı Valentino Garavani marka ayakkabı tartışmalara yol açtı.

Sosyal medyada yapılan paylaşımlarda, asgari ücretin 2 bin 943 olduğu Türkiye’de, Kaymakam Yazıcı’nın 8 bin 750 liralık ayakkabı giymesi eleştirildi.

Sosyal medyada vatandaşların ‘geçinemiyoruz’ çığlıkları attığı günlerde bir kamu görevlisinin pahalı ayakkabılarla gündeme gelmesi tepki topladı.

Tepkilerin ardından Kaymakam Yazıcı hesabını korumaya aldı.

Öte yandan, bölgedeki diğer muhafaza memurlarının da “Bize karşı çıkarsanız sizin de sonunuz Umut Utku gibi olur” sözleriyle tehdit edildiğini ileri süren Tarım Orman-İş Başkanı Şükrü Durmuş, Kaş Kaymakamı Şaban Arda Yazıcı hakkında suç duyurusunda bulunduklarını açıkladı.

PATARA KUM TEPELERİ

Kumları çalınan Antalya’nın Kaş ilçesi Patara Antik Kenti ve Patara Plajı arasındaki 12 kilometrelik kum tepeleri yerli ve yabancı turistlerin ilçede en çok ziyaret ettikleri yerlerin başında geliyor.

Kaş ilçesindeki, Likya Birliği’nin başkenti olan ve tarihi binlerce yıl önceye dayanan Patara Antik Kenti’nin yanındaki kum tepeleri Türkiye’nin saklı çölü olarak biliniyor.

CHP’nin ezber bozan KHK çıkışı AKP’lilerin ayarını bozdu

Ayakkabısının fiyatı ortaya çıkan kaymakam hesabını kapattı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Adli Emanet Bürosunda uyuşturucu vurgunu

Van’ın Erçiş adliyesinde Adli Emanet Bürosu müdürünün de aralarında bulunduğu bir şebekenin polisin ele geçirdiği, adli emanetlerde tutulan uyuşturucu ve tarihi eserleri sattığı ortaya çıktı. Adliye’deki 4 savcı da emanetlerin sayımında imzaları bulundukları gerekçesiyle yargılanıyor.

BOLD – Van Erciş Adliyesi’nde adli emanet bürosuna teslim edilen malzemeleri gizlice satan ve aralarında kamu görevlilerinin de bulunduğu bir şebeke deşifre oldu. Geçen yıl yapılan ancak detayları yeni ortaya çıkan operasyonda, Emanet Bürosu Müdürü M.Z’nin yanı sıra sahte tutanakların altında imzası bulunan 4 savcı da yargılanıyor.

Van’daki Erciş Adliyesinin Emanet Bürosu Müdürü M.Z.’nin de bulunduğu bir suç örgütü, ilçede yapılan uyuşturucu, tarihi eser kaçakçılığı, sahte para operasyonlarının ardından adli emanete teslim edilen malzemeleri sattığı ortaya çıktı.

Şebeke ele geçirilen 300 kilo eroinin yerine un koydu, emanet edilen parayı da imha ettiklerine dair sahte evrak düzenledi. Şebeke adli emanette bulundukları 10 yıl boyunca 6 ayda bir yapılan sayıma rağmen adli emanetleri dışarı çıkararak satmayı başardı.

Gazete Duvar’ın haberine göre, müdür M.Z ve arkadaşlarının uyuşturucuları adli emanetten çıkardıklarını öğrenen alıcılar ile şebeke arasında ödeme konusunda anlaşmazlık yaşandı.

M.Z. ortaklarının aracı kişilere başvurması üzerine olay çevrede duyulmaya başladı. Adalet Bakanlığı’nın görevlendirdiği müfettişin yaptığı teftiş sonrası adli emanetteki usulsüzlükler ortaya çıktı.

Bunun üzerine polis, aralarında Adli Emanet Müdürü M.Z. ve birçok kamu görevlisinin de bulunduğu şebekeyi takibe aldı. Yürütülen teknik ve fiziki takip neticesinde şebeke mensuplarının adli emanet bürosuna teslim edilen emanetleri, yasadışı yollardan piyasaya satışa sundukları ortaya çıktı.

MÜDÜR SUÇLARI KABUL ETTİ

Tutuklu Adli Emanet Müdürü M.Z. emniyette, savcılıkta ve mahkemede verdiği ifadede, ‘her adli emanet bürolarında bu tür durumların yaşandığını’, adli emanete teslim edilen malzemelerin imha edildiğini belirterek, hakkındaki suçlamaların bir kısmının doğru olduğunu ama kayıp eşyaların bir kısmından ise haberinin olmadığını söyledi.

Adli Emanet Müdürü M. Z. ve bir kişi daha tutuklanarak cezaevine gönderildi. Davada bir kişi tutuksuz yargılanırken, bir kişi de aranıyor.

4 SAVCI YARGILANIYOR

Yasalara göre adli emanet bürosuna teslim edilen malzemelerin 6 ayda bir sayılması gerekiyor. Yapılan sayımlarda adli emanet bürosundaki tüm malzemelerin yerinde olduğuna dair tutanakların altında savcıların imzası var. 2011 yılından bu yana Erciş Adliyesi’nde görev yapan ve hazırlanan sahte evrakları imzaladıkları belirtilen dört adli emanet savcısı ise bu dosya kapsamının dışında ‘görevi kötüye kullanmak’ suçlamasıyla bölge adliye mahkemesinde yargılanıyor. Konuya ilişkin Erciş Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlanan iddianamede bu kişiler, ‘uyuşturucu ticareti, resmi belgede sahtecilik, dolandırıcılık, görevi kötüye kullanma, zimmet’ ile suçlanıyor.

CHP’nin ezber bozan KHK çıkışı AKP’lilerin ayarını bozdu

Adli Emanet Bürosunda uyuşturucu vurgunu yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

CHP’nin ezber bozan KHK çıkışı AKP’lilerin ayarını bozdu

15 Temmuz sonrası çıkarılan KHK’larla hayatları altüst olan on binlerce insan için CHP’li Gülizar Biçer Karaca’dan aykırı bir çıkış geldi. AKP sonrası, hüküm alanların bile dosyalarının yeniden değerlendirileceğini söyleyen Karaca, AKP’li hesapların hedefi oldu. Karaca’ya KHK’lı platformlardan destek yağdı.

BOLD – 15 Temmuz’dan sonra çıkarılan KHK’larla memurluktan atılan on binlerce insan Türkiye’de açlığa mahkum edildi. Çoğu cezaevine atılan KHK’lılardan serbest olanlarınsa siciline işlenen notla çalışmaları engellendi. Bankaların bile ambargo uyguladığı KHK’lılara AKP’li siyasetiler “ağaç kabuğu yesinler” tavsiyeleri geldi.

KHK’larla görevden atılan memur sayısı 134 bin kişi. Bu kişiler yargılamaları da KHK’lılar arasında yargılanıp beraat edenler olsa da on binlercesi görevine iade edilmeyerek sosyal ölüme terk edildiler.

KARŞILAŞTIKLARI ENGELLER

Ömer Faruk Gergerlioğlu KHK’lıların, iş sahibi olamama, devlet dairesinde çalışamama, devletle bir şekilde ilişkisi olan özel şirketlerde çalışamama, çalıştığı iş yerinden kovulma, mesleki lisans elde edememe, varolanı yeniletememe, süresini uzatamama, keyfi bir şekilde emeklilik engellemesi, özel fonlarda biriken parayı çekme hakkı gaspı kredi kullanma hakkı gaspı, kredi kartı borcunu dahi kapatamama, öğrenci bursu alma hakkı gaspı, sosyal linç sonucu intihara zorlanma, ev kiralama zorluğu, sahip olduğu konutu satamama, pasaport alma hakkı gaspı, tedavi olma hakkının keyfi biçimde engellenmesi gibi engellerle karşılaştıklarını anlattı.

CHP’Lİ KARACA’DAN AYKIRI ÇIKIŞ

KHK’lıların hayatını karartan 15 Temmuz’un yıl dönümü yaklaşırken, hukukçu CHP Denizli Milletvekili ve İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca geleceğe dair önemli açıklamalarda bulundu.

CHP olarak KHK zulmüne son vereceklerini söyleyen Karaca, “Bu 20 Temmuz sivil darbesinin devam ettiği süreçte, hukuksuzca, adaletsizce işinden edilen KHK zulmüyle sivil ölüme terk edilen bu anlayışa mutlaka son vereceğiz. Ardından hakkında hiçbir soruşturma açılmamış olan, beraat alan, takipsizlik alan ve Anayasa Mahkemesi tarafından hak ihlaline uğradığı belirlenen tüm akademisyenlerimizi görevine iade edeceğiz” dedi.

AKP döneminde yapılan yargılamalara atıfta bulunan Karaca, “Ardından hakkında kesinleşmiş yargı hükmü dahi olsa tamamının dosyasını yeniden ele alacağız ve adil, eşit, bağımsız bir yargı önünde tekrar yargılanarak gerçekten suçu varsa yargılanacak. Biz yaptığımız toplantılarda gördük ki, artık adil bir yargılanmadan ve Anayasal güvence altındaki adil yargılanma hakkından söz edemeyeceğimiz bir süreç işledi” diye konuştu.

AKP’LİLERİN HEDEFİ OLDU

Karaca’nın sözleri sosyal medyada gündem oldu. AKP’li hesaplar Karaca’yı hedef gösterirken KHK’lı Platformlar Birliği Karaca’ta sahip çıktı. Gülizar Biçer Karaca’nın KHK’lılarla ilgili sözlerine Adana, Ankara, Mersin, Trabzon, İstanbul ve Kocaeli başta olmak üzere tüm KHK’lı platformlarından destek geldi.

KHK’lı Platformlar Birliği’nden yapılan açıklamada, “Gülizar Biçer KHK ile ihraç edilen yüzbinlerce kamu emekçisinin dertlerini dinledi. KHK’lılari yok sayma politikasına dur dedi. İşte tam da bu yüzden KHK’lıların sivil ölüme mahkum kalmasını isteyenler tarafından hedef gösteriliyor” ifadeleri kullanıldı.

Erdoğan ve itibarı sömürülen kurum

CHP’nin ezber bozan KHK çıkışı AKP’lilerin ayarını bozdu yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

“Cumhurbaşkanımızın bilgisi olmadan kalaşnikof dağıtabilecek hangi Allah’ın kulu var?”

15 Temmuz’da AKP İstanbul İl Başkanı olan, daha sonra ise Ahmet Davutoğlu’nun kurduğu Gelecek Partisi’ne geçen Selim Temurci, AKP Gençlik Kollarına dağıtılan silahlarla ilgili iddialarda bulundu. Temurci, Erdoğan’ın haberi olmadan kimsenin böyle bir şey yapamayacağını söyledi.

BOLD – TV 5’te yayınlanan 4. Güç programına katılan Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selim Temurci, Sedat Peker’in açıklamalarıyla gündeme gelen İstanbul AKP Gençlik İL Kolları Başkanı’nın aracına yüklenen silahlarla ilgili açıklamalarda bulundu.

Organize suç örgütü lideri Sedat Peker, Twitter hesabından paylaştığı iddialarda Süleyman Soylu’nun devlet envanterine kayıtlı olmayan silahları sivillere ve AKP Gençlik Kollarına dağıttığını söylemişti.

Selim Temurci, “Süleyman Soylu’yu aşan bir şey olduğunu söylüyorum. Cumhurbaşkanımızın bilgisi olmadan AK Parti İstanbul Gençlik Kolları Başkanı’nın aracının kasasına kalaşnikof koyabilecek, dağıtabilecek bu ülkede hangi Allah’ın kulu var?” dedi.

Temurci’nin açıklamaları şöyle:

“15 Temmuz sonrası İstanbul üzerinde bir mücadele başladı. Ağustos 2016’da AK Parti İstanbul İl Başkanıydım. Dolayısıyla benim gençlik kollarım bşayet böyle bir şeyin içerisindeyse açıkça ifade edeceğim sayın Soylu’dan çok daha fazla bu işin içerisinde damat Berat Albayrak olduğunu düşünüyorum.

Bahsi geçen arkadaşımızın sayın Cumhurbaşkanımızın ya da Berat Albayrak’ın bilgisi dışında böyle bir şey olabileceğini asla ihtimal vermiyorum. Yani Süleyman Soylu’yu aşan bir durum olduğunu söylüyorum.

Bu kişiler kime bağlı. Cumhurbaşkanımızın bilgisi olmadan Ak Parti İstanbul Gençlik Kolları Başkanı’nın aracının kasasına kalaşnikof koyabilecek, dağıtabilecek bu ülkede hangi Allah’ın kulu var.”

Sedat “Kıymetli dostlarım, ülkemiz tehlike altında olduğunda milli mücadele verebilmek için sivil halkı örgütlemek gerektiğinde, halka silah dağıtarak sivil direniş oluşturma görevi Özel Harp Dairesi’ne aittir (daha önceki adı Seferberlik Tetkik Kuruludur). Öncelikle bu tip yapıların var olması gerektiğine inanan, Teşkilat-ı Mahsusa ruhunu savunan bir kişiyim. Şu ana kadar anlattıklarımın içinde en önemli bölüme geldik.

15 Temmuzun hemen akabinde ülke genelinde demokrasi nöbetleri tutulurken ağustosun ilk haftasında ekrem gökçekerden alınan, özyurtların bünyesinde olan Renault beyaz Fluence marka arabayla, Esenyurt cumhuriyet meydanının arkasında karanlık bir sokakta (DAP hotelin arka tarafında) arabaya koyulan bir kasa kalaşnikof silah İstanbul Balat’a gitti. Ak Parti İstanbul gençlik kolları başkanı olan Taha Ayhan’ın yardımcısı olan Osman Tomakin’e teslim edildi (Osman Tomakin siyah Passat araçla silahları teslim almaya geldi).

Bu araç Ak Parti gençlik kolları il başkanına tahsisli bir araçtı, herhangi bir polis uygulamasına girmesin diye. Osman Tomakin şu anda Ak Parti İstanbul gençlik kolları başkanıdır. Silahların olduğu kasa Esenyurt’tan gece 23:30 gibi yola çıktı.

Silahları getiren araçta Esenyurt Ak Parti gençlik kolları başkanı Abdülsebur Soğanlı,ve de 15 Temmuz gazisi İçişleri Bakanlığı personeli Ahmet Onay vardı.Bu kişiye Gazi olması dolayısıyla ben araba alıp hediye etmiştim.Kendisi sayın Cumhurbaşkanımızın da sevdiği bir isimdir.

Silahlar Balat’ta Demir Kilise olarak bilinen Sveti Stefan Kilisesi’nin hizasındaki boş bir ara sokakta, gece 01:00 civarında siyah Passat’a yüklendi. O zamanki gençlik kolları başkanı Taha Ayhan şuanda İslam işbirliği teşkilatları gençlik kolları başkanlığını yapmaktadır.

Süslü süleyman,bu giden silahlar özel harp envanterine kayıtlı değiller.Devletin herhangi resmi bir birimine de kayıtlı değiller.Sen o tarihlerde Sosyal Çalışma ve Güvenlik Bakanlığındaydın.15 Temmuz’da kahramanlık rolleri oynarken TRT binası baskınına gittiğinde hepsinin elinde kalaşnikof marka silahlar olan birçok sivil şahıs vardı. Bu silahlar da devlet envanterine kayıtlı değil. Biraz önce anlattığım, dağılımı senin tarafından koordine edilen hiçbir silah da devlet envanterine kayıtlı değil.

19- Senin cumhurbaşkanı olmanı planlayan arkandaki şaibeli organizasyonla 15 Temmuz sonrasında da bu silahları dağıtmaya neden devam ettiniz? Öyle ya, bu silahları gerektiğinde dağıtma görevi Özel Harp Dairesi’ne ait.

20- Sana bir fırsat veriyorum, benim yalan söylediğimi kanıtlarsan bugüne kadar anlattığım her şeyin boşa çıkmasını kabul ediyorum. İsimlerini verdiğim bu kişilerin hts kayıtlarını ve o güne ait mobese kayıtlarını kamuoyuna açıklayın.

21- Size söz veriyorum, eğer doğru çıkmazsa bugüne kadar yaptığım tüm iddialarımın hepsinden de vazgeçeceğim. (daha önceki iddialarımın doğruluğu delillerle ispat edildiği halde). Ahmet Onay sen şerefli bir adamsın, bildiğin doğruları çık anlat.

22- süslü süleyman, fetöcüler bu ülkenin en büyük düşmanı.Fakat senin de onlardan aşağıya kalır bir yanın yok.İnsanların milli ve dini duygularını tahrik edip iç savaş çıkarma amacının en büyük parçası,15 Temmuz sonrasında da el altından bir çok yapıya dağıttırdığın bu silahlardır.

“Cumhurbaşkanımızın bilgisi olmadan kalaşnikof dağıtabilecek hangi Allah’ın kulu var?” yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Sanatçı Zülfü Livaneli: “Fetö tabirini kimse ağzıma takamaz”

Şirin Payzın’ın programına konuk olan sanatçı Zülfü Livaneli, “Fetö tabirini kimse ağzıma takamaz.” dedi.

BOLD – Halk TV’de Şirin Payzın’ın sunduğu “Sözüm var” programına konuk olan sanatçı Zülfü Livaneli, “Fetö tabirini kimse ağzıma takamaz.” dedi.

Duvar gazetesine verdiği söyleşide dile getirdiği, “Ecevit, Fethullah Gülen teşkilatıyla yan yana geldi, onlara kontenjan verdi, her türlü olanağı sundu. Cemaati devlete ilk yerleştiren Erdoğan değil, Bülent Ecevit’tir.” sözlerinin eleştirildiği yayına bağlanan Livaneli, “fetö” yaftasına tepki gösterdi.

Ecevit ile ilgili sözlerine açıklık getiren Zülfü Livaneli, konuşmasına parantez açarak şunları söyledi: “Benim Baykal’la Ecevit’le diğerleriyle bir sorunum yok ama bu Fetullah meselesinde, fetö tabirini kimse ağzıma takamaz. Bu Gülen Hareketi’nin kiminle ilişkili olduğunu kimin kime şefaat ettiğini gazeteciler lütfen araştırın. Ön yargıyla hareket etmesin kimse.”

Zülfü Livaneli bu açıklamasından sonra Perinçek ve AKP medyasının hedefi haline geldi. Takvim, Yeni Şafak, Akit gibi yandaş basın Gülen hareketine ‘terörist’ demeyen sanatçıyı linç eden haberler yaparken, Perinçek’in Aydınlık’ı “Bana Fetö dedirtemezsiniz” manşetini attı.

Sanatçı Zülfü Livaneli: “Fetö tabirini kimse ağzıma takamaz” yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Erdoğan ve itibarı sömürülen kurum

AKP ve Saray’ın, devletin sağlıklı işleyişinde hayati önem taşıyan kurumlara olan müdahalesi kamuoyunun bu kurumlara güvenini sarstı. Araştırmalara göre, en güvenilen kurumların başında yer alan TSK’ya güven bile Ocak ve Nisan ayları arasında 9 puan kaybetti. Merkez Bankası yüzde 32 ile en az güven duyulan kurumların başında yer alırken, Diyanet ve Kızılay gibi skandallarla itibarı zedelenen kurumalarda vatandaşın gözünden düştü.

BOLD – Demokrasilerin işleyişinde büyük önem taşıyan ve temelde güçler ayrılığıyla çalışan kamu kurumları radikalleşen AKP rejimiyle oldukça yıprandı. Sağlıklı demokrasilerde kurumlar arası dengeyi sağlayan yasama, yürütme ve yargının bağımsızlığı özellikle 15 Temmuz sonrası zedelendi.

Pek çok araştırmaya göre, devlet kurumların iyi işlediği ve işlemediği ülkeler arasındaki farklar ülkelerin gelir ve refah seviyeleriyle doğru orantılı.

Saray’ın yargı, ekonomi ve medya alanındaki müdahaleleri kurumları sık sık kamuoyu önünde tartışılır kale getirdi.

ANAYASA MAHKEMESİ

Anayasa Mahkemesi (AYM) aldığı ve almadığı kararlar yüzünden sık sık tartışma konusu oluyor. İktidar ortağı MHP’nin sert bir dille eleştirdiği AYM yerel mahkemelerin kararını uygulamamasıyla da gündemden düşmüyor.

CHP Mİlletvekili Enis Berberoğlu, MİT Tırları davasında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandı. Mahkeme Berberoğlu’nu, “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklamak” suçundan 25 yıl hapis cezasına çarptırdı ve tutukladı.

AYM, Berberoğlu’nun hak ihlaline uğradığını tespit etti v tahliyesini istedi. Önce kararı uygulamayacağını deklare eden yerel mahkeme baskıların ardından geri adım attı.

Aynı durum Ömer Faruk Gergerlioğlu davasında da yaşandı. Kocaeli’deki yerel mahkeme AYM’nin hak ihlali kararına 6 gün direndi.

MERKEZ BANKASI

128 milyar doları buhar olan Merkez Bankası en çok yıpranan kurumların başında geliyor. MB 2003 yılından beri faiz tartışmalarının göbeğinde yer alıyor. O yıllarda dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın faizlerin düşürülmesi gerektiği yönündeki sözlerine MB Başkanı Süreyya Serdengeçti, “Faiz siyasi baskıyla düşmez” şeklinde itiraz etti.

Son 4 MB Başkanının akıbeti ise AKP ve Erdoğan’ın bankaya müdahalesini gözler önüne serdi. Erdoğan son olarak Naci Ağbal’ı Merkez Bankası Başkanlığı görevinden alırken, yerine AKP eski milletvekili Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu’nu atadı. Böylece, Cumhuriyet tarihinde ilk kez, Merkez Bankası’na 20 ay içinde dördüncü başkan atanmış oldu. Naci Ağbal sadece 132 gün görev yapabildi. Erdoğan daha önce de Murat Çetinkaya ve Murat Uysal’ı da görevden almıştı. Müdahalelerin sonucu olarak politika faizi tarihin en yüksek sevilerine çıktı. MB’de kamu nezdinde güven yitiren kurumlar arsında yerini aldı.

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI

İçişleri Bakanlığına Süleyman Soylu’nun getirilmesinin ardından bakanlık adeta çöktü. Halk oylarıyla seçilen belediye başkanları mahkeme kararları olmadan bakanlığın genelgesiyle görevlerinden alındı. Sedat Peker’in açıkladığı suçlarla birlikte İçişleri Bakanı Soylu’nun bir bakandan çok mafya lideri gibi görev yaptığı ortaya çıktı. Bakan Soylu’nun, yakınlarıyla kurduğu bir şebeke üzerinden iş insanlarının malına çöktüğü iddia ediliyor.

KIZILAY

Elazığ depreminden 10 dakika sonra halktan para isteyen Kızılay Başkanı Kerem Kınık, 1999 depreminden bu yana deprem vergisi ödeyen vatandaşların hışmına uğradı.

Yardım talebi paylaşımını silen Kınık’ın daha sonra yaptığı “Deprem olmuşken neden siyaset yapıyorsunuz” paylaşımı ise öfkeyi daha da arttırdı.

Elazığ’daki depremden sonra dikkatlerin odaklandığı Kızılay’la ilgili çarpıcı bir iddia ortaya atıldı. Gazeteci Celal Eren Çelik, Ankara’da belediye şirketi olarak kurulan ve sonra özelleştirilen Başkentgaz’ın 2017’de Kızılay’a 8 milyon dolarlık bağış yaptığını, ancak bağışın ilginç bir koşul içerdiğini kanıtladı. Belgeye göre, Başkentgaz, bağışı, paranın 75 bin dolarını Kızılay’ın alması, kalan 7 milyon 925 bin dolarını da çocuk istismarı iddialarıyla da gündeme gelen Ensar Vakfı’na yurt inşaatı yapılması için transfer etmesi koşuluyla yaptı.

Başkentgaz’ın böyle bir yol izlemesinin sebebinin vergi kaçırmak olduğu anlaşıldı. Kızılay Başkanı Kınık ise kendisini ve olayın faillerinin “Vergi kaçırmak değil, vergiden kaçınma” sözleriyle savundu.

En çok yıpranan kurumlar arasındaki Kızılay da son yaşananların ardından kamuoyunun güvenini tekrar kazanma adına ünlülerle kampanya başlattı.

DİYANET

13 milyar liralık bütçesiyle 7 bakanlık ve 13 başkanlığı geride bırakan Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), siyasallaşmakla eleştiriliyor. Hükumetle muhalefet ya da STK’lar arasında başlayan siyasi kavgalarda genellikle iktidarın savlarıyla örtüşen açıklamalar yapan DİB, Türkiye’nin en tartışılan kurumlarının başında yer alıyor.

dib

Diyanet

DİB, ilk olarak Gezi eylemlerinde dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın, “Eylemciler camiye ayakkabıyla girdiler. Camide içki içtiler” söylemlerini yalanlayan Bezm-i Alem Valide Sultan Camisi müezzinini açığa almasıyla tepkilerin odağı oldu.

Erdoğan’ın 17/25 Aralık Yolsuzluk Operasyonu’ndan sorumlu tuttuğu Cemaate karşı açtı savaşta da taraf olan DİB’in o dönemki Başkanı Mehmet Görmez, Cemaat mensuplarını ‘Fırak-ı Dalle’ (Dalalete sapanlar) ilan etti. Erdoğan, Cemaat düşmanlığı üzerine kurduğu seçim kampanyalarıyla üst üste girdiği 2 seçimden de istediğini aldı.

Diyanet’in, Türk ve Kürk milliyetçiliğinin yükselişe geçtiği dönemde yapılan, 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinden 2 gün önce camilerden okuttuğu ‘Irkçılık’ hutbesi de AKP propagandası olarak değerlendirildi. Seçime giren muhalif partiler DİB’in siyasi tavır takınmakla suçladı.

DİB’in sıcağı sıcağına yaşanan olaylarda fikir beyan etmesi toplumun değişik kesimlerini de rahatsız ediyor. Diyanet, bu yüzden siyasi kavgaları AKP’nin işine gelecek şekilde din temalı tartışma zeminine çekmeye çalışmakla suçlanıyor.

TSK, CUMHURBAŞKANLIĞI VE TBMM

TSK’dan RTÜK’e, Yargıtay’dan TBMM’ye kadar pek çok kurumun yanında Cumhurbaşkanlığı da AKP yönetiminde Türkiye tarihinde görülmemiş skandallarla yıpratıldı.

Kamu kurumlarına olan güveni araştıran Türkiye Raporu adlı sitenin verilerine göre, genel olarak 6 Ocak’tan bu yana kurum ve kuruluşlara olan güvenin azaldığı tespit edildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne duyulan güven seviyesi Ocak’tan Nisan ayına kadar olan dönemde 4 puan azalarak yüzde 40 seviyesinde gözlendi. 6 Ocak’ta yüzde 51 olan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı güven seviyesi, 7 puan azalarak yüzde 44’e düştü. Anayasa Mahkemesi’ne duyulan güven yüzde 39. Mevcut hükümete olan güven 5 puan azalarak yüzde 36’ya düştü. En güveniliri olan Türk Silahlı Kuvvetleri de 9 puan düşüş yaşadı ve %68 seviyesine düştü. Son olarak Merkez Bankası, 9 puan kaybederek yüzde 32 ile en az güven duyulan kurum oldu.

“Sırplar bombalayacağız dedi, delice bir şeydi ama konseri yaptık”

Erdoğan ve itibarı sömürülen kurum yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

15 Temmuz’da Digitürk binasında ne oldu? Harbiyeliler oraya nasıl götürüldü?

15 Temmuz’da Digitürk binasında darbeye karıştıkları gerekçesiyle müebbet hapis cezasına çarptırılan 37 Harbiyeli yeniden yargılanıyor. Avukatları Ayça Çiçek öğrencilerle ilgili sorulara cevap verdi.

BOLD – 15 Temmuz’da Yalova askeri kampından İstanbul’daki Digitürk binasına ‘terör baskını var’ deyip götürülen askeri öğrencilere verilen müebbet hapis cezasını Yargıtay bozdu.

Beş yıldır hapis yatan 37 Harbiyeli, 7-9 Temmuz tarihleri arasında üç gün süren duruşmalarda tekrar yargılandı. Kendilerini mahkeme önünde bir kez daha savunan Harbiyeliler’in yine tutukluluğunun devamına karar verildi.

Yargılandıkları dosyada neler var? Soruları çaldılar mı? Darbe girişiminde silahlarını kullandılar mı? Silahlarından çıkan kurşunla hayatını kaybeden ya da yaralananlar var mı? Silahların balistik incelemesi yapıldı mı? Emir veren komutanlar ceza aldı mı? Tüm bu soruların cevabını, askeri öğrencilerin avukatı Ayça Çiçek, gazeteci Şule Aydın’ın Youtube kanalında cevapladı.

15 Temmuz’da Digitürk binasında ne oldu? Harbiyeliler oraya nasıl götürüldü? yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Hayatını kaybeden gazeteci Mehmet Kamil Oğuz’un ardından….

Yeni Şafak ve Zaman’ın eski muhabirlerinden Mehmet Kamil Oğuz iki gün önce kanserden hayatını kaybetti. En son TMSF’de görev yaparken işten atılan ve sonrasında tutuklanan Mehmet Kamil Oğuz’u yakın arkadaşı anlattı.

BOLD – 15 Temmuz’dan sonra tutuklanan ve 1 yıla yakın hapis yatan gazeteci Mehmet Kamil Oğuz (50) önceki gün hayatını kaybetti. 3 Haziran’dan bu yana Yeşilyurt Katip Çelebi Atatürk Hastanesi’nde kanser tedavi gören Oğuz, Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Dosyası Yargıtay’da bulunuyordu.

KHK ile kapatılan Zaman gazetesi ve Yeni Şafak’ın eski muhabirlerinden olan Mehmet Kamil Oğuz, uzun yıllar Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nda (TMSF) basın danışmanı olarak görev yaptı.

Gazeteciliğe Van’da başlayan Oğuz, daha sonra İstanbul’da çalıştı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu yıllarda Erdoğan’ı bir gazeteci olarak takip etmiş, Erdoğan’ın ilk ihale yolsuzluklarını, yüzde 10-15 komisyonlarını ortaya çıkarmıştı.

Mehmet Kamil Oğuz’un muhabirliğe ilk başladığı yıllardan vefat edene kadar yaşadıklarını arkadaşı Ali Güler TR724’te yayınlanan yazısından yazdı:

“İlk tanıştığımızda o İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bakan ve gününü belediyede geçiren bir muhabirdi. Belediye başkanı da yeni seçilmiş olan Recep Tayyip Erdoğan’dı. O günlere dair hatıraları vardı, anlatırdı.

Gençti, enerjikti, hayat doluydu. Onu tanıdığım 26 yıl boyunca da hep öyle oldu.

Mehmet Kamil Oğuz’dan bahsediyorum. Bitlis Adilcevaz’lıydı. Okumak için Van’a gitmiş, gazeteciliğe merak sarmış, bölgenin belki de Türkiye’nin ilk yerel TV’sinde kuruluşunda çalışmıştı. Bir dönem Orta Asya’da üniversite okuma çabası ve sonrasında da 22 yıl sürecek İstanbul hayatı.

95 yılının başları, Zaman Gazetesi bir türlü ayağa kalkamamış, çalışanlarına hayatı zindan eden bir yönetimle, bir o yana bir bu yana sürükleniyordu. Tayinler, maaşların 3-4 ay geriden verildiği, hatta maaşların bartırla alınan mallarla ödenmeye çalışıldığı bir dönem. Yazık ettiler o zaman onca insana.

Erzurum’a tayin edilince ‘gitmeyeceğim’ dedi. İşten çıkarıldı. Yeni Şafak’ta işe başladı. Bugün, Yeni Şafak’takiler ‘ne Zaman’ı bizde daha çok emeği var’ dese haklılar belki. Ama o Zaman’ın eski muhabiri olarak kaldı…

Yeni Şafak’tan ayrıldığında Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nda (TMSF) işe başladı. Artık devlet kurumunda çalışan bir gazeteci, bir basın danışmanıydı. 15 yıl sürdü. Kamil Oğuz Zaman’da çalıştığı sürenin üç katı bir dönem geçirdi TMSF’de. Şimdi duyuyoruz ya 3-5 yerden maaş alanlar, el altından iş halleden, lüks arabalara binip, lüks otellerde tatil yapan gazeteciler. İşte istese Kamil Oğuz da küpünü doldururdu. Elinde imkânın âlâsı vardı. Ama geride zorla alabildiği bir evden başka bir şey bırakmadı. TMSF’de çok mobinge maruz kaldı. Yılmadı işini daha iyi yaptı. Ama istenen belki de işini doğru yapması değildi. 15 Temmuz’u fırsat bilip işten attılar. 15 yıl sonra bir kez daha işinden atılmıştı Kamil…

İşsiz kalmanın, evine ekmek götürememenin ne olduğunu bilir misiniz? 25 yıllık gazeteci Mehmet Kamil Oğuz hiçbir birikimi olmadığı halde ortada bırakıldı. Yıllarca emek verdiği, hakkını alamadığı TMSF’de buruşturup atılan bir kağıt parçası muamelesi gördü. Hayat enerjisi yine tükenmedi. Evini barkını toparladı kayınpederinin gölgesine sığındı. İş buldu, marketlerde yöneticilik yaptı. Öz geçmişinde yazdığı TMSF’yi kimsenin bilmediğini söylerdi. ‘Sen bizim iş için epey büyüksün’ deyip işe alınmadığını anlatırdı gülerek. Yine hayat doluydu, enerjikti.

EŞİYLE AYNI CEZAEVİNDE GEÇEN GÜNLER

15 Temmuz sonrasında gazeteciler sudan bahanelerle susturulmaya başlayınca çok üzüldü. Arkadaşları cezaevine düştüğünde ağladı, ağladı. ‘Yapma Kamil. Bu kadar üzüntü sana zarar’ dense de yürekli insanın merhametini, hakkaniyetini, dostluk hissiyatını kim engelleyebilir?

Derken yeni bir süreç başladı. Önce eşini aldılar. İzmir’den Antalya’ya götürdüler. Eşini ziyarete gittiğinde ‘sende de vardır bir şeyler’ diyerek onu da attılar içeriye. İstedikten sonra herkesi bahane bulup alabileceğin bir anlayışın kurbanı oldu o da. Eşiyle aynı çatı altında cezaevinde yattı. Çocukları İzmir’den Antalya’ya gidemedi. Küçük kızları travma yaşadı. Abileri sanki kırk yaşındaymış gibi iki günde büyüdü. İçlerine attılar onlara boca edilen kötülükleri. Zulmün adı olmazmış…

NEM DUVARI GAM DA İNSANI YIKARMIŞ

Aylar sonra cezaevinden çıktığında İzmir’in güzel ilçesinde bir daha iş bulamadı. Zulüm budur işte. İşten atmakla kalmayıp, işe girmesine de engel olmaktı.

Ayakta kaldı, dik durdu, çabaladı. Ama son bir senedir o eski halinden eser yoktu Kamil’in. Gardı düşmüş, sorunların üstesinden gelmekte zorlanan, üzüntüyle yatıp kalkan bir insan oluvermişti. Nem duvarı, gam da insanı yıkarmış. Öyle de oldu. Bir kaç ay süren ağrılar ve sonrasında kanser teşhisi.

İki ayı bulmayan süreçte, ağrılarından yürüyemeyen bir insana dönüştü o hayat dolu insan. Herkesin yardımına koşan Kamil Abileri, zulmün eserini göreceği şekilde hastaydı, yataktan kalkamıyordu.

Sonra… Belinden ameliyat oldu, kemoterapi başladı. Ama… Kovid 19’a yakandı. Ve gün gün kötüye gitti.

BİR GECE ANİDEN SÖNDÜ CİĞERLERİ

Yoğun bakıma alınmadan bir gün önce görüşmüştük. ‘İyiyim, ama ciğerlerim, zorlanıyorum nefes alırken’ demişti. Ve bir gece aniden sönüverdi ciğerleri. Yoğun bakıma oğlu ve kardeşi götürürken ‘hakkınızı helal edin’ demişti. Sesini bir daha duyamadık Kamil’in o günden sonra. Entübe ettiler, uyuttular. On beş gün uzaktan kan değerlerine, filmlerine bakan, doktorlara gösteren 25 yıllık gazeteci arkadaşı, kaderdaşı bir değerin biraz düzelmesiyle umutlandı. Umutlanmak istedi. Bizlerde de umutlanmak istedik. Çünkü biz umutlanmak ve Kamil’in sağlığına kavuşması için dualara, gözyaşlarına sarılmış bir ümit bekliyorduk.

Ama olmadı… Mehmet Kamil Oğuz, 9 Temmuz 2021 cuma günü cuma namazına iki saat kala hayata veda etti.

Bir Kamil geçti şu Dünyadan. Adı gibi mi olur insan, kemale ermiş çok güzel bir insandı dostumuz.

Geride gözü yaşlı bir eş ve üç çocuk bıraktı. Ellerinde doğruluktan başka bir şeyleri olmayan acılı ailesi kaldı.

Suskunlar, acılarını içlerine gömdükleri belli. Dilerim bu acı onları da yıkmasın. Sessizlik tehlikelidir. Baba ve annenin maruz kaldığı zulmün acısını kat be kat hisseden o üç evlat desteğe muhtaç. Manen olduğu kadar madden de…

KAMİL’İ BİR AVUÇ İNSAN UĞURLADI

Çalıştığı yerlerde (Zaman’da, görev yaptığı İstanbul Büyüksehir Belediyesinde, Yeni Şafak’ta, TMSF’de) dostları, arkadaşları vardı. Ama işte… öyle cami avlusundan taşan yığınlar yoktu. Üç beş dost, akrabaları ve ailesi.

Kamil Oğuz bizim için erken bir kayıp. Yaşadığı üzüntü ve acının bedelini hayatıyla ödedi.

‘MAHKEMEYE BİR ŞEY VERMEMİZ GEREKİR Mİ?’

Oğlu, ‘6 yıl 3ay ceza alan babamın ölümüyle ilgili mahkemeye bir şey vermemiz gerekir mi?’ diye sordu. İçim acıdı. Babasını ve annesini bahanelerle içeri alanlara yine de…

Kamil’i kaybettik. Biz de onunla kaybolduk. Yüreğimize kor düştü.

Dostları şu iki aylık süreçte onla birlikte hasta oldu, tansiyonu, şekeri çıktı. Covit oldu en yakın dostu Kamil’le birlikte.

Sevgili dostum. Seni iyi ki tanımışım. 25 yıllık bir arkadaşımı, dostumu, kardeşimi, komşum, kaderdaşımı kaybettim. Ne yediğimi ne içtiğimi anladım bu süreçte.

Eşi, çocukları ve en çok da küçük kardeşi… Kamil’in dostu olan biraderinin hissettiklerini anlatamam. Çünkü ateş düştüğü yeri yakıyor.

Oturup hüngür hüngür ağlamak istedim. Gözlerim kimsenin olmadığı yer aradı. Evinde Kamil’in sesini tekrar duyar gibi oldum. ‘Burada oturmuştur, şurada yemek yemiştir’ diyerek.

KAMİL YOLCULUĞA ÇIKTI DOSTLAR

İçlerine gömdükleri acılarıyla, gözyaşlarıyla anne ve üç çocuğu kaldı. Yapanlar, edenler belki Kamil’in o acılarla göçtüğünü bilmeyecek. Umurlarında da olmayacak. Allah’ım senin gücün namütenahi. Biz sınırlarını bilemeyiz. Kamil’e kim bu acıları yaşatmışsa, imzası olandan, sözlü emir verenleri, koluna girip götürenleri, işsiz bırakıp ölüme mahkum edenleri (ki sen onları biliyorsun. Biz bilemeyiz hepsini) sana havale ediyoruz. Sen adilsin. Biz bir şey diyemeyiz. Ama insanız ve gönlümüzden geçeni yine de sana iletmek isteriz. Onlar kimlerse, sen onları bu dünya hayatları bitmeden yaptıklarını yüzlerine vur ve adaletin, hakkaniyetin nasıl sağlandığını göster ve onlarda bunun başlarına neden geldiğini anlasın.

Kamil’i kaybettik. Güzel bir insan geçti bu Dünyadan. Her kayıp bir acı ve biz acılarla yaşamaya çalışacağız.

Biz Kamil’i iyi bilirdik Allah’ım. Sen affedicisin, Kamil kulunu da affet… İstiratgâhını Cennet bahçelerine çevir. Bizleri de günü geldiğinde Kamil’e komşu eyle… AMİN.

Hayatını kaybeden gazeteci Mehmet Kamil Oğuz’un ardından…. yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Van’da göçmen faciası: 12 kişi hayatını kaybetti, 26 yaralı

Van’da dün gece çok sayıda göçmeni taşıyan bir minibüs kaza yaptı: 12 kişi hayatını kaybederken 26 kişi de yaralandı. Afganistan’da son zamanlarda Taliban’ın ilerlemesi nedeniyle ülkedan kaçan Afganların gruplar halinde Türkiye’ye girdiği belirtiliyor.

BOLD – Van’da düzensiz göçmenleri taşıyan bir minibüsün kaza yapması sonucu 12 kişi hayatını kaybetti, 26 kişi yaralandı.

Yaralıların çevre hastanelerdeki tedavisinin devam ettiği aktarılıyor.

Van-Erciş karayolu üzerindeki Karahan bölgesinde gerçekleşen kazanın, minibüsün yoldan çıkmasıyla gerçekleştiği ve aracın kazanın ardından alev aldığı belirtildi.

Kazanın ardından bir yazılı açıklama yapan Van Valiliği, “Kazada biri organizatör Cüneyit Avar olmak üzere 11 düzensiz göçmenin vefat ettiği tespit edilmiştir” ifadelerini kullandı.

Van özellikle Afganistan, Pakistan ve İran’dan gelen göçmenlerin önemli bir geçiş noktası.

Göçmenleri yasa dışı yollardan ülkeye sokan kaçakçılar, yakalanma ihtimalini azaltmak için olabildiğince fazla göçmeni bir araçta götürerek göçmenlerin hayatını riske atıyor.

Geçen yıl 27 Haziran’da Van Gölü’nde göçmenlerin bindirildiği bir teknenin batması sonucu 61 kişi hayatını kaybetmişti.

ABD ve NATO askerlerinin çekilmesinin ardından Taliban’ın ilerleyişi nedeniyle Afganistan’dan her gün 500 ile 1000 arasında göçmenin yasa dışı yollardan Türkiye’ye giriş yaptığı belirtiliyor.

İran üzerinden Türkiye’ye ulaşan Afganların çoğunun 16 ile 25 yaşları arasında erkeklerden oluştuğu ve yaya olarak yaptıkları bir aylık yolcuğun ardından Türkiye’ye ulaştıkları ifade ediliyor.

Afganistan’ın yanı sıra Orta Asya ülkelerinden ve İran’dan gelen göçmenler de Van üzerinden Türkiye’ye giriş yapıyor.

Türkiye’ye ikinci göçmen dalgası tehdidi: Taliban saldırıyor, Afganlar kaçıyor

Van’da göçmen faciası: 12 kişi hayatını kaybetti, 26 yaralı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

“Sırplar bombalayacağız dedi, delice bir şeydi ama konseri yaptık”

8 binden fazla insanın soykırıma kurban gittiği Bosna Savaşı’nda, Sırpların bombaladığı Bosna Milli Kütüphanesi’nde verilen tarihi konserin hikayesi…

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Srebrenitsa Katliamı’nın üzerinden 26 yıl geçti. 8 binden fazla insanın katledildiği soykırımın acıları hiç dinmeyecek. 1995’te sona eren Bosna Savaşı’nın bitmesinde önemli katkıları olan, bağımsız Bosna-Hersek’in ilk cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’ti (1925-2003).

Bilge lider İzzbetgevoviç 1994 yılında Sırpların bombaladığı Bosna’da bir konser yapılmasını istedi. Böylece Batı’nın ilgisini çekebileceğini düşünüyor, Bosna’ya yardım gelmesini umuyordu. Amacına da konserden iki gün sonra ulaştı. Saraybosna Filarmoni Orkestrası, o konseri 17 Haziran 1994’te çoğu Osmanlı’dan kalan 25 bin el yazması kitabın bulunduğu Saraybosna Milli Kütüphanesi’nde verdi.

Kütüphanenin hali perişan, her yer yıkık dökük, içi moloz yığınlarıyla doluydu. Sanatçılar konserden önce gündüzleri gizlice kütüphaneye girip o yığınları temizlemeye çalıştı. Gizlice giriyorlardı, çünkü kütüphane Sırplı keskin nişancıların kontrolü altındaydı. Sırplar, el yazmalarını kurtarmak için kütüphaneye giren çıkan herkesi vuruyordu. Konser verileceğini de 4 saat önce öğrenmişlerdi. “Kütüphaneyi bombalayacağız” diye tehdit ettiler, 4 kişiyi de öldürdüler ancak ne sanatçılar ne İzzetbegoviç vazgeçti.

Konseri dünyaca ünlü Hintli orkestra şefi Zubin Mehta yönetti. Uyarılara rağmen BM korumasında şehre gelen Mehta’nın yönettiği bu konser, bütün dünyada büyük ses getirdi. Konserin haberi CNN International’da 36 kez verildi.

Konserden bir yıl sonra savaş sona erdiğinde hem İzzetbegoviç hem de Bosnalılar tüm dünyaya mesajlarını iletmişti: “Biz unutulmuş değiliz, bu savaşı kazanacağız, dünya bizim yanımızda, her gün bomba atanların değil.”

Bütün dünya bugün hala, 11 Temmuz 1995’te Ratko Mladic emrindeki Sırp askerler tarafından öldürülen 8 bin 372 insanı hatırlıyor ve soykırıma kurban giden Bosnalıları büyük bir hüzünle anıyor.

O konserde genç bir klarnet sanatçısı olan Emir Nuhanoviç, 14 yıl Saraybosna Filarmoni Orkestrası’nın şefliği yaptıktan sonra emekli oldu. Nuhanoviç, Suriye savaşı nedeniyle Mart 2013’te bir konser vermek üzere İstanbul’a geldiğinde Bosna’daki tarihi konseri nasıl düzenlediklerini anlatmıştı. KHK ile kapatılan Zaman Gazetesi kültür-sanat sayfasında yayınlanan o röportajı sunuyoruz.

(Röportaj ve fotoğraflar Sevinç Özarslan‘ın bloğundan alınmıştır.)

Saraybosna Filarmoni Orkestrası emekli şefi Emir Nuhanoviç.

Konser yapılmadan önce Aliya İzzetbogoviç’le neler konuştunuz?

1994’ün başı çok sıkıntılı bir dönemdi. Savaş bir buçuk yıldır sürüyordu. İzzetbegoviç’in o dönemki kabinesinin yaptığı bütün diplomatik girişimlerden bir türlü sonuç alınamıyordu. Amaç Bosna’ya dışarıdan ciddi bir yardım gelmesini sağlamaktı.

Bu konserden ne bekliyordu İzzetbegoviç, kafasındaki fikir tam olarak neydi?

Avrupa’ya ve dünyaya, Bosna-Hersek’in, Avrupa’nın bir parçası olduğu anlatılacaktı. Batıdaki algıyı bilirsiniz: Bosna’da birtakım geri kalmış Müslümanlar var!.. Kültürel olarak zayıf, düşkün vs. Tipik oryantalist bakışı. O sırada, kabinenin şimdi rahmetli olan bakanlarından İrfan Lyubiyankiç ile birlikte Batı’nın anlayacağı dilde bir şeyler yapılması konusunda fikir birliğine varıyorlar ve beni çağırıyorlar.

İlk nerede görüştünüz?

Cumhurbaşkanlığı makamında. O dönemde bütün telefon hatları kesildiği için ellerinde sadece 12 adet uydu hattı vardı. O hatlar vasıtasıyla dünyayla iletişim kuruluyordu. İzzetbegoviç o hatlardan birini bana verdi ve beş gün boyunca, her gün sadece 15 dakika bu hattı kullanarak, artık hangi uluslar arası sanatçıyı tanıyorsam ona ulaşmamı ve bir şeyler yapmamı söyledi.

Siz ilk olarak kimi aradınız?

İtalya Müzik Akademisi’nden bir arkadaşım vardı. Onu aradım. Beni, hem Avrupa hem de Amerika’da önemli bir orkestra şefi olarak tanınan Zubin Mehta ile görüştürdü. Bilirsiniz kendisi, Placido Domingo, Jose Carreras ve Lucianao Pavarotti’nin bir arada olduğu dünyaca ünlü Üç Tenör projesinin fikir babası ve aynı zamanda onların konserlerinin şefiydi.

Zubin Mehta teklifinizi duyunca ne söyledi?

Hiç tereddütsüz, Bosna’ya gelmek için hazır olduğunu ifade etti ve üç gün sonra kendisini aramamı istedi. Bu arada daha güçlü, daha tanınmış isimlere ulaşmam konusunda bana yardımcı olacağını söyledi.

Üç gün nasıl geçti kim bilir?

Oldukça zordu. Üç gün sonra ‘müthiş bir fikrim var’ diye beni aradı. Mehta, konserde Mozart’ın Requiem adlı eserini çalmamızı önerdi ve ancak bu eseri çalarsak dünya basınının ilgisini çekebileceğimizi söyledi.

Neden peki, bu eserin nasıl bir özelliği var?

Eser, Katolik bir ölünün arkasından yazılmış ağıt. Mozart’ın hiçbir zaman bitiremediği en meşhur parçalarından biri… Requiem 12 bölümden oluşuyor ve Mozart eserin 6. ile 7. bölümlerini yazarken ölüyor ve parçayı asistanlarından biri tamamlıyor. Yalnız Mehta şöyle bir şey söyledi: “Siz Müslüman bir ülkesiniz. Yöneticileriniz bu eseri belki istemeyebilir, sen öncelikle onlara sor.”

Zor bir durum olmalı…

Bu aslında bizim için bir sınavdı. Bunu kabul etmezsek biz Avrupa’nın dışında geri kalmış bir toplum olacaktık. Kabul edersek Avrupa’nın bir parçası sayılacaktık. Böyle bir ikilimi vardı bu işin ve vereceğimiz cevap önemliydi.

Sordunuz mu Aliya İzzetbegoviç’e?

Anlattım hemen kendisine. Şöyle söyledi: “Elbette olsun. Allah isteseydi eğer bütün dünyadaki herkesi Müslüman yapardı. Biz bu konseri yapalım. Ben de geleceğim.”

Konsere sadece Zubin Mehta mı geldi, başka sanatçılara ulaşamadınız mı?

Zubin Mehta üç önemli sanatçıyı da konsere getireceğini söyledi. Çünkü Requiem çok fazla tenor ve sopranoyla söylenen bir opera. Jose Cesarasa, Rugiera Raymond, Cecili Gzdi ve İldiko Comolshi’ye de konsere geldiler. Sonra hazırlıklar başladı.

Kaç kişi olacaktınız konserde?

Bizim koromuz ve filarmoni orkestramız vardı. Dışarıdan şef ve dört solist geldi. 150 kişi sahneye çıktık.

Zubin Mehta ve diğer sanatçılar savaş olan bir ülkeye nasıl geldi, ölmekten korkmadılar mı?

BM’nin gıda getiren uçağıyla geldiler, Hırvatistan üzerinden, gizlice. Mehta, ‘ölürsem müzisyenlerle ölürüm’ diyen, hümanist düşünen bir sanatçı.

O zamanki konserden kaç kişi bu akşamki konserde sahneye çıkacak?

Sembolik olarak dört kişi var. Diğer üyeler izin problemi çıktığı için gelemedi.

Külleri soğumamış Saraybosna Milli Kütüphanesi’nde konseri vermeye nasıl karar verdiniz?

Biz konserlerimizi Saraybosna Ulusal Tiyatro Salonu’nda yapıyorduk. Fakat bu konserin daha vurucu ve altı çizilecek şekilde olması için bir bina arayışına girdik. Aliya İzzetbegoviç, Saraybosna Milli Kütüphanesi’nde yapmamızı istedi. Bu kütüphane Avusturya-Macaristan İmparatorluğu döneminde yapılmış Osmanlı’dan kalan el yazmaların olduğu önemli bir kütüphaneydi. İzzetbegoviç beni ‘kütüphanenin durumuna bakmam ve orada konser olabilir mi’ diye kontrol etmem için görevlendirdi.

Nasıldı manzara, neyle karşılaştınız?

Kütüphanenin her yeri molozlarla dolmuştu. Konserin yapılabilmesi, orkestra kurulabilmesi imkânsızdı. Orkestradaki arkadaşlarla geceleri gizli gizli gidip o molozları temizledik. Gündüz yapmamız mümkün değildi. Orkestranın oturabileceği kadar temizlik yaptık. İzzetbegoviç ve 15-20 dava arkadaşının oturabileceği yer ayarladık. Fakat konserden önce son provayı ulusal tiyatroda yaptık. Daha o provada salon tıka basa doluydu.

Gündüz neden yapamıyordunuz temizliği?

Gündüz Sırpların ‘sniper’ dedikleri keskin nişancıların menzillerine giriyorduk. Kütüphanenin yanında Sırpların binaları vardı. Hiçbir şekilde onlara dokunulmuyor, sadece kütüphane yakılıyordu. İlginç olan şu; kütüphanede çalışan bazı insanlar yangın başlayınca kitapları kurtarmak için can havliyle içeri dalıyorlardı. Kitapları alıp çıkmaya çalışıyorlardı. Yüzyıllık eserler çünkü. Keskin nişancılar çıkanı öldürüyordu.

Siz konsere hazırlanırken düşman uyumuyordu herhalde. Fark etmediler mi bir şeyler döndüğünü?

Dört saat önce konser yapacağımızı öğrenmişler. Eğer konser olursa dünyanın ilgisini çekeceğini, konserin Boşnaklara pozitif katkı yapacağını anladılar tabii ki ve ‘bombalayacağız’ diye tehdit ettiler bizi. Bu arada nişancılar dört kişiyi öldürdü. Fakat vazgeçmedik.

Zubin Mehta ne yaptı?

Bosna’da o dönemde görev yapan BM askeri gücü UNPROFOR’un komutası, konser boyunca bombalanma tehlikesini öne sürerek, Zubin Mehta ve Jose Cesarasa’a vazgeçmelerini önerdi. Aynı şekilde bizim Müslüman Boşnak askerler de Aliya İzzetbegoviç’i uyardılar. ‘Her şeye rağmen orada olacağız.’ dedi herkes.

Kütüphanenin güvenliğini nasıl sağladınız?

Güvenlik filan yok. Kimse ölümü düşünmedi. Kütüphanenin kubbesi camdandı. Biz orkestrayı o camın altına kurmuştuk. Bomba atsalar direk üstümüze gelirdi. Hepimiz tehlikenin farkındaydık ama kimsede korku havası yoktu. Moralimiz yüksekti.

Ne kadar sürdü konser, Bosna halkı sizi nasıl dinledi?

Sekizde başlayan konser dokuzu çeyrek geçe bitmişti. Aptalca ama şöyle bir şey yaptık: İçeride konseri dinlemek isteyen halk için yer yoktu. Biz de binanın dışına sesi hoparlörlerle verdik, insanların oturacağı yerler yaptık. Bu delice bir hareketti. İçeride de dünyaya servis edilecek çekimler yapılıyordu tabi.

Zubin Mehta konseri yönettiğine göre siz neredeydiniz?

Ben aynı zamanda enstrüman sanatçısıyım. Konserde klarnetimi çaldım. Mozart, Requime’in 6. bölümünü bitirirken klarnetin en güzel dört bölümünü yazıyordu. O anda Mehta bana komut verdiğinde tek başımayken çalamadığım kadar içten çalmıştım klarneti, ruhumdan bir şeyler akıp gitmişti.

Konserde sonra ne yaptınız peki?

Konser bitince hep birlikte Saraybosna’nın en iyi oteli olan ama o zaman yarısı yıkılan Holiday Inn’de akşam yemeği yedik. Yemekten sonra Zubin Mehta bana 10 bin dolarlık bir çek uzattı. Bu parayı orkestraya bağışladığını, parayla iki konser yapıp müzisyenlere dağıtmamız istedi. Ben önce şaka zannettim.

Evet şaka gibi, savaşın ortasında elektrik yok, banka yok, parayı nasıl tahsil edeceksiniz?

Mehta, ‘Ertesi gün biri gelip çeki alacak ve parayı getirecek.’ dedi. 10 gün sonra biri geldi ve dediği gibi oldu.

Bu adam kimmiş, nereden geliyor sormadınız mı?

Sorduk tabi ki. Birleşmiş Milletler’den gelen bir yetkiliydi.

Konserin yankıları peki? 

İki yıldır savaş devam ediyordu. CNN International’da 36 kez konserimiz yayınlandı. İlk kez Saraybosna’dan katliam, trajedi olmayan bir zafer hikâyesi dünya televizyonlarında yer aldı. Konser aynı zamanda Saraybosnalılar için bir motivasyon oldu. ‘Dünya zulmü fark etti, biraz daha dayanın’ mesajını aldı halk. Konser biter bitmez İzzetbegoviç herkese teşekkür etti. Onun bize söylediği aslında şuydu: “Bu yaptığınız esasında çok büyük bir olay. Bunun henüz farkında değilsiniz.”

Konserin savaşın bitmesine katkısı oldu mu?

Biz hemen Batı müdahale etsin diye bekledik ama hemen olmadı. Bir yıl daha sürdü savaş. Müdahaleyi esas hareketlendiren kişi Bill Clinton’dı.

Konserin etkisi bir yıl sonra mı oldu?

Bu tabii kritik bir konu ama ses getirme ve dikkatleri toplama açısından etkisi oldu. Ben çok ciddi anlamda katkı yaptığına inanıyorum. Konserden önce biz Müslümanlar, öldürülmesi önemsiz insanlardık. Konser, İzzetbegoviç’in geleceği gören ince düşüncesinin bir stratejisiydi.

Bir yıl sonra NATO müdahale etmeyince tekrar bir şey yapalım demediniz mi?

Aliya İzzetbegoviç tekrar çağırdı beni. Viyana’daki Amerikan büyükelçisinin eşinin orkestra şefi olduğunu ve aynı zamanda Hillary Clinton’la çok yakın ilişkileri bulunduğunu ifade etti. Onunla bir konser daha organize etmemizi istedi. Saraybosna Filarmoni Orkestrasını yönetmesi için davet ettim hanımefendiyi. Konsere büyükelçi de geldi ve şunu fark ettim: Büyükelçi eşini o kadar ilgiyle izliyordu ki, sanki onu ilk kez görüp âşık olmuş gibi. Sadece onu izliyor ve başka kimseye bakmıyordu. Konser bitti, akşam yemeğine gittik, ben büyükelçinin yanına oturdum. “Eşiniz müthiş bir müzisyen, müthiş bir orkestra şefi. Viyana’da, Paris’te birlikte konser versek ne güzel olur.” dedim. “Hemen organize edelim.” dedi. “Fakat biz Saraybosna’dan çıkamayız ki, bu nasıl olacak? Konser verebilmemiz için NATO müdahale etsin.” dedim. Aramızdaki bu görüşme, Bill Clinton’un NATO’nun müdahalesine yeşil ışık yakmasına vesile olmuştur. Savaş bittikten iki ay sonra Clinton Bosna’ya geldi ve uçaktan iner inmez ilk bizim konserimizi izledi. Bu konseri de yine ben ve büyükelçinin eşi yönettik. Bu konserler diplomasinin önemli bir parçasıydı.

Bu akşamki Suriye konseri için neden Türkiye seçildi?

Çünkü bize savaş döneminde yardım eden, sahip çıkan tek ülke Türkiye’ydi. Şu anda da Suriye’ye Türkiye yardım ediyor, gene aynı durum var.

Son olarak söylemek istediğiniz?

Bu konserin hikâyesini yönetmen Belgin Güven Bilgin ve Bosnalı bir senaristle ortaklaşa yazıyor. Türkiye-Bosna yapımı bir film olacak.

Tutukluluğunun 1000. gününde ilk kez yayınlanan fotoğraflarıyla Ahmet Altan ve dindarlık üzerine

“Sırplar bombalayacağız dedi, delice bir şeydi ama konseri yaptık” yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Avrupa’nın çöpleri yine Türkiye’ye gelecek: Plastik çöp ithalatına getirilen yasak kaldırıldı

Türkiye’de mayıs ayında alınan kararla plastik/polietilen atıkların ithal edilmesine getirilen yasak iptal edildi. Türkiye, Mayıs ayında yasak getirilene kadar Avrupa Birliğinden milyonlarca ton ton ithalatla en çöp alan ülke konumunda idi.

BOLD – Greenpeace (Yeşil Barış) gibi birçok uluslararası örgütün yayınladığı raporlar sonrası kamuoyunda oluşan baskı ile Türkiye, mayıs ayında plastik-polietilen atıkların ithal edilmesine yasak kararı almıştı. Yasak kararı 2 Temmuz itibariyle yürürlüğe girdi ancak daha doğru dürüst uygulanmadan iptal edildi.

Türkiye’de 18 Mayıs tarihinde yayınlanan kararla plastik atıkların yaklaşık yüzde 75 gibi büyük bir oranını oluşturan etilen polimerin ithalatı yasaklanmıştı. Söz konusu kararın yürürlüğe girdiği 2 Temmuz’dan birkaç gün sonra, Bakanlık ile sektör temsilcileri arasında varılan anlaşma ile yasağa ilişkin yeni düzenleme getirildiği duyuruldu.

YASAK YERİNE ‘SIKI DENETİM’

Türk Plastik Sanayicileri Araştırma Geliştirme ve Eğitim Vakfı (PAGEV) Başkanı Yavuz Eroğlu, plastik/polietilen atık ithalatına ilişkin yeni düzenleme ile Türkiye’nin hem plastik atık ithalatıyla sanayisinin ihtiyacı olan geri dönüşüm ham maddesini sağlayacağını hem de etkin denetimle çevresel riskleri ortadan kaldıracağını ifade etti.

PAGEV açıklamasına göre, Ticaret Bakanlığı, 18 Mayıs’ta plastik/polietilen atık ithalatına getirdiği yasağı, etkin denetim kriterleri belirleyerek kaldırdı. Açıklamada yasak yerine ‘sıkı denetim’ yapılacağı belirtildi.

Yeni düzenlemeye göre kırma makinesi kapasitesiyle değil daha büyük yatırım gerektiren ve daha katma değerli ürün aşaması olan ısıl işlem kapasitesi baz alınarak ithalat oranı belirlenecek.

Ticaret Bakanlığı’nın yeni düzenlemesine göre firmalar daha çevreci geri dönüşüm için gerekli makine-ekipmanları bulundurmak zorunda olacak. Ayrıca ithal edilen atığın takibi için tehlikeli atık taşımacılığında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kullandığı Mobil Atık Takip Sistemi (MoTAT), plastik atık ithalatında da kullanılacak. Böylece ithal atıklar, limandan fabrikaya gidene kadar çipli sistemle takip edilecek. Ürünün gerçekten fabrikaya mı yoksa beyan dışı bir yere mi gittiği tespit edilebilecek. Söz konusu düzenlemeler piyasada “çantacı” olarak tanımlanan, ürün ithal ettikten sonra geri dönüştürmeyip ticaretini yapanların engellenmesini hedefleniyor.

TÜRKİYE, AVRUPA’DAN EN ÇOK PLASTİK ÇÖP ALAN ÜLKE

Çevre örgütü Greenpeace, nisan ayında yayımladığı raporda Türkiye’nin 2020 yılında da Avrupa’dan en çok plastik atık alan ülkesi olduğunu belirtti.

Rapora göre bir önceki yıla göre plastik atık ithalatında yüzde 13 artış gerçekleşti ve her gün 241 kamyon dolusu plastik atık Türkiye’ye geldi. Son 16 yılda ise Avrupa’dan Türkiye’ye gelen plastik atıklar 196 kat arttı.

Greenpeace Akdeniz’in, Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) ve İngiltere Ulusal İstatistik Dairesi’den topladığı veriler şöyle:

Türkiye, 2020 yılında AB ülkeleri ve İngiltere’den toplam 659 bin 960 ton plastik atık ithal etti.

2019 yılında Avrupa’dan Türkiye’ye gelen plastik atık miktarı 582 bin 296 tondu. Bir yılda plastik atık ithalatı yüzde 13 arttı.

Türkiye, 2020 yılında da Avrupa’dan en çok plastik atık alan ülke oldu. Ayrıca Türkiye, Avrupa plastik atık ihracatının yüzde 28’ini karşıladı.

Plastik atık ithalatı son 16 yılda (2004’ten bu yana) ise 196 kat arttı.

Türkiye’ye 2020 yılında en çok plastik atık gönderen ilk beş ülke: İngiltere (209,642), Belçika (137,071), Almanya (136.083), Hollanda (49.496), Slovenya (24.884)

Avrupa’nın çöpünü en çok Türkiye alıyor

Avrupa’nın çöpleri yine Türkiye’ye gelecek: Plastik çöp ithalatına getirilen yasak kaldırıldı yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Türkiye’ye ikinci göçmen dalgası tehdidi: Taliban saldırıyor, Afganlar kaçıyor

Suriye iç savaşı nedeniyle 2011’den itibaren büyük bir göç dalgasıyla karşılaşan Türkiye, Afganistan’daki iç savaş nedeniyle yeni bir göç dalgası tehdidiyle karşı karşıya. Afganistan’da Taliban’ın ilerlemesi nedeniyle Türkiye’ye her gün bin Afgan göçmenin girdiği belirtiliyor.

BOLD – Suriye’deki iç savaşın şiddetlendiği 2015-2016 yıllarında Türkiye büyük bir mülteci krizi yaşadı ve yıllardır ortalama 3 milyondan fazla Suriyeli mülteciye bakmak zorunda kaldı.

Şimdi yeni bir mülteci krizinin ayak sesleri gelmeye başladı. Türkiye-İran sınırından her gün bine yakın Afganlı mültecinin Türkiye’ye giriş yaptığı belirtiliyor.

TALİBAN’IN İLERLEYİŞİ SÜRÜYOR

Afganistan’da ABD dahil NATO güçlerinin çekilişi neredeyse tamamlanmak üzere. ABD Başkanı Joe Biden, 31 Ağustos tarihi itibariyle bütün Amerikan askerlerinin Afganistan’dan çekilmiş olacağını açıkladı.

Bazı NATO üyesi ülkeler de çekilme işlemini tamamlarken, diğer ülkeler asker çekme işlemini tamamlamak üzereler. Bu çekilme sürecinde Taliban da Afgan ordusuna karşı daha fazla alan elde etmeye başladı.

Taliban’ın açıklamalarına göre örgüt, Afganistan’ın yüzde 85’ini kontrol ediyor. Afgan hükümeti ise bu iddiayı yalanlıyor. İddiayı bağımsız olarak teyit etmekse mümkün değil.

Ülkedeki bazı yetkililer ise Taliban’ın Afganistan’daki 400 bölgenin üçte birinden fazlasını kontrol ettiği görüşünde. Bunlara İran sınırındaki ve ülkenin en doğusunda, Çin sınırındaki bazı bölgeler de dahil.

Bir süredir ülkeden çıkmaya devam eden Amerikan askerleri, bu hafta başında, Afganistan operasyonu için kritik önemdeki, on binlerce askeri barındıran, operasyonların merkezindeki Bagram Hava Üssü’nden de sessizce çekildi.

Taliban militanlarının açıklamasına göre örgüt İran sınırındaki İslam Kale ve Türkmenistan sınırındaki Torkundi sınır kapısını ele geçirdi.

Paylaşılan videolarda da Taliban güçlerinin Afganistan bayrağını bu iki sınırdaki gümrük kapılarından indirdiği görülüyor.

İslam Kale, ülkenin en büyük ticaret yollarından biri. İran’a açılan bu kapıdan hükümete aylık 20 milyon dolar gelir geliyordu. Torkundi sınır kapısı ise Türkmenistan’la ticaret yapılabilen iki kapıdan biri.

Bazı haberlere göre Taliban, Herat’taki beş bölgeyi hiç çatışmadan ele geçirdi.

Bu hafta başında Taliban’ın ilerleyişi karşısında 1.000’den fazla Afgan ordusu askeri, ülkenin kuzey doğu komşusu Tacikistan’a kaçmıştı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova da Cuma günü yaptığı açıklamada, Taliban’ın Afgan-Tacik sınırının üçte ikisini ele geçirdiğini duyurdu. Tacikistan, olaylar sonrası Afganistan sınırına 20 bin asker gönderme kararı aldı.

BİNLERCE KİŞİ YOLLARDA

Afganistan Mülteciler ve Geri Dönüşler Bakanlığı kayıtlarında, son 3 ayda ülkedeki Taliban saldırıları sonucu 130 binden fazla kişinin evlerini terk ederek güvenli bölgelere göç ettiği açıklandı.

Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre de Taliban saldırıları nedeniyle yılbaşından bu yana 223 bin Afgan evlerini terk etmek zorunda kaldı, bu sayı sadece geçen hafta 56 binin üzerindeydi.

Kayıtlara göre en fazla göç, savaşın şiddetlendiği Kuzey Afganistan’da yaşandı. Bu vilayetlerde Taliban’ın saldırılarının arttığı ve insanların göçe zorlandığı ifade edildi.

Taliban alan kazandıkça, Suriye’den sonra en çok mülteci üreten ikinci ülke olan Afganistan’dan yeni bir göç dalgası başlaması bekleniyor. Afganistan’dan İran ve Pakistan yönüne göç dalgası başlarken, Afganların İran’dan sonraki ikinci durağı ise Türkiye.

İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi (İGAM) Başkanı Metin Çorabatır’a göre, Taliban’ın ülke yönetimini tamamen ele geçirdikten sonra cezalandırılmaktan korkan özelikle kentli kesim ülkeyi terk etmeye başladı. Hürriyet gazetesine konuşan Metin Çorabatır, bu kesimin Türkiye’ye gelmenin yollarını aradığını söylüyor:

“Afganistan’da Kabil hükümetinin dayanamayacağı endişesi var ve bu durum insanları göç etmeye itiyor. Bunlar arasında Kabil hükümetinin memurları, öğrenciler, yüksek düzeyli çalışanlar da var”

Metin Çorabatır’a göre bu kişiler Türkiye üzerinden Avrupa’ya geçmek yerine vize alarak yasal bir şekilde Türkiye’de güvenli bir gelecek kurmak istiyor.

Temmuz ayı başında CHP’li 25 milletvekili Afganistan’dan gelen göçmenlerin Türkiye’de yaşadığı sorunların araştırılması için TBMM Başkanlığı’na önerge vermişti.

Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun hazırladığı önergede Afganistan’dan gelen kaçak göçmenlerin Türkiye’ye Van sınırından giriş yaptıkları, burada insan kaçakçıları tarafından farklı illere götürülüp çalıştırıldıkları vurgulandı.

GÜVENLİK GÜÇLERİ: HERGÜN 500-1000 GÖÇMEN TÜRKİYE’YE GİRİYOR

Hürriyet gazetesi, güvenlik birimlerini kaynak göstererek yaptığı haberinde, Afganistan’dan her gün 500 ile 1000 arasında göçmenin yasa dışı yollardan Türkiye’ye giriş yaptığını yazdı.

Habere göre, İran üzerinden Türkiye’ye ulaşan Afganların çoğu 16 ile 25 yaşları arasında erkeklerden oluşuyor ve yaya olarak yaptıkları bir aylık yolcuğun ardından Türkiye’ye ulaşıyorlar.

Öte yandan Afganistan’da bozulan güvenlik durumu, Türkiye’nin son bir yıldır uygulamaya başladığı “gönüllü” geri gönderme programını da olumsuz etkiliyor. Kayıtsız göçmenleri vakaya göre değişen miktarlarda para karşılığında geri göndermeyi amaçlayan programa ilgi yok.

Suriyelilerden sonra Türkiye’de 500 bini aşan sayı ile en çok Afgan göçmen-sığınmacı bulunuyor. Resmi rakamlara göre, 2020 yılında sadece Van üzerinden Türkiye’ye giriş yaparken yakalanan sığınmacı sayısı 500 bin oldu. Yakalanan Afganlar başta Erzurum olmak üzere çevre illerdeki geri gönderme merkezlerine alınıyor, buradan da Erzurum, Ağrı, Gaziantep ve İzmir’den Kabil’e düzenlenen seferlerle ülkelerine geri gönderiliyor.

İSTANBUL HAVALİMANINDA SIKIŞIP KALAN AFGAN AİLE

Bu arada Afganistan’da Taliban saldırısı altındaki Herat şehrinde yaşayan 16 kişilik bir aile, Taliban güçleri tarafından ölümle tehdit edildikten sonra kaçtıkları İstanbul Havalimanı’nda mahsur kaldı.

22 Haziran’dan bu yana havalimanında bulunan aile uluslararası koruma başvurusu yaptıklarını ancak başvurularının dikkate alınmadığını savunuyor.

Aileden biri geçtiğimiz aylarda Taliban güçleri tarafından öldürülünce aile kaçmaya karar vermiş. Aile, Kabil’e geçip oradan da havayoluyla 22 Haziran’da istanbul’a gelmiş ancak Türkiye’ye alınmayınca havalimanında yaşamaya başlamış.

Aile bireyleri, Türk makamlarının kendilerini havalimanında beklettiğini ve geri dönmeye zorladıklarını belirtiyor. Ancak aile geri döndüklerinde Taliban’ın kendilerini öldüreceğini belirterek buna karşı çıkıyor.

Erdoğan’ın Afganistan planı: Suriyeli silahlı muhaliflere ‘özel güvenlik şirketi’ ile paravan

Türkiye’ye ikinci göçmen dalgası tehdidi: Taliban saldırıyor, Afganlar kaçıyor yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

“Oğlumun bedeninin sadece yarısını gömebildim, yürüyebildiğim sürece pes etmeyeceğim”

Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan en önemli soykırım olarak kayıtlara geçen Srebrenitsa Katliamı’nın üzerinden 26 yıl geçti. Evlatları, eşleri katledilen Boşnak annelerin acısı dünkü gibi.

BOLD – Bosna Hersek’in doğusundaki Srebrenitsa’nın 11 Temmuz 1995’te Ratko Mladic komutasındaki Sırp birliklerce ele geçirilmesinin ardından başlayan ve kısa zaman içinde 8 binden fazla Boşnak’ın öldürüldüğü soykırımın acısı hala taze.

“HALA ANLAYAMIYORUM”

Soykırımda çocukları kaybeden anneler, çocuklarının neden öldürüldüğünü hala anlayamadıklarını söylüyor. Euronews’e konuşan Mejra Djogaz: “Hala oğlumu neden öldürdüklerini anlayamıyorum. Onlar benim komşularımdı. Oğlum evlenirken ilk Sırp komşularımı davet etmiştim.” dedi.

“ONU DOĞURDUĞUMDA BAŞI VE ELLERİ VARDI”

Ramiza Gurdic “Ayrılık gerçekten çok zordu. Büyük oğlumun elinde sigarası vardı. Elinde bir tane daha sarıyordu. ‘Anne seni bir daha göremeyeceğim” dedi. Küçük oğlum sadece susuyordu. Eşim ise ‘Tuzla’da tekrar görüşeceğiz. Kızımıza iyi bak.’ dedi. Oğlum Mehrudin’in bedeninin sadece yarısını gömebildim. Onu doğurduğumda başı ve elleri vardı. Yürüyecek gücüm ve sağlığım olduğu sürece pes etmeyeceğim.” ifadelerini kullandı.

“ANNE BENİ BIRAKMA”

Fatima Mujic ise “En küçük oğlum elimden alındığında Potocari’deydik. Eşim ve diğer iki oğlum ormana kaçmak zorunda kaldı. Onlardan ayrıldığım sırada oğullarımdan biri kızını kucağıma verdi. ‘Anne yüzüme bak, kızım sana emanet’ dedi. Onu almaya geldiklerinde oğlum ellerimi tuttu. ‘Anne beni bırakma’ dedi. Kıvırcık saçlarını okşadım ve ona ‘Seni bırakmayacağım’ dedim. Onu götürdüler, ben de onları takip etmeye başladım. Bana vurdular mı bilmiyorum, gerisini hatırlamıyorum.” diye konuştu.

Bugün Bosna’da düzenlenecek anma töreninde kimlik tespiti yapılan ve ailesinin onay verdiği 19 soykırım kurbanı daha Potoçari Anıt Mezarlığı’na defnedilecek. Potoçari Anıt Mezarlığı’na bugüne kadar 6 bin 652 soykırım kurbanı defnedildi.

“Oğlumun bedeninin sadece yarısını gömebildim, yürüyebildiğim sürece pes etmeyeceğim” yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

Avrupalı Yargıçlar Birliği’nden 15 Temmuz bildirisi

Türkiye’deki insan hakları ihlalleriyle yakından ilgilenen Avrupa Yargıçlar Birliği, cezaevlerindeki hakim ve savcılar ile ihraç edilen yargı mensuplarına dair bir bildiri yayınladı.

BOLD – Demokrasi ve Özgürlükler İçin Avrupa Yargıçlar Birliği (MEDEL), 15 Temmuz’un 5. yılında İtalya’nın Floransa şehrinde toplandı. 15 Temmuz ile ilgili bir bildiri yayınlayan MEDEL, “YARSAV Başkanı Murat Aslan ve hukuksuzca cezaevlerinde tutulan tüm mahpuslar derhal serbest bırakılsınlar. Hukuksuzca ihraç edilen tüm hakimler, savcılar ve avukatlar görevlerine dönsün.” dedi.

KHK ile kapatılan Yargıçlar ve Savcılar Birliği eski Başkanı Murat Aslan, 2019’da Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 10 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

18 BİN HAKİM VE SAVCIYI TEMSİL EDİYOR

1985 yılında kurulan Demokrasi ve Özgürlükler için Avrupa Yargıçlar Birliği, 1995 yılında Avrupa Konseyi tarafından istişari sivil toplum kuruluşu olarak kabul edildi. MEDEL şu anda Avrupa’daki  23 hakim ve savcı birliğini bir araya getiren çatı örgüt konumunda. 16 Avrupa ülkesindeki yaklaşık 18 bin hakim ve savcıyı temsil ediyor.

Avrupalı Yargıçlar Birliği’nden 15 Temmuz bildirisi yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »

10 Temmuz 2021 Cumartesi

Ahmet Onay, 15 Temmuz gecesi Erdoğan öptüğü için gazilik almış

15 Temmuz gecesi Atatürk Havalimanında ayağı çizildiği için yerde yatan ve AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından alnından öpülen Ahmet Onay’ın bu şekilde gazilik aldığı ortaya çıktı. Onay’ın gazilik raporunda yara değil, “psikolojisi bozulmuş” ibaresinin yer aldığı öne sürüldü.  

BOLD – Organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in sivillere silah dağıtımında adını zikrettiği 15 Temmuz Gazisi Ahmet Onay’la ilgili sosyal medyada bir görüntü paylaşıldı. 15 Temmuz gecesine ait görüntüde Onay’ın yaralı olmadığı dile getiriliyor.

KAN TUTTU, GAZİ OLDU

Ahmet Onay’ın 15 Temmuz videosu sosyal medyada ortalığı karıştırdı. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın alnından öptüğü, organize suç örgütü lideri Sedat Sedat Peker’in araba hediye ettiği Onay’ın, o gece ayağının çizildiği, kan tuttuğu için fenalaştığı ortaya çıktı. 15 Temmuz’un sembol isimlerinden biri olan Onay, 15 Temmuz sonrasında hemen kamuda işe alındığı belirlendi.

“PEKER GALERİ AÇTI” İDDİASI

Ahmet Onay’ın dünkü açıklamaları sonrasında bir tanıdığı Onay’la ilgili paylaşımlar yaptı. Sosyal medyada Onay’ın paylaşımına cevap veren tanıdığı, “Sedat Peker sana sadece araba hediye etmedi, bir de galeri açtı. Yaralarım iyileşmedi diyorsun ama havaalanında yaralarına bakan doktor ufak bir kesik var diyor. Gazilik raporunda yara değil, psikolojisi bozulmuş diye raporun var yaran yok” demesi dikkat çekti.

 

 

 

Ahmet Onay, 15 Temmuz gecesi Erdoğan öptüğü için gazilik almış yazısı ilk önce BoldMedya üzerinde ortaya çıktı.

medyabold
Devamını Oku »