22 Haziran 2019 Cumartesi

İstanbul’a ‘demokrasi’ seferi

Türkiye, 17’si bağımsız 21 adayın yarıştığı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimine odaklandı. Yeni başkan için ülkenin dört bir yanından seçmen akını oldu. Almanya’nın Münih kentinden otobüs kaldırıldı.

BOLD – Bugün 10 milyon 560 bin 963 seçmen İstanbul’da oy kullanacak. Seçim, YSK’nin hukuksuz kararıyla mazbatasını iptal ettiği Millet İttifakı adayı Ekrem İmamoğlu ile Cumhur İttifakı adayı Binali Yıldırım arasında geçecek. Saadet Partisi adayı Necdet Gökçınar, Vatan Partisi adayı Mustafa İlker Yücel ve 17 bağımsız aday da seçimde yarışıyor. Seçim dolayısıyla vatandaşlar Türkiye’nin 81 kentinden İstanbul’a akın ediyor. Havalimanları ve otogarlarda yoğunluk yaşanıyor.

MÜNİH’TEN İSTANBUL’A ‘GENÇ’ DOPİNG

Almanya’da Türklerin yoğun yaşadığı kentlerden Münih’ten de İstanbul’a otobüs kaldırıldı. İstanbul’da seçmen kaydı bulunan ve çoğunluğu değişim programıyla Avrupa’ya giden gençler, vatandaşlık görevlerini yapmak için 30 saatten fazla yol geldi.

31 SANDIKTA OY KULLANILIYOR

Kent genelinde kurulacak 31 bin 124 sandıkta oy kullanacak olan 10 milyon 560 bin 963 seçmen, 21 aday arasından tercihini yapacak. 31 Mart’takinden farklı olarak seçmene tek oy pusulası sunulacak. Oy verme işlemi saat 08.00’da başlayıp 17.00’da sona erecek.

medyabold
Devamını Oku »

İstanbul seçimini yapıyor!

İstanbul’da Millet İttifakı’nın adayı Ekrem İmamoğlu ile Cumhur İttifakı’nın ortak ismi Binali Yıldırım arasındaki yarış başladı. Sandığa katılımda yoğunluk var.

BOLD – Yenilenen seçimde oy verme işlemi saat 08.00 itibarıyla başladı. Sandıklar saat 17.00’de kapanacak.

23 Haziran seçiminde, 31 Mart’ta kesinleşmiş sandık seçmen listeleri kullanılıyor.

medyabold
Devamını Oku »

Olçok, hükümetten ödülünü istedi

15 Temmuz’da eşi ve oğlunu kaybeden Nihal Olçok, Abdullah Öcalan’ın kırmızı bültenle aranan kardeşini bulduğunu belirterek hükümetten ödülünü istedi.

BOLD – 15 Temmuz’da eşi ve oğlunu kaybeden Nihal Olçok, Twitter’den iktidarı iğneleyen mesajlarını atmayı sürdürüyor. Olçok, İmralı’da tutuklu bulunan Öcalan’ın kırmızı bültenle aranan kardeşi ile TRT’nin bulup röportaj yapmasını eleştirdi.

İşte o tweet…

Terörist başının kardeşini buldum!
Ödül var mı SAYIN DEVLET büyüklerim,aranan kişi TRT KURDİ’de.
Ama şimdi siyasete lazım,aranıyor olsa bile,hele şu seçim bitsin sonra bir ara bakılır hal çaresine.Ey be İstanbul sen nelere kadirsin. Aranma haberi SABAH’tan, röportaj TRT Kürdi’den

 

 

medyabold
Devamını Oku »

Öcalan’dan önce Erdoğan, Arınç ve Fidan’la görüşmüş

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın 23 Haziran seçimleri için HDP’ye yönelik “Tarafsız kalın” çağrısı yaptığını iddia eden, bu iddialarını ise Anadolu Ajansı ve İhlas Haber Ajansı’na servis eden isim Ali Kemal Özcan’ın Bülent Arınç aracılığı ile Tayyip Erdoğan’la görüştüğü; görüşmede Hakan Fidan’ın da bulunduğu ortaya çıktı.

Habertürk yazarı Nagehan Alçı, Öcalan’ın mesajını avukatlarından da erken AKP’li ajanslara ileten Tunceli Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı ve rektör danışmanı Doç Ali Kemal Özcan’ı köşesine taşıdı.

Alçı yazısında, Özcan ile görüşmesini şöyle aktardı:

“Bundan ancak sadece 1 ay önce Ali Kemal Özcan’ın kitaplarının Öcalan’a gittiği haberi gelmiş. Gerisini kendisi bana şöyle anlattı:

“Yıllardır derdimi anlatmaya çalışıyorum Nagehan Hanım. Ben bu örgütü ve Öcalan’ı çalışıyorum ve bu yapıyı çok iyi biliyorum. Başkan Erdoğan’a bir ulaşsam kendisini 15 dakikada ikna edeceğimi düşünüyordum hep. 10 gün kadar önce Bülent Arınç’a ulaştım, kendisine anlattım. Sayın Arınç beni aldı ve Başkan Erdoğan’ın yanına götürdü. O görüşmede Sayın Hakan Fidan da vardı.”

Başkan Erdoğan ile görüşme çok verimli geçmiş Özcan’ın anlattığına göre. Notlar alınmış ve Kürt meselesinin çözümü bağlamında yapıcı bir diyalog oluşmuş.”

Alçı, Özcan ile Öcalan’ın görüşmesini ise şöyle aktardı:

“Özcan yaklaşık 1 hafta önce Öcalan ile görüşmek için ilk kez İmralı’ya gitmiş. “Nasıl geçti? Neler konuştunuz? Öcalan’ın ruh hali ve havası nasıldı?” diye sordum, şunları söyledi:

“Abdullah Öcalan şu an Türkiye’ye komplolar kurulduğuna inanıyor. 7 Şubat 2012 krizinden başlıyor. O hadiseye ‘Narkoz komplosu’ diyor. İkinci olarak 17-25 Aralık 2013 darbe teşebbüsünü sayıyor. Sonra 15 Temmuz’u uzun uzun anlatıyor. Dördüncü olarak da son dönemi alıyor.”

Son dönemden kastının ne olduğunu açmasını istedim. “FETÖ ve uluslararası güçlerin Erdoğan’ı mağlup etme girişimlerinin son yansımaları” olarak tanımlıyormuş Öcalan özellikle son 9 ay içinde olanları.”

ÖCALAN: ERDOĞAN’IN YENİLMEMESİ GEREKİYOR
Alçı’nın iddiasına göre Öcalan o görüşmede Özcan’a şu mesajı vurgulamış:

““Erdoğan’ın yenilmemesi ve yıkılmaması gerekiyor. Hem Türkiye’nin hem de Kürtlerin yararına olmaz bu durum.”

Bu görüşmeden sonra Özcan’ı önceki gün yeniden İmralı’ya davet etmişler. Öcalan’la ikinci görüşmesini yapmış. O görüşmede İstanbul seçimleri ile ilgili, avukatlarına verdiği mektuptan bahsetmiş. O mektubun kamuoyuna açıklandığını sanıyormuş.

Açıklanmadığını öğrenince çok kızmış, köpürmüş ve mektubu Ali Kemal Özcan’a da vermiş. Özcan iki görüşmenin de çok verimli geçtiğini, Öcalan’ın kendisinin kitaplarını dikkatle okuduğunu söylediğini aktardı.

Elbette avukatların bu mektubu vermemesi ile Özcan’ın oraya tam da dün gidişi arasında bir bağlantı var. Sonuçta mektup savcılık aracılığıyla teslim ediliyor ve devlet her şeyi biliyor. Mektubun kamuoyu ile paylaşılmaması ihtimaline karşı devlet Özcan’ı yeniden İmralı’ya göndermiş.”

KÜRT MESELESİNİ ÇÖZEBİLECEK TEK AKTÖR ERDOĞAN

Asrın Hukuk Bürosu’nun Öcalan’ın mektubunun bir kopyasını HDP yetkililerine ilettiğini belirten Alçı, sonraki süreci ise yazısında şu şekilde anlattı:

“Elbette bu mektup HDP camiasında soğuk duş etkisi yaratıyor. Çünkü Öcalan’ın tarafsızlık tavrı HDP’nin mevcut politikasına ters. Öyle olunca bu mektup kamuoyuna sızmıyor.

Asrın Hukuk Bürosu ise 21 Haziran günü bu mektubu deklare etmeyi planlıyor. Fakat dediğim gibi bu açıklamayı geciktirdikleri için de Ali Kemal Özcan’ın şahitliğine göre Öcalan kendilerine kızıyor.

Ben bu aksamaya rağmen Kürt meselesinin çözülmesi sürecinde Asrın Hukuk Bürosu’nun büyük önemini korumaya devam ettiğini düşünüyorum. Bu polemik uzatılmamalı ve taraflar yıpratılmamalı

Aynı şekilde Ali Kemal Özcan da PKK ve Öcalan uzmanı bir akademisyen olarak son derece iyi niyetle bu sürece dahil olmak istemiş bir insan. Bence kendisini her demokrat aydın desteklemeli. Özcan da tıpkı Öcalan gibi Kürt meselesini çözebilecek tek siyasi aktörün Recep Tayyip Erdoğan olduğuna inanıyor.”

kronos
Devamını Oku »

AKP’li başkan bedeli kadar araca kira ödemiş

AKP’li İzmit Belediyesi eski başkanı Nevzat Doğan’ın lüks merakı belediyeye pahalıya mal oldu. AKP’li başkan 3 yıl boyunca kiraladığı lüks araç için firmaya araç bedeli kadar kira ödemiş.

BOLD – AKP’li eski İzmit Belediyesi Başkanı Nevzat Doğan’ın BMW marka ultra lüks makam aracı için belediye kasasından 3 yılda 779 bin lira kira ödendiği belirlendi.

ARAÇ BEDELİ KADAR KİRA ÖDEMİŞ

İzmit’in CHP’li yeni belediye Fatma Kaplan Hürriyet görevi devralmasının ardından belediyedeki hesaplarda detaylı bir inceleme başlattı. Sözcü’nün haberine göre belediyede yapılan incelemelerde; AKP’li eski belediye başkanı Nevzat Doğan’ın makam aracı olarak kullandığı ultra lüks BMW marka aracına 3 yıl boyunca 778 bin 938 lira ödediği tespit edildi.

YAKIT MASRAFI 83 BİN TL

Doğan’ın kullandığı bu araç için ayrıca 83 bin 396 lira da yakıt masrafının yapıldığı belirlendi.
Doğan’ın, 15 Eylül 2018’de tasarruf tedbirleri kapsamında yeni makam aracı olarak kiralanan Reanult marka Talisman model makam aracı için de 7 ay boyunca 63 bin 257 lira ödeme yapıldığı öğrenildi. Söz konusu aracın yakıt masrafı ise 16 bin 709 lira oldu. Mevcut başkan Fatma Kaplan Hürriyet ise kendi özel aracını kullanıyor.

medyabold
Devamını Oku »

Oxford’da ilk kadın şair

Oxford Üniversitesi’nde üç asırdır bir gelenek olan “şiir profesörlüğü” kürsüsüne bu yıl şair Alice Oswald seçildi. Oswald bu kürsüye seçilen ilk kadın şair oldu.

1966 doğumlu Oswald, Oxford Üniversitesi’nde klasikler bölümünde eğitim almıştı. Bahçıvanlık mesleğinin yanı sıra şiir yazmayı da sürdüren Oswald’ın 1996’da yayımlanan ilk şiir kitabı çok ses getirmişti. Eserlerinde doğaya ve efsanelere odaklanan şairin yayımlanmış 9 şiir kitabı bulunuyor.

Oxford Şiir Kürsüsü’ne seçilmesinin ardından çok memnun olduğunu söyleyen Oswald, “şiir profesörlüğü” görevi süresince şiirin her türüne açık olacağını, özellikle ele avuca gelmez şiir türlerine odaklanacağını söyledi.

Alice Oswald daha önce T.S. Eliot, Griffin and Costa ödüllerine değer görülmüştü.

kronos
Devamını Oku »

1065 kolejin imam hatipe çevrilmesi ‘Dini Özgürlükler Raporu’nda

Türkiye’de yaşayan farklı din, mezhep ve inanç gruplarının karşı karşıya kaldığı baskı ve zorlukları masaya yatıran raporda, Hristiyan azınlıklara yönelik kısıtlamaların yanı sıra Musevilere karşı artan nefret söylemi, Alevi grupların maruz kaldığı tehditler ve Gülen Hareketi’nin uğradığı toplu cezalandırmalara da yer verildi.

Raporda, özellikle Ermeni Kilisesi, Rum Ortadoks Kilisesi ve Türk Yahudi toplumu gibi Lozan Anlaşması kapsamında bulunmayan dini azınlıkların haklarının kısıtlanmaya devam ettiğine değinilirken, azınlıkların kendi din adamlarını yetiştirmesinin önünde ciddi engeller bulunduğu hatırlatıldı. Heybeliada Ruhban Okulu’nun hala kapalı olduğunu dile getiren rapor, aynı adaya Diyanet İşleri tarafından bir İslam Merkezi yapılacağının duyurulduğunu hatırlattı.

15 Temmuz darbe girişimi sonrası Fethullah Gülen’e yakınlığı iddiasıyla yaklaşık 80 bin kişinin hapse atıldığını aktaran 2018 Dini Özgürlükler Raporu’nda, Hristiyan din adamı Rahip Brunson’ın da aynı gerekçeyle hapsedilenler arasında olduğunu vurguladı. Raporda Gülen’den, ‘Din adamı ve siyasi figür’ olarak bahsedilmesi dikkat çekti.

Eğitim sisteminde dini özgürlükler alanında da önemli değişikliklerin bulunduğunu söyleyen raporda, son üç yılda 300 binden fazla öğrencinin çeşitli bahanelerle imam hatip liselerine kaydedildiğini hatırlattı. Pek çok ortaokulun ‘talep’ gerekçe gösterilerek imam hatip lisesine çevrildiğine değinen Dini Özgürlükler Raporu, darbe girişimi sonrası kapatılan Gülen Hareketi’yle irtibatlı 1,065 özel okulun da imam hatip lisesine dönüştürüldüğünü kaydetti. Raporda ayrıca Alevilere ve Musevilere hakaretler içeren bazı kitapların Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanarak okullarda dağıtımına izin verildiği bilgisi paylaşıldı. Öğrencileri ‘Yahudi gibi olmamaya’ teşvik eden bu kitaplarda Alevilerin ‘ateist’ olduğunun iddia edildiği aktarıldı.

kronos
Devamını Oku »

Doktorlar “40’ını göremezsin” deyince 204 kilo verdi

ABD’de yaşayan obez bir adam, doktorların 40. yaş gününü göremeyeceğini söylemesi üzerine 204 kilo verdi.

BOLD – İndependent’ın haberine göre, Carlos Orosco, 38 yaşındayken kanında, şiddetli şişkinliğe ve ülsere neden olan bir enfeksiyon gelişti.

Doktorlar, Orosco’nun yaşadığı tüm sağlık sorunları 295 kilo olmasından kaynaklandığını söylemesi üzerine midesinin yüzde 75’ini aldıracağı bir ameliyata girmeye karar verdi.

Kilo verme yolculuğuna böyle başlayan Orosco bir diyetisyene gitti ve hayatından tüm zararlı yiyecekleri çıkardı. Aynı zamanda egzersiz yapmaya başlayan her gün 4 kilometre yürümeye başlayan Orosco daha sonra koşmaya başladı ve 37 yarışa katıldı.

Orosco, iki yıllık süreç sonunda 295 kilodan 91 kiloya düşerek 204 kilodan kurtuldu.

Sibirya’da 31 bin yıl önce bilinmeyen bir grup yaşamış

 

 

medyabold
Devamını Oku »

Bitcoin’in değeri 10 bin doları aştı, en fazla kazandıran kripto para rekoru kırdı

Son 24 saatte yüzde 10’dan fazla değer kazanarak 10 bin 831 dolar (yaklaşık 63 bin TL) değerine ulaşan Bitcoin, CoınMarketÇap fiyat endeksine göre şimdiye dek en hızlı değer kazanan kripto para birimi oldu.

BOLD – Şubattan önce değeri 4 bin doların (yaklaşık 23 bin TL) altında seyreden Bitcoin bu tarihten itibaren değer kazanmaya başladı. Bitcoin 2017’nin sonlarında 20 bin dolara (yaklaşık 116 bin TL) yaklaşarak rekor kırmış, ancak sonraki bir yıl içinde istikrarlı biçimde düşmüştü.

Bitcoin’in 2017’deki değeriyle güncel değerini kıyaslayanlar, kripto paranın daha da değerlenerek önceki rekorunu kırabileceğini belirtiyor.

Bitcoin hisselerinin toplam piyasa değeri  200 milyar dolara (1,1 trilyon TL) yaklaştı. Piyasa analistleri değerin hızla artmasının Facebook’un piyasaya süreceği Libra’dan kaynaklandığını söylüyor

Ethereum, ripple ve Litecoin gibi diğer kripto para birimleri de Bitcoin’un değerindeki artıştan nasibini aldı. Geçen ay bu para birimleri de yüzde 20 ile 35 arasında değer kazandı.

Bu hafta borsa ve altın kazandırdı, dolar ve euro kaybettirdi

 

medyabold
Devamını Oku »

Gıdada hile yapan firmalar neden açıklanmıyor?

Tüketici Dernekleri, Tarım ve Orman Bakanlığından daha önceden olduğu gibi gıdada hile yapan firmaların açıklanmasını istedi. Tüketiciler, denetimlerin yapıldığını ve listenin bakanlıkta olduğuna dikkat çekti.

BOLD – Tüketiciye zeytinyağı yerine kanola yağı, peynir yerine margarin, jelatinli yoğurt başta olmak üzere çok sayıda gıda maddesinde hile yapan firmaların adları 15 aydır açıklanmıyor. Şikayet üzerine yakalanan hile yapan firmalar ise çok az bir para cezası ile kurtuluyor.

LİSTE BAKANLIKTA AMA AÇIKLANMIYOR

Tüketici Dernekleri (TÜDEF) Genel Başkan Vekili Sinan Vargı, Tarım ve Orman Bakanlığına başvurarak gıda da hile ve tağşiş yaparak halkın sağlığı ile oynayan, tüketiciyi aldatan firmaların adlarının açıklanmasını istedi. Gıdada hile ve tağşiş yaparak, halkın sağlığı ile oynanan firmaların adlarının en son geçen yılın mart ayında kamuoyuna açıklandığıı söyleyen Vargı, “Aradan geçen 15 aylık süre içinde bakanlık gıda üreten yerlerde birçok denetim yapmasına rağmen bu firmaların isimlerini kamuoyuna açıklamadı” dedi.

AKLA HAYALE GELMEYEN YÖNTEMLER KULLANIYORLAR

Geçmiş yıllarda Resmi Gazetede açıklanan hile ve tağşiş yapan firmaların akla hayale gelmeyen yöntemler bularak halkın sağlığı ile oynadıklarını belirten Vargı, “Biz 15 aydır mahalli seçimler nedeni ile bunun kamuoyuna açıklanmadığı endişesini taşıyoruz. Oysa bu konudaki kanun ve yönetmeliklere dayanılarak geçtiğimiz beş yıldır bu hile yapan firmalar Resmi Gazete kanalı ile halka açıklanıyordu” dedi.

PARA CEZALARI CAYDIRICI DEĞİL

Verilen para cezalarının da hile yapan firmaları caydırıcı bir özellik taşımadığı vurgulayan Vargı, “Gıdada hile yapan firmalara karşı verilen para cezalarının arttırılmasına ve hapis cezası getirilebileceğine dair geçmişte yapılan açıklamalar ne yazık ki gündeme gelmemiştir. Gıda da hile ve tağşiş yaparak tüketicilerin sağlığı ve gelirleri ile oynayan firmalar düşük bir para cezasını ödeyerek gerekli cezayı almamaktadırlar. Bu yüzden bu tür firmalara verilecek en büyük ceza adlarının açıklanmasıdır. Zeytinyağına ucuz kanola yağı katan, domuz etini normal ete karıştıran, margarinden peynir yapan, yoğurda jelatin katan, isot biberine boya katan, baharatta, sucukta, her türlü gıda maddesinde hile yapan firmaların adlarının kamuoyuna en kısa zamanda açıklanmasını istiyoruz” diye konuştu.

medyabold
Devamını Oku »

Evde ekmek yapanlar atölyeye…

Devamını Oku »

Türkiye, yenilenen yerel seçimler için İstanbul yolcusu

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde oy kullanacak seçmenler, İstanbul’a gelmeye başladı. İstanbul Havalimanı’nda ise özellikle sabah saatlerinden itibaren iç hat seferlerinde yoğunluk yaşanıyor.

Sandık başına gitmek üzere şehir dışından tarifeli uçakla İstanbul Havalimanı’na gelenler nedeniyle geliş terminalinde yer alan bagaj bölümünde ve çıkışlarda yoğunluk meydana geldi. Özellikle sabah saatlerinde Antalya, Sivas, Trabzon, Malatya, Diyarbakır ve İzmir’den gelen uçakların dolu olması dikkat çekti.

OY KULLANMAK İÇİN GELDİLER

Basın mensuplarına konuşan yolcular, vatandaşlık görevini yapmak üzere İstanbul’a geldiklerini söylediler.

Diyarbakır’dan oy kullanmak için gelen Mehmet Emen, aslında Ankara’da işi olduğu ancak seçim nedeniyle ilk önce İstanbul’a geldiğini ve oyunu kullandıktan sonra da Ankara’ya gideceğini söyledi. Eşiyle birlikte Trabzon’dan gelen Dursun Çağlayan ise, “Hem Trabzon’da hem İstanbul’da işlerimiz var. Dolayısıyla hanım, aile efradımız seçimde oyunu kullanacak. Sonra da Trabzon’a gideceğiz. Seçim için de hayırlısı olsun diyelim” ifadelerini kullandı. Sivas’tan İbrahim Tansel ise “Sivas doğumluyum. İstanbul’da ikamet etmekteyim. Oyumu her zaman burada kullanıyorum. Özellikle oy kullanmak için geldim ama gelmişken bazı arkadaşları da göreyim dedim” diye konuştu.

kronos
Devamını Oku »

Geçmediğimiz köprü ve yollara iki yılda 4 milyar 451 milyon TL ödedik

CHP Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın soruları üzerine Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan’ın verdiği bilgiye göre, köprülerden ve Avrasya Tüneli’nden geçen araç sayısında beklenen artış olmadı. Azalan araç sayısı, Hazine’yi geçiş garantisi verilen özel şirketlere daha yüksek fatura ödeme zorunluluğu ile karşı karşıya bırakacak.

İŞLETMECİ FİRMALARA YAPILAR ÖDEMELER 

Birgün gazetesinin haberine göre; Hazine’den 2017 yılında Osmangazi Köprüsü için 1 milyar 659 milyon TL, Yavuz Sultan Selim Köprüsü için 417 milyon TL ve Avrasya Tüneli için 132 milyon TL işletmeci firmalara ödeme yapıldı.

‘RAKAM SAKLANIYOR ÇÜNKÜ DUDAK UÇUKLATAN BÜYÜKLÜKTE’ 

Sözleşme gereği her yılın nisan ayında fark ödemesi yapılması gerektiğini anımsatan Akar, haziran ayına gelinmesine karşın Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın bu rakamı açıklamadığını ifade etti. Akar, “Rakam saklanıyor, çünkü tutar dudak uçuklatacak büyüklükte” dedi.

 

kronos
Devamını Oku »

Kaftancıoğlu: Her fikirden İstanbullu ile ittifakımız sürüyor

YSK tarafından iptal edildiği için yenilenen İstanbul seçimi için seçmenlerin kaygısı sandık güvenliği.

CHP hazırlarını tamamladı mı, 200 bin kişinin sahada olması ne anlama geliyor? Sonuçlar nasıl kontrol edilecek? T 24’den Şirin Payzın‘ın sorularını yanıtlayan CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, sandık güvenliği için bütün tedbirleri aldıklarını, seçmenlerin her hangi bir sorun karşısında bina görevlilerinden destek isteyebileceklerini söyledi.

‘İMAMOĞLU HAKKINI BÜYÜK OY FARKLA GERİ ALACAK’ 

Kaftancıoğlu “31 Mart’ta nasıl seçmen iradesine sahip çıktıysak, 23 Haziran’da da aynı şekilde çıkacağız. Ekrem İmamoğlu elinden alınan hakkını büyük oy farkıyla geri alacak” diye konuştu.

“Abdullah Öcalan’ın mektubunun Kürt seçmende bir etkisi oldu mu?” sorusunu da yanıtlayan Kaftancıoğlu “Her renk ve fikirden 16 milyon İstanbullu ile ittifakımız devam ediyor” sözleri ile yanıtladı.

Kaftancıoğlu yoğun güvenlik önlemlerinin kimseyi korkutmaması gerektiğine de vurgu yaparak 23 Haziran’da İstanbulluların kucaklaşacağını söyledi.

kronos
Devamını Oku »

Selahattin Demirtaş’ın annesi: Erdoğan korkmasın, oğlumu bıraksın

HDP’nin Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Diyarbakır’da yaşayan annesi Sadiye Demirtaş oğlunun tutukluluk süreci ile ilgili açıklama yaptı. Oğlunun siyasete girmesinden memnun olmadığını söyleyen Sadiye Demirtaş Erdoğan’a seslenerek “Erdoğan Bey korkmasın, oğlumu bıraksın, ona siyaset yaptırmayacağım” dedi.

‘ERDOĞAN BEY KORKMASIN’

Sadiye Demirtaş, T24’ten Reyan Tuvi’ye verdiği röportajda, “Şimdi oğlum çıksa bırakmayacağım tekrar siyaset yapsın. Kesinlikle bırakmayacağım! Erdoğan Bey korkmasın, oğlumu bıraksın, ona siyaset yaptırmayacağım” ifadelerini kullandı. Demirtaş’ın babası Tahir Demirtaş ise oğlunu desteklediğini belirterek “Bana kalsa sonuna kadar devam etmeli! Babası olarak hissim, Allah’ın izniyle Selahattin ileride Cumhurbaşkanı olacak” dedi.

Tuvi’nin Demirtaş ailesi ile yaptığı röportajda Sadiye Demirtaş’ın ifadelerinin bir kısmına şöyle yer verildi:

‘LAZIM DEĞİL, HER ŞEY ONLARIN OLSUN’ 

“Siyaseti sevmiyorum. Keşke çocuklarım siyasete girmeseydi. Şimdi oğlum çıksa bırakmayacağım tekrar siyaset yapsın. Kesinlikle bırakmayacağım! Erdoğan Bey korkmasın, oğlumu bıraksın, ona siyaset yaptırmayacağım. Dinlesin beni! Ben bunu cezaevi kamerasına da söylemişim. Selahattin çıkacak ve burada yanımda oturacak!

Cumhurbaşkanı olmasına ben izin vermem! Bize lazım değil, her şey onların olsun!”

kronos
Devamını Oku »

Mehmet Metiner: HDP, Öcalan’ı dinlemiyor

“Öcalan’ı “Serok/Başkan” olarak kabul eden HDP “Başkan Öcalan”ın sözlerini önemsemiyor bile. Öcalan’ın önerdiği politikanın tam tersini yapıyor Kandil ve HDP” diyen Metiner, Demirtaş’ın Öcalan’ın tersi bir politika izlediğini belirtti. Metiner’in yazısının ilgili bölümleri şöyle:

“… Kandil’de Öcalan’ın posteri önünde açıklama yapan yöneticiler Öcalan’ın dediklerinin tersini diyorlar. Öcalan’ı “Serok/Başkan” olarak kabul eden HDP “Başkan Öcalan”ın sözlerini önemsemiyor bile. Öcalan’ın önerdiği politikanın tam tersini yapıyor Kandil ve HDP. “Kürdistan’ın her yerine Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz” diyen Demirtaş, Öcalan’ın tam tersi politika izliyor. O yüzden Öcalan’ın önderliği için “sözde” dedim. Bir yanda Öcalan üzerinden yeni bir çözüm süreci başlatılsın istiyorlar öbür yanda Öcalan’ı kendi elleriyle önemsizleştirip İmralı’ya gömüyorlar.”

“… Öcalan’ın “tarafsızlık” çağrısına karşılık Kandil/HDP yönetiminin CHP adayında ısrarı Öcalan için verilen ölüm fermanı niteliğindedir. Cumhurbaşkanımızın dediği gibi bu kavga Öcalan ile Demirtaş arasındaki bir iktidar kavgasıdır.”

“… HDP’li Kürtler yıllar yılıdır “Serok/Başkan” olarak kabul ettikleri Öcalan’ı mı dinleyecekler yoksa Öcalan’a komplo kuran ve onu yaşayan bir ölüye dönüştüren Kandil/HDP yönetimini mi? Kanaatim o ki taban önemli oranda Öcalan’ı dinleyecektir. Her halükarda HDP içinde bundan sonra ciddi bir ayrışma ve tartışma yaşanacaktır. Öcalan CHP’ye karşı AK Parti’yi, AK Parti’ye karşı CHP’yi destekleyin çağrısında bulunmuyor. Tam tersine Kürtleri CHP’nin payandası kılmaya ve kendini de İmralı’ya gömmeye çalışan ABD projesine dikkat çekerek bu oyunu tarafsız kalarak bozmaya çağırıyor.”

kronos
Devamını Oku »

LGBTİ+’ya Taksim’den sonra Bakırköy de yasak

Kaos GL’nin haberine göre valilik, Bakırköy’deki eylemi, “halkın huzur ve güvenliğinin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyetin, genel sağlığın ve genel ahlakın, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması, olası şiddet ve terör olaylarının önlenmesi, provokatif eylem ve olayların yaşanmaması” bahaneleriyle yasakladı. Onur Haftası Komitesi ise yasağa ilişkin şu açıklamayı yaptı:

‘YÜRÜYÜŞÜN DURUMUNU YAKIN ZAMANDA DUYURACAĞIZ’ 

İstanbul Valiliği tarafından duyurulan yürüyüş ve miting alanlarından olan Bakırköy Pazar Alanı için yaptığımız yürüyüş ve miting başvurumuz İstanbul Valiliği tarafından reddedildi.
“Böylelikle LGBTİ+’lara sadece Taksim’in değil İstanbul’un her yerinin yasak olduğunu görmüş olduk. Genel ahlak, genel sağlık, toplum güvenliği gibi bahanelerle getirilen yasak kararına dair atacağımız adımları ve yürüyüşün durumunu yakın zamanda duyuracağız.
“30 Haziran günü LGBTİ+’lar ve LGBTİ+fobi karşıtlarının bir arada olacağına olan inancımızla çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”

NE OLMUŞTU?

İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası Komitesi, 11 Haziran’da İstanbul Vali Yardımcısı Mehmet Ali Özyiğit ile görüştü.

Vali Yardımcısı Özyiğit, “Taksim’in yürüyüş ve gösteri alanı olmadığı ve Taksim’de hiçbir gösteriye izin verilmediği gibi LGBTİ+’lara da izin verilmeyeceğini” söyledi.

Bunun üzerine Onur Haftası Komitesi, İstanbul Valiliği tarafından her yıl açıklanan toplantı, gösteri ve yürüyüş alanlarından birinde yürüyüş gerçekleştirmeye yönelik taleplerini iletti.

Vali yardımcısı ise sadece Taksim’in değil, İstanbul’da gerçekleşecek tüm açık alan eylemleri için LGBTİ+’ların “toplumsal tereddütlü grup” olduğunu öne sürdü ve bu talebi kabul etmedi.

kronos
Devamını Oku »

‘AA yine AKP’nin sonuçları servis edecek’ iddiası

31 Mart seçimlerinde veri akışını kestiği için çok tartışılan Anadolu Ajansı’nın 23 Haziran’da AKP’nin verilerini televizyon kanallarına servis edeceği iddia edildi.

BOLD- Anadolu Ajansı (AA), 31 Mart Yerel Seçimleri’ni ve 2018’de gerçekleştirilen 24 Haziran Genel Seçimleri’ni takip eden tek haber ajansı olmuştu. Uzun zamandır seçimlerde manipülasyon yaptığı iddia edilen AA, özellikle 31 Mart’ta İstanbul’da veri akışını durdurmasıyla gündeme gelmiş, verileri hangi kaynaktan aldığı tartışma konusu olmuştu.

İMAMOĞLU ÖNE GEÇİNCE VERİ AKIŞINI KESTİ

31 Mart Yerel Seçimleri’nde Millet İttifakı adayı Ekrem İmamoğlu öne geçmek üzereyken AA veri akışını durdurmuş, yaklaşık 12 saat boyunca veri girişi yapmamıştı. YSK Başkanı Sadi Güven, kendisine AA hakkında sorulan soruya, “AA benim müşterim değil, benden veri almıyor. AA 90’lara geldiğinde ben daha yeni veri giriyordum” şeklinde cevap vermişti.

AKP’Lİ MÜŞAHİTLER VERİLERİ AA’YA GEÇECEK

23 Haziran’da yenilenecek İstanbul Belediye Başkanlığı Seçimi’nden de veri aktaracak olan AA’nın kaynağıyla ilgili çok tartışılacak bir iddia ortaya atıldı. İddiaya göre sandıklardan çıkan sonuçların hızla AA merkezine ulaştırılması için bir cep telefonu uygulaması yapıldı. Uygulamanın, AKP’li sandık müşahitlerince cep telefonlarına indirileceği ve bütün sonuçlar anında AA İstanbul merkezine aktarılacağı ifade edildi.

ROBOT HABER KUTUSU ÜZERİNDEN YAYINA VERİLECEK

AA tarafından yayına aktarılan sonuçlar, Ankara Haber Yayın Merkezindeki, Robot Haber kutusuna düşeceği ve genel yayına verileceği belirtildi. AA’nın önceki seçimlerde de sonuçları AKP’li görevlilerden aldığı ileri sürülmüştü. 23 Haziran seçimleri için de hazırlıklar günlerdir sürüyor.

AA’NIN AKP’DEN VERİ ALMASINA YSK NE DİYECEK

Devlet kurumu olan AA’nın seçime giren taraflardan AKP’den veri alması tartışılan bir konu. Seçimleri yöneten Yüksek Seçim Kurulu’nun, AA’nın verileri AKP’den almasına ne tepki vereceği merak konusu. Önceki seçimlerde AA’nın sonuçları tartışma konusu olmuş Yüksek Seçim Kurulu sessizliğini korumuştu. 31 Mart’taki seçimlerde ise “AA bizim müşterimiz değil” demekle yetinmişlerdi.

CHP’den sandığa çağrı: Ölüm dışında ne dert varsa bırakın sandığa gelin

medyabold
Devamını Oku »

İşte dünyanın ilk elektrikli “ticari” uçağı

İsrailli uçak üreticisi Eviation, dünyanın tamamen elektrikli ilk ticari uçağı Alice’i tanıttı. Uçak, tek bataryayla 1.050 kilometre uçabiliyor.

BOLD – Elektrikli otomobil devriminin sürdüğü günümüzde yolculuklar için daha çevreci çözümler “havalara” çıktı. Eviation firması, dünyanın tamamen elektrikli ilk ticari uçağının tanıtımını yaptı.

En fazla 9 yolcu alabilen Alice isimli uçak, tam dolu tek bir bataryayla 10.000 fit yükseklikte saatte yaklaşık 450 kilometre hızla 1.050 km uçuş yapabilen lityum-iyon batarya ile çalışıyor. Uçuşa, kanat uçlarına ve gövdeye yerleştirilen üç adet pervane destek veriyor.

95 adet kompozit malzemeden üretilen ve kısa mesafeli uçuşlarda kullanılacak olan bu ilk Alice modelinin 2022 yılına kadar hizmette olması bekleniyor. Firmanın ayrıca geliştirilmekte olan daha büyük bir Alice ürünü var. Firma, yeni Alice modelinin yaklaşık 1.200 km menzile sahip olabilecek daha güçlü bir alüminyum batarya ile çalışacağını açıkladı.

Alice, dünyadaki karbondioksit salınımını ve havacılık kirliliğini büyük ölçüde azaltacak olan ve yakıt tasarrufu açısından oldukça önemli bir yere sahip elektrikli uçak akımında bir ilk olarak görülüyor. Elektrikli uçaklarla şu an uzun mesafeli uçuşlar mümkün görünmese bile gelişmesi beklenen batarya teknolojisi sayesinde ilerleyen dönemlerde elektrikli uçak sektörü ciddi bir gelişme gösterebilir.

Önünde güzel bir gelecek olan elektrikli uçak sektörü, İngiliz devi Rolls Royce’u da heyecanlandırmış durumda. Daha önce 2021’e kadar elektrikli bir uçağı gökyüzünde görmek isteyen İngiliz şirket, Siemens’in elektrikli uçak bölümü olan eAircraft’ı 50 milyon euroya satın aldı.

medyabold
Devamını Oku »

Europe threatens Turkey with sanctions over Cyprus drilling

Turkey’s ‘illegal’ offshore drilling activities off Cyprus may bring sanctions against it by the European Union (EU).

This was stated by EU leaders at a summit in Brussels on Thursday, calling on the Commission, and the European External Action Service (EEAS) to submit options for appropriate and targeted measures without delay, following the same decision taken by the EU’s General Affairs Council (GAC) on Tuesday.

“The European Council (EC) underlines the serious immediate negative impact that such illegal actions have across the range of EU-Turkey relations. The EC calls on Turkey to show restraint, respect the sovereign rights of Cyprus and refrain from any such actions,” read the statement released at the end of the summit.

The successive EU moves come after a series of Turkish endeavors.

Fatih, Turkey’s drilling ship which has been anchored about 68 kilometers (42 miles) off the southwestern Cypriot resort town of Paphos, has recently started drilling. A second drilling ship, Yavus was launched on Thursday to the disputed waters for the same purpose, aggravating the tension in the region. Both ships have been escorted by Turkish navy frigates.

Since early May, Turkey has accelerated its oil and gas exploration activities in the Eastern Mediterranean which strained the relations between Turkey and Cyprus. The Western world, including the United States (US), are rallying behind the latter in the dispute.

Each conflicting side – including the Turkish Republic of Northern Cyprus (KKTC) – consider the drilling waters their exclusive economic zone (EEZ), claiming a share in any offshore wealth.

The KKTC is a breakaway state in the north of the island recognized only by Turkey.

Establishment of a joint energy committee to discuss the issues on the island’s energy resources and revenues was previously proposed by the KKTC. Turkey backs the proposal, while Cyprus and Greece reject it.

Cyprus and Greece have formed a cooperation bloc with Israel and Egypt which are also involved in drilling for natural gas in the Eastern Mediterranean. The bloc has called on Turkey to support their initiative, however, Turkey rejects it.

On Friday, at the end of the EC summit, Greek Prime Minister Alexis Tsipras said Turkey could face consequences from the EU if it persisted on a course of action challenging Cyprus’s right to explore for gas.

“There is an upsurge in Turkish aggression, something we do not only observe in the relations of Turkey with Greece and Cyprus, but also important countries like the US, and with the EU,” Tsipras told reporters.

EU ready to act against Turkey’s drilling activities off Cyprus

The post Europe threatens Turkey with sanctions over Cyprus drilling appeared first on IPA NEWS.



from IPA NEWS https://ipa.news/2019/06/22/europe-threatens-turkey-with-sanctions-over-cyprus-drilling/
Devamını Oku »

TCDD, hatalı menfez raporunu dikkate almamış

Yüksek Hızlı Trenin (YHT) İstanbul-Ankara seferi sırasında 18 Haziran’da yaşanan olayda, yağmur nedeniyle Arifiye’de rayların altındaki toprak boşaldı. Makinistlerin durumu fark edip treni durdurmasıyla olası bir kaza önlendi.

MENFEZİN HATALI İNŞA EDİLDİĞİ EKİM 2018’DE TCDD’YE BİLDİRİLMİŞ 

Cumhuriyet’ten Cüneyt Muharemmoğlu’nun haberine göre, YHT makinistleri, Arifiye’den geçerken yolun eski olmasından dolayı hızlarını 25 kilometreye kadar düşürdü. Rayların altının boşaldığının ortaya çıkmasının ardından tren geri geri giderek Alifuatpaşa İstasyonu’na çekildi. Ancak TCDD’nin, Arifiye’deki hatalı menfez raporunu dikkate almadığı ortaya çıktı. Trenin olası kazadan kurtulduğu menfezin, hatalı inşa edildiği Ekim 2018’de raporlanarak yetkililere bildirilmiş.

DERENİN KOT FARKI DEMİRYOLUNDAN YÜKSEK

TCDD Köprü Şefliği tarafından hazırlanan Senelik Umimi Muayene Raporu’na göre, “Derenin kot farkı demiryolundan yüksek. Bu yüzden yağış sonrası derenin suyu yolu kaplayarak rayların altının boşalmasına neden oldu.Eski demiryolu hattının yanına yapılan yeni menfezde hem genişlik, hem kalınlık bakımından da hatalar bulunuyor. Raporda, H1’deki (eski yol) menfezin 3×2 metre, yani altı metre açıklığında olduğu vurgulanarak şöyle deniliyor: “Mevcut imalatın karşısına 2×2 metre prekast imalat ile geçiş yapılmıştır. Yeni hatta dubeşe (menfez genişliği) yetersiz. 2012 yılından sonra imal edilen menfezlerin duvar et kalınlıkları 35 santimetrenin altında olmaması gerekirken, yeni hattaki prekast menfezlerin tamamı 35 santimetrenin altında imal edilmiştir.”

Raporda ayrıca, hatta bulunan köprü ve menfezlerin Devlet Su İşleri’nin 500 yıllık debi hesabına uygun olup olmadığı ile ilgili bilgi ve belge bulunmadığı da belirtildi.

kronos
Devamını Oku »

Sayıştay raporunda İSKİ ve İETT: Milyonlarca lira zarar var 

23 Haziran’da (yarın) gerçekleştirilecek İstanbul seçimleri öncesinde başlayan israf tartışmaları, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) bağlı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) ile İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nde (İETT) yaşananları bir kez daha gündeme getirdi.

İSKİ’YE SINAVSIZ DOĞRUDAN ATAMA 

Cumhuriyet’ten Hazal Ocak’ın haberine göre, Sayıştay’ın İSKİ’ye ilişkin geçen ekim ayında yayımlanan 2017 yılı denetim raporunda, “İSKİ tarife tespit edilirken esas alınması gereken bazı unsurları ‘Bakım Bedeli’ adı altında ayrıca abonelerden tahsil etti. Sayıştay, kurum personel dosyalarının ve atama işlemlerinin incelenmesi neticesinde; görevde yükselme ve unvan değişikliğine tabi şube müdürü, şef vb. kadrolara yazılı ve sözlü sınav yapılmadan doğrudan atama yapıldığını gördü” tespitleri yer aldı.

İHALE MEVZUATININ TEMEL İLKELERİNE RİAYET EDİLMEDİ 

Kurumun 2017 yılına ait ihale işlemlerini inceleyen Sayıştay, “Elektronik ve Haberleşme Şube Müdürlüğü’ne Bağlı Şefliklerin Faaliyet Alanlarında Yer Alan Elektronik Cihaz ve Sistemlerinin 25 Ay Süreli Bakım ve Onarım Hizmetinin (Yedek Parça Dahil) Temini” ile “Mobil İSKİ Tanıtım ve Reklam Kampanyası İşi” alımlarında ihale mevzuatının temel ilkelerine riayet edilmediğini tespit etti.

22 YILLIK GEÇİCİLİK 

Raporda dikkat çeken başka bir bölüm ise İSKİ personelinin diğer kamu kurum ve kuruluşlarında mevzuata aykırı olarak görevlendirilmesi. Kurum işçi kadrosunda yer alan personelden 4 kişinin çeşitli belediyelerde, 4 kişinin ise valilik emrinde mevzuata aykırı olarak görevlendirildiği ve ilk görevlendirme tarihinden itibaren bu sürenin uzatıldığı tespit edildi. İSKİ işçi kadrosunda bulunan ve tüm mali hakları bu kurum tarafından karşılanan kişilerin geçici görevlendirme adı altında 22 yıl, 14 yıl, 8 yıl gibi sürekli sayılabilecek bir uzunlukta başka bir kurumda görev yaptığı anlaşıldı.

HER YIL 18 MİLYON ZARAR 

İSKİ’nin kamu yararı olup olmadığına veya vergi muafiyeti tanınıp tanınmadığına bakılmaksızın içlerinde amatör spor kulüplerine ait tesis ve lokallerin, dernek ve vakıflara ait bina ve merkezler ile belediyeler ve belediye iştiraki olan şirketlere ait tüm hizmet binaları ve tesislerin de bulunduğu birçok kurum, şirket, dernek ve vakfa ait tesislere indirimli su tarifesi belirlendiğini tespit etti. Denetçiler, bu durumun kurumun her yıl yaklaşık 18 milyon TL zarara uğramasına neden olduğunu açıkladı.

kronos
Devamını Oku »

Opposition mayoral candidate ahead by six points in Istanbul re-election: opinion poll

Istanbul’s main opposition mayoral candidate is leading the preferred candidate of the government of President Recep Tayyip Erdogan according to the latest opinion polls.

Ekrem Imamoglu of the main secular Republican People’s Party is ahead by more than six percentage points ahead of his government-backed rival Binali Yildirim, the T24 news portal reported on Friday.
The Eurasia Public Opinion Research Centre (AKAM) conducted the opinion poll with 960 people between 17 and 20 June.
According to results of the poll, Imamoglu is leading the Istanbul mayoral election re-run with 6.7 points against Yildirim.
Kemal Ozkiraz, the coordinator of AKAM, announced the results on his Twitter account on Friday, indicating that Imamoglu received 53 percent, while the ruling Justice and Development Party (AKP)’s Yildirim gathered 46.3 of the votes.
Votes received by Turkey’s Islamist opposition Felicity Party (SP) and other candidates amount to the remaining 0.7 percent of the votes, the poll indicated.
Of those who did not cast votes on March 31 local elections, 1.8 percent would according to the poll vote for Imamoglu, the ousted mayor of Istanbul, in Sunday’s re-run.
AKAM poll further indicated that of supporters of the governing AKP who voted for Turkey’s former prime minister Yildirim in March polls, 2.5 percent would not be expected to go to the ballot box, while 1.1 percent would be expected to vote for Imamoglu.
Ozkiraz stated during a live stream on YouTube that voter turnout in the June 23 re-run was not expected to exceed the 83 percent of the  March 23 election.
He added that the undecided respondents, who did not affect the results of the opinion poll, were mostly from districts that support President Recep Tayyip Erdogan’s AKP.
CHP’s Imamoglu won a narrow victory against AKP’s Yildirim on March 31 local poll, gaining some 13,000 more votes than Yildirim.
The defeat was a huge blow for AKP and Erdogan, who started his political career in the 1990s as the mayor of Istanbul, Turkey’s largest city and business hub.
The Supreme Electoral Council of Turkey (YSK) canceled the results of the Istanbul mayoral poll due to appeals by the AKP, who cried foul, citing irregularities.
Imamoglu had to quit after less than three weeks in office.
Although his victory did not last long and he was ousted in May, the 49-year-old Imamoglu has emerged as a national sensation and figurehead for the Turkish opposition.
“Of course we have a different agenda item in this election and that is the democracy (for which) we are at a turning point,” he told Reuters this week.
“Our emphasis on the injustice and lawless intervention … will continue until the last minute.”
Prominent political figures in Turkey, especially Erdogan, have accused the ousted mayor of cooperating with Fethullah Gulen, whom Ankara claims is a terrorist that is behind the failed coup attempt on July 15, 2016.
Kerrigan has also said Imamoglu allegedly insulted the governor of Ordu, a Black Sea coastal province, and vowed that if prosecuted over the issue, he could be barred from office even if he wins.
However, the annulment of his March victory, as well as the attacks on his character, have had the effect of raising his profile in Turkey and abroad.

 

Imamoglu’s alleged insult could bar him from Istanbul mayoralty – Erdogan

 

The post Opposition mayoral candidate ahead by six points in Istanbul re-election: opinion poll appeared first on IPA NEWS.



from IPA NEWS https://ipa.news/2019/06/22/opposition-mayoral-candidate-ahead-by-six-points-in-istanbul-re-election-opinion-poll/
Devamını Oku »

‘Oyum değil ama 24 Haziran’da birilerinin tansiyonu düşecek’

CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu, Sarıyer ilçesinde basın mensuplarının sorularını cevapladı. “Ataköy Uluslararası Gençlik Merkezi’nin Gençlik ve Spor Bakanlığı’na devredilmesi için protokol imzalandığı” iddiası sorulan İmamoğlu, süreci takip ettiklerini söyledi.

‘KALDI 2-3 GÜN, NE ACELENİZ VAR?’ 

İmamoğlu, “Vali Bey, sizden istirham ediyorum. Bizim yerimize vekalet ediyorsunuz. Vekalet etmenizin tek bir sebebi var. Bu süreçte bari siz ortada durun. Bu işlere girmeyin. Bu protokol önünüze geldi diye imzalamayın. Bakın bu iş şehrin iradesidir. Kaldı 2-3 gün. Ne aceleniz var da bir protokol imzalıyorsunuz?” dedi. Kararın hukuki yönünü inceleceklerini aktaran İmamoğlu, şöyle devam etti:

‘KİMİN MALINI BAKANLIĞA DEVREDİYORSUNUZ?’

“Devlet adamlığına yakışan bir imza değil. Bakanlığa devrediyorsunuz. Kimin malını? Partizanlık mı yapıyorsunuz? Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın nasıl partizanlık yaptığını yaşamış bir belediye başkanıyım. Beylikdüzü Belediyesi’ne ait spor salonunu devretmemekte attığı taklaları geçmişteki iki spor bakanını ziyaret ederek anlattım, iyi bilirler. Sayın Başbakanı ziyaret ettim. Sayın Yıldırım’dı Başbakan. ‘Haklısınız’ dedi ama tek bir kelime edemedi daha sonra. Tapusu bizim, mal bizim, mülk bizim, meclis kararı bizim. Burası parti ülkesi mi? Vali Bey de dahil görevini yapacak ve herkes haddini bilecek. Devlet adına ben de haddimi bileceğim. Vali Bey’e istirham ediyorum, imzasının kıymetini ve sınırını bilsin. Pazartesi, salı itibarıyla Allah’ın izniyle geleceğiz ve hukuki olarak bakacağız. Dava açma hakkımızı da kullanacağız.”

‘OYUM DÜŞECEK DİYE BİR KAYGIM YOK’

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın mektubunun oylarında düşmeye neden olup olmayacağı da sorulan Ekrem İmamoğlu, “Onu bilmem ama 24 Haziran’dan sonra birilerinin tansiyonunun düşeceği kesin. Oy meselesini bilmem ama İBB’de ne olduğunu anlattığımda bir avuç insanın tansiyonu bayağı bir düşecek. Oyum düşecek düşmeyecek, öyle bir kaygım yok zaten” yanıtını verdi.

‘VIZ GELİR, TIRIS GİDER; ARKAMIZDA MİLLET VAR’ 

Ordu Valisi ile yaşanan VIP krizinin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Yargının vereceği karar önünü kesebilir” açıklamasının sorulması üzerine İmamoğlu, “Seçime 2 gün kala Ekrem İmamoğlu’nu tehdit edecekler. Daha ortada herhangi bir suç duyurusu yok, mahkeme yok, şimdiden suçu tanımlayacaklar, görevden beni tanımlayacaklar. Ya ne oluyor bu İstanbul’da? Vız gelir tırıs gider, arkamızda millet var” diye konuştu

kronos
Devamını Oku »

HDP lideri Temelli: Kürtlere ‘defolun gidin’ diyen Erdoğan aklımızla alay ediyor

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, Erdoğan’ın Kürtlere “Defolun gidin” dediğini hatırlatarak, “Aklımızla alay ediyor. Bir seçimde çıkıyor, bize diyor ki defolun gidin. Kürt kardeşlerim, ciğerparelerim diyor” dedi.

BOLD- Abdullah Öcalan’ın mektubu üzerinden Kürtlerin oylarına göz diken AKP’ye ve Erdoğan’a yönelik sert eleştirilerde bulunan Temelli, “Bize hakaret ediyor; teröristsiniz, dinsizsiniz diyor. Şimdi şirin gözükmek için akıllarına ne gelirse onu atıp tutmaya devam ediyorlar. Biz ne sizin ciğerpareniziz ne de Kürt kökenli kardeşiniz. Biz Kürdüz, bu ülkenin eşit yurttaşlarıyız.”

ÖCALAN’I ANLAMIYORLAR ISRARLA ANLATACAĞIZ

Abdullah Öcalan’ın “seçimlerde tarafsız kalın” dediği iddia edilen mektubu hakkında da konuşan Temelli, “Sayın Öcalan’ın mektupları herkesle buluştu. Bunu herkes okuyor mu okuyor. Peki anlıyorlar mı? Hayır, daha o düzeye gelmediler. Ama onlara anlatacağız. Israrla Öcalan’ı anlatacağız” ifadelerini kullandı.

HDP’DE GÖRÜŞ AYRILIĞI YOK, OMUZ OMUZAYIZ

Temelli, yandaş medya tarafından HDP içerisinde görüş ayrılığı olduğuna dair gündeme getirdiği iddialara da tepki gösterdi. Temelli “Diyorlar ki HDP’de farklı görüşler, ayrılıklar varmış. Bir aradayız, yan yanayız bizde ayrı gayrı yok. Bizde yan yana, omuz omuza barış ve demokrasi mücadelesi var” dedi.

DİRENE DİRENE TECRİDİ KIRDIK, BARIŞI DA GETİRECEĞİZ

HDP Milletvekili Leyla Güven’in PKK lideri Abdullah Öcalan üzerindeki görüş yasağının kalkması amacıyla 200 gün açlık grevi yaptığını hatırlatan Temelli, şunları söyledi: “Leyla Güven tam 200 gün sesini bütün dünyaya duyurdu. Onunla beraber binlerce yoldaşımız, binlerce tutuklu cezaevlerinde direndi. Beyaz Tülbentli Anneler direndi ve sonunda bizler bu mutlak tecridi hep beraber kırdık. Dedik bu tecridi kırmadan Türkiye’de barışın ve demokrasinin yolu açılmaz. Direne direne tecridi kırdık. Şimdi yine direne direne bu faşizmi yıkacağız.”

23 HAZİRAN’DA SANDIKTAN DEMOKRASİYİ ÇIKARACAĞIZ

23 Haziran’da sandıktan barışı, demokrasiyi ve HDP’yi çıkaracaklarını belirten Temelli, “Her türlü haksızlığa, hukuksuzluğa, her türlü şiddete, baskıya rağmen barış ve demokrasi mücadelesinden asla vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Seçimler var. Seçimler önemli. Yan yana geliyoruz, bu barış ve demokrasi mücadelemizle seçimlere gidiyoruz. O seçimlerde sandıklardan barışı, demokrasiyi ve HDP’yi çıkarıyoruz. O seçimler bizim gücümüzün toplumla buluştuğu seçimlerdir. Şimdi 23 Haziran seçimlerinde gücümüzü tüm topluma göstereceğiz. HDP’nin barış ve demokrasi mücadelesindeki gücünü herkese göstereceğiz” dedi.

HDP kararını açıkladı: İstanbul seçim stratejimizde değişiklik yok

medyabold
Devamını Oku »

Akşener’den Bahçeli’ye: Anlaşılıyor ki, mitil İstanbul’a değil, İmralı’ya atılmış!

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın 23 Haziran seçimleriyle ilgili mektubu hakkındaki açıklamasına tepki gösterdi.

BOLD- Meral Akşener, “Sayın Bahçeli’nin yaptığı açıklama vahimdir. Anladık ki mitil İstanbul’a değil, İmralı’ya serilmiş. Yıllarca AK Partililer, ‘Apo’yu niye asmadınız?’ diye sora sora ülkücüleri üzüntüden öldürdüler. Yahu ne kadar dostmuşlar, niye assın? İnsan arkadaşını asar mı? Türk milliyetçilerini sayın Bahçeli’nin düşürdüğü yer burasıdır. Türk milleti de, Türk milliyetçileri de rahat olsun, biz varız” dedi.

BAHÇELİ HDP’NİN, ÖCALAN’IN ÇAĞRISINA UYMAMASINI ELEŞTİRDİ

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın 23 Haziran seçimleriyle ilgili mektubu hakkında açıklamalarda bulundu. HDP’nin Öcalan’ın çağrısına uymamasını eleştiren Bahçeli, “PKK’nın siyaset acentesi HDP’nin terörist başının uyarısına rağmen marazi ve mahsurlu stratejisinde bir değişikliğe gitmeme iradesi 23 Haziran üzerinde oynanan ahlaksız oyunu iyice gözler önüne sermiş olacaktır” ifadelerini kullandı.

BAHÇELİ, ”İSTANBUL’A MİTİLİ ATACAĞIM” DEMİŞTİ

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 23 Haziran’da yenilenecek olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanlık seçimleriyle ilgili Cumhur İttifakı Adayı Binali Yıldırım’a destek vermek için “14 Haziran’da İstanbul’a mitili atıyorum” açıklamasında bulunmuştu.

Mitili atmak deyimi Türk Dil Kurumu’na (TDK) göre, bir yere yapışıp kalmak, kurulmak, kalkmamak gibi anlamlara geliyor. 14 Haziran’da İstanbul’a gelen Bahçeli’nin İstanbul konvoyunun videosu Mehter Marşı ile birlikte MHP’nin sosyal medya hesabından paylaşılmıştı.

Bahçeli’ye göre Öcalan HDP’nin istismarına müdahale etmiş

medyabold
Devamını Oku »

CHP’den sandığa çağrı: Ölüm dışında ne dert varsa bırakın sandığa gelin

Millet İttifakı yenilenecek İstanbul seçimi için hazırlıklarını tamamladı. Çağrı merkezi gün ışığı ile çalışmaya başlayacak. 200 bin görevli sanık başında olacak. Her okulda 2 avukat bulunacak.

BOLD- CHP Genel Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel, İstanbul seçmenlerine, “Ölüm, hastalık dışında tüm dertleri geride bıraksınlar ve gelip İstanbul’un geleceğine, demokrasiye sahip çıksınlar” çağrısı yaptı.

KİMSE ANKET REHAVETİNE KAPILMASIN

Onursal Adıgüzel, seçmenlerin 31 Mart gecesi Anadolu Ajansı manipülasyonuna kulak asmamasını örnek gösterip, “Son dönemde iktidarın yapmaya çalıştığı manipülasyonlara da kulaklarını tıkasınlar. Bizim lehimize görünen anketler var. Bunlara da kulaklarını tıkasınlar. Rehavet yaratmaya dönük çabaları dikkate almayıp bir oyun ne kadar önemli olduğunu düşünerek, bu motivasyonla Türkiye’nin neresinde olurlarsa olsunlar gelsinler, oylarını kullansınlar. Bu çok önemli bir seçim” dedi.

SEÇİM YENİLEMESİ GELENEĞE DÖNÜŞMEMELİ

Seçimlerin yenilenmesinin bir uygulamaya dönüşmemesi için oy kullanmanın önemine işaret eden Adıgüzel, “Yoksa her kaybedenin, ‘ben güçlüyüm seçimin yenilenmesini istiyorum, YSK üzerinde etkiliyim, YSK’daki yargıçlara sözümü geçiriyorum, seçimin tekrarlanmasını istiyorum’ dediği bir geleneğe dönüşebilir. Bu da demokrasi açısından çok büyük bir yara olur” dedi.

SONUNA KADAR SANDIKLARA SAHİP ÇIKACAĞIZ

Adıgüzel şunları dile getirdi: “Seçmenlerin aklında soru işareti olmasın. CHP gece gündüz çalıştı. Sadece CHP sisteminde yaklaşık 100 bin görevli tanımlanmış durumda. Bunlar birebir görevlendirdiklerimiz. Ayrıca ittifak ortağımızın vermiş olduğu görevliler var. Gönüllüler var. Bunlarla birlikte yaklaşık 200 bin görevli sandık başında olacak.”

SİSTEMİMİZİ DEFALARCA TEST ETTİK

CHP’nin seçim günü sonuçları almak için kullandığı sistemi defalarca test ettiklerini belirten Adıgüzel, “En son testte yüzde 100 başarı sağlandı. Seçim günü çağrı merkezi günün ilk ışıkları ile çalışmaya başlayacak. Sandıklardaki tüm görevliler kontrol edilecek. Eksik durumunda hemen takviyeler yapılacak. Bir sandık bile boş bırakılmayacak. Her sandıkta en az bir görevlimiz olacak. Ama birçok sandıkta görevli sayımız 2-3 hatta 4 olacak” ifadelerini kullandı.

HIZLI DEĞİL DOĞRU SONUÇ AÇIKLAYACAĞIZ

Gazete Duvar’ın haberine göre Adıgüzel, “Hızlı değil doğru sonuç açıklayacağız. Anadolu Ajansı ile yarışıyor olmayacağız ama vatandaşın bilgilendirmesi noktasında adım adım açıklamalar yapacağız. YSK ile tüm sonuçları karşılaştırıyor olacağız. Tüm ıslak imzalı tutanakların toplanması gerektiği konusunda sandık görevlilerini uyarıyoruz. Tüm sandıkların ıslak imzalı tutanakları elimizde olacak” dedi.

İyi Partili Seymen: Sandık gerilimi ile iptal girişiminde bulunabilirler

medyabold
Devamını Oku »

Meteorolojiden kuvvetli yağış uyarısı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü Konya, Karaman, Niğde, Aksaray, Nevşehir, Kayseri, Kırşehir ve Samsun çevreleriyle Ankara’nın güneyi, Kırıkkale ve Ordu’nun batısı için kuvvetli yağış uyarısında bulundu.

BOLD – Hava tahmin raporuna göre bugün Türkiye genelinin parçalı ve yer yer çok bulutlu, İç Ege, Doğu Akdeniz, İç Anadolu, Batı Akdeniz ve Batı Karadeniz’in iç kesimlerinde, Orta ve Doğu Karadeniz ile Doğu Anadolu’nun kuzeyiyle Edirne, Bilecik, Sinop, Gaziantep ve Kilis çevrelerinde sağanak ve gök gürültülü sağanak görüleceği tahmin ediliyor.

Yağışların Konya, Karaman, Niğde, Aksaray, Nevşehir, Kayseri, Kırşehir ve Samsun çevreleriyle Ankara’nın güneyi, Kırıkkale ve Ordu’nun batısında yerel olarak kuvvetli olması bekleniyor. Bu doğrultuda Meteoroloji, ani sel, su baskını, yıldırım, dolu, yağış anında kuvvetli rüzgar, ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması konusunda uyarı yaptı.

medyabold
Devamını Oku »

AKP’nin kapısını çaldığı SP: Seçime kendi adayımızla giriyoruz

AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan ve Genel Sekreter Fatih Şahin, Saadet Partisi Genel Merkezi’nde Genel Başkan Yardımcısı Lütfi Yalman ve Genel Sekreter Tacettin Çetinkaya ile bir araya geldi.

YILDIRIM, SP’DEN ÖZÜR DİLEMİŞTİ  

AKP’nin İBB Başkan Adayı Binali Yıldırım da bir süre önce Milli Görüş hareketinin gazetesi Milli Gazete’yi ziyaret etmiş ve Saadet Partililerden özür dilemişti.

31 Mart seçimi öncesi Yıldırım’ın “Saadet Partili kardeşlerimin bana oy vereceğine inanıyorum” sözü ise parti tarafından tepkiyle karşılanmıştı. Saadet Partisi İstanbul seçimlerine kendi adayı ile giriyor.

SAADET’TEN YORUMLARA TEPKİ

AKP’nin ziyaretinin bazı medya kuruluşları tarafından, “Ak Parti ve Saadet arasında kritik görüşme” diye haberleştirilmesine tepki gösteren Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ömer Faruk Yazıcı, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda “Ak Parti tarafından partimize bir ziyaret gerçekleştirilmiştir. Bu ziyareti, “Ak Parti ve Saadet arasında kritik görüşme” başlıkları ile vermek bir algı operasyonudur. Pazar günü, adayımız Necdet Gökçınar için oyumuzu kullanacağız. İstanbul’un huzuru için tercihiniz Saadet olsun” dedi.

kronos
Devamını Oku »

AKP’li başkanın lüks makam aracı için 779 bin lira harcanmış

İzmit’in CHP’li yeni belediye Fatma Kaplan Hürriyet göreve gelir gelmez belediyedeki hesaplarda detaylı bir inceleme başlattı. Yapılan incelemelerde; AKP’li eski belediye başkanı Doğan’ın makam aracı olarak kullandığı ultra lüks BMW marka aracına 3 yıl boyunca 778 bin 938 lira ödediği tespit edildi. Doğan’ın kullandığı bu araç için de 83 bin 396 lira da yakıt masrafının yapıldığı belirlendi.

CHP’Lİ BAŞKAN KENDİ ÖZEL ARACINI KULLANIYOR 

Sözcü‘nün haberine göre, Doğan’ın, 15 Eylül 2018’de tasarruf tedbirleri kapsamında yeni makam aracı olarak kiralanan Reanult marka Talisman model makam aracı için de 7 ay boyunca 63 bin 257 lira ödeme yapıldığı öğrenildi. Söz konusu aracın yakıt masrafı ise 16 bin 709 lira oldu. CHP’li başkan Fatma Kaplan Hürriyet göreve geldiği günden bu yana kendisine ait olan özel aracını kullanıyor.

kronos
Devamını Oku »

Avrasya Araştırma: 6 puan farkla İmamoğlu önde

Avrasya Araştırma, İstanbul anketini sosyal medya hesabından duyurdu. Ankete göre aradaki fark 6 puan.

Saadet Partisi Adayı Necdet Gökçınar ve diğer adayları ise 0,7’de kaldı. Anketin 17- 20 Haziran arasında 960 kişiyle yapıldığı belirtildi.

KARARSIZLAR AKP’NİN OY ALDIĞI BÖLGELERDEN 

Canlı yayında anketin hata payının yüzde 2,5 olduğunu açıklayan Özkıraz, İstanbul seçimine katılımın son seçimdeki katılımı olan yüzde 83’ü aşmayacağını söyledi.

Özkiraz “kararsızım” diyenlerin AKP’nin yoğun olarak oy aldığı bölgelerden olduğunu ifade ederek, 31 Mart’ta AKP’ye oy verdim diyen seçmenlerden yüzde 2,5’inin oy kullanmayacağını kaydetti.

kronos
Devamını Oku »

Büyükçekmece’de fabrika yandı, yabancı uyruklu 4 işçi öldü

Büyükçekmece’de tekstil ve plastik malzemelerin üretildiği bir fabrikada yangın çıktı. Yangında ilk belirlemelere göre yabancı uyruklu 4 işçi yaşamını yitirdi.

BOLD – Cumhuriyet Mahallesi Hadımköy Yolu Caddesi’nde bulunan 1.500 metrekarelik alana sahip 4 katlı fabrikada henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı.

İhbar üzerine olay yerine Beylikdüzü, Beykent, Kocasinan, Bakırköy, Bağcılar, Şişli, Bayrampaşa, Başakşehir itfaiyesi ile çok sayıda polis ve 112 Acil Sağlık ekibi sevk edildi.

Olay yerine gelen ekipler, yangın sırasında binanın çatı katına çıkan ve burada mahsur kalan 20 işçiyi kurtardı. İşçilerden 4’ü ilk müdahalenin ardından sağlık ekiplerince hastaneye kaldırıldı.

İtfaiye ekipleri, yangının söndürülmesinin ardından fabrika içinde yaptığı incelemede 4 işçinin cesedini buldu.

Yangına ilişkin İstanbul Valiliği de açıklama yaptı.

Ölen 4 kişinin yabancı uyruklu olduğu belirtilen açıklamada şunlar kaydedildi:

“Yaralanan 2 yabancı uyruklu şahıs da ambulanslarla hastaneye sevk edilmiştir. Olayda hayatını kaybeden ve yaralanan şahısların kimlik belirleme çalışmaları devam etmektedir. Yangına itfaiye ekiplerimizin müdahalesi sırasında hafif şekilde yaralanan 4 itfaiye görevlimiz de hastaneye sevk edilmiştir.

Olayda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz. Söndürülen yangın olayının tüm yönleriyle aydınlatılmasına ilişkin adli ve idari tahkikata başlanmıştır.”

medyabold
Devamını Oku »

3 aylık hamile Zeynep Şakrak tutuklandı

BOLD- 20 Haziran 2019’da İzmir’de gözaltına alınan 3 aylık hamile Zeynep Şakrak, dün akşam İzmir Adalet Sarayı’nda çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklandı.

Aynı zamanda şeker hastası olan Şakrak’ın eşi Oktay Şakrak da tutuklu. Böylece Türkiye cezaevlerinde hamile tutuklu sayısına bir kişi daha eklendi.

Beş yıl önce evlenen genç anne ilk çocuğuna hamile.

5275 sayılı Ceza İnfaz Kanunu’nun 16/4 maddesine göre hamile kadınların tutuklanmaması gerekiyor.

Zeynep Şakrak adliyeye götürülürken.

 

medyabold
Devamını Oku »

21 Haziran 2019 Cuma

AKP’li Yavuz, seçime itirazın işaretini verdi

31 Mart seçimleri sonrasında ortaya çıkıp YSK’nın seçimleri iptal etmesinin ardından kaybolan AKP Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, yeniden ortaya çıktı. Yolsuzlukların söz konusu olmadığı bir seçim isteyen Yavuz, kanunsuzluk ve yolsuzluk halinde suç duyurularına esas teşkil etmek üzere tutanak tutacaklarını kaydetti.

BOLD – AKP Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, İstanbul’da 23 Haziran’da yapılacak büyükşehir belediye başkanlığı seçiminin usulsüzlüklerin, kanunsuzlukların ve yolsuzluklarının olmadığı bir seçim olmasını diledi.

“GEREKEN ADIMLAR ANINDA VE ETKİLİ BİR ŞEKİLDE ATILACAK”

Twitter yaptığı paylaşımda 31 Mart’ta usulsüzlüklerin, kanunsuzlukların yaşandığını savunan Yavuz, “Bu sefer, yani 23 Haziran günü, bütün görevlilerimiz (sandık ve seçim kurulu görevlileri) herhangi bir usulsüzlük, kanunsuzluk ve seçim yolsuzluğu oluşmaması açısından olağanüstü düzeyde dikkatli davranacaklardır. Sandıklarda herhangi bir usulsüzlük görüldüğünde derhal müdahale edilecek, müşahitlerimiz, gerektiğinde ilgili okulda bulunan parti hukukçumuzdan da yardım almak suretiyle, şikayetini kayda geçirip alındı belgesi alacak,ayrıca durumu derhal İl ve İlçe SKM’ye de bildireceklerdir. Kanunsuzluk ve yolsuzluk halinde suç duyurularımıza esas teşkil etmek üzere tutanak tutulacak olup hiç kimsenin yaptığı yolsuzluğun yanına kar kalmaması açısından, gereken adımlar anında ve çok etkili bir şekilde atılmış olacaktır” dedi.

“İTİRAZLARI KAYDA GEÇİRECEĞİZ”

Başta sandık kurulu başkanı olmak üzere tüm sorumluların seçim kurulu başkanı, müdürü ve diğer seçim kurulu görevlilerinin, görevlerini adil, tarafsız ve dürüst bir şekilde yerine getirmelerinin en büyük arzuları olduğunu aktaran AKP’li Yavuz, “AK Parti Seçim görevlilerinin ise seçimin her anını yüksek bir motivasyon ve titizlikle takip etmelerini, gerektiğinde müdahale edip itirazda bulunmalarını, bu itirazları kayda geçirmelerini ve durumdan İl ve İlçe SKM’lerini haberdar etmelerini istiyoruz. AK Parti olarak diyoruz ki; demokrasi kazansın, hukuk kazansın, İstanbul kazansın… İstiyoruz ki İstanbul, proje insanı, Sayın Cumhurbaşkanımızın yol arkadaşı Binali Yıldırım Bey ile daha da gelişsin ve güzelleşsin. ” dedi.

medyabold
Devamını Oku »

Bağ evinde ters kelepçe ile gözaltına alındılar, beraat ettiler 

İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ve İstihbarat Şube Müdürlüğü ekipleri, 6 Eylül 2018’de, merkez Melikgazi ilçesine bağlı Kazımkarabekir Mahallesi’ndeki bağ evine baskın yaptı. Örgütsel toplantı düzenledikleri öne sürülen kişilerden 10’u, gözaltına alındı. Şüphelilerin, kimlik ve UYAP kayıtlarında yapılan kontrollerde 8’inin, daha önce cemaate yönelik soruşturmalarında tutuklanıp, yargılandığı, bir süre cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildiği belirlendi.

Polis, daha önce benzer toplantıda bir araya geldikleri öne sürülen 2 kişiyi daha gözaltına aldı. Toplam 12 kişiden 8’i, sevk edildiği adliyede çıkarıldığı mahkemece tutuklanırken, 4’ü de tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Tutuklu sanıklar, 11 Aralık 2018’deki duruşmada, ev hapsi tedbiri uygulanarak, tahliye edilirken, 2 Mayıs’taki duruşmada ise bu tedbir kaldırıldı.

Kayseri 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘silahlı terör örgütü üyesi olmak’ suçundan 5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanan sanıklar, karar duruşmasında hakim karşısına çıkarıldı. Sanıklardan 11’i, duruşmada hazır bulundu. Sanık M.Ö. ise duruşmaya katılmadı. Mütalaasını tekrar ettiğini açıklayan savcı, tüm sanıkların ‘silahlı terör örgütü üyesi olmak’ suçundan 5 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti.

Mahkeme heyeti, 12 sanığın da delil yetersizliği nedeniyle beraatlerine karar verdi.

 

kronos
Devamını Oku »

Eski AKP vekili: Erdoğan’ın, İmamoğlu hakkındaki ‘hakaret’ iddiası AİHM’den döner

Eski AKP milletvekili de olan Prof. Dr. Vahit Bıçak, CHP’nin İstanbul adayı Ekrem İmamoğlu’nun Ordu Valisi’ne “it” dediği iddiası hakkında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın söylediği “Valimizden özür dilemedikçe böyle bir makama gelemez” sözlerini değerlendirdi. Bıçak, “AİHM kamu görevlisine hakareti suç saymıyor” dedi.

HaberTürk yazarı Muharrem Sarıkaya, Bıçak’ın ifadelerine bugünkü köşesinde yer verdi. Sarıkaya yazısının ilgili bölümünde şunları kaydetti:

YOLCU VE HOSTES TARTIŞMASINDAKİ GİBİ

Bir süre önce İstanbul havaalanında bir yolcu kadın ile özel havayolu şirketi hostesi arasında yaşanan tartışma sonrası sosyal medya paylaşımlarıyla dikkat çeken ceza hukuku öğretim üyesi, Prof. Dr. Vahit Bıçak ile sohbet ettim.

Bıçak, yolcu kadının sözlerinden dolayı ceza almasının Türk Ceza Kanunu ve AİHM içtihatlarına göre mümkün olmadığını belirtmiş, buna ilişkin kanun maddelerini de sıralamıştı.

AK Parti eski milletvekili de olan Prof. Dr. Bıçak, önce Ordu VIP olayı üzerinden dün yapılan açıklamaları da takip ettiğini belirtti.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ NEYDİ?

Ordu VIP’te yaşananlara AİHM normları üzerinden yaklaşmak gerektiğini vurgulayıp ekledi:

“İfade özgürlüğü, sadece onaylanan, incitici olmayan görüş ve bilgilerin açıklanması değil; aynı zamanda inciten, şok eden, rahatsızlık veren düşüncelerin açıklanmasını da içerir. Çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik, demokratik toplumun gereğidir…”

Bu noktada durmayıp devam etti:

‘HAKARET EVRENSEL BİR SUÇ DEĞİL’

Hakaret, her ülkede suç sayılan evrensel bir suç değildir. Alıngan, hoşgörü eksikliği olan birtakım ülkelerde suçtur…

Özetlersem Prof. Dr. Bıçak, böyle bir olayın mahkemeye taşınması halinde bir cezayla sonuçlanmasını beklemiyor, böyle olsa bile Anayasa Mahkemesi veya AİHM’den döneceğine inanıyor…

kronos
Devamını Oku »

Milan, Ozan Kabak’ın transferini bitiriyor

Galatasaray’dan devre arasında Almanya’ya giden ve oynadığı futbolla dikkatleri üzerine çeken genç savunmacı Milan ile anlaşmak üzere. İtalya basını da Stuttgart’ın savunma oyuncusu Ozan Kabak’ın Milan’a transferinin an meselesi olduğunu duyurdu.

Sky Italia’da yer alan habere göre; Milan, Ozan Kabak için yaptığı teklifi yükseltti ve beklemeye geçti.
Haberde; Milan’ın Ozan Kabak ve Stuttgart’tan olumlu yanıt almasının beklendiği, bu transferin gün içerisinden bitme ihtimalinin yüksek olduğu iddiası yer aldı. Ozan’ın transfere sıcak baktığı ancak Stuttgart’ın daha iyi bir rakam elde etmek istediği belirtildi.

Galatasaray’da oynayan genç stoper Ozan Kabak’ın devre arasında Stuttgart’a transfer olmuştu.

ALMANLAR OZAN’I SATMAYI DÜŞÜNÜYOR

Stuttgart Sportif Direktörü Sven Mislintat, genç oyuncu hakkında “Ozan Kabak’ın sözleşmesinde serbest kalma maddesi var. Bir kulübün bunu ödemesini bekliyoruz ancak bu maddenin bir zamanı var. Sonsuza kadar aynı kalmayacaktır.

Gerçekçi olmak zorundayız, Ozan’ın bizimle kalmasını beklemiyoruz” diyerek serbest kalma bedeli ödendiği taktirde bu transferin gerçekleşeceğini ima etti. İtalyan kulübü 15 milyon euroluk serbest kalma bedelini ödemeyi kabul ettiği de gelen bilgiler arasında.

Takımının küme düşmesini engelleyemese de gösterdiği performansla alkış alan Ozan ile Bayern Münih, Milan, Roma, Monaco, Schalke gibi takımlar ilgileniyor.

GALATASARAY 11 MİLYON EUROYA SATMIŞTI

2000 doğumlu Ozan Kabak için gözlemci raporlarının olumlu olduğu ve Maldini’nin de beğendiği vurgulandı. Galatasaray altyapından yetişen ve Ocak ayında 11 milyon euro bonservis karşılığında Stuttgart’a transfer olmuş ancak takımının 2. Bundesliga’ya düşmesine mani olamamıştı. Ozan Kabak, bu sezon Süper Lig’de 13, Bundesliga’da ise 15 maça çıkarken 3 resmi golünü de Stuttgart formasıyla attı.

medyabold
Devamını Oku »

İmamoğlu: ‘Olan’ diplomamla ilgili haber yapmışlar

31 Mart’ta İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı’nı kazanan, ancak 6 Mayıs’ta mazbatası geri alınan Ekrem İmamoğlu, bugün İstanbul’un amatör spor kulübü temsilcileriyle bir araya geldi.

‘ATILAN TAKLALARI HEPİNİZ İZLİYORSUNUZ’

Sabah gazetesinde bugün Kenan Kıran’ın imzasıyla yayımlanan habere değinen İmamoğlu, kendi diplomasının şaibeli olduğu iddiasıyla ilgili olarak şunları söyledi:
Son dönemde atılan taklaları hepiniz izliyorsunuz. Ben bu asimetrik ötesi taklanın biçimini hayatımda hiç görmedim. Ne yapacaklarını şaşırdılar. Konuşmadıkları konu da kalmadı. Bu sabah da benim diplomamla ilgili haber yapmışlar ama altını çizelim; olan diplomamla ilgili.”

İmamoğlu sözlerinin devamında yeniden seçilmesi durumunda spor alanında yeni bir seferberlik başlatacaklarını bildirdi. Örgün eğitim veren okulların yüzde 60’ının spor salonunun olmadığını bildiklerini ifade eden İmamoğlu, şöyle konuştu:

‘SPOR TESİSİ OLMAYAN MAHALLE BIRAKMAYACAĞIZ’

– Tamamlayacağımız tesislerin hepsinin mutlaka engelli erişimi ve engelli spor yapma biçimine uygun inşa edileceğini de duyurmak istiyorum. Spor tesisi olmayan mahalle bırakmayacağız. Atletizme çok önem vereceğiz. Bu konuda İstanbul’un ciddi eksikleri var. Hızlıca 3 adet pisti İstanbul’a kazandıracağız. İstanbul’u bir olimpiyat kenti haline getireceğiz. Amatör ligleri ve kulüpleri destekleyeceğiz.

– Belediyenin imkanlarını, parasını, sponsorluklarını, taraftarı bile olmayan ya da siyasi anlam taşıyan kulüplerin zenginleşmesi, milyon dolarlık sözleşme yapması için İstanbul adına söz veriyorum ki asla ve asla israf etmeyeceğiz.

kronos
Devamını Oku »

ABD’den sonra AB de Türkiye’ye yaptırım uyarısı yaptı

Avrupa Birliği liderleri ortak bildiri yayınlayarak Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de doğalgaz arama faaliyetlerini durdurmaya çağırdı ve yaptırım uyarısı yaptı.

BOLD – Türkiye, Doğu Akdeniz’de petrol ve doğal gaz aramak için “Fatih”ten sonra ikinci sondaj gemisi “Yavuz”, Kocaeli’nin Dilovası ilçesindeki limandan Akdeniz’e Perşembe günü uğurlandı.

AB’DEN UYARI: UYGUN ŞEKİLDE CEVAP VERMEYE HAZIRIZ 

Brüksel’de biraraya gelen Avrupa Birliği liderleri yayınları ortak bildiride Türkiye’nin doğalgaz arama faaliyetlerini “illegal” olarak adlandırdı.

Türkiye’nin bu faaliyetlerini durdurmaya çağıran birlik, “uygun şekilde cevap vermeye  hazırız” dedi.

Türkiye’yi itidalli olmaya çağıran Avrupa Birliği liderleri yaptıkları açıklamada, “Avrupa Konseyi, ciddi olumsuz doğrudan etkiler yaratan bu tür illegal eylemlerin Avrupa Birliği – Türkiye ilişkilerinin alanının dışında olduğunu vurgular” ifadelerini kullandı.

Avrupa Birliği, Türkiye’yi bazı alanları hedef alan yaptırımlar uygulayacağı konusunda da tehdit etti.

Uzmanlar, Avrupa Birliği’nin bazı kişilere seyahat kısıtlamaları ile sondaj faaliyetlerine katılan firmaların ve kişilerin mal varlıklarını dondurma yoluna gidebileceğini belirtiyor.

Avrupa Birliği liderleri, Türkiye’ye karşı uygulanacak yaptırım seçeneklerini “Avrupa Dış Eylem Servisi”nden talep edeceğini açıkladı.

Avrupa Birliği’nden üst düzey bir yetkili, Türkiye’ye yaptırım uygulamaktan ziyade Gümrük Birliği anlaşmasını yenileme görüşmelerini sona erdirmenin bir seçenek olabileceğini belirtti.

AB yetkilisi, diğer bir seçeneğin de Türkiye’nin “üye ülke” statüsünü askıya almak olabileceğini ifade etti.

Türkiye-AB üyelik müzakereleri sona ermese de bir yıldır donmuş durumda.

DOĞU AKDENİZ’DE SONDAJ GERGİNLİĞİ

Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Doğu Akdeniz’de Kıbrıs adası çevresinde kendi ilan ettiği münhasır ekonomik bölgelerde doğal gaz arama faaliyetlerine başladı.

Batılı şirketlere sondaj ruhsatları verdi.

Kendilerini adanın tek hakimi ve resmi devleti olarak gören Rumların bu hamlesine Türkiye de kendi sondaj faaliyetlerini başlatarak cevap verdi.

Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile anlaşarak belirlenen münhasır ekonomik bölgelerde kendi sondaj faaliyetlerini başlattı.

Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan, Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye sondaj faaliyetleri dolayısıyla yaptırım uygulamasını istiyor. Aksi takdirde birliğin Arnavutluk ve Kuzey Makedonya ile üyelik müzakerelerini başlatmasını veto etmekle tehdit ediyor.

Rum Kesimi, geçtiğimiz günlerde Fatih sondaj gemisinde görevli kişiler hakkında tutuklama kararı çıkarmıştı.

Türkiye’nin ikinci sondaj gemisi ‘Yavuz’ yola çıktı

medyabold
Devamını Oku »

‘HDP’nin demokratik ittifaki, seçim tartışmalarına taraf ve payanda yapılmamalı’

Dün Tunceli Munzur Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Ali Kemal Özcan tarafından açıklanan mektubun ardından Abdullah Öcalan’ın avukatlarından açıklama geldi. Söz konusu mektuba da yer verilen açıklamada Öcalan’ın 23 Haziran’da tekrarlanacak İstanbul seçimine ilişkin olarak “HDP’de vücut bulan Demokratik İttifak anlayışı, güncel seçim tartışmalarına taraf ve payanda yapılmamalıdır. Demokratik İttifakın önemi ve tarihsel anlamı mevcut ikilemlere kendine angaje etmemesi ve şimdiye kadar olduğu gibi seçimlerdeki tarafsız çizgisinde ısrar etmesidir” dediği belirtildi. Avukatları Öcalan’ın, “HDP’nin kendi yolunu koruması gerektiğini ve kararlarının kendilerinin vereceğini” söylediğini aktardı.

‘ÖNCE HDP’YLE PAYLAŞILMASINI İSTEDİ’

Asrın Hukuk Bürosu’nun Twitter’dan yaptığı açıklama şöyle:

Sayın Öcalan güncel siyaset ve olası gelişmeler ile ilgili bir metin kaleme almıştır. Bu metnin de görüşmenin içeriği ile birlikte, öncelikli olarak metnin ilk muhatabı olan HDP ile paylaşılmasını ve görüşülmesini istemiştir. Bizler de Sayın Öcalan’ın talebi doğrultusunda yapmış olduğu değerlendirmeleri ve yazıyı, görüşmeden sonra HDP kurulları ve yetkilileri ile paylaşarak 21 Haziran 2019 Cuma günü kamuoyunu bilgilendirme planlaması yaptık. Bu konuda belirttiğimiz muhataplar dışında bir paylaşımımızın olmadığını da özellikle belirtmek isteriz.

‘AVUKAT OLMAYAN BİRİNİN İMRALI’YA GÖTÜRÜLECEĞİNİ BİLMİYORDUK’

Biz kendi planlamamız doğrultusunda hazırlıklarımızı ve görüşmelerimizi yaparken Ali Kemal Özcan isimli kişinin basınla paylaşımlarını gördük. Özcan, Perşembe akşam saatlerinde büromuz avukatları ile de temas kurmaya çalışarak İmralı’da görüşme yaptığını iddia etmişti. İmralı’ya avukat olmayan bir kişinin götürüleceğine dair bir bilgiye sahip değildik. 2 Mayıs tarihinden bu yana gerçekleşen tüm görüşmelerde uyguladığımız üzere, müvekkilimizin mesajlarını önce muhataplarıyla akabinde kamuoyu ile paylaşan bir tutum içerisindeyiz. Müvekkilimizin duruşu ve sözlerinin toplumsal politik bağlamda taşıdığı önemin bilincindeyiz ve açıklamalarımızda da bu sorumluluğu ve dikkati sergilemek çabasındayız. Dolayısıyla 2 Mayıs’tan bu yana yoğunlaştığı haliyle İmralı ve müvekkilimiz hakkında bizimle temasa geçmeye çalışan her kişi ve kuruma karşı da bu dikkat ve sorumlulukla yaklaşmak zorundayız. Özcan’ın gerçekleştirdiğini söylediği görüşmesine dair ifade ettiği hususlar, bunları kamuoyu ile paylaşma biçimi ve kullandığı kavramlar kendisini bağlayacak hususlardır. Bizim müvekkilimizle görüşmeden bunları teyit etmek ya da yanıt vermek durumumuz bulunmamaktadır.

‘ÜÇÜNCÜ ÇİZGİ’ OLAN HDP’YE VURGUSU…

Sayın Öcalan güncel tartışmalar bağlamında demokrasi ittifakının ikilemlere taraf ve payanda yapılmaması gerektiğini belirtirken HDP’nin üçüncü yolu esas alarak bunu koruması gerektiğini ifade etmiştir. Bu iki kutuplu halin cumhuriyetin kurulmasından beri var olduğunu ve bu koşullarda bir demokrasi ittifakı ve üçüncü çizgi olarak HDP gibi bir partiyi kurmanın ve yürütmenin tehlikeli ve büyük bir cesaret işi olduğunu söylemiştir. Bir demokratik ittifak olarak HDP’nin cesaretle ve akılla bir katalizör gibi tüm siyasi yapıları demokratikleşmeye çağıracak demokratik müzakere ve çözüm siyaseti geliştirmesi gerektiğini paylaşmıştır.

‘KARARLARI HDP VERİR’

Sayın Öcalan HDP’de vücut bulan demokratik ittifak anlayışının güncel seçim tartışmalarına taraf ve payanda yapılmaması gerektiğini ifade ederken toplumsal uzlaşıyı kast ettiğini, kutuplaştırmaya, ikili duruma tuz biber olunmaması gerektiğini söylemiştir. Kutuplaşma siyasetinin hakaret söylemleri ve demagoji ile bir çatışma ve savaş siyaseti olduğunu, HDP’nin kendi yolunu koruması gerektiğini düşünmektedir. Bu hususların HDP ile görüşülmesini ve tartışılmasını söylemiş, bununla birlikte siyasi bir parti olarak HDP’nin çalışmalarını HDP’nin kendisinin yaptığını ve kararlarını da HDP’nin vereceğini belirtmiştir.

‘DEMOKRATİK ANAYASAL İTTİFAK ÖNERİSİ’

Demokratik uzlaşı, özgür siyaset ve evrensel hukuk üçlü sacayağı üzerine demokratik siyasetin geliştirilmesi gerektiğini söylemiş, evrensel hukuk içinde Demokratik Anayasal İttifak kavramını önermiştir. Evrensel hukuk içerisinde demokratik anayasal çözümün aranacağını belirtmiştir. Demokratik İttifak çizgisine dair 7 maddelik bildiride de bir vurgu olduğunu hatırlatmıştır.

‘TÜM YÜK BANA YÜKLENİYOR’

Sayın Öcalan görüşmede kendi siyaset yöntemine ilişkin olarak; bugüne kadar düşünerek, üreterek ve yaratıcı siyaset yaparak sorunlara çözüm aradığını ifade etmiştir. Özellikle açlık grevleri ve ölüm orucu sürecinde de açığa çıktığı gibi kendisine bağlılığını ifade eden binlerce kişinin varlığına rağmen bu kadar bekleyen işin ve çözülmesi gereken toplumsal sorunun varlığını kabul edememektedir. Tüm yükün kendisine yüklendiğini, fedakârlığın tek başına yeterli olmadığını akıllı, yaratıcı, sorun çözücü siyaset ile herkesin bir şeylere yoğunlaşabileceğini ifade etmektedir. Misalen, önümüzdeki dönemde bir gündem olarak Demokratik Belediyeciliğin ne kadar geliştirileceğini merak etmektedir.

SURİYE MESELESİ

Sayın Öcalan Suriye konusunda Kürtlerin Araplar ve diğer halklarla birlikte inşayı esas alan siyaset ile birlikte Suriye Devleti’ni anayasal çözüme ikna etmelerini önemli görmektedir. Olasılık dahilindeki bir yıkım veya imhanın önüne geçilmesinin temel yolunun bu olduğu görüşünü dile getirmiştir.

MEKTUP

Açıklamada Öcalan’ın şu mektubuna da yer verildi:

Son ölüm oruçları ve açlık grevlerinin sona ermesi vesilesiyle kullanmak durumunda kaldığım şahsi inisiyatifim konusunda, olası gelişmeleri de dikkate alarak bu açıklamayı yapma ihtiyacı duydum.

Çözüm Sürecine ilişkin ilişkin daha derinleştirilmiş ve netleşmiş bir tutumdan bahsettim. Mevcut gelişmelere de bu perspektiften baktım. Çözüm süreci sonrasına damgasını vuran ve Türkiye’nin geleneksel ikilemini aşmayan, dolayısıyla sürekli çatışmacı ve kutulaştırıcı üslubun başta Kürt sorunu olmak üzere tüm toplumsal sorunları ağırlaştırdığı ortaya çıkmış bir sonuçtur. Cumhur ve Millet İttifaklarının bu gerçekliğine karşılık HDP’de ifadesi bulunan Demokratik İttifak ve bağlantılı demokratik müzakere opsiyonu çözüm odaklı olmayı esas almıştır.

Önümüzdeki dönemde gerek iç toplumsal gerek bölgesel ve küresel sorunların daha da ağırlaşacağını göz önünde bulundurarak bu üçüncü yol tavrının korunması büyük bir önem ve anlam ifade etmektedir. Bu çerçevede HDP’de vücut bulan Demokratik İttifak anlayışı, güncel seçim tartışmalarına taraf ve payanda yapılmamalıdır. Demokratik İttifak’ın önemi ve tarihsel anlamı mevcut ikilemlere kendine angaje etmemesi ve şimdiye kadar olduğu gibi seçimlerdeki tarafsız çizgisinde ısrar etmesidir.

Demokratik uzlaşı, özgür siyaset ve evrensel hukuk üçlü sacayağına dayalı çizgi en doğru ve sonuç üretici siyasi platform durumundadır. İlgili tüm çevreleri bu temelde duyarlı olmaya çağırıyorum.”

kronos
Devamını Oku »

Eski AKP’li vekil: “AİHM kamu görevlisine hakareti suç saymıyor”

AKP eski milletvekili Prof. Dr. Vahit Bıçak, Erdoğan’ın, “Valimizden özür dilemedikçe böyle bir makama gelemez” sözlerini değerlendirdi. Bıçak, “AİHM kamu görevlisine hakareti suç saymıyor” dedi.

BOLD- CHP’nin İstanbul adayı Ekrem İmamoğlu’nun Ordu Valisi’ne “it” dediği iddiası üzerine konuşan AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş için kullandığı ‘seçilse bile o koltukta oturaz’ tehdidine benzer cümleler kullandı.

AYM VEYA AİHM’DEN DÖNER

HaberTürk yazarı Muharrem Sarıkaya, Erdoğan’ın sözlerini AKP eski milletvekili Vahit Bıçak’a sordu. Bıçak’ın ifadelerine bugünkü köşesinde yer veren Sarıkaya, “Özetlersem Vahit Bıçak, böyle bir olayın mahkemeye taşınması halinde bir cezayla sonuçlanmasını beklemiyor, böyle olsa bile Anayasa Mahkemesi veya AİHM’den döneceğine inanıyor” dedi.

KADIN YOLCU TARTIŞMASI

Sarıkaya yazısında, “Bir süre önce İstanbul havaalanında bir kadın yolcu ile özel havayolu şirketi hostesi arasında yaşanan tartışma sonrası sosyal medya paylaşımlarıyla dikkat çeken ceza hukuku öğretim üyesi, Prof. Dr. Vahit Bıçak ile sohbet ettim. Bıçak, yolcu kadının sözlerinden dolayı ceza almasının Türk Ceza Kanunu ve AİHM içtihatlarına göre mümkün olmadığını belirtmiş, buna ilişkin kanun maddelerini de sıralamıştı” ifadelerini kulandı.

İNCİTEN DÜŞÜNCELER HER ÜLKEDE SUÇ DEĞİL

Sarıkaya yazısında şunları aktardı: “AK Parti eski milletvekili de olan Prof. Dr. Bıçak, önce Ordu VIP olayı üzerinden dün yapılan açıklamaları da takip ettiğini belirtti. Ordu VIP’te yaşananlara AİHM normları üzerinden yaklaşmak gerektiğini vurgulayıp ekledi: ‘İfade özgürlüğü, sadece onaylanan, incitici olmayan görüş ve bilgilerin açıklanması değil; aynı zamanda inciten, şok eden, rahatsızlık veren düşüncelerin açıklanmasını da içerir. Çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik, demokratik toplumun gereğidir. Hakaret, her ülkede suç sayılan evrensel bir suç değildir. Alıngan, hoşgörü eksikliği olan birtakım ülkelerde suçtur’…”

İmamoğlu’ndan Erdoğan’a: Milletin iradesiyle nerelere gelindiğini en iyi siz bilirsiniz!

medyabold
Devamını Oku »

Tutukluluğunun 1000. gününde ilk kez yayınlanan fotoğraflarıyla Ahmet Altan ve dindarlık üzerine sözleri

Ağırlaştırılmış müebbet cezası verilen Ahmet Altan 1000 gündür Silivri Cezaevi’nde. İlk kez yayınlanan fotoğraflarıyla Altan’la din üzerine yapılan söyleşiyi sunuyoruz.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

Ahmet Altan 1000 gündür cezaevinde. Anayasa’daki basın özgürlüğü maddesine rağmen onunla birlikte birçok gazeteci ve yazar da tutuklu. Bir insan, gazeteci olarak onların hapiste olması onuruma dokunuyor.

Aşağıdaki Ahmet Altan röportajını Erenköy’deki evinde yapmıştım, 30 Aralık 2006’da Zaman gazetesinin Cumartesi ekinde yayınlanmıştı. Kurban Bayramı’nın ilk günüydü.

Altan röportaj teklifimi hemen kabul etmemişti. İki ay boyunca belli aralıklarla kendisine mail atmıştım. Hepsinde beni nazikçe geri çevirmişti. En son mailimi ‘teklifimi kabul etmese de nezaketinden dolayı teşekkür etmek’ için göndermiştim. “Hadi atla gel” diye cevap gelince şok olmuş, akşam vakti foto muhabirimiz Mustafa Kirazlı ile yola çıkmıştık.

Altan ile görüşmek istememin nedeni ‘Allah, cami, bayram’ konulu yazılarıydı. Fakat evine gider gitmez hışmına uğramıştım. Dindarlara çok kızgındı ve karşısında Zaman gazetesinden gelen bir muhabiri görünce, o zaman adaletten, demokrasiden, insan haklarından bahseden AK Parti hükümetini desteklediği için Zaman’a, dindarlara olan bütün öfkesini, kızgınlığını bana dökmüştü.

Oysa ben de yeni örtünmüş, hatta Zaman’da yeni çalışmaya başlamış, dindarları tanımaya çalışan, tıpkı kendisi gibi Allah’ı seven biriydim.

Ahmet Altan kızgındı ve eleştirilerinde de çok haklıydı. 26 Şubat 2006’da Hürriyet’te yazdığı Adını Kaybeden Çocuk başlıklı yazısından dolayı hakkında dava açılmıştı.

Adana’da 2004’te 9 yaşındaki bir erkek çocuğuna aralarında devlet memurlarının da bulunduğu 25 kişinin tecavüz ettiği iddiasıyla iki senedir devam eden bir dava vardı. Altan, Adana Adli Tıp Kurumu ile İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun verdiği iki rapor arasındaki tutarsızlığı yazmış ve kimsenin bunu soruşturmadığını gündeme getirmişti.

Sonra beraat etti bu davadan ama dindar olduğunu iddia eden insanların bu ve benzeri olaylara duyarsız kalmasına kızgındı. Başka AK Parti olmak üzere kimse bir şey yapmamıştı. Zaman da bunu gündeme getirmemişti. Ben de işe yeni başlamanın etkisiyle karşımda bütün öfkesiyle duran bir yazara ne cevap vereceğimi bilememiştim. Dinlemekle yetinmiş ve eleştirilerini dönünce editörlerimize iletmiştim.

Şimdi onu daha iyi anlıyorum… Demişti ki:

– Başkalarının acılarına duyarlı olmazsan dindar olamazsın. Ben bunun için vaaz vermek isterdim. İnançlı insanlara imrenirim. Çok huzurlular sadece neden cesur değiller diye şaşırırım. İnancın büyük bir cesaret ve güven vermesi gerekir çünkü. Dinin tarihinde bunun tekrarları vardır. Bunun az tekrarlanması beni şaşırtıyor. Allah’a inanan biri nasıl korkak olur, anlamış değilim. Ben dinsizim ama birilerinin dindar olmasını istiyorum.

– Allah’ın başka kullarına karşı bu kadar mesafeli, bu kadar aldırmaz olan bir dindar olabilir mi?

– Dindarların kendilerinden başka hiç kimseyle ilgilenmemesi beni çok sinirlendiriyor ve onlara güvenimi müthiş sarsıyor.

– Hükümette dindarlığına vurgu yapan bir parti var. Ya, dindar kesimden bir tek ses çıkmaz mı? Bir merak uyanmaz mı? Bu çocuklara ne yapıyorlar, bu çocuğun başına ne geldi, bu oğlan çocuğu kurtarmak için ne yapmalıyız, suçluyu nasıl bulmalıyız, hiç mi aklınıza gelmez? Din demek, vicdan demek. Vicdanını kaybetmiş bir din olabilir mi?

– Dindarlar kendilerinden başka kimseyle ilgilenmiyorlar ve onun için de kimse onlara güvenmiyor.

– Bir toplum dini ile barışık olmazsa, sorunlar yaşar, ahlaki sorunlar da yaşar. Ama dindar kesimin bizzat kendisi insanların acılarına aldırmazsa, bu topluma dinin insanları barışa ve adalete götüreceğine nasıl anlatacaklar, dinin temeli bu.

– Bu ülkede dindarlara sırf dindar oldukları için kızılır, ben onlara dindar oldukları için kızmıyorum. Dindar olmadıkları için kızıyorum. Kendilerini dindar gibi gösterip başka davranmalarına kızıyorum. Ellerindeki gücü bütün insanları korumak için kullanmalarını istiyorum.

– Bu ülke yüzde 95’i Müslüman bir ülke ise, gerçekten sağlam bir imanları olsaydı, bu kadar çok yolsuzluk, arsızlık, hırsızlık olmazdı. Ama var, demek ki, bir iman sorunu da var aslında.

– Din bir gösteriş aracı değil. İnsanların bir ölçüsü var. Önemli bir ölçüsü ne biliyor musun: Samimiyet… İnsan haklarında sadece bir kısmını önemli bulur, diğer kısmını aldırmazsan senin samimiyetine kimse inanmaz. Niye insanlar size güvensin ki!

– Bugün Müslümanlık deyince aklımıza haşin bir şey geliyor. Bütün dünyada da bu böyle. Bu beni üzüyor. Arkadaşımı camiye götürüyorum, korkuyor. “Allah’ın evine gidiyorum, orası güvenlidir” diyemiyorsa, bu duyguyu ona veremiyorsak, bir şey yanlıştır. Dindarları eleştirmemin gerçek nedenlerinden biri de bu. 

Adli tıp kurumlarında örtbas edilen olaylar dün de bugün de aynı. İnsan hakları, hak ihlalleri konusunda Türkiye ilerlemek yerine daha da geri gitti. Dindarların başkalarının acılarına duyarsızlıkları beter durumda. Din, ibadet anlayışı gösterişten ibaret oldu. İstanbul’da her adım başında cami varken metroda namaz kılmanın moda olması başka bir anlam taşımıyor. Yolsuzluk konularına hiç girmiyorum. Çalıyorlar ama olsun çalışıyorlar diyen dindarlarımız var.

Röportajı o zaman Kurban Bayramı olması vesilesiyle de Ahmet Altan’ın yazıları ve kendisinin dindarlığıyla ilgili anlattığı konuları öne çıkararak vermiştik. Şimdiki aklım olsaydı, hak, hukuk, adalet, hoşgörüden bahseden ama dünden bugüne bir adım ilerlemeyen dindarları eleştirdiği cümlelerini öne çıkararak yazardım. Ama ben yazılarından etkilenen biri olarak diğer konulara odaklanmıştım. Röportajı, birinci sayfada “Bayram sabahı Süleymaniye’de vaaz vermek isterdim” başlığıyla, içerideki sayfada ise “Dindar bir adam olmak isterdim” başlığıyla vermiştik.

Metnin tamamına gazetede yer verememiş, internet sitesinde hepsini yayınlamıştık. Aşağıda tamamını okuyabilirsiniz. İki konuya röportajda nasıl yer vereceğimi bilememiştim.

Kadınlarla ilgili sürekli yazdığı için Ahmet Altan’a “Kadınları çok üzdünüz mü?” diye sormuştum. “Evet ama onlar da beni çok üzdü” diye cevaplamıştı. Bir de annesinin ölümünden bahsederken gözleri dolmuş, ağlamaklı olmuştu. Çok şaşırmıştım, hiç böyle bir manzarayla karşılaşacağım aklıma gelmemişti. İki konuyu yazayım mı yazmayayım mı ikilemde kaldığımı hatırlıyorum.

Görüşmemiz 3 saat sürmüştü. Mustafa, kendisini salonunda, çalışma odasında ve balkonunda fotoğraflamıştı. Ama o fotoğraflar birkaç gün sonra yanlışlıkla silindi. Dijital makinelerin azizliği… Altan’a tekrar mail gönderdim ve durumu anlattım. Anlayış gösterdi, ikinci kez evine gittik ve Ahmet Altan haberlerinde çok sık kullanılan yeşil gömlekli karelerini o gün çektik.

Başka birçok karesi daha vardı elimizde. Kısa bir süre önce Mustafa’dan istedim onları, sağolsun gönderdi. Aşağıdaki fotoğraflarının birçoğuna ilk kez bloğumda yer veriyorum. Fikirlerinden, insana bakışından, sevgisinden ve saygısından her zaman etkilendiğim Ahmet Altan o gün aklımda, balkonunda portakallarıyla verdiği pozuyla kaldı. Ne cezaevinin önü, ne içi… Hiç başka bir yerde düşünmek istemedim kendisini. Umarım en kısa zamanda evine, kitaplarına ve portakallarına kavuşur.

 
30 Aralık 2006, Zaman

Yazar Ahmet Altan, yıllar önce ‘Ey Kavmim’ (1996) başlıklı bir yazı yazmıştı. Bazı camilerde vaaz konusu olan bu yazıyı Altan’ın yazdığına çoğu kimse inanamamıştı.

Altan, 2005 ve 2006’nin Ekim ayında yine içeriğiyle herkesi şaşırtan “Cami Işıklarına Bakan Çocuk” ve “Benim Güzel Allah’ım” adlı iki farklı yazı daha kaleme aldı. Acaba Altan’a neler oluyordu? Onu tanıyan hemen herkes gibi biz de bu konuyu merak ettik ve medyanın cesur kalemi Altan’ın kapısını çaldık. Sitemlerini ve içten duygularını paylaştık.

Demokrasi ve insan hakları konusunda cesur olmadıkları için dindarları eleştiren Altan, İslam’ın özündeki sevgi ve hoşgörünün yeterince anlatılmadığından yakınıyor ve usta yazar, “Eğer inançlı olsaydım bayram sabahı Süleymaniye’de vaaz vermek isterdim” diyor.

Altan, sürpriz yazıları için “Ben birdenbire hidayete ermedim.” diyor. Aslında dindar olmayı çok istediğini söyleyen Altan, Allah sevgisini, merhametini, şefkatini, oruçlu olmanın keyfini, sahurları ve iftarların güzelliğini anlatırken bir din adamı görünümüne bürünüyor.

“İnanıyor muyum? Hayır. İnanmıyor muyum? Hayır.” diyen Altan, “Ben O’nun biraz şımarık kuluyum galiba. Niyetimi O biliyor. Meseleleri, kendi aramızda çözeceğimizi düşünüyorum. O bence şefkatlidir. Merhametlidir. Eğer derse ki, ‘Seni cezalandıracağım’ yapacak bir şey yok” şeklinde konuşuyor.

Ahmet Altan, dindarlara cesur olmadıkları, seslerini çıkarmadıkları ve dini insanlara hoşgörü ile değil de korkutarak anlatmaya çalıştıkları için sitem ediyor.

Bayram namazına hiç gittiniz mi?

Evet gittim, çocukken. 10-11 yaşındaydım. Ben ibadeti sevdim doğrusunu istersen. Eğer bu kadar hiddetle beni korkutmasalardı, belki de orada kalırdım. Dini, sevgiyle ve hoşgörü ile herkese anlatmak isterdim. Hâlâ camiye gidiyorum, bu sene Kadir Gecesi’nde Sultanahmet Camii’ndeydim.

Ne yaptınız? Teravih namazına mı gittiniz?

Teravihten sonra ziyarete gittim. Yahudi bir arkadaşımı götürdüm.

Niye özellikle Kadir Gecesi?

Kadir Gecesi’nde İstanbul’u hiç dolaşmamıştım. Bu, hep istediğim bir şeydi. Camilerin kapısından insanlar taşıyordu.

Çok şaşırmıştır sizi görenler…

Evet. Beni tanıdılar ve orada gördükleri için çok şaşırdılar. Namaz kılmıyorum; ama o atmosferi seviyorum. Bütün ibadethaneler, ‘Hayattaki hiçbir şey o kadar önemli değil. Sen de önemli değilsin. Çok daha önemlileri var. Dünyanın merkezi değilsin’ der aslında.

İnsanların sizi camide görmesinden rahatsız oldunuz mu?

Yok, şaşırmaları hoşuma gidiyor. Bak, bir dinsiz yola gelmiş diyorlar. İşte gerçek dindarlık bu. Tamamen Allah adına seviniyorlar. Hiç, kişisel çıkarları yok. Samimiler.

Bir yılda okurlarınız için sürpriz iki yazı yazdınız. İkisi de Ramazan Bayramı’nda yayınlandı. Size bu yazıları kim yazdırdı?

Daha önce de “Ey Kavmim” (6 Haziran 1996, Yeni Yüzyıl) diye bir yazı yazdım. Bazı camilerde okunmuştu bu yazı. Benim yeni bulduğum fikirler değil bunlar. Ben birdenbire hidayete ermedim.

Ama bu iki yazıdaki hisleriniz daha farklı…

Öyle bir yazı yazabilmekten büyük zevk alıyorum. Benim bir Allah ve din fikrim var. İnancımın olmaması, bu fikirlerin olmadığı anlamına gelmez.

Yazıdan çok duayı andırıyordu…

Dua bilirim; ama dua etmem. Çok sıkıştığımda konuşurum. Aslında dindar olmak isterdim. Eğer inansaydım kendi inancını hem yaşayan hem de anlatan bir adam olurdum. İnançlı bir adam değilim; ama bir dindar sesle konuşmaktan hoşlanıyorum.

Bu, bir çelişki değil mi?

Evet çelişki. Sadece ibadet değildir din, bir özdür, en azından benim inancım için. Başka insanların hakkını yememek, hakkından fazlasını istememek, tevazu, tevekkül, bunlar dinin temelini oluşturur. Ben Allah’ın yarattıklarına karşı elimden geldiğince ve mümkün olduğunca hak gözeten bir adam olmaya uğraşıyorum. Eğer mümkün olsaydı her hafta o tonda yazı yazmak isterdim. Kalabalıkların karşısına çıkıp öyle konuşmak isterdim.

Allah bilir siz vaaz da vermek istersiniz?

Evet, isterim.

Yarın bayram. Süleymaniye’de bu bayram sabahında vaaz vermek ister miydiniz?

Hiç fena fikir değil.

Vaazın konusu ne olurdu?

Dinin bir özü olduğunu, kulun kula emanet edildiğini ve birbirine haksızlık yaparsan, bunun onu Yaratan’a da bir kötülük olduğunu anlatmak isterdim. Özden, insandan, insanların birbirleriyle olan ilişkilerinden, hoşgörüden, tevazudan bahsetmek isterdim. Dokuz yaşındaki bir çocuğun ırzına geçildi, sesinizi niye çıkarmıyorsunuz demek isterdim.

Hiç vaaz dinlediniz mi?

Çocukken dinledim. Sevdiğim dindar arkadaşlarım vardı. Gençliğimde gerçekten inanmış insanlarla beraber oldum. Çünkü tamamen hoşgörü üzerinden bir ilişkileri vardı ve ben dindarlığı öyle sevdim. Büyük dedem şeyhti. Arkanda duran yazılar bizim tekkeden çıkan yazılar. Rıfai’ydi dedem. Unkapanı’ndaki tekkede. Kapanmasaydı şeyh olmak isterdim orada. Dalga dalga ailenin içine giren bir din unsuru vardı. Ben inancın ne olduğunu bilerek büyüdüm. İnançlı insanları gördüm, inançsızları da…

Neden inançsız olmayı tercih ettiniz?

Çok şaşıracaksın; ama gördüğüm inançsızlar çok daha hoşgörülüydü.

Allah “Ben kırık kalplerleyim.” diyor. Sizin bu anlatmak istediklerinizle Allah’ın sözü aynı zeminde birleşiyor. Ayrılık nerede?

Belki ayrılmamışızdır. Ben kuşkucu bir adamım. Bir tür, O’nun şımarık kulu olduğumu düşünüyorum. Eğer sen iyi bir çocuksan baban yaramazlıklarını affeder. Allah ile olan ilişkimiz biraz öyle. Ben böyle bir Allah’ı seviyorum.

İnanan bir insan gibi yaşamayı denediniz mi?

Hayır. Bunu hiçbir zaman yapmayacağım. Bunu yaparsam sahtekarlık olur. Genellikle insanlar yaşlanınca ölümden korkarlar ve birdenbire değişirler. Bu bana kendi açımdan ayıp gelir. Nasıl yaşadıysam bu hayatı öyle kapatmak istiyorum. O’nun yarattıklarına iyi davrandığım sürece O’nunla ilişkim iyidir. Biri gelip bana, sen kendini kandırıyorsun diyebilir. Olabilir. Onun Allah fikri ile benim Allah fikrim birbirine benzemeyebilir. Çok mu inançlıyım? Hayır. Tümden mi reddediyorum? Hayır. İbadet edecek miyim? Hayır. Dini bir hayat sürecek miyim? Hayır. Din fikrini seviyor muyum? Evet. Dindarları seviyor muyum? Gerçek bir dindarı severim. Dindarlığı gerçek olmadığına inandığım insanlardan hiç hoşlanmam.

Nasıl bir inanç bu?

Benim Allah’ım, yarattıklarını seven bir Allah. İlk amacı korkutmak ya da cezalandırmak değil. Bana dini, cehennemden girerek anlatmaya başladıklarında bu benim kafamdaki Allah’la örtüşmedi. Bu, bana çok haşin geldi. Son zamanlarda Müslümanlık hep haşin yanıyla ortaya çıkıyor. Dinin bir sevgi yanı da var.

Bayramlarda mezarlık ziyareti yapar mısınız?

Bayramlarda değil; ama annemin mezarını ziyarete giderim. Annemin ölümü benim Allah fikrimi çok etkilemiştir. Bir çocuğun, annesinin öldüğünü kabul etmesi neredeyse imkansızdır. Onun bir şekilde beni gördüğüne inanmaktan hoşlanıyorum. Bu da ancak Allah’la mümkün. Onun bana baktığını düşünmek beni daha iyi bir adam yapıyor. Büyük kayıplarda büyük yerlere sığınmak zorundasın. Bir Allah fikrine ihtiyaç var. Yoksa tamamen kayboluyorlar.

Kendinizi sorguluyor musunuz?

Yok sorgulamıyorum, nasılsa onu öbür tarafta yapacaklar.

İnançla ilgili fikirlerinizi neden çocukluğunuzla birlikte anlattınız?

Çocukken namazı severdim, teravih bile kılardım. Sahurlar, iftarlar çok hoşuma giderdi. Bu tarafından bakılsa toplum huzur bulacak. Çok fazla ibadet etmeyi seven bir toplum değiliz. Ama inanan bir toplum; hem Allah’a inanıyor, hem gereklerini yapamıyor hem de cezalandırılmaktan korkuyor. Bu, toplumun içinde derin bir yara. Bu yarayı hoşgörü ile kapatmak gerek. Çocuklar korktukları için değil, Allah’ı sevdikleri için dindar olsunlar.

Kendini Allah’a bu kadar yakın hisseden bir çocuğu O’ndan uzaklaştıran, sadece bir hocanın anlattığı cehennem manzarası mı?

11 yaşındaki bir çocuktan bahsediyoruz. 11 yaşındaki bir çocuğun Allah’la olan ilişkisi tamamen sevgiye dayanan bir ilişki. Bana anlatılan Allah inancından korktum. İhanete uğramış hissettim kendimi.

Büyüyünce ne oldu peki?

Büyüyünce daha maddeci düşünmeye başladım. Doğanın maddeden, atomdan yapıldığını düşündüm. Şimdi inanıyor muyum? Hayır. İnanmıyor muyum? Hayır.

Bu çelişki içinden nasıl çıkıyorsunuz?

Aslında çok da zorluk çekmiyorum. Çocukluğumdaki Allah’ın var olduğuna inanıyorum. Yani kendi yarattığı kula sevgiyle yaklaşan, onu korkutmayan, onu seven ve yarattığı kulları birbirine emanet eden, kendi aralarındaki ilişkiye önem veren, sadece ibadete değil, ruhuna, özüne, başka insanlar hakkında ne düşündüğüne, ne yaptığına bakan bir Allah’a inanıyorum. Ben dinen günah olan birçok şeyi yaptım. O’nun yarattığı kullara karşı haksızlık etmedim. Benim ne yaptığımı, niyetimi O biliyor. Bu ibadet meselesini aramızda çözebiliriz.

Çözemezseniz ne olacak?

O, bence şefkatlidir. Merhametlidir. Eğer derse ki, “Seni cezalandıracağım.” Tamam yapacak bir şey yok. Ama ben O’nun ölçülerinin sadece bu günahlarla kısıtlı olmadığını düşünüyorum.

Ceza konusunda O’na teslim oluyorsunuz; ama ibadet konusunda emirlerine neden uymuyorsunuz?

Evet. Ben şuna inanıyorum: Bedelini ödemeye razıysan her şeyi yap.

Allah’ı tanımak adına neler yaptınız?

Bunları sadece okuyarak bulabileceğim kanaatinde değilim. Evet Kur’an-ı Kerim’e baktım. Allah’ın isimleriyle ilgili çıkan ilahi kasetlerini dinliyorum. Dini müziği çok severim. İlahileri çok severim. Son dönemde çıkan çocukların söylediği Teşekkür Ederim Allah’ım albümü çok güzeldi mesela.

“Hiddetine değil, şefkatine iman ediyorum” demiştiniz. Ama imanla imansızlık arasındasınız…

Şefkatine iman ediyorum. Çünkü O’nun şefkati, hiddetinden daha büyük. Benim Allah’ım şefkatli. O’nun şefkatine iman ettiğim zaman yaptıklarımı O’nu üzmemek için yaparım. Aramızdaki sevgi ilişkisinin zedelenmemesi için. O’nun üzülmesi beni üzer. O, sahtekarlık yapmayanı sever.

“Ben, bir daha huzur bulamayacağım” diye yazdınız. Herkes huzur ararken siz neden vazgeçiyorsunuz?

O huzur inançta var. Yani siz çok şanslısınız. Huzur bulmak istiyorum; ama bunu sahtekarlıkla yapmak istemiyorum. Sırf huzur bulmak için inanmadığım bir şeye inanmaya çalışamam. Bu ayıp. Ayrıca Allah da bunu kabul etmez. Bir gün gerçekten inanırsam huzur bulurum; ama bu çok zor.

Nasıl bu kadar emin konuşabiliyorsunuz. Belki fikirleriniz değişecek.

Çünkü aklımı devreden çıkarmam çok zor artık. Aklımla o kadar çok yaşadım ki…

Size aklı veren de Allah…

Doğru. Allah, herkesin aklının aynı olmasını istemiyor. Allah dindarı yarattığı zaman dinsizi de yarattı. Dinsizlik olduğu için dindarlık kıymetli.

Yine bayram yazısı yazacak mısınız?

Her şeyi benden beklemeyin canım. Dindarlarla ne zaman karşılaşsam vaaz veren ben oluyorum, bu tuhaf değil mi?

Belki Allah sizi bazı şeylere vesile etmek istiyor…

Doğru. O’nun ne yapacağı belli olmaz. Allah’ın bir mizah anlayışı olduğuna inanıyorum.

Yazacak mısınız?

Bayram fikrini yılbaşından daha çok severim. Yılbaşı zoraki bir eğlence gibi geliyor bana. Belki bütünleşemediğimden olabilir. Bayram deyince çocukluğuna dönüyorsun. Kendine dönüyorsun. Çocukluk esas kendindir.

 

 

RÖPORTAJIN AŞAĞIDAKİ KISMINA İNTERNET SİTESİNDE YER VERİLMİŞTİ

‘Adını Kaybeden Çocuk’ yazınız dolayısıyla açılan dava yeni sonuçlandı. Bu konuyla ilgili birtakım kırgınlıklarınız, hatta kızgınlığınız var sanırım. Neler söyleyeceksiniz…

Önce bir kızgınlığımı boşaltayım hakikaten. Dindar kesimle ilgili ciddi kızgınlıklarım ve öfkelerim var. Onların kendilerinden başka hiç kimseyle ilgilenmemesi beni çok sinirlendiriyor ve onlara güvenimi müthiş sarsıyor. Bu ülkede çocukların ırzına geçiyorlar. Ben 9 yaşındaki bir erkek çocuğunun ırzına geçilmesi ile ilgili bir dava hakkında yazılar yazdım. (Adını Kaybeden Çocuk) Bu çocukla ilgili iki tane rapor verilmiş. Ayrıca hükümette dindarlığına vurgu yapan bir parti var. Ya, dindar kesimden bir tek ses çıkmaz mı? Bir merak uyanmaz mı? Bu çocuklara ne yapıyorlar, bu çocuğun başına ne geldi, bu oğlan çocuğu kurtarmak için ne yapmalıyız, suçluyu nasıl bulmalıyız, hiç mi aklınıza gelmez? Din demek, vicdan demek. Vicdanını kaybetmiş bir din olabilir mi?

Desteklenmek anlamında mı?

Hayır, gidip işin aslını bulmak anlamında. Siz belki bu hükümeti benden daha iyi zorlarsınız. Suçluları bulsunlar, olayı aydınlatsınlar. Raporun sahte olup olmadığını araştırsınlar. Çocuk için iki tane ayrı rapor verilmiş, hiç mi kimse merak etmiyor? Allah’ın başka kullarına karşı bu kadar mesafeli, bu kadar aldırmaz olan bir dindar olabilir mi?

Bunu sadece tek bir olaya bakarak mı söylüyorsunuz?
İşkencelere de ses çıkmamıştı.

Aynı tepkiyi başörtüsü olayında gösterdiniz mi?

Doğru ya aynı şey! Dokuz yaşındaki bir çocuğun ırzına geçilmesi ile türban aynı şey, öyle mi? Bu insafsızlık…

Ben başörtüsü sorunu yaşamadım. O dönemde üniversitedeydim. Ama bu sorunu yaşayan çok arkadaşım vardı. Hepsinin şu anda psikolojisi bozuk…

Biz türbanla ilgili defalarca yazı yazdık. Türbanın serbest kalmasını istiyoruz, insanların tercihlerine karışılmamasını istiyoruz. Bunu defalarca söyledik. Dindarlar kendilerinden başka kimseyle ilgilenmiyorlar ve onun için de kimse onlara güvenmiyor. Ben dindar değilim, dini de bilmem ama dini bilen adamlar bunu yorumlasınlar.

Tamam söylerim…

Çok güzel bir giriş yaptım.

Biraz fazla öfkeli değil misiniz, dövecek gibi konuşuyorsunuz?

Aldırmazlıkları kaldıramıyorum. Benim sözüm, kendisinin dindar olduğunu söyleyen ve dindarların hakları için görüş veren insanlara. Türban sorunu insan haklarının bir parçası. İnsan hakları bir bütündür. İnsan haklarında sadece bir kısmını önemli bulur, diğer kısmını aldırmazsan senin samimiyetine kimse inanmaz. Niye insanlar size güvensin ki!

Peki ne yapsın insanlar?

Harekete geçin. Bu çocuğun başına ne geldi deyin. Bunun suçlusunu bulun. Çocuk pornosu rezaleti uzayıp gidiyor. Bir tanesini ortaya çıkartırsanız, arkasında ne olduğu anlaşılır ve insanların böyle kötü şeyler yapmak için cesareti kırılır.

Rahatladınız mı?

Rahatlamam ben öyle kolay kolay… Bir toplum dini ile barışık olmazsa, sorunlar yaşar, ahlaki sorunlar da yaşar. Ama dindar kesimin bizzat kendisi insanların acılarına aldırmazsa, bu topluma dinin insanları barışa ve adalete götüreceğine nasıl anlatacaklar, dinin temeli bu. İnsanlığın en büyük hayalinin bütün çocukların mutlu olduğu bir dünya olduğunu düşünüyorum. Bu hayale ulaşmak zor. Ama önemli olan o yolda yürümek. Hedefinin bu olması önemli. Yani ne istiyorsun diye sorduklarında bütün yeryüzündeki çocukların özgür, mutlu, zengin olduğu bir dünya istiyorum dersen, bu senin bütün yaptıklarını belirler. Böyle bir hayalin yoksa, birinin bunu anlatması zor. Bundan daha büyük bir hayalin olamayacağını düşünüyorum.

Yazılarınıza geçebilir miyiz?

Sor bakalım.

Yazdığınız yazılarla birçok gönül kazandığınızı biliyor musunuz?

Öyle mi, buna sevindim. Ben dindar bir adam değilim. Zaten nasıl Allah’la olan ilişkimi kaybettiğimi de yazmıştım. Benim çocuk aklımın gördüğü Allah’la büyüklerin anlattığı Allah arasında o kadar büyük bir fark oldu ki, neredeyse büyük bir dehşet duydum. Dindar değilim; ama bir Allah fikri ve kavramı var bende. Birçok insanda olduğu gibi. Benim Allah’ım yarattıklarını seven bir Allah. İlk amacı korkutmak ya da cezalandırmak değil. Onların, kendisine olan ibadeti veyahut sevgiyi korkutarak anlatan bir Allah olduğuna inanmıyorum. Bana dini cehennemden girerek anlatmaya başladıklarında bu benim kafamdaki Allah’la örtüşmedi. Ben çocukken çocuk gibi bir Allah düşünüyordum. Bana birdenbire şunu anlattılar: Seni cehenneme atacak. Onun içinde alevler var, sonsuza kadar yanacaksın… Bu bana çok haşin geldi. Son zamanlarda Müslümanlık hep haşin yanıyla ortaya çıkıyor. Bunun bir sevgi yanı da var.

Nasıl bir ilişkiniz var Allah’la…

Çok iyi bir ilişkimiz olduğunu düşünüyorum. İnsanlara kötülük yapmadığım sürece, birisi hakkında kötülük düşünmediğim sürece, hakkını koruyabilecekken hakkını korumaktan vazgeçmediğim sürece, kendi çıkarım için başka insanların haklarını çiğnemediğim sürece iyi bir ilişkimiz olacağını düşünüyorum. Bu ülke yüzde 95’i Müslüman bir ülke ise, gerçekten sağlam bir imanları olsaydı, bu kadar çok yolsuzluk, arsızlık, hırsızlık olmazdı. Ama var, demek ki, bir iman sorunu da var aslında. Cuma namazından çıkıp, dükkanına gidip birini kazıklıyorsan, Allah bunu kabul etmez. Eğer Allah varsa, O’nu kandıramazsın, önce bunu kabul etmek gerekiyor.

Gerçek bir dindar nasıl olmalı peki?

Bence hoşgörü ile başlıyor. Bir dindar, inanmayan bir insan görürse ona öfkelenmez, onun için üzülür. Gerçeği görmediği için bir üzüntü duyar. Benim dindarım, böyle bir dindar. Öfke duyan değil, inançsızlar karşısında üzüntü çeken biri. Kendine sevap sağlamak için ona anlatmaya çalışmaz. O acı çekmesin, üzülmesin, o da gerçeği görsün diye anlatır. Ve bunu onu korkutarak anlatmaz, sevgiyle, hoşgörüyle anlatır. Onu Allah’ın yerine cezalandırmaya kalkmaz. En emin yerde sadece kendinin durduğunu nereden biliyorsun? Senin kadar inançlı olmayanları küçümsüyorsan, onlara hor davranıyorsan, bunun dine çok sığmadığını düşünüyorum. Eğer insanlara dinin hoşgörülü yüzünü anlatırsak, insanların dinle ilişkisi çok daha rahatlar. Ama dindarlar genellikle dini korkutucu yönleriyle anlatmaya çalışıyorlar. Zannediyorlar ki, korku insanları dine çekecek, sevgi daha fazla çeker. Bir dindar, başkalarının da dindar olmasını istiyorsa, onun ilk görevi kendisinin iyi bir insan olmasıdır. O zaman başkalarını etkiler.

Peygamber Efendimiz şöyle diyor: “Bilmiyorlar Allahım, onları affet” Belki bu bahsettiğiniz insanlar da farkında değiller…

Bunu kabul etmiyorum. Allah yaratırken iyiyi ve kötüyü birbirinden tefrik edebilmen için sana sadece akıl vermemiş. Vicdan vermiş, akıldan daha önemli bir şey. İyi ve kötünün ne olduğunu duygularınla hissedebilirsin. Bir adam bir çocuğu dövüyorsa sen o çocuk için üzülürsün. Aklıyla değil, vicdanıyla karşı çıkar insan önce. Başkalarının acılarına duyarlı olmazsan dindar olamazsın. Ben bunun için vaaz vermek isterdim. İnançlı insanlara imrenirim. Çok huzurlular sadece neden cesur değiller diye şaşırırım. İnancın büyük bir cesaret ve güven vermesi gerekir çünkü. Dinin tarihinde bunun tekrarları vardır. Bunun az tekrarlanması beni şaşırtıyor. Allah’a inanan biri nasıl korkak olur, anlamış değilim. Ben dinsizim ama birilerinin dindar olmasını istiyorum.

Sizinki birazcık kolaycılık değil mi, başkalarının bu işi halletmesini istiyorsunuz?

Ee tamam, bedelini size ödetecek değilim ya. Yanacaksam kendim yanacağım. Bedelini başkasına ödetmek kötüdür. Allah’a “beni kandırdılar” demeyeceğim.

Bu sözleri söylediğiniz için Ahiret’te “Neden bana anlatmadınız, söylemediniz” diye sormaya hakkınız olmayacak, bunu biliyor muydunuz?

Bana söylediler. Anlattılar, yapmadım. Ben günahları işledim. Bedelini kendim ödeyeceğim. Hiç kimsenin benden şikâyetçi olacağını sanmıyorum. Bana kötülük yaptı, hakkımı yedi diyeceğini sanmıyorum. Günahkâr bir hayat sürdürüyorum. Kurallarının, hatta o biliyor, çoğunu çiğnedim. Buna rağmen beni seveceğine inanıyorum. Ölçülerinin bu kadar dar olmadığı kanaatindeyim.

Yazılarınızı okuyup ağlayan insanların olduğunu biliyor musunuz? İnsanları bu kadar etkileyen, o yazıları yazan bir insanın inançsız olduğuna inanmıyorum.

İnançla aramdaki samimiyeti seziyorlar büyük bir ihtimalle. Samimiyet etkileyicidir. Beni dindar olduğum için sevmelerini istemiyorum. Dürüst ve samimi olduğum için sevsinler.

İnsana önce Allah, sonra geçmişi hesap sorar. Bu yazdıklarınız bir sorgulama mı, hesaplaşma mı, itiraf mı?

Kimseyi kendi ahlakınla yargılama. Her şeyi onun ahlakı ile yargıla. Ben senin ahlak ölçülerini yargılayamam, sen de benim ahlak ölçülerimi yargılayamazsın. Toplumun ahlak ölçüleri ile barışık değilim; ama kendi ahlak ölçülerim var. Günahtan korkmam, kendi ahlak ölçülerim dışına çıkmaktan korkarım. Benim ahlakımın iki temeli var. Samimiyet ve dürüstlük. Eğer bunu çiğnersem kendimi insanlara karşı affetmem. Gene de Allah’ın beni seveceğini düşünüyorum. Ahlak ölçülerimi hiçbir zaman çiğnemiyorum. Başka türlü yaparsam kendimle olan ilişkim darmadağın olur.

İslam ahlakının temelinde de bu var.

Onun bir de işaretlerini görsek iyi olacak…

Neden inançsız olmayı tercih ettiniz?

Çok şaşıracaksın ama gördüğüm inançsızlar çok daha hoşgörülüydü. Dindarlarda gençlere karşı tahammül ve hoşgörü yoktu. Bundan hoşlanmadım. Birinin bana ne adına olursa olsun tahakküm etmesini istemem. Kimsenin benim karşıma Allah adıyla çıkmasını da istemem. Buna hakkı yok. Bana anlatabilir, bu başka bir şey. “İnanmazsan çok acı çekeceksin. Bunu yapma.” Bu, dostça bir anlatım. Ama ben inançsızım diye beni hor görmeye kalkarsa, bana yukardan bir şey dikte etmeye kalkarsa, buna tahammül etmem. Etmedim de zaten. Onun için gerçek dindarlarla aram çok iyidir. Ama gösteriş gibi kullanılmasından da hoşlanmam. Din bir gösteriş aracı değil. İnsanların bir ölçüsü var. Önemli bir ölçüsü ne biliyor musun: Samimiyet. Sen samimiysen, bu ülkenin sokaklarındaki insanlar seni fikirlerinden dolayı yargılamazlar. İnançlarından dolayı da yargılamazlar. Ben defalarca inançsız olduğumu yazdım, ama dindarlarla aramda hiçbir problem çıkmadı.

Allah’la konuşur musunuz?

Herkes gibi ara sıra konuşurum O’nunla. Allah’tan bazı şeyler isterim. Allah’tan genellikle istenir çünkü. İstenenler ibadetle veriliyor.

O iyi bir dinleyici. Sizi ancak O anlar ve O olmazsa acınıza katlanamazsınız…

Evet. Ama şuna çok inanıyorum: Kalbin temizse başın derde girmez. Her şey özde ve ben bunu ayırt edebildiğime inanıyorum. Karşımdaki adamın dindar olup olmamasına çok aldırmam. Dindarlığı çok fazla hissediliyorsa bundan da çok fazla hoşlanmam. Çünkü ben şuna inanırım. Hiçbir şeyin gerçeğini ilk bakışta fark etmezsin. O kadar içine sindirmiş, bünyesine sindirmiştir ki, ilk bakışta görünmez. Gerçeğini ben oradan ayırt ederim. Gerçek bir komünisti de, gerçek bir dindarı da bakar bakmaz fark etmezsin. Ama bazıları vardır. Bakar bakmaz bunun dindar ya da komünist olduğunu söylersin. Çünkü bunu işaret haline getirmiştir. O zaman çok fazla içine sindirememiş diye düşünüyorum.Görmekten hoşlandığım bir şey değil, hissetmekten hoşlandığım bir şey. Ses tonundan, konuşma biçiminden, hoşgörüsünden, yüzündeki ışıktan gerçek bir dindarı tanırsın. O ışığı gördüğüm adamlarla mutlaka konuşurum. Allah’la ve dinle ilgili her şeyi öğrenmeyi severim. Onlardan öğrenirim. Hepsini kaydederim.

Allah’ı tanımak ve sevmek adına Esma-ı Hüsnaları hiç okudunuz mu?

Bunları sadece okuyarak bulabileceğim kanaatinde değilim. Evet Kur-an’ı Kerim’e baktım. Baştan sona okumadım; ama arada bir ne yazıyor diye açıp bakıyorum.

Allah’ın 99 ismini okuyup anlamaya uğraştınız mı?

Çocukların korosundan dinliyorum onu. Bir de dini müziği çok severim. İlahileri çok severim.

Hangi albümleri dinliyorsunuz?

Neredeyse bütün ilahi albümlerini aldım. Ama aralarında iyi olan neredeyse çok azdı. Çocuk korosunun söylediği “Teşekkür Ederim Allah’ım.” albümünü aldım. Bunları dindar olduğum için almadım. Öyle güzel söylüyorlardı ki… İlahileri almak için inançlı olmak gerekmiyor. Sen eğer güzel söylersen benim seni dinlemem için dindar ya da dinsiz olmam gerekmiyor. İlahiyi dinleyip sevmem için nasıl ki dindar olmam gerekmiyorsa, bir dindarı ve fikirlerini sevmem için de dindar olmam gerekmiyor. Onun bana nasıl anlattığı ile ilgili. Müzik gibi anlatıyorsa, onun sesinden o tatlılığı hissediyorsam onu dinliyorum. Ondan bir şeyler öğreniyorum. Sonra bunları yazıyorum. Onların ağzından konuşmayı seviyorum. Benim şeyhim de güzel konuşur. Dindar insanların bir kısmı bana şunu söylerler: Sen aslında dindarsın; ama bunun farkında değilsin.

Peki itiraf etmediğinizi söylüyorlar mı ya da gizlediğinizi düşünüyorlar mı?

Ben yalan söylemem ya da büyük kalabalıklara hiç yalan söylemedim. İnansam inanıyorum derim. Kendime göre bir ilişkim var. Kalabalıklara yalan söylüyorsam bir çıkarım var demektir. Yazarlığı bunun için seviyorum. Kimseye bir şey vaad etmiyorum, kimseden bir şey talep etmiyorum.

Kalbiniz ferah mı?

Bu açıdan ferah. Yaşlanıyorum ama öyle çok korku duymuyorum. Eğer varsa hakikaten iyi geçineceğimizi, bana iyi davranacağını düşünüyorum. Günahlarımdan dolayı bana Ahiret’te kötü davranacak gibi bir düşüncem yok. Olmasını çok dilerim. O beni tanıyor, O’na güveniyorum.

Allah inşallah size lütuflarıyla muamele eder… Böyle dua etmek istedim size.

Sağ ol. Ben Allah’la olan ilişkimi baba-oğul ilişkisi olarak algılıyorum hep. Hiddetle, korkuyla alakası olan bir şey değil bu. İyi bir adam olmaya çalışıyorum ama O’ndan korktuğum için değil. Çünkü beni, hepimizi iyi adam olacak duygusuyla yaratıyor. Hiçbirimiz mükemmel değiliz, Allah bizi mükemmel yaratmadı. Neden Allah bizi mükemmel yaratmıyor? İstese yaratabilir. Bilerek bizi eksik yaratıyor. Bunu baştan kabul edersen ve mükemmele doğru yürürsen, Allah’ın eksik yarattığı halde mükemmele ulaşabilecek kulları olduğunu göstererek O’nun varlığını kanıtlamış olursun.

Bunu yapabilen tek kişi var…

Kim?

Peygamber Efendimiz. Bize tek örnek Müslüman o.

Bunu bir kişi yapmış olabilir; ama din bir şekilde bir hayalin olmasıdır. Mükemmel olma hayali. Olmazsın ama mükemmel olma hayali seni mükemmeliyete yaklaştırır. Bu da Allah’ın eksik yarattığı bir kulu Allah’ın ona verdiği akıl ve vicdanla doğru bir yolda yürümesidir ki, bu O’nun varlığını, gücünü ve kudretini mükemmeli yaratmış olmasından daha fazla gösterir. O istiyor ki, kullar mükemmeliyete ulaşmak için gösterdikleri çabayla nasıl ilerleyebildiklerini birbirlerine kanıtlasınlar.

Ahmet Altan, arkasındaki hatların kimden kaldığını anlatmıştı ama şimdi hatırlamıyorum.

BÜTÜN İBADETHANELER, İNSANA ÖNEMLİ OLMADIĞINI ANLATIR

Camileri sevdiğiniz anlaşılıyor; İstanbul’daki camileri gezer misiniz?

Ben camiyi severim ve arada sırada giderim. Namaz kılmam ama o havayı seviyorum. Kendine önemli biri olmadığını hatırlatıyor. “Hayattaki hiçbir şey o kadar önemli değil. Sen de önemli değilsin. Çok daha önemlileri var.” diyor. Bütün ibadethaneler aslında insana çok önemli olmadığını anlatırlar. Dünyanın merkezi değilsin. Bunu görmek iyidir. Onun için camileri severim. Çocukken de namazı severdim, teravihleri severdim. Teravihe de giderdik zaten. Evimizin karşısında cami vardı, yazılarda onu anlatmıştım. Bir de bizim bir yardımcımız vardı. Dindar bir kadındı. Bana abdest almasını öğretmişti. Annem de inançlıydı. Sahurları, iftarları çok severdim. Din çok hoş bir şey, çocuklarını eğlendiren bir şey. Çocukları eğlendiren bir yanı var. Bu tarafından bakılsa toplum huzur bulacak. Çok fazla ibadet etmeyi seven bir topum değil bu toplum. Ama Allah’a inanan bir toplum. İkide bir bu insanları ibadet etmediği için korkutursan bu toplum gizli bir huzursuzluk yaşar. Hem Allaha inanıyor, hem gereklerini yapamıyor, hem de cezalanmaktan korkuyor. Bu bir toplumun içinde derin bir yara gibi. Bu yarayı biraz hoşgörü ile, çocuklar için nasıl bir eğlence olduğunu göstererek anlatmak gerek. İlla hiddetten bahsetmek gerekmiyor ki dinden bahsederken. Çocukları korkutmak gerekmiyor, çocuklar korktukları için dindar olmasınlar, çocuklar Allah’ı sevdikleri için dindar olsunlar.

Zaten bu mümkün değil ki, bütün çocuklar kaçarlar…

Ben kaçtım, kendimden biliyorum. Hiç sevmedim, çok da kızdım, ihanete uğramış hissettim kendimi. Allah’a bunu söylemek istedim: Böyle miydi yani ilişkimiz! Ben seni sevdim, bunun karşısında bana bunu mu yapacaksın? Beni cehennemlerde mi, yakacaksın, bunu niye yapıyorsun? Hani birbirimizi seviyorduk? Korkutarak çekemezsin insanları. Korktuğun için dindar olmanın ne kıymeti var… Sevdiğin için dindar oluyorsan bunun bir kıymeti var. İnsanların bu rahatlığı vermek gerekiyor diye düşünüyorum. Bugün Müslümanlık deyince aklımıza haşin bir şey geliyor. Bütün dünyada da bu böyle. Bu beni üzüyor. Arkadaşımı camiye götürüyorum, korkuyor.“Allah’ın evine gidiyorum, orası güvenlidir.” diyemiyorsa, bu duyguyu ona veremiyorsak, bir şey yanlıştır. Dindarları eleştirmemin gerçek nedenlerinden biri de bu. Dindarlardan hoşlanmıyorum; ama dindarlığı seviyorum ve gerçekten onların iyi dindarlar olmasını istiyorum. Bir şey oluyorsak iyi olmalıyız.

Dua eder misiniz dindarlar için?

Hayır. Kızıyorum ve söylüyorum. Yeryüzünde birilerinin gerçek dindar olması bana güven veriyor. Ben dinsizsem birileri de dindar olsun.

Ateistsiniz değil mi?

Ateistim. İnançsızım. Ama dediğim gibi, benim Allah fikrim var.

Size de ihtiyacımız var.

Evet. Benim gibi adamlara da ihtiyaç var.

Çünkü Kuran’ı Kerim’de inkâr edenlerin olacağı haber veriliyor…

“Böyle olmayın” diye gösterilecek adamlara da ihtiyaç var, değil mi?

Gavura kızıp oruç bozmak değil mi sizinkisi…

Ben onlara kızdığım için inançsız değilim. Ben onlara sadece şunu söylüyorum: İnançlı olmak isterdim. Ben değilim, sen öylesin ama o zaman gereğini yap. Benim için çok zor artık. İnançlı bir adam olsaydım daha huzurlu bir adam olurdum. İnançlı birinin huzurlu olması gerektiğini düşünüyorum.

Huzursuz musunuz?

Tabi ki huzursuzum. Ben bir yazarım. Huzurlu yazar pek bulunmaz. Benim mesleğim huzursuz.

 Yazarlıktan mı kaynaklanıyor bu, inançsızlıktan mı?

İkisi de olabilir. Yazarlıktan kaynaklanan huzursuzluğu dindirecek başka bir güç yok elimde. İnançlı birisi huzurludur. Ben gerçekten inançlı insanlarla çok iyi anlaşırım. Böyle söylediğim zaman bile bunu sevgiyle karşılarlar. Kötü bir kızgınlık olmadığını biliyorlar. Bu ülkede dindarlara sırf dindar oldukları için kızılır, ben onlara dindar oldukları için kızmıyorum. Dindar olmadıkları için kızıyorum. Kendilerini dindar gibi gösterip başka davranmalarına kızıyorum. Ellerindeki gücü bütün insanları korumak için kullanmalarını istiyorum. Camilerin, bizim dinimizden olmayan insanların korkuyla gideceği yerler olmaması gerekir. Bir inançsız bile oraya gidip, beş dakika huzur bulmalı. Sevdiğim bir ev sahibi var, O’nu ziyarete gidiyorum… Günümüzde Müslümanlık çok şiddetle anılan bir şey oldu.

Gerçek bir Müslüman için tek örnek Hz. Muhammed’dir. Onun hayatına baktınız mı?

Baktım. Gerçek bir dindarın yanında dinle ilgili şaka yapabilirsin. Şaka yapamadığım zaman benim huzursuzluğum artar. Bu ülkede din ve Atatürk konusunda alınganlık var. Bu güven eksikliğini gösterir. Bunlar insanları iten şeyler. Benim şikâyetlerim bunlar. İyi dindarların olduğu bir dünyada yaşamak bana güven verir. Ben bir daha inançlı olmayacağım, dindar olmayacağım.

Diğer insanlara bakıp dini yargılamak yerine, ölçü olarak Hz. Peygamber’in yaptıklarını yapmayı denediniz mi? O, sizin şikâyet ettiğiniz bu şeylerin hiçbirini yapmadı. Dini sevgiyle anlattı, İslam’ın bu kadar kısa sürede yayılmasının nedeni bu. Gerçek bir Müslüman ondan başka kimseyi örnek almaz.

Bütün dinler sevgiyle ve haksızlıkları önlemek için doğmuştur. Dinlerin bozulmaya başladığı yer, onların iktidara geldiği yerdir. Müslümanlık, Hıristiyanlık, Yahudilik üçü de hakları yenenleri korumak için, sevgiyle başlamıştır. Üçü de iktidara geldiğinde haşinleşmiştir. İktidar din fikrine aykırı bir şeydir. Dini bozuyor bence. Kendi yerini şaşırıyorsun. Kul olduğunu unutuyorsun. Tevazuyu kaybediyorsun: Din tartışılabilecek bir şey değil. Siyasete sokarsan dini tartışmaya açarsın.

Hz. Muhammed bunu yapmadı. İslam’ı en saf ve en doğru şekilde yaşadı…

Yapmadı çünkü peygamber. Hepimiz peygamber değiliz. İslam’ın içinde başka akımlar da var, peygamberle ilgili. Bunları tartışmak benim haddim değil. Benim için önemli olan insanın tek ölçüsünün Allah sevgisi olması ve gördüğü bütün kulların Allah tarafından yaratıldığını bilmesi. İnancıyla böbürlenmemesi, hiddete kapılmaması. Herkes Allah’ın kulu. Allaha’ inanan birisi için bütün dünyayı bir aile gibi görmekten başka bir çare yok. Büyük bir ailenin içinde sapmışlar olur, yolunu değiştirmişler olur, ama birbirini öldürmek olmaz.

‘BAYRAMLAR ŞÜKÜR GÜNLERİDİR’

Bayram sabahları nasıl yaşanırdı sizin evde?

Biz hâlâ bayram ziyareti yaparız. İnanmıyoruz ama yaparız. Her bayram babama gideriz. Halama da giderim. Bu dindarlıktan ziyade saygı göstermektir. Bayram şükür günleridir. Sevinme günleridir. Çünkü sahip olduklarına şükrediyorsun. Niye bayramları barış günü yapıyoruz. Aslında birbirimizin zaaflarını hoş gördüğümüz gün. Bunun için çok önemli bayram. Zaaflarımız başkaları tarafından hoş görüldüğü için bayramlar sevinç günleri oluyor. Niye bayrama benzemiyor diğer günler. Niye bu kadar kızıyoruz başkalarının zaaflarına. Böyle bir sevinç yaşanabildiğini biliyorsak, neden bunu çoğaltmak için uğraşmıyoruz?

Mezarlık ziyareti yapar mısınız?

Bayramlarda değil, ama annemin mezarını ziyarete giderim. Annemin ölümü benim Allah fikrimi çok etkilemiştir. Bir çocuğun annesinin öldüğünü kabul etmesi neredeyse imkânsızdır. Onun bir şekilde beni gördüğüne inanmaktan hoşlanıyorum. Bu da ancak Allah’la mümkün olabilen bir şey. Onun bana baktığını düşünmek, beni daha iyi bir adam yapıyor. Büyük kayıplarda büyük yerlere sığınmak zorundasın. Bir Allah fikrine ihtiyaç var. Yoksa tamamen kayboluyorlar. Bu da insanı sahipsiz bırakır. Anne-baba kaybı insanda belki kabuk bağlayan; ama hiç geçmeyen bir yara bırakır. O yaradan kurtulamaz hiç kimse.

Ölüm, insanı Allah’a yaklaştıran bir şeydir. Sizin hissettiğiniz bu mu?

Dindarlık anlamında değil. Ama annenim beni gördüğünü düşünmekten hoşlanıyorum. Onunla bazen konuşup şakalaşıyorum. Bunu ancak Allah sağlayabilir. Başka bir güç yok. Öyle bir gücün varlığını düşünürsem ancak annemin beni gördüğüne inanırım. Başka türlü nasıl olacak. Fikir olarak biliyorum ki, bu mümkün değil. Fikrimle duygumun çeliştiği yerler var. Bu onlardan biri. Fikrim diyor ki, hayır annem yok artık. Duygum, onun var olmasını istiyor ve var gibi kabul ediyor. Burada bir çelişki yok mu, evet, bu konuştuğumuz konularda çelişki var. Çok çelişkili duygularım var. İnanmıyorum ama seninle saatlerden beri Allah hakkında konuşuyorum. Çok inançsız bir adamın konuşmaması gerekir. Bunu seviyorum. Hikâyeler öğrenmek, duaların nereden çıktığını dinlemek… bunları severim. Allah ve din konusunda saatlerce konuşabilirim. Dediğim gibi vaaz vermek isterdim.

Çevrenizde böyle insanlar olduğunu tahmin etmiyorum. Canınız böyle konular konuşmak istediğinde ne yapıyorsunuz.
O zaman böyle insanları yazıyorum. Şeyhi onun için yazdım. Tekrar yazıyorum.

Kendi yaşadığınız bu deneyimleri, kızınızın yaşamaması için bir şeyler yapmak istediniz mi?

Çok fazla bir şey yapmadım. Çocuklarımı özgür bıraktım. Onlar benim ne düşündüğümü biliyorlar. Onlarla bu konuyu çok fazla konuşmuyoruz.

Dindar yetiştirmek ister miydiniz?

İstemezdim. Bunu söylersem sahtekârlık olur. Çocuklarıma hep şunu öğretmek istedim. Yaptığın hatanın bedelini kendin öde. Her şeyin bir bedeli var. Bir hata yapıyorsun bunun bedelini ödeyecek olan, hesabını verecek olan sensin, başkası değil. Kimsenin üzerine yıkmamalısın. Kimsenin kabahati değil. İnanıyorlarsa onları inançsız yapmak istemem. Bunu çok fazla konuşmuyoruz. Onların tam ne hissettiklerini, neye inandıklarını bilmiyorum. Biraz bana benzediklerini düşünüyorum.

AHMET ALTAN’IN ÜÇ YAZISI

1- Ey Kavmim! (6 Haziran 1996 / Yeniyüzyıl)

Ey kavmim…
Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.
Dönüp de bakmazsın ölülerine.
Lut kavminden de değilsin sen, hazdan olmayacak mahvın.
Acıyla karıldı harcın ama acıya da yabancısın.
Ağıtları sen yakarsın ama kendi kulakların duymaz kendi ağıdını…
Bir koyun sürüsünden çalar gibi çalarlar insanlarını ve sen bir koyun sürüsü gibi bakarsın
çalınanlarına.
Tanrıya yakarır ama firavunlara taparsın.
Musa Kızıldeniz’i açsa önünde, sen o denizden geçmezsin.
Ey kavmim…
Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.
Korkarsın kendinden olmayan herkesten. Ve sen kendinden bile korkarsın.
Hazreti İbrahim olsan, sana gönderilen kurbanı sen pazarda satarsın.
Hazreti İsa’yı gözünün önünde çarmıha gerseler, sen başka şeylere ağlarsın.
Gündüzleri Maria Magdalena’yi orospu diye taşlar, geceleri koynuna girmeye çabalarsın.
Zebur’u, Tevrat’ı, İncil’i, Kur’ân’ı bilirsin.
Hazreti Davud için üzülür ama Golyat’ı tutarsın.
Ey kavmim…
Sen ki peygamberlerinin dediklerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.
Dönüp de bakmazsın ölülerine. Lut kavminden de değilsin hazdan olmayacak mahvın. Ama sen
kendi acına da yabancısın.
Kadınların siyah giyer, kederle solar tenleri ama onları görmezsin.
Her kuytulukta bir çocuğun vurulur, aldırmazsın.
Merhamet dilenir, şefkat dilenir, para dilenirsin.
Ve nefret edersin dilencilerden.
Utancı bilir ama utanmazsın.
Tanrıya inanır ama firavunlara taparsın.
Bütün seslerin arasında yalnızca kırbaç sesini dinlersin sen.
Ey kavmim…
Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.
Sana yapılmadıkça işkenceye karşı çıkmazsın.
Senin bedenine dokunmadıkça hiçbir acıyı duymazsın.
Örümcek olsan Hazreti Muhammed’in saklandığı mağaraya bir ağ örmezsin.
Her koyun gibi kendi bacağından asılır, her koyun gibi tek başına melersin.
Hazreti Hüseyin’in kellesini vurmaz ama vuranı alkışlarsın.
Muaviye’ye kızar ama ayaklanmazsın.
Hazreti Ömer’i bıçaklayan ele sen bıçak olursun.
Ey kavmim…
Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.
Ölülerine dönüp de bakmazsın. Lut kavminden de değilsin hazdan olmayacak mahvın.
Ama arkana baktığın için taş kesileceksin.
Ve sen kendine bile ağlamayacaksın.
Komşun aç yatarken sen tok olmaktan haya etmezsin.
Musa önünde Kızıldeniz’i açsa o denizden geçemezsin.
Tanrıya inanır ama firavunlara taparsın.
Ey kavmim…
Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.

——————————————————————————–

2- Cami Işıklarına Bakan Çocuk (22 Ekim 2005/ Hürriyet)

Sonra büyüdüm.

İnanmanın huzurundan aklın huzursuzluğuna geçtim…

O çocukluk dönemimden sonra bir daha hiç dindar olmadım, oruç tutmadım, dua etmedim, namaz kılmadım.
Lise yıllarında karşımdakinin inançlarına hiç aldırmaz, herkesin korktuğu bir güçten korkmamanın tuhaf lezzetiyle diğer çocuklarla kıyasıya tartışırdım, onlar Tanrı’nın varlığını kanıtlamaya çalışırlardı ben yokluğunu.
Küçük bir çocukken inanmayı ne kadar sevdiysem, ilk gençliğimde de inanmamayı o kadar sevdim.
Başkaldırmanın müthiş cazibesine kapılmıştım.
Çocukluktan gençliğe geçmeye çalıştığım dönemlerde yazarlık hayalleriyle dolu olduğumu gören babam, ‘Yanağını cama yapıştırıp, evin çaprazındaki caminin şerefesinde iftar zamanını haber veren ışıkların yanmasını, ışıklar yanar yanmaz bunu bağırarak haber verdiğinde büyüklerin aferinini almak için heyecanla bekleyen bir çocuğu anlatabilir misin’ demişti.
Yaklaşık kırk yıldan beri o çocuk aklımdadır.
Hálá o sahneyi ve o çocuğu en iyi biçimde nasıl anlatacağımı bulamadım.
Ama bu görüntü benim yazarlık temrinlerimden biri oldu.
Babamın kendi çocukluğunun anılarının arasından çıkartıp bana yazı ödevi olarak verdiği sahneye kendi çocukluğumun anıları da eklendi.
Evimizin hemen karşısındaki küçük cami.
Ramazan geceleri mahallenin çocuklarıyla birlikte gittiğimiz teravih namazları, camideki büyüklerin bize başka zamanlarda pek de göstermedikleri bir şefkati göstermeleri, hálá çocuk aklımla ezberlediğim biçimde söylediğim ‘allah umme salli ala’nın muhteşem melodisiyle dalgalar gibi kabaran o tuhaf coşku, namaz çıkışında hissettiğimiz o ağırbaşlı memnuniyet…
Sahur vakti sıcak yataktan gözlerim yarı kapalı kalkıp sobası yakılmış salonda hazırlanmış sofraya oturuşum, galiba sadece ramazanlarda yapılan o yumurtaya bulanmış ekmek kızartmaları, demli çay, beni sevgiyle ve gururla bağrına bastığını düşündüğüm büyük bir kalabalığın parçası olmanın güveni ve sonsuz bir huzur.
Allah’ı çok sevmiştim.
Ondan benim anlamadığım kelimelerle söz ediyorlardı ama o benim için, beni sevmesini istediğim temiz yüzlü yaşlı bir dedeydi, oruç tuttuğum zamanlarda bana gülümsediğini düşünürdüm.
Doğrusu ya ondan pek korkmazdım.
Ama beni sevmesini isterdim.
İlk kez okulda din hocası cehennemi uzun uzadıya bütün korkunçluğuyla anlattığında dehşete düşmüştüm, benim teravih namazlarında, iftarlarda, sahurlarda hissettiklerimle hocanın anlattıkları hiç birbirine benzemiyordu.

O, beni çok korkutan, bana çok uzak, çok mesafeli, çok gazaplı, benim çocuk aklımın kavrayamayacağı çok ürkütücü bir güçten bahsediyordu.

Biz dede-torun değildik.

Beni sevmiyordu.

Kötü bir şey yaparsam beni ateşlerin içine atacak, beni yakacak, bana acılar çektirecekti.

Ben ona hiç böyle şeyler yapmazdım ki, ben onun için hiç böyle cezalar düşünmezdim ki, ben onu seviyordum, o niye beni ateşlerin içine atmak istiyordu.

Çok korktuğumu, çok üzüldüğümü hatırlıyorum.

Bir daha uzun yıllar camiye gitmedim.

Din hocası benim çocukluk dünyamın en huzurlu hayalini, o soğuk yatakhanelerde uyumadan önce dua edip kendisine gülümsediğim, herkes bana yaramazlık yaptım diye kızdığında kendisine sığındığım ‘yakınımı’ benden koparmıştı.

Sonra büyüdüm.

İnanmanın huzurundan aklın huzursuzluğuna geçtim.

O çocukluk dönemimden sonra bir daha hiç dindar olmadım, oruç tutmadım, dua etmedim, namaz kılmadım.

Lise yıllarında karşımdakinin inançlarına hiç aldırmaz, herkesin korktuğu bir güçten korkmamanın tuhaf lezzetiyle diğer çocuklarla kıyasıya tartışırdım, onlar Tanrı’nın varlığını kanıtlamaya çalışırlardı ben yokluğunu.

Küçük bir çocukken inanmayı ne kadar sevdiysem, ilk gençliğimde de inanmamayı o kadar sevdim.

Başkaldırmanın müthiş cazibesine kapılmıştım.

Hayatın zıpkınlı acılarından beni koruyacak bir güç yoktu artık, her acı doğrudan tenime yapışıyor, o acıları taşımakta ilahi bir güç bana yardımcı olmuyordu.

Yirmili yaşlarımda Ankara’da bir işçi kooperatifinde karımla birlikte epeyce sıkıntılar çekerek yaşarken komşularımız olan bir ‘inançlı insanlar’ grubuyla karşılaşmıştık.

Gerçekten çok hoş insanlardı, yumuşaktılar, hoşgörülüydüler, benim gençlik saygısızlıklarımı kibar bir sabırla karşılıyorlardı.

Aralarından bir tanesi eski bir kabadayıydı, iriyarı, güçlü kuvvetli bir adamdı, epey kavgaya karışmış, günahın her türlüsüne batıp çıkmıştı, sonra ‘inancı’ bulmuştu.

Beni sessizce dinler, ben sözümü bitirince ‘Ahmet, kardeşim’ diye başlardı lafa, beni ‘doğru yola’ getirmek için uğraşırdı.

Dini korkuyla değil sevgiyle anlatırdı.

Zor günlerdi, babam hapisteydi, kız kardeşim hastaydı, karım hamileydi, beş kuruş para yoktu, bir yayınevinin zemin katında düzeltmen olarak çalışıyor, kazandığım paranın çoğunu kiraya veriyordum.

O sırada hayatımdaki en iyi şey o dindar insanlardı.

Dindarları sevdim.

İnançlarını paylaşmadım ama onlara ve inançlarına imrendim.

Bana çocukluğumu, teravih namazlarını, sahurları, iftar sofralarını, huzuru hatırlatıyorlardı.

Öfkeli değillerdi, çıkarcı değillerdi, haramdan ölesiye korkuyorlardı, muhtaçlara yardım ediyorlardı, inançlarıyla böbürlenmiyorlar, dini bir gösterişe döndürmüyorlardı.

Onlara saygı göstermeyi öğrendim.

Kendi inançsızlığımla onları kırmamaya özen gösterdim.

Zor günlerde bir ‘inançsıza’ bağışladıkları dostluğu hiç unutmadım.

Din hakkında düşünmeye başladım, ‘din bir afyondur’ ezberinden ‘din nedir’ sorusuna geçtim, insanların ve toplumların hayatında dinin yerini merak ettim.

Gerçek bir dindarla, bir müminle, dini gösterişli bir rozet gibi yakasına takanlar arasındaki farkı gördüm.

İçinde bir vahşetle, bencillikle hatta kötülükle doğan ve ölüm gibi karanlık bir yok oluşla varlıkları sona eren insanların gelişiminde, yaşama gücü buluşunda, ahlakı yaratışında, vahşetini sınırlayışında dinin çok önemli kültürel bir değer olduğunu fark ettim.

Dindar olmadım, inançlı olmadım.

Hálá da değilim.

Hiçbir zaman da olmayacağım herhalde.

Ama din fikrini, gerçek dindarları seviyorum.

Tanrı’yla ilişkim ise anlatılması çok zor çelişkilerle dolu.

Varlığına inanmıyorum ama o varmış gibi hissetmekten hoşlanıyorum, annemin mezarına gittiğimde dua etmiyorum ama annemi ‘ona’ emanet ediyorum.

Artık ne ölümden ne de ölümden sonrasından korkuyorum ama öldükten sonra sevecen bir ışıkla karşılaşıp yaramazlık yapmış küçük bir çocuk gibi ona sığınıp gülümseyeceğimi aklımdan geçiriyorum.

Din hocası cehennemi anlatana kadar süren kuvvetli bir inanca dayalı ‘ilişkim’ şimdi bir başka biçimde sürüyor, onun adına yeryüzünde cehennemi yaratanları, onun adıyla gösteriş yapanları, onun adına benim gibi ‘inançsızlara’ öfkelenenleri, onun adını sadece insanları korkutmak için kullananları ‘onunla’ arama sokmuyorum.

Tanrı’dan bir beklentim yok.

Ona duyduğum sevginin, eğer o varsa,

Ona duyduğum sevginin, eğer o varsa, bir beklentiden ya da bir korkudan kaynaklanmadığını o biliyor.

Günahkar olduğumu da, babasının sevgisine sığınan biraz şımarık bir evlat gibi bu günahları işlemeye devam edeceğimi de.

Din adına dehşet salanlar ne derlerse desinler, başkaları için kötülük düşünmeyenleri onun affedeceğine inancım tam, benim tanrım her şeyden önce ‘başkaları için kötülük düşündün mü’ diye soracak bir tanrı.

Başkaları için kötülük düşünmezsem, onun varlığına inanmasam bile beni affedeceğini sanıyorum.

Affetmezse de gücenmeyeceğim.

Çocukluğumda tuttuğum oruçların, oturduğum iftar sofralarının huzurunu hiç unutmadım.

Bugün, bir tek kez öyle bir huzurla iftar yapabilmek isterdim.

O huzuru hissedenler, dilerim, o huzuru gereksiz öfkelerle bozmazlar.

Ben bir daha o huzuru bulamayacağım.

Ama, ‘yanağını dışarının soğuğunu hissederek cama dayayıp, evin çaprazındaki caminin ışıklarının yanmasını bekleyen’ çocuğu anlatmayı hep deneyeceğim.

Sanırım bunu hiçbir zaman tam da beceremeyeceğim.

——————————————————————————–

3- Benim güzel Allahım (22 Ekim 2006 / Hürriyet)

Ey siz inananlar.

Tanrınızın yarattıklarına düşmanlık mı besleyeceksiniz?

Öldürecek misiniz onları?

Yoksul mu bırakacaksınız?

Acılarına sırtınızı mı döneceksiniz?

Sadece kendi kavminiz için mi şefaat dileneceksiniz?

Kendinizi ayıracak mısınız Rabbinizin yarattığı diğer kullardan?

Dininizle, ırkınızla böbürlenecek misiniz?

Ey siz, huzursuz ruhlar… Ey siz, binlerce yıldır kendi ihtirasının dikenleriyle kanayanlar… Ey siz, fıtrattan eksikli yaratılmış olanlar…

Dinleyin.

Fırtına kuşları gibi içinde uçtuğunuz sert rüzgarlarla yorgunsunuz, günahlarınızla, hiç bitmeyen hırslarınızla yorgunsunuz, kavgalarla, düşmanlıklarla, kızgınlıklarla yorgunsunuz, avucunuzda sıktığınız bir ustura gibi sizi yaralayan bencilliklerinizle yorgunsunuz.

Rüzgarın dinmesini özlediniz.

Sessizliği ve sükûneti özlediniz.

Düşmanlarınızla ve kendinizle barışmayı özlediniz.

Daha doğduğunuz gün bir hapishane gibi kapıları üstünüze kapanan hayatın dağdağasından kurtulmayı özlediniz.

Bir lahzalık bir huzur için yakarıyorsunuz.

İçinizdeki öfkeli çığlıklar sussun, dışınızdaki insafsız dövüş naraları kesilsin istiyorsunuz.

Kasırgalardan çıkıp sakin bir vahaya konmak istiyorsunuz.

Rüzgar uğultusundan başka sesler de duymak, gözlerinize dolan o karmaşık karaltılardan başka şeyler de görmek, sükûnetin tadını çıkarmak, soluklanıp gücünüzü yeniden toplamak istiyorsunuz.

Ve, tanrı isteklerinize cevap verdi.

Ve, bayramlar bağışladı size, kendinizden ve kavgalarınızdan kurtulun diye.

Ve dedi ki, ”bugün durun, bugün barışın, bugün düşmanlıklarınızı, hırslarınızı unutun, bugün kendi eksiğinizi başkalarının eksikliklerini severek tamamlayın.”

Ve, ben, Rabbimin eksikli kulları o günlerde mükemmeliyete erişip düşmanlarını sevdikleri, ruhlarını hırpalayan kasırgalardan kurtuldukları için bayramlara iman ettim.

Ve dedim ki, ”hiddetine değil imanım ama şefkatine iman ediyorum.”

O, benim güzel Allahım.

O, eksik yarattığı kullarını eksiklikleriyle sevecek kudrete sahip olan.

O, kasırgaları ve vahaları yaratan.

O, imanını kaybetmiş bir adamın çocukluğunda kıldığı teravih namazlarında söylenen ”salavat-ı şerif”e sesini veren.

Bayramlar, benim inançsızlığımın durduğu, dinlendiği, huzurlu vahalar.

Bayramlar, benim kaybettiğim tanrımı bulduğum büyük ve huzurlu mabetler.

Ey siz, binlerce yıldır kendi ihtiraslarıyla kanayanlar, sizlersiniz bana bayramlarda tanrımı bulduran.

Düşmanınıza gösterdiğiniz merhamet, yoksula gösterdiğiniz şefkat, muhtaca gösterdiğiniz rikkat bana tanrının varlığını gösteren.

Ruhunuzu saran huzur, sizdeki huzurla o müthiş kasırganın ani duruşu, hepimizi kucaklayan hoşgörülü sevecenlik, o temizlik kokusu beni inanmadığıma inandıran.

Bayramlar, benim tanrımın sizin mükemmeliyetinizde ortaya çıktığı muhteşem duraklar.

Ve dedi ki benim Allahım, ”kendiniz için değil düşmanınız için dua edin.”

Ve dedi ki, ”kendiniz için değil düşmanınız için şefaat isteyin.”

Ve dedi ki, ”sizi birbirinize emanet ettim, emanetinize hıyanet etmeyin.”

Ve dedi ki, ”düşmanlarınızı da benim yarattığımı unutmayın.”

Ve dedi ki, ”bu menzilde öyle yüce bir merhamet gösterin ki bana inanmayanlar sizin merhametinizin ışığında görsünler beni.”

Bayramlar, dünyadaki imtihanları en zorlu geçenlerin, yoksulların, kimsesizlerin, evsizlerin, çocuğuna portakal alamayan işsizlerin, dağda ölümü bekleyenlerin, nöbet yerinde hasret çekenlerin, hastaların, gurbete çıkanların, hapistekilerin, kaderin kendilerine daha iyi davrandığı insanlar tarafından tevazuyla, ağırbaşlılıkla, şefkatle kucaklandığı duraklar.

Kendimizden yıkandığımız, kendi öfkelerimizden arındığımız, menfaatlerimize sırtımızı döndüğümüz kutsal yunaklar.

Bir ihtiyarın elini öpen genç, bir çocuğun başını okşayan adam, bir yoksulu sevindiren zengin, bu huzurlu vahanın çiçeklerini dikenler.

O davranışların her birinde ben kendi tanrımın tebessümünü görürüm.

Kullarının merhametinden sevinir benim tanrım.

Hayatın kasırgasını bunun için durdurur.

En huzursuzumuz bile böyle günlerde huzur bulur.

Bir başkasına merhametle, şefkatle, tevazuuyla uzanan her elde tanrının eli vardır ve o el değdiği her yere huzur ve güç verir.

O huzuru herkesle birlikte duyarım.

Ruhum sakinleşir.

Her gülümseyen yüzle birlikte hafiflediğimi, zincirlerimin çözüldüğünü, ihtirasların ve öfkelerin hapishanesinden azat edildiğimi hissederim.

Ve, iman ederim kendi tanrıma.

Ve, her gülümseyen yüze, her sevecen sese minnet duyarım.

Onlardır benim tanrımın dünyadaki yansıması.

Onlardır beni inandıran.

Ben her bayram iman ederim.

Ey siz, huzursuz ruhlar…

Ey siz, binlerce yıldır kendi ihtirasının dikenleriyle kanayanlar…

Ey siz, fıtrattan eksikli yaratılmış olanlar…

Dinleyin.

Sizsiniz beni Allah’a yaklaştıran.

Kendi eksikliğinizi başkalarının eksikliğini severek tamamladığınızı görmek inandırır beni tanrının varlığına.

Ve derim ki, ”hiddetinden korkmuyorum ey Rabbim, şefkatin titretiyor dizlerimi.”

Ve derim ki, ”bana varlığını kullarının merhametinde göster.”

Ve derim ki, ”sen olmasaydın da onlar böyle kötü olabilirlerdi ama sensiz iyi olamazlardı, onların iyiliklerini göster bana.”

Ve derim ki, ”senin adına kötülük edenler varken nasıl inanacağım sana.”

Ve derim ki, ”senin cennetini istemiyorum ey tanrım, bütün istediğim seni tebessüm ettirecek bir iyilik yapma gücü, onu ver bana.”

Ve, bayramlarda benim tanrım bana kullarının iyi yanlarını gösterir.

Birbirine sarılan her düşmanla ben imana doğru bir adım atarım.

Huzur bulan her ruhla biraz daha inanırım.

Sizi, bir mükemmeliyete doğru yürüyün, ruhunuzun eksikliğini kendiniz tamamlayın ve böylece O’nun kendi başına mükemmeliyete ulaşabilecek canlılar yaratabildiğini gösterin diye eksik yaratan tanrı, bu ıstıraplı yürüyüşte durup dinlenebileceğiniz menziller yaptı size.

O menzillerde durun.

Durun ve eksik yanlarınızın tamamlanmasını bekleyin.

Sahip olduklarınız, sizin eksikleriniz.

Öfkeleriniz, düşmanlıklarınız, hırslarınız, kıskançlıklarınız, hasetleriniz, böbürlenmeleriniz.

Onlardan kurtuldukça tamamlanacaksınız.

Ve, bayramlar tamamlanma vakitleri.

Ey siz inananlar…

Tanrınızın yarattıklarına düşmanlık mı besleyeceksiniz?

Öldürecek misiniz onları?

Yoksul mu bırakacaksınız?

Acılarına sırtınızı mı döneceksiniz?

Sadece kendi kavminiz için mi şefaat dileneceksiniz?

Kendinizi ayıracak mısınız Rabbinizin yarattığı diğer kullardan?

Dininizle, ırkınızla böbürlenecek misiniz?

Onun yarattığı kulları sevmeden tanrınızı nasıl seveceksiniz?

O benim güzel Allahım.

Görür içinizdeki kötülükleri.

Düşmanlıklarınızı görür.

Bir kulunun bir kuluna ettiği kötülük üzmez mi onu?

Ey siz inananlar…

Siz korkmaz mısınız onu üzmekten?

Onun üzülmesinden üzülmez misiniz?

Bayramlar, sadece birbirinizi değil, tanrınızı da sevindirme vakitleri.

Onu sevindirdiğinizde, onun da tebessüm ettiğini imanla görürüm.

Ve der ki, ”hepinizi eksikli yarattım, birbirinizin eksiğini hor görmeyin.”

Ve der ki, ”hepiniz benimsiniz, benim olana kötülük etmeyin.”

Ve der ki, ”her bir kulum eksiğini, bir başka kulumun eksiğini hoş görerek tamamlar.”

Ve der ki, ”düşmanlarınız da benim kullarım, onlar için dua edin.”

Ve der ki, ”merhametim hiddetimden fazladır, sizin de merhametiniz hiddetinizden fazla olsun.”

Ve, bayramlar eksikli kulların merhametle huzur bulduğu zamanlardır.

O huzurda görürüm ben onu.

Benim güzel Allahım.

Öyle kullar yaratır ki, inançsızları merhametleriyle inandırırlar.

Ben her bayram inanırım.

Onun yarattığı kulların şefkati beni yaklaştırır ona.

Ve derim ki, ”hiddetinden korkmuyorum ey tanrım, şefkatin titretiyor dizlerimi.”

Ve derim ki, ”sana her bayram inanıyorsam ey tanrım, bu, her bayram senin kullarının şefkatine inandığımdandır.

 

medyabold
Devamını Oku »