Seçimlere 2 gün kaldı. Anket sonuçlarına sürprizler yaşanabilir, AKP Ankara başta olmak üzere hiç beklemediği büyükşehirde başkanlık koltuğunu kaptırabilir. Gazeteci Fehmi Koru, kendi sitesinde yayınladığı yazdı iktidar cephesinin, 31 Mart günü gidilecek seçimi kendileri için “Ya herro, ya merro” kıvamına getirmeyi tercih ettiğini söyledi. Koru: ”Hatta daha da ileriye giderek, kaybı durumunda ülkenin güvenliğinin tehlikeye düşebileceği eksenli bir ‘beka’ tartışması başlattı’’ dedi. Artık herkesin kolaylıkla terörist diye yaftalandığını yazan Koru ilginç bir noktaya daha dikkat çekiyor: “: ”Güle oynaya gitmeyi umduğumuz sandığa korka korka gidebileceğiz. Attığımız oylar toplamda iktidar cephesinin arzuladığından daha aşağıda kalır ve hele önem verilen büyük kentlerin belediye başkanlıkları muhalif adaylar tarafından kazanılırsa, bu sonucu doğuranlar olarak ‘teröristlere yardımcı olmak’ suçlamasına muhatap hale gelmek de mümkün”
fehmikoru.com‘da yayınlanan yazınını bir bölümü şöyle:
Yerel seçim oldu mu bize genel seçim.
Ancak bizde bu defa pek öyle olmadı.
Önce başta Ankara, İzmir ve İstanbul olmak üzere bazı kentlere iktidar cephesi (AK Parti ve MHP) tarafından dışarıdan aday ithal edildi. Biri başbakanlık yapmış ve TBMM başkanı olmuş, diğer ikisi bakanlık koltuklarını doldurmuş isimler…
Eh, onların aday gösterildikleri kentin insanlarını tanıyıp kendilerini tanıtmaları, onları aday gösterenlerin de böyle bir tercihte neden bulunduklarını anlatmaları gerekiyor…
Yerel seçimde kazanmak ve kaybetmenin ülkede iktidar değişikliğine yol açması herhalde düşünülemez. O, bir genel seçim sonucunun yol açabileceği bir gelişme. Hatta 7 Haziran 2015 seçimi sonrasında yaşandığı üzere, genel seçimi kaybetmek bile, bizim ülkemizde iktidardan düşmeyi gerektirmiyor. Ufak tefek siyasi atraksiyonlarla seçimi yenileme kararı alındı 7 Haziran sonrasında ve üzerinden altı ay bile geçmeden gidilen yeni seçimle iktidarın takviyesi sağlanabildi.
BİLGİ NOTLARI BEKA TEZİNE MAMA YAPILDI
Durum genel seçimde bile bu iken, iktidar cephesi, 31 Mart günü gidilecek seçimi kendileri için “Ya herro, ya merro” kıvamına getirmeyi tercih etti. Hatta daha da ileriye giderek, kaybı durumunda ülkenin güvenliğinin tehlikeye düşebileceği eksenli bir ‘beka’ tartışması başlattı. Kampanyanın fazlaca önemsenmediği fark edilince, istihbarat amacıyla toplandığı anlaşılan bilgi notları, medya aracılığıyla seçim piyasasına sürülerek, ‘beka’ tezine mama haline getirilebildi.
Güle oynaya gitmeyi umduğumuz sandığa korka korka gidebileceğiz. Attığımız oylar toplamda iktidar cephesinin arzuladığından daha aşağıda kalır ve hele önem verilen büyük kentlerin belediye başkanlıkları muhalif adaylar tarafından kazanılırsa, bu sonucu doğuranlar olarak ‘teröristlere yardımcı olmak’ suçlamasına muhatap hale gelmek de mümkün…
ARTIK HERGANGİ BİR KİŞİ KOLAYCA TERÖRİST YAFTASI YİYEBİLİYOR!
Biliyorsunuz, bir süredir, ‘terörist olmak’ için bir terör örgütüyle doğrudan ilişkili olmak gerekmiyor ülkemizde; herhangi bir kişi Batı’da bazı çevrelerce çok iyi bilinen ‘altı derecede ayrılık’ (‘six degree of separation’ deniyor bu kabule) kuramını andırırcasına kolayca ‘terörist’ yaftasını yiyebiliyor.
[Kurama göre, yeryüzündeki herhangi bir kimse yine yeryüzündeki bir başka kimseyle arada sayıları beşten fazla olmayan tanışlarla irtibatlı olabiliyor. Sadece altı adımda herkes herkesle irtibatlı. Kuramı ilk telaffuz eden 1929 yılında Macar Frigyes Karinthhy olmuş, ondan sonra MIT üniversitesinden ve IBM’den önemli isimler matematiksel olarak kuramın doğruluğunu kanıtlamaya çalışmış, işin içine deneyleriyle sosyologlar da girmiş, bu arada tez tiyatro eserleri ve filmlerde de konu edilmiş… Ben de zaten bu kuramı aynı adı taşıyan 1993 tarihli bir Amerikan filmi sayesinde öğrendim. Merak edenler konuyla ilgili açıklayıcıbir yazıya ve bayağı merak gıdıklayan filmle ilgili bilgiye göz atabilirler.]Herkes herkesle irtibatlı olabiliyor dünyamızda.
Seçime ‘hayati’ denildiği için hayati sonuç doğarsa…
Lafı uzatmayayım, meramım, bu seçimin herhangi bir yerel seçim olmadığı ve bu noktaya partilerin tavrı sebebiyle geldiğimiz; özellikle de iktidar cephesini oluşturan partilerin…
Konunun burasında sorulacak sorular var: Acaba seçmenler çevrelerinin yöneticilerini seçmekten çok öte bir görevin sahibi olduklarının farkındalar mı ve farkındaysalar bu onların umurunda mı? Farkına varıp bu yeni durumu önemseyenler iktidar cephesinin beklediği gibi mi yaklaşacaklar seçime yoksa tam tersine ellerine geçen ders verme amaçlı bir fırsat olarak mı bunu değerlendirecekler?
Hangisi?
Soruların cevabı hayati önemde.
Görüyorsunuz, yazımın sonunda ben de aslında çok daha basit bir sonuca yol açabilecek 31 Mart seçiminin ‘hayati önemde’ olduğu kanaatine varmış oldum.
Bunun için altı adım bile gerekmedi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder