1 Ağustos 2020 Cumartesi

Boston Maratonu saldırısının Çeçen zanlısına verilen idam cezası bozuldu

ABD’de temyiz mahkemesi, 2013’deki Boston Maratonu sırasında bombalı saldırı düzenlemekten ölüm cezasına çarptırılan Çeçen Cohar Tsarnaev hakkında daha önce verilen idam cezası kararını bozdu.

BOLD – Üç hakimden oluşan temyiz mahkemesi heyeti, gerekçeli kararında, savunma makamının ‘taraflı jüri’ gerekçesiyle yaptığı şikayeti haklı buldu.

Gerekçeli kararda, Tsarnaev’i yasadışı silah taşıma ile ilgili 3 ara maddeye istinaden suçlayan hakimin kararının da yanlış olduğuna hükmedildi.

ABD’li savcılar şimdi kararın temyiz mahkemesinin genişletilmiş kurulunda itiraz etme veya yüksek mahkemeye götürme arasında bir seçim yapacak.

Cohar Tsarnaev, ağabeyi Tamerlan ile birlikte, 15 Nisan 2013’te yaklaşık 23 bin kişinin katıldığı Boston Maratonu’nun bitiş çizgisi yakınlarında ev yapımı 2 bomba patlatarak 3 kişinin ölümüne, 264 kişinin de yaralanmasına yol açmıştı. Tamerlan Tsarnaev polis ile girdiği çatışmanın ardından birkaç gün sonra hastanede hayatını kaybetmişti.

Azerbaycan’la ortak askeri tatbikat için Türk F-16’ları Azerbaycan’da

medyabold
Devamını Oku »

Ektiğini biçemeyen çiftçi tarımı bırakıyor

Ürettiği üründen geçimini sağlayamayan çiftçiler tarımı bırakıyor. Türkiye’de kayıtlı çiftçi sayısı son 10 yılda yüzde 38 oranında azaldı. Bu azalmanın koronavirüs salgınının etkisiyle daha da hızlanması bekleniyor.

BOLD – Yanlış tarım politikalarının etkisiyle ülke genelinde son yıllarda hızla azalan çiftçi sayısının, Kovid-19 salgının tarımda yarattığı tahribatla birlikte daha da azalması bekleniyor. Bu yıl 40 bin çiftçinin tarımı bırakması öngörülüyor.

SALGIN TARIMI BIRAKAN SAYISINI ARTIRACAK

Türkiye Ziraatçılar Derneği’ne göre pandemi, ülke tarımının mevcut sorunlarını derinleştirdi. Cumhuriyet’ten Gamze Bal’a konuşan Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Başkanı Hüseyin Demirtaş, “Türkiye’de kayıtlı çiftçi sayısı son 10 yılda yüzde 38 oranında azaldı. Bu azalmanın koronavirüs salgınının etkisiyle daha da hızlanması bekleniyor” dedi.

YAŞLI ÇİFTÇİLER TARLAYA GİDEMEDİ

2 milyon çiftçinin de en az yüzde 2’si pandeminin derinleştirdiği kronik tarım sorunları ve yanlış tarım politikaları yüzünden bu yıl tarımı bırakacak. Kırsaldaki çiftçinin yaş ortalamasının 55 olmasından dolayı pandeminin ilk aylarında ya tarlaya gidemediğini ya da işçi sorunu yaşadığını hatırlatan Demirtaş, “Bu yıl için gıda krizi çıkmayacak. Tarlalar bir şekilde ekildi. Ancak tarımsal girdi maliyetlerinin yaklaşık yüzde 90’ında dışa bağımlıyız. Dövizdeki her hareketlilik maliyetlerimizi artırıp, üretimi daha da zorlaştırıyor” dedi.

KAZANCI ERİYEN ÜRETECİ TARIMI BIRAKIYOR

Tüm bunların sonucunda kazancı günden güne eriyen çiftçinin tarımı bıraktığına, tüketici tarafında ise gıda enflasyonun giderek arttığına dikkat çeken Demirtaş, bazı üreticilerin de gıda üretiminde maliyeti düşürmek için hile ve tağşiş olaylarına başvurmak durumunda kaldığına dikkat çekti. Demirtaş, “Ucuz gıda ihtiyacı bu pazarın gelişmesine yol açıyor” dedi.

ÇİFTÇİ KREDİSİNİ DE ÖDEYEMİYOR

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) verileri, çiftçilerin batık kredi miktarlarının son bir yılda yüzde 23.8 artarak 5.4 milyar TL’ye çıktığını ortaya koydu. Buna göre üreticinin bankalardan çektiği kredilerin borcu da 2020 Haziran itibarıyla bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 12.4 artışla 122.1 milyar liraya ulaştı.

Ayasofya’nın açılışı vatandaşın siyasi görüşünü değiştirmedi

medyabold
Devamını Oku »

Rusya’dan Türkiye’ye uçak seferleri yeniden başladı

Rusya’dan Türkiye’ye, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle ara verilen tarifeli uçak seferlerine yeniden başlandı. İlk sefer Moskova’dan İstanbul’a düzenlendi.

BOLD – Rusya’nın başkenti Moskova’da bulunan Vnukovo Havalimanı’na gelen yolcular, bugün 02:15’te yola çıkacak Türk Hava Yolları (THY) uçağında yer almak için işlemlerini yaptırdı. İlk sefer Moskova’dan İstanbul’a düzenlendi.

Çoğunluğunu Rus vatandaşlarının oluşturduğu yolculardan bazıları, İstanbul üzerinden Antalya’ya giderek tatil yapmayı hedeflediklerini söyledi.

Geçen yıl ağırladığı yaklaşık 7 milyon Rus turistle Türkiye, Rus vatandaşlarının en çok ziyaret ettiği ülkeler arasında ilk sıralarda yer alıyor.

Türkiye ile Rusya arasındaki uçuşlar, Kovid-19 salgını nedeniyle mart ayında durdurulmuştu.

Almanya’da 2,8 milyon Türkiye kökenli yaşıyor

medyabold
Devamını Oku »

Türkiye Varlık Fonu, şans oyunlarını Sisal Şans’a devretti

Milli Piyango İdaresince yürütülen şans oyunları, Türkiye Varlık Fonu ile imzalanan sözleşme kapsamında bugünden itibaren Sisal Şans’a devredildi.  

BOLD – Milli Piyango lisansı 2017’de 49 yıllığına Türkiye Varlık Fonu’na (TVF) devredilmişti. TVF, Milli Piyango İdaresi (MPİ) tarafından yürütülen şans oyunlarını bugün Sisal Şans Şirketi’ne devrediyor.   Sisal Şans İnteraktif Hizmetler ve Şans Oyunları Yatırımları AŞ ile TVF arasındaki 10 yıllık sözleşme kapsamında, yüklenici firma tarafından hali hazırda MPİ tarafından yürütülen işler, 1 Ağustos itibarıyla devralınacak.  

Bu kapsamda, idarece sayısal oyunlar sistemi üzerinden oynatılan Sayısal Loto, Şans topu, Süper Loto ve On Numara ile Milli Piyango oyunları satışlara kapatıldı. 

MPİ, sanal bayilerin teknik alt yapıları aracılığıyla oynatılan Süper Şans Topu ve Süper Sayısal Loto oyunları, Para Loto oyunu ve Süper On Numara oyununu da sonlandırdı. Benzer şekilde, Milli Piyango, Süper Piyango ve Banko Piyango oyunlarının da sonlandırılması kararlaştırıldı.  

Milli Piyango oyunu biletlerine ilişkin ikramiyeler, son çekilişin zaman aşımı süresi olan 29 Temmuz 2021 tarihine kadar Genel Müdürlük, şube müdürlükleri, Ziraat Bankası şubeleri ve Milli Piyango bayilerince ödenecek. 

Hemen Kazan bileti satışları da bugünden itibaren durduruldu. Daha önce satışı yapılan ve ikramiye isabet etmiş biletlerin son ödeme tarihine kadar ikramiye ödemeleri yapılacak. 2019/A serili Hemen Kazan biletlerinin ikramiye son ödeme tarihi 31 Ağustos 2020, 2019/B serili biletlerin son ödeme tarihi ise 31 Aralık 2020 mesai bitimi olarak belirlendi. Çevrimiçi sayısal oyun sistemi üzerinden terminaller aracılığıyla devir tarihinden önce oynanmış Klasik Piyango, On Numara, Şans Topu, Süper Loto ve Sayısal Loto oyunlarına ait ikramiye ödemeleri ise devir işlemini müteakip, zaman aşımı süreleri sonuna kadar yüklenici firma aracılığıyla gerçekleştirilecek. 

Sisal Şans, kendi oyun planına göre sayısal oyunlar, kazı kazan ve piyangoya ilişkin faaliyetlerini yürütecek. Firma, MPİ’nin oyunlarını geliştirmek yanında, yeni oyunları da devreye alacak. Sisal Şans, bu kapsamda ilk çekilişi 2 Ağustos’ta Süper Loto ile başlatacağını duyurdu.  

Devrin ardından şans oyunlarının işleyişine yönelik tüm çalışmaları izleme ve denetleme yetkisi MPİ’de olacak. 

Kamu bankalarının döviz açığı 10 milyar doları aştı

medyabold
Devamını Oku »

Prof. Dr. Naci Görür’den krtik deprem uyarısı!

Malatya’da dün sabah meydana gelen deprem sonrası ikaz eden Bilim Akademisi Üyesi Prof. Dr. Naci Görür, “2018 J Seismol yayınlarına göre Malatya Fayı 7,4 büyüklüğüne varabilecek deprem üretebilecek kapasitededir” dedi.

BOLD – Hekimhan’da dün saat 08:33’te, AFAD verilerine göre 3,9 büyüklüğünde deprem gerçekleşti. Yerin 6,99 kilometre derinliğindeki sarsıntı akabinde sosyal medyadan açıklama yapan Bilim Akademisi Üyesi Prof. Dr. Naci Görür, “Malatya Fayı üzerinde oldu, Doğu Anadolu Fayı (DAF) ile ilgili değil. Bu fay da uzun zamandır enerji biriktiriyor” bilgisini verdi. İkinci paylaşımında ise şu ifadeleri kullandı: “2018 J Seismol yayınlarına göre Malatya Fayı 7.4 büyüklüğüne varabilecek deprem üretebilecek kapasitededir.”

Bu mesajlar ardından gelen bazı yorumlara da tepki gösteren Prof. Dr. Görür, şunları söyledi:

Kısa çalışma ödeneği alan işçiye eylül ortasına kadar izin yok!

medyabold
Devamını Oku »

7 günlük bebek koronavirüsten hayatını kaybetti

İran’ın güneyinde yer alan Buşehr eyaletinde 7 günlük bebek koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti.

BOLD – Koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedenler arasına 7 günlük bir bebek de eklendi. İran’ın güneyindeki Buşehr eyaletinde bir bebek koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti.

SALGIN NEDENİYLE ÖLÜMLER ARTIYOR

Koronavirüs salgını nedeni ile İran’da can kayıpları artmaya devam ediyor. Buşehr Eyaleti Korona Virüs ile Mücadele Konseyi Sekreteri Said Keşmiri, eyaletteki korona virüs tablosuna ilişkin son bilgileri verdi. Keşmiri, Buşehr Eyaleti’nde şu anda toplamda 173 kişinin korona virüs nedeniyle hastanelerde yattığını belirterek, “Hastanede yatışı gerçekleşenler arasından 23 kişi solunum cihazına bağlı” dedi.

DAHA ÖNCE 2 GÜNLÜK BEBEK DE ÖLMÜŞTÜ

Koronavirüs nedeniyle Buşehr Eyaleti’nde henüz 7 günlük olan bir bebeğin de hayatını kaybettiğini belirten Keşmiri, “Hayatını kaybedenler arasında kalp rahatsızlığı olan henüz 7 günlük bir bebekte bulunuyor. Hayatını kaybeden en yaşlı kişi ise 74 yaşındaki bir kadın” ifadelerini kullandı. Geçtiğimiz günlerde Rezevi Horasan eyaletine bağlı Günabad şehrinde ise 2 günlük bir bebek korona virüs nedeni ile hayatını kaybetmişti.

Ayasofya’nın açılışı vatandaşın siyasi görüşünü değiştirmedi

medyabold
Devamını Oku »

Sosyal medyaya düzenlemesi sonrası VPN’e talep arttı

AKP ve MHP’nin oylarıyla kabul edilen sosyal medyaya düzenleme getiren yasanın ardından erişim engellerinin aşılmasını sağlayan VPN gibi hizmetlere talep arttı.  

BOLD – İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi kapsamında 10 madde yürürlüğe girdi. Sanal özel ağ hizmeti sunan NordVPN Şirketin Kurumsal İletişim Yöneticisi Laura Tyrell, Türkiye’den taleplerin bir gecede yüzde 20 arttığını belirterek “Türkler kendini VPN ile donatıyor” diye konuştu. 

Muhalefetin sansür eleştirisinde bulunduğu ve Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğini duyurduğu 9 maddelik sosyal medya yasası yürürlüğe girdikten sonra internette erişim engellerinin aşılmasını sağlayan VPN talebi bir gecede yüzde 20 arttı.  

Deutsche Welle Türkçe’nin aktardığına göre NordVPN şirketin açıklamasında “Türkler VPN hizmetlerine akın ediyor” ifadelerine yer verildi. NordVPN, hizmetlerine Türkiye’den gösterilen ilginin sadece bir gecede yüzde 20 oranında arttığına dikkat çektiği açıklamasında “Türkler kendilerini VPN ile donatıyor” ifadelerine yer verdi. Şirketin Kurumsal İletişim Yöneticisi Laura Tyrell “İnternet özgürlüğü, ifade özgürlüğü kadar önemli” dedi ve internete getirilen kısıtlamaların sadece ekonomiye değil, demokrasiye de zarar verdiğini, bilgi edinme hakkının korunmasını sağlayan gazetecilerin görevlerini yapmalarını da tehlikeye attığını savundu.  

A’dan Z’ye internete sansür yasası… AKP ne yapmaya çalışıyor?

medyabold
Devamını Oku »

Kısa çalışma ödeneği alan işçiye eylül ortasına kadar izin yok!

Korona salgını nedeniyle hükümetin kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izin sürelerini uzatması nedeniyle kısa çalışma ödeneğinden yararlanan işçiler eylül ortasına kadar yıllık izinlerini kullanamayacak. 

BOLD – Cumhurbaşkanı kararına göre, 30 Haziran tarihine kadar (bu tarih dahil) kısa çalışma başvurusunda bulunmuş olan işyerleri için kısa çalışma ödeneğinin süresi, bir ay uzatıldı. Yani daha önce kısa çalışma ödeneği almakta olan işçiler için uzatma yoluna gidildi. Bu nedenle işçiler bir ay daha düşük ücret alacak.  

Kısa çalışma için yeni başvuru alınmayacak. Bu bir aylık süre içerisinde işçi, son 12 aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının yüzde 60’ını alabilecek. Ücreti düşecek. Bazı işverenler aradaki farkı karşılıyor. Ancak büyük bölümü aradaki farkı karşılamadığı için işçi düşük ücrete mahkûm oluyor. Ayrıca bu süre içerisinde işçinin sağlık hakkından yararlanabilmesi için sadece genel sağlık sigortası primi ödenmeye devam ediyor. Bunun dışındaki emeklilik prim ödemeleri donduruluyor. 

Kısa çalışma dönemi içerisinde işçi yıllık izin de kullanamıyor. Kısa çalışma uygulanan işyerlerinde çalışan işçiler son karara göre eylül ortasına kadar yıllık izin kullanamayacaklar. 

Kamu bankalarının döviz açığı 10 milyar doları aştı

medyabold
Devamını Oku »

İnanmış İnsanın Nitelikleri | Çağlayan Dergisi

Günümüzde her şeyden daha çok, Allah’a karşı vazifesini yerine getirme şuuruyla gerilmiş mesuliyet nesillerine ve topluma rehber olabilecek ideal insanlara ihtiyaç var. İnsanlığı, birkaç asırdan beri içinde bocalayıp durduğu ilhad, cehalet, dalâlet ve anarşi gayyalarından kurtararak, imana, irfana, istikamete ve huzura ulaştıracak ideal rehberlere. Hemen her bunalım döneminde, dinî, fikrî, içtimaî, iktisadî ve ahlâkî buhranlarla kıvranan yığınlara ışık tutmuş, insan, kâinat ve topyekûn varlığı, hatta varlığın perde arkasını yeniden yorumlamış, duygu ve düşüncelerimizdeki tıkanıklıkları açmış bu cins dimağlar sayesinde, şimdiye kadar insanoğlu elli defa kefeni gömlek yapmış.. elli defa eşya ve hâdiseleri yeni baştan yorumlamış.. sığ mantıklar nazarında renk atmış, matlaşmış ve abes rengini almış varlık kitabını yeniden bütün derinlikleriyle hem de duyarak, hissederek bir mûsıkî gibi seslendirmiş.. bir meşher gibi temaşa edebilmiş.. bütün eşyayı fasıl fasıl, paragraf paragraf tahlile tâbi tutup kâinatın ruhundaki gizli hakikatleri ortaya çıkarmıştır.

Bu kutluların mazhar oldukları en önemli hususiyetleri, imanları ve bu imanları başkalarına duyurma gayretleridir. Bu iman ve gayretleri sayesinde onlar, her şeyi aşıp Allah’a ve gerçek huzura ulaşabileceklerine, dünyayı Cennetlere çevirip ötelerde de otağlarını Firdevslere kurabileceklerine inanır ve akıbetlerinin zevkiyle hayatı da, hizmeti de âdeta Cennet yamaçlarında seyahat ediyor gibi duyarlar.

Aslında, imanın derecesi ne olursa olsun, hiçbir sistem, hiçbir doktrin, hiçbir felsefe onun insanoğlu üzerinde olumlu müessiriyetine denk bir tesir ortaya koyamamıştır. İman, kendi çerçevesiyle bir insanın gönlüne girince, o kimsenin kâinat, eşya ve Allah hakkındaki düşünceleri birdenbire değişir, derinleşir ve bütün mevcudatı bir kitabın sayfaları gibi çevirip değerlendirebilecek bir genişliğe ulaşır. O güne kadar şöyle-böyle çevresinde görüp fakat alâka duymadığı, hatta cansız ve mânâsız bulduğu bütün eşya birden canlanır, birer dost, birer arkadaş şekline bürünür ve şefkatle onu kucaklarlar. Bu sımsıcak atmosferde insan kendini, kendi kıymeti ölçüsünde duymaya başlar.. varlığın şuurlu biricik parçası olduğunu idrak eder.. kâinatın sahife ve satırları arasında kıvrım kıvrım uzayıp giden yolların sırrına erer.. eşyanın perde arkasına dair esrarı sezer gibi olur.. derken, üç buudlu mekânın dar mahbesinden kurtulur ve kendini sonsuzun enginliklerinde bulur.

Evet her mü’min, imanının derecesine göre her zaman benliğinin derinliklerinde köpürüp duran düşünceleri sayesinde, sınırlılığı içinde sınırsızlaşır, zaman ve mekânla mukayyetken, kayıtsızlığın üveyki hâline gelir, mekân üstü varlıkların safına ulaşır ve meleklerden nağmeler dinler. Başlangıçta bir damla sudan, karmakarışık gibi görünen bir bulamaçtan yaratılan bu küçük görünümlü büyük yaratık, ruhundaki ilâhî nefhanın inkişafına zemin hazırlanabildiği ölçüde, inbisat eder; yere-göğe sığmayan, önü-sonu olmayan ve iki kutup arasındaki kemmiyete denk keyfiyetlere ulaşan aşkın bir varlık hâline gelir. Bizim aramızda dolaşır, bizimle oturur kalkar; ayakları ayaklarımızı bastığımız yerde, başı da başımızı koyduğumuz secdegâhtadır ama o, başıyla ayaklarını aynı noktada bir araya getirdiği ve bir halka hâline geldiği secdeyi kurbet yolunda bir rampa gibi kullanır ve bir hamlede Allah’a en yakın olma ufkuna ulaşır.. ruhanîlerle aynı semalarda kanat çırpar ve dünyevîliği içinde uhrevîler gibi yaşar. Böyle bir gönül, insanî duygularının gelişmesi, genişlemesi nispetinde her zaman ferdiyetini aşar; âdeta küllîleşir ve bütün inananları kucaklar.. herkese el uzatır.. ve topyekûn varlığı en içten duygularla selâmlar. Karşılaştığı her şeyde ve herkeste ilâhî tecellilerden renkler görür, desenler temaşa eder ve sesler dinler.. her zaman değişik bir frekansta göklerin “hayhuy”u ile murakabeye dalar; meleklerin kanat seslerini duyar gibi olur.. yıldırımların ürperten tarrakalarından kuşların inşirah veren nağmelerine, denizlerin mehabetli dalgalarından ırmakların sonsuzluk duyguları uyaran çağıltılarına, tenha ormanların büyülü iniltilerinden göklere başkaldırmış gibi duran şahikaların heybetli edalarına, yemyeşil tepeleri her zaman okşayıp geçen sihirli meltemlerden, bağlardan, bahçelerden taşıp her tarafa yayılan baygın râyihalara kadar çok geniş bir güzellikler atlasını görür, duyar, dinler ve “meğer hayat buymuş” der bütün eşya ile, eşyanın ruha benzeyen mânâsıyla o da gürler; soluklarını, dualarla, tesbihlerle gerçek değerlerine ulaştırmaya çalışır. Her zaman başı yerde, gözü bir nigâh-ı âşina beklentisiyle hep kendisine açılacağı ümidini taşıdığı kapının aralığında; ümitle gözlerini açar-kapar.. iştiyakla kapının arkasını kollar.. gaybetin ve gurbetin savulup gideceğini, huzurun ve kurbetin bir sekine gibi gelip ruhunu saracağı eşref saatleri bekler.. ruhundaki vuslat arzusuna cevaplar bulmaya çalışır.. bazen hep uçarak, bazen de yerlerde sekerek, herkesle ve her şeyle içli dışlı O’na doğru koşar durur. Her konakta yeni bir vuslat gölgesiyle “şeb-i arûs” yaşar.. her dönemeçte ayrı bir hasret ateşini söndürür ve aynı anda yeni bir kıvılcımla tutuşur, yanmaya başlar.. kim bilir, kendini günde kaç defa “üns” esintileriyle kuşatılmış bulur ve kaç defa bu varidatı duymayanların yalnızlıkları ve acıklı halleri karşısında burkulur.

Evet, bu ölçüde enginleşmiş ufuklu bir ruh, her zaman kendini yepyeni âlemlere açılma rampalarında, olabildiğine gerilimli ve insanî normları aşkın bir azim ve kararlılık içinde duyar.. sahip olduğu iman ve o imanın arkasındaki kuvvet sayesinde daha ne mazhariyetlere ereceğini ve ne başarılara imza atacağını düşünür.. ufku açık, önü açık, iradesi hür ve gönlü huzur içinde yorgunluğunu hissetmeden koşar durur. Uğradığı her konakta, kendisine ve çevresine alâkası daha bir artar ve derinleşir. Tam farkına varır veya varamaz; ama ruhunu dinlediğinde, sürekli kendini, bitmeyen, tükenmeyen bir huzur sath-ı mâilinde görür; başkaları için söz konusu olan onca gurbet ve yalnızlık sâikine rağmen o, kat’iyen yol yalnızlığı ve gurbet yaşamaz; yaşamaz, çünkü nereden geldiğini, niçin geldiğini, nereye sevk edildiğini bilir ve dünyadaki bütün toplanmaların, dağılmaların farkında, gayesi ve hedefi belli bir kulvarda koştuğunun da şuurundadır; ne yol meşakkatini duyar ne de başkalarının yaşadığı korkuları, endişeleri ve ızdırapları yaşar. Allah’a güvenir, ümitle şahlanır ve mutlu yarınların masmavi hülyalarıyla zirveye ulaşma neşvesini yudumlar durur.

Evet, bu engin iman kahramanları, imanlarının derinlikleri ölçüsünde bir yandan, âlemin düşe-kalka yürüdüğü yollarda, Cennet yamaçlarında tenezzühe çıkmışçasına huzur soluklayarak yol alırlar, diğer yandan da Hak’la irtibatları sayesinde, bütün kâinatlara meydan okuyabilir, her şeyin üstesinden gelebilir; kıyametler kopsa bile endişeye kapılmaz ve karşılarına Cehennemler çıksa da korkup geriye durmazlar. Başlarını her zaman dimdik tutar ve Allah’tan başkası karşısında kat’iyen eğilmezler. Kimseden çekinmez, kimseden bir şey beklemez ve hiç kimsenin minneti altına girmezler. Kazandıkları ve başarıdan başarıya koştukları zaman, bir taraftan imtihan geçiriyor olma endişesiyle tir tir titrer; diğer taraftan da şükran hisleriyle iki büklüm olur ve sevinç gözyaşlarıyla boşalırlar. Kaybettikleri zaman sabretmesini bilir, azimle gerilir ve bilenmiş bir irade ile “yeni baştan” der yola koyulurlar. Ne nimetler karşısında küstahlaşır ve nankörlük ederler ne de mahrumiyetlere dûçâr olduklarında ye’se düşerler.

İnsanlarla muamelelerinde peygamberâne bir kalb taşır; herkesi sever, her şeyi kucaklar; başkalarının kusurlarını görmezlikten geldikleri aynı anda, kendilerini en küçük hataları karşısında bile sorgulayabilirler; çevrelerindekilerin yanlışlarını sadece normal hallerde değil, öfkelendikleri zamanlarda bile bağışlar ve en huysuz ruhlarla dahi geçinmesini bilirler. Aslında İslâm da, kendi müntesiplerine, elden geldiğince affetmeyi, kine, nefrete yenik düşmemeyi ve öç alma duygusuna kapılmamayı salıklar ki, zaten sürekli Allah’a doğru yürüyor olma şuurunda bulunanların başka türlü olmaları da her halde düşünülemez.. başka türlü davranmaları, düşünmeleri bir yana, onlar oturur kalkar hep başkaları için hayır yolları araştırır, hayır dileklerinde bulunur, ruhlarındaki sevgiyi hep canlı tutmaya çalışır, gayza, nefrete karşı da bitmeyen bir savaş sürdürürler. Hata ve günahlarını pişmanlık hararetiyle yakar kül eder ve günde birkaç defa, mahiyetlerindeki kötülük duygularıyla yaka-paça olurlar. Gönüllerinden işe başlayarak, her bucakta iyilik, güzellik fidelerinin boy atıp gelişmesine ortam hazırlar ve Râbiatü’l-Adeviyye felsefesiyle, zehir olsa da, herkesi ve her şeyi şeker-şerbet gibi kabul eder; üzerlerine kinle, nefretle gelenleri bile tebessümlerle ağırlar ve en mütecaviz orduları sevginin yenilmeyen silahıyla püskürtürler.

Allah, onları sever, onlar da Allah’ı.. hemen her zaman sevmenin heyecanıyla coşar, sevilme duygusuyla da mest ü mahmur yaşarlar. Tevazu kanatları sürekli yerde ve gül bitirme neşvesiyle toprak olmaya teşne bulunurlar. Başkalarına saygılı oldukları kadar onurlarına da düşkündürler; müsamaha, şefkat, mülâyemet ve inceliklerinin bir zaaf şeklinde yorumlanmasına asla müsaade etmezler. Gerekirse, bir an bile tereddüt etmeden hayatlarını istihkar ederek ahirete yürümesini de bilirler. İnançlarını yaşarken, kimsenin tenkit ve takdirlerine kulak asmazlar; asmaz sadece ve sadece kendi düşünce atlaslarının rengini soldurmamaya dikkat ederler; ederler, zira onlar iyi mü’minler olmaya azmetmişlerdir.

 



Yazının Kaynağı: Çağlayan Dergisi https://caglayandergisi.com/2020/08/01/inanmis-insanin-nitelikleri/
Devamını Oku »

Deizm Üzerine | Çağlayan Dergisi

Deizm, ateizm, agnostisizm, nihilizm, rölativizm ve sekülerizm gibi akım ve felsefeler, geçmiş asırlarda ortaya çıkmış olsalar da modern dönemlerde yeniden revaç bulmaya başlamıştır. Bunların sebep ve neticeleri detaylı bir şekilde teşhis edilmeli ve özellikle genç nesilleri koruma adına gerekli tedbirler zamanında alınmalıdır. Zira bunların her biri ilahî dinler ve insanlık için önemli birer tehdittir. Bu makalede deizm üzerinde durulacak olsa da özellikle deizmin sebepleri ve çözüm yollarıyla ilgili yapılan izahlar, büyük oranda yukarıda zikredilen diğer akım ve felsefeler hakkında da geçerlidir.

Deizm Nedir?

En kısa tarifiyle deizm, Yaratıcı’nın kabulü, dinlerin reddi demektir. Deistler, Tanrı ile insan arasındaki melek, Kutsal Kitap ve peygamber gibi bütün aracıları reddederek sadece O’nun varlığını kabul ederler. Deistlerin bir kısmı âhiret hayatından, ödül ve cezadan bahsetse de çoğunluğu ya buna inanmaz ya bunun bilinemeyeceğini söyler ya da bunun üzerinde durma gereği duymaz. Bu izahlardan da anlaşılacağı üzere aslında deizm, felsefî ve teolojik karakteri olan kendine mahsus bir harekettir.

Deistler, gözlem ve deneyi tek kıstas kabul ettiklerinden, gayba ait her türlü inancı ve metafizik gerçeği reddederler. Mükemmel bir nizam ve intizam içerisinde işleyen varlığın ancak kâmil bir irade ve ilmin eliyle yaratıldığını akıl da kabul etmek zorunda kaldığından, Tanrı’nın varlığını reddetmezler. Fakat kâinattaki hareket ve varoluşları, bilimsel verilerle açıklayabileceklerini düşündükleri için tecellileri ve yaratması sürekli devam eden bir Tanrı inancını kabul etmezler.

Onlara göre Tanrı, kâinatı yaratmış sonra da kendi hâline bırakmıştır. Dolayısıyla varlığın akışı ve deveranı, sebep sonuç ilişkileri ve tabiata konulan kanunlar sayesinde, deterministik bir şekilde devam edip gitmektedir. Onlar Allah’ın insanla ve varlıkla ilişkisinin sürekli olduğunu kabul etmedikleri için O’nun isim ve sıfatlarını da reddederler.

Deistler, ilahî dinlere inanmadıkları için dinlerin emrettiği ibadetlerin de koyduğu yasakların da onlar açısından bir önemi yoktur. İnançlarına bir isim vermek gerekirse, buna “doğal din” veya “akıl dini” denilmelidir. Zira insan; iyiyi, doğruyu ve güzeli, aklıyla bulabilir.



Yazının Kaynağı: Çağlayan Dergisi https://caglayandergisi.com/2020/08/01/deizm-uzerine/
Devamını Oku »

Vücudumuzdaki Harikulade Dengeler | Çağlayan Dergisi

İnsanlar toplanmış, heyecanla iki gökdelen arasında gerilen ipten, şehrin işlek caddelerinin birinin üstünde geçmekte olan cambaza bakıyorlardı. Cambazın elinde, dengesini korumaya yardımcı olan dört beş metre uzunluğunda bir çubuk vardı. Cambaz biraz sağa düşer gibi olsa seyredenler hep birlikte “Düşüyor, düşüyor!” diye haykırıyor, cambaz dengesini sağlayıp bir adım daha atınca “Oh!” diyorlardı. Herkes cambazın karşıya ulaşıp ulaşamayacağına odaklanmıştı. O anda aklıma cambaza ve bizlere bahşedilen “vücudumuzdaki son derece hassas denge sistemi” geldi. İmam Rabbani Hazretlerinin öğrencilerinden biri kendisinden ısrarla keramet göstermesini isteyince, hazret kalkmış ve dışarıya doğru yürümüş. Bunun üzerine diğer öğrenciler keramet isteyen öğrenciye kızacak gibi olmuş: “Hocamızı niye kızdırdın?”

Hazret, “Hayır kızmadım! Benden keramet istediniz, işte yürüyorum” demiş.

Yürüyebilmek, görebilmek, duyabilmek, dengemizi kaybetmeden adım atabilmek farkında olmadığımız bir keramet ve Allah’ın bir ikramı değil midir? Yürümek ve hareket edebilmenin, günlük işlerimizi sıkıntısız şekilde sürdürebilmenin en başta gelen şartlarından biri dengedir. Ne kadar mükemmel kas, iskelet ve nörolojik sisteme, yani organizmaya sahip olursak olalım, denge sistemimiz olmadan ihtiyaçlarımızı karşılayamayız.

Denge merkezi, beynimizin arka alt tarafında yer alan beyinciktir. Beyincik organizma içinden gelen verileri algılayarak fonksiyonların denge içinde devamını sağlamada vazife görür. Çoğumuz baş dönmesine maruz kalınca denge sisteminin ne kadar eşsiz bir sistem olduğunun farkına varırız. Bu mükemmel sistem sayesinde saatlerce ayakta durabilir, yürüyebilir ve koşabiliriz.

Denge için vücudumuzda üç farklı sistem koordineli şekilde çalışır:



Yazının Kaynağı: Çağlayan Dergisi https://caglayandergisi.com/2020/08/01/vucudumuzdaki-harikulade-dengeler/
Devamını Oku »

Geçmişten Tedailer ve Hizmetkâr Ablalar | Çağlayan Dergisi

Hayat birbirine zıt iki çizgi üzerinde akıp gidiyor nice zamandır. Bu çizgilerin biri nübüvvetle temsil edilen iyilik çizgisi diğeri de inkâr, küfür ve zulümle temsil edilen kötülük çizgisi. İnsanlar bu iki çizgi üzerinde yollar edinirler. Bir kısmı yerlerin ve göklerin Yaratıcısına ve O’nun sanatına şahitlik eder, bir kısmı da kendine göre bir yol tutar, esbaba tapar. İki yolun da Habil-Kabil gibi Asiye-Firavun gibi sembol isimleri olagelmiştir.

Birinci yolda hasret çeken, hicranlar yaşayan, zulümlere maruz kalan veya hayatlarına kast edilen insanlar içinde şefkatin temsilcisi kadınlar dikkat çeker. İnsaniyeti annelik burcunda temsil eden kadınların imana hizmet yolunda çektikleri çileler, ızdıraplar ve hicranlar; vicdan vadilerinde tüllenip durur.

Havva annemiz yeryüzündeki ilk kadın. Cennetin göz alıcı, ebedî yamaçlarından sonra, yeryüzünün fâni bahçesinde, yalnızlığın acısını yudumladı. İlk hicran, cennetten sürgün olan o narin fidanda sürgün vermişti. Bir bakıma bütün sürgünler, o ilk sürgünün devamı olarak süregeldi.

Hâcer annemiz, ismi ile müsemma bir hayata mazhar olmuştu.[i] Allah’ın dilemesi sonucu Şam’daki evinden Mekke vadisine hicret etmişti. Yanında eşi İbrahim (aleyhisselâm), kucağında bebeği İsmail vardı. Ne ibretli manzara! İşte İbrahim geri dönüyor. Kimsenin yaşamadığı, ekinin bitmediği, ıssız bir çölde, şefkat burcunda, güneş gibi parlayan anne Hâcer, oğlu İsmail’i gözyaşlarıyla sarıp sarmalıyor. Tam bir tevekkülle Allah’a (celle celâluhu) yöneliyor. Hâcer; gecenin karanlık perdesinde ve sıcağın ve susuzluğun dehşetinde bir çare arıyor. Aç ve susuz İsmail ağlıyor. Hâcer anne bir sağa bir sola koşuyor. O da ağlıyor. Bu koşmalar ve ağlamalar, gökleri ihtizaza getiriyor. Rahmet, Rezzak burcunda tulȗ ediyor. Suyu gören Hâcer, su akıp gitmesin diye sevinç ve heyecanla “Zem! Zem!” diyor. Hâcer annemiz, Allah’ın lütfu ile Son Nebi’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) Mekke’sine o günden bir ışık çakıyor.

[i] İbranice “kaçmak, kaçış” anlamlarına gelir. Buhari’de “Âcer” olarak geçen Hâcer ismi, Arapçada, terk etmek, hicret etmek, şirkten uzaklaşmak, emsalinden üstün olmak anlamlarına gelir. (TDV İslam Ansiklopedisi).



Yazının Kaynağı: Çağlayan Dergisi https://caglayandergisi.com/2020/08/01/gecmisten-tedailer-ve-hizmetkar-ablalar/
Devamını Oku »

Gence Kulluk Yaraşır | Çağlayan Dergisi

Gençlik, hem fizikî hem de ruhî yönden pek çok değişikliğin meydana geldiği bir dönemdir.
Kur’ân-ı Kerim, müspet ve menfî örneklerle bu önemli döneme dikkatlerimizi çeker; gençliğini sağlam bir iman ve ibadetle geçirenlerin bu dönemi en isabetli bir şekilde değerlendirmiş olacaklarını haber verir.
Yeryüzünde ilk defa kan dökerek kötü bir çığırı başlatan Kâbil bir gençtir. İmanı tam, her hâliyle Allah’a yakınlığı ve ibadeti davranışlarına yansıyan Hâbil de bir gençtir. Himmeti milleti olduğu için tek başına bir ümmet kabul edilen, tevhid gerçeğinin büyük temsilcisi Hazreti İbrahim de (aleyhisselâm) bir gençtir. Gösterdiği eşsiz iffetle ve haramlar karşısındaki yiğitçe tavrıyla Hazreti Yusuf da (aleyhisselâm) yine Kur’ân’ın örnek olarak verdiği gençlerdendir. Firavunun zulüm ve istibdadına karşı İsrailoğullarının önüne düşüp onları esaretten kurtaran Hazreti Musa (aleyhisselâm); yaşadıkları dönemde şirke karşı mağaraya kapanarak Allah’a kulluktan ayrılmayan Ashâb-ı Kehf de yine örnek alınacak gençlerdendir. İsrailoğullarını tevhid yörüngesine oturtmak ve âhir zaman Peygamberini (sallallâhu aleyhi ve sellem) müjdelemek için gönderilen Hazreti İsa (aleyhisselâm); iffet âbidesi olan ve her türlü iftira karşısında metanet göstererek Rabbine tevekkül eden Hazreti Meryem de bir gençtir.
Gençlik Damarı
Bediüzzaman Hazretlerinin ifadeleriyle, insanda bulunan gençlik damarı, akıldan ziyade hissiyatı dinler. His ve heves ise kördür, sonucu göremez. Çok az olan geçici lezzeti, gelecekteki daimî lezzetlere tercih eder. Alacağı bir dakikalık intikam lezzetiyle cinayet işler ve senelerce sürecek olan hapis elemini çeker.
Gençlerin önüne kurulmuş pek çok tuzak vardır. Onlar bu tuzaklardan birine düşmekle, ömürlerinin en dinamik dönemini heder ederler. Böylece hem dünyadaki hem de âhiretteki saadetlerini tehlikeye atarlar.



Yazının Kaynağı: Çağlayan Dergisi https://caglayandergisi.com/2020/08/01/gence-kulluk-yarasir/
Devamını Oku »

Kanın Yolculuğu | Çağlayan Dergisi

Uzun bir seyahate çıkacağız. Hazır mısınız? Sizlerle birlikte kanın damarlardaki yolcuğuna refakat edeceğiz.

Kan kalbden çıktıktan sonra, küçük dolaşımla akciğerleri, büyük dolaşım ile de bütün vücudu dolaşır. Kan küçük dolaşım ile temizlenirken büyük dolaşımla da vücudu temizler. Yaklaşık beş litre hacmindeki kanımızın seyahat ettiği kapalı bir sistem olan dolaşım sistemimiz, merkezinde kalbin bulunduğu atardamarlardan ve toplardamarlardan meydana gelir. Atardamarlarda pembe renkli, oksijeni bol, temiz kan dolaşırken toplardamarlarda ise daha koyu renkli ve karbondioksit miktarı fazla olan, bir mânâda kirli kan dolaşır. Toplardamarlarda kapaklar bulunur. Oksijen bakımından fakir kanın, yukarıya doğru çıkabilmesi için bu kapakların desteğine ihtiyacı vardır. Bu kapaklar yukarıya çıkan kanın akışına izin verir, fakat basıncın kesildiği kısa zaman aralıklarında kapanarak kanın geriye doğru akmasını engeller. Toplardamarlardaki kapakların vazifelerini yapmamaları ile kanın bacakların alt kısımlarında toplanması, “varis” olarak tarif ettiğimiz hastalık olup normalde dışarıdan görünür olmayan toplardamarların görünür hale gelmesi hâlidir.

İçtimaî meselelerin çözümünde de takip edilmesi gereken süreç buna benzer. Meseleler istişare meclislerine getirilmeli ve çözümler üretilmelidir. Çözümler üretilmezse birikimler olacak ve çok daha ciddi problemler ortaya çıkacaktır.



Yazının Kaynağı: Çağlayan Dergisi https://caglayandergisi.com/2020/08/01/kanin-yolculugu/
Devamını Oku »

Medine Vesikası | Çağlayan Dergisi

Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), Hicret yurdu Medine’ye ulaşmış ve şehirdeki problemleri birer birer çözüme kavuşturmaya başlamıştı. Medine’de dört bin civarında Yahudi, dört bin beş yüz kadar da Arap müşrik yaşamaktaydı. Artık bu farklı unsurlarla birlikte emniyet, barış ve huzur içinde, müşterek bir hayat sürebilmenin şartlarını oluşturmak gerekiyordu. Medine’de buna şiddetle ihtiyaç vardı, zira yüzyıllarca devam eden iç savaşlarla sosyal bağlar zedelenmişti. Evs ve Hazreç arasında olduğu gibi Yahudi kabileleri olan Benî Kaynuka, Benî Nadr ve Benî Kurayza arasında da benzer çatışmalar yaşanıyordu. Hatta Evs kabilesiyle, Nadr ve Kurayza kabileleri bir araya gelip Kaynuka’ya karşı birleşebiliyor, aynı şekilde Hazreçliler de Nadr ve Kaynukalılara karşılık Kurayza ile ittifak kurabiliyorlardı.

Medine’de en büyük problem güvenlikti. Sosyal hayat, tam bir kaos içinde yürüyordu. Bu durum şehrin mimarî yapısını da etkilemişti. Her kabile, güvenliğini sağlayabilmek için kendine mahsus surlar inşa etmiş ve kendini özel korumaya almıştı. Bundan dolayı Medine’de o gün, 13 muhkem sur vardı. Şehirdeki bu güvenlik ve asayiş problemi, iktisadî hayatı da etkilemiş, ticarî faaliyetleri durma noktasına getirmişti. Bu durum, dışarıdan gelen tüccarları da endişelendiriyor ve mecbur kalmadıkça Medine’ye uğramıyorlardı.

Şehirde yaşayan farklı unsurlar, Medine’yi bitme noktasına getiren bu savaşlara son verip sulhu sağlayacak güçlü bir lidere ihtiyaç duyar hale gelmişlerdi. Bu gerçeğe dikkat çeken Hazreti Âişe (radıyallâhu anha) validemiz de benzeri olayları dile getirerek Hicret öncesinde Medine’de yaşanan kaos ortamının, ona zemin hazırladığını ifade etmişti.[i] Bu sosyal şartları iyi okuyup değerlendiren Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), Medine’de emniyet, güven, barış ve sosyal ahengi temin adına şehirdeki unsurları bir araya getirerek asgarî müştereklerde bir anlaşma gerçekleştirmişti. Bunu da hukukî bir zeminde yapmış; farklı kimliklerin birlikte huzur içerisinde yaşamasını temin eden anayasa niteliğinde bir metni, onların katılımıyla yürürlüğe sokmuştu: Medine Vesikası.

[i] Buhâri, Sahîh, 3/1377 (3566).



Yazının Kaynağı: Çağlayan Dergisi https://caglayandergisi.com/2020/08/01/medine-vesikasi/
Devamını Oku »

Kriptokrom | Çağlayan Dergisi

Kelebekler, kaplumbağalar ve kuşlar gibi bazı hayvanlara dünyanın manyetik alanını algılayabilme özelliği verildiği ve yönlerini ona göre tespit ettikleri ilmî bir gerçektir. Göç eden türlerin aynı zamanda güneşten, yıldızlardan ve kokulardan istifade etme gibi farklı usulleri de vardır. Enteresan olan, çok geniş bir bilgi birikimi gerektiren yön bulma faaliyetini hayvanların hiçbir eğitim ve tahsil görmeden nasıl yürütebildiğidir.

Manyetik Alan ve Kutuplar

Hayvanların yön bulmaları hakkında farklı teoriler ileri sürülmüştür. Bugünkü çalışmalar hayvanların manyetik alanı nasıl algıladığı ve ona göre hareket ettikleri üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu meselenin anlaşılabilmesi için “manyetik kutup noktaları” kavramı iyi anlaşılmalıdır. Coğrafi kutup ile manyetik kutup noktaları karıştırılmamalıdır. Manyetik alan ve kutuplardan kısaca bahsedecek olursak: Yerküremizin merkezinde “ateş küre” denilen bir çekirdek tabaka vardır. Burada bütün maddeler, volkan patlamalarında görülen lav gibi, eriyik halindedir. Hareketli ve eriyik halindeki nikel ve demir gibi elementler, dünyanın üzerinde bir manyetik elektrik alanı oluşturur. Böylelikle pusulamızdaki iğneyi kuzeye doğru çeviren kuvvet meydana gelir. Merkezdeki çok ağır ve akışkan olan bu yoğun kütleden dolayı dünya dönerken hafif salınım yapar ve manyetik alanda ufak değişiklikler görülür. Dolayısıyla pusulamız her zaman, tam olarak coğrafî kuzey kutup noktasını göstermez.

Dünyanın manyetik kutbu hareket etmektedir. Hatta son 10 yıl içinde değişim hızı yılda 55 km’ye kadar çıkmıştır. 1831 yılında Kanada’da bulunan manyetik kuzey kutbu, bugün 2300 km kaymış ve Sibirya’ya yaklaşmıştır. Bilim insanları yaklaşık 780 bin yıl önce, bugünkü güney ve kuzey manyetik kutuplarının tam tersi şeklinde olduğunu söylemektedir. Aslında paniğe kapılmaya gerek yok. Manyetik kutuplar kaysa da dünyamızın manyetik alanı görevini yapmaya devam etmekte; özellikle güneş patlamaları ve güneş rüzgârlarının oluşturduğu manyetik tesirden yerküremizi ve üzerindeki canlıları korumaya vesile olmaktadır.



Yazının Kaynağı: Çağlayan Dergisi https://caglayandergisi.com/2020/08/01/kriptokrom/
Devamını Oku »

31 Temmuz 2020 Cuma

Havf ve Haşyet | Çağlayan Dergisi

Arapça’da, korkma, ürperme, irkilme mânâlarına gelen havf; ıstılâhî mânâsı itibarıyla; şer’an haram olmayıp da daha hafif mertebede memnu bulunan bir şeyi işlemekten sakınma anlamına bir kelime. Havf sofîlerce; “recâ” duygusunun yanında, hak yolcusunun emniyete düşüp aldanmaması ve kuruntulara takılıp kalmaması için, mânevî seyr ü seferde hem bir denge unsuru ve hem de naz u şatahâta götürecek düşünceleri tadil eden bir iksir kabul edilmiştir.

Havf, Kuşeyrî’ye göre; “Mânâ yolcusunun, Allah’ın sevmediği, hoşlanmadığı şeylerden sakınmasını ve uzak kalmasınısağlayan, gönlün derinliklerinde bir korku duygusu.” şeklinde yorumlanmıştır ve daha çok da, gelecekle alâkalı tesiri üzerinde durulmuştur.[1]

Evet havf, ya bir insanın arzu etmediği şeylere maruz kalacağı endişesinden veya isteyip dilediği şeyleri kaçıracağıdüşüncesinden kaynaklanır ki, her iki durum da istikbal ile alâkalıdır. Aslında Kur’ân-ı Kerim de, pek çok âyât-ı beyyinâtıyla amel ve davranışların ilerideki neticelerini nazara vererek, istikbal buudlu bir dünya kurmayı hedefler. Onun kurmak istediği dünyada, geleceği, iyi ve kötü semereleriyle bir ruh, bir mânâ, bir düşünce, hatta bir aksesuar olarak görmek her zaman mümkündür. O, müntesiplerinin gönlüne bütün bir hayat boyu âkıbet-endiş olmayı aşılar ve ayaklarını her zaman yere sağlam basmalarını hatırlatır: وَبَدَا لَهُمْ مِنَ اللهِ مَا لَمْ يَكُونُوا يَحْتَسِبُونَ “Hiç hesaba katmamış oldukları şeyler Allah tarafından karşılarına çıkarılıverdi.”[2] ürperti hâsıl eden fermanı, قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُمْ بِالْأَخْسَرِينَ أَعْمَالًا۝اَلَّذِينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعًا “De ki: Amellerin bütün bütün boşa gidenini size haber vereyim mi? Onların ameli ki, dünya hayatında bütün çalışmaları boşa gittiği hâlde kendilerini güzel iş yapıyor sanmaktadırlar.”[3] gönülleri hoplatan beyanı gibi daha pek çok âyet vardır ki, bunlar insanın hayat dantelasının öteden getirilmiş atkı ipleri gibidirler.. –Bu iplerle hayatını kanaviçe gibi örene ne mutlu!– Kur’ân sık sık bunlarla gönüllerimize uhrevîlik aşılar ve gözlerimizi sürekli ukbâya çevirir.

Cenâb-ı Hak nurlu beyanında, bizi huzuruna celp ve maiyyetiyle şereflendirmek için çok defa havfı bir kamçı olarak kullanır. Bu kamçı, tıpkı annenin itapları, yavruyu onun şefkatli kucağına ittiği/çektiği gibi; insanı ilâhî rahmetin enginliklerine cezbeder ve onu cebrî lütufların vâridâtı ile zenginleştirir. Bu itibarla, Kur’ân-ı Kerim’de havf u haşyetle tüllenen her emir ve direktif, bir buuduyla ürpertici görülse de, diğer yanıyla rahmet televvünlü ve inşirah vericidir.

Ayrıca, Cenâb-ı Hak’tan havf edip O’na karşı saygılı olan bir vicdanın, başkalarının kasvetli ve rahmet cânibine yönlendirmeden uzak, yararsız, hatta zararlı korkularından kurtulması bakımından da ayrı bir önem arz eder. Cenâb-ı Hak, nur­efşân ve ümit-bahş beyanında yer yer: فَلَا تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ “Eğer gerçek mü’minler iseniz, onlardan korkmayın,
Benden korkun!”
[4] buyurarak, insan mahiyetindeki korku hissinin sağa-sola dağıtılarak dağınıklığa düşülmemesini, وَإِيَّايَ فَارْهَبُونِ “Sadece ve sadece Benden korkun.”[5] diyerek de, hiçbir yararı olmayan fobilere girilmemesini ihtar eder ve: يَخَافُونَ رَبَّهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ “Her an üzerlerinde nigehbân bulunan Rabbilerinden korkar ve emrolundukları şeyleri titizlikle yerine getirirler.”[6] ve: يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا “Havf u haşyet içinde, aynı zamanda tazarru ve niyazlarının kabul olacağı ümidiyle Rabbilerine dua ederler…”[7] gibi pür-envâr beyanlarıyla havfla mâmur, haşyetle serfiraz gönülleri senâ eder; eder, zira hayatını havfa göre örgüleyen bir ruh, iradesini temkinli kullanır, adımlarını dikkatli atar ve ayağını çürük bir yere basmamaya çalışır. İşte böyle titiz ruhlardır ki, rıza semasının üveyikleri sayılırlar. Lücce sahibinin havfla alâkalı şu tespiti ne hoştur:

بَاش دَر دِين ثَابِت اَرْتَرسِي زِقَهرِ حَق كِه پَا

كَرده مُحكَم دَر زَمين عَرعَرنِيم صَرصَراست

“Eğer Cenâb-ı Hakk’ın kahrından korkuyorsan dinde sâbit-kadem ol; zira ağaç, şiddetli rüzgârlara karşı ancak kökleriyle yere muhkem tutunur.”

Havfın en aşağı mertebesi, imanın şartı ve muktezası olan havftır ki: وَخَافُونِ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ “Eğer gerçek mü’minler iseniz Benden korkun.”[8] mealindeki âyet buna işaret etmektedir.

Bunun bir üstü, ilim buudlu havftır ki: إِنَّمَا يَخْشَى اللهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰۤؤُا “Allah’tan, kulları arasında ancak âlimler hakkıyla korkar.”[9] âyeti de bu mertebeyi ihtar eder.

Daha üst bir mertebe ise, mârifet mertebesidir ve heybet televvünlüdür ki: وَيُحَذِّرُكُمُ اللهُ نَفْسَهُ “Allah size, Kendisine karşıürperti içinde bulunmanızı emreder.”[10] beyan-ı sübhânîsi de bunu hatırlatır.

Bundan başka, bir kısım sofîler havfı; biri heybet, biri haşyet olmak üzere kendi içinde de ikiye ayırmışlardır. Her ikisi de korku ve saygı düşüncesinden kaynaklanmasına rağmen, bunlardan heybet daha ziyade “firar” yörüngeli, haşyet ise “iltica” mahreklidir. Seyr u sülûkte heybet sahibi, sürekli firar düşüncesi yaşar; O’nunla oturur-kalkar, O’nu düşler ve O’nu tasarlar; haşyet sahibi ise, her lahza ayrı bir mülâhaza ile O’na iltica etme vesileleri araştırır ve O’na sığınma fırsatları kollar.

Bu itibarla da çok defa, rehbet yolunu seçenler, firarı da devam ettirirler. Firarı devam ettirdikleri için de kolayı zorlaştırır ve ruhbanların maruz kaldığı sıkıntılara maruz kalır, dolayısıyla da firarın hâsıl ettiği bu’diyet ölçüsünde, O’ndan uzak kalmanın ızdırabını yaşarlar. Hayatlarının her lahzasında “hevâ”yı “hüdâ”ya çevirebilmiş haşyet sâlikleri ise, her an ayrı bir iltica yol ayrımında ayrı bir “kurb” kevseri içer ve “Daha yok mu?” diyerek coşarlar.

Haşyet, kâmil mânâda bir enbiyâ hususiyetidir; nebiler; sürekli içinde âdeta İsrafil’in sûrunun duyulduğu bu atmosferde ve Hakk’ın azamet ü celâlinin savleti karşısında bir can ile ölür, birkaç can televvünü ile dirilirler. Onların his, şuur ve idrak ufuklarında her zaman: فَلَمَّا تَجَلّٰى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكًّا وَخَرَّ مُوسٰى صَعِقًا “Cenâb-ı Hak azametle dağa tecellî edince, dağ şak şak oldu, parçalandı ve Musa kendinden geçip bayıldı.”[11] gerçeğinin tulû ve gurûbları yaşanır. Akrabü’l-Mukarrabîn ve Seyyidü’l-Hâşîn de: “Ben sizin görmediğinizi görüyor, duymadığınızı duyuyorum; âh bir bilseniz, gök bir gıcırdayışla gıcırdayıp inledi ki!. zaten öyle olması gerekirdi; zira göklerde meleklerin secdegâhı olmayan dört parmak kadar bile boş yer yoktur. Allah’a yemin ederim ki, eğer azamet-i ilâhiye adına benim bildiğimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız, hatta zevcelerinizle bir arada bulunmaktan kaçınır, dağ ve sahralarda çığlık çığlık Allah’a yalvarırdınız.”[12] buyurur. Bu hadiste hem Peygamber’in iltica buudlu haşyeti –ki, kendi, bilinebilecek her şeyi bildiği hâlde firarı değil O’na sığınmayı seçmiştir– hem de diğer insanların firar buudlu heybetlerini anlatmıştır… Ebû Zerr (radıyallâhu anh) hadise: “Keşke, kökünden sökülen ve kesilip-biçilen bir ağaç olsaydım.”[13] ilavesiyle kendi hesabına bu düşünceye beliğ bir tercüman olmuştur.

Haşyet ve mehâbete göre programlanmış bir ruh, havf mülâhazası olmasa da günahlara bulaşmaz.. işte mehâbet bendesi bir ismet kahramanı: نِعْمَ الْعَبْدُ صُهَيْبٌ لَوْ لَمْ يَخَفِ اللهَ لَمْ يَعْصِهِ “Suheyb ne yüksek bir karakterdir; –muhalfarz– Allah’tan korkmasa da günah işlemez.”[14]

Havf erbâbı bazen sızlar, bazen ağlar ve gözyaşlarını ceyhun ederek günde birkaç defa, hususiyle de yalnızlık zamanlarında gözyaşlarıyla “bu’d” ateşlerini söndürür ve bu’dlar bu’du cehennem üzerine yürür. Zira: لَا يَلِجُ النَّارَ رَجُلٌ بَكٰى مِنْ خَشْيَةِ اللهِ حَتّٰى يَعُودَ اللَّبَنُ فِي الضَّرْعِ “Allah korkusundan ağlayan birinin, sağılmış sütün yeniden memeye dönmesi muhaliyeti gibi Cehennem’e girmesi muhaldir.”[15] fehvâsınca, Cehennem ateşini söndüren en tesirli iksir gözyaşlarıdır. Bazen de, hem yaptıklarını hem de yapmadıklarını sürekli birbirine
karıştırır; yaptıklarının “hüdâî” olmayıp da “hevâî” olabileceğinden, yapmadıklarının da bütün bütün şeytanî olmasından irkilir, devamlı hüzünle yutkunur ve en isabetli karar diyerek doğrulur, O’na iltica eder. Bunlardan birinci şıktakilere: وَالَّذِينَ يُؤْتُونَ مَۤا اٰتَوْا وَقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ أَنَّهُمْ إِلٰى رَبِّهِمْ رَاجِعُونَ “Rabbilerinin huzuruna döneceklerinden ötürü, yürekleri çarparak vereceklerini verirler.”[16] mealindeki âyet münasebetiyle, Âişe Validemiz’den nakledilen şu vakayı misal olarak gösterebiliriz: Validemiz buyurur ki: “Bu âyet nâzil olunca ‘Âyette zikredilenler, zina etme, hırsızlık yapma, içki içme gibi haramları irtikâp edenler midir?’ diye Resûlullah’a sordum. İnsanlığın İftihar Tablosu Seyyidü’l-mâsûmîn: ‘Hayır yâ Âişe, âyette anlatılmak istenen, namaz kılıp, oruç tutup sadaka verdiği hâlde, kabul olmaması endişesiyle tir tir titreyenlerdir.’ buyurdular.”[17] Bu birinci kategoride zikredilenlere düz mü’minler” diyeceksek, ikincilerine derin mü’minler” veya kâmil insanlar” demek uygun olur zannediyorum.

Ebû Süleyman ed-Dârânî: “Kulun, havf ve recâ arası bir yol tutup gitmesi esas olmakla beraber, her zaman kalbin korku ve saygıyla atması daha emin bir yoldur.”[18] der. Onunla aynı düşünceyi paylaşan Şeyh Galip ise, havf mevzuundaki hislerini şu müstesna mısraıyla âdeta hulâsa eder:

Bin havf ile çeşm-i cânı bâzet!

 

اَللّٰهُمَّ أَيِّدْنَا بِرُوحٍ مِنْ عِنْدِكَ وَوَفِّقْنَا إِلٰى مَا تُحِبُّ وَتَرْضٰى

وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى مُحَمَّدٍ الْمُرْتَضٰى

 

[1]      Bkz.: el-Kuşeyrî, er-Risâletü’l-Kuşeyriyye s.125.

 

[2]      Zümer sûresi, 39/47.

 

[3]      Kehf sûresi, 18/103-104.

 

[4]      Âl-i İmrân sûresi, 3/175.

 

[5]      Bakara sûresi, 2/40. (فَإيَّايَ فَارْهَبُونِ şeklinde: Nahl sûresi, 16/51)

 

[6]      Nahl sûresi, 16/50.

 

[7]      Secde sûresi, 32/16.

 

[8]      Âl-i İmrân sûresi, 3/175.

 

[9]      Fâtır sûresi, 35/28.

 

[10]    Âl-i İmrân sûresi 3/28, 30.

 

[11]    A’râf sûresi, 7/143.

 

[12]    Tirmizî, zühd 9; İbn Mâce, zühd 19; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 5/173.

 

[13]    Tirmizî, zühd 9; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 5/173.

 

[14]    Fahruddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-ğayb 2/74; es-Suyûtî, Tedrîbü’r-râvî 2/175.

 

[15]    Tirmizî, fezâilü’l-cihâd 8; Nesâî, cihâd 8; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 2/505.

 

[16]    Mü’minûn sûresi, 23/60.

 

[17]    Tirmizî, tefsîru sûre (23) 4; İbn Mâce, zühd 20.

 

[18]    Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ 10/21; el-Kuşeyrî, er-Risâletü’l-Kuşeyriyye s.128.

 



Yazının Kaynağı: Çağlayan Dergisi https://caglayandergisi.com/2020/08/01/havf-ve-hasyet/
Devamını Oku »

Gıda ve İlaç Olarak Hurma | Çağlayan Dergisi

Geçen ayki sayımızda, hurmanın doğumu kolaylaştırması ve kısırlığa karşı kullanılmasından kısaca bahsetmiştik. Bu sayımızda, hurmanın gıda olarak sahip olduğu özellikleri ve birçok hastalıktan koruyucu vasıflarını ele alacağız.

Bütün Temel Aminoasitleri Taşıyan Tek Meyve

Canlılarda bulunan 20 aminoasitten 18’i hurmada bulunmaktadır. Hurmadaki aminoasitlerin miktarları en yüksekten en aza doğru şu şekildedir: Glutamik asit, Aspartik asit, Lösin, Prolin, Arginin, Fenilalanin, Valin, Alanin, Serin, Glisin, İzo-lösin (elmadan 800 kat daha fazla), Lisin (elmada ve muzdan bulunandan 2000 kat daha fazla), Treonin, Histidin, Tirozin, Metiyonin, Sistein ve en düşük Triptofan.

Beslenmede asla ihmal edilmemesi gereken esansiyel (temel) aminoasitler olarak bilinen ve vücutta yapılmadığı için muhakkak gıdalardan alınması gereken sekiz aminoasitin hepsinin eksiksiz bulunmasının yanı sıra, vücutta yapılabilenlerin de (esansiyel olmayan) 10 tanesinin bulunması, vücudun temel yapıtaşları olan proteinlerin sentezi için gerekli bütün malzemenin mevcut olması demektir ki başka böyle bir meyve yoktur. Bu yüzden uzmanlar, insanın sadece hurma ve suyla yıllarca yaşayabileceğini belirtmektedir. V. Dowson, bir hurma ve bir bardak sütün, bir insanın günlük besin ihtiyacını karşılamaya yeteceğini söylemektedir.[i]

Diğer meyveler genellikle protein açısından fakirdir. Hurma ise hem aminoasitleri hem de proteinleriyle vücudun hastalıklara ve enfeksiyonlara karşı korunmasını sağlar, hücreleri yeniler ve vücut sıvısını dengeler. Aslında et de faydalı bir gıdadır, ancak özellikle hamilelik döneminde hurma kadar fayda vermeyebilir. Hatta böyle bir dönemde etin fazla tüketilmesi vücutta zehirlenmeye sebep olabilir, bu yüzden hazmı kolay sebzelerin ve hurma gibi meyvelerin tercihi daha uygun bir seçimdir.

[i] “Date and Health,” www.sgp-dates.com/date.htm



Yazının Kaynağı: Çağlayan Dergisi https://caglayandergisi.com/2020/08/01/gida-ve-ilac-olarak-hurma/
Devamını Oku »

SEN BİR GONCASIN | Çağlayan Dergisi

“Aşk, aşk!” deyip sızlanıyorum her an,
Silinsin dilden mâsivâ sevdası;
Görünsün ötenin akı-karası
Aşk ateşin olsun benimçün mizan…

Doğ gönlüme gitsin bütün hüzünler,
Derd-i hicranlarım silinip gitsin;
İsterim hayatım bu yolda bitsin,
Tulû’ etsin Seninle yeni günler.

Sen çiçekler içinde bir goncasın,
Ne zaman “Beni kokla!..” diyeceksin?.
Hasretinle gönlümü yakmaktasın,
Bilmem ki “Sen de gel artık!..” der misin?

Göz âmâ, gönülse derin uykuda,
Yine de hep Seni heceliyorum;
Düşlerdesin, bir karanlık odada,
Rüyama teşrifini bekliyorum.

Bakışın ümide ümit katacak,
Uzaklığım her an gönlümde sızı,
Bu hicran beni her dem ağlatacak,
Hazan savuracak baharı-yazı.
***



Yazının Kaynağı: Çağlayan Dergisi https://caglayandergisi.com/2020/08/01/sen-bir-goncasin/
Devamını Oku »

Şerafettin Kocaman | Çağlayan Dergisi

1970’li yıllarda merhum Şerafettin Kocaman ağabeyle, ikimiz de İzmir’de din bilgisi öğretmeni olduğumuz için, çok sık görüşüyorduk. Sızıntı dergisinin 1979 Şubat’ında neşredilmeye başlamasından itibaren beraberliğimiz iyice arttı. Hatay Üçyol’da bulunan derginin merkezinde gerçekleşen ve çoğu zaman gece yarısından sonra biten, Sızıntı’ya gönderilen yazıları okuyup seçme ve tashih etme toplantılarımızdan sonra, aynı yönde olan evlerimize birlikte yürüyerek ve konuşarak giderdik. Bu yürüyüş, en az 45 dakika sürerdi.
Şerafettin ağabey her zaman vakur, mütevazı, ciddi, temkinli, istikametli ve babacandı. Üzerinde bulunan eğitim hizmetleri gibi, Sızıntı dergisinin işleri de büyük gayret ve fedakârlık gerektiriyordu. O bunların hepsini ihtimamla yerine getiriyordu.
O zamanlar kuşe kâğıdı bulmak çok zordu. Gitmediğimiz yer kalmadı. Bir seferinde Muğla’daki SEKA Dalaman Kâğıt Fabrikasına gittik. O zamanki Belediye Başkanı CHP’li Musa Bey’le ve fabrika müdürüyle görüştük. Musa Bey’den sıcak bir karşılama ve destek gördüğümüz halde, müdür bizden ima ile rüşvet talep etti, ama kabul etmedik.
Beraber İzmit SEKA’ya gittik. Bu kuruluşun kendisine bağlı olduğu bakanın bir arkadaşı vardı. Onu ziyaret edip bize bir randevu ayarlamasını rica ettik. O zat bize, “Ona ne söyleyeceksiniz?” dedi. Biz “İlmî, içtimaî, ahlakî bir dergi neşrediyoruz. Bunun için kuşe kâğıda ihtiyacımız var. Sızıntı dergisine bir tahsisin yapılmasını rica edeceğiz.” deyince güldü. “Düşünüyorum da, sizler başka bir gezegenden geldiniz herhâlde! Onlar sizin bu sözlerinden hiçbir şey anlamazlar. Sizinle konuşurken bile onlar seçkin bir lokantada yiyecekleri havyarı düşünürler.” dedi. Oradan da ümidimizi kestik. Bu durum, 1983 yazında rüyama girdi: Şerafettin ağabeyle yine Sızıntı’nın kuşe kâğıdı için bir yerlere gitmişiz ve çok yorulmuşuz. Konya’da Mevlana Hazretlerinin türbesinin önündeki ağaçlarına birisinin gölgesine kendimizi atmışız. Hava çok sıcak… Uzanıp dinlenelim dedik. O sırada birisi gelip “Sizi Mevlana Hazretleri çağırıyor!” dedi. Biz de çok yorgun olduğumuzu, biraz dinlenip sonra huzuruna çıkacağımızı söyledik. Yine kafalarımızı yere koyup uyumak istedik. Tam o sırada Mevlana Hazretlerinin türbesinden, bizzat kendisi tarafından ismen çağrıldım. “Buyurun!” diye bağırıp uyandım ve yattığım yerden doğrulup kalktım.



Yazının Kaynağı: Çağlayan Dergisi https://caglayandergisi.com/2020/08/01/serafettin-kocaman/
Devamını Oku »

İnsan | Çağlayan Dergisi

Haberdâr olmamışsın kendi zâtından da hâlâ sen,
“Muhakkar bir vücûdum!” dersin ey insan, fakat bilsen…
Senin mâhiyyetin hattâ meleklerden de ulvîdir:
Avâlim sende pinhandır, cihanlar sende matvîdir:
Zeminlerden, semâlardan taşarken feyz-i Rabbânî,
Olur kalbin tecellî-zâr-ı nûrâ-nûr-i Yezdânî.
Musaggar cirmin amma gâye-i sun’-i İlâhîsin;
Bu haysiyyetle pâyânın bulunmaz, bîtenâhîsin!
Edîb-i kudretin beytü’l-kasîd-i şi’ri olmuşsun;
Hakîm-i fıtratin bir anlaşılmaz sırrı olmuşsun.
Esîrindir tabîat, dest-i teshîrindedir eşya;
Senin ahkâmının münkadıdır, mahkûmudur dünya.*

muhakkar: Hor, hakir görülmüş.
avâlim: Âlemler.
pinhan: Gizli.
matvî: Dürülmüş, toplanmış.
tecellî-zâr: Tecelli yeri.
nûr-i Yezdânî: Allah’ın nuru.
musaggar: Küçültülmüş.
cirim: Cisim.
pâyân: Son, nihayet.
bîtenâhî: Bitmeyen, sonu gelmeyen.
beytü’l-kasîd: Bir kasidenin en güzel beyti.
dest-i teshîr: Kendine tâbi kılan el.
ahkâm: Hükümler.
münkad: Boyun eğmiş.

* Safahat, İstanbul: Sütun Yayınları, 2007, s. 64.



Yazının Kaynağı: Çağlayan Dergisi https://caglayandergisi.com/2020/08/01/insan/
Devamını Oku »

Yenilik Arefesi | Çağlayan Dergisi

Hayat, akışıyla insana hep bir şeyler söyler. Bu fısıltıları duyabilme liyakati verilerek dünyaya gönderilen insan, sürekli öğrenir. Öğrendiklerini hafızasına, kalbine ve ruhuna işler. Binbir sevinci ve hüznü tecrübe edeceği bir ömür sürer. Bir hâlden diğerine geçerek yolculuğunu sürdürür.

Hz. Ömer (radıyallâhu anh) bu geçişleri ne güzel ifade eder. Bir gün gitmek üzere oldukları Şam vilayetinde veba salgını olduğunu haber alır ve istişare neticesinde geri dönmeye karar verir. Sahabenin arasından birisinin, “Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun ey Ömer?” sorusu üzerine şöyle cevap verir: “Allah’ın bir kaderinden diğerine kaçıyoruz.”

Hayatın akışında, sırayla kapılar açılır ve sırayla fırsatlar veda eder. Bu akışta deneyimlediği bir acı veya sevinç, bazen bitmesi gereken bir dönemi arkada bırakmaya, bazen de yepyeni bir dönem için yola düşmeye sebep kılınabilir.



Yazının Kaynağı: Çağlayan Dergisi https://caglayandergisi.com/2020/08/01/yenilik-arefesi/
Devamını Oku »

Firaktan Vuslata | Çağlayan Dergisi

Issız bir yer gösterin bana çok uzaklarda,
Sakin bir yerde yapayalnız kendi başıma,
Dünyadan koparak, ukbaya yelken açarak,
Zihnim berrak kalsın, olmasın perde arada.

Takılmasın gönlüm ayrılık ya da vuslata.
Esbabı atıp ellerimi açıp semaya,
Şekvam var dilini yutmuşlarla yaşamaya,
Beyhude ümitmiş, dost görünenlerden vefa.



Yazının Kaynağı: Çağlayan Dergisi https://caglayandergisi.com/2020/08/01/firaktan-vuslata/
Devamını Oku »

Bahçeli’nin düzenleme sonrası ilk tweeti Karagümrük için

Cumhur İttifakı küçük ortağı MHP’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 1 Temmuz’da başladığı Twitter perhizine son verdi. Sosyal medya düzenlemesinin Meclis’ten geçişi ardından ilk paylaşımını Süper Lig’e yükselen Karagümrük Spor’u tebrik için yaptı.

BOLD – MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli uzun bir aradan sonra ilk defa tweet attı. 1 Temmuz itibarıyla sanal âlemden çekilen Bahçeli, kamuoyunda sansüre yol açacağı iddiasıyla eleştirilen sosyal medya düzenlemesinin Meclis’te kabulü sonrası ilk paylaşımını yaptı.

KULÜP BAŞKANI HURMA VE TARAFTARA BAŞARI DİLEDİ

MHP lideri bir aylık ara akabinde gelen mesajında Süper Lig’e yükselen Karagümrük Spor’u tebrik etti: “Zafer ayında zaferle Süper Lige yükselen Fatih Karagümrük Spor’a başarılar diliyorum. Başta kulüp başkanı Süleyman Hurma olmak üzere, teknik heyeti, futbolcuları ve yiğit Karagümrük taraftarlarını tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum.”

DÜZENLEME OLANA KADAR YOKUM DEMİŞTİ

İktidar ortağı Bahçeli Twitter hesabından “Bugün sizlerle son Twitter mesajlarımı paylaşacağım” diye başladığı 1 Temmuz’daki serisinde şu ifadeleri kullanmıştı: “İnsan şerefine, insan namusuna, insan haysiyetine envai çeşit saldırganlığı provoke eden sosyal medyanın bu haliyle varlığı akla, ahlaka ve insani değerlere tamamen aykırıdır. Sosyal medya terörü insan ve toplum huzuruna kast etmektedir.

Bu nedenle sosyal medyanın temiz kullanımı sağlanasıya, konuyla ilgili kanuni düzenleme TBMM’de yapılasıya kadar şahsen sosyal medya hesaplarımı tümden askıya alıyor; duruşumu, düşüncemi, tarafımı, tavrımı, tercihimi ve tepkimi alenen ilan ediyorum.

Sosyal medyada yaşanan dehşet verici ve şiddet dolu kirlenme nihayete ermeden bir daha ne Twitter hesabımı kullanacağım ne de Facebook paylaşımı yapacağım. Bu konuda TBMM’de gündeme gelecek her muhterem ve müstesna kanun teklifine de sonuna kadar destek vereceğim.”

Sosyal medya yasası Resmi Gazete’de yayımlandı

medyabold
Devamını Oku »

İtalya’da aşırı sağcı İçişleri eski Bakanı Salvini’nin yargılanmasının önü açıldı

Göçmenleri taşıyan yardım gemisine liman açmayan aşırı sağcı eski İtalyan bakan Salvini’nin yargılanmasının önü açıldı.

BOLD – İtalya’nın eski İçişleri Bakanı Matteo Salvini’nin, göçmenleri taşıyan bir yardım gemisine liman açmayarak yaklaşık 3 hafta denizde kalmasına yol açması nedeniyle yargılanmasının önü açıldı.

Aşırı sağcı, göç karşıtı Lig (Lega) partisinin liderliğini yapan Matteo Salvini, geçen yıl Ağustos ayında Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı olarak görev yaparken göçmenleri taşıyan gemileri İtalya’ya kabul etmeme politikası yürütüyordu. Salvini’nin günlerce güvenli liman talebini reddettiği gemilerden Open Arms, Ağustos 2019’da 19 gün boyunca denizde bekletilmişti.

Göçmenleri Akdeniz’de kurtaran yardım gemisi Open Arms, ancak savcılık kararıyla İtalya’nın Lampedusa Limanı’na yanaşabilmişti.

Sicilya’daki Palermo Savcılığı, Salvini hakkında insanları yasa dışı olarak alıkoyma ve görevi kötüye kullanma suçlamasıyla dava açılmasını talep etmişti.

Salvini’nin bakan olarak görev yaptığı dönemdeki eylemleri nedeniyle yargılanabilmesi için, Senato’nun onayı gerekiyordu.

Senato’da yapılan oylamada 149’a karşı 141 oyla, Salvini’nin bu davada yargılanabilmesi için dokunulmazlığının kaldırılmasına karar verildi.

47 yaşındaki Salvini yargılanır ve suçlu bulunursa 15 yıla kadar hapis cezası alabilir.

“YİNE OLSA YİNE YAPARIM”

Aşırı sağcı lider hakkında benzer bir dava daha bulunuyor. Salvini’nin, Temmuz 2019’da 131 göçmeni taşıyan İtalyan sahil güvenlik gemisi Gregoretti’nin İtalya limanlarına yanaşmasına ve göçmenlerin gemiden inmesine izin vermediği için de yargılanması bekleniyor. Bu davanın açılabilmesi için de Senato geçen Şubat ayında onay vermişti.

Senato’da yapılan oylama öncesi Genel Kurul’a seslenen Salvini, “İtalya’yı savunmak bir suç değil. Bundan gurur duyuyorum. Yine olsa yine yaparım… Beni yargılanmaya yollarsanız bana büyük bir hediye vermiş olursunuz” dedi.

AB seyahat listesini güncelledi: Türkiye hâlâ yasaklı

medyabold
Devamını Oku »

Prof. Dr. Kara: Sayının artık neden verilmediğini net bilmiyorum!

Sağlık Bakanlığı’nın günlük koronavirüs tablosunda parametre değişikliğine gitmesi hakkında konuşan Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ateş Kara, “Yoğun bakım hasta sayısının artık neden verilmediğini kesin net olarak bilmiyorum” dedi.

BOLD – Türkiye’nin Kovid-19 ile mücadelesi sürerken Sağlık Bakanlığı günlük koronavirüs tablosunda parametre değişikliğine gitti. Gelişme sonrası ‘ağır hasta sayısı’ dün ilk defaya tabloya eklendi. Yoğun bakım ve entübe hasta sayısı tablodan çıkartılınca ‘ağır hasta sayısının’ tam neye karşılık geldiği anlaşılamadı.

 

BİLİM KURULU KARARI MI HÜKUMET İRADESİ Mİ?

Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ateş Kara ise CNN Türk canlı yayınında dikkat çeken bir açıklama yaptı: “Yoğun bakım hasta sayısının artık neden verilmediğini kesin net olarak bilmiyorum.” Kara’nın sözleri tablo değişikliğinin bilimsel değil idari karar olduğu şüphelerini artırdı.

Tabipler Birliği: Sağlık Bakanlığı verileri kamuoyundan gizliyor

medyabold
Devamını Oku »

Almanya’da 2,8 milyon Türkiye kökenli yaşıyor

Alman hükümetinin açıkladığı son verilere göre ülkede kendisi ya da anne-babasından biri Türkiye’de doğmuş 2 milyon 800 bin kişi yaşıyor.

BOLD – Alman hükümetinin açıkladığı son verilere göre Almanya’da yaklaşık 2 milyon 800 bin Türkiye kökenli yaşıyor.

Hükümetin, sağ popülist Almanya için Alternatif (AfD) partisinin soru önergesine verdiği yanıtta, kendisi ya da anne-babasından biri Türkiye’de doğmuş olanlara ait rakamlara yer verildi.

Türkiye’nin Berlin Büyükelçiliği’nin açıkladığı verilere göre, Türkiye’deki 24 Haziran 2018 Cumurbaşkanlığı ve Genel Seçimler için Almanya’da oy verme hakkına sahip 1 milyon 400 bin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bulunuyor. Bu kişilerin Türk vatandaşı ya da Türk vatandaşlığının yanı sıra aralarında örneğin Alman vatandaşlığının da bulunduğu birden fazla vatandaşlığı bulunuyor.

ABD Almanya’dan 11 bin 900 asker çekecek

medyabold
Devamını Oku »

Pompeo: Türkiye’nin S-400 alımına vereceğimiz cevabı değerlendiriyoruz

ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi alımına ABD olarak nasıl bir yanıt vereceklerini değerlendirmeye devam ettiklerini söyledi.

BOLD – ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi alımına ABD olarak nasıl bir yanıt vereceklerini değerlendirmeye devam ettiklerini söyledi.

Senato Dış İlişkiler Komisyonu’nun oturumunda Demokrat Senatör Bob Menendez’in konuyla ilgili bir sorusunu yanıtlayan Pompeo, “Nihai hedefimizi başarmak için yaptırımları nasıl uygulayacağımızı değerlendirmeyi sürdürüyoruz” dedi.

ABD Başkanı Trump, 3 Kasım’daki başkanlık seçimlerinin ertelenmesini önerdi

medyabold
Devamını Oku »

Polonya’da İstanbul Sözleşmesi Anayasa Mahkemesi’ne taşındı

Polonya’da Başbakan Mateusz Morawiecki, İstanbul Sözleşmesi’nin Polonya anayasasına uygun olup olmadığının incelenmesini istedi.

BOLD – Polonya hükümeti, kadına yönelik ve aile içi şiddetle mücadele konusunda Avrupa Konseyi tarafından hazırlanmış ilk ve tek hukuksal enstrüman olan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek için bir adım daha attı.

Başbakan Mateusz Morawiecki, İstanbul Sözleşmesi’ni Polonya anayasasına uygun olup olmadığının incelenmesi için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) gönderdiğini açıkladı. Polonya İstanbul Sözleşmesi’ni 2012’de imzaladı ve bir önceki iktidar tarafından 2015’te uygulamaya konuldu.

Başbakan Morawiecki, “Anayasa Mahkemesi’nden İstanbul Sözleşmesi’nin anayasa ile bağdaşıp bağdaşmadığını tespit etmesini rica ettim” diyerek Adalet Bakanı Zbigniew Ziobro’ya da “Sözleşmenin bazı maddeleriyle ilgili tereddütlerini dile getirdiği için teşekkür ederim” ifadesini kullandı.

Polonya’da iktidarda olan milliyetçi muhafazakârlar, “Katolik aile geleneklerine aykırı” olduğu gerekçesiyle İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek için geçen hafta düğmeye basmıştı.

TÜRKİYE’DE DE TARIŞMA KONUSU

Polonya Adalet Bakanı Zbigniew Ziobro, ülkesinin sözleşmeden çekilme sürecini 27 Temmuz Pazartesi günü başlatacağını açıklamıştı.

“Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”, Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açıldı. İstanbul’da imzaya açılması için büyük çaba gösteren Türkiye, belgeyi ilk imzalayan ve ilk onaylayan devlet oldu. Ancak son dönemde İstanbul Sözleşmesi hükümete yakın medya tarafından tartışmaya açıldı. Sözleşme, “Türk aile yapısını bozduğu”, “eşcinselliğe yasal zemin hazırladığı” gerekçesiyle eleştiriliyor.

Fransa’dan İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılmak isteyen Polonya’ya yaptırım tehdidi

medyabold
Devamını Oku »

New York Savcılığı: Halkbank Türkiye’deki tartışmayı ABD yargısına taşıyor

New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde devam eden davada savcılık mahkemeden Halkbank’ın reddi hakim talebinin kabul edilmemesini istedi. İtiraz dilekçesinde, “Halkbank Türkiye’deki siyasi tartışmaları Amerikan yargısına dahil etmeye çalışıyor” denildi.

BOLD – Halkbank, 14 Temmuz tarihinde mahkemeye sunduğu dilekçede reddi hakim talebinde bulunmuştu. Halkbank mahkemeye yaptığı başvuruda, davaya bakan hakim Richard Berman’ın tarafsızlığını yitirdiğini savunmuştu.

New York Güney Bölgesi Başsavcı Vekili Audrey Strauss ve beş savcı yardımcısı tarafından mahkemeye sunulan 36 sayfalık itiraz dilekçesinde, Halkbank’ın reddi hakim talebinin hiçbir değeri olmadığı belirtildi. “Halkbank, Türkiye’deki siyasi tartışmaları Amerikan yargısına dahil etmeye çalışıyor. Amerikan mahkemeleri hiçbir zaman siyasi anlaşmazlıklara taraf olmadı” denildi.

İtiraz dilekçesinde, “Davanın açılmasındaki amaç, Türkler arasındaki siyasi ihtilafta taraf seçmek değildi. Halkbank ABD yasalarını ihlal etti. Hakim Berman, Rıza Sarraf ve Mehmet Hakan Atilla davalarında adil bir yargı süreci yürütülmesini titizlikle sağladı” ifadeleri yer aldı.

DUYUM VE DEDİKODULARA DAYALI CİDDİYETSİZ BİR BAŞVURU

Savcılık, hakimin 2014 yılında Türkiye’de katıldığı hukuk sempozyumunda Rıza Sarraf’ın adını bile duymadığını belirterek, “Hakim Rıza Sarraf’ın ismini ilk kez Miami’de yakalandığında duydu” dedi. Dilekçede, Rıza Sarraf’ın hakkındaki suçlamaları kabul ettiği, Hakan Atilla’nın da 12 kişilik jüri tarafından suçlu bulunduktan sonra hüküm giydiği belirtildi.

Halkbank’ın sunduğu reddi hakim dilekçesinde, hakimin İstanbul’daki sempozyumdaki sözlerini çarpıttığı öne sürüldü. Reddi hakim talebi için ciddi bir gerekçe belirtilmediği, yalnızca duyum ve dedikodulara dayalı ciddiyetsiz bir başvuru yapıldığı kaydedildi.

Savcılık, Halkbank’ın daha önce de aynı sebeplere dayanarak reddi hakim talebinde bulunduğunu; Mehmet Hakan Atilla’nın da benzer gerekçelerle reddi hakim talebinde bulunduğunu belirterek, tüm bu taleplerin mahkeme tarafından reddedildiğini hatırlattı.

ABD Başkanı Trump, 3 Kasım’daki başkanlık seçimlerinin ertelenmesini önerdi

medyabold
Devamını Oku »

Lüksemburg Dışişleri Bakanı Asselborn: Türkiye gelecek 20 yılda AB üyesi olamaz

Lüksemburg Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin yakın gelecekte AB üyeleri arasına katılmasını mümkün görmediğini ve Türkiye’de insan hakları ihlallerinin arttığını belirtti. Asselborn, Türkiye’nin AB üyeliğini “akıllarının köşesinde bile tutamadıklarını” söyledi.

BOLD – Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn, Alman medyasına yaptığı açıklamada Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğinin yakın gelecekte mümkün olmadığını belirtti.

“Türkiye’nin gelecek 15 ile 20 yılda Avrupa Birliği’ne girmesinin hiçbir şekilde mümkün olmadığı kanısındayım” diyen Asselborn, “Türkiye’de ağırlaşan insan hakları ihlalleri, Türkiye’nin olası bir AB üyeliği konusunda düşünmemizi ve hatta aklımızın bir yerinde tutmamızı dahi engelledi” yorumunu yaptı.

Türk hükümetinin tutumunun, Avrupa değerlerine uygun olmadığını vurgulayan Lüksemburglu bakan, “demokratik hakların absürt bir şekilde ihlal edildiğini ve bu durumu bitmediğini” ifade etti.

Asselborn diğer yandan Türkiye ile AB müzakere sürecinin tamamen bitirilmemesi gerektiğini de dile getirdi. Türkiye’de geçtiğimiz yıl 31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerin ülkede büyük bir demokratik hareket olduğunu gösterdiğini vurgulayan Lüksemburglu Bakan, “Bu insanlara bir umut vermeliyiz” dedi.

Türkiye’nin AB ile tam üyelik müzakereleri 2005 yılından bu yana devam ediyor. Ancak müzakereler askıya alınmış durumda.

AB seyahat listesini güncelledi: Türkiye hâlâ yasaklı

medyabold
Devamını Oku »

Plajlarda korona riski artıyor!

Kurban Bayramı ile birçok kişi sahil bölgelerine yöneldi. Halka açık sahillerde sosyal mesafe koymanın zorluğuna işaret eden Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, “Deniz ve havuzdan virüs bulaşması zor ancak 2 kişi 1,5 metreyi dikkate almadan birbirine yaklaşırsa ve biri virüs taşıyorsa açık havada da bulaşır” dedi.

BOLD – Sıcak havaların etkisi ve Kurban Bayramı vesilesiyle azımsanmayacak sayıda vatandaş koronavirüs tehdidine rağmen deniz kıyılarını doldurdu. Özel plajlarda sosyal mesafe, hijyen ve maske tedbirleri uygulanırken, halk plajlarındaki önlemlerin kimilerince ihlal ettiği gözlendi.

İSTİKLAL CADDESİ VEYA KORDON’DAN FARKLI DEĞİL

Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ceyhan da tabloya işaretle “Özellikle öğleden sonra gelenler daracık sahillerde denize girmeye çalışıyor. Bunun için maske takılması ve mesafeye dikkat edilmesi dışında alabilecek çok bir tedbir yok” dedi. Tatil beldelerindeki tahminin ötesinde yoğunluğa dikkat çekerek “Tatildeki risk, İstanbul İstiklal Caddesi’nde ya da İzmir Kordon’da yürürken aldığınızdan farklı değil. Tatile arabası ile gidenler olduğu gibi toplu taşımayla gidenler oluyor. Bu sorun yaratabilir. Deniz ve havuza girmekten çok büyük korkumuz yok. Esas korkumuz mesafenin korunamaması, maske takılamaması nedeniyle virüsün solunumla bulaşması. Deniz ve havuz suyundan virüs bulaştığıyla ilgili de veri yok” ifadelerini kullandı.

KAPALI ORTAMDA TEHLİKE 19 KAT DAHA FAZLA

Prof. Dr. Ceyhan, denize girilen yerlerdeki ortak kullanım alanlarıyla ilgili de şunları söyledi: “Soyunma odaları, ortak tuvaletlerin muslukları, kapı kolları dışında ayrıca risk söz konusu değil. Açık havada risk daha düşük. Kapalı ortamda açık havadakinden yaklaşık 19 kat fazla. Ama şunu unutmamalıyız; iki kişi sosyal mesafeyi korumayarak yani 1,5 metre mesafeyi dikkate almadan birbirine yaklaşırsa, biri virüs taşıyorsa bu açık havada diğerine bulaşır. Nitekim bunun en iyi örneği asker uğurlama törenleridir. Bu törenler açık havada olmasına rağmen Türkiye’de bu nedenle çok sayıda salgın çıktı. Demek ki deniz kenarında denize eğer kalabalık yerde girersek yine bulaşma riski var” diye konuştu.

Ali Erbaş, Ayasofya’daki bayram hutbesine yine kılıçla çıktı

medyabold
Devamını Oku »

Rumlar, Putin’den Türkiye’nin sondaj çalışmaları konusunda yardım istedi

Güney Kıbrıs Rum lideri Nikos Anastasiadis, Rusya lideri Vladimir Putin’le görüşerek Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj çalışmaları konusunda yardım istedi.

BOLD – Güney Kıbrıs Rum lideri Nikos Anastasiadis, Doğu Akdeniz’de Türkiye ile yaşanan sondaj geriliminin düşürülmesi için, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’den yardım istedi.

Güney Kıbrıs Hükümet Sözcüsü Kiryakos Koushos, Anastasiadis’in telefonda görüştüğü Putin’den, Türkiye ile süren gerilimde “kişisel olarak devreye girmesini” istediğini açıkladı.

Rum liderin, Putin’den, “Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de hukuka aykırı eylemlerine son vermesi  için ikna etmesini” istediğini söyleyen Koushos, bunun üzerine Putin’in de “gerilimin düşürülmesi için devreye gireceğini” ve konuyu AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşeceği sözünü verdiğini kaydetti.

Güney Kıbrıs Hükümet Sözcüsü Kiryakos Koushos

Sözcü Koushos, “Putin, Doğu Akdeniz’deki gelişmeleri büyük bir endişeyle takip ettiğini ve her zaman farklılıkların uluslararası hukuk ilkeleri zemininde yürütülecek müzakereler yoluyla çözümlenmesine destek verdiğini aktardı” diye konuştu.

Türkiye’nin Salı günü yeni bir Navtex (denizcilere uyarı) bildiriminde bulunarak, Barbaros Hayreddin Paşa gemisinin, Kıbrıs’ın güneydoğusundaki tartışmalı bölgede sismik araştırmalar yapacağını duyurması, Rumların tepkisine yol açtı.

AB’DEN TEPKİ

Kıbrıs açıklarındaki sondaj faaliyetleri nedeniyle Türk Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO) iki yöneticisini Şubat ayında yaptırım listesine alan AB, bugün de Türkiye’ye sert eleştiriler yöneltti.

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in sözcüsü Perşembe günü yaptığı açıklamada, “olumsuz gelişme” olarak değerlendirdiği Türkiye’nin sismik araştırma faaliyetlerinin ayrıca bölgedeki gerilimin düşürülmesine yardımcı olmadığını da sözlerine ekledi.

“SONUNA KADAR DEVAM EDECEĞİZ”

Bu arada AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kurban Bayramı dolayısıyla yayınladığı mesajda, Türkiye’nin Ege ve Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerinden geri adım atmayacağını söyledi.

Erdoğan, “Doğu Akdeniz ve Ege’deki haklarımızı korumak için başlattığımız çalışmaları sonuna kadar devam ettireceğiz” dedi.

AB seyahat listesini güncelledi: Türkiye hâlâ yasaklı

medyabold
Devamını Oku »