30 Eylül 2019 Pazartesi

Nadira Kadirova’nın ölümündeki tanıklara savcılık ve emniyette baskı

Şirin Ünal’ın evinde ölü bulunan Nadira Kadirova olayına ilişkin kilit tanığa savcı “fuhuş” baskısı yaptı; polis iki tanığı konuşmaktan vazgeçirdi.

BOLD – AKP İstanbul Milletvekili Şirin Ünal’ın evinde silahla intihar ettiği iddia edilen Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşı 23 yaşındaki Nadira Kadirova’nın ölümüne ilişkin soruşturmada onunla son konuşan arkadaşı tanık olarak dinlendi.

SAVCI ÖLÜMÜ DEĞİL GAZETECİLERİ ARAŞTIRIYOR

Cumhuriyet’ten Alican Uludağ’ın haberine göre şüpheli ölümü araştırması gereken savcılık, bunun yerine tanık Leyla Niyazova’ya “Siz Nadira Kadirova’yı fuhuşa mı götürüp getiriyormuşsunuz” diye sorarak ölen Kadirova ile tanığı fuhuş yapmakla suçladı. Bu iddiaya tepki gösteren Niyazova, böyle bir şey olmadığını kaydetti. Niyazova, Kadirova’nın kendisiyle yaptığı son görüşmesinde Şirin Ünal’ın arkadan gelerek sarılması olayını anlattı. Savcılığın, tanığa “Hangi gazeteciler ile konuştunuz?” şeklinde sorması da dikkat çekti.

SAVCIDAN TANIĞA FUHUŞ SUÇLAMASIYLA BASKI

İfade sırasında savcı, tanığa skandal bir soru yöneltti. Savcılık, “Siz Nadira Kadirova’yı fuhuşa götürüp getiriyormuşsunuz” şeklindeki soru yöneltti. Leyla Niyazova, soru üzerine “Benim Nadire’yi fuhuşa teşvik ettiğim ya da fuhuş yapmasını kolaylaştırdığım iddiaları doğru değildir. Geçimimi Laleli’den aldığım tekstil ürünlerini Özbekistan’a göndererek sağlarım. Buna ilişkin kargo gönderim fişlerimi de gerekirse dosyaya sunabilirim. Nadire benim evimde hiç kalmadı” diye konuştu. Nadire ile bir ara küsüp barıştığının doğru olduğunu belirten Niyazova, “Fakat bunun sebebi onun fuhuşa sevk ettiğim iddiası değildir. Çünkü böyle bir olay kesinlikle olmamıştır” ifadesini kullandı.

POLİS İKNA ETTİ İFADE VERMEKTEN VAZGEÇTİLER

Tanık olarak dinlenen Nigar Abdurrahmanova da ifadesinde “Polisler ‘hiçbir şey kesin değil. Bu işin sonunda vebal vardır’ tarzında şeyler söyledi. Hatta ben dosyayı alıp inceleyeyim, siz yine ifade verebilirsiniz dedi. Muhammed Ali de doğrudur, bu işte vebal var diyerek ikna oldu ve ifade vermekten vazgeçtik” dedi.

Nadira Kadirova’nın ölümü: Şirin Ünal’ın evinde yokedilen deliller

medyabold
Devamını Oku »

Kayyım mı Kıyım mı?

Merhaba ben KHK ile kapatılan özel bir lisede müdür yardımcısı olarak çalışan bir öğretmenin eşiyim. 24 Temmuz 2016 tarihinde sabah 05.00 gibi polis evimize geldi. Evimizde ve arabamızda arama yaptı. Suç unsuru hiçbir şey bulamamasına rağmen bir iftira sonucu eşimi gözaltına aldılar. Neyle suçlandığını bilmeden eşimi 20 gün gözaltında tuttular. Gözaltı süresince eşimle görüştürmediler. Eşimden haber alamadım. Gözaltı sürecinden sonra eşimi mahkemeye sevk ettiler. Burada da eşimle ilgili bir iftira sonucu yapılan suçlamalarla ilgili hiçbir bilgi, belge ve delil olmadan eşimi tutukladılar. Eşim hâlâ tutuklu. Eşim tutuklandığından beri çok zor durumdayım. Ben de eşim gibi öğretmenim. Bir dershanede çalışıyordum. Daha önce dershanelerin kapatılması ile işsiz kalmıştım. Şimdi de eşim tutuklandı. Kızımla yapa yalnız kaldım. Geçimimizi sağlamak için iş aradım. Ancak bir çok yere iş başvurusunda bulunsam da eşimin durumundan dolayı iş bulamadım. Başka hiçbir gelirim yok. Komşu ve arkadaşlarımızın yardımı da olmasa evime ekmek alamayacak durumdayım. Kiramı ve faturalarımı ödeyemez hale geldim.
Bunların yanı sıra beni en çok üzen ise toplumda psikolojik baskıya maruz kalmamız. Ben akraba ve komşularımdan, kızım da okulda arkadaşlarından sürekli psikolojik baskı görüyor. Bu yüzden kızımın da benim de psikolojimiz bozuldu. Şu an ikimiz de ilaç kullanıyoruz. Yaşadığımız bu sıkıntıların yani sıra bir iftira neticesinde tutuklanan eşimi savunmak için uzun bir süre avukat aradım. Avukatların bir çoğu korktukları için ya eşimi savunmak istemediler ya da fahiş ücretler istediler. Sonunda bir avukat buldum. Onu da vazgeçirmek için gözaltına aldılar. Yaşadığımız bu hukuksuzlukları ve insanlık dışı uygulamaları anlatacak bir kurum bulamıyoruz. Çünkü herkes kendisi de sıkıntı yaşar diye bize yardımcı olamıyor. Lütfen bize yardımcı olun. 14 yıl KHK ile kapatılan kurumlarda görev yaptım. Bu 14 yıl boyunca binlerce öğrencinin hayal bile edemeyecekleri başarılar kazanıp hem milletimizin hem de ailelerinin göğüslerini kabarttıklarına şahit oldum. Bulunduğum ilde ilk defa bir öğrenci üniversiteye kabul sınavlarında Türkiye 3.sü olarak daha önce hiçbir öğrencinin kazanamadığı bir başarıya imza attı. Yıllardır bütün gayretimiz ailesine ve milletine faydalı nesiller yetiştirmek iken 15 Temmuz sonrası kurumumun darbeyle ilgisi olduğunu gösteren bir tek somut delil bile ortaya konmadan kurumumuz kapatıldı. Kurumumuzda okumakta olan üç bin öğrenci okulsuz ve kurumda çalışan dört yüz personel de işsiz kaldı. Aynı kurumda aynı zamanda yönetim kurulu üyeliği de yapmaktaydım. Yönetim kurulu üyesi olduğum için tüm hesaplarıma ve mülklerime, aracıma el konuldu. 17 Ağustos KHK’sında el konulan kurumların borçlarının el konulan mülklerin değerini aşmaması kaydıyla düşüleceği açıklanmış iken SGK ve maliye tarafından haciz işlemleri başlatıldı. Kurumumuza atanan kayyımın kendi ifadesine göre; şirketimizin 120 milyon TL’lik taşınmazı olmasına ve kurumumuzun resmi ve banka borçları toplamı 7 milyonu bulmamasına rağmen tüm ortak ve şirket yöneticilerinin hesaplarına el konularak “ticaretle uğraşanlara ticaretini yapamaz”, “bizim gibi maaşla çalışanlara da hiçbir birikimini kullanamaz” hale getirildi. Evim ailemle tatildeyken polis tarafından basıldı, tatil için ailemin evindeyken asılsız bir ihbar ile kayınpederimin evi elinde kameralarla 7 polis tarafından evin yurt olarak kullanıldığı şikayetiyle basıldı. Evde olan misafirlerden birinin kalbi sıkıştı ve ambulansla hastaneye kaldırıldı. Eşim ve çocuklarımın psikolojileri bozuldu. Günlerce uyku uyuyamadık ve depresyon ilaçları kullanmaya başladık.

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/09/30/kayyim-mi-kiyim-mi/
Devamını Oku »

Yollarda Can Vermek İstemiyoruz

Ben Antalya’da MEB’de çalışan bir öğretmenin eşiyim. Eşimi 15 temmuzdan sonra bir sabah evimize baskın yapıp terör örgütü üyeliği ile suçlayıp götürdüler. Daha sonra mahkemece tutuklanarak cezaevine konuldu. Bizim bir çocuğumuz var. Eşim cezaevinde olduğu için maaşını da kestiler. Benim oturduğum yerle eşimin hapis yattığı yer arası çok uzak. Her gittiğimde görüşme erken olduğu için mağdur oluyorum. Oğlum babasının durumundan dolayı psikolojisi bozuldu. Ülkede bir an an önce adaletin yerini bulmasını suçu olmayan masumların artık ailelerine kavuşmasını istiyorum. Sesimizi duyun ve bize yardım edin lütfen. Yollarda can vermek istemiyoruz.

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/09/30/yollarda-can-vermek-istemiyoruz/
Devamını Oku »

Ben Tecrübeli Bir Öğretmenim

Tarih Öğretmeni olduğum kurum 15 Temmuz darbe girişiminden sonra kapatıldı. Öğretmen arkadaşlarımın evlerine polis baskınları yapıldı. Ben hayatımda elime silah ya da çakı alıp birine hiç saldırmadım. Ben tarih öğretmeniyim, öğrencilerime hep saygıyı sevgiyi öğrettim. Bana ve çalıştığım kuruma ve çalışanlarına devletimin terörist muamelesi yapması açıkçası beni çok derinden yaraladı. 15 Temmuz’dan sonraki ilk hafta evimi memlekete taşımak zorunda kaldım ve şu an işsizim. En son herkesin bildiği dershane öğretmenlerini MEB’de öğretmen yapacağız dediler. MEB’e başvuru yaptım, komisyon bana 41 puan verdi ve eledi. Ben tecrübeli bir öğretmenim ama maalesef komisyonun elinde SGK dökümü var; bilgime göre değil SGK dökümüne göre karar verildi. Akrabalarım elektrik direkleri çekiyor. Mesleğimle alakalı bir iş bulamazsam ya şoförlük yapacağım ya da enerji işine gireceğim, aileme bir şekilde bakmak zorundayım. Ben Türküm, Anadolu insanıyım, bu topluma ve millete hizmet etsinler diye iki oğlumu ve bir kızımı en iyi şekilde yetiştirmek zorundayım. Ben bir öğretmenim. Ailesi ve mutlu bir yuvası olan. Ama şimdi herkes terörist muamelesi yapıyor.

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/09/30/ben-tecrubeli-bir-ogretmenim/
Devamını Oku »

Zeynep Demir – İşkence Onu da Buldu

Üniformasını çıkarıp duş aldıktan sonra günün yorgunluğunu henüz üzerinden atmadan eşinin seslendiğini duydu;
—Hayatım! Yemek hazır Sinan’ı da alıp geliver. Kerata, dışarıda oynadığı yetmezmiş gibi birde evde başını oyundan kaldırmıyor. Gözleri bozulacak diye korkuyorum.
Dünyanın en güzel sesiydi, huzurlu bir hayat arkadaşı sesi.
Dünyanın en güzel davetiydi mutlu bir yuvada anne sesi.
Dünyanın bulunmaz nimetlerindendi birlikte olabilmek, bir arada bulunabilmek.
Murat da oğlunun odasına girdi. Oğluna sarıldı.
—Bak ablan üniversiteye İstanbul’a gideli iyiden iyiye oda sana kaldı. Haziran ortasında tatile gelecek bakalım o zaman ne yapacaksın. Anneni duydun. Biraz daha geç kalırsak küstürürüz. Haydi bitir oyununu da yemeğimizi yiyelim. Sensiz gidersem de fırçayı ben yerim. O sırada mutfaktan ikaz üstüne ikaz geldi.
—Haydi dedim ama. Bak darılırım haa. Çorbalar soğuyor haydii.
Murat sevgiyle karışık telaşla cevap verdi.
—Geldik, Sema sultan geldik.
Kızları Esma’nın yokluğunda tatlı bir özlemle huzur içinde akşam yemeği için sofra başındaydı Yılmaz ailesi. Ne zamandır birlikte yemek nasip olmuyordu.
Nasıl olsundu ki. On dokuz yıllık memuriyet hayatında sayılıydı evinde yemek yediği günler Murat müdürün.
Sevdaya tutulmuş âşıklar gibi seviyordu emniyetçiliği.
Yüreğinin bir parçası halini almıştı teşkilâtı.
Zihninin neredeyse bütününü kaplıyordu güvenlik, asayiş, hak, hukuk, adalet.
Birkaç hafta geçmişti ki mutlulukları taçlandı. Esma hazırlık sınıfını başarıyla bitirmiş ertesi yıl bölüm derslerini almak üzere tatil için yuvaya dönmüştü. Yılmaz ailesi bayram ediyordu.
Esma gece geç gelen babasının daha kapıdayken boynuna sarıldı.
—Babacığım! Köye de gideriz değil mi? Söz vermiştin, unuttum sanma. Babaannemi, dedemi özledim. Yosun kokulu ırmak kenarı burnumda tütüyor. Kuzu, koyun meleyişlerini özledim. Kazların göldeki hallerine hasretim. Kuşların cıvıltısı, ağustos böceklerinin cırcırlarını duymak istiyorum. Köyümüzü özledim babacığım, Gidicez dimi, söyle gidicez dimi.
Sema Hanım dayanamadı.
—Bu ne hal kızım? Bırak adamcağız içeri girsin. Kaç gündür söyleyip duruyorsun. Tamam gideriz elbet. Ama bırak ta ayakkabılarını çıkarsın. Elini yüzünü yıkasın. Sık boğaz etme babanı. Kocaman kız oldu halâ çocuk gibi davranıyorsun.
Eşine de sitem etti.
—Murat! Aşk olsun sana. Hep sen yüz veriyorsun. Bu kız ne zaman büyüyecek? Ne zaman ağır oturaklı olacak. Baksana nefes aldırmıyor.
—Sen merak etme hanım. O evimizin gül goncası. Köyü ne kadar sevdiğini bilirsin. Sevgisinden yapıyor. Gençler biraz sabırsız oluyor. Kusuruna bakma annesi. Sevda insanı sabırsızlaştırır. Hatırlasana nişanlılık günlerimizdeki kırdığımız potları.
Sema, tebessümle karışık çıkıştı.
—Nasıl da konuyu nişanlılığımıza getirebiliyorsun Murat. Yirmi bir yıl önceydi. Bıkmadın o günleri hatırlamaktan hatırlatmaktan.
Murat için taşı gediğine koyma ve gönül alma zamanıydı.
—Ne yapayım senle ilgili her hatıra benim için çok önemli. Rabbim seni benden beni senden bir an bile ayırmasın. İyi ki varsın. Azıcık takılayım dedim, kızmadın değil mi?
Konuşmalar sürüp gitti. Huzur kapladı evin dört bir yanını.
Yemek sonrası ailecek tatlı sohbetlerin zamanıydı.
Murat söz sırası kendine geldiğinde kitaplık laflar etti.
—Hayat anlardan ibarettir. Öyle anlar vardır ki aylara, yıllara hatta ömre bedeldir. Bizler her anın her dakikanın kıymetini bilmeliyiz. Hangi nimet ne kadar devam eder bilemeyiz bu yüzden en iyi şekilde değerlendirmeliyiz.
Aile içi muhabbet geç vakte kadar tadından yenmez hale gelmişti. Zamanın nasıl geçtiğini kimse anlayamadı.
Yaz gelmiş. Yılmaz ailesi buram buram Anadolu kokan köylerinin yolunu tutmuşlardı. Günler haftalar bir su gibi geçmişti. Arpa hasadı gündüzden başlamıştı ancak hava kararmış traktörün farları ışığında ancak akşam bitirilmişti. Yıllık izindeki Murat da kardeşleriyle birlikte eve dönüş hazırlıklarındaydı. İçini bir sıkıntı kapladı. Anlam veremediği daralma yüzüne vurmuştu.
Kardeşi Kemal abisinin durumuna endişelendi.
—Abicim! Neyin var, ne oldu? Yüzün sapsarı. Tansiyonun filan düşmüş olmasın. Otur şöyle biraz dinlen. Yoo yo oturma geç şöyle uzan. Ayaklarını az yukarı kaldıralım. Aman Allah’ım! İstersen doktora götürelim.
Murat kardeşini sakinleştirdi.
—Yoo, şimdi geçer. Başım döndü biraz. Nefesim kesildi. Göğsüm daralır gibi oldu. Biraz dinleneyim bir şeyim kalmaz.
Murat biraz dinlendi. Kendine gelir gelmez hemen köye döndüler. Murat’ın “eve dönünce kimseye bir şey söylemek yok, anlaştık mı?” diyen sıkı tembihleri sonucu kimseciklere birşeyler söylenmedi.
Murat’ın telefonuna gelen bir mesaj hemen emniyet müdürlüğüne dönmesi şeklindeydi.
İznini yarıda keserek gece ilçe emniyet müdürlüğü yaptığı şehre doğru yola çıktılar. Sebebi ülkeyi yangın yerine döndüren 15 Temmuz darbe girişimiydi. Murat iki gün canla başla çalışmıştı ki, “açığa alındığını bu yüzden silahını, kimliğini ve rozetini teslim etmesi gerektiği, oturduğu lojmanı da on beş gün içinde boşaltması gerektiği” kendisine bildirildi, tebliğ edildi.
Bir gecede her şey değişmişti. İlçe Emniyet Müdürlüğü yaptığı yerde “terör örgütü üyesi” ilan edilmişti. Anlaşılır, dayanılır gibi değildi.
Sabah olunca toparlanıp ayrıldılar ilçeden köye doğru. Bu kez tatil için değil barınabilmek için.
Yılmaz ailesi perişandı, üzgündü, yıkılmıştı.
Mesleğinden edilmesi, maaş alamayacak olması, lojmandan çıkması değildi sebebi. Haksızca, hukuksuzca yaftalanmaktı, damgalanmaktı, iftiraya uğramaktı, çamur atılmasıydı. Üstüne üstlük hiçbir delil olmadan bunu yapanlar devlet adına yetki kullananlardı.
Murat haddinden fazla üzgündü. Yolda, köye gedinceye kadar herkesten saklamaya çalıştığı gözyaşlarını dindiremedi. Sema da ağlıyordu incilerden berrak gözyaşlarıyla, tıpkı gökyüzünü çevreleyen sema gibi. Murat eşini teselli etmek istemişti.
—Üzülme canım. Mutlaka bunda Rabbimizin bir muradı vardır. O istediği için bunları yaşıyoruz. O’ndan (CC) gelene baş-göz üstüne deriz. Ne yapalım kaderde varsa çekeriz. Rabbim haklıyla haksızı ayırt edecektir. Bize sabretmek düşer.”
Sema da çok iyi biliyordu bunları ama gönlüne söz geçiremiyordu.
Çocuklara hissettirmemeye çalışıyorlardı. Oysa onlar çocuk gönüllerinde ayrı hüzünler yaşıyordu.
Sema da Murat da biliyordu ki müfteriler, iftiracılar yaptıklarıyla kalmayacak gibiydi. Çünkü daha ilk sabahtan binlerce hâkim-savcı ve kamu görevlisi evlerinden haramice uygulamalarla derdest edilip götürülmüştü.
Sinan ve Esma’yı köye bırakıp ilçede kiralık bir ev tuttular.
On sekiz günlük tedirginlikten sonra bir sabah polis meslektaşları kapılarını çaldı. Elleri arkadan kelepçelendi. İkisi erkek biri kadın üç polis ne gariptir ki daha düne kadar ilçe emniyet müdürleri olan iki yüzden fazla takdirname ve maaş ödülü almış müdürlerine teröriste yapılan yapıyordu. Giderken de olmadık hakaretlerle götürüyorlardı.
Evde arama yaptı bu malûm üçlü.
Ne aradıklarını bilip bilmedikleri belli değildi. En azından ev sahiplerine açıklama yapmıyorlar, konuşmalarına izin vermiyorlardı. Her dolaptan, çekmeceden, Murat’ın diplomaları, teşekkür ve takdir belgeleri plaketler çıkıyordu.
Nihayet bir Kuran-ı Kerim ve üç-beş hikâye kitabını salondaki masanın üzerine koyup fotoğrafladılar ve isimleriyle tutanak yaptılar.
İşleri bitmiş veda zamanı gelmişti, Murat’la Sema helalleşti.
Murat eşine şu sözlerle seslendi.
—Sizi Allah’a emanet ediyorum Daha ötesi de yok. Allah bizim vekilimizdir. Hep başın dik olsun. Ben kanunsuz bir şey yapmadım. Yapana da izin vermedim. Rabbim bir gün hakkı ortaya koyacaktır. Çocuklara iyi bak. Babaları onların boyunlarını yere eğdirecek bir şey yapmadı. Allah’a(CC) emanet olun. Sema Hanım da izin alıp eşine sarıldı.
—Ben de, biz de seni Allah’a emanet ediyoruz.
Murat tebessümle çıktı ama yanındaki zorbalar ite-kaka götürmekte ısrarlıydı.
On dört gün sonra adliye koridorunda görünen Murat’ın yüzü-gözü morlar içindeydi. Kolu alçıdaydı. Murat’ın zoruna giden, gönlünü yıkan mesai ve silah arkadaşlarınca işkence edilmesiydi. İşkencecilerin yıllarca emek verdiği kimseler olması dünyasını yıkmıştı. Sorguda kimini sesinden, kimini kokusundan tanımıştı. O kanunsuzlar, zalimlere hoş görünmek ve bir kısmı itibariyle içindeki kini nefreti dökmek için yapıyorlardı belki de. Ama kimsenin buna hakkı olamazdı. Murat  büyük bir kararlılıkla sorguda geçenleri ve yapılanları tutanaklara geçmesi için tek tek bütün ayrıntısıyla anlattı. Hakimin aldırdığı yoktu. Zaten savcı da kıymet verip soruşturma dahi açmadı.
Murat mahkemedeki sözlerini şöyle bitirdi.
—Nasılsa bir gün herkes Hâkim-i Mutlak’ın(CC) mahkemesinde hayatının ve yaptıklarının her salisesinin hesabını verecekler.

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/09/30/zeynep-demir-iskence-onu-da-buldu/
Devamını Oku »

Polisken kapıcı olan KHK’lı şiir yazdı: Dost bildiklerim sırtlarını döndü

15 Temmuz sonrası ihraç edilen KHK mağduru eski polis memuru, yaşadığı zorlukları, vefasızlığı yani KHK’lı olmayı, kendi yazdığı ve okuduğu şiirle anlattı

BOLD – Memuriyetten ihraç edilince kapıcılık yaparak geçimini sağlayan KHK mağduru polis, KHK’lı olmayı kendi yazdığı ve okuduğu şiirle anlattı. KHK’lı polis, uğradığı haksızlığı anlattığı şiiri sosyal medyada en çok izlenen videolardan oldu. Şiirinde geçimini sağlamak adına kapıcılık yaptığını ve 63 yaşındaki babasından harçlık aldığını dile getiren KHK’lı mağdur, dostların da vefasızlığından dem vuruyor.

SABREDELİM

Şiirin sonunda kendisi gibi KHK mağdurlarına da seslenen eski polis, ”Şiirimi tüm kader arkadaşlarıma armağan ediyorum. Sabredelim geçecek bu günler inşallah. Biz hainlik yapmadık. Devletini, milletini seven insanlarız. Her şey Allah’tan. İnsanoğlunun başına her şey gelebilir. Bizim de başımıza bu geldi. Bize sabretmek düşer. Allah’a emanet olun” diye konuştu.

Trabzonspor fırtınası, Beşiktaş’ı yerle bir etti

medyabold
Devamını Oku »

Depremde Silivri’deki tutukluları avluya çıkartmamışlar

İstanbul’da binlerce insan geceyi sokaklarda geçirirken, Silivri’deki tutukluların avluya açılan kapı gece açık kalsın talebi geri çevrilmiş.

BOLD  – CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, 26 Eylül İstanbul depreminin tüm şiddetiyle hissedildiği Silivri Cezaevi’ndeki gazeteci, yazar ve sivil toplumcuları ziyaret etti. Depreme avludayken yakalandıklarını belirten gazeteciler, akşam yaşanacak bir acil durum karşısında koğuşların avluya açılan kapısının açık bırakılmasını istediklerini söyledi. Tutuklu gazetecilerin Çakırözer’e anlattıklarına göre, cezaevi yönetimi bu talebi, “O kapı sadece Adalet Bakanı’nın izni ile açılır” gerekçesiyle reddetti.

ACİL EYLEM PLANI YOK

Ziyarete ilişkin bilgi veren Çakırözer, Eren Erdem’in kendisine Adalet Bakanlığı’nın cezaevi yönetiminin depremde neler yapılması gerektiğine ilişkin bir acil durum planı olmadığını aktardığını belirtti.

Ziyaretin ardından, son dönemde Türkiye’nin en önemli gündemlerinden biri olan yargı reform paketiyle ilgili de konuşan CHP’li Çakırözer, şunları söyledi: “Yargı reform paketi bu haliyle cezaevindeki aydınlara özgürlük ve adalet vaat etmiyor. Meclis açılıyor, gündemde yargı paketi var. Cezaevlerindeki aydınlar adalet ve özgürlük bekliyor. Meclis çalışmaları sırasında paketi genişletir, hak ve özgürlük temelli bir düzenleme haline getirebiliriz. Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini ortadan kaldırabiliriz. Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’nun ağır hapis cezaları ile ilişkilendirilen suç tanımlarında değişlik yapabilir, basın yayını, eleştirel düşüncenin ifade edilmesini bu cezalardan muaf tutabiliriz.”

İSTANBUL DİKEN ÜSTÜNDE

İstanbul’da 26 Eylül’de meydana gelen 5,8 büyüklüğündeki depremin en yoğun hissedildiği yerlerden biri Silivri olmuştu. Uzmanlar, hemen her gün televizyonda olası bir depremi konuşurken, Silivri Cezaevi’ndeki tutuklular için açıklanan bir önlem bulunmuyor.

medyabold
Devamını Oku »

29 Eylül 2019 Pazar

Narida Kadirova’nın ölümü: Şirin Ünal’ın evinde yokedilen deliller

AKP’li milletvekili eski general Şirin Ünal’ın evinde ölü bulunan Nadira Kadirova’nın ailesi kızlarının ölümü sonrası yokedilen delilleri tek tek anlattılar.

BOLD – Eski asker ve AKP Milletvekili Şirin Ünal, Ankara’daki malikânesinde kendi silahı ile yaşamını yitiren 23 yaşındaki Özbekistanlı Nadira Kadirova ile ilgili henüz bir açıklama yapmadı. Ancak aile üyeleri, endişelerine rağmen çarpıcı detaylar vermeyi sürdürüyor:

DELİLLERİ POLİSE TOPLATMADILAR

“İfade gibi evdeki kimseden swab örneği (ateşli silah artığı/eldeki kan ve barut izi) alınmadı. Odasına sokmadılar, eşyalarını onlar verdi. Hep günlük tuttu. Son dönem günlüğü yok. Abisi teşhiste göğsünde kurşunun girdiği yerde siyah barut lekesi göremediğini söyledi. Oysa silahın dayandığı yerde yanık izi ve siyah bir leke olur.”

Birgün Gazetesi’nden Erk Acarer’e konuşan aile üyeleri, 23 yaşındaki Kadirova ilgili delil karartıldığını ve olayda çok fazla çelişki olduğunu ileri sürüyor. Araştırılması gereken birden çok şüphe var. Bunlar şöyle sıralanıyor: Abisi Muhammed Kadirova, teşhis sırasında göğsünde yanık izi olmadığını söyledi. Oysa ateşli silahla yakın mesafe atışta, yanık ve barutun bıraktığı iz olur.

POLİS: ŞARJÖR VE SİLAH AYRIYDI

Aile, emniyetten “Şarjör ve silah ayrıydı” bilgisini aldı. Bu önemli. Aktarılanlar şöyle: “Silahın Belçika yapımı 14’lü olduğunu ve şarjör ile ayrı bulunduğunu söylediler.” Fakat hiçbir Belçika yapımı 14’lü, “Mermi namluya sürülse bile” şarjör olmadan çalışmıyor. 1903’te üretimine başlanan silahın özelliklerinden biri de bu güvenlik önlemi.

Aile, bu önemli detayın anlaşılmasından sonra, ‘Emniyet ağız değiştirdi’ diyor: “Silah Baretta’ymış dediler.” Ancak Baretta’nın da bir yere dayandığında çalışıp ateş alması mümkün olmuyor. Yani şarjörü takılı olmayan 14’lü de bir yere dayanıp ateş edilen Baretta da işlevsiz.

Kadirova’nın tek mermiyi şarjöre takması da zor görünüyor. Aile bu konudaki şüphelerini de dile getiriyor: “Özbekistan’da polis bile silah taşımaz. Genç bir kadının bilgi sahibi olması, tek bir mermiyi şarjöre yerleştirebilmesi bize çok mantıklı gelmiyor.”

GÜNLÜĞÜ KAYIP

Yine aynı çalışanın aileye aktardıkları arasında şunlar yer alıyor: “Günlerdir ağlıyordu. ‘Konuşursam yer yerinden oynar, bu evi de kendimi de yakarım’ dedi”. Henüz 23 yaşında yaşama veda eden Kadirova’nın ölümünden sonra ortaya çıkan önemli detaylar bunlarla da sınırlı değil.

Konuşmasını “Çalıştığı eve eşyalarını toplamaya gittik” diye sürdüren ailenin bu konuda da şüpheleri var: “Bizi odasına sokmadılar. İçinde daha çok defter ve kitap alan 3 koli verdiler. Nadire günlük tutardı, içtiği çayı simidi bile yazardı. Bütün günlükleri bulduk. Ancak kolilerin içinden son dönem günlüğü çıkmadı.”

Evin her yerinde kamera var. Kayıtların çıkıp çıkmayacağı merak konusu. Nadire Kadirova’nın telefonu da aileye teslim edilmedi. Emniyette olması muhtemel. Yine kulaklığı da aileye verilmedi. Aile bireyleri, “Bu özel bir kulaklıktı. İngilizce çalıştığı için bunu almıştı. Her sesi kaydediyordu. Bu bize teslim edilmedi” diyor.

Öte yandan cenazeyi Özbekistan’da teslim alan diğer aile üyeleri genç kadının ayağında da bir yara olduğunu tespit ettiler.

 

Ölen bakıcı Nadirova’nın ağabeyi AKP’li Şirin Ünal’ı tacizle suçladı

medyabold
Devamını Oku »

Nadira Kadirova’nın ölümü: Şirin Ünal’ın evinde yokedilen deliller

AKP’li milletvekili eski general Şirin Ünal’ın evinde ölü bulunan Nadira Kadirova’nın ailesi kızlarının ölümü sonrası yokedilen delilleri tek tek anlattılar.

BOLD – Eski asker ve AKP Milletvekili Şirin Ünal, Ankara’daki malikânesinde kendi silahı ile yaşamını yitiren 23 yaşındaki Özbekistanlı Nadira Kadirova ile ilgili henüz bir açıklama yapmadı. Ancak aile üyeleri, endişelerine rağmen çarpıcı detaylar vermeyi sürdürüyor:

DELİLLERİ POLİSE TOPLATMADILAR

“İfade gibi evdeki kimseden swab örneği (ateşli silah artığı/eldeki kan ve barut izi) alınmadı. Odasına sokmadılar, eşyalarını onlar verdi. Hep günlük tuttu. Son dönem günlüğü yok. Abisi teşhiste göğsünde kurşunun girdiği yerde siyah barut lekesi göremediğini söyledi. Oysa silahın dayandığı yerde yanık izi ve siyah bir leke olur.”

Birgün Gazetesi’nden Erk Acarer’e konuşan aile üyeleri, 23 yaşındaki Kadirova ilgili delil karartıldığını ve olayda çok fazla çelişki olduğunu ileri sürüyor. Araştırılması gereken birden çok şüphe var. Bunlar şöyle sıralanıyor: Abisi Muhammed Kadirova, teşhis sırasında göğsünde yanık izi olmadığını söyledi. Oysa ateşli silahla yakın mesafe atışta, yanık ve barutun bıraktığı iz olur.

POLİS: ŞARJÖR VE SİLAH AYRIYDI

Aile, emniyetten “Şarjör ve silah ayrıydı” bilgisini aldı. Bu önemli. Aktarılanlar şöyle: “Silahın Belçika yapımı 14’lü olduğunu ve şarjör ile ayrı bulunduğunu söylediler.” Fakat hiçbir Belçika yapımı 14’lü, “Mermi namluya sürülse bile” şarjör olmadan çalışmıyor. 1903’te üretimine başlanan silahın özelliklerinden biri de bu güvenlik önlemi.

Aile, bu önemli detayın anlaşılmasından sonra, ‘Emniyet ağız değiştirdi’ diyor: “Silah Baretta’ymış dediler.” Ancak Baretta’nın da bir yere dayandığında çalışıp ateş alması mümkün olmuyor. Yani şarjörü takılı olmayan 14’lü de bir yere dayanıp ateş edilen Baretta da işlevsiz.

Kadirova’nın tek mermiyi şarjöre takması da zor görünüyor. Aile bu konudaki şüphelerini de dile getiriyor: “Özbekistan’da polis bile silah taşımaz. Genç bir kadının bilgi sahibi olması, tek bir mermiyi şarjöre yerleştirebilmesi bize çok mantıklı gelmiyor.”

GÜNLÜĞÜ KAYIP

Yine aynı çalışanın aileye aktardıkları arasında şunlar yer alıyor: “Günlerdir ağlıyordu. ‘Konuşursam yer yerinden oynar, bu evi de kendimi de yakarım’ dedi”. Henüz 23 yaşında yaşama veda eden Kadirova’nın ölümünden sonra ortaya çıkan önemli detaylar bunlarla da sınırlı değil.

Konuşmasını “Çalıştığı eve eşyalarını toplamaya gittik” diye sürdüren ailenin bu konuda da şüpheleri var: “Bizi odasına sokmadılar. İçinde daha çok defter ve kitap alan 3 koli verdiler. Nadire günlük tutardı, içtiği çayı simidi bile yazardı. Bütün günlükleri bulduk. Ancak kolilerin içinden son dönem günlüğü çıkmadı.”

Evin her yerinde kamera var. Kayıtların çıkıp çıkmayacağı merak konusu. Nadire Kadirova’nın telefonu da aileye teslim edilmedi. Emniyette olması muhtemel. Yine kulaklığı da aileye verilmedi. Aile bireyleri, “Bu özel bir kulaklıktı. İngilizce çalıştığı için bunu almıştı. Her sesi kaydediyordu. Bu bize teslim edilmedi” diyor.

Öte yandan cenazeyi Özbekistan’da teslim alan diğer aile üyeleri genç kadının ayağında da bir yara olduğunu tespit ettiler.

 

Ölen bakıcı Nadirova’nın ağabeyi AKP’li Şirin Ünal’ı tacizle suçladı

medyabold
Devamını Oku »

Deprem toplantısına çağrılmayan İmamoğlu: “Seçim bitti, gelin enerjimizi birleştirelim”

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, çağrılmadığı deprem toplantısına ilişkin konuştu. “Benim için öncelikli mesele depremdir. Gelin enerjimizi buna yöneltelim. Birlikte çözüm üretelim” dedi.

BOLD – İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Florya’daki belediye tesislerinde, deprem toplantısına çağrılmamasıyla ilgili açıklama yaptı. “İkinci gün çağrılmadım” diyen İmamoğlu, “Birinin beni masaya isteyip istememesi umurumda değil. İşimize bakalım, ortak masalar kuralım. Deprem en hayati meseledir. Sizi çalışma ortamına davet ediyorum” dedi.

GENEL SEKRETERLER NASIL KATILDI

Gazetecilerin “Siz çağrılmadıysanız genel sekreter nasıl katıldı” sorusuna İmamoğlu şu yanıtı verdi:

“AFAD’ın 28 birim başkanı var. ’28 birim başkanından yarın rapor alacağım ve hesap soracağım’ diyen Cumhurbaşkanı Yardımcısı bu 28 birim başkanını davet ediyor. Saat ve yer bildiriliyor. Ben de genel sekreter yardımcımızın süreci takip etmesi talimatını verdim. Olay bu, sadece iki birim başkanı değil, orada genel sekreter yardımcımızın da olması ve süreci teknik olarak takip etmesi talimatı verdim. Ama 28 birim başkanının ikisi büyükşehirden. Birisi defin işlemleri ile ilgili Mezarlıklar Daire Başkanı diğeri de yangınla ilgili İtfaiye Daire Başkanı. Deprem olduğu andan 4 dakika sonra Vali Beyi arayıp ‘AKOM’a geçiyorum’ dedim ve 18.30’a kadar orada çalışmalarımı yürüttüm.”

SEÇİM BİTTİ, GELİN ENERJİMİZİ BİRLEŞTİRELİM

Valiliğin açıklamasından sonra özür diyen gazetecilerin özrünü kabul etmediğini söyleyen İmamoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

“Olayın bir tarafı da benim. Beni arayıp sorabilirdiniz. Kendinize bazı bakanların açıklamalarını referans alıp yazdıktan sonra söylenen sözlerin bir önemi yok. Buradan devlet yetkililerine de seslemek istiyorum… Seçim bitti, geride kaldı. Onları artık bir tarafa bırakalım. Benim için deprem bu şehrin en önemlisi meselesidir. Benim için öncelikli mesele depremdir. Gelin enerjimizi buna yöneltelim. Birlikte çözüm üretelim. Bazı gazetecilerin, valiliğin açıklamasından sonra ‘özür diliyoruz’ gibi açıklamaları kabul etmiyorum. Burada konunun tarafı var, açar sorarsınız. Bu gazetecilerin açıklamalarını zavallı açıklamalar olarak buluyorum, üzülüyorum. Ben Vali Bey’i sadece açıklamalarından sonra aradım ve tepkimi dile getirmek, bunun doğru olmadığını söylemek için aradım.”

ÇAĞIRMASAK YERİNİ NİYE AYARLAYAYIM

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul’da meydana gelen 5.8 büyüklüğündeki deprem sonrası AFAD’da düzenlenen toplantıya çağrılmadığı iddiasıyla ilgili Habertürk yazarı Fatih Altaylı’ya konuşan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Çağrılıp çağrılmadığına şehadet edemem. Ama çağrılmamış olsa yerini niye ayarlayalım” dedi.

‘Katil Devlet’ demek Kaftancıoğlu ve Şık’a yasak Nagehan Alçı’ya serbest

medyabold
Devamını Oku »

Davutoğlu 18 Ekim’de meydanlara çıkıyor: İlk miting Manisa’da

AKP’den istifa ederek yeni parti çalışmalarına hız veren eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yeni partiyle ilgili ilk meydan konuşmasını Manisa’da 18 Ekim’de yapacağı belirtildi.

BOLD – AKP’den istifa ederek yeni parti çalışmalarına hız veren eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, ilk saha konuşmasını 18 Ekim’de Manisa’da yapacak. Davutoğlu’nun Manisa’da yeni parti süreciyle ilgili açıklama yapabileceği ifade edildi. Tarafsız Haber Ajansı’nın haberine göre, Davutoğlu’na yakın kaynak, parti çalışmalarına ilişkin, “Son aşamadayız. Şekillenme devam ediyor. Biz çıkışımızı yapacağız en kısa zamanda. Program, Tüzük bitme aşamasında” dedi.

İKİ AYRI OFİS TUTULDU

“Tüzük yalnız Türkiye değil, gelişmiş ülkelerin partilerin tüzükleri dahi inceleniyor” diyen Ahmet Davutoğlu’na yakın kaynak, “İyi bir ekip yoğun bir şekilde çalışıyor” ifadesini kullandı.İki ayrı ofiste çalışmalar sürüyor. Çarşamba, Perşembe, Cuma günleri Ankara’da Beysukent’teki ofiste; Cumartesi, Pazar, Pazartesi, Salı günleri de İstanbul’da Levent’teki ofisinde çalışıyor.Hem Ankara hem İstanbul’daki ofislerin çok yoğun bir şekilde ziyaretçi akınına uğradığı belirtildi.

KISA ZAMANDA SONUÇLANIR

Partinin kuruluş takvimine ilişkin de, “Kısa zamanda sonuçlanır” ifadesini kullanan Davutoğlu’na yakın kaynak, “Biz tabanda da teşkilatlandık. Tüm illerde çekirdek kadrolar oluşturuluyor. İnce eleyip sık dokunarak bu kadrolar oluşturuluyor. Güçlü bir teşkilatlanma çalışması var” dedi.

KRİTERLERİ AÇIKLADI

Davutoğlu’na yakın kaynak teşkilatları oluştururken dikkat ettikleri kriterleri de şöyle anlattı: “Şimdiye kadar şaibeye bulaşmamış, dürüst, istikameti düzgün, geçmişte siyasette yapmış da olabilir, yapmamış da olabilir, çevresinde sevilen, sayılan, saygınlığı olan insanlarla yürümeye çalışıyoruz.”

Doğu Perinçek’e göre 2020 sonbaharında seçim var

medyabold
Devamını Oku »

Melih Gökçek’in oyuncaklarına da haciz geldi

 

Komik videolarıyla gündemden düşmeyen Melih Gökçek ile oğlu Osman Gökçek ile ilgili yeni bir haciz haberi geldi. Dinozorları ve makam araçlarından sonra Melih Gökçek’in şimdi de oyuncakları elinden gitti.

“Fethullah Gülen ve Tayyip Erdoğan’a teklif ettik ama sadece biri kabul etti”

medyabold
Devamını Oku »

İstanbul Depremi sonrası her 10 kişiden 5’i GSM operatörünü değiştirecek

İstanbul’da son yaşanan 5.8’lik deprem sırasında cep telefonu hatlarının çalışmaması GSM şirketlerine olan güveni azalttı. Araştırmaya göre, her 10 kişiden 5’i GSM operatörünü değiştirmeyi düşünüyor.

BOLD Silivri ilçesi açıklarında 26 Eylül günü saat 13.59’da 5.7 büyüklüğünde bir deprem olmuş, çok sayıda binada çatlaklar oluşmuştu. Araştırma şirketi Areda Survey’in İstanbul Deprem Araştırması’na 1603 kişi katıldı. Araştırmada son depremi hissedenlerin oranının yüzde 89, daha önce şiddetli bir deprem yaşayanların oranının ise yüzde 76 olduğu belirlendi.

Diken’in haberine göre, olası bir deprem için yeterli önlemlerin alındığını düşünenlerin oranı yüzde 8 olarak kayda geçti. Olası depreme kendilerinin yeterli önlem aldığını düşünenlerin oranı ise yüzde 21.5.

Araştırma kapsamında insanların oturdukları evlere güveninin ağustos ayına göre azaldığı da ortaya çıktı. Ağustos ayında, oturduğu eve güvenenlerin oranı yüzde 34.9, kısmen güvenenlerin oranı yüzde 42’yken, eylül ayında güvenenlerin oranı yüzde 27.1, kısmen güvenenlerin oranı ise yüzde 49.7 oldu. Ankete yanıtlayanların yüzde 43’ü bugüne kadar depreme dayanıklılıkla ilgili binalarının kontrol edilip edilmediği sorusuna “Hayır”, yüzde 26.8’i ise “Evet” dedi.

HALKIN YARISI DEPREMDE ‘EVİM YIKILIR’ DİYOR

Evi alır ya da kiralarken depreme dayanıklı olup olmadığını araştıranların oranı yüzde 37.3, araştırmayanların oranı ise 62.7 oldu. Katılımcıların yüzde 41,9’u ise olası bir depremde evlerinin yıkılacağını düşünüyor.

DEPREM ANINDA NE YAPACAĞINI BİLMİYOR

Araştırmaya göre katılımcıların yüzde 77.4’ü deprem anında ne yapacağını bilmiyor. Acil toplanma alanlarının yerini bilenlerin oranı yüzde 49.4 iken, bilmeyenlerin oranı ise yüzde 50.6 olarak belirlendi. Araştırmadaki “Muhtemel bir depremde hangisinin size ilk olarak yardım edeceğini düşünüyorsunuz?” sorusuna verilen cevaplar da insanların en çok AFAD’a güvendiğini ortaya koydu. Araştırmaya göre, eylül ayında AFAD’a güvenenlerin oranı yüzde 50.6, belediyelere güvenenlerin sayısı yüzde 19.7, STK’ların yardım edeceğini düşünenlerin oranı ise yüzde 17.

GSM OPERATÖRLERİNE TEPKİ

Katılımcıların yüzde 88.5’i, deprem sonrası GSM operatörlerinde yaşanan iletişim kopukluğu sorununu operatörlerin altyapı yetersizliğine bağladı. Şebeke sorunu sonrasında GSM operatörünü değiştirmeyi düşünenlerin oranı ise yüzde 47 oldu.

TV VE SOSYAL MEDYA

Katılımcıların yüzde 50.3’ünün televizyonda ve sosyal medyada görüş bildiren deprem uzmanlarına güvendiği ortaya çıkarken, deprem sonrası en çok kullanılan haber kaynakları ise yüzde 39.4 ile televizyon, yüzde 30 ile sosyal medya, yüzde 26.4 ile haber siteleri, yüzde 4’le yakın çevre oldu.

ÇOCUK VE AİLEYİ MERAK EDİYORUZ

Araştırmaya katılanların yüzde 55.3’ü “Deprem esnasında aklınıza ilk ne geldi?” sorusunu “Çocuklarım” olarak yanıtladı. Katılımcıların yüzde 23.1’i bu soruya “Anne-baba-kardeş” derken, yüzde 16.7’si “Eşim”, yüzde 3.6’sı “Evim”, yüzde 1.1’i “Sevgilim”, yüzde 0.2’si ise “Komşum” cevabını verdi.

Üniversitenin 122 bölümünde 13 yıldır öğrenci olmadığı ama personele maaşların tıkır tıkır ödendiği anlaşıldı

medyabold
Devamını Oku »

“Fethullah Gülen ve Tayyip Erdoğan’a teklif ettik ama sadece biri kabul etti”

Norveç’in ünlü yönetmenleri Jørgen Lørentzen ve Nefise Ozkal Lørentzen, 15 Temmuz’un belgeselini çekti. İkili, Fethullah Gülen ve Tayyip Erdoğan’a röportaj teklif etti. Ancak “Allah’ın bir lütfu” isimli belgesel için Erdoğan konuşmak istemedi.

BOLD – 15 Temmuz 2016 günü yaşanan olaylar ve sonrasında devam eden bir dizi baskı ve hukuksuzluklar, Norveçli iki yönetmen Jørgen Lørentzen ve Nefise Ozkal Lørentzen tarafından ele alındı. Uzun süren araştırma ve röportajların ardından “En gave fra Gud (Allah’ın bir lütfu)” isimli belgeselin geçtiğimiz Perşembe günü Norveç’in başkenti Oslo’da galası yapıldı. Gala gösteriminden sonra yönetmenler Jørgen Lørentzen, Nefise Ozkal Lørentzen ve Ortadoğu Uzmanı Prof. Dr. Henri Barkey, katılımcıların sorularını yanıtladı.

(sağdan sola) Jørgen Lørentzen, Henri Barkey ve Nefise Ozkal Lørentzen

“HER İKİ KİŞİYE DE TEKLİF ETTİK”

Belgeselde Nevşin Mengü, Can Ataklı, Ahmet Şık ve Merdan Yanardağ gibi gazetecilerle röportaj yapıldı. 15 Temmuz’a ilişkin Fethullah Gülen ve Tayyip Erdoğan’ı işaret ederek iki aktörün öne çıktığını ifade eden Jørgen Lørentzen, her iki isme de röportaj teklifinde bulunduklarını vurguladı. “Fakat bir kişi bu teklifi kabul etti” dedi.

“İHRAÇ LİSTESİNİ BİZ HAZIRLADIK”

Belgeselde Gülen ile yapılan röportaja yer alırken AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın röportaj vermek istemedi. Belgeselde bir dönemin Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile yapılan röportaja da yer verildi.

Doğu Perinçek ile yapılan röportajda 15 Temmuz’un arka planına ilişkin çok önemli detaylar yer alıyor. Perinçek, 15 Temmuz’dan önce askeri bir darbe girişimi olacağını kendilerine yakın generallerden duyduklarını ve bu durumu Yeni Şafak gazetesi ve Rus siyasetçi Aleksandr Dugin üzerinden AKP iktidarına ilettiklerini belirtiyor. 15 Temmuz’dan sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK) ihraç edilenlerin kendi hazırladıkları listelerde yer alan isimler olduğunu vurgulayan Perinçek, bu isimlerin darbe girişi nedeniyle yargılanan isimlerle örtüştüğünü söylüyor.

Türkiye’nin 15 Temmuz’dan sonra Rusya’ya yakınlaştığını belirten Perinçek, Rusya’dan alınan S-400 savunma sistemlerinin NATO ve Amerika’dan gelebilecek bir saldırıya karşı bir önlem olduğunu vurguluyor.

ERDOĞAN’IN “ALLAH’IN BİR LÜTFU” SÖZÜ

15 Temmuz gecesi tuttuğu tutanakla tartışma konusu olan dönemin Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçları Soruşturma Bürosu Savcısı Serdar Coşkun’un, o gece saat 01.00 civarından yayınladığı bir tutanak üzerinde duruluyor.Savcı Çoşkun’un itiraf ettiği ve reddetmediği tunakta yaşanmamış olayların yaşanmış gibi gösterildiği ve bununda bir skandal olduğu vurgulanıyor.

Belgeselde özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 15 Temmuz’u “Allah’ın bir lütfu” olarak tanımlamasının üzerinde duruluyor. Ardından Erdoğan’ın, vatandaşları sokağa çıkması yönündeki talimatı ve askerlerin üzerine yönlendirmesi farklı bir bakış açısıyla irdeleniyor.

TESLİM OLAN ASKERİ ÖĞRENCİLERE LİNÇ

Belgeselde özellikle 15 Temmuz gecesi, Boğaziçi Köprüsü’nde dövülen ve öldürülen askerler üzerinde duruluyor. O gece ölen 250 sivilin dışında ölümlerinde olduğu vurgulanan belgeselde, askeri öğrencilerin köprüde öldürülmesi olayının hiç irdelenmediği üzerinde duruluyor. Sabah saatlerinde askeri öğrencilerin teslim olmasına rağmen polisin, köprüdeki linç girişime göz yumduğuna dikkat çekiliyor. Gazeteci Can Ataklı ile yapılan röportaj ise bu olayların SADAT gibi paramiliter gruplar tarafından yapıldığı iddialarına ve yorumuna yer veriliyor.

Köprüde linç edilerek katledilen Hava Harp Okulu Öğrencisi Murat Tekin’in ailesiyle yapılan röportaj da belgeselde yer alıyor. Murat Tekin’in babası Sedat Tekin’in oğlunun katledildiği ana ait fotoğrafları gösterip arkasından da genç üniformasıyla çekilmiş fotoğrafını göstererek “Oğlumu böyle teslim ettim fakat böyle verdiler” ifadesi salondaki izleyicileri gözyaşlarına boğdu.

DARBECİLİKLE SUÇLANAN ASKERLE RÖPORTAJ

Ayrıca 15 Temmuz gecesi darbecilikle suçlanan askerlerle yapılan röportajlara yer veriliyor. Deniz Kuvvetleri’nde Askeri Gemi Komutanı olduğu ifade edilen eski bir subayın şu sözleri “Eğer darbeci olsaydık gemideki mühimmatlarla ne köprü kalırdı ne başka bir şey” dikkat çekiyor. Ayrıca belgeselde NATO’da görevli 4 subayla yapılan röportaja yer veriliyor.

15 Temmuz’dan sonra Türkiye’de AKP iktidarı tarafından uygulanan “Tenkil” sürecinde Avrupa’ya sığınan mülteci bir aile ile yapılan röportaja yer veriliyor. Mülteci aile, Türkiye’de karşılaştıkları hukuksuzluklar ve ülkeyi neden ve nasıl terk ettiklerini anlatıyor.

FETHULLAH GÜLEN İLE RÖPORTAJ YAPILDI

“En gave fra Gud” isimli röportajda 15 Temmuz davalarında bir numaralı sanık olarak gösterilen ve AKP iktidarının hedef aldığı isim olan Fethullah Gülen ile yapılan röportaja yer veriliyor. Gülen röportajda, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’deki bütün muhaliflere sert davrandığını hizmet hareketinin de günah keçisi olduğunu ifade ediyor. Türkiye’de demokrasinin yerleşmesi ve yaşanması adına bir dönem Erdoğan’ın desteklenmesi adına tavsiyelerde bulunduğunu belirten Gülen, bugünkü yaşanan olaylarda verdikleri desteğin cezasını çektiklerini ifade ediyor.

“En gave fra Gud” isimli belgesel Fritt Ord öncülüğünde gerçekleştirildi.

Olso’da galası yapılan belgesele, Türkiye Büyükelçisi’de davet edildi. Fakat Büyükelçi davete katılmadı. Herkese açık olan gösterimde AKP iktidarına yakın olduğu düşünülen bir kişinin soru cevap kısmında toplantıyı provoke etmeye yönelik soru sorması salonda tepkiye neden oldu.

15 Temmuz’a dair karanlıkta kalan olayların irdelendiği “En gave fra Gud” (Allah’ın bir lütfu) isimli röportaj, Norveççe anlatılıyor. Röportajların bir kısmı İngilizce ve Türkçe. Alt yazıların tamamı ise İngilizce hazırlanmış. Belgesel, Norveç, İsveç ve Danimarka’da gösterilecek.

Ege’de bot faciası: 5’i bebek ve çocuk 7 kişi öldü, 12 kişi kurtarıldı

medyabold
Devamını Oku »

Deprem gecesi Silivri’deki tutsaklara kilit vurdular!

Tutsak gazeteci Ahmet Altan, İstanbul depremi sonrası gece acil durum için mahkum koğuşlarının avluya açılan kapılarının kilitlenmemesini istedi. Yönetim “O kapı sadece bakan izniyle açılır” diyerek talebi reddetti.

BOLD – Silivri Cezaevinde kalan mahkumlar, 5.8’lik İstanbul depremi sonrası gece kabus yaşadı. Tüm İstanbul sokaklarda yatarken Silivri’dekilerin cezaevi avlusuna çıkmalarına izin verilmedi. CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Silivri Cezaevinde CHP eski Milletvekili Eren Erdem, gazeteci Ahmet Altan ve iş adamı Osman Kavala’yı ziyaret etti.

Çakırözer, depremin merkez üssü Silivri’deki 22 bin 700 tutuklu ve hükümlü ile 500’e yakın personelin bulunduğu cezaevinde o gün neler yaşandığını anlattı. Eren Erdem’in, ne Adalet Bakanlığı ne de cezaevi yönetiminin depremde neler yapılması gerektiğine ilişkin hiçbir hazırlıklarının olmadığını kendisine aktardığını dile getirdi.

Eren Erdem

YALNIZ BAKAN İZNİ İLE AÇILIR

Çakırözer’in aktardığını göre Ahmet Altan, mahkumların depreme avluda yakalandığını ve şiddetli şekilde depremi hissettiklerini belirtti. Altan, deprem gecesi cezaevi yönetiminden koğuşlardan avlulara açılan kapıların acil durum için açık bırakılmasını talep etti. Ancak cezaevi yönetimi, Ahmet Altan’a “O kapı sadece bakan izniyle açılır” yanıtı verdi.

Çakırözer, “Tüm İstanbul’un korkudan sokaklarda uyuduğu gece Silivri Cezaevi’nde koğuş kapıları bakan bahanesiyle kilitli kalmış” diye konuştu. Çakırözer, iş adamı Osman Kavala’nın da sarsıntıyı net olarak hissettiğini anlattığını ifade etti.

Doğu Perinçek’e göre 2020 sonbaharında seçim var

medyabold
Devamını Oku »

Fenerbahçe’nin ‘kural hatası’ itirazına TFF’den red! 

Fenerbahçe’nin Aytemiz Alanyaspor maçı için TFF’ye yaptığı kural hatası başvurusunun reddedildiği öne sürüldü.

BOLD – TFF Yönetim Kurulu, Aytemiz Alanyaspor’un sahasında 3-1 kazandığı Fenerbahçe karşılaşması sonrasında Sarı Lacivertliler’in yaptığı ‘kural hatası’ başvurusunu değerlendirdi ve kararını verdi. Hürriyet’in haberine göre Merkez Hakem Kurulu’ndan görüş alan TFF, Fenerbahçe’nin itiraz ettiği hataların, kural hatası değil, hakem hatası olduğu kanaatine vardı.

Aynı şekilde Ankaragücü’nün de Kadıköy’de 2-1 yenildiği Fenerbahçe maçı sonrasında yaptığı kural hatası itirazı da kabul görmedi. Her iki mücadele de tekrar edilmeyecek. TFF’nin konuyla ilgili bugün veya yarın kararını resmen duyurması bekleniyor.

FENERBAHÇE İKİ POZİSYONDAN DOLAYI İTİRAZ ETMİŞTİ

Fenerbahçe, Aytemiz Alanyaspor maçındaki 2 pozisyon için kural hatası itirazında bulundu. İlk yarının uzatma anlarında Aytemiz Alanyasporlu Fernandes, tacı yanlış yerden kullandı. Taç atışını tekrarlatan hakemin kurallara göre bu kez tacı Fenerbahçe’ye vermesi gerekiyordu ancak yine ev sahibi kullandı.

Sarı Lacivertliler ayrıca, 47. dakikada Altay Bayındır tarafından kullanılan aut atışı esnasında Papiss Cisse’nin ceza sahası içinden kalarak avantaj sağladığını ileri sürmüştü. Ankaragücü ise Fenerbahçe maçının 20. dakikasında yedikleri golden önce hakemin aut yerine korner kararı verdiği iddiasıyla TFF’ye kural hatası başvurusunda bulunmuştu.

 

medyabold
Devamını Oku »

Kredi çekemeyen iş dünyası bankalardan dertli

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, finansmana erişimde sıkıntı yaşadıklarının altını çizerek, bu konuda bankaların kendilerine yardımcı olmadığından yakındı.

BOLD – Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, finansmana erişimde sıkıntı yaşandığını ifade ederek, bankaların bu dönemde yükü paylaşmaya yanaşmadıklarından yakındı.

BANKALAR FEDAKARLIK YAPMIYOR

İzmir Ticaret Odası (İZTO) eylül ayı meclis toplantısında konuşan TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, iş dünyası olarak finansmana erişimde sıkıntı yaşadıklarının altını çizerek, “Biz bu dönemde ‘herkes birbirini anlasın, bu yükü paylaşsın, fedakarlık yapsın’ diyoruz. Bankalar bu fedakarlığı şöyle taksim ediyor; fedayı bize bırakıyor, kârı kendileri alıyor” dedi.

620 BİN UYUŞMAZLIK BAŞVURUSU YAPILDI

İş dünyası olarak her zaman şikayet ettikleri konuların başında yargının yavaş işlemesinin geldiğini belirten Hisarcıklıoğlu, şu ana kadar işçi işveren uyuşmazlıklarına yaklaşık 620 bin başvuru yapıldığına dikkat çekti. Bunların yüzde 62’sinin anlaşmayla sonuçlandığını dile getiren Hisarcıklıoğlu, “İki tarafın da rızasıyla hallediliyor iş. Adalete erişim artık hızlandı. Böylece hem mağduriyetler azalıyor, hem de adalet duygusu güçleniyor” diye konuştu.

Enes Kanter’i Türk bakanlara şikayet etti: Cuma namazına geliyor, cemaat kuyrukta ben çıldırıyorum

medyabold
Devamını Oku »

Spor yazarları 0-0 biten derbiyi değerlendirdi: Sahada ‘bir kazaya gelmeyelim kafası’ vardı

Spor yazarları Galatasaray ile Fenerbahçe arasındaki 0-0 biten derbiyi yorumladı. Futbol tatmin edici bulunmazken iki takımında saha içindeki ‘güvenlik’ tedbirleri maçın sonucuna da etkiledi.

BOLD – Süper Lig’in 6. haftasında oynanan Galatasaray- Fenerbahçe maçı 0-0 bitti. İki takımın oyunu futbolseverleri tatmin etmedi. Spor yazarları iki takımında vasatı aşamadığını belirtirken ortak kanı ‘bir kazaya gelmeyelim kafası’ şeklinde oldu. Maç sonu Hakem Cüneyt Çakır’ın kararlarının bile çok fazla tartışılmadığı vasatlıkta oynanan futbolda Fenerbahçe’nin 90 dakika sonunda bir puanla avantajlı olduğu kaydedildi.

GALATASARAY, RAKİBİ KONTROL EDEYİM DERKEN KENDİ OYUNUNU KAÇIRDI

Hakan Şükür:  Rakipte Rodrigues’in olmadığı bir ortamda Galatasaray daha kora kor bir mücadeleyi sağlayabilirdi. Bunu yapamamasının ana sebeplerinden birisi tabii ki uyum sorunu ve antrenör tercihleri. Seri hariç beklediğimiz bir kadroydu. Bence Galatasaray adına iki puan kulübede kaybedildi. Orta sahada Lemina ve Nzonzi karşısındaki Emre ve Gustavo’ya yenik düşecek oyuncular. Emre tecrübeli kısa adam ve müdahale avantajı var.

Fenerbahçe burada avantaj sağladı ama skora yansımadı. Galatasaray’da top rakipteyken presi yapabilecek hemen hemen hiç oyuncu yoktu. İleride de çoğalamadı. Fenerbahçe istediği gibi oynayarak puanı aldı. Sarı-Kırmızılı takım rakibi kontrol etmek isterken kendi oynamak istediği alanı ve bölümü kaçırdı.

EMRE’NİN OYNADIĞI OYUNU SAYGIYLA KARŞILAMAK LAZIM

Şansal Büyüka: Fenerbahçe‘de sürekli sallanan ve taraftarına haklı olarak endişe yaşatan iki stoper Zanka ile Jailson, hayrettir neredeyse kusursuz oynadılar. Emre’nin maç boyu ortaya koyduğu mücadeleyi saygıyla karşılamak lazım. Gecenin elbette kazananı yok ama en azından karlı çıkanı var… O da Fenerbahçe. Hatta son saniyede kaleci Muslera‘nın boşa çıktığı topa Max Kruse daha darbeli vurabilse, Fenerbahçe “büyük vurgun“la dönebilirdi… Bu maç şunu gösterdi: Fenerbahçe “gelişme” kaydetmeye, Galatasaray “yerinde saymaya“ devam ediyor…

Ömer Üründül: Fenerbahçe’nin dün kanatları hiç çalışmadı; çalışması da mümkün değildi. Zira ilk devre ön kenarlarda oynayan Tolga ve Ozan Tufan kanat forveti özelliğine sahip değiller. Bunun dışında İsla fizik olarak hazır olmadığından, Dirar da ters ayakla sol bek oynadığından, beklerden de bir kanat atağı gündeme gelemedi. Fizik olarak hazır olmayan Gustavo da bölgesinin dışına çıkamadığından Muriqi ve Kruse’ye bağlantı kurmak için yakınlaşamadı. Bana göre Ersun Yanal’ın en büyük hatası ikinci yarıya Deniz ile başlamasıydı. Ben en çok Zanka’yı beğendim. Jailson da görevini beklenenden iyi yaptı. Böyle bir deplasman atmosferinde genç kaleci Altay da alınan önemli puanda pay sahibiydi.

FENERBAHÇE SAVUNMASI NEREDEYSE POZİSYON VERMEDİ

Erman Toroğlu: Emre Belözoğlu 90 dakika oynadı, hırsına bravo. Ama zaman zaman oyundan bariz düştüğü belli. Bu tip maçlarda Ersun Yanal’ın onu en sonda oyundan alacağını düşünüyorum. Çünkü takımı bir teknik direktör gibi içeriden idare ediyor. 39 yaşındaki Emre Belözoğlu, Türkiye’deki bu futbol anlayışına göre 69 yaşına kadar oynayabilir.

Ahmet Çakar: Gustavo’nun kesicilik ve defansif yönü çok iyi ama topla oyuna girerken zorlanıyor. Sezon başından beri eleştirilen, neredeyse 4 adamın üçünün farklı mevkilerde oynadığı Fenerbahçe defansı neredeyse tek pozisyon vermedi. İlk yarıda atılan ve Altay’ın çok iyi kurtardığı şut dışında çok rahattılar. Vedat Muriqi golcülüğü dışında da çok kuvvetli bir oyuncu. Süratiyle, özellikle gücüyle rakip defansı yıpratıyor. Koskoca 90 dakika tüm kontrol Fenerbahçe’deydi. Zaman zaman oyunu kendi yarı alanında kabul etseler de Fenerbahçe beni pozitif anlamda çok şaşırttı.

OYUNCULAR STRESLİ, ACABA HATA YAPAR MIYIM? DİYE

Rıdvan Dilmen: Fenerbahçe 1 ve 2. bölgede daha önce yaptığı hataları yapmadı ama 3. bölgede son pasları çok kötü yaptı. Bunları düzgün yapmış olsaydı çok kolay bir deplasman galibiyeti elde ederdi. Fenerbahçeliler şunu düşünüyor olabilir. Rodrigues olsaydı biz onları mahvederdik ama o zaman Mariano daha verimli olabilir miydi ? Mariano’yu hatırlayalım, durmadan sağdan bindiriyordu. Tolga onla beraber gidip geliyor. Türkiye’de koşu devamlılığı en iyi 5 oyuncudan bir tanesidir Tolga.

Ercan Taner: Derbi ne demek? Pozisyon dolu, seyircilerin heyecanla ayağa kalktığı, unutulmaz maç demek. Galatasaray-Fenerbahçe derbisine bakıyorsunuz, oyuncular stresli, “Acaba hata yapar mıyım?” diye… Teknik adamlar da diğer maçları düşünüyor, sanki kaybetmek istemiyorlar. Ön plana çıkan ise futbolcuların kasıtlı ve sert hareketlerden kaçınmaları oldu. Galatasaray, ‘Falcao’yu kullanabiliyor mu?’ bu derbide onu çok merak ettim. Bence hayır! Falcao çok yalnız kaldı. Bunun en önemli sebebi hem kanatların hem de orta alanın Falcao’yu bir türlü düşünememesiydi. Bu şekilde oynarsanız Falcao yalnız adamı oynar.

BİR KAZAYA GELMEYELİM KAFASI VARDI

Mehmet Demirkol: Mehmet Demirkol, Fanatik || İkinci yarıda pek bir şey olmadı. Son saniyede Kruse’nin kötü kafası. Ofsayt olduğu için geçerli olmayan Falcao’nun şahane şutu. Bir penaltı tartışması. İlk yarının vaat ettiklerinin dışında bir oyundu. Sahadaki birkaç istisna dışında bir kazaya gelmeyelim kafası vardı daha çok.

Cem Dizdar: Cem Dizdar, Fanatik || Esasen maç, iki takımın stoperlerini koruma maçı biçiminde akıp gitti. Ülkenin en çok para harcayıp en sükseli oyuncularına sahip iki takımının vasatı aşamayan maçını izledik hep birlikte. Samimiyetle soruyorum, ‘’Yabancı futbolcular ligimize kalite getirdi’’ demagojisi daha ne kadar sürdürülecek? Örneğin gol atıcılar, Falcao ile Muriç neredeydi? Onlar mı vasattı yoksa onları oyuna sokamayan teknik adamlar mı? Ülke futbolunun gerçek soruları bu ve bunlara benzer sorular olmamalı mı?

medyabold
Devamını Oku »

‘Katil Devlet’ demek Kaftancıoğlu ve Şık’a yasak Nagehan Alçı’ya serbest

Nagehan Alçı’nın televizyonda, Canan Kaftancıoğlu ve Ahmet Şık’ın ceza aldığı ‘Katil devlet’ söylemini aynen kullanması ve hakkında işlem yapılmaması sosyal medyada tepki çekti.

BOLD – Habertürk televizyonunda katıldığı bir programda ‘Katil devlet’ ibaresini kullanan Nagehan Alçı, sosyal medyada gündem oldu. Daha önce aynı ifadeleri kullanan CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ve HDP Milletvekili Ahmet Şık ceza almıştı. Sosyal medya kullanıcıları yaptıkları paylaşımlarla, hukukun eşitlik ilkesine atıfta bulunarak, Alçı’nın da yargılaması istedi.

KAFTANCIOĞLU VE ŞIK CEZA ALMIŞTI

‘Katil devlet’ ifadeleri yüzünden farklı dönemlerde yargılanan Kaftancıoğlu ve Şık için mahkeme, paylaşımların ifade özgürlüğü kapsamını aşacak ve TCK’nın 101. maddesinde düzenlemeyi ihlal edecek nitelik ve boyuta ulaştığına hükmetmiş ve iki siyasetçiyi cezalandırmıştı.

SADECE YANDAŞIN MI HAKKI?

Gazeteci İsmail Saymaz da hukuktaki çifte standardı işaret etti. Saymaz, ifade hürriyetinin sadece iktidar yanlılarının hakkı olmadığını belirtti. ”Katil devlet, ifadesi yüzünden CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ve gazeteci Ahmet Şık ceza aldı. Hukuk herkese eşit uygulanmalı. Bir ifade ya suçtur ve cezalandırılmalıdır ya da değildir, kimse yargılanmamalıdır. İfade hürriyeti sadece iktidar yanlılarının hakkı mıdır?’ diye sordu.

medyabold
Devamını Oku »

AKP, kötü ekonomi ve zamlar nedeniyle erken seçimden kaçıyor

AKP kulislerinde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın erken seçime soğuk baktığı yorumları yapılıyor. En önemli sebep ise, ekonominin kötü gidişatı, vatandaşın zamlara sandıkta tepki göstererek erken seçimde iktidarı değiştirebileceği korkusu…

BOLD – CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Erken seçim talebi siyasilerden çok vatandaşlardan geliyor. Bu talep dipten gelen bir dalga gibi Saray’ın da karşısına çıkacak. Saray ülkeyi yönetemediğini görecek ve zorunlu olarak erken seçime gitme ihtimali çok yüksek” sözleriyle siyasetin gündem maddelerinden biri yeniden erken seçim tartışmaları oldu. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çıkışı üzerine yapılan 24 Haziran seçimi hariç, 17 yıllık iktidarı boyunca erken seçimle ilgili tavrının net olduğuna dikkat çeken AKP kurmayları, bugün de aynı tavrını sürdürme eğiliminde olduğunu kaydediyor.

Cumhuriyet’in haberine göre, parti kulislerinde, erken seçimle ilgili şu değerlendirmeler yapılıyor:

ESKİSİ GİBİ KOLAY DEĞİL

Eskisi gibi kolay değil: Seçim kararını ya Cumhurbaşkanı ya da Meclis beşte üç (360) çoğunlukla alabiliyor. Her iki halde de alınacak seçim kararı sonucunda Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimi birlikte yapılıyor. Anayasaya göre Cumhurbaşkanı, iki dönem seçilebiliyor. İkinci döneminde TBMM’nin seçim kararı alması durumunda üçüncü kez aday olabiliyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bugünlerde bir seçim kararı alması demek, ilk döneminin yaklaşık 4 yılını silmesi demek anlamına gelir. Erdoğan’ın zorunlu olmadıkça böyle bir karar vermesi beklenmiyor.

SEÇİMİ GÜNDEME GETİREN PARTİ TEPKİ ALIR

Meclis’in seçim kararı alabilmesi içinse ne Millet İttifakı ne de Cumhur İttifakı’nın tek başına sayısı yetiyor. Ancak iktidar ya da muhalefetin seçim önerisini TBMM’de gündeme getirmesi durumunda “Seçimden kaçıyor” görüntüsü oluşmaması için ortak bir karar alınması mümkün olabilir. Seçimi gündeme getirecek partilerin, 17 yıl boyunca 15 seçim görmüş ve bıkkınlık yaşayan vatandaşın tepkisi çeker.

ZAMAN VE ZEMİN UYGUN DEĞİL

Ekonomide durgunluk devam ediyor. Seçim sonrasına ertelenen zamlarla birlikte ekonomideki olumsuz gelişmelerin vatandaşa yansıması daha da artmış durumda. Bu haldeyken seçime gidilmesi demek, partinin daha da zayıflayarak çıkması anlamına geleceği gibi Cumhurbaşkanlığı seçiminin kaybedilerek iktidardan düşülmesi gibi bir sonucu getirebilir.

YENİ POLİTİKALARIN ETKİSİ ÖLÇÜLÜR

Erdoğan, özellikle yenilenen İstanbul seçiminde alınan sonucun ardından parti içinden de gelen “Parti fabrika ayarlarına dönmeli, kutuplaştırıcı değil kucaklayıcı politikalara dönülmeli” eleştirileri üzerine bazı adımlar atmaya başladı. Muhalefet partilerin belediye başkanlarını ayırmaksızın tüm büyükşehir belediye başkanlarıyla toplantı yapması ilk adımdı. Ancak bu adımların başka politikalarla sürdürülmesi bekleniyor. Yargı paketleri de TBMM gündemine getirilmeye başlanacak. Bu adımların partiye nasıl döneceğinin ölçümleri mutlaka yapılır.

KONGRE ETKİSİ

Erdoğan, bugüne kadar seçimlere yenilenmiş ve dinamizm kazandırılmış teşkilatlarla girdi. Olağan kongre süreci 1 yıl öne çekildi; belde ilçe ve il kongrelerinin tamamlanıp büyük kongrenin yapılması 2020 yılının sonunu bulabileceği gibi 2021 yılına da sarkabilir. Erdoğan, kongreleri tamamlamadan seçime gitmek istemez. Kongreler tamamlanmadan gidilecek bir seçimde teşkilatların çalışma temposunda sıkıntı yaşanabilir. Yaptırılan anketlerde seçimin kazanılması konusunda bir tablo görülmediği sürece ve zorunlu kalınmadıkça seçimin erken yapılması olası görünmüyor.

YENİ PARTİLERİN OY POTANSİYELİ ÖLÇÜLMELİ

Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ın kuracağı partilerin oy potansiyellerinin ne olacağı, yeni bir ittifak bloku mu oluşturacakları yoksa Millet İttifakı’na mı eklemlenecekleri konusu önemli. Özellikle Babacan ekibi, 24 Haziran’da Erdoğan’a karşı partilerin konsensüsüyle Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı adayı olması senaryosunu ilk seçimde gerçekleştirebilmek için bir çaba içine girecektir. Bu durum Millet İttifakı’nda krize yol açabilir. Bunun görülebilmesi için zamana ihtiyaç var.

Mavi Marmara yaralıları için tazminat yolu açıldı: Muhatap Türkiye Hükumeti

 

medyabold
Devamını Oku »

Doğu Perinçek’e göre 2020 sonbaharında seçim var

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, AKP’de yaşanan kopuşları ve iktidarın ekonomi yönetimini değerlendirdi. “2020 sonbaharında erken seçim görüyorum” dedi.

BOLD – CNN Türk’te Hakan Çelik’in sunduğu Hafta Sonu programına konuk olan Doğu Perinçek, Gül-Babacan ve Davutoğlu’nun aktif siyasete dönüşleri ile ilgili konuştu. AKP’nin 2002 yılında Amerikan projesi olarak geldiğini söyleyen Perinçek, bu isimlerin Türkiye’nin BOP eş Başkanlığı kalıntıları olduğunu öne sürdü.

POWELL İLE GİZLİ ANLAŞMA İDDİASI

Avrasya’ya yüzünü dönenler ve Batı’da kalan olarak AKP’nin ikiye bölündüğünü söyleyen Perinçek, Gül- Babacan ve Davutoğlu için ‘Milli değiller’ dedi. Abdullah Gül’ün 24 Mayıs 2003 yılında Vatan gazetesine verdiği mülakatta Colin Powell’la gizli bir anlaşma yaptığını söylediğini dile getiren Perinçek, Tayyip Erdoğan’ı anlaşmayı açıklamaya davet etti.

KUVVET KOMUTANLARI BİLİYOR

2 sayfa 9 maddelik gizli anlaşmanın içeriğini dönemin komutanlarından öğrendiğini söyleyen Perinçek, anlaşmanın maddeleri arasında Kürdistan’a özerklik, Kıbrıs’ta da Rauf Denktaş’ı tasfiye gibi maddeleri içerdiğini ileri sürdü. “Anlaşman 2014’ten sonraki süreçte yerle bir olduğu için Gül, Babacan ve Davutoğlu, AKP’den koptu” iddiasında bulundu. Perinçek, eski AKP’li 3 ismi suçlayarak, “15 Temmuz başarılı olsaydı, bu isimler hükumette önemli yerlerde olacaklardı. Yenildiler. AKP, içindeki ABD’den, FETÖ’den temizleniyor” dedi

EKONOMİ KIRILGAN

AKP’nin ekonomi yönetimini de eleştiren Perinçek, üretim ekonomisine geçemeyen AKP’nin yüksek faizli borçlanarak çıkış aradığını söyledi. Seçim tahmininde de bulunan Perinçek, ”Kırılgan ekonomi yüzünden 2020 sonbaharında seçim ihtimali görüyorum. Ekonomi zorluyor. AKP, bu ekonomi ile tek başına yönetemez. Bunu kendisi de görüyordur” şeklinde konuştu.

Vahit Kiler’den skandal torpil itirafı: “KPSS gerekiyor ama bakana rica ettik, kabul etti”

medyabold
Devamını Oku »

“Cumhurbaşkanı Kürtleri hedef gösteriyor, AKP Kürt düşmanlığı yapıyor”

HDP Milletvekili Sıddık Taş, son günlerde Batı şehirlerinde Kürtlere yönelik saldırıların arttığını belirtti. “AKP hükumeti, Kürt düşmanlığı üzerinden varlığını sürdürmeye çalışıyor. Cumhurbaşkanı, ayrıştırıcı, şiddet içerikli ve Kürtleri hedef gösteren bir dil kullanıyor” dedi.

BOLD – Tekirdağ’ın Çerkezköy ilçesinde Kürt olduğu öğrenilen 3 genç, saldırının ardından hastaneye kaldırıldı. HDP Siirt Milletvekili Sıddık Taş, Twitter hesabından, Edirne’de yaşandığı belirtilen olaya ilişkin bir videoyu paylaştı. Taş, olayın 23 Eylül’de yaşandığını belirterek, çocuğun akıbetinin belli olmadığını ve kendisine ulaşmaya çalıştıklarını söyledi.

‘ERDOĞAN HEDEF GÖSTERİYOR’

MA’nın haberine göre, Kürtlere yönelik yaşanan bu saldırıların nedeninin hükumet olduğunu kaydeden Taş, “Özellikle Cumhurbaşkanı’nın kullandığı dildir. Cumhurbaşkanı, ayrıştırıcı, şiddet içerikli ve Kürtleri hedef gösteren bir dil kullanıyor” dedi. Kullanılan bu dilden dolayı bazı kimselerin kendilerine vazife çıkardığına dikkat çeken Taş, Kürtlere ve muhalif kimselere saldırıların yaşandığını dile getirdi.

img

LİNÇ İSTENİYOR

Özellikle batı illerinde ve metropollerde yaşayan Kürt halkı başta olmak üzere bölgeden giden mevsimlik işçilere yönelik saldırıların yaşandığını vurgulayan Taş, yurttaşların her türlü hakaret ve şiddete maruz kaldığını ifade ederek, insanların linç edilmek istendiğine vurguladı. “Kürt halkının kurumlarına, evlerine, iş yerlerine ve insanlarına yapılan bu faşist ve ırkçı saldırılar kabul edilemez” diyen Taş, her zaman bu saldırıların karşısında olacaklarını ifade etti.

KÜRT DÜŞMANLIĞI

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın HDP’yi “terörize” eden bir dil kullandığının altını çizen Taş, “AKP hükumeti Kürt düşmanlığı üzerinden varlığını sürdürmeye çalışıyor. Milliyetçi, ırkçı ve faşist kesime hitap ederek ömürlerini sürdürmek istiyorlar. AKP hükumeti Kürtleri ne kadar hedef haline getirirse getirsin miadını doldurdu. Tek adam rejimi iflas etti. Bu rejim Türkiye gerçekliğine cevap olamaz. Bu zihniyet ve mantıkla Türkiye’yi yönetemezler” diye konuştu. İktidarın bu kullandığı ayrıştırıcı dili bırakması gerektiğini belirten Taş, batı illerde yaşayan Kürt halkının da daha dikkatli olması gerektiğini söyledi.

Mahkumların çizip mektupla gönderdiği karikatür kitabına cezaevi yasağı

medyabold
Devamını Oku »

AKP’liler lüks araçların araştırılmasına karşı çıkınca İstanbul Büyükşehir karıştı

İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinde ihtiyaç fazlası araçları araştırmak için kurulan komisyonda CHP ve İyi Partililer lüks otomobillerin de incelenmesini isteyince AKP’liler kavga çıkardı.

BOLD – Yenikapı’da sergilenen ihtiyaç fazlası araçlar, İBB Meclisi’nde Eylül ayında tartışmalara neden oldu. Bu araçları araştırmak için kurulan komisyonun toplantısında ise kavga çıktı. Belediye koridorlarına taşan kavgaya, AKP’li meclis üyelerinin, CHP’nin iki seçim arasında iade edilen çoğu lüks kategorisindeki araçların da araştırılmasını istemesi neden oldu.

Özlem Güvemli’nin Sözcü’de yazdığı habere göre, araştırma komisyonu; mevcut Ulaştırma ve Trafik Komisyonu ile Kent Ekonomisi Komisyonu üyelerinden oluşturuldu. 10 AKP’li, 4 CHP’li, 2 İyi Partili olmak üzere 16 üyeden oluşan komisyon ilk toplantısını yaptı ve izlenecek yöntemler konuşuldu.

KORİDORA ÇIKIP BAĞIRDI

İkinci toplantıda ise CHP ve İyi Parti, iki seçim arasında iade edilen ve büyük kısmı lüks araçlardan oluşan 524 aracın da araştırılmasını istedi. AKP grubu buna itiraz etti ve İmamoğlu göreve geldikten sonra yapılan İSKİ araç ihalesinin araştırılmasında ısrar etti. CHP ve İyi Parti bunu kabul etti ancak iki seçim arası iade edilen araçlar konusunun da gündeme alınmasını istedi. AKP’li Meclis Üyesi Serkan Duran ile CHP’li Meclis Üyesi Ali Haydar Kahraman arasında bu konuyla ilgili gerginlik yaşandı.

AKP’li Duran komisyon odasının kapısını çarparak koridora çıktı. Duran, Kahraman’ı da dışarı çağırıp bağırmaya başladı. Güvenlik görevlileri ve çalışma halindeki diğer komisyonların üyeleri de gürültüyü duyup koridorda toplandı. Daha sonra ortam sakinleşti ve toplantı devam etti. Ancak iki seçim arası iade edilen kiralık araçlarla ilgili talep hakkında bir işlem yapılmadı.

İKİ SEÇİM ARASI 104 LÜKS ARAÇ ALDILAR

Yenikapı’da günlerce sergilenen ve ihtiyaç fazlası olduğu tespit edilen 730 araç 8 Eylül günü kiralandığı şirkete iade edilmeye başlanmıştı. İBB Genel Sekreteri Yavuz Erkut, Yenikapı’da 730 araç toplandığını, iki seçim arasında da 524 kiralık aracın iade edildiğini tespit ettiklerini açıklayarak toplam bin 247 aracın ihtiyaç fazlası olduğu için sistem çıkarıldığını duyurmuştu. İki seçim arası iade edilen 524 aracın 104’ünün lüks sınıfta olduğu ortaya çıkmıştı. Yenikapı’daki “israf sergisi” İBB Meclisinde de tartışılmış ve sonunda oy birliği ile bu konuda bir araştırma komisyonu kurulması kararlaştırılmıştı.

Üniversitenin 122 bölümünde 13 yıldır öğrenci olmadığı ama personele maaşların tıkır tıkır ödendiği anlaşıldı

medyabold
Devamını Oku »

Mavi Marmara yaralıları için tazminat yolu açıldı: Muhatap Türkiye Hükümeti

Mavi Marmara olayında yaralananlarla ilgili Yargıtay önemli bir karar verdi. Mağdurların tazminat başvurusu yerel mahkemeler tarafından İsrail’le yapılan anlaşma gerekçe gösterilerek reddedilmişti. Yargıtay bu kararı bozdu ve muhatabın Türkiye Hükümeti olduğuna karar verdi.

BOLD-Gazze’ye insani yardım götürmek amacıyla İstanbul’dan hareket eden Mavi Marmara gemisi ve bir grup aktivist, Akdeniz’in uluslararası sularında 31 Mayıs günü İsrail askerinin müdahalesi ile karşılaşmıştı. Yaşanan baskında 10 kişi hayatını kaybetmiş ve çok sayıda insan yaralanmıştı. Olayda hayatını kaybedenlerin ailelerine tazminat ödendi fakat yaralananlara herhangi bir tazminat ödenmedi. Olaydan yaralı kurutulanlar, tazminat talebiyle davacı oldu.

YARGITAY, YEREL MAHEKEMELERİN VERDİĞİ KARARI BOZDU

Mavi Marmara olayı mağdurlarının yerel mahkemelere başvurduğu tazminat davaları, saldırının uluslararası sularda meydana gelmesi ve mahkemenin başka bir devleti yargılama yetkisinin bulunmadığı gerekçeleriyle reddedildi. Kararın temyizi yapan Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, yerel mahkemelerin verdiği kararı bozdu. Kararın gerekçesinde İsrail’le 2016’da yapılan anlaşmanın 5. maddesine atıf yapılarak, “Herhangi bir Türk gerçek veya tüzel kişisi tarafından yapılacak başvurularda muhatap Türkiye hükümetidir” denildi.

Yargıtay’ın kararında, Türkiye ve İsrail hükümetleri arasında yapılan görüşmeler sonucunda, “Türkiye Cumhuriyeti ile İsrail Arasında Tazminata İlişkin Usul Anlaşması” isimli anlaşma imzalandığı, anlaşmanın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanunun ise 20 Ağustos 2016’da kabul edildiği, Bakanlar Kurulu tarafından da onaylanan anlaşmanın 9 Eylül 2016’da yürürlüğe girdiği hatırlatıldı.

Anayasa’nın “Milletlerarası Andlaşmaları Uygun Bulma” başlıklı 90. maddesi gereğince usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmaların kanun hükmünde olduğu aktarılan kararda, anlaşma hükümlerinin derdest davalarda da uygulanabileceği belirtildi.

TÜRKİYE İLE İSRAİL ARASINDA YAPILAN ANLAŞMAYA ATIF YAPILDI

Ayrıca Yargıtay’ın verdiği kararda atıf yapılan 5. maddeye göre, “Herhangi bir Türk gerçek veya tüzel kişisi tarafından veya bu kişiler adına, İsrail hükümeti veya gerçek veya tüzel kişilerine karşı herhangi bir para talebi öne sürülmesi veya taleplerin sürdürülmesi halinde, İsrail hükümeti, onun adına hareket edenler ve/veya İsrail vatandaşlarının tüm kayıpları, masrafları, hasarları ve/veya harcamaları Türk hükümeti tarafından karşılanacaktır” hükmünün yer aldığı vurgulandı.

Yapılan anlaşma kapsamında yerel mahkemenin, İsrail devleti aleyhine yapılmış tazminat taleplerinde Türkiye Cumhuriyeti Maliye Hazinesinin davaya dahil edilmesi gerektiği ifade edilen kararda, İsrail ile Türkiye arasındaki anlaşmanın maddeleri değerlendirilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği kaydedildi.

Yerel mahkemeler Mavi Marmara mağdurlarının açtığı davalarda İsrail ile yapılan anlaşmayı aleyhte yorumlayarak tazminat ödenmemesine hükmetmişti.

Mahkumların çizip mektupla gönderdiği karikatür kitabına cezaevi yasağı

medyabold
Devamını Oku »

Mahkumların çizip mektupla gönderdiği karikatür kitabına cezaevi yasağı

Cezaevlerindeki sakıncalı yayın denilerek konulan kitap yasaklarına yenisi eklendi. Tutuklu ve hükümlülerin çizdiği karikatürlerinden oluşan “Duvarları Delen Çizgiler” adlı kitap mahkeme kararı olmadan 4 cezaevi tarafından sakıncalı bulunarak yasaklandı.

BOLD – Mersin’de yaşayan ve cezaevlerindeki siyasi tutuklularla mektup ağı oluşturan “görülmüştür.org” girişimini koordine eden yazar Adil Okay, kitaplarının keyfi kararlarla cezaevlerine alınmadığını, cezaevi idarelerinin herhangi bir mahkeme kararı olmamasına rağmen kitaplarını “yasak yayın, sakıncalı yayın” ilan ettiğini söyledi.

Abidin Yağmur’un Cumhuriyet’te yazdığı habere göre, İnsan Hakları Mersin Şubesi’nde basın toplantısı düzenleyen Okay, cezaevlerinde kitaplara uygulanan yasakları anlattı. Arkası Yarın adlı romanını, Maltepe Cezaevi’nde yatmakta olan Sinan Bülbül adlı hükümlüye gönderdiğini, cezaevi eğitim komisyonunun kitabı “sakıncalı” bulduğunu kaydeden Okay, “Bunun üzerine Sinan Bülbül infaz hâkimliğine başvuruyor. İnfaz hâkimliği de kitabı sakıncalı bulunca Bülbül Anadolu Ağır Ceza Mahkemesi’ne itiraz ediyor. Ağır ceza mahkemesi de yasağı kaldırıyor. Yani Sinan Bülbül, benim bir kitabımı okuyabilmek için aylarca mahkemelerle uğraşıyor” dedi.

CEZAEVLERİNDEN ÇIKAN ÇİZGİLERE KEYFİ YASAK

Cezaevlerinde kalan 22 tutuklu ve hükümlünün karikatürlerinden oluşan “Duvarları Delen Çizgiler” adlı karikatür albüm kitabının da şu ana kadar 4 cezaevi idaresi tarafından “sakıncalı” bulunduğunu, tutuklulara verilmediğini ifade eden Adil Okay şunları söyledi: “Bu kitapta yer alan karikatürler zaten cezaevinde çizildi. Cezaevlerinin mektup inceleme komisyonları bu karikatürleri inceledi ve karikatürler dışarı çıktı, bize ulaştı. Cezaevlerinden çıkan çizgiler bu kez de cezaevine alınmıyor. Yasalar açık. Herhangi bir mahkeme kararı yoksa kitaplar her yere girebilir, cezaevinde de okunabilir. Ama burada keyfi yasak uygulanıyor.”

Bostancı: “İnfaz düzenlemesi henüz taslak aşamasında”

medyabold
Devamını Oku »

Vahit Kiler’den skandal torpil itirafı: “KPSS gerekiyor ama bakana rica ettik, kabul etti”

AKP Bitlis Milletvekili Vahit Kiler, Adalet Bakanlığının personel alımına müdahale ettiğini şöyle anlattı: “KPSS gerekiyor ama Allah razı olsun bakanımızdan; talimat verdi ve tamamen Bitlisli gençleri alacağız.”

BOLD – Seçim bölgesinde Bitlisliler ile buluşan, AKP Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in, torpili itiraf ettiği bir videosu ortaya çıktı. Videoda, Bitlisli hemşehrilerine iş sözü veren Vahit Kiler’in skandal konuşmaların odağında Adalet Bakanı Abdülhamit Gül de vardı. Vahit Kiler, Bitlis Ahlat’ta 2018’de yapımı tamamlanan cezaevine 240 infaz koruma memuru alımı yapılacağını, alımların KPSS 70 taban puanı ile olmasına rağmen, Bakan Gül’e, cezaevine alınacak memurların Bitlisli olmasını rica ettiğini söyledi. Kiler, Adalet Bakanı Gül’ün kendisini kırmadığını da aktardı.

“BİTLİSLİLER ALINACAK”

Kiler’in torpili itiraf ettiği konuşmasında, cezaevi için il dışından da yüzlerce başvuru olduğunu vurgulayarak şunları söyledi, ”Türkiye’nin her şehrinden başvuran insan var. Çünkü KPSS ile alınıyor ama biz özel olarak bakanımızdan rica ettik, alacağımızın tamamını Bitlis’in ve Bitlis’in ilçelerinden olmak üzere değerlendirelim diye…KPSS gerekiyor ama Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’den rica ettim o da kabul etti. Allah razı olsun Bakanımızdan o da talimat verdi ve tamamen Bitlisli gençleri alacağız dedi. Burada görev yapan bütün arkadaşlarımızın da tek bir arzusu var gençlerimizi işsizlikten kurtarmak.”

Ortaya çıkan görüntülerdeki skandal torpil itirafı, sosyal medyada tepkilere neden oldu.

‘Polis, Kürtçe türkü söyleyen Dodan’ın elinden mikrofonu aldı’ iddiası

medyabold
Devamını Oku »

Kışlada yemekten zehirlenen 143 komando hastaneye kaldırıldı

Sakarya’da komando tugayında 143 asker yemekten zehirlendi. Komandolardan 7’sinin hastanede tedavilerinin sürdüğü aktarıldı. Durumu ağır olan askerin bulunmadığı bildirildi.

BOLD – Sakarya’da bulunan 7’nci Komando Tugay Komutanlığına bağlı Taşkısığı Kışlası’nda askerler, akşam yemeği sonrası rahatsızlandı. Ambulanslarla Yenikent Devlet Hastanesi’ne götürülen askerler, muayenenin ardından gıda zehirlenmesi şüphesiyle tedaviye alındı. Yemekten numuneler alınarak tahlile gönderildi. Sakarya valiliği, 143 askerin hastaneye kaldırıldığını ve durumlarının iyi olduğunu açıkladı. Valilik şu açıklamayı yaptı:

LABORATUVAR TETKİKLERİ SÜRÜYOR

“Cumartesi günü öğlenden sonra hastanelerimize askerlerimizin bulantı, kusma, ishal ve ateş şikâyetleri iletilmeye başlamıştır. Gerekli personel takviyeleri yapılarak ilk müdahaleler yapılmış, müşahedeyi gerektirenler uygun alanda takip altına alınmış, durumu iyi olanlar tedavilerini müteakip birliklerine gönderilmiştir. Başvuranlardan alınan kan ve gaita örnekleri ile yenilen yemeklerden alınan numunelerin laboratuvar tetkikleri devam etmektedir. Durumu ağır olan askerimiz bulunmamaktadır. Saat 22.30 itibarıyla toplam başvuru 143 olup bunlardan 63’ü ayaktan tedavi edilerek taburcu edilmiştir. 73’ü müşahede altına alınmış 7’sinin ise yatırılması uygun görülmüştür.”

Üniversitenin 122 bölümünde 13 yıldır öğrenci olmadığı ama personele maaşların tıkır tıkır ödendiği anlaşıldı

medyabold
Devamını Oku »