15 Haziran 2019 Cumartesi

Yapılan son ankete göre Ekrem İmamoğlu, 5 puan farkla önde

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) 31 Mart’ta gerçekleşen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini iptal etmesinin ardından, 23 Haziran’da yenilenecek seçime ilişkin Sonar Araştırma yaptığı son anket çalışmasını paylaştı. Sonar’ın anketine göre, Ekrem İmamoğlu’nun oyu yüzde 52,3’ü buldu.

AKP’nin ve MHP’nin adayı Binali Yıldırım ile CHP ve İyi Parti’nin adayı Ekrem İmamoğlu, bugün saat 21.00’da gerçekleşecek canlı yayında karşı karşıya gelecek. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için yarışan iki adayın alacağı oy oranları ile ilgili araştırma yapan Sonar Araştırma Şirketi’nin Başkanı Hakan Bayrakçı, yaptıkları son anket çalışmalarına ilişkin verileri sosyal medya hesabından paylaştı.

Sonar Araştırma Şirketi’nin açıkladığı son ankette göre; Ekrem İmamoğlu, rakibi Binali Yıldırım’a karşı önde görülüyor. Sonar’ın paylaştığı anket 3 bin 400 kişiyle yüz yüze görüşme yöntemi ile yapıldı.

Açıklanan anket sonucunda Ekrem İmamoğlu’na oy vereceğini açıklayanların oranı yüzde 49,2 olurken, Binali Yıldırım’a oy vereceklerin oranı ise yüzde 43,9 oldu. Kararsızların oranı ise yüzde 2,5 olarak belirlendi.

Hakan Bayrakçı yaptıkları son araştırmada karasızların dağılımıyla Ekrem İmamoğlu’na 52.3 oy, Binali Yıldırım’a ise 46.7 oy çıktığını duyurdu.

Ankete göre Ekrem İmamoğlu seçimi 5 puan farkla kazanıyor.

Ekrem İmamoğlu’ndan Sabah yazarına: Sizin iktidarla ilişkiniz kadar benim Koç Holding ile ilişkim yok!

medyabold
Devamını Oku »

Almanya’dan Türkiye’ye ‘S-400’ çağrısı: ‘Kararı gözden geçirin’  

Türkiye’nin Rusya’dan önümüzdeki aylarda teslim alacağını duyurduğu S-400 hava savunma sistemleriyle ilgili Ankara ile Washington yönetimleri arasındaki kriz sürüyor. Gerilime ilişkin bir açıklama da Almanya’dan gelirken, S-400’lerin alımı konusunda Türkiye’ye uyarıda bulunuldu.

‘NE TÜRKİYE’NİN, NE DE NATO’NUN ÇIKARINA’

Almanya hükümetinin sözcü vekili Ulrike Demmer, “Hükümet, Türkiye’nin kararını transatlantik ittifaktaki konumu çerçevesinde bir kez daha gözden geçirmesinden memnuniyet duyacaktır” açıklaması yaptı.

Demmer, Rusya ile Türkiye arasında imzalanan S-400 anlaşmasının NATO içinde de “sürekli ve hararetli bir şekilde tartışılan bir konu” olduğunu belirterek, Rusya’dan savunma sistemlerinin ithal edilmesinin Türkiye’ye yönelik ABD yaptırımlarını devreye sokabileceğini hatırlattı. Sözcü Demmer, “Bu da ne Türkiye’nin ne de NATO’nun çıkarına olabilir” diye konuştu.

kronos
Devamını Oku »

Ortak yayını yapacak şirket tanıdık çıktı!

CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu ile AKP’nin Adayı Binali Yıldırım, 16 Haziran’da İsmail Küçükkaya’nın moderatörlüğünü yapacağı TV tartışmasına katılacak.

‘KAMERAMANLARIN İŞİNE SON VERMİŞTİ’ 

Programın canlı yayın hizmeti, Ekrem İmamoğlu’nun katıldığı CNN Türk yayınında elindeki israf rakamlarının yazılı olduğu belgeyi zoomlayarak ekrana verdikleri gerekçesiyle 4 kameramanın işine son verildiği iddiası ile gündeme gelen Özkan Prodüksiyon’a verildi.

Pazar günü yapılması planlanan canlı yayının teknik altyapısı ve personeli Özkan Prodüksiyon tarafından karşılanacak. Özkan Prodüksiyon, AKP ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın onlarca etkinlik ve mitinginin canlı yayın işini de üstlenmiş.

kronos
Devamını Oku »

İzmir Valiliği Onur Haftası etkinliklerini yasaklandı

İzmir Valiliği, 7. İzmir LGBTİ+ Onur Haftası kapsamında yapılması planlanan bütün etkinlikleri ve yürüyüşü yasakladı. Valilikten yapılan ilgili açıklama şöyle:

“2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu ve Uygulanmasına Dair Yönetmelik ile 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/A-C maddeleri gereğince ilimizde yaşayan insanların huzur ve güvenliğinin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyetin, kamu güvenliği ve esenliğinin sağlanması; milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması, olası şiddet ve terör olaylarının önüne geçebilmek amacıyla yapılması planlanan çeşitli etkinlikler Valiliğimizce yasaklanmıştır.”

kronos
Devamını Oku »

İşte Murat Uçar, neden? | Deniz İstanbullu

Tam üç yıldır Murat Uçar, bu soruyu kendi kendine soruyor fakat cevabını henüz bulamadı. Şimdi sıra sizde! Ona bu zulmün yaşatılmasında zerre kadar payı olanlar; lütfen cevap verin: Neden?

Neyle suçlandığını bilmeden, mahkemelerde doğru dürüst sorgulanmadan, bir insana bu kadar kötülüğü neden yapıyorsunuz? Çocuğunuzun, eşinizin, annenizin, babanızın ya da azıcık kaldıysa vicdanınızın sesine kulak vererek ‘neden’ diye sormanın vakti gelmedi mi?

40 yaşına gelmiş kendi halinde yaşayan birine, sebebini sizin dahi bulamadığınız uyduruk gerekçelerle her türlü hukuksuzluğu reva görmenin bir nedeni olmalı, öyle değil mi?

İki fotoğraf da Murat Uçar’a ait. Hani şu Irak’ta direnişçiler tarafından kaçırılıp kendi mezarını kazan, kafasına silah doğrultup infaz edileceği anı beklerken dahi korkmayan, kimsenini gitmek istemediği yerlerde haber kovalayan Murat’a… Fotoğraflardan biri birkaç gün önce çekilmiş, altında tarihi gözüküyor. Diğeri ise en fazla 4 yıl öncesine ait. Ben 20 yıldır tanıdığım, ekmeğimizi paylaşıp aynı kaptan su içtiğimiz arkadaşımı ilk fotoğrafta tanıyamadım. Murat’ı tanıyan ve uzun yıllar birlikte çalışmış başka bir arkadaşa cezaevinde çekilen bu fotoğrafı yolladım. WhatsApp’tan bir iki dakika içinde gelen cevap; ‘Kim bu’ oldu.

İşte yukarda gördüğünüz bu iki fotoğraf masum bir insana yaptığınız zulmün en açık delilidir.

İçim rahat etmedi, oturup Murat Uçar’ın twitter mesajlarını okudum. Acaba basit de olsa ‘herhangi suçlamaya neden olacak bir mesajı var mıdır’ diye. Gazeteciliği bırakalı hayli bir zaman olmuş Murat’ın en sorunlu mesajı; “Vakıfbank Antakya Şubesi’nde bekleyen 20 müşteri çalışan 2 banko var.” Okuduğum diğer tüm mesajlarda ise bugün onu zindana layık gören devlete övgü vardı:

“Devletin Reyhanlıya nasıl sahip çıktığını gördüm. Gurur duydum”…

“Yayladağı’nda görev yapan Jandarma Avrupa standartlarında çalışıyor”…

“Dün akşam devletin gülen yüzünü gördüm.Hatay valimiz ve eşi yetiştirme yurdunda çoçuklarla akşam yemeğinde birlikteydi.”

Şimdi, inandığım ve inandığınız tüm değerler adına ben soruyorum fakat benden daha fazla Murat’ın dünyalar güzeli iki evladı soruyor: Neden?

Kendi mezarını kazan gazeteci



DENİZ İSTANBULLU
Yazının Kaynağı: DENİZ İSTANBULLU – kronos news https://kronos23.news/tr/iste-murat-ucar-neden/
Devamını Oku »

Two Bloomberg reporters face jail time for reporting on the lira’s fall

Two Turkish reporters of Bloomberg could receive up to five years in prison for reporting on the sharp decline in the Turkish lira in August 2018, according to a news report by Reuters on Friday.

An indictment from Turkey’s Banking Regulation and Supervision Agency (BDDK), which demands a jail sentence for two Bloomberg reporters and 36 other people, has been accepted by a criminal court in Istanbul.

According to the Reuters’ report, the indictment is in relation to a Bloomberg article dated August 2018 that is about the effects of a sharp decline in the Turkish lira and how authorities and banks were responding.

Last year, the Turkish lira shed nearly 30 percent due to worries over the Turkish central bank’s independence and the country’s tense ties with the United States, which brought about a currency crisis.

Kerim Karakaya and Fercan YalinKilic, the two Bloomberg reporters, may receive a jail sentence of between two and five years on charges of “trying to undermine Turkey’s economic stability.”

Reportedly, the indictment says that the other 36 defendants are blamed for their social media comments on the Bloomberg story or comments regarded to be critical of the Turkish economy.

The trial’s first session will be held on September 20, Bloomberg said in a report.

John Micklethwait, the Bloomberg Editor-in-Chief, said that he condemns the indictment issued against their reporters, who have reported: “fairly and accurately on newsworthy events.”

“We fully stand by them and will support them throughout this ordeal,” Micklethwait added.

Reuters stated that Turkey’s banking watchdog BDDK did not respond to requests for comment on the case.

Turkish Interior Ministry in 2018 indicated that it had tracked down 346 social media accounts that share posts about the exchange rate that it said created a negative perception of the economy.

The ministry also vowed to take legal measures against them but did not specify what these would be.

A number of people, including economists, journalists, and investors, held forth that the Turkish government, which failed to stop the rot in its economy, chose to punish those who reported on it.

“Turkish regime has always been aggressive about going after journalists, but going after a big foreign news agency is an escalation,” said Paul McNamara, a London-based investment director with GAM Investments, in a tweet on Friday.

McNamara, who specializes in emerging market bond and currency and hedge fund strategies, added: “Turkish government set fire to the economy, now seeking to imprison anyone who covered it.”

Nesrin Nas, an academic in economics and the former leader of the Motherland Party (ANAP), defined Turkey as a “dystopia” due to the situation of the Bloomberg journalists.

“Did they do this, too? That’s unbelievable. Quite a dystopia,” she tweeted, referring to the ruling Justice and Development Party (AKP).

“Those who report on the decline of the TL [Turkish lira] are guilty, those who make way for TL to decline are not guilty,” Erkin Sahinoz, a columnist for the Dunya daily, also stressed on his Twitter account.

Journalist Cuneyt Akman held forth that Kerim Karakaya was one of the most successful reporters covering finance, who also respects work ethic, that he has recently seen.

“Which political power gained anything out of judicial pressure on journalists?” he asked.

Economist Mustafa Sonmez, whose three tweets posted between August 10 and September 17 are also included in the BDDK indictment, spoke to the Independent Turkish service.

“If an economy falters due to such things [as critical news reports], shame on that economy! Therefore, the incident is extremely arbitrary and irrational. It is a deliberate move to threaten and silence those who criticize the economy, like us,” Sonmez argued.

The BDDK previously launched a probe into US-based investment bank JPMorgan Chase & Co. over “misguiding and manipulative” content after it advised clients to short the lira and warned about the central bank’s falling foreign currency reserves.

Turkey’s ruling party tightens grip on media control – report

The post Two Bloomberg reporters face jail time for reporting on the lira’s fall appeared first on IPA NEWS.



from IPA NEWS https://ipa.news/2019/06/15/two-bloomberg-reporters-face-jail-time-for-reporting-on-the-liras-fall/
Devamını Oku »

İmamoğlu’ndan yandaş basına: Ne işiniz var dedemin mezarında

CHP’nin İBB Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu, Bayrampaşa Meydanı’nda halkla buluştu. İmamoğlu, burada yaptığı konuşmada ilginç bir bilgiyi paylaştı. “Saygıdeğer Vali Bey’e buradan sesleniyorum” diyen İmamoğlu, doğduğu köyde yaşanan trajikomik olayı şöyle anlattı:

“Lütfen, gelip görevimize başlayana kadar milletin iradesine sahip çıkın. Taraflı olmayın. Kalkıp, orada yapılan iş ve işlemler üzerinden rakibime dönük sözüm ona prim yaptırıp algı yaratmayın. Zaten boş ama yapmayın. O öyle yapıyor. Onun üstü, benim namahremime girmeye çalışıyor. Ailemle yaptığım bir dinlenceyle ilgili yorum yapıyor. Daha acısını söyleyeyim mi. Burada paylaşıyorum. Benim köyüm, bir derenin içinde masum bir köy. Bizim köyümüzde yıllar yılı kimse evinin kapısını kilitlemez. Zaten 40-50 haneli bir köy. Herkes birbirini tanır. Benim köyümde herkes gurbette. Köyde insan çok az. 

‘BU İŞİN ADI NEBBAŞLIKTIR, MEZAR HIRSIZLIĞIDIR’

Komediyi anlatayım mı size? Akşam namazından sonra, hava karanlık. Bizim bir caminin yanında mezarlığımız vardır. Bir de rahmetli dedem 1977’de vefat ettiğinde onu defnettiğimiz aile mezarlığımız vardır. Bir bakar ki bir komşumuzla bir akrabamız, aile mezarlığımızda bir ışık. Bir gider bakarlar ki, bir TV ekibi çekim yapıyor. Yahu benim Gazi dedemle röportaj yapmaya mı geldiniz Allah’ın adamları. Allah size akıl versin. Hangi kanal anladınız değil mi? ‘Aaaa’ anladınız mı?! Aaaa ben şaşırdım. ‘Aaaa’ deyince herkes anladı. Sözlüğe baktım, bu işin adı ‘nebbaşlık’: Mezar hırsızlığı.”

‘BUNLARI YAPAN SÖZÜM ONA GAZETECİ’

“Köydeki bir büyüğümüz, kalkıp suç duyurusuna gitmiş” diyen İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: ”Utanıyorum. Bu memlekette koca koca insanların bu yaptığı iş ve işlemlere bir köşe yazarı da aynı grupta… Benim İstiklal Savaşı gazisi dedem neymiş? Asker kaçağıymış. Böyle bir bilgiye ulaşılamamış. Aynı grubun gazetecisi. Bunlara yemin ediyorum dua edin. Bunlara Allah akıl versin. (Amin) Tüm Türkiye bağırsa yetmez. Bunlara akıl versen de yetmez. Bunları yapan, sözüm ona mevcut hükümete en yakın grubu ve bunlarla iş birliği yapan sözüm ona gazeteciyi, onun haber yapma anlayışını kınıyorum. 

‘BUNLARA CEVABI AK PARTİLİ HEMŞEHRİLERİM VERECEKTİR’ 

Mezar hırsızlığı yapan bu insanlara, kul hırsızlığı yapan bu insanlara en başta gereken cevabı AK Partili hemşehrilerim verecektir. Ben onların vicdanına güveniyorum. 23 Haziran’da AK Partili hemşehrilerimle sandıkta helalleşeceğim. Fıldır fıldır mezarlık gezen aklı durmuş şekilde haber yapan grupların acaba İBB ile işleri mi var? Sıkıntı mı verdik bunlara. İşi gücü bıraktılar Ekrem’in büyük dedesiyle uğraşıyorlar, etnik kökeniyle uğraşıyorlar. Herkesin etnik kökeni kendi şerefidir. Ben, çocukları, gençleri İstanbul’un mahallelerinde yetişen gençlerimizi düşünüyorum. Gençlerin ‘Ekrem Abisi’ olmaya geliyorum. Ben, insanımı çok seviyorum. Ben, insanımın gözüne bakmayı seviyorum. Gözünün içine bakarak konuşmayı, Mustafa Kemal Atatürk’ten öğrendim. Özellikle dedim ki, ‘Bu kentin kaynaklarını insanlarla paylaşacağım’ dedim. Bu şehir, plazalardan yönetilmeyecek. Bir kişinin dudaklarının çıkan laflarla yönetilmeyecek. Buna hiç kimse engel olamayacak.”

kronos
Devamını Oku »

İki ayrı yargı paketi ile infaz değişikliği yolda

İnfaz sürelerini de kapsayan iki ayrı yargı paketi üzerinde çalışan AKP, önümüzdeki hafta ilk paketi TBMM gündemine getirecek. Terör suçlarında infaz süresi kısalıyor.

BOLD- AKP iki formül üzerinde çalışıyor: İnfaz süresinin uygulanma oranını “beşte üçe” düşürme ve şartlı salıverilme süresine 1 yıl kalanların denetimli serbestlikten yararlandırılması. Ancak hukukçular 1 yıl denetimli serbestliğin yasada zaten var olduğunu belirtiyor.

İNFAZ SÜRESİ UYGULAMA ORANI BEŞTE ÜÇ’E İNECEK

AKP, adı “af” olmasa da MHP’nin talebini karşılamak ve 260 binin üzerinde hükümlü ve tutuklunun bulunduğu cezaevlerindeki doluluk oranını azaltmak için iki formül geliştirdi. 2005 yılında hapis cezalarındaki infaz süresinin uygulanma oranını “yarısı”ndan “üçte iki”ye çıkaran AKP, söz konusu oranı yeniden düşürmek istiyor. “Yarısı”nın da az olacağını değerlendiren AKP kurmayları, “Yarısından bir tık fazla, üçte ikiden bir tık az olabilir” görüşünü dile getiriyor. Oranın “beşte üç” biçiminde uygulanabileceği kaydediliyor.

DENETİMLİ SERBESTLİĞE KADEME GELİYOR

Tıka basa dolu olan cezaevlerinin sayısını azaltmak için erken tahliye yolunu açan ikinci formül ise, “şartlı salıverilme süresine 1 yıl kalanların denetimli serbestlik uygulanarak tahliye edilmesine” ilişkin hükümdeki sürelerin kademelendirilmesi olacağı belirtiliyor. Cumhuriyet’in haberine göre, tüm cezalara “standart 1 yıl” yerine 20 yıl hapis cezası olan bir hükümlüye 2 yıl, 2 yıl hapis cezası olana ise 2 ay gibi bir sisteme geçilmesi üzerinde duruluyor.

İLK PAKET İSTANBUL SEÇİMLERİ ÖNCESİNDE

TBMM’ye önümüzdeki günlerde sunulması, İstanbul seçimi öncesinde en azından komisyondan geçirilmesi hedeflenen ilk pakette, hâkim ve savcı yardımcılığı, avukatlara yapılacak meslek sınavı, istinafta kesinleşen 5 yılın altındaki cezalara temyiz yolunun açılmasının da aralarında bulunduğu kapsamlı düzenleme içermeyen değişikliklerin yer alması bekleniyor.

İKİNCİ PAKETE SON ŞEKLİNİ ERDOĞAN VERECEK

İkinci pakete ise ceza infaz sisteminde değişiklik, erken yaşta evlilikler, nafaka gibi birden fazla maddede değişiklik gerektiren düzenlemelerin konulması planlanıyor. Paketlere Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la yapılacak son değerlendirmenin ardından netlik kazandırılacağı kaydediliyor.

BAZI SUÇLAR KAPSAM DIŞI BIRAKILACAK

Kadın ve çocuğa şiddet, çocukların cinsel istismarı ve uyuşturucu suçları başta olmak üzere bazı suçların kapsam dışında tutulması ya da infaz sürelerindeki indirimin daha sınırlı olması üzerinde duruluyor. Hükümlülerin şartlı salıverilme için cezalarının son 6 ayında açık cezaevinde bulunma koşulundaki süreler de yeniden değerlendiriliyor. Hırsızlık ve darp gibi suçlarda faillerin hiç cezaevine girmeden cezaların ertelenmesinin yarattığı rahatsızlık nedeniyle bu gibi suçlarda çok kısa süre olsa da hapis yatılması için düzenleme yapılacak. Terör suçlarının ise kapsam dahilinde olup olmayacağı henüz netlik kazanmış değil.

Bayramdan sonra mini yargı paketi ile dolaylı af mı geliyor?

medyabold
Devamını Oku »

Diyanet ve AKP devreye girdi, ‘tecavüz faili’ müftü serbest bırakıldı

Diyarbakır’ın Hazro İlçe Müftüsü İsmail Kaya, açılışı İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından yapılan Hamidiye Kız Kur’an Kursu Yatılı Hafızlık Külliyesi Sorumlusu H.Y.’ye tecavüz ettiği suçlamasıyla hakim karşısına çıktı. Evli ve 6 çocuk babası olan Müftü Kaya, kendisine tecavüz ettiğini söyleyen H.Y.’nin şikayeti doğrultusunda gözaltına alındı. Emniyet ve savcılık ifadesinin alınmasının ardından tutuklanma istemiyle mahkemeye sevk edilen Müftü, tecavüz etmediğini savundu.

Mezopotamya Ajansı’ndan Lezgin Akdeniz’in haberine göre Müftü Kaya, Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğretim üyesi eşinden kısa bir süre önce boşanan H.Y. ve bazı arkadaşlarıyla On Gözlü Köprüsü’ne gitti. Gezi sonrası H.Y.’yi eve bırakmak bahanesiyle başka bir arkadaşının evine götüren Müftü Kaya, burada H.Y.’ye tecavüz etti.

KENDİSİNİ ÖLDÜRMEKLE TEHDİT ETTİ

Görüşme teklifinde bulunduğu H.Y.’nin, hakkında şikayette bulunacağını söylemesi üzerine kafasına tabanca dayayarak fotoğraf çektiren Kaya, bu fotoğrafı anlık mesajlaşma programı Whatsapp’tan intihar edeceği tehdidiyle H.Y.’ye gönderdi. Bunun üzerine H.Y., kendisini şikayet etmeyeceğini söyledi. Bu olaydan sonra tedirgin olan H.Y., 29 Mayıs’ta Müftü Kaya hakkında şikayette bulunarak başından geçenleri anlattı.

GÖZALTINA ALINDI

H.Y.’nin şikayeti doğrultusunda araştırma başlatan Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Ahlak Bürosu ekipleri, Müftü Kaya’nın intihar etme ihtimali bulunması üzerine H.Y.’den Müftü Kaya’ya buluşmak için mesaj atmasını istedi. Atılan bu mesaj üzerine Kadir Gecesi olan 31 Mayıs günü Hazro’dan Diyarbakır’a doğru aracıyla yola çıkan Kaya, kent girişinde rutin bir uygulama izlenimi verilerek polislerce durdurulup, aracından indirildikten sonra gözaltına alındı.

‘ŞEYTANA UYDUM’ DİYE İTİRAF ETTİ

Ekiplerin gözaltına alınma gerekçesini açıkladıkları Kaya’nın, edinilen bilgilere göre ilk tepkisi “Şeytan’a uydum” sözleriyle kendini savunmak oldu. Emniyetteki işlemlerinin ardından savcılığa çıkarılan Kaya, “nitelikli cinsel istismar” suçundan tutuklanma istemiyle Diyarbakır Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Ancak daha hakim karşısına çıkarılmadan H.Y. şikayetinden vazgeçti.

AKP’Lİ VEKİL VE DİYANET DEVREYE GİRDİ

İddialara göre, H.Y.’nin şikayetinden vazgeçmesi için AKP’li bir milletvekili ile Diyanet İşleri Başkanlığı yetkilileri devreye girdi. Diyanet İşleri Başkanlığı yetkilileri, şikayetinden vazgeçmemesi durumunda H.Y.’yi iş akdinin feshedilmesiyle tehdit etti.

‘RIZASI VARDI’ DEDİ, HAKİM SERBEST BIRAKTI

Çıkarıldığı mahkemedeki savunmasında tecavüz suçlamasını reddeden Kaya, bu kez de “rızası vardı” iddiasına sığındı.

Hakim, söz konusu suç her ne kadar katalog suçlardan olsa da, H.Y. ile Müftü Kaya’nın aynı saatlerde öğretmen evine girdikleri, ayrı ayrı odalar tuttuklarına dair görüntü kayıtlarının bulunması nedeniyle tutuklanma talebinin ölçülü olmayacağından Kaya’yı adli kontrol tedbiri uygulayarak serbest bırakılmasına karar verdi.

kronos
Devamını Oku »

Akif Beki’den Hayrettin Karaman’ın seçim fetvalarına tepki

Karar gazetesi yazarı Akif Beki, iktidarın fetvacısı Hayrettin Karaman’ın, Yeni Şafak’ta kaleme aldığı seçim fetvaları yazılarında, ‘İktidara zarar verecekse doğruları söylemek yanlıştır’ sözlerine tepki gösterdi.

BOLD- Beki bugünkü yazısında, “Karaman muhalefete yarayacaksa yönetenlerin yanlışlarını dile getirmenin dinen ne gibi sakıncalar içerdiğini anlatıyor. Hangi şartlar altında yalan söylemenin ve gerçeği saklamanın caiz olduğunu da ayrıntılı açıklıyor. Hoca zulümle savaştayız doğruya yanlışa bakılmaz diyor.” ifadelerini kullandı.

MUHALEFETİ KÜFFAR ORDUSU GÖRMEK

Beki yazısında şunları kaydetti: “Sormazlar mı; dünyevi iktidar mücadelesini din mücadelesi, siyasi rakibi din düşmanı, muhalefeti küffar ordusu ve seçimi din savaşı gibi görmek ve göstermek caiz midir diye? Bu muydu cihat? Siyasi hassasiyetleri din hassasiyeti olarak sunmanın dindeki yeri ve hükmü nedir?”

İKTİDARI KORUMAK İÇİN DOĞRUYU SÖYLEMEYİ YASAKLIYOR

Beki, “Ha, aklınıza şöyle bir sual gelebilir; iktidarı eleştirilerden korumak için bize doğruyu söylemeyi dinen yasaklayıp yalan söylemeyi dinin emri olarak vaaz ve nasihat ediyor. Bin dereden su getireceğine, din adına millete olmadık yanlışları savunma görevi yükleyeceğine, iktidara bir çift laf etse, doğruluk ve adaletten ayrılmamayı vaaz ve nasihat eylese, eleştirilen taraflarını düzelterek hatalarından dönmeye çağırsa…Daha zahmetsiz, daha isabetli, Allah’ın rızasına daha uygun, milletin memleketin ve dahi ümetin daha hayrına olmaz mıydı? Ona da cevabı hazır Hoca’nın. Hayır, çünkü zulümle savaştayız ve yanlışa doğruya bakılmaz savaştayken” diye yazdı.

KABE İMAMINA NEDEN KIZDIK O ZAMAN

Beki yazısında, “Kaşıkçı cinayetinde Veliaht Prens’i suçlayanları Allah’a karşı gelmekle suçlayan, ümmetin lideri olduğu için İslam düşmanlarının saldırısı altında diye bin Selman’a itaati farz kılan Kabe İmamı Sudeysi’ye niye kızdık ki o zaman? Kitabın ortasından çok doğru mu konuşuyormuş, hakkını mı yemişiz! Ayrıca; imtihan dünyasında bulunduğumuza göre, İslam itikadınca hiç bitmeyecek bir savaş bu. Bütün insanlık hidayete erse bile dünya durdukça şeytanla savaş bitmeyecek, kıyamete dek sürecek. Amenna mı!” diye sordu.

MÜSLÜMAN NE ZAMAN TAKİYYE YAPMAKTAN KURTULACAK

Beki şunları aktardı: “Şu halde demez misiniz, Müslüman ne zaman takiye ve harp hileleri yapmaktan kurtulacak öyleyse? İnananların, doğruyu dosdoğru söyleyeceği, haksızlık ve adaletsizliğe karşı çıkacağı gün hiç gelmeyecek mi? Yalan da şeytan işi değil mi, onunla da savaşılmayacak mı? Hem… Haksızlığa, adaletsizliğe sessiz kalan dilsiz şeytanken haksızlık ve adaletsizliği din gereği savunmayı önermek, zulümle savaşmadaki ilahi maksada aykırı ve gayriahlaki bir teklif olmuyor mu?”

YANLIŞ YAPMAK DEĞİL DE YANLIŞI ELEŞTİRMEK DÜŞMANA KOZ VERİYORMUŞ!

Beki yazısında, “Kadı fetvasında bile bu kadar tutarsızlık olur diye düşünmüş olmalı ki, yukarıdaki açmaz ve çelişkilere değinmiyor bile Hoca. Şöyle bir mantıksal tutarsızlığı daha var; yanlış yapmak düşmana koz vermiyor da o yanlışları eleştirmek mi koz veriyor? Mesele düşmana koz vermemekse, dinen hayati önemdeyse, o yanlışları yapmanın Allah indinde de vebali ağır diye uyarmak icap etmez mi? Uyaranları susturmaya çalışmak yerine bilakis desteklemek, teşvik etmek dinin de emri olmaz mı? Ne ki Hoca’nın gündeminde bu da yok.” dedi.

ANNE BABANIZIN ALEYHİNE BİLE OLSA DOĞRU SÖYLEYİN

Beki yazısını şu cümelerle sonlandırdı: “Kendinizin, anne babanızın veya akrabalarınızın aleyhine de olsa, Allah için doğru söyleyen şahitler olun; dürüstlükten, adaletten ve hakkaniyetten ayrılmayın” mealindeki (Nisa 135) ayete nasıl uydurulacak sonra bu yalan fetvası?”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hayrettin Karaman’ın damadını rektör olarak atadı

medyabold
Devamını Oku »

Bahçeli: Kürt kökenli kardeşlerimin alayını kucaklıyorum

MHP Genel Başkanı İstanbul’da muhtarlarla buluştuğu kahvaltıda konuştu. Bahçeli’nin konuşmasından başlıklar şöyle:

‘DÜNYANIN GİZLİ GÜNDEMİ…’

“Dünyanın gizli gündemi İstanbul seçimidir. Muhtarlıkların kaldırılması konusunda kesinlikle bir görüşümüz yoktur. Muhtarlık varsa demokrasimiz diridir. MHP, muhtarlıkların kaldırılmasını değil, sorunlarının çözülmesi isteğindedir.

Türkiye tam bağımsız bir ülkedir. Bu konuda kuşkusu olan varsa cahil ya da işbirlikçidir. Kimden ne silah alacağına Türkiye karar verir. ABD’nin şımarıklığı, kabalığı şirazesinden çıkmıştır. Türkiye sömürge ülkesi değildir. Büyük bir tarihimiz vardır.

‘ABD’NİN HESABI VARSA, TÜRKİYE’NİN DE VARDIR’

Üslubun sorunlu olması bir yana bu mektup tam bir akıl tutulmasıdır. Bu dil emperyalist bir dildir, küçümseyici bir dildir. ABD, Türkiye’nin sinir uçları ile oynamaktadır.

Türkiye, NATO işbirliğini derhal sorgulamalı. ABD’nin hesabı varsa Türkiye’nin de vardır. Kindar kalemle yazılan mektuptan anlamayız. ABD’nin vesayetine ise tahammül edemeyiz. Türkiye diz çökmeyecektir, Türkiye boyun eğmeyecektir. Zalimlere karşı hem kenetlenmiş, hem de aşılmaz bir cephe oluşturmuştur. Korkaklık bizim kitabımızda yazmayan bir zaaflıktır.

‘S-400 İŞİ BİTMİŞ, KONU KAPANMIŞTIR’

Biz tamam demeden hiç kimse başaramaz. Türkiye S-400 alacak ve konuşlandıracaktır. Bu iş bitmiş ve kapanmıştır. Türkiye terörle mücadele ederken, arkalarındaki güçlerle de savaşmaktadır. Çetin bir şekilde uğraşmaktadır. 27 Mayıs’ta başlayan Pençe Harekâtı’nın başarıya ulaşması en büyük dileğimdir. Al bayrağa sarılı olarak omza alnına her şehit naaşı perçinlemektedir. Kardeş kavgası çıkarmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Kürt kökenli vatandaşlarımız bizim canımızdır. Kürt kökenli kardeşlerimizin terörle bir alakası yoktur. Kürt kardeşlerimiz bekâsına sahip çıkacaktır. Kürt kökenli kardeşlerimin alayını kucaklıyorum.

Kürt kökenli kardeşlerimin alayını muhabbetle kucaklıyorum; MHP’yi Kürt kökenli kardeşlerimizle sorunlu göstermek alçaklıktır, sapıklıktır, cinayettir. Türkçemiz hepimizin ağzındaki ana sütüdür.

‘MİTİL HER YERE SERİLMİŞTİR’ 

23 Haziran’da helalin tarafında bulunacağız. Mücadelemiz buna yöneliktir. İstanbul ehline emanet edilmezse kardeşliğimiz zarar görecektir. İstanbullu kardeşlerimizin oyunu bozacağını biliyor. Attığımız mitil nerede diyenler, tir tir titreyen gafillerdir. Mitil her yere serilmiştir. Milletimizden aldığımız işaretler emanetin ehline yani Binali Yıldırım Bey’e verileceğini göstermektedir.

Muhtarlarımız bağımsızdır. Hür irade ile milletimize hizmet etmektedir. Cumhuriyet tarihi boyunca demokrasimize yapılan saldırılar pek çoktur. Bunun en bariz örneği 31 Mart’tır. Türk milletinin kaderi ile oynamak isteyen şarlatanlara izin vermedi. 

‘YSK’NIN KARARI DOĞRU VE İSABETLİDİR’ 

MHP olarak İstanbul seçimlerinin yenilenmesini sürekli dile getirmiştir. YSK’nın yaptığı açıklamada her şey açıktır. 108 sandığın sayım döküm cetvelinin düzenlenmediği görülmüştür. Sandık kurulu başkanlarının kamu görevlisi olmasına riayet edilmemiştir.

YSK’nın kararı doğrudur ve isabetlidir. MHP İstanbullu her vatandaşımızın iradesinin sandığa yansıması için elinden geleni yapacaktır. Türkiye’de yeniden bir sistem tartışması çıkarmak isteyenlerin hevesi kursaklarında kalacaktır.”

kronos
Devamını Oku »

Bebeğini kaybeden tutuklu anne: “Benim yavrum, kanım, canım onlar için çöptü”

Gülden Aşık, tutuklandıktan sonra bebeğini kaybetti. Hastanede bilekleri kelepçeliyken bebeği hakkında gardiyanların “çöp” demesi üzerine bir mektup kaleme aldı. Yayınlıyoruz…

SEVİNÇ ÖZARSLAN
BOLD ÖZEL

Sinop Kapalı Cezaevinde tutukluyken 19 haftalık ikiz bebeklerini kaybeden Nurhayat Yıldız’ın yaşadığı dramın bir benzeri Balıkesir’de meydana geldi. İki aydır Bandırma M Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan ev hanımı Gülden Aşık (40) 7 haftalık bebeğini cezaevinde kaybetti.

Hamile olduğunu hapisteyken öğrenen ve 31 Mayıs 2019’da acil olarak Bandırma Devlet Hastanesi’ne sevk edilen Aşık, bebeğin kalbi durduğu doktorlar tarafından tespit edilince bir gün sonra kürtaj olmak zorunda kaldı.

Hastane doktorlarının, “Akarı kokarı getiriyorsunuz, neden şimdiye kadar bu kadını getirmediniz diye” uyardığı sorumlular bebeğe bir de çöp muamelesi yaptı.

Ameliyattan bir gün sonra, Ramazan Bayramı öncesinde taburcu edilip tekrar cezaevine gönderilen Aşık, yaşadıklarını, hasta yatağında 12 gün boyunca, peyder pey not alarak 19 sayfalık mektubunda anlattı.

“BENİM YAVRUM KANIM CANIM ONLAR İÇİN ÇÖPTÜ”

Gülden Aşık, ameliyat sonrası müşahede odasına götürülürken.

Narkozun etkisiyle “Ben terörist değilim, elimi kelepçelemeyin… Bebeğimi öldürdüler” diye sayıklayan Aşık, bir gardiyan ve komutan arasında geçen konuşmayı şöyle yazdı:

“Komutan nöbeti yeni aldığından ‘bayanın bebeği ölmüş vs’ diye beni soruyor. Memure hanım ‘abi küçük ya daha 7-8 haftalık çöp yani çöp işte…’ gibi bu minvalde cümleler kurdu. Az ileride ben duyuyorum. Benim kaybım başkasının dilinde çöp. İçim yandı, kalbim sızladı, ağlamamak için kendimi zor tuttum. Benim yavrum çöp, kanım canım çöp… Ve aynı memure birkaç dakika sonra hasta bakıcı gelmediği için evde çocuğum beni bekliyor diye isyan etti. Ben de içim boş, kalbim kırık, boynum bükük, yanımda bir çöp poşetinde eşyalarımla öylece oturdum ve yandım.”

İbrahim Aşık ile 2007’de evlenen Gülden Aşık’ın Tarık (10), Zafer (9), Nilgün (6) olmak üzere üç çocuğu daha bulunuyor.

Kendisi de KHK ile ihraç edilen İbrahim Aşık, eline dün ulaşan eşinin uzun mektubunun bazı sayfalarını BOLD Medya ile paylaştı. Cezaevinde bebeğini kaybeden ve tekrar hapsedilen bir annenin travmalarını kendi kaleminden yayınlıyoruz.

OTURUP KALKAMIYORUM, YEMEĞİ ARKADAŞLAR YATAĞIM GETİRİYOR

3 Haziran Pazartesi, 10.40

“Hapiste iken insanın tek bir arzusu olur. Özgürlük! Eğer hapisteyken hastalanırsanız özgürlüğü düşünmez sağlığınızı düşünürsünüz. Dolayısıyla sağlık özgürlükten daha önemlidir”.

Bu satırlar hasta yatağımda okuduğum Özgürlüğe Kaçışım Zindan Notları kitabından. Kahraman Aliya’nın sözleri. Tam da içinde bulunduğum hali tercüme ediyor. O kuvvetli ağrı kesici iğnelerden mahrum kalınca ağrılarım peyda oldu, zor oturup kalkıyorum, yemeğim yatağıma geliyor, arkadaşlarımdan Allah razı olsun. Sezeryanla kıyaslanamayacak kadar az olsa da ağrılar canımı sıkıyor. Babaannem rahmetlinin dediği gibi “Allah insanı bedeninden geri koymasın”.

Üzülme lütfen, bunun için yazmıyorum, sana nazlanmayı seviyorum, keşke şefkatli kollarının arasına sığınsam ve hep orada kalabilseydim. Heyhat! Ya Muğis eğisna! diyor ve Rabbime iltica ediyorum.

O ARACA BİNDİRDİKLERİNDE GERÇEK YÜZÜME TOKAT GİBİ ÇARPTI

… dün sabah huzursuzdum. (Muallakta olan şeyden hoşlanmam biliyorsun.) Ne zaman çıkacağım, böyle ne kadar bekleyeceğim derken sanırım hastaneden çıkıp eve gideceğimi sanıyordum ki çıkışta seni gönderip beni kelepçelerle zinetlendirip o çirkin araca bindirdiklerinde gerçek yüzüme tokat gibi çarptı.

Gözüm etrafta seni aradı. Kızma ihtimallerine aldırmadan ayakta (aracın içinde) seni, hiç değilse arabamızı görebilmeyi ümit ettim, başaramadım. Öyle ki Bandırma sis perdesini çekmiş kendini kapatmıştı. Uzaktan evimizin yolunu bile göremedim. Yaşayacağım daha büyük acılar var mı yoksa bunlar Tarihçe-i Hayatımın son acı tecrübeleri mi bilemiyorum ama bu kadar acizken Allah’a sığınmaktan başka çare bulamıyorum.

BUGÜN YAVRUMU KAYBEDİŞİMİN GÜN DÖNÜMÜ

Cumartesi 09.29

… Serin bir Bandırma sabahına uyandım. Virdlerimi yaptım, çayımı içtim, kahvaltıya farklı ne çıkarabilirim telaşı yaşıyorum, evet bugün bir hafta sonra ilk nöbetimi yapacağım ve bugün yavrumu kaybedişimin gün dönümü…

DELİRMEKTEN KORKUYORUM, YAŞADIKLARIMA TAHAMMÜLÜM YOK

Hayretle bunlar rüya mıydı, gerçek mi diye düşünüyorum. Allah kimseye yaşatmasın, ruhum çok yorgun. Düşünmek istemiyorum, konuşmak istemiyorum, içimde dağ gibi yığılan kırgınlık ve öfkeyi bastırmak için deli gibi kitap okuyorum. Soluk almadan… Yemeyi içmeyi unutacak kadar kendimi kaptırıyorum. Öyle olmak zorundayım, delirmekten korkuyorum, yaşadıklarıma tahammülüm yok, yaşadıklarıma lakayt kalınmasına tahammülüm hiç yok… Allahhh diyor derin bir nefes alıyorum.

Okuduğum kitapta Varlam Shalamov’un (Stalin’in kampları hakkındaki) Kalima Hikayeleri adlı eserinden Sibirya kamplarındaki mahpusların hayat ve ölümlerinden alıntılar ve çarpıcı yorumlar var, onlardan bazılarını sana da yazıyorum…

CANIMDAM CAN GİTTİ

Allah yardımcımız olsun. Dayanmak zorunda olduklarımızı yok etsin inşallah. Akif’in “Bu gecenin yok mu sabahı” dediği noktadayım. Herkes bana başsağlığı diliyor. Azrail benimle muamelede bulunmuş, Allah buyurmuş, o da gönlümün gülünü koparmış. Canımdan can, etimden et gitti. Ruhum ağır bir darbe aldı, yüküm çok ağırlaştı. Rabbim merhamet buyursun, yükün altında ezmesin.

ÖLENLE ÖLÜNMÜYOR AMA YAŞANMIYOR DA!

İnsanlar “Sen kurtuldun ya” diyor. İnan hiç sevinemiyorum. “İnna lillah…” diyor ve dişimi sıkıyorum. İçinde bulunduğum elemin tarifi imkansız. Bazen kalbim nasıl oluyor da çatlamıyor, hala nefes alabiliyorum diye kendime şaşıyorum. Evet ölenle ölünmüyor ama yaşanmıyor da!!!

ABİ DAHA 7-8 HAFTALIK ÇÖP YANİ ÇÖP İŞTE!

Seni çıkardıktan sonra beni; hastabakıcı gelip kolumdaki iğneleri çıkarana kadar beklettiler. Bu sırada bayan gardiyanla (gerçi bu sıfatı beğenmiyorlar ya) ben görevli memura diyeyim işte komutanla benim hakkıma konuştular.

Komutan nöbeti yeni aldığından ‘bayanın bebeği ölmüş vs’ diye beni soruyor. Memure hanım ‘abi küçük ya daha 7-8 haftalık çöp yani çöp işte…” gibi bu minvalde cümleler kurdu. Az ileride ben duyuyorum. Benim kaybım başkasının dilinde çöp. İçim yandı kalbim sızladı, ağlamamak için kendimi zor tuttum. Benim yavrum çöp, kanım canım çöp… Ve aynı memure birkaç dakika sonra hasta bakıcı gelmediği için evde çocuğum beni bekliyor diye isyan etti.

Ben de içim boş, kalbim kırık, boynum bükük yanımda bir çöp poşetinde eşyalarımla öylece oturdum ve yandım. Allahım ben hiçim, benim sahbim Sensin, ben Sana aidim. Yaşadıklarım benim değil Senin zoruna gitsin, rikkatine dokunsun, başka da bir şey istemiyorum.

ADI UMUT OLDU BEBEĞİMİN, BENİ ÖTELERDE BEKLEYECEK O

Evladımın ömrü o kadarmış, dünyadan nasibi yokmuş, veren O (c.c), alan O (c.c) asla isyan etmiyorum. O’ndan gelen başım üstüne. Sadece benim yaşadığım zulüm küçük yavruma da dokundu, ona üzüldüm. İnşallah paratoner olmuştur, yaşanan tüm haksızlıkların sona ermesi, masumlara bir fereç olması için kurban olmuştur.

İnşallah ona bedel başkaları incinmez, daha fazla ağlamaz ve yanmaz. Yavrumun ölümü başkalarının saadatine hizmet etsin Allahım. Gayreti’ni harekete geçirecek son damla olsun inşallah. Adı Umut oldu bebeğimin, beni ötelerde bekleyecek o. İnancım tam. ‘Umut’ları söndürenlere Allah yardım etsin.

BANA İFTİRA ATANLAR AYNISINI YAŞAMADAN ÖLMESİN!

“Mazlumun duası çok tesirlidir reddolunmaz” diyen Efendimiz’e (s.a.v) güveniyor ve ağlatanlar ağlasın, bana iftira atanlar aynı şeyleri yaşamadan, beni incitecek söz söyleyenler, terörist diye hakaret edenler aynı sözleri işitmeden ölmesinler. Beni yakanları yak diye inledim. Elbet Allah sesimi işitti. Amenna ve Saddakna. Ben halimi Allah’a havale ettim. Zaten başka da gücüm yok. Çaresizliğimde Allah’ı imdada çağırdım. Başka kimsem de yok.

O gün bana (pazar günü) tebessüm ettiren tek şey arkadaşlarımın şefkatle karşılaması ve ben hastanedeyken senden gelen, yatağımın üzerinde beni bekleyen mektubun ve yavrularımın mutlu anlarından çekilmiş kareleri oldu. Allah razı olsun.

BEN TERÖRİST DEĞİLİM, KELEPÇE TAKMAYIN

Hastaneyi unutmak istesem de kulaklarımda narkozdan uyanırken söylemişim ‘Ben terörist değilim, kelepçe takmayın’ sözlerim çın çın ötüp duruyor. Sübhansın Yarab el aman el aman… Dünyamızı cehenneme çevirenlerden ve cehennemin ateşinden koru bizi. Amin. Elfü elfi amin. Bedenen de ruhen de yoruldum.”

HAPSE GİRDİĞİNDE HAMİLE OLDUĞUNU BİLMİYORDU

İki ayrı ifadede adı geçtiği için 10 Nisan 2019’da Bandırma’da gözaltına alınan Aşık, bir gün sonra tutuklanarak Bandırma M Tipi Cezaevine gönderildi.

Hapse girdiğinde hamile olduğunu bilmeyen Aşık, 16 Mayıs’ta yatsı vakitlerinde koğuşunda aniden düşüp bayıldı. Kendine geldiğinde herkes başına toplanmıştı. Görevliler hastaneye götürmeyi teklif etti. Fakat Aşık, cezaevi-hastane arasındaki 15 kilometrelik yolu daha önce kelepçeli bir şekilde gittiği için ‘takatim yok’ diyerek göze alamadı.

Sıkıntıları devam edince 18 Mayıs’ta bir dilekçe yazıp durumunu anlattı. Kendisine 10 gün cevap verilmedi. 27 Mayıs’ta bir dilekçe daha yazdı. 30 Mayıs’ta revire çıkan Aşık’a 9 haftalık hamile olduğu söylendi. Fakat bir sorun vardı. Revir görevlileri yönetimden acil olarak Aşık’ın hastaneye sevkini istedi.

31 Mayıs cuma günü Bandırma Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Aşık, muayene ve ultrason görüntülerinden sonra bebeğinin 7 hafta 5 günlük olduğunu fakat kalbinin atmadığını öğrendi. Hastane doktorları ertesi gün bebeğin kürtajla alınmasına karar verdi.

İhmal sonucu cezaevinde anne karnında ölen bebeğin doğum raporu.

Gülden Aşık’ın eşine anlattığına göre muayene yapan doktor, “Akarı kokarı getiriyorsunuz da bu kadını bu zamana kadar neden getirmediniz, neden beklettiniz” dedi.

Bir gece gözetim altında tutulan Aşık, 2 Haziran 2019 pazar günü öğlen saatlerinde taburcu edildi.

BEBEĞİMİ ÖLDÜRDÜLER DİYE SAYIKLAMAYA BAŞLADI

Eşinin, bebeğini kaybetmesinden dolayı çok etkilendiğini ifade eden İbrahim Aşık, “Hastane koridorunda bekliyoruz. Eşim yatağına götürülürken narkozun etkisiyle bebeğimi öldürdüler diye ağlayarak sayıklamaya başladı. Görevlilerin hepsi buna şahit oldular. Bugün mektubu geldi, onu okuyordum, ruh hali ortada, cezaevi şartlarını kaldıramadığını çok zorlandığını ifade ediyor, bebeğini kaybetmiş bir anne olarak zorlanıyor haliyle” ifadelerini kullandı.

3 Haziran 2019’da Balıkesir Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne tahliye talebinde bulunduklarını ifade eden İbrahim Aşık, henüz bir cevap alamadıklarını da sözlerine ekledi.

NURHAYAT YILDIZ HALA TUTUKLU

Evhanımı Nurhayat Yıldız (28), 29 Ağustos 2016’da tutuklandığında 3,5 aylık hamileydi. Üç yıllık evliydi ve ikiz bekliyordu. Sinop Kapalı Cezaevindeki 25 kişilik koğuşa konulduğunun 40. günü, hamileliğinin 19. haftasında bebeklerini kaybetti.

İki günlük hastanede kaldıktan sonra tahliye edilmeyerek tekrar cezaevine gönderildi. Bebekler defin için aileye verilmesi uygun bulunmadı. Sinop Ağır Ceza Mahkemesi, 1,5 yıllık tutukluluğunu ardından Nurhayat Yıldız’ı 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı. Hala aynı cezaevinde bulunuyor.

Bu fotoğrafa iyi bakın: Bu kimin 28 Şubat’ı

medyabold
Devamını Oku »

Akşener: İmamoğlu zaten kazanacak, ayıp olmasın diye çalışıyoruz

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Arnavutköy’ün milletvekili olduğu dönemde kendi seçim bölgesi olduğunu ifade ederek, “Buradaki esnaf, vatandaş ve muhtarlarla tanışıyoruz. Bugün keşke İyi Parti adına burada olabilseydik ama olamadık. Çünkü 31 Mart seçimlerinin sonucu olarak Millet İttifakı adayı Ekrem İmamoğlu kazandı fakat güçlüler tarafından millet iradesi gasp edildi. 

Sandık tekmelendi ve netice itibarı ile bir sivil darbe ile karşı karşıya kaldık, seçim yenilendi. 23 Haziranda yapılacak seçimi elbette yine Ekrem İmamoğlu kazanacak ama ben bazı görüşlerimi sizlerle paylaşmak için geldim. Keşke böyle olmasaydı. Keşke sayın Erdoğan 31 Mart akşamı yaptığı konuşmanın arkasında dursaydı. Hem o kazanacaktı hem Türkiye kazanacaktı” diye konuştu.

‘AYIP OLMASIN DİYE ÇALIŞIYORUZ’

Akşener, “Bu seçimi daha fazla oy farkıyla İmamoğlu’na kazanacak. Hiç çalışmasak bile İmamoğlu kazanacak. Ayıp olmasın diye çalışıyoruz, yan gelip yattı demesinler diye. Allah’ın izniyle bu iş olacak. İddia ediyorum Arnavutköy’de tahmin edilmeyecek bir oy alacak İmamoğlu. Arnavutköylü hemşerilerim haksızlığın karşısında oy verir. Her partiye oy veren seçmen aynıdır. Arnavutköylü seçmenle inatlaştılar o cezayı görecekler” dedi.

‘ANKETLERDE İMAMOĞLU 3-4 PUAN ÖNDE GÖRÜNÜYOR’ 

Anket sonuçlarını açıklayan Akşener şöyle devam etti: “En küçücük kavga gönül kırmaya müsaade etmeyeceksiniz özellikle bazıları kavga çıkarmaya çalışacaklar, asla siz kanmayacaksınız. Benim kadar asabi kimse olmayacak yemin ettim sabırlı olacağımıza dair. Çünkü İstanbul’un bu yanını bilmiyorduk. Seçimin iptal edilme sebebi duygusalmış, paraymış yani. 6 bin araba, şoförlü, benzinli kayıp. Size ait paraların nerelere gittiğini 18 günde gördük. Bunu vermemek için her şeyi yapacaklar. 23 Haziranı getireceğiz arızasız olarak ondan sonrası bize ait. Milletvekillerimiz ve avukatlar sandık başında olacak o gün. Islak imzalı tutanaklar elinize geçene kadar gerginlikten uzak duracaksınız çünkü AK Parti anketleri de dahil bütün anketlerde sayın İmamoğlu 3-4 puan önde görünüyor. Bunu riske etmeyeceksiniz.”

kronos
Devamını Oku »

Real Madrid paraya kıydı 5 transfere 303 milyon euro verdi

İspanya’da Barcelona’nın Lig’de üstünlüğünü kırmak için yeniden yapılanmaya giden Real Madrid, transfer dönemine hızlı girdi. Teknik Direktör Zinedine Zidane’ın belirlediği isimleri tek tek renklerine bağlayın Eflatun-Beyazlı kulüp bir hafta için 5 transfer yaparak tam 303 milyon euro harcadı.

Başkan Florentino Perez’in lig bitiminde transfer için için ayırdıkları bütçeyi 500 milyon euro olarak ifade etmişti. Real Madrid bu rakamın 303 milyon eurosunu kullandı.

EN PAHALISI EDEN HAZARD

Real Madrid’in bu süreçte renklerine bağladığı en pahalı oyuncu ise Eden Hazard oldu. Chelsea’den transfer edilen Hazar için ödenen bonservis rakamı 100 milyon euro oldu. Hazar Real Madrid tarihinin en pahalı oyuncusu olarak kulüp tarihine ismini yazdırdı.

İspanyol devi Frankfurt’tan Luka Jovic’e 60 milyon euro, Santos’tan Rodrygo Goes’a 45 milyon euro, Porto’dan Eden Militao’ya 50 milyon euro ve Lyon’dan Ferland Mendy’ye de 48 milyon euro harcayarak, toplamda 303 milyon euro harcadı. Paris Saint Germain 2017-18’de 283 milyon euro, Juventus da 2018-2019’da 256.9 milyon euro harcamıştı.

REAL YILDIZLARIN PEŞİNDE 

Real Madrid’in listesinde hala alınması gündemde olan yıldızlar bulunuyor. Paul Pogba, Kylian Mbappe, Neymar ve Sadio Mane’nin adının da anıldığı Real Madrid, dün Japonya’nın Messi’si olarak bilinen Kubo’yu da renklerine bağladı ama bu transferin bedeli açıklanmadı. Barcelona, Kubo’yu 2014 yılında almış ancak yaş sınırından ötürü transfer gerçekleşmemişti. Real’in yapacağı diğer transferler dünya kamuoyunda da merakla bekleniyor.

 

medyabold
Devamını Oku »

‘İmamoğlu yüzde 50.4, Yıldırım yüzde 48.30’

Ankete göre CHP’nin adayı Ekrem İmamoğlu, seçim yarışını AKP’nin adayı Binali Yıldırım’ın önünde götürüyor. “Bugün İstanbul’da seçim olsa hangi adaya oy verirdiniz?” sorusunun yöneltildiği ankette, kararsızların dağıtılması sonucunda Ekrem İmamoğlu yüzde 50,64’lük oranla önde görünürken Binali Yıldırım yüzde 48,30’da kalıyor.

31 MART’TA SONUÇLARA EN ÇOK YAKLAŞAN ŞİRKET 

Saadet Partisi adayı Necdet Gökçınar yüzde 0,84’te, diğer adaylar ise yüzde 0,22’de kalıyor.

ADA Araştırma şirketi, 31 Mart seçimleri nedeniyle yaptığı İstanbul anketinde İmamoğlu’nun yüzde 49,2, Yıldırım’ın yüzde 48,4 oy alacağını öngörmüş, bu araştırmayla gerçek sonuçlara en çok yaklaşan şirketlerden biri olmuştu.

kronos
Devamını Oku »

Kanadalılar Yunanistan’daki mülteciler için kampanya başlattı

Kampanya’ya kapı kapı dolaşıp çikolata satan çocuklar da destek veriyor. Amaç Yunanistan’da sıkışıp kalan mültecilere nefes aldırmak.

BOLD ÖZEL- Kanada’da 12 yıl önce kurulan Intercultural Dialogue Institute (IDI)’nin Calgary şubesi Yunanistan’daki mülteciler için bir yardım kampanyası başlattı. Online bilet satarak toplanan yardım miktarı, yarın gerçekleştirilecek organizasyonla ihtiyaç sahiplerine ulaştırılacak.

IDI Calgary Şubesi Başkanı Taner Koçyiğit, “Kampanyaya birçok Kanadalı da destek veriyor. Kanadalı dostlarımızı da hem bilgilendirmek hem de yardımları sahipleriyle buluşturmak amacıyla yarın bir kahvaltı düzenleyeceğiz” dedi.

Programın Calgary saatiyle 10.00-12.00 arasında gerçekleşeceğini belirten Koçyiğit şöyle devam etti: “Programa Calgary şehrinde bulunan 45 Türk, yaklaşık 50’ye yakın Kanadalı aile katılacak. Programda Yunanistan’daki mültecilerle canlı video bağlantısı yapacağız. Bize gönderdikleri hikayelerini anlatan videoları izleteceğiz ve farkındalık oluşturmaya çalışacağız”.

KANADALI ÇİFT: ELİMİZDEN GELENİ YAPMAK İSTİYORUZ

Sosyal medyada yayınladıkları video ile herkesi kampanya desteğe çağıran Kariyer Uzmanı Sidney ve mühendis Cliff Courtice çifti, mesajlarında mültecilerin güvenli bir şekilde yeni evlerine geçmeleri için ellerinden geleni yapmaya hazır olduklarını, bu nedenle IDI’nin bağış toplama kahvaltısına katılacaklarını ve herkesi de bu kampanyaya destek olmaya davet ettiklerini söyledi.

Calgary Üniversitesinden Dinler Tarihi Profesörü Prof. Wes Thiessen de kampanyanın destekçileri arasında bulunuyor.

KAPI KAPI DOLAŞIP ÇİKOLATA SATAN ÇOCUKLAR DA KAMPANYAYA DESTEK OLDU

Kampanyaya ayrıca 10-14 yaşları arasında çocuklar da kapı kapı dolaşarak çikolata satıp topladıkları 150 dolar ile katkıda bulunmuş. Taner Koçyiğit, “Çocuklar dün getirip bana verdiler parayı, büyük bir heyecanla bunları Yunanistan’a göndermek istiyoruz diye. Biz de onlar adına bilet aldık. Çok sevindiler. Ayrıca Ramazan boyunca kumbaralarına para attılar. Onları da Yunanistan’a gönderilmek üzere bize teslim ettiler. Tüm kumbaralar bayramda tartıldı ve çocuklara hediye verildi. En ağır kumbara sahibine özel hediye verildi” dedi.

Bugüne kadar 150 biletin satıldığını ve toplanan miktarın en uygun şekilde sahiplerine ulaştırılabilmesi için Kanada’nın Toronto şehrinde faaliyet gösteren Northern Lights Relief Foundation ile işbirliği yaptıklarını belirten Koçyiğit, “Dünyanın farklı ülkelerinden bilet alanlar oldu. Parayı online bilet satarak topluyoruz. Eventbrite davetiye programı üzerinden. Başka para verme imkanı yok. Destek olmak isteyenler sadece kredi kartı ile online bilet satın alarak destek olabilirler” ifadelerini kullandı.

MİLLİ MESLEĞİMİZ ÜBER YAPIYORUM

Zübeyde-Taner Koçyiğit.

Kanada’nın en büyük dördüncü şehri olan Calgary’de son 3 yılda dünyanın farklı ülkelerinden iltica eden birçok mülteci yaşıyor. Kendisi de 2017 Şubat’ta Pakistan’dan Kanada’ya göç eden Taner Koçyiğit 14 yıl yaşadıkları Pakistan’da vizeleri iptal edilince Kanada’ya gelmeye karar vermiş. Önce Bosna’ya bırakmak zorunda kaldığı ailesi ise ancak bir yıl sonra yanına gelebilmiş. Calgary’de devlet kurumlarında birkaç dilde tercüman olarak da çalışan Koçyiğit, aynı zamanda ‘milli mesleğimiz über yaptığını’ ifade ediyor.

Kampanyaya destek için: https://www.eventbrite.com/e/fundraising-breakfast-for-turkish-refugees-in-gree-tickets-62279201769?aff=eand

 

medyabold
Devamını Oku »

Buldan: Kürtler AKP’ye bırakın oyu, günahını bile vermeyecek

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Cumhur İttifakı adayı Binali Yıldırım’ın sarıldığı ‘Kürdistan’ söylemine “Kürtler, kimliğini, dilini, kültürünü, inkar eden ve bunun üzerinden siyaset üreten AKP hükümetine, 23 Haziran seçimlerinde dersini verecektir” diye yanıt verdi.

BOLD- Buldan, Kürtçe konuşanlara açılan davaları, Kürdistan diyen vekillerinin yaka paça Meclis’ten dışarı atılmasını hatırlatarak, “Kürtlerin oyunu Kürt halkının iradesini bu kadar ucuz mu sandınız? Bırakın oyunu, Kürtler sizlere günahını bile vermeyecek.”

BULDAN ERDOĞAN’A DA CEVAP VERDİ

Buldan, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Siz parti değil misiniz niye aday çıkarmadınız” sözlerine de cevap verdi. Buldan, “Evet biz partiyiz aday çıkarmadık ki siz kaybedesiniz diye. Çünkü siz de Iğdır’da aday çıkarmadınız ki HDP kaybetsin diye. Ama aramızdaki fark şudur bizim aday çıkarmadığımız yerde siz kaybettiniz ama sizin aday çıkarmadığınız yerde HDP kazandı” dedi.

31 MART TARİHİN EN AHLAKSIZ DARBELERİNDEN BİRİDİR

Buldan, 7 Haziran, 24 Haziran, 31 Mart seçimlerinde AKP’nin hukuksuzluk ve hırsızlık yaptığını belirterek, “Çalarak, gasp ederek iktidarını ayakta tutmaya çalışıyor. Bunun son örneğini 31 Mart’taki iradeyi gasp eden AKP iktidarının tavrı ile gördük. 31 Mart’ta AKP ve YSK eliyle gerçekleşen darbe tarihin en ahlaksız, en çirkin darbelerinden biridir ve bu darbe tarihe geçmiştir” ifadelerini kullandı.

İMAMOĞLU – YILDIRIM ÇEKİŞMESİNİN ÇOK ÖTESİNDE

İstanbul seçimlerinin Ekrem İmamoğlu ve Binali Yıldırım çekişmesinin çok ötesinde bir seçim olduğunu ifade eden Buldan şunları söyledi: “Diyarbakır’a gidip Kürdistan diyenlere şunu hatırlatmak isteriz: Bizler Kürtçe konuştuğumuz için hakkımızda onlarca dava açtınız, Kürdistan diyen vekillerimizi yaka paça Meclis dışına attınız, Kürtçe konuşan vekillerimizin söylediklerini bilinmeyen bir dil olarak tutanaklara geçirdiniz. Kürtlerin oyunu Kürt halkının iradesini bu kadar ucuz mu sandınız? Bırakın oyunu, Kürtler sizlere günahını bile vermeyecek.”

KÜRTLER MEHDİ EKER’İ DE DEMİRTAŞ’I DA İYİ TANIYOR

Buldan, AKP’nin bölgeden şehleri, melleleri, aşiret reislerini, Mehdi Ekerleri, Mehmet Metinerleri İstanbul’a gönderip Kürtlerin olduğu semtlerde seçim çalışmaları yaptığına dikkat çekerek, “Kürtler Mehdi Ekerleri de, Mehmet Metinerler’i de tanıyor. Ama Kürtler, Selahattin Demirtaş’ı, Figen Yüksekdağ’ı, Sebahat Tuncel’i, Gültan Kışanak’ı da tanıyor. Hiç kimse algı operasyonu yürütmesin. Hiç kimse neden aday çıkarmadılar, Kürt halkı oyunu kime verecek diye hesap yapmasın” dedi.

Pervin Buldan: AKP kaybedecek demokrasi kazanacak

medyabold
Devamını Oku »

Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu düşürdü: ‘Kriz riski artıyor’

Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s Türkiye’nin notunda indirim ödemeler dengesi krizi riskinin artmaya devam ettiği görüşümüzü yansıtıyor açıklamasını paylaştı. Türkiye’nin notunu bir kademe düşüren Moody’s’in değerlendirme skalasına göre, B1 seviyesindeki ülkeler yüksek kredi riskine sahip olarak görülüyor.

Moody’s’in açıklamalarına göre Türkiye’nin döviz rezervi tamponları zayıf ve bunların gelecek iki yılda ekonomi genelindeki kısa vadeli yükümlülüklere göre daha da zayıflaması bekleniyor.

‘SEÇİM TEKRARI VE S-400 KRİZİ’ 

Moody’s İstanbul’daki seçim tekrarının belirsizlik yarattığını, ABD ile yaşanan S-400 krizinin ve ABD Kongresi’nin değerlendirmeye alacağı olası yaptırımların Türkiye ekonomisi ve finansal sistemi üzerinde baskı oluşturduğunu belirtti.

Not indirimine dair raporda kurum, Türkiye’nin göreceli olarak sakin geçen Eylül 2018-Şubat 2019 periyodundan sonra ara ara vuran bir döviz krizi ile yeniden karşı karşıya olduğunu belirtti. Türkiye’nin döviz rezervlerinde düşüş TCMB’nin şeffaflığı ve bağımsızlığı konusunda daha fazla endişeyi ortaya çıkarıyor diyen Moody’s geçtiğimiz yılın Mart ayında yaptığı indirimin ardından Ağustos ayında da bir indirim yaparak Türkiye’nin notunu Ba2’den Ba3’e düşürmüştü.

Bu indirimle beraber Türkiye’nin junk “yatırım yapılamaz” seviyesindeki görünümü daha da derinleşmiş oldu.

HAZİNE VE MALİYE BAKANLIĞI: PERFORMANSIMIZ GÜÇLÜ 

Hazine ve Maliye Bakanlığı, Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in Türkiye’nin kredi notunu düşürmesine tepki gösterdi. Bakanlıktan yapılan açıklamada “Ekonomik kırılganlıklar değerlendirilirken dikkate alınması gereken bir diğer unsur da ekonomik aktörlerin borçluluk düzeyidir. Türkiye, hem toplam ekonomi hem de her bir ekonomik aktör düzeyinde bakıldığında oldukça güçlü bir performans göstermektedir.” denildi.

kronos
Devamını Oku »

AKP’li Kurtulmuş: S-400 Türkiye için bir fantezi değil

CNN Türk canlı yayınında gündemi değerlendiren AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş’un açıklamalarından başlıklar şöyle: “Türkiye bakımından büyük riskleri taşıyan bir süreçle karşı karşıyayız. Bir takım ekonomik manipülasyonlar, Türkiye’nin ekonomik görünümünü negatife çevirmek için yapılan manipülasyonlar süreç için yapılıyor. Moody’s’nin kararının siyasi olduğunu düşünüyorum.

Ekonomik karar ise sana ne S-400’lerden? Türkiye ekonomisi üzerinde büyük baskılar kuruldu. En sonunda ağustos ayında başlayan kur spekülasyonları ile başlayan bir süreci atlattı. Türkiye uzun yıllar boyunca cari açık konusunda tek haneli rakama ulaştı.

‘TÜRKİYE’NİN FARKLI ALTERNATİFLERİ DE VAR’ 

Türkiye üretim gücünü koruyarak ilerliyor. ABD bakımından çok daha önemli bir problemdir. ABD’nin asla kaybetmek istemeyeceği ülke Türkiye’dir. Gelişme potansiyeli taşıyan bir ülkedir. Türkiye’yi köşeye sıkıştırırsa kendi menfaatlerine de yaramayacağını bilecek bir ülke diye düşünüyorum. Türkiye’nin farklı alternatifleri de var. Bir tarafta sahadan bir tarafta da masada müzakereleri başarı ile yönetiyor.

Türkiye’nin temel olmazsa olması, milli menfaatleri konusunda bir fikri ve siyasi atmosferini sağlamak, Türkiye bu anlamda her alanda gelişme gösteren bir ülke. Önümüzdeki süreçte yüksek teknolojiler Türkiye gibi ülkeler için önemli. Türkiye küresel rekabette önemli adımlar atabilir. “

kronos
Devamını Oku »

Odatv: S-400’ler olası bir ABD saldırısına ancak 1 saat dayanır

Odatv yazarı emekli tuğamiral Türker Ertürk, Türkiye yönelik saldırılara karşı caydırıcı bir silah olduğunu ileri sürülen S-400 füze sisteminin ABD’den gelebilecek füze saldırısına ancak 1 saat dayanabileceğini yazdı.

Ertürk, ‘Türkiye, Rusya’dan iki adet S-400 sistemi alacak… toplam 192 adet S-400 füzemiz olacak. S-400’ler, her Tomahawk’a iki füzeyle angaje oluyor. Demem o ki; 100 adetlik Tomahawk saldırısına 192 S-400 füzesi ile ancak 1 saat dayanabilirsiniz. Gerisi yok’ iddiasında bulundu.

S-400’lerin stratejik bir silah olmadığını taktik ve operatif bir silah olduğunu belirten emekli tuğamiral Ertürk,  ‘Düşünebiliyor musunuz; ABD Türkiye’ye saldırmaya karar veriyor ama Türkiye S-400 alınca cayıyor! Fazla iyi niyetli ve duygusal’ ifadelerini kullandı.

Ertürk yazısında şu görüşlere yer verdi:

‘Balistik füzelere karşı hava savunma silahı ihtiyacımız belirlenirken orada devlet ve kurmay aklı olsaydı, bugün S-400 ve F-35 konusunda yaşadığımız sorunları yaşamayacaktık. Kurmay, yani eski dilde Erkân-ı Harp; Türk Silahlı Kuvvetleri’nin barışta ve savaşta nasıl davranacağı ve nasıl karar vereceği konusunda teknik bilgileri, deneyimi, ulusal hassasiyetleri ve bilimsel bakış açısını içine alarak görev yapan subaylardır. Belli ki S-400 kararı verilirken bu kurmay aklı yoktu ve tek kişi ile karar verildi! Olsaydı; bugün yaşadığımız sorunu o gün mahzurlar olarak ortaya koyardı. Bir de buna devletin aklını hiçe sayan ve hatta monşer gören düşmanlığı da ilave edince, mevcut durum ortaya çıktı!  Halbuki gerçekten kurmay ve devlet aklı olsaydı, 2012’de verdiğimiz karar; balistik füzelere karşı savunmamız için milli bir sistemin geliştirilmesi olurdu. Aradan geçen 7 yıl içinde de yani bugün silahımızı geliştirmiş, üretmiş, envanterimize almış olurduk ve bu sorunları yaşamazdık.

S-400 STRATEJİK SİLAH DEĞİLDİR

S-400 konusunda uzman olsun, olmasın herkes bir şeyler yazıyor ve söylüyor. Hiç yakından hava savunma füzesi gördünüz mü? Atışına katıldınız mı? Hava arama radarı, atış kontrol radarı nedir, farkları nelerdir bilir misiniz? Güdüm sistemleri ve kısıtları hakkında bilginiz var mı? IFF nedir bilir misiniz? Hiç Taktik Hava Resmi (Tactical Air Picture) gördünüz mü, üzerinde çalıştınız mı? Örneğin; S-400fırlatıcısından (launcher) bir füze attıktan sonra, ikincisini yüklemek için 1 saate ihtiyaç olduğunu biliyor musunuz? Bu soruları daha da arttırmak mümkün! Tüm görüşlere ve değerlendirmelere saygı duyuyorum. Ama bir tanesi dikkatimi çekti; “S-400 stratejik caydırıcılık sağlar”mış!

Hava savunma füzesi taktik ve operatif bir silahtır, stratejik bir silah değildir. Ayrıca hangi tehdide karşı caydırıcı olacaktır? Bu,Yunanistan veya başka bir komşumuz olamayacağına göre belli ki ABD kastediliyor! Düşünebiliyor musunuz; ABD Türkiye’ye saldırmaya karar veriyor ama Türkiye S-400 alınca cayıyor! Bu doğru ve akli bir değerlendirme değil. Sadece fazla iyi niyetli ve duygusal!

KIZIL ORDU TEK KURŞUN ATMADAN TESLİM OLDU!

Türkiye, Rusya’dan iki adet S-400 sistemi alacak olup; her sistemde 72, 48 de yedek olmak üzere toplam 192 adet S-400 füzemiz olacak. ABD; Irak’a Birinci Körfez Savaşı’nda (1991) yaklaşık 300 adet, İkinci Körfez Savaşı’nda (2003) ise yaklaşık 900 adet Tomahawk füzesi attı. ABD, Nisan 2017’de Suriye’nin El Şayrat Hava Üssü’ne, denizden karaya atılan 59 adet Tomahawk füzesiyle saldırdı.

S-400’ler, aksine seçim yapılmaz ise her Tomahawk’a iki füzeyle angaje oluyor. Demem o ki; 100 adetlik Tomahawk saldırısına 192 S-400 füzesi ile ancak 1 saat dayanabilirsiniz. Gerisi yok! Kendiniz üretmezseniz, karşılaşacağınız durum budur!

Yine demem o ki; Türkiye’nin ABD’ye karşı caydırıcılık alanları çoktur ama bu S-400’ler ile olmaz. S-400 taktik bir silahtır, stratejik caydırıcılık sağlamaz. Stratejik caydırıcılık; nükleer silahlarla, kitle imha silahlarıyla sağlanır. O bile her hal ve şartta değil! Örneğin Kızıl Ordu, envanterindeki binlerce nükleer silaha rağmen, tek kurşun atmadan teslim oldu. Sovyetler Birliği, kendisine karşı yürütülen Dördüncü Nesil Savaşta (Fourth Generation Warfare) yenildi ve parçalandı.

 

kronos
Devamını Oku »

Copa America’da ev sahibi Brezilya’dan üç gollü açılış

Brezilya, 2019 Copa America’nın açılış maçında Bolivya’yı 3-0 mağlup etti. 2019 Copa America’nın açılış maçında A Grubu’ndan Brezilya ile Bolivya karşı karşıya geldi. Turnuvaya ev sahipliği yapan Brezilya, rakibini 3-0 mağlup etmeyi başardı.

İlk yarısında gol sesi çıkmayan karşılaşmanın ikinci yarısında Bolivyalı stoper Adrian Jusino, Brezilyalı Richarlison’un şutuna elle müdahele etti. Hakem Nestor Pitana, VAR incelemesinin ardından penaltı kararı verdi. 50. dakikada topun başına geçen Philippe Coutinho, Brezilya’yı 1-0 öne geçirdi.

COUTİNHO FARKI İKİYE ÇIKARDI

Karşılaşmanın 53. dakikada Roberto Firmino’nun ortasında Coutinho, kaleye yakın mesafeden bulduğu kafa golüyle kendisinin ve takımının 2. golünü kaydetti. 85. dakikada Gremio forması giyen 22 yaşındaki Everton Soares’in ceza sahası dışından çektiği şutun ağlarla buluşmasıyla Brezilya, farkı 3’e çıkardı.

%75’e %25 topla oynama üstünlüğüne sahip olan Brezilya, Bolivya’yı 3-0’lık skorla geçerek turnuvadaki ve gruptaki ilk galibiyetini almış oldu.

Gruptaki bir diğer karşılaşmada Venezuellaile Peru, bugün saat 22:00’de karşı karşıya gelecek.

medyabold
Devamını Oku »

Emre Belözoğlu, Fenerbahçe ile bir yıllık anlaşmayı açıkladı

Medipol Başakşehir ile sözleşmesi sona eren Emre Belözoğlu, Fenerbahçe’ye transferini canlı yayında duyurdu. Fenerbahçe’ye destek olan düzenlenen ‘WinWin’ programına Emre Belözoğlu telefonla bağlandı. Bu telefon görüşmesinin ardından Emre Belözoğlu’nun Fenerbahçe’ye transferi resmen duyurulmuş oldu.

Sarı-lacivertlilerin efsane isimlerinden Rıdvan Dilmen, Emre Belözoğlu’nun yanına bağlanmasının ardından “Hayırlı olsun Emre” diyerek transferin gerçekleştiğini belirtti.

Emre Belözoğlu’nu Teknik Direktör Ersun Yanal’da çok istiyordu.

FENERBAHÇE BENİM ÇOCUKLUĞUMUN HAYALİ

Emre Belözoğlu canlı yayın sırasında “Fenerbahçe, benim çocukluğumun hayaliydi. Zeytinburnu, daha sonra Galatasaray’da profesyonel futbolculuğua başladım. Sokaklarda Rıdvan Hoca, Aykut Hoca ismini söyleyerek top oynadım. Profesyonel günlerimin en mutlu dönemini Fenerbahçe formasıyla yaşadım. Fenerbahçe’den ayrıldığımda insanlar boynuma sarılıp ağladı. Ben, ailemin yanında ağlamadım ama onların yanında ağladım.” dedi.

ALİ KOÇ VE SEMİH ÖZSOY İLE GÖRÜŞTÜ

Transfer görüşmesi yaptıklarını açıklayan ve anlaşma sağlandığının sinyalini veren Emre Belözoğlu, “Bugün başkan Ali Koç ile görüştük ve Semih Özsoy da vardı. Gerekli açıklamayı başkan yapar.” diye konuştu.

Emre Belözoğlu “Ben her zaman Fenerbahçe’nin büyüklüğünü hissettim ve hala hissediyorum. Futbol bitse dahi Fenerbahçe’nin neferi olacağım. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Fenerbahçe’nin gönlümdeki yerini anlatmak istedim.” diyerek sözlerini noktaladı.

Bu arada Emre Belözoğlu’nun açıklama yaptığı sırada Fenerbahçe’nin sosyal medya hesabından “Fenerbahçeli Emre Belözoğlu şimdi canlı yayında!” paylaşımı geldi.

ALİ KOÇ’UN EMRE BELÖZOĞLU AÇIKLAMASI

Öte yandan programın sonunda konuşan başkan Ali Koç “Emre Belözoğlu normal şartlarda 22:30’da uyur. Bu bana rahmetli Vehbi Koç’u hatırlatır. O da erken uyurdu ve disiplinliydi. Sporda disiplinli olmak lazım. İleri ki yaşlarda oynayabilmek için bu gerekli. Emre ile görüştük, görüşüyoruz. Emre’nin Fenerbahçeliliğini benim ifade etmeme gerek yok.

Onunla hayallerimiz ve düşüncelerimiz var. Hocamızın arzusu doğrultusunda bu görüşmeleri yaptık. Dereyi görmeden paçayı sıvamayalım. Kafamızda onun için bir misyon var. İnşallah bu misyon da gerçekleşir.” açıklamasını yaptı.

medyabold
Devamını Oku »

Ali Koç açıkladı ‘Fener ol’ da toplanan rakam 110 milyon lirayı buldu

“Fener Ol” kampanyasına destek çerçevesinde gerçekleştirilen “Fenerbahçe WinWin” yayını Star TV ve FB TV’de canlı olarak ekranlara geldi. Fenerbahçe özel yayını, Tuğba Dural’ın sunumuyla gerçekleşirken, sarı-lacivertlilerin başkanı Ali Koç. bugüne kadar toplanan rakamı duyurdu.

ALİ KOÇ: “HEDEFİMİZİN %25’İNE ULAŞTIK”

Canlı yayın sırasında konuşan Fenerbahçe Başkanı Ali Koç “Şanslıyız ki Fenerbahçeliyiz. Fenerbahçe demek maddi ve manevi anlamında büyük bir fedakarlık demektir. Kampanya benim seçim dönemi kampanyasını başlattığımdan itibaren düşündüğüm bir kampanyaydı. Maddi anlamda sıkıntılı günler geçiriyoruz. Çorbada herkesin tuzu olacak dedik.

Sonrasında camiadan fedakarlık bekleyeceğiz dedik. Sağ olsunlar bizi mahcup etmediler. Bu kampanya için yola çıkarken pek çok kişi ‘Yapmayın, bu riski göze almayın. Diğer kulüplerin kampanyalarına bakın, sonuç alamadılar’ demelerine 400-450 Milyon TL hedef koyduk, bunun %25’ini yakaladık.

Daha gidecek çok yolumuz var. Kampanya 4 Nisan 2020’ye kadar devam edecek. Burada emeği geçen herkesin kayıtsız şartsız destek olan herkese ve bu rakamlara ulaşmamızı sağlayan taraftarlara, ünlülere, iş adamlarına teşekkür ediyoruz. Şanslı bir camianın şanslı bir başkanıyım.” dedi. Ali Koç’un verdiği oranla Fenerbahçe 1110 milyon lira civarında bir para topladı.

FERİT ŞAHENK’TEN 2,500 FORMA

Doğuş Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk, WinWin programında 2500 adet forma satın alırken şunları söyledi: “Her hafta sonu ben Bebek’ten o Üsküdar’dan gelirdi. Yürüyerek stada giderdik. O günkü çocuk bugün Fenerbahçe’ye ev sahipliği yapabiliyor. Ben doğuştan Fenerbahçeliyim. Ailemde hiç Fenerbahçeli yoktu. Türkiye’nin çok saygıdeğer takımlarında sporcu ve yönetici olan akrabalarım vardı. Bir akrabam bana büyük bir takımın formasını giydirip fotoğraf çektirmişti. Bu baskılara rağmen Fenerbahçeli oldum. Demek ki doğarken Fenerbahçeli olmuşum.”

Sarı-lacivertlilerin efsane ismi Rıdvan Dilmen, “Sokakta yürüdüğümüz zaman, yüzlerce Rıdvan ismini benim sebebimle çocuklarına koyan aileler görüyorum. Hatta İzmir’de Rıdvan Dilmen adı da var. Fenerbahçeli olmak farklı bir şey. Fenerbahçeli olmayan bunu anlayamaz. Tabii ki diğer camialara da saygı duyuyorum.” diye konuştu.

SİMEONE VE GRİEZMANN’DAN DESTEK

‘Fener Ol’ kampanyasına destek olması için düzenlenen ‘WinWin’ programıan dünya futbolunun önemli isimlerinden destek geldi. Atletico Madrid Teknik Direktörü Diego Simeone, Atletico Madrid’den Barcelona’ya transfer olmak üzere olan Antoine Griezmann, Milan’ın defans oyuncusu Alessio Romagnoli ve Chelsea’nin stoperi David Luiz’den Fenerbahçe’ye destek mesajı geldi.

Diego Simeone, Fenerbahçe camiasına “Fenerbahçe taraftarların selamlarımı göndermek istiyorum. WinWin kampanyası için sizlere bol şans diliyorum.” mesajını gönderdi. Arjantinli teknik adam ayrıca “Sizlere başarılar diliyorum ve bana da bir forma göndermenizi istiyorum. Teşekkür ederim, görüşürüz.” ifadelerini kullandı.

Antoine Griezmann, sarı-lacivertlilere bol şans dilerken, “Fenerbahçe taraftarlarında selamlarımı göndermek istiyorum. WinWin kampanyası için sizlere bol şans diliyorum. Sizlere başarılar diliyorum.” ifadelerini kullandı. Fransız golcü sözlerini “Bana da bir forma gönderin.” diyerek tamamladı.

DE SOUZA: TARAFTAR KÖTÜ GÜNDE DESTEK OLUYOR

Devid de Souza ise “Bu kampanya çok önemli. Taraftarlar kötü günlerde de destek oluyor. Bu durumu kısa sürede atlatacak. Fenerbahçe kısa süre sonra o heyecanı tekrardan yaşayacak. Buradaki herkese ve taraftarlara teşekkür ediyorum. Burada çok güzel zamanlar geçirdim. Çok başarılı bir süreç oldu. Kişisel olarak da hüzünlü bir dönem oldu. Annemin vefat ettiği günlerde ciddi bir sakatlık yaşamıştım. Fenerbahçe taraftarları her zaman bana destek verdi. Bu taraftar her şeyi başarabilecek güçte.” açıklamasını yaptı.

PROGRAMA KİMLER KATILDI?

Fenerbahçe özel yayını; Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Ali Koç, Doğuş Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk, Fenerbahçe’nin efsane oyuncusu ve NTV yorumcusu Rıdvan Dilmen ve Fenerbahçe’ye gönül vermiş isimler yer aldı.

Bu gecede; Fenerbahçe Teknik Direktörü Ersun Yanal, ve Fenerbahçe eski Futbolcusu Mehmet Aurelio ile Fenerbahçeli sporcuların yanı sıra Anadolu Rock Müziği’nin güçlü seslerinden Kıraç, Ozan Güven, Murat Dalkılıç, Ece Seçkin ve Star’ın ekran yüzleri; Tülin Şahin, Nursel Ergin, ile Furkan Palalı, Öznur Serçeler ve sürpriz isimler bir araya geldi.

Fenerbahçe’yi destekleriyle yalnız bırakmayanlar, tam 5 ev ve 20 otomobil, Zeljko Obradovic ile yemek, imzalı Alex forması, kombine bilet, takımla birlikte deplasmana gitme, Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda maç yapma fırsatı ve hayallerini süsleyen 5 bin ödülden birine sahip olma şansını yakalayacak.

medyabold
Devamını Oku »

14 Haziran 2019 Cuma

The History of Saturday Mothers

In Turkey, some people have been subjected to the most serious violations of human rights: forced disappearance and death. For the past 737 weeks, a silent protest is held every Friday at 12:00pm at the Galatasaray Square, as the silent cry of those who have disappeared while in custody. Called “Saturday Mothers,” relatives of those who have either gone missing while under arrest or were the victims of unsolved murders while in custody have been asking for justice. They have organized a sit-in protest on Istiklal Street in Beyoglu/ Istanbul every Friday since May 27th, 1995. They have been sitting silently with pictures of their relatives, trying to make their voices heard in the hopes that people will make a stand.

Their request is very clear: no one in the country should go missing again. Those missing should be found, and the people responsible should stand trial. Galatasaray has become a quiet place where people can come together as one, to do something for missing people and join peaceful protests. However, under the orders of the Ministry of Internal Affairs, police officers have been preventing the protests by force for exactly 39 weeks.

The History of Saturday Mothers

The history of Saturday Mothers began with the Gazi Quarter Riots. These riots occurred in a cafe on Gazi Street in Istanbul on March 12, 1995. They started as a provocative gun attack against civilians, organized by a group of unknown assailants. It eventually spread to other part of the country. By March 15, 1995, 22 people had lost their lives, hundreds of people were injured, and a large number of people were arrested as a result of these widespread incidents.

The first person went missing on March 21, 1995. Hasan Ocak disappeared after he was arrested by police following the Gazi Quarter Riots. There were witnesses to his arrest, and his family revolted in order to find their son, to no avail.

Two months after Ocak’s disappearance, he was found dead in the Beykoz Forest, strangled with a wire. For two months since his disappearance, the whole world had heard about his family’s search for him. But the government, which had whisked his corpse to the forensic medicine department and then buried it in a cemetery of the nameless, denied responsibility. On Saturday May 27, 1995, at 12:00 p.m., a group of women started a silent sit-in protest in front of Galatasaray High School. Their objective was to protest Hasan Ocak’s arrest on March 21, 1995, and the fact that he was found tortured to death in a cemetery of the nameless 55 days later.  

The idea for this protest came from the Mothers of the Plaza de Mayo, an association of Argentinian mothers that come together in the Plaza de Mayo. Their children disappeared during the military junta period from 1976 to 1983.

In the four years following the first protest, the Saturday Mothers met every Saturday at 12:00 p.m. in the same place. Over time, these human rights advocates, who were asking for justice for the people that had been lost, were dubbed the “Saturday Mothers.”

Support grew quickly. Even the Mothers of the Plaza De Mayo came to visit from Argentina. During the Habitat Summit in 1996, police attacks began. People were arrested and beaten up by the police. The attacks continued for five weeks, but the police pulled back after increased support for the Saturday Mothers. Soon, other parts of the wo Nevertheless, the Saturday Mothers were prosecuted for obstructing the orders of a police officer and violating the laws of assembly. People were beaten up mercilessly for nothing but taking part in peaceful gatherings. They were dragged on the ground by their hair. Tear gas was thrown into the cars that they were roughly stuffed into. Their rights of looking for missing people and peaceful protest were ignored and violated. Many trials of the protestors were held over the course of several years. After the attacks received backlash from the public, the government ordered the police to stop.

Instead of revealing their knowledge of the missing people, at the beginning of 1997 the government sent a bus where people could officially request an investigation into their missing relatives. However, official applications had already been completed for every missing person. This show for the media did not continue much longer, as the families of the missing people did not give it much attention. According to applications made to the Human Rights Foundation and the data from the 543rd Human Rights Association, since 1980 in Turkey there have been 940 reports of people who have gone missing while under arrest, most of which were classified as having taken place during a state of emergency. No information has been found on any of these 940 missing people.

The government was bothered simply by the existence of the people who were looking for their missing loved ones. The government tried to prevent them from walking on the street, from talking, and even tried to take away the carnations of remembrance from their hands. Nevertheless, the Saturday Mothers did not give up, to preserve the memory of those who were lost. They suffered so that the missing people would be found and those responsible would face prosecution.

The Saturday Mothers became the face of civil disobedience in Turkey. Their main requests were for the fates of the missing people to be revealed and for those responsible to be punished. They also requested modifications to the Turkish penal code to make forced disappearance a crime against humanity. In addition, they wanted Turkey to sign the United Nations Convention on the Loss of Custody.

Kidnappings

In Turkey during 1995, a large number of citizens were kidnapped in Toros cars belonging to the government. Many of the people who were forced to get in those cars never returned. A subject of shame in the 1990s, white Toros cars have now been replaced by black Transporters. In the Turkey of President Recep Tayyip Erdogan, who sees the July 15, 2016, coup attempt as ”a gift from God” and says that “if it was a dictatorship they would come and take the man away”, many people have been kidnapped.

SInce 2017, there have been a number of kidnappings perpetrated by people who operate outside the law. So far in 2019, there have been six kidnapping cases. The missing Turkish citizens are Salim Zeybek, who has been missing for 83 days; Erkan Irmak, who has been missing for 87 days; Yasin Ugan, who has been missing for 90 days; Ozgur Kaya, who has been missing for 91 days; Mustafa Yilmaz, who has been missing for 84 days; and Gokhan Turkmen, who has been missing for for 96 days. The European Court of Human Rights has questioned Turkish authorities about these cases and requested the investigation files.

According to a statement made by Omer Faruk Gergerlioglu, a member of the Turkish Parliament and a human rights advocate, the kidnapped people are being tortured in order to obtain false confessions.

After the failed coup attempt, a total of 24 kidnapping cases have occured. Members of the Parliament, including Sezgin Tanrikulu of the Republican People’s Party from Istanbul, Senal Sarihan of the Republican People’s Party from Ankara, and Omer Faruk Gergerlioglu of the Peoples’ Democratic Party from Kocaeli have posed parliamentary questions on this matter. The questions have not been answered.

With one exception, there has been no news from any of the kidnapped people. So who kidnapped them? What is their condition at the moment? Are they alive? No one knows the answers to these questions. Neither the governorship nor the police reply to missing person reports. Families want their missing loved ones to be brought to court alive.

The Saturday Mothers protests began so that no one in Turkey would be illegally detained, missing persons would be found and the people responsible would be prosecuted. Sadly, due to the fact that government officials have not done anything to solve this problem over the course of a quarter of a century, a new tragedy occurs every day.

Deniz Zengin is doctoral researcher, journalist and human rights activist.



from Politurco.com| Informs and Inspires by Facts and Analyses http://www.politurco.com/the-history-of-saturday-mothers.html
Devamını Oku »

Erdoğan ziyaret ettiği her ülkede ithal et anlaşması yaptı, kırmızı et ithalatı yüzde 233 arttı

Tayyip Erdoğan, son zamanlarda seyahat ettiği neredeyse tüm ülkelerde Türkiye’ye kırmızı et ithalatına yönelik anlaşmalar imzalıyor. Fransa, Rusya ve Bosna Hersek bu ülkelerden sadece birkaçı…

BOLD – Bu anlaşmalar başta çiftçiler olmak üzere birçok kişi tarafından eleştirilirken, bu tür davranışların orta ve uzun vadede Türkiye’nin tarım ve hayvancılık sektörü ile ekonomiye yönelik büyük zararları olacağına yönelik tepkiler dile getirilmişti.

Öte yandan Erdoğan’a ziyaret ettiği ülkeler tarafından bu anlaşmaların “şart koşulduğu” iddia edilmiş, söz konusu ülkelerin Türkiye’ye et satışı karşılığında Erdoğan’ı davet ettikleri ya da yine bu ön koşul ile ziyaret izni verdikleri öne sürülmüştü.

Dünya Gazetesi’nden Ali Ekber Yıldırım’ın haberine göre, Türkiye’nin kırmızı et üretimi azalırken ithalat deyim yerindeyse patladı. Et ve Süt Kurumu’nun “2018 Sektör Değerlendirme Raporu”na göre kırmızı et ithalatı 2018’de miktar bazında yüzde 233 artarken değer bakımında yüzde 106 oranında artış gösterdi.

Rapora göre 2017 yılında 18 bin 857 ton olan kırmızı et ithalatı için 85 milyon 190 bin dolar ödendi. 2018 yılında ise toplamda 55 bin 752 ton kırmızı et için Türkiye, dışarıya 260 milyon 107 bin dolar ödeme yaptı. Yapılan ithalatın tamamı büyükbaş hayvan eti. Küçükbaş hayvan eti ithalatı yapılmadı.

KEMİKSİZ KIRMIZI ET İTHALATI YÜZDE 3.488 ARTTI

Detaylı olarak incelendiğinde Et ve Süt Kurumu raporunda çok çarpıcı veriler var. 2018 yılında kemiksiz kırmızı et ithalatındaki artışın yüzde 3 bin 488 olduğu dikkati çekiyor.

Raporda yer alan bilgilere göre, 2017 yılında sadece 339 ton 858 kilo kemiksiz et ithal edilirken, 2018 yılında yüzde 3.488 artışla kemiksiz et ithalatı 2 bin 241 ton 421 kiloya ulaştı.

Aynı dönemde kemikli et ithalatındaki artış ise yüzde 135 oldu. 2017’de 18 bin 517 ton 790 kilo olan kemikli et ithalatı 2018 yılı sonu itibariyle 42 bin 556 ton 145 kilo oldu.

Kırmızı et ithalatının yüzde 76’sı Polonya’dan yapılırken yüzde 12’si ise Bosna Hersek’ten gerçekleştirildi. Et ve Süt Kurumu’nun yayınladığı verilere göre, 2018’de Polonya’dan 42 bin 349 ton, Bosna Hersek’ten 6 bin 861 ton, Sırbistan’dan 3 bin 609 ton Ukrayna’dan 1726 ton et ithalatı yapıldı. İthalat yapılan diğer ülkeler ise sırasıyla 784 ton ile Macaristan, 335 ton ile Fransa, 48 ton ile Romanya ve 36 ton ile Letonya yer alıyor.

Polonya, Macaristan, Fransa, Letonya, Romanya’dan kemikli et, Bosna Hersek, Sırbistan ve Ukrayna’dan ise kemiksiz et ithal edildi.

İthalat artarken kırmızı et üretimi azalıyor. Özellikle küçükbaş hayvan etindeki düşüş dikkat çekici. Rapora göre, 2018 yılı toplam et üretiminde kırmızı etin payı yüzde 33.44 oldu. 2018 yılında kırmızı et üretimi 1 milyon 118 bin tonla bir önceki yıla göre yüzde 0.7 azaldı.

Son 2 yıldır kırmızı et üretimindeki düşüş trendi devam ediyor. 2016 yılında 1 milyon 173 bin 42 ton olan kırmızı et üretimi 2017’de 1 milyon 126 bin 404 tona ve 2018’de ise 1 milyon 118 bin 695 tona geriledi.

Rapora göre, büyükbaş eti üretimi yüzde 1.5 artarak 1 milyon 4 bin ton, küçükbaş eti üretimi yüzde 17 azalarak 114 bin ton oldu. Kırmızı et üretiminde küçükbaş etinin payı yüzde 10.2 olarak gerçekleşti.
2018 yılında manda eti üretimi yüzde 69 azalarak 402 ton, koyun eti üretimi yüzde 0.7 artarak 100 bin ton, keçi eti üretimi ise yüzde 63 azalarak 14 bin ton olarak gerçekleşti.

Et ve Süt Kurumu raporuna göre, canlı hayvan ithalatında yüzde 54 oranında artış kaydedildi. Raporda canlı hayvan ithalatı ile ilgili yapılan değerlendirme özetle şöyle:

“Canlı hayvan ithalatlarının çoğunluğunu büyükbaş oluşturmaktadır. 2010 yılından itibaren besilik ve kasaplık hayvan ithalatı yapılmaya başlanmıştır.

2018 yılında bir önceki yıla göre; kilogram bazında toplam canlı hayvan ithalatı yüzde 54, büyükbaş hayvan ithalatı yüzde 53, küçükbaş hayvan ithalatı ise yüzde 68 artmıştır. Büyükbaş hayvan ithalatındaki artış daha çok besilik ithalatından kaynaklı olup büyükbaş için yüzde 78 olarak gerçekleşmiştir. Kasaplık ithalatı büyükbaş için yüzde 31 artmıştır.”

İTHAL HAYVANLAR İÇİN 1.7 MİLYAR DOLAR ÖDENDİ

Türkiye 2018 yılında, toplamda 1 milyon 460 bin 563 büyükbaş ve 426 bin 507 küçükbaş olmak üzere 1 milyon 886 bin 70 baş canlı hayvan ithal etti. Bu ithalat için ödenen toplam döviz 1 milyar 754 milyon 531 bin 892 dolar.

Et ve Süt Kurumu’nun 2018 Sektör Değerlendirme Raporu’na göre, geçen yıl gerçekleşen büyükbaş hayvan ithalatının çoğunluğu besilik olmak üzere; yüzde 42’si Brezilya’dan gerçekleşti. Brezilya’dan toplam 615 bin 896 baş sığır ithalatı yapıldı. Uruguay’dan ithal edilen 426 bin 443 baş sığırla bu ülke sıralamada yüzde 29 ile ikinci sırada yer aldı.

Sonra sırasıyla Macaristan, Avustralya, Romanya, Çekya, Slovakya, İrlanda, İtalya, Fransa, İspanya, Letontya, Almanya, Şili, Estonya, Bulgaristan, Litvanya, Çek Cumhuriyeti, Avusturya, Belçika, Hollanda, Amerika Birleşik Devletleri, Danimarka, Bosna Hersek, Estonya olmak üzere toplamda 25 ülkeden sığır ithalatı yapıldı.

Damızlık sığır ithalatının yüzde 21’i Almanya, yüzde 15’i Romanya, yüzde 14’ü Avusturya’dan yapılırken, kasaplık sığır ithalatının yüzde 67’si Brezilya ve İspanya’dan yapıldı.

Türkiye’nin 2018 yılında damızlık küçükbaş hayvan ithalatı yüzde 347.7 arttı. Bu hayvanlar için ödenen dövizdeki artış miktarı ise önceki yıla göre yüzde 441 yükseldi.

Canlı olarak ithal edilen küçükbaş hayvanların yüzde 56’sı damızlık dışı hayvanlardan oluşurken, tamamı Avustralya’dan getirildi. Damızlık olarak getirilen hayvanların yüzde 60’ı ise Romanya’dan temin edildi.

2018 yılında canlı hayvan ihracatı 16 bin 657 baş olarak gerçekleşti. Aynı yıl 350 baş olan canlı büyükbaş hayvan ihracatının tamamı Irak’a yapıldı.

Söz konusu dönemde işlenmemiş kırmızı et ihracatı 159 ton olarak gerçekleşti. İhracatın yüzde 65’i Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne yapıldı.

medyabold
Devamını Oku »