2 Mart 2019 Cumartesi

Ailesinin gözleri önünde kaçırılan Salim Zeybek’in eşi yaşananları anlattı

KHK’lı Salim Zeybek iki çocuğu ve eşinin gözü önünde kaçırıldı. Silahlar ateşlendi, iki çocuğuyla Betül Zeybek alıkonuldu.
Betül Zeybek dehşet verici süreci Medyabold.com’a anlattı
KHK’yla ihraç edilen Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) uzmanı Salim Zeybek 21 Şubat’ta ailesinin gözleri önünde sivil giyimli, silahlı ve kendilerini “devlet” olarak tanıtan ekipler tarafından kaçırıldı. O günden beri kendisinden haber alınamıyor.
Gözaltında kaybedilen diğer 23 kişiden farklı olarak Salim Zeybek, eşi ve çocuklarının bakışları arasında kaçırıldı.
KHK’lı Edebiyat öğretmeni Betül Zeybek, eşinin kaçırılışına çocuklarıyla birlikte şahit olduğu, kaçıran araçların plakaları dahil bilgilerini gördüğü halde günlerdir başvurduğu Savcılık ve Emniyet’ten hiçbir cevap alamıyor.
“ATEŞ AÇARAK ETRAFIMIZI ÇEVİRDİLER”
Betül Zeybek’le, silahlı ekiplerin ateş açtığı o anlar, sonrasında yasa dışı biçimde özgürlüğünden mahrum bırakılması ve eşinin kaçırılması dahil tüm dehşeti konuştuk:
“Aracımızla Edirne’ye doğru seyahat ederken bizi bir aracın takip ettiğini farkettik. Biz durunca duruyor, biz hareket edince hareket ediyordu. Tabi bir süre sonra panik olduk. Resmi bir araç olduğuna ilişkin hiçbir işaret yoktu. Bu araçtan kurtulmaya çalışırken kaza yaptık.
Kazanın ardından, araçtan inerek yolun yanındaki su kanalından kenara geçmeye çalıştık. Bu sırada eşim bir çocuğu ben diğerini almıştım. Bir anda silah sesleri duymaya başladık. Arkam dönüktü bize mi havaya mı ateş ediyorlar göremedim. Ama çok yakınımızdan ateş ediyorlardı.
Çocuklar var ateş etmeyin, silahımız yok diye bağırmaya başladım. Olduğumuz yerde kala kaldık. Çocuklar bağırıyor, ben bağırıyorum, korkunç bir ortam oluştu. Etrafımızı sardılar, eşime bağırarak yere yatmasını istediler. Yüzüstü yere yattı. Sonra bizi birbirimizden ayırdılar, eşimi bir araca bindirip götürdüler. Çocuklarımla benim etrafımı sarıp bekletmeye başladılar.”
 
“ANNE BİZİ ÖLDÜRECEKLER Mİ”
Eşinin götürülmesinden bir süre sonra kendilerinin de Dacia Duster marka bir araca bindirildiklerini anlatan Betül Zeybek, silah sesleri, babalarının yere yatırılıp kelepçelenerek götürülmesi, silahlı kişilerce etraflarının çevrilmesiyle 8 ve 6 yaşındaki iki çocuğunun dehşet içerisinde kaldıklarını anlatıyor:
“Bizi bindirdikleri arabadakilerden biri kapşonunu yüzüne çekmişti, yüzünü hiç göstermiyordu. Diğeri silahını bir an olsun elinden bırakmadı. Burnu kaşınsa silahıyla kaşıyordu. 6 yaşındaki kızım ‘Anne bizi öldürecekler mi’ dedi. Çocukları sakinleştirmeye çalışıyordum, bir yandan da kendimi toparlamaya uğraşıyordum. Eşimle ilgili sorularıma sadece ‘Emniyete götürüyoruz’ cevabını verdiler.”
Betül Zeybek’e kendilerinin de Edirne Emniyeti’ne götürüleceği söylenir ancak ardından İstanbul Emniyeti’ne teslim edilecekleri bilgisi verilir. Fakat ikisi de gerçekleşmez. Araç değiştiren ekipler Betül Zeybek’in saatler boyu tuvalete gitmesine bile izin vermezler:
“Sürekli ‘Biz devletiz’ diyerek korkutmaya çalışıyorlardı. Çocukların tuvaletleri geldi, yol kenarında yaptırmak zorunda kaldım. Araçta iki erkek sivil vardı ve benim benzinliğe tuvalete gitmeme izin vermediler. Yol kenarında yapmamı istediler. Buna çok sinirlendim. O şekilde ertesi gün sabaha kadar beklemek zorunda kaldım.”
“İÇLERİNDEN BİRİ KİMLİK GÖSTERDİ”
 
Kocasının kaçırıldığı noktada uzun süre bekletilen Betül Zeybek’i alıkoyanlar kendilerini ‘devlet’ olarak tanıtırlar ancak birbirlerine hitap ederken birkaç kez “komserim” kelimesi kullanılır:
“Beklerken yanımıza yanımıza sivil giyimli biri geldi. Buraya nasıl geldiğimizi sordu. Ben de ‘görmedin mi aracımız orada kazalı halde’ dedim. Kendisinin yeni geldiğini, yoldan geçerken olaya müdahil olduğunu, olayı anlamaya çalıştığını söyledi. Görevini sorunca kimliğini çıkarıp gösterdi. Polis kimliğiydi. Kocamı kaçıranlarla ilgili gösterilen tek resmi evrak buydu. Bir de sonradan gelen resmi kıyafetli üç jandarma”
SÜREKLİ TELEFON GÖRÜŞMELERİ
Eşlerini götüren ve kendilerini alıkoyan polislerin sürekli telefonla konuştuklarını anlatan Betül Zeybek, bir ara telefonda “O komada” tanımının kullanıldığını belirtti:
“Telefon çaldığı an güvenli ya da değil arabayı durdurup dışarı çıkıyorlardı. Benim yanımda telefonla konuşmamaya çalıştılar. Bir seferinde telefonda  ‘Komada komada O’ dediler. Bunun ne olduğunu eşimin başına bir iş mi geldiğini sordum ama ‘yok ondan bahsetmiyor, başka bir şeyden bahsediyor’ dediler. Aralarında şifreli bir konuşma mı diye düşündüm.
Bu arada saatler geçti, hava karardı. İstanbul sınırında siyah camlı bir araç bizi bekliyordu yol kenarında karanlıkta. Yeni aracın arkasında bir kişi plakayı görmeyeyim diye bacaklarını siper etmiş şekilde bekliyordu. Oğlum bile ‘anne bu polis arabasına benzemiyor’ dedi korkarak. 55-60 yaşlarında iki kişi öne, 25 yaşlarında seyrek bıyıklı genç biri de arkaya oturdu. Gece olmasına rağmen aracın güneşlikleri inikti. Öndeki kişiler arkadakine zaman zaman ‘komiserim’ diye hitap ediyorlardı. Bir kere de telefonda karşıdakine ‘komiserim’ diye hitap ettiklerini duymuştum.
Kumburgaz’da tenha bir yerde durduk. Önce bizi İstanbul’da bir yere bırakacaklarını söylediler. Sonra fikirlerini değiştirdiler. Yol boyunca ara ara duruyorduk. Müziğin sesini açıp dikkatimi dağıtmaya çalışıyorlardı, önüme bakmamı söylüyorlardı, bu sırada bağajın açılıp kapandığı sesini duyuyordum, ardından aracın önüne geçip bir şeyler yapıyordu. Sonradan sürekli ön plakayı değiştirdiklerini anladım.”
“BİZ DEVLETİZ SAKIN SAVCIYA EMNİYETE GİTME”
 
Betül Zeybek, ikinci bindikleri araçta arkada yanlarına oturan kişinin sürekli, “Biz devletiz, sizi bıraktıktan sonra sakın Emniyet’e, savcılığa gitme” dendiğini anlatıyor. Bunun bir tehdit mi olduğu sorusuna ise aldığı cevap; “Sen tehdit nedir görmemişsin” olur.
“KOCAMLA TELEFONDA SON GÖRÜŞMEM”
Betül Zeybek’i alıkoyan kişiler önce Edirne Emniyeti’ne ardından İstanbul Emniyeti’ne teslim edeceklerini söyleseler de sonunda rota Ankara olarak değişir. Yolda, bir süre sonra ‘telefonla eşinle görüştüreceğiz’ denir. Bu eşiyle son görüşmesi olur. Salim Zeybek konuşmaya “ağlama” diye başlar, çocuklar o sırada uyuyordur. Ardından kısa görüşme şöyle devam eder:
Salim Zeybek: Ben iyiyim, rica ettim sizi otogara bırakacaklar. Ankara’ya gidin, hayatınıza normal devam edin.
Betül Zeybek: Üzülmeyelim diye iyiyim diyorsun. Artık hayatımıza nasıl normal devam edebileceğiz. Bana ‘Emniyet’e gitme’ diyorlar.
Sessizlik….
Salim Zeybek: E gitme sen de o zaman.
“SON KEZ TEKRAR EDİYORUZ SAVCILIĞA DA EMNİYETE DE GİTMEYECEKSİN”
Betül Zeybek’in eşinden alabildiği son haber bu görüşmeydi. Arabadaki genç sivilin iPhone marka telefonundan yapılan görüşme hoparlör açık biçimde ve numara görünmesin diye ekranın arkası dönük şekilde yapılır.
Ardından Betül Zeybek, Ankara’da yaşadığı eve çok yakın bir noktada sabaha karşı 05:10’da bırakılır. Ankara’ya girdikleri andan itibaren önlerine trafiği aça aça giden hatchback bir aracın eskortluk yapmaya başladığını söyleyen Betül Zeybek, araç durdurulduktan sonra “Son kez tekrar ediyoruz,  savcılığa da emniyete de gitmeyeceksin” denerek tekrar tehdit edildiğini belirtiyor.
Bir süre bu sözlerin etkisinde kalan Betül Zeybek, eşinden haber alamayınca ulaşabildiği bütün yetkili mercilere başvurmaya ve sosyal medyadan sesini duyurmaya karar verir.
“HER YERE BAŞVURDUM”
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara Emniyeti, Birleşmiş Milletler, İnsan Hakları Derneği dahil her yere başvuran Betül Zeybek, son üç yılda artan devlet eliyle insan kaçırmalara ailesiyle birlikte şahit olan tek isim.
Yaşadığı dehşete rağmen Betül Zeybek, için mücadele etmekten geri durmayacağını söylüyor.
“Her yere başvurdum, kocamı yargılayabilirler ama bunu yasal çerçevede, yasal mercilerde yapmalılar. Kocamı kaçırdılar ve buna şahidim, kocamın nerede olduğunu söylemeliler. Onu ismi gibi salim biçimde geri istiyorum.”
GÜNLERDİR HABER YOK
Salim Zeybek, 21 Şubat 2019’da Edirne’de eşi ve çocuklarının gözleri önünde kendilerini devlet görevlisi olarak tanıtan kişiler tarafından kaçırıldı. Avukatı ve ailesinin yaptığı başvurularda Savcılık ve Emniyet gözaltında olduğu bilgisini doğrulamadı.
Salim Zeybek, son üç yılda Hizmet Hareketi’yle ilişkili oldukları gerekçesiyle kaçırılan 24. kişi. Kaçırılanlardan bazılarından üç yıldır haber alınamıyor. Bazıları ise aylar sonra ağır işkencelerden geçirilmiş biçimde Ankara Emniyeti’ne teslim edildi. Sağ kalanlar kendilerini kaçıran ve işkence eden kişilerin MİT personeli olduğunu belirtiyor.
shaber


Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/03/03/ailesinin-gozleri-onunde-kacirilan-salim-zeybekin-esi-yasananlari-anlatti/
Devamını Oku »

Masum ve Mağdurların Sesini Duyun

T.C. Kanunlarına göre kurulmuş resmi hiç bir eksiği olmayan, müfettişler tarafından sürekli denetlenen bir eğitim şirketinde çalışıyordum. Tek amacımız evrensel değerlere saygılı, kin nefret ve ayrımcılığa karşı, globalleşen dünyaya entegre olabilecek bireyler yetiştirmekti.

Ramazan Bayramı vesilesiyle ailemi ziyarete gitmiştim. Aynı zamanda hasta ve yaşlı olan babamın tedavisinde yardımcı olacaktım. Babamı hastaneye yatırdım. Kronik rahatsızlıkları vardı. Ben babamın hastalıkları ile meşgul olurken birilerinin Allah’ın lütfu olarak gördüğü 15 Temmuz MENFUR ve MEL’UN sözde darbe girişimi oldu. 30 Temmuz’da da babam vefat etti.

Ben cenaze ve taziye ile meşguldüm. Yaşlı annemin yeni hayatına alışmasına yardımcı olmaya çalışıyordum. Çalıştığım ilçeden arkadaşım aradı. Aldığım haberle babamı kaybetmenin acısını yaşarken ikinci bir şok yaşadım.

Çalıştığım şirket KHK ile kapatılmış, şirket ortakları tutuklanmış, Ben ve çalışma arkadaşlarım ise işsiz kalmıştık. Çocuklarımın da okulu kapatılmış, öğretmen ve arkadaşlarından koparılmıştı.

40 yılı aşan hayatımda Emniyette işim olmadı. Tabir yerindeyse adliyenin önünden geçmedim. Hakkımda ne ile suçlandığımı bilmeden polisler evimi bastı.

Konut dokunulmazlığı, özel mülk mahremiyeti yok sayıldı. Arama usulleri göz ardı edildi. Piyasada satılan ve ilahiyatçı birisinde bulunması gereken bazı dini kitaplara suç delili diye el konuldu. Hakkımda yakalama ve gözaltı kararı çıkarıldı.

Küçük bir ilçedeydik. Bundan dolayı da hakkımızda hüküm verildi. Birdenbire uydurulan silahlı terör örgütü üyesi oluvermiştik. Ben yanında bıçak bile taşımayan birisiydim. Silahı askerde elime almıştım.

Adil yargılanmanın olmadığı, avukatların savunma yapmaktan çekindiği, savunmayı kabul edenlerin yüksek ücretler talep ettiği, baronun gönderdiği avukatların göstermelik savunma yaptığı, gözaltı süresinin bir aya çıktığı, gözaltı süresince kapalı spor salonlarında bekletildiği, insanca muamelenin yapılmadığı, bay bayan yetersiz yatak ve lavaboların olduğu aynı mekanda bekletildiği kamuoyunda duyulmakta ve bilinmektedir.

80 yaşındaki insanların, bakıma muhtaç hastaların, hastalığının ileri dönemindeki kanser hastalarının dahi tutuklandığı, şeker hastalarının olmazsa olmaz ilaçlarının verilmediği,10 kişilik koğuşlarda 25 kişinin kaldığı, yetersiz yatak olduğu, yatakların dönüşümlü kullanıldığı ve buna benzer birçok keyfiliğin yaşandığı tutuklu yakınları tarafından medyada gündeme getirilmiştir.

Cezaevlerinde ölüm olayları arttı. Ve bu ölümler intihar olarak açıklandı. Bu nefret operasyonu o derece ileri gitti. Ceza evlerinde yer kalmadı. Adi suçlardan yatan 38.000 civarı mahkum serbest bırakıldı. Böylece yeni tutuklanacak muhaliflere yer acildi. Bu dünya basınına da yansıdı.

Ben ise böyle bir ortamda başıma neler gelebileceğini bilemediğim için uzun bir süreden beri ailemden ve yakınlarımdan ayrıyım. Çaresiz bir şekilde ülkemdeki hayatın normalleşmesini beklemekteyim.

Bu arada eşim birilerinin iftirası üzerine gözaltına alındı. Denetimli serbestlik yasasıyla serbest bırakıldı. Haftada iki gün karakolda imza atıyor. Buna sevinir olduk. Ben durumumdan dolayı bir yerde çalışamıyorum. Eşim ve 3 çocuğum kapının zili her çaldığında acaba polisler mi geldi endişesi taşıyor. Psikolojileri bozuldu. Başkalarının yardımıyla hayatlarını devam ettirmeye çalışıyor.

Ülkemizde sesimizi duyacak kimse kalmadı. İç hukuk süresi çok uzun. Olağanüstü hal ile keyfilik her zamankinden daha fazla.

Olanlardan haberdar olmanız için Mağduriyetimizi size iletiyoruz.

LÜTFEN SESİMİZİ DUYUN!!!



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/03/03/masum-ve-magdurlarin-sesini-duyun/
Devamını Oku »

Parasızlıktan Eşimi Ziyarete Gidemiyorum

Ailemin 3 çocuğundan en büyüğüyüm. Adıyamanlı sıradan bir çiftçi bir ailenin çocuğuyum. Üniversite bitiren tek çocuğuyum. 1998 üniversiteyi Manisa’da kazanınca kalacak yer konusunda özel bir yurtta kaldım. Üniversiteyi bitirince birkaç özel kurumda çalıştım.

2006 yılında evlilik yaptım, şuan iki tane çocuğum var bir kız bir erkek, eşim ise özel bir dernekte sekreterlik yapıyordu. Bu derneğe ise bağlı olduğu konfederasyon, yani çatı merkezi, bugünkü Cumhurbaşkanından Başbakana kadar milletvekili ve belediye başkanlarına kadar hep takdir teşekkürlerini sunuyorlardı.
Ne olduysa dernek 17 ve 25 Aralık yolsuzluk operasyonlarından sonra terör örgütü listesine girdi. Bir de bu yetmezmiş gibi 15 Temmuzdan sonra cadı avına dönüştü ve eşim daha önce çalıştığı işyerinden dolayı tutuklanıp hapse gönderildi. Ben şimdi eşimin ailesi yanında duruyorum Adıyaman’da. Eşim Manisa’da cezaevinde. Parasızlıktan ziyaretine dahi gidemiyoruz.
Avukat tutmak istiyoruz, hepsi cesaret edemiyor, cesaretli olanda fahiş fiyat istiyor. Ne yapalım sesimizi duyan yok, durumumuz içler acısı. Çocuklarım babalarını soruyor söyleyecek bir şey bulamıyorum. Eşimin ne ile suçlandığını dahi bilemiyoruz. Yasadığımız bu ülkede sesimiz duyacak kimse yok ancak böyle mail göndermekle sesimiz duyurmaya çalışıyoruz.



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/03/03/parasizliktan-esimi-ziyarete-gidemiyorum/
Devamını Oku »

Hakkımda Şikayet Varmış…

Ben 30 yaşında bir öğretmenim, daha doğrusu öğretmen adayıyım. Daha öğretmen olamadım ve 2 yıldır işsizim. Ailemin maddi yardımıyla geçimimi sağlıyordum. Birçok yere ücretli öğretmenliğe başvurdum ama çıkmadı. Yaklaşık 1 yıl önce evlenmiştim eşimle ve işsizlikten ayrılma noktasına geldik artık ve en sonunda boşandık.

Yaşamımı artık ailemle beraber geçiriyordum ve onların yanına taşındım. Yolculuk yaptığım bir esnada gözaltına alındım ne olduğu hiçbir şey söylemeden beni nezarethaneye attılar. 13 gün boyunca nezarethanede kaldım. Kimse doğru düzgün ilgilenmedi 15 saat boyunca gıda olarak hiç bir şey vermediler. Çünkü bana hain gözüyle bakıyorlardı. Sanki bu vatanın evladı değilim.

Neden dolayı alındım diye sorduğumda ise hakkımda şikayet varmış, tek bildiğim bu başka hiçbir şey söylemediler.

13. Günün sonunda ise denetimli serbestlik verildi. Orman kanunlarının uygulandığı bu yerde bizi duyun.



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/03/03/hakkimda-sikayet-varmis/
Devamını Oku »

Eşim ve İki Aylık Oğlum Cezaevinde

İki aylık oğlum ve eşimle huzurlu bir hayatımız vardı, oğlumuzun doğuşuyla hayatımız daha da renklenmişti. Çalıştığım okulun kapanmasıyla sıkıntılarımız başladı, işsiz kaldım. Bir süre iş bulamadım, ailelere bir şey demeden bir süre idare ettik. Sonra baktık olacak gibi değil bir kaç hafta kalmak için eşimin ailesinin yanına gittik. Paramız yoktu ama oğlumun sesini duymak her şeyi unutturuyordu.

Sabah eşimin telefonunun acı acı çalmasıyla uyandık, emniyetten arıyorlardı. Eve gelmişler, bulamayınca telefonla aramışlar, eşime emniyete gidip ifade vermesi gerektiğini yoksa kaçak duruma düşeceğini söylediler. Telefondaki kişi çok sertti, şaşırıp kaldık, nedenini dahi söylemediler. Apar topar hazırlandık, oğlanı evde bırakıp gidecektik. Nasıl olsa hemen geliriz diye düşündük. Dışarı çıkarken eşim oğluna baktı, kokusunu çekti, gözleri doldu, neden bilmiyorum içim acıyor dedi ve öylece çıktık, evden emniyete gittik.

Eşimi içeri aldılar, ben dışarda kaldım. Aradan çok geçmeden bir polis memuru geldi eşimin gözaltına alındığını, bir sürede görüşemeyeceğimi söylediler. Eşimi orda bırakıp oğlumun yanına döndüm, kucağıma aldığımda oğlumun gözlerine bakamadım.

Aradan bir kaç gün geçince eşimin tutuklandığını söylediler. Suçu ise üniversite yıllarında bir derneğe üye olmak olduğunu söylediler, o an sanki hayat dondu, oğlumu da annesinin yanına verdik. 3 aydır ayrıyız, oğlum 5 aylık oldu. Ona ayda bir dokunabiliyorum. Camın arkasından görüyorum onu, ilk gülüşünü göremedim, sabahları onun sesine uyanamadım, geceleri uykusuz kalamadım onun için. Şu an tek isteğim eskisi bir arada olmak, gitmediğim avukat kalmadı ama hiçbiri bu davayı almak istemedi. Çaresizce bekliyoruz şu an…

 



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/03/03/esim-ve-iki-aylik-oglum-cezaevinde/
Devamını Oku »

Eşim Rehin Alındı

İyi günler, Türkiye nasıl bir sıkıntılı dönemeçten geçiyor bilgi vermek, durumu gözler önüne sermek için bu mektubu kaleme alıyorum.

6 yıllık evli 3,5 yaşında erkek çocuğu olan bir baba ve aile reisiyim. İsmimi Türkiye’deki özgürlük hakları hukukla alakalı olmadığı için vermek istemiyorum. 15 Temmuzdan önce bir üniversitede çalışıyordum. 22 Temmuzda işten atıldım işsiz kaldım. Hiçbir şeyden haberimiz olmadığı halde bizi işten attılar. Sonrasında bir üniversitede çalışmanın verdiği bir statü ile dışarda birisinin emrinde çalışmak zor geldi. Bir müddet bekledim. İş başvurusu dahi yapamadım. Öyle bir psikolojik yıkım oldu ki boşluğa düştüm.

Takım elbisemle, sabahları servisle gittiğim, akşam servisle geldiğim işimden bir gecede sokağa atıldım. Daha sonra bu internette kariyer.net gibi iş ilan sitelerinde iş aradım. Bazı yerlerlerle görüştüm, çağırdılar. AVM’de yemek yapan bir iş yeri ile görüştüm, “hocam siz bizim çalışanlar için hatta benim için bile kalifiye elemansınız bizim çalışanların en iyisi lise mezunu zorunuza gider hem sizi işe alamayız, bizim işyerini de kapatırlar” dedi.

Daha sonrasında yine yemek firmaları, call center gibi veya kendi mesleğimle alakalı işlere başvurdum. Her defasında kibarca gönderildim. Bir tanıdığım bir iş var dedi. Gittiğimde marangoz işi olduğunu öğrendim, kereste kesme işiymiş. Şimdiye kadar öğrencilerle beraber olan birisi olarak kereste kesmeye de razı idim ama iş yeri bana sigortasız çalıştırabileceğini söyledi. Benim de kereste kesmeye kabiliyetim, yeteneğim olmadığı için işi kabul edemedim.

Sonradan işsizlik ödeneği çıktı ve biraz aileden biraz arkadaşlarımdan biraz işsizlik maaşı derken kıt kanat geçinmeye çalışırken 28 Ekim gecesi evime polisler geldi. Ben evde yoktum. Evimde arama yaptılar.

Bir ihbarla geldik demişler eşime. Eşim kim ihbar etti deyince savcıyı aramışlar. Onunda telefonunda sıkıntı var demişler. Eşimden yarım saat boyunca benim ve kendi telefon numarasını istemişler. En sonunda verince numaraları işte bu numarada sıkıntı var demişler. Ne için geldiklerini, TC kimlik numaramı bile bilmeyen 11 polis, yaklaşık 3 saat boyunca arama yapıp pasaportumu, eşimin telefonunu ve birde mp3 player alıp gitmişler. O gece eve uğrayamadım.

3 gün boyunca evde kalmadık. Çocuk çok etkilenmiş şok geçirmiş. Ne için gelmişler, ne bulacaklardı belli olmayan bir operasyon gerçekleşmekteydi. Benim ve ailem hakkında tek bildikleri isim ve soy ismim olduğunu anladık. Bu olayın öncesinde bir gün önce kurye kılığı ile polis adres teyidi yapmış. Hatta vodafone hattı kullanıyorum, hat eşimin adına, 3 hafta içerisinde bu hattı kullandığımı 3 ya da 4 defa arayarak teyit ettiler.

Eşime polisler çıkarken eşin gelmezse seni alırız, hat senin adına çünkü demişlerdi. Hani nerde kaldı evrensel hukuk kuralları, suçun şahsiliği ilkesi? Bu olaylardan sonra 3 günün arkasına eşimi eve bıraktım gidecek yeri yoktu. Ben ondan sonra evimde kalamadım. Ailemi çağırdım eşime göz kulak olsun diye. Toplumda öyle bir algı oluşturulmuş ki, öyle bir yıkım var ki, kendi aileme, öz anne babama kendimi anlatmakta zorlandım. Teslim olmak çare değil, çünkü hiç bir suçu olmadığı için arkadaşlarım 6 aydır mahkemeye bile çıkarılmadı hapishanede yatmaktalar. 14 Aralık sabah saat 06 ya kadar her şey bir nebzede olsa iyi gibiydi.

Bu arada da polisler gelip eşimi tehdit ettiler. Eşin nerde dediler. Kapıcı, ev sahibi, apartman yöneticisi hepsinden benim hakkımda bilgi almak için kapılarını çalmışlar ama o sabah 14 Aralık sabahı ben teslim olmadığım için eşim hakkında gözaltı kararı çıkarıp, evimizi tekrardan arayıp eşimi terörle mücadeleye götürmüşler.

Oğlumla beraber alıp götürmüşler. Henüz 3,5 yaşında ama bu yaşında bu hadiseleri yaşaması gerekiyor muydu? Bilemiyorum ama 15 Temmuzdan önce evinden işine giden bir TC vatandaşıydım. Darbeye teşebbüsüm mü olmuş, bir delili var mı? Yok. Ama bu ülkede deliller önemli değil.

Çünkü bir gecede 100 binler işsiz kalmış. 14 Aralıktan 16 Aralığa kadar eşimden haber alamadım. Çünkü ben de arandığım için asıl amaçları ben olduğum için gidemedim. Eşimin bir durumu yok. Nasıl olsa benim için geldiklerinden, nasıl olsa beni tutuklamak istedikleri için eşimi bırakırlar dedim. Babamı ve kayınpederimi çağırdım. Bulunduğum ile terörle mücadele şubeye götürdüm gelir gelmez.

Nasıl olduklarını öğrenmem gerekiyordu. Çünkü orda türlü işkencelerin hatta ölümlerin olduğu haberlerini sosyal medyadan duyuyordum. Eşim ve çocuğum için endişeli idim. Tem şubede babamlara ilk önce görüştürmediler. Çocuğa ve kadına elbise getirin elbiseleri yok demiş azarlamışlar göndermişler. Öğleden sonra elbiseleri alıp tem şubeye götürdüler. Kayınpederle çocuğu zorla görüştürmüşler. Eşimde kapıdan bakmış sadece o kadar.

O günün akşamına gelin torununuzu alın demişler. Sabah erkenden gittik yine ben dışarda, baba ve kayınpeder içerde. Birde baktım babamı almamışlar içeriye. Kayınpederle özel görüşmüşler. Yaklaşık 3 saat kaldı içerde. Savcı, avukat beraber işbirliği içerisinde beni yakalamak için, kayınpederde onlarla beraber. Çocuğu alıp gelmiş. Ben uzaktan takip ettim ki yakalanmayayım diye. Eşim bir mektup yazmış. Mektupta çocukla ve ilaçları ile ilgili kısımları duruyor. Bazı yerlerini karalamışlar.

Bu arada benim oğlum ateşli havale hastası, eşimin de kalp kapağında açıklık var. Oğlum en son haziran ayında 4. havalesini geçirdi. Nörolojik ve psikolojik testlerini yaptırdık bir sıkıntı çıkmamıştı. Şimdi onların sağlık durumları da beni endişelendiriyor. Konudan kopmadan devam edeyim.

Çocuğu aldığımızda saat 13.00 dü. Babamı saat 15.00’te aramışlar; gelininiz tutuklandı, Şakran Cezaevine gönderiliyor, ihtiyaçlarını hazırlar cezaevine götürürsünüz dediler. O gün çocukla babam bizim eve gittiler, ben yine evime gidemiyordum.

Kayınpederde benim arkamdan benim yakalanmam için uğraşıyordu. Kızı girdi ya içeri ben girince serbest kalacağını sanıyordu. Ertesi gün ayın 17 si babamı aradım, baba oğlumu çok özledim. Çocuğu annesine verelim ama bir gece bende kalsın dedim. İkinci defa aradığımda kayınpeder, “alamazsın, avukat alamaz suç işler” dedi. Vasi annesinde, babası kayıp diyor. Oğlumu yanıma bir geceliğine dahi alamadım. Oğluma hasret bıraktılar. Bu olayın gecesine kayınpeder kavga etmiş, babam da can güvenliğim yok demiş polisler gelmiş.

3.5 yaşındaki oğlum, iki dedesi ile tekrardan nezarete gitmiş. Sonraki gün Aliağa Şakran Cezaevini aradım. Eşimi soruyorum ama haber alamıyorum. 17 Aralıkta babamları nezarete götürdükleri gece, bazı haber sitelerinde ismim ve fotoğrafım paylaşıldı. Hakkımda iddianame bile mevcut değilken haber sitelerinde ilk defa duyduğum bir tabirle mahrem imam olarak adlandırıldım. Bazı TV kanalarında ismimin verildiğini duydum. 18 Aralık tarihinde kayınpeder ve babam çocuğu eşime Aliağa Şakran Kapalı Kadın Cezaevine götürdüler.

Türkiye’de tutuklananların bazılarının çocukları, bir bahane ile çocuk esirgeme yurtlarına verdiler. Bari annesinin yanında daha güvende olur diye, gözümden sakındığım çocuğumun cezaevine konmasına sevindim.

Siz bilir misiniz oğlunu koklayamadan, öpemeden bir meçhule gitmesini bile izleyememenin ne kadar ağır bir şey olduğunu.

Siz bilir misiniz eşine sevdiğim merak etme suçsuzsun, çıkacaksın bile diyememenin ne kadar ağır bir şey olduğunu. Acaba oğlumun oyuncağı var mı? Eşim kıyafet aldı mı? Çocuğum yine havale geçirirse ne olur?

Eşim kalp hastalığı, daha da kötüleşirse benim yüzümden diye düşünmenin ne kadar zor olduğunu bir düşünün. Şimdi soruyorum sizlere hani suçun şahsiliği vardı? Hani mektup yazma hakkı vardı?

Tarih 28 Aralık, baronun atadığı avukat, kayınpederle ve savcıyla işbirliği yapıp, babama eşimin suçlaması, tutuklu yargılanmasına sebep olan gerekçeyi vermedi. Şuan Türkiye’de çok enteresan şeyler oluyor. Hukuk rafa kalkmış; üstünlerin hukuku, tek adam hukuku var maalesef. Ben sosyoloji bölümü okudum, aile danışmanıyım. Eğitim hayatım demokrasi, hukukun üstünlüğü, vicdan, evrensel ahlak ve evrensel hukuk ilkelerini hatta bunların tarihini antik döneme kadar okumuş birisiyim. Ben nasıl olurda darbenin değil içinizde olmak, tarafında bulunabilirim. 28 Nisan e-muhtırasında sınav günüydü. Orada soru kağıdında e-muhtıranın karşıtı bir şeyler yazdığım için dersten kalan birisiyim.

Hayatım boyunca darbenin karşısında durdum, bundan sonrada öyle olacak. Suçsuzluğumu, eşimin esir edilişini ve memleketimdeki bunca masumun feryadını duyurmaktı niyetim.



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/03/03/esim-rehin-alindi/
Devamını Oku »

Bu Korku İle Nereye Kadar…

Ben İŞKUR’da çalışan, kendi halinde bir devlet memuruydum. Evliyim ve bir çocuğum var.

15 Temmuz 2016 sonrası Türkiye’sinde; bir sendikaya üye olduğum için memuriyetten atıldım. Bahsi geçen sendika, aktif-sen. Bu sendika, devletin tüm yetkili kurumlarından gerekli tüm izinleri almış. Faaliyet gösterdiği süre içinde, yasalara aykırı hiçbir faaliyetine de rastlanmamış. Cadı avı kapsamında yasaklılar listesine girmiş.

Ben de bu sendikaya üye olduğundan, “ terör örgütüne ait sendika üyeliği” gerekçesiyle memuriyetten atıldım. İşin garip tarafı hem terör gerekçesiyle memuriyetten atıp hem de hiçbir soruşturma başlatılmaması. Eğer teröristsem neden hakkımda bir soruşturma yok? Eğer terörist değilsem neden memuriyetten atıldım?

Memuriyet hayatımda hiçbir usulsüz iş olmadı. Hakkımda, devlet aleyhinde herhangi bir beyanatta dahi bulunduğuna kimse şahit olmamış. Terör gerekçesiyle atıldığımdan, kimse iş vermek istemiyor. Çünkü cadı avı kapsamında, işe alan anında terör suçlusu olacağını düşünüyor.

Bu korku ile nereye kadar gidilir…



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/03/03/bu-korku-ile-nereye-kadar/
Devamını Oku »

Babası Gelsin Bırakalım

Söze nasıl başlasam bilemiyorum. Korkak birisi değilim aslında. Ama kendi adımı BM’ye yazdığım mektuba yazamadım. Aslında ben terörist DEĞİLİM demek ağır geliyor.

Birileri mesnetsiz ithamlarla terörist deyip evimde aramalar yapsa da ben terörist kelimesiyle adımı aynı satırlara koyamadım. Kelimeler boğazımda düğümleniyor. Uğruna canımı vermeye hazır olduğum devletim, birkaç tane hırsız idareciyi muhafaza adına, bana ve benim gibi binlerce masuma çok rahatlıkla hain diyor.

Delil yok, ispat yok, bunları merak eden de yok. Yargı tamamen siyasi otoritenin kontrolünde. İktidara oy veren veya öyle gözüken herkes her platformda haklı. BM Türkiye’de sadece KİMSE YOK MU derneğini kendi bünyesinde faaliyet gösterebilecek seviyede görüyor. Yani sadece onun faaliyetlerine kefil oluyor. Buda demektir ki, KİMSE YOK MU derneği şeffaflığını ve yaptığı yardımları tüm dünyaya kabul ettirmiş ve faaliyetlerinde olumsuz birtakım işler dönmüyor. Bende tüm dünyanın kabul ettiği bu derneğe üye olup, yardıma muhtaç insanların bir derdine de ben merhem olurum düşüncesiyle derneğin bünyesine katıldım.

Benim üye olduğum dönemde, Türkiye’yi yönetenler derneğin reklam filmlerinden daha fazla derneğe övgüde bulunuyorlardı. Sonra 17 Aralık 2013’de Türkiye tarihinin en büyük yolsuzluk operasyonu yapıldı. Tutuklananalar ve adı geçenler, devleti yönetmek için bizlerden yetki almış kişilerin çocuklarıydı.

25 Aralık 2013 günü başka bir savcı ve ikinci bir dava… Bütün dikkatler bu yöne çevrilmişti. Çocuklarının adı geçen bakanlar bir bir istifa ettiler. Birisi “ben yaptığım her şeyi Başbakan’ın bilgisi dahilinde yaptım” deyip istifayı reddetse de kısa bir süre sonra oda istifa etti. Ülke gündemi bir anda değişti.

Soruşturmayı yürüten savcılar bir anda cemaat üyesi ilan edildiler. Bu bahaneyle davaların hükümete yönelik bir komplo olduğu algısı oluşturuldu. Sonrasında Başbakan’ın cadı avı diye nitelendirdiği akıl dışı olaylar gelip beni de buldu. Evde olmadığım bir anda evimde arama yapıldı. Hiç gitmediğim Erzurum’un bir ilçesinde bir kurumlarda çalışmakmış suçum. Tabi birde BM bünyesindeki KİMSE YOK MU derneğine üyelik. Hakkımda şikayet varmış. Şikayet eden gizli tanık olduğundan kim olduğunu öğrenemiyoruz. Cadı avı yapılırken, adil bir yargılamanın olmayacağı aşikar. Hem itham edilen suçlarda yaptığım bir şey de yok ki gidip yapmadığımı ispatlayayım.

İki suçum var; biri bu güne kadar hiç bulunmadığım Hınıs’ta çalışmak, diğeri, BM kapsamındaki KİMSE YOK MU’ya üye olmak. Böylesi saçma ithamları, hele de OHAL ilan edilmiş bir Türkiye’de aklayabileceğim bir merci yok. Cumhurbaşkanı’nı rahatsız edici bir konuşma yapan siyasilerin nasıl oluyorsa birkaç saat sonra danışmanları veyahut yakınlarından birileri terör kapsamında tutuklanıyor.

Vaziyet böyle iken bende emniyete gidemedim. Ailemi arkada bırakıp başka bir şehre çalışmaya gittim. Üniversite mezunu olup, her türlü iş yapabileceğimi söyleyip, hele bir de sigara içmediğimi beyan edince; sende KHK’lı tipi var deyip insanlar iş vermez oldular. Hele insanlara saygılı davranışım, kötü söz söylememem en çok dikkat çeken ve KHK’lı (!) olduğumun düşünülmesine sebep olan davranışlarımdı. Yedi aydır, ailemden, 3,5 yaşındaki çocuğumdan ayrı, geleceğim belirsiz, her an suçsuz yere tutuklanma endişesiyle yaşıyorum.

Hanımım abisinin himayesinde, bende belirsizlikler içinde, her gün yeni endişelerle hayatımı devam ettiriyorum. Akrabalarım yaşlı anamla bağını kesmiş. Anneme de ‘bizim evimize gelme, bize de terörist(!) derler’ deyip gitmişler.

Türkiye’de yeni bir uygulama var. Tutuklaması çıkan kişi bulunamayınca onun bir yakını esir ediliyor. Kısa bir süre önce bir arkadaşım hakkında tutuklama kararı çıktı. Arkadaşımı bulamayınca polisler, eşini ve 3 yaşındaki oğlunu gözaltına alıp nezarete attılar. On gün boyunca 3 yaşındaki çocuk nezarette kaldı. BABASI GELSİN BIRAKALIM dediler. Sonrasında babası gitmeyince 3 yaşındaki çocuğu bırakıp, kocasının yerine eşini tutukladılar. Bu ve benzeri hadiseler bizi çok endişelendiriyor. Çocuğum ve hanımım hasta ama hastaneye gitmeye korkuyorlar. Benim yerime de onları gözaltına alırlar diye.

Hanımım, babası ve kardeşi, aynı cadı avı kapsamında tutuklanıp, benimle alakalıda tutuklama kararı çıkarılınca önce psikolojik sıkıntıya girdi. Şimdi astım hastalığı başladı. Hastaneye gidemediğinden herhangi bir tedavi de uygulanamıyor. Çocuğum, önceleri telefonda konuştuğumuzda beni özlediğini söylerdi. Artık benden küstüğünü söyleyip benimle konuşmuyor. Ailem dağılmış durumda. Hanımıma ve çocuğuma hanımımın abisi bakıyor.

İnsanların ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken bir anda başkalarına muhtaç hale geldim. Hem de terörist damgası yiyerek. Kendi ülkemde, kendi insanıma sahip çıkıp, hakkın ve haklının yanında olmanın bedelini ödüyorum. Hırsıza alkış tutmamanın, zalimliğe ve hukuksuzluğa taraftar olmamanın bedelini ödüyorum. Ama tüm dünya benim olsa gene de hakkı söylemekten vazgeçmeyeceğim inşallah.

Çocuğuma ve tüm sevdiklerime olan özlemimi fotoğraflarla gidermeye çalışıyorum. Belki evladımı bir daha göremeden öleceğim. Ama evladım ilerde inandığı değerler uğruna her şeyden vazgeçen bir babam varmış diyecek. Bu da bana yeter. Evrensel hukuk kuralları çerçevesinde, terörist olduğum ispatlansın her türlü cezaya razıyım.



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/03/03/babasi-gelsin-birakalim/
Devamını Oku »

Karaciğer Nakli Gereken Hasta Tutuklunun Ölmesi Mi Bekleniyor

Her yeni gün sitemize gelen bir mağdur haberi ile üzüntüye boğuluyoruz. 15 Temmuz darbe girişimi ile hayatları kararan masum insanların sayısı yüzbinleri buldu.

Karaciğerindeki rahatsızlığından ötürü 2011 yılından bu yana tedavi gören öğretmen Şeref AĞU’nun darbe girişiminden hemen sonra karaciğer nakli ameliyatına girmesine müsade edilmeden 24.07.2016 tarihinde tutuklanarak Antalya L Tipi Cezaevine gönderildi. 30 aydır cezaevinde tutsak edilen AĞU’nun adeta ölüme terk edildiği ve tahliye edilmediği takdirde hayati risk taşıdığı belirtiliyor.

Doktorların ŞERİF AĞU’ya “Karaciğerindeki lekenin zaman içerisinde karaciğerini sarabileceği” riskini anlatarak karaciğer nakli yapılmasını önerdiği, yine Adli Tıp Kurumu’nun “Hayati Tehlikesinin Olduğu” yönünde rapor verdiği, buna rağmen Şeref AĞU’nun serbest bırakılmadığı gelen bilgiler arasında.

Kin ve nefretin adalet duygusunun önüne geçtiği bu dönemde, vicdanlar körelmiş, hukuk çiğnenerek yapılanlar zulmün ötesine ulaşmıştır.

Şeref AĞU ve benzeri durumdaki tüm hasta tutukluların bir an önce serbest kalmaları, özgürlüklerine ve sağlıklarına kavuşmalarını ümit ediyoruz.

https://mobile.twitter.com/TutukluHastalar/status/1082179690922680320



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/03/03/karaciger-nakli-gereken-hasta-tutuklunun-olmesi-mi-bekleniyor/
Devamını Oku »

Kanserli Hasta Cezaevinde Yaşam Mücadelesi Veriyor

15 Temmuz darbe girişimi sonrası yasama, yürütme ve yargı organları Anayasa’ya aykırı olmasına rağmen tek bir elde, siyasi otoritede toplandı. Tabi ki siyasi irade bunu mevcut kanunlarda değişiklik yaparak değil korku atmosferi oluşturarak yaptı. Bu dönemde korkunun özellikle yargı organını oluşturan yargıçlar ve savcılara neler yaptırabileceğine şahit olduk. Bu korku adeta yargı organı mensuplarının vicdan, acıma ve merhamet duygusunu yok etmiş durumda.

Sitemize gelen bilgilere göre 30 yaşında kanser hastası olan Turgay Doğan’ın yaklaşık 1 sene önce kemoterapi tedavisi görüp iyileşmemesine rağmen tutuklanarak Sakarya Kapalı Cezaevi’ne gönderildiği öğrenildi. Doğan’ın doktorların cezaevinde kalamayacağına ilişkin raporuna rağmen serbest bırakılmadığı belirtildi. Düzenli olarak sağlık kontrollerine gitmesi gereken kanser hastası tutuklu Doğan’ın cezaevi şartlarında bu hakkını kullanamadığı gibi aksine kullanması gereken bitkisel ilaçların da kendisine verilmediği ifade edildi.

Adeta ölüme terk edilen Turgay Doğan’ın suçlu ya da suçsuzluğuna dair verilecek olan karar bir kenara bırakılarak insan olmasından ötürü temel insan hakları, hasta tutuklularla ilgili mevzuat ve en önemlisi vicdani hareket duygusu göz önünde bulundurularak acilen serbest bırakılması gerektiğini yetkililere duyuruyoruz…

https://mobile.twitter.com/TutukluHastalar/status/1082169206458724352



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/03/03/kanserli-hasta-cezaevinde-yasam-mucadelesi-veriyor/
Devamını Oku »

YouTube, çocuk videolarındaki yorum bölümünü kapatacak

YouTube’dan yapılan açıklamada, geçen hafta pedofililerin çocukların yer aldığı videolara uygunsuz yorumlar bıraktığı haberleri üzerine tüm bu videolarda yorum bölümünü devre dışı bırakma kararı alındığı belirtildi.

Şirketin söz konusu süreci geçen hafta başlattığı ve işlemin birkaç ay süreceği ifade edildi.

Nestle, AT&T ve Epic Games gibi firmalar, çocuk videolarına uygunsuz yorumların yapıldığının ortaya çıkması üzerine YouTube’daki reklamlarını geri çekmişti.

Sadece çok az sayıda kanalın, çocukların yer aldığı videolarda bu bölümü, yorumları aktif biçimde izlemeleri koşuluyla açık tutmasına izin verileceği bildirildi.

YouTube’un Üst Yöneticisi Susan Wojcicki, “Bize göre hiçbir şey platformda genç insanların güvenliğini temin etmekten daha önemli değil” dedi.

medyabold
Devamını Oku »

Alzheimer’ın nedenlerinden biri uyuyamama

Çağın en büyük hastalıklarından alzheimer’ın sebeplerinden birinin uyku eksikliği olduğu tespit edildi. Gece uykuların bölünmesi ya da uyumakta zorluk çekilmesi, düşünüldüğü kadar masum olmayabilir.

Son yapılan araştırmalarda alzheimer hastalığının olası sebeplerinden biri daha bulundu. Beyindeki zehirli proteinlerin atılması konusunda büyük bir önem arz eden derin uyku ile alzheimer arasında bağlantı keşfedildi. Araştırmalara göre derin uyku, alzheimer hastalığının gelişmesini önleme konusunda büyük rol oynuyor.

Geçmişteki araştırmalarda da uyku (haliyle de derin uyku) eksikliğinin alzheimer’a yol açtığı görülmüştü. Bu sorunun temelinde zehirli proteinlerden olan amiloid beta yatıyor. Bu proteinin beyinde birikmesi sonucu alzheimer riski gittikçe artıyor ve uyku eksikliği ya da sık bölünen uyku şikayeti olan kişilerde alzheimer ihtimalinin daha fazla olduğu biliniyor.

Rochester Üniversitesi’nin yaptığı son araştırmada hastalık ve uyku arasındaki bağlantı kanıtlandı. Dönüşümsel Nörobilim Merkezi’nde Yardımcı Yönetici olan Maiken Nedergaard, başyazarlığını yaptığı araştırmayla ilgili şu açıklamada bulundu:

“Uyku, beynin atık boşaltım sisteminin kritik bir fonksiyonu ve bu araştırmada uykunun ne kadar derinse o kadar iyi olduğunu gördük. Bu bulgular ayrıca bireylerin uyku eksikliğinin alzheimer ya da bunama belirtisi olduğunu da ortaya koyuyor.”

medyabold
Devamını Oku »

Dünyayı artık Yannis Behrakis’in gözünden göremeyeceğiz | Selahattin Sevi

Devamını Oku »

Dünyayı artık Yannis Behrakis’in gözünden göremeyeceğiz

Devamını Oku »

Müjdeyi verdi: İstanbul’da toplu taşıma biletleri ‘güncellenecek’

AK Parti  İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım, Pendik’teki özel bir otelde İstanbul’da görev yapan Özel Halk Otobüsü şirket temsilcileri ve çalışanları ile bir araya geldi.

6 BİN OTOBÜS HER GÜN İSTANBUL’A HİZMET EDİYOR

Binali Yıldırım, “3 bine yakın sizin, 3 bin de İETT otobüs var. 6 bin otobüs her gün İstanbul’a hizmet ediyor. Sadece hizmet değil, şoförleri, servisi derken büyük bir camia buradan ekmek yiyor. 2004’de 2 milyon otobüs seferi yapılıyordu, bu sayı 2018’de 4,5 milyona çıktı. İki katı aşan bir büyüme var. 2023’de 5,5 milyon geçecek. 2023’de yılda 3 milyar 200 milyon taşıma yapılacağı öngörülüyor. Bunu nasıl başaracağız? Bunu elbette bir yandan toplu taşımayı geliştireceğiz, toplu taşıma geliştiği zaman sizin yaptığınız iş hem daha az zahmetli olacak, hem de araçlarınız daha uzun ömürlü olacak. Yaptığınız işten de keyif alacaksınız” şeklinde konuştu.

 

DESTEK GÜNCELLENECEK VEYA BİLET PARASI GÜNCELLENECEK

Yıldırım, “Belediye size bilet başına destek veriyor. Bunu yeni baştan ele alacağız. Bu destek güncellenecek veya bilet parası güncellenecek. Cumhurbaşkanımız 6 Şubatta bir kararname yayınladı. Hasılattan alınan vergiyi yüzde 1 buçuğa düşürüldü. Bu güzel bir şey. KDV’nin 1 buçuğa inmesiyle beraber, bu 1 buçuktan yararlanmak için önünüzdeki engeli kaldıracağız” ifadelerini kullandı.

SİZ DE UKOME’DE OLACAKSINIZ

Salonda bulunan Özel Halk Otobüsü Şirketleri ve çalışanlarına seslenen Yıldırım, “Sizin hangi usullerle çalışacağınızın UKOME’den (İBB Ulaşım Koordinasyon Merkezi) alınan bir kararla oluyor. UKOME’de siz var mısınız? Sizin adınıza karar veriliyor,değil mi? Olmanız gerekmez mi? O halde siz de UKOME’de olacaksınız.Bu kadar açık konuşayım” dedi.

AK Parti İBB Başkan adayı Binali Yıldırım’ın konuşmasının ardından salon da bulunanlar Yıldırım ile hatıra fotoğrafı çektirdi.

 

kronos
Devamını Oku »

Karakomik Filmler’in Vizyon Tarihi Belli Oldu

Cem Yılmaz’ın yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği Karakomik Filmler serisinin ilk iki hikayesi Kaçamak ve 2 Arada’nın vizyon tarihi belli oldu.

18 EKİM 2019’DA VİZYONDA OLACAK
Cem Yılmaz’ın yönetmenliğini ve senaristliğini yaptığı, yapımcılığını NuLook ve CMYLMZ Fikirsanat’ın üstlendiği Karakomik Filmler’in Kaçamak ve 2 Arada 18 Ekim 2019’da seyirciyle buluşacak.

Kaçamak, 4 arkadaşın çıktıkları tatil sırasında başlarına gelen olayları eğlenceli bir dille konu alıyor. Can Yılmaz, Zafer Algöz, Necip Memili ve Özkan Uğur’un tatile çıkan 4 arkadaşı
canlandırdığı filmde, Cem Yılmaz da gittikleri otelin sahibi Alpay karakterine hayat veriyor. Nilperi Şahinkaya ise bilim kadını olarak rol alırken Alişan Uğur da dahi bir bilim adamını canlandırıyor.

2 Arada filminde seyirci Ayzek’in macerasına ortak olacak. Tüm hikayenin arabalı bir vapurda geçtiği filmde; Cem Yılmaz, Ayzek karakterini canlandırıyor.

medyabold
Devamını Oku »

Barcelona 87 yıllık Madrid duvarını Rakitic ile geçti

Barcelona, Barnabeu’da Real Madrid’i 1-0 yenerek 87 yıl sonra galibiyet sayısında rakibini geçti.

İspanya Ligi’nin 26. haftası Real Madrid ile Barcelona’nın mücadelesine sahne oldu. Santiago Bernabeu’da oynanan karşılaşmada Katalan ekibi sahadan mutlu ayrıldı. Barcelona Rakitic’in 26. dakikada attığı golle rakibini 1-0 yenmeyi başardı. Daha 3 gün önce Kral Kupası yarı final rövanş maçında Real Madrid’i 3-0 mağlup eden Barcelona, El Clasico da yeni bir dönemin kapısını da açtı.

KATALANLAR 96-95 ÖNE GEÇTİ

Barcelona 1-0’lık sonuçla 87 yıl sonra ilk defa toplam El Clasico galibiyeti sayısında Real Madrid’in önüne geçti. Son Kral Kupası maçıyla 95-95 eşitlenen galibiyet sayısı bu maç ile birlikte bozuldu. Barcelona 96-95 öne geçerken 87 yıllık üstünlük el değiştirdi.

BARCELONA 60 PUANA YÜKSELDİ

İspanya La Liga’da lider durumda bulunan Barcelona bu galibiyetle puanını 60’a çıkardı. Zirvedeki yerini sağlamlaştırdı. Real Madrid ise 48 puanla 3. sırada yer aldı. Mor-Beyazlı takımın şampiyonluk iddiası da büyük yara aldı.

BİR TABU DAHA YIKILDI

La Liga tarihinde Real Madrid’i kalesinde üst üste 4 defa yenen bir takım daha önce çıkmamıştı. Barcelona, Rakitic’in attığı golle 1-0 kazandığı mücadelede bir ilke daha imza attı ve Real Madrid’i Bernabeu’da üst üste 4 defa yenme başarısını gösteren ilk takım oldu.

MESSİ İLE RAMOS KAPIŞTI

Karşılaşmanın ilk yarısının son bölümünde Messi ile Sergio Ramos arasında gerginlik yaşandı. İkili mücadele sırasında Ramos Messi’nin yüzüne koluyla vurarak yere düşmesine neden oldu. Hakem olayı normal bir mücadele olarak değerlendirdikten sonra ilk yarıyı bitirdi.

Messi, Ramos’a hareketinden dolayı tepki gösterdi. Messi soyunma odasına giderken hakeme açılan dudağını göstererek pozisyonu görmemesine itiraz etti.

medyabold
Devamını Oku »

BM: Türkiye tanımı değiştirsin, işkence yapanlar cezasız kalmasın

Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Komite, Türkiye’de yaşandığı raporlanan işkence vakaları ve diğer sorunlara ilişkin listesini Ankara’ya ileterek, beşinci dönemsel raporda bu konuların açıklığa kavuşturulmasını istedi.

Euronews‘ın aktardığına göre, listede öne çıkarılan konulardan biri, Türk Ceza Kanunu’ndaki işkence tanımı oldu. Komite, İşkenceye Karşı Sözleşme’nin 1’inci maddesi uyarınca TCK’nin 94’üncü maddesinin değiştirilmesini ve “bir kişiden bilgi veya itiraf elde edebilmek için uygulanan eylem ve zorlamalar” tanımının da madde kapsamına alınmasını talep etti.

‘İŞKENCE YAPANLAR CEZASIZ KALMASIN’

Komite’nin yayımladığı sorunlar listesinde altı çizilen bir diğer mevzu da Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde yapıldığı raporlanan işkencelerin cezasız kalması oldu.

667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) 9’uncu maddesinde geçen “Bu KHK kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz.” hükmünün, işkence uygulayanlara cezasızlık hakkı tanıyabileceği endişesi dile getirildi.

Komite, bu kapsamda Türkiye’nin darbe teşebbüsüne ilişkin yürüttüğü soruşturmalar hakkında daha fazla bilgi vermesini de istedi.

BM özel raportörü Nils Melzer, 2 Aralık 2016’da yayımladığı raporunda, “Darbe teşebbüsünü takip eden gün ve haftalarda işkence ve diğer kötü muamelelerin yaygın olduğuna, özellikle gözaltı sırasında nezarethanelerde ve diğer gayrı-resmi gözaltı yerlerinde polis, jandarma veya askerler tarafından işkence yapıldığına dair bilgiler edinilmiştir.” ifadelerini kullanmış, daha sonra yaptığı bir açıklamada da sorumluların cezadan muaf tutulması gerektiğini ifade etmişti.

ÇEŞİT ÇEŞİT İŞKENCE…

Diğer yandan yayımlanan listede Türkiye’de kullanıldığı iddia edilen işkence yöntemlerine de yer verildi.

Buna göre gözaltının ilk sürelerinde ve özellikle ifade alınırken zanlılara dayak, tekme, yumruk, sözlü saldırı, cinsel şiddet tehditleri, uzun süreli rahatsız edici pozisyonlarda tutulma, kelepçeleme, su, yemek ve uykudan mahrum bırakma ve tecavüzün de uygulandığı belirtildi.

Komite ayrıca, sorgulanan kişilerin işkence altında başka isimler vermeye zorlandığını, bu ifadeler dayanak alınarak terör örgütü üyesi olduğu iddia edilen başka kişilerin gözaltına alındığını ifade etti.

Hapishanelerin aşırı kalabalık olduğuna da dikkat çekilen yazıda Türkiye’nin tüm bu iddialara ilişkin cevap vermesi istendi.

kronos
Devamını Oku »

‘Tutuklu eşime, ‘kendine iyi bak, pes etme, isyan etme’ dedim’

İki küçük kızını, babasını ve kayınvalidesini cezaevi ziyareti dönüşü meydana gelen kazada kaybeden Hatice Civelek, annesi ve kız kardeşiyle paylaştığı evin bir odasındaki hasta yatağında zorlanarak doğruluyor. Vitrini ve duvarları süsleyen ‘mesut anlar galerisi’nin yanındaki masadan uzandığı küçük kavanozu alıyor ve kapağını açıyor:

‘SAÇIM SAÇIN OLSUNA BAĞIŞLAMIŞTIK’ 

Çocuklarımın ilklerini saklamayı severim. Kızımın ilk kestirdiği saçı… İlk defteri, ilk battaniyesi, ilk bayramlığı… hepsi duruyor. Kıyafetlerini ihtiyacı olanlara verdim ama bunları hala saklıyorum. Kazanın ardından babası cenazeden sonra yaralı olarak kaldırıldığım hastaneye geldiğinde getirdi bu turuncu tokayı. Saçlarını ‘saçım saçın olsun’a bağışlamıştık, o yüzden oldukça kısa kestirdik ki uzun saç bağışlayabilelim. Saçları iki tarafına bağlamıştım bu tokalarla, kızımın saçından çıkarmışlar vefatından sonra, eşime vermişler. Eşim de birini kendine saklamış birini de hastanede bana getirdi. Ona, “Kendine iyi bak, üzülme, pes etme, isyan etme” dedim. “Tamam” dedi. Ayrıldık, yüz yüze bir daha iki ay sonra görüştük.

Yüzünde hüzünlü bir tebessüm beliriyor Hatice öğretmenin. “Ben de saçının yanına koydum ki hatıra işte…” diyor: Tabii unutmak mümkün değil ki hatırlatacak bir şey olsun. En azından kendileri olmasa da bir parçalarının varlığı insana kendini iyi hissettiriyor…

‘BABAMIN TEK DERDİ BİZİ OKUTMAKTI’

1986 yılında Bolu’da doğdu Hatice Civelek. İlkokul, ortaokul ve liseyi Düzce’de okudu. Babası bir imamdı. “Hep bu evde yaşadık” diyor: Burada büyüdüm, buradan gelin olarak gittim, şimdi yine buraya döndüm!

Dört kız kardeşin ikincisi Hatice öğretmen. Ablası çocuk gelişimi öğretmeni, kardeşlerinden biri ilahiyat okuyor, en küçükleri ise hemşirelik… “Babamın tek derdi bizi okutmaktı” derken, özlemle anıyor çocukluk ve ilk gençlik günlerini:

‘CENAZESİ ŞEHİT CENAZESİ GİBİYDİ’ 

“Herkes tarafından sevilen biriydi babam. O da en çok bizi severdi… Evlatları arasında ayırım yapmazdı. Fakat, ‘O daha çok abdestine namazına dikkat ediyor, çok Kuran okuyor’ diye beni biraz daha sevdiğini söylerdi.

Ben bulunamadım ama cenazesi şehit cenazesi gibiydi; Düzce’de bir imamın cenazesi hiç bu kadar kalabalık olmadı dedi hazır bulunanlar. Muhteşem bir babaydı…

‘SUÇU NE, SUÇU NE…’ 

Eşim için, ‘Suçu olmasa bu kadar içerde kalmazdı’ diyenler de gelmiş cenazeye. ‘Suçu ne, suçu ne’ diye üzüntüden bayılanlar olmuş. Ama kendimizi anlatmak, derdimizi anlatmak zor. İkna kabiliyetim yüksektir ama bir yerden sonra ben de bıraktım anlatmayı…

İyi ve mutlu bir hayatım oldu diyen Hatice Civelek, 1999 Düzce depreminde kentteymiş. “Bir yakınımı kaybetmedim” derken ekliyor: “Evet, uzun zamandır bir yakınımı kaybetmemiştim.”

Eşi Enes Evren Civelek ise Karadenizli, Rize’de dünyaya gelmiş. Türkçe öğretmenliği okumuş. 1999 yılında Gazi Üniversitesi’ni kazanmıştı. Sonra tekrar sınava girmiş ve Ereğli’de Türkçe öğretmenliği bölümünü kazanmış.

Tanışmaları ile ilgili olarak, “Yollarımız Ereğli’de kesişti. Ben son sınıftaydım, o derslerini bitirmeye çalışıyordu. Beni bir arkadaşı bir konuşma yaparken görmüş. Enes Bey’e yakıştırmış. Görüştük, sonrası kolay olmadı…” diyor.

Öğretmen adayı Hatice Civelek, 2008 yılının Temmuz ayında mezun olduğunda müstakbel eşinin birkaç dersi varmış. Sonra Ankara Gazi Üniversitesi’nden af çıkınca apar topar 9 aylık bir süre için Ankara’ya gitmiş: “Mezun olayım, Ereğli’ye döneriz” demiş. Derken eski arkadaşlarından biri ile karşılaşınca Beypazarı’nın yolunu tutmuş.

Fakat öncesindeki süreç kolay olmamış hiç: 28 Nisan 2008’de tanıştık. İki hafta sonra arkadaşlarıyla beni Düzce’ye istemeye geldi Enes Bey. Babam, “Kızım daha küçük” diye vermedi. Gittiler neyse…

Babam bir gün izin almak için Diyanet’e gidiyor; malum imam. Orada üç imamla konuşuyor. Söz dönüp dolaşıp çocuklarına geliyor. Biri, “Bizim kızı istemeye geldiler, vermedim, kaçtı” diyor. Diğeri, “Bizim kızın sevgilisi varmış, intihar etti” diyor, öteki ise başka bir olay anlatıyor. Babam, kendi kendine, “Meğer kızlar ne hale gelmiş, benim kızım da böyle şeyler yapar mı acaba” diye içinden geçiriyor.

Tabii o sırada Ereğli’ye geliyor, Enes Bey’i araştırıyor, mahalleye, arkadaşlarına soruyor önce. Sonra kendisini buluyor.

“Ben baştan hayır dedim ama araştırdım, iyi çocuk. Evlenebilirsiniz” dedi. Kendimi aynı yılın 31 Mayıs’ında nişanda buldum. 11 Temmuz’da da evlendik. Düzce’de kına yaptım, düğünü Ereğli’de yaptık. Deniz kenarında güzel bir yerdi. Pek düğün dernek sevmem ama güzeldi…

‘KADİR GECESİ DOĞMUŞSUNUZ’

Evlilik hayatının kendisi için yeni bir başlangıç olduğunu söyleyen Hatice Civelek, “Çok şanslısın, Kadir Gecesi doğmuşsun, Enes melek gibi bir insandır” diyorlardı.

Benim önümde babam gibi bir örnek vardı. Sabah erkenden kalkar, sobayı yakar, kahvaltıyı hazırlar, okula getirip götürür… Arada da vazifelerini ihmal etmezdi.

Eşim çok iyi bir insan ama pek göremezdik. Sabah erkenden gider, gece geç vakitlere kadar çalışırdı. Ailemiz için koşuştururdu. Hafta sonları pikniğe gitmeyi, mangal yakmayı severdi. Parka, sahile giderdik..

‘AKLI ERİNCE DARBECİ KENAN EVREN’İN İSMİNİ REDDETTİ’

Arkadaşları ve ailesi arasında Enes diye anılan fakat kimliğinde Evren olan isminin de ilginç bir öyküsü var Evren Civelek’in. 9 Kasım 1981 günü Evren Civelek doğduğunda babası Mahmut Civelek vatani görevini er olarak yapıyormuş. Er mektupları okunduğu için durumdan haberdar olan komutanları hem müjde vermişler hem de sormuşlar: Oğluna ne ad vereceksin?

Rize’de Atatürkçü kimliği ile tanınan, müzisyen olarak adını duyuran ama Zabıta olarak hayatını kazanan baba Civelek, “Komutanım 10 Kasım Atamızın vefat yıl dönümü. 9 Kasım’da ise oğlum dünyaya gelmiş. Doğuş koyacağım adını.” demiş.

Komutanları, “Doğuş diye isim mi olur, çocuğunun adını ya Kenan ya Evren koyacaksın, istersen Kenan Evren de koyabilirsin.” deyince Evren’de karar kılmış ve mektupla Rize’deki ailesine bildirmiş er Mahmut Civelek. Ama içine de hiç sinmemiş. Ama komutanına verdiği sözden de caymamak için bir yıl sonra geldiği askerlik görevinden sonra nüfus müdürlüğünde oğlunun adını Evren yazdırmış.

Fakat Evren biraz büyüyüp olan bitenin farkına varınca isminden rahatsız olmuş. Tatillerde Kur’an kursuna giderken mahallenin hocasına açmış konuyu. O da, “Senin hal ve tavırların Enes bin Malik’e çok benziyor, seni Enes diye çağıralım.” demiş.

Derken önce arkadaşları, sonra ailesi Enes olarak hitap etmişler hep. Fakat ilk gençliğinde bile bir darbeci generalin isminden rahatsız olan Enes Evren Civelek mahkemeye çıktığında, “kod adı kullanıyordu, o da Enes”ti denilince ne söyleyeceğini bilememiş.

‘KAÇ ÇOCUĞUN VAR, DEDİKLERİNDE SINIFIMDAKİ ÇOCUKLARI DA SÖYLERDİM’ 

Hatice ve Enes Evren Civelek çiftinin ilk çocukları 2010 yılının 23 Temmuz’unda dünyaya gelmiş. Doğumdan bir yıl sonra 2011 yılında KPSS’ye hazırlanmış, sınavı kazanmış ve İstanbul Samandıra’ya sınıf öğretmeni olarak atanmış. 5 sene yaptığı öğretmenliği unutamıyor. 2016 yılının 23 Temmuz’unda ise önce açığa alınmış, 1 Eylül’deki 672 no’lu ilk KHK ile de ihraç edilmiş.

“Kaç çocuğun var” dediklerinde kendi çocuklarıma sınıf mevcudunu katıp öyle söylediğini belirten Hatice öğretmen şunları söylüyor:

Bana rızkın elinden gitti diyorlardı. Rızkı Allah verir. Ama insanın öğrencilerinden ayrılması zor oluyor. Onlara faydalı olma, bir şey verme imkânın elinden alınıyor. Bazen aklıma geliyordu, “Biz atıldık, acaba çocuklarım, öğrencilerim sağda solda duyduklarına kanar mı, suizanda bulunur mu” diye… Şükür olmadı. Öğrenciler gibi veliler de çok üzüldü. “Size haksızlık yapıldı” dediler.

Çocukları çok sevdiğini, erken evlenmesinin sebebinin de erken yaşta anne olmak olduğunu ifade eden Hatice öğretmen, “İkinci kızım da 2015 yılının 15 Ocak’ında dünyaya geldi. Prematüre doğdu. 31 haftalık! İki hafta sonra karne verecektim. Bazı sağlık sorunlarını hissediyordum ama “Öğrencilerimin karnesini vereyim ondan sonra doktora giderim” diyordum. Ertesi gün doğuma gittim. Betül dünyaya geldi.

‘NAİME’M BABASINA ÇOK DÜŞKÜNDÜ’ 

15-20 gün yoğun bakımda kaldı yavrum. Ciğerleri gelişmemişti. Sonrasında da rüzgâr esse hastalanırdı. Hava makinesi kullanıyordu. Hep hastaydı Betül…

Çocukların sorumluluğu daha çok bendeydi. Eşim çok yoruluyordu. Tutuklanmadan önce son günlerinde daha çok vakit ayırıyordu çocuklarına. Naime’yi daha çok bu dönemde tanıdı. Naime’m büyüdü, tavrı-tarzı oldu o hapisteyken. Olgunlaştı. Diğeri küçüktü ama Naime’m babasını çok severdi.

‘EVE GÖZALTI İÇİN GELEN POLİSLER İYİ İNSANLARDI’ 

İlk kez gözaltına alındığında evde telefon tamirciliği yapıyordu. Sonra Milli Eğitim’de ücretli din kültürü dersleri öğretmenliği yaptı devlet okulunda.

Eve gözaltı için geldiklerinde polisler bile Naime’nin yüzüne yansıyan tedirginliği anladı, “Babanın tamirci arkadaşıyız. Tamir edilecek telefonlarımız var, baktırıp getireceğiz geri” dediler. Ama o tabletini de alınca şaşırdı, “Tablet bozuk değil” dedi. “Hırsız girmiş, açıp iyice içine bakacağız ve vereceğiz” dediler polisler. İyi insanlardı.

‘ÖĞRETMENİM, BANA BİR DİLEK YETER, BABAM GELSİN’ 

Ama babası gelmiyordu. Yokluk göstermedik ama. Okula gidiyor. İlk ramazan iftarı vardı. Öğretmeni ağlayarak yanıma geldi: “Sınıfta sordum üç dileğiniz olsa ne isterdiniz” diye. Naime’m, “Öğretmenim, benim için bir dilek yeter, babam gelsin başka bir şey istemem” demiş. Çok içliydi kızım, çok duygusaldı.

‘ALNIM SECDEYE NE ZAMAN DEĞECEK, ONU SORACAĞIM DOKTORA…’

Hayatı son bir kaç yılda tamamen değişen KHK’lı öğretmen Hatice Civelek, çocuklarının hatırası, babasının özlemi ve eşinin hasretiyle günlerini geçiriyor. Eşine verilen orantısız cezanın düzeltileceğini ve her şeye sil baştan başlayacağını söylüyor. “Genelde bu tür kazalar felçle sonuçlanıyormuş. Çok ucuz kurtulmuşum” derken namazlarda secde edememekten şikâyet ediyor: Yatarak kılıyordum, şimdi sandalyede oturarak kılıyorum namazlarımı. Ağır geliyor secde edememek. Alnım secdeye ne zaman değecek. Doktora tekrar gittiğimde ilk soracağım soru bu olacak.

‘KUR’AN ŞİFA OLSUN!’ 

Eşi de adaletin tecelli etmesini beklerken yaşanan kazadan sonra çocukları, annesi ve kayınpederi için hatim indirmeye başlamış. “Kuran okumayı çok sever. Kazadan sonra on cüzüm kaldı, dedi. İlaçları ağır, çok uyutuyor. Yanındaki arkadaşı beş vakit namaza bile zor kaldırıyormuş. “Kuran şifa olsun istiyorum, okudukça rahatlasın…”

KHK’LI HATİCE ÖĞRETMEN’İN ÖYKÜSÜNÜN BELGESELİNİ İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

 

kronos
Devamını Oku »

Okan Buruk: Büyük maçlardan etkilenen hakem

Fenerbahçe’ye son dakikalarda penaltıdan yediği golle 3-2 mağlup olan Çakkur Rizespor’da Teknik Direktör Okan Buruk hakemlere tepkili.

Başarılı çalıştırıcı, “Keşke 1 kişi eksik oynasaydık. O zaman maç daha zevkli olurdu.” diyerek şunları söyledi: “Rakibimize çok fazla pozisyon vermedik. Olmayan bir kornerle bir gol yedik. Daha sonra 10 kişi kaldık, hakemin kararı doğruydu.

Bazı Fenerbahçeli oyunculara sarı kart gösterilmedi ama bizim kırmızı kart kararı doğruydu. Biraz önde basarsak 10 kişi olmamızın önemi olmayacağını söyledim devre arasında. Nitekim de öyle oldu.’

PENALTIDAN ÖNCE OFSAYT VARDI

Okan Buruk penaltı ile ilgili düşüncelerini de açıklayarak “Ofsayt olan bir pozisyonun penaltı olmasıyla birlikte maçı kaybettik. Fenerbahçeli futbolcuları tebrik ederim tabii ki. Ama maçtan önce soru işaretlerimiz vardı.

Büyük maçlardan etkilenen bir hakem olduğunu biliyorduk. Pozisyonun ofsayt olduğunu düşünüyorum. Çok fazla gündem olmaz, çok fazla gösterilmez. Oyuncularım kazanmak için her şeyi yaptı. Her iki takım da inşallah bundan sonraki haftalarda daha başarılı olur” ifadelerini kullandı.

 

medyabold
Devamını Oku »

Atatürk Orman Çiftliği’ndeki talan yargıya taşınıyor

Atatürk tarafından 1937’de bağış yoluyla hazineye devredilen Atatürk Orman Çiftliği’nin imar planlarında, AKP hükümeti tarafından üç yeni değişiklik yapıldı. Mimarlar Odası, bu değişiklikleri de yargıya taşıyacak.

BOLD – Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ), Türkiye gündemini uzun süredir meşgul ediyor. Cumhurbaşkanlığı Yerleşkesi ile zirve yapan “yeşil alanın peyderpey yok edilmesi” tartışmalarına şimdi bir yenisi daha eklendi.

Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Tezcan Karakuş Candan, arazinin çok uzun zamandır talanla karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarı döneminde hem kiralama, hem gasp etme, hem de hukuka aykırı bir şekilde alanların yapılaşmaya açıldığını anlatan Candan, yaşanan son gelişmeyle ilgili Deutsche Welle Türkçe’ye açıklamalarda bulundu.

ÇİFTLİK BOŞ ARAZİ GİBİ GÖRÜLÜYOR

Candan şunları söyledi:

“Kaçak Saray,  Anka Park, 50 metre genişliğinde yollar yapılarak aslında çiftlik sanki boş bir arazi, yapılaşmaya müsait bir alan olarak görülmeye başlandı. Dolayısıyla da ranta açılan bir talan süreciyle karşı karşıya kaldı. Son iki ay içinde üç tane plan değişikliği geçti. Tam da yerel seçimlere giderken arka arkaya yapıldı.”

3 KİLOMETREDE HASTANE VAR YİNE HASTANE YAPILACAK

Candan, yapılan değişikliklerin ilkini şöyle özetledi:

“Atatürk Orman Çiftliği Korma Amaçlı İmar Planı’nda zırhlı birlikler tarafından 555 bin metrekarelik ağaçlandırılacak bir alan var. Bu alana özel üniversite planı yaptılar. Plan değişikliği şu anda askıya çıktı. Sadece özel üniversite ile de kalmayacak çünkü bir tıp fakültesi düşünülüyor. Hastanesi sosyal tesisleri, lojmanları olacak. Yapılaşmaya açılmış durumda. Üstelik burası Bilkent Şehir Hastanesi’ne üç kilometre uzakta.”

İkinci değişiklik ise Candan’ın verdiği bilgilere göre şöyle: “AOÇ devlet mezarlığı alanı olarak bulunan ve Kaçak Saray’ın tam karşısındaki ağaçlandırılacak alan ‘15 Temmuz Müzesi’ ve ‘otopark’ yapılmak isteniyor. Zaten burada yol yapıldı. 60 bin metrekarelik alan yol planı olarak geçti. “

Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan.

YEŞİL ALANIN YÜZDE 40’I YOK EDİLDİ

Candan üçüncü yapılan değişikliği de şöyle açıkladı:

“Kiralama yöntemiyle 81 bin metrekarelik başka ihaleye çıktı. Yıllık 345 milyon TL karşılığında. Gazi Piknik alanı olarak bilinen, 2006’da kapatılan ve Anka Park ile Kaçak Saray yapıldıktan sonra tekrar açılmaya çalışılan süreçte alanı genişleterek burayı da ihaleye çıktılar. Tam Anka Park’ın sınırı. Yeni alan kazanmaya çalışıyorlar. Zaten Anka Park hukuksuz ve kaçak. Hiç yapılmaması gerekiyordu. AOÇ Kanunu’na, Atatürk’ün vasiyetine ve şartlı bağışına baktığımızda orada böyle bir şeye, ticaret alanına açılamaz buralar.”

700 BİN METREKARE İNŞAAT YAPILACAK

Candan’ın verdiği bilgilere göre, AOÇ’de bu üç plan değişikliği ile yaklaşık 700 bin metrekarelik alana net inşaat yapılacak. Yapıların dışında inşaat sahası ve yollarla bu alan yüzde 20-30 daha da genişleyecek ve 1 milyon metrekareye yaklaşacak. 1937’de hazineye devredildikten sonra AOÇ’deki yeşil alanın neredeyse yüzde 40’ı bugüne kadar yok oldu. Alanın toplam büyüklüğü 55 bin dekardı. Şu anda ise yalnız 35 bin dekarlık alan bulunuyor.

100’DAN FAZLA AÇILMIŞ DAVA VAR

Candan, herkes yerel seçimlere odaklanmışken, AOÇ’de plan değişikliği ile 1 milyon metrekarelik alanın yapılaşması, kamusal alanların ticarileşmesi, el değiştirmesi ve hükümete yakın kişilere peşkeş çekilmesi ile karşı karşıya olunduğunu belirtti.

Candan, bundan Mimarlar Odası’nın yapacakları konusunda şu bilgileri verdi: “Mimarlar Odası Ankara Şubesi olarak bu sürece dava açacağız. AOÇ çok özel bir alan. Atatürk’ün bize emaneti ve Cumhuriyet’in kurucu mekânı olduğu için… Tüm çağdaşlaşmanın aslında ana mekânı, üretim, eğitim ve paylaşım alanı burası. Köy Enstitüleri’nden önce kurulmuş bir halk üniversitesi AOÇ. 1925 yılında halkını bilimi, teknolojiyi, çağdaş yaşamı öğrendiği yeme içme adabını, yüzmeyi öğrendiği, kadın ve erkeğin bir arada olduğu toplumsal cinsiyet alanı aynı zamanda. Burası sadece yeşil alan değil. Bu nedenlerle önemsiyoruz. Ve bugüne kadar, bazıları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde açtığımız 110’dan faza davamız var.”

ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİ’NİN GEÇMİŞİ

AOÇ, ilk olarak Mustafa Kemal Atatürk tarafından kendi adına 20 bin dekar civarında bir arazinin satın alınmasıyla ilk olarak “Gazi Orman Çiftliği” adıyla kuruldu. Daha sonra ülke genelinde benzer örnek çiftlikler de kuruldu.

Atatürk, bu çiftlikleri 11 Haziran 1937’de yazdığı yazıyla hazineye devretti. Çiftlik, 13 Ocak 1938 tarihinde, 3308 sayılı kanunla kurulan Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumuna bağlandı. 1 Mart 1950’de ise Devlet Üretme Çiftlikleri bünyesine alındı. Kısa bir süre sonra da 24 Mart 1950 tarih ve 5659 sayılı Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü Kuruluş Kanunu ile yeni bir statüye kavuştu. Adı da ‘Atatürk Orman Çiftliği’ olarak değiştirildi. Bugün Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlı, tüzel kişiliği olan bir kuruluş olarak varlığını sürdürüyor.

Atatürk Orman Çiftliğinde büyük talan hazırlığı

 

 

medyabold
Devamını Oku »

Atatürk Orman Çiftliği’ndeki talan yargıya taşınıyor

Atatürk tarafından 1937’de bağış yoluyla hazineye devredilen Atatürk Orman Çiftliği’nin imar planlarında, AKP hükümeti tarafından üç yeni değişiklik yapıldı. Mimarlar Odası, bu değişiklikleri de yargıya taşıyacak.

BOLD – Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ), Türkiye gündemini uzun süredir meşgul ediyor. Cumhurbaşkanlığı Yerleşkesi ile zirve yapan “yeşil alanın peyderpey yok edilmesi” tartışmalarına şimdi bir yenisi daha eklendi.

Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Tezcan Karakuş Candan, arazinin çok uzun zamandır talanla karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarı döneminde hem kiralama, hem gasp etme, hem de hukuka aykırı bir şekilde alanların yapılaşmaya açıldığını anlatan Candan, yaşanan son gelişmeyle ilgili Deutsche Welle Türkçe’ye açıklamalarda bulundu.

ÇİFTLİK BOŞ ARAZİ GİBİ GÖRÜLÜYOR

Candan şunları söyledi:

“Kaçak Saray,  Anka Park, 50 metre genişliğinde yollar yapılarak aslında çiftlik sanki boş bir arazi, yapılaşmaya müsait bir alan olarak görülmeye başlandı. Dolayısıyla da ranta açılan bir talan süreciyle karşı karşıya kaldı. Son iki ay içinde üç tane plan değişikliği geçti. Tam da yerel seçimlere giderken arka arkaya yapıldı.”

3 KİLOMETREDE HASTANE VAR YİNE HASTANE YAPILACAK

Candan, yapılan değişikliklerin ilkini şöyle özetledi:

“Atatürk Orman Çiftliği Korma Amaçlı İmar Planı’nda zırhlı birlikler tarafından 555 bin metrekarelik ağaçlandırılacak bir alan var. Bu alana özel üniversite planı yaptılar. Plan değişikliği şu anda askıya çıktı. Sadece özel üniversite ile de kalmayacak çünkü bir tıp fakültesi düşünülüyor. Hastanesi sosyal tesisleri, lojmanları olacak. Yapılaşmaya açılmış durumda. Üstelik burası Bilkent Şehir Hastanesi’ne üç kilometre uzakta.”

İkinci değişiklik ise Candan’ın verdiği bilgilere göre şöyle: “AOÇ devlet mezarlığı alanı olarak bulunan ve Kaçak Saray’ın tam karşısındaki ağaçlandırılacak alan ‘15 Temmuz Müzesi’ ve ‘otopark’ yapılmak isteniyor. Zaten burada yol yapıldı. 60 bin metrekarelik alan yol planı olarak geçti. “

Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan.

YEŞİL ALANIN YÜZDE 40’I YOK EDİLDİ

Candan üçüncü yapılan değişikliği de şöyle açıkladı:

“Kiralama yöntemiyle 81 bin metrekarelik başka ihaleye çıktı. Yıllık 345 milyon TL karşılığında. Gazi Piknik alanı olarak bilinen, 2006’da kapatılan ve Anka Park ile Kaçak Saray yapıldıktan sonra tekrar açılmaya çalışılan süreçte alanı genişleterek burayı da ihaleye çıktılar. Tam Anka Park’ın sınırı. Yeni alan kazanmaya çalışıyorlar. Zaten Anka Park hukuksuz ve kaçak. Hiç yapılmaması gerekiyordu. AOÇ Kanunu’na, Atatürk’ün vasiyetine ve şartlı bağışına baktığımızda orada böyle bir şeye, ticaret alanına açılamaz buralar.”

700 BİN METREKARE İNŞAAT YAPILACAK

Candan’ın verdiği bilgilere göre, AOÇ’de bu üç plan değişikliği ile yaklaşık 700 bin metrekarelik alana net inşaat yapılacak. Yapıların dışında inşaat sahası ve yollarla bu alan yüzde 20-30 daha da genişleyecek ve 1 milyon metrekareye yaklaşacak. 1937’de hazineye devredildikten sonra AOÇ’deki yeşil alanın neredeyse yüzde 40’ı bugüne kadar yok oldu. Alanın toplam büyüklüğü 55 bin dekardı. Şu anda ise yalnız 35 bin dekarlık alan bulunuyor.

100’DAN FAZLA AÇILMIŞ DAVA VAR

Candan, herkes yerel seçimlere odaklanmışken, AOÇ’de plan değişikliği ile 1 milyon metrekarelik alanın yapılaşması, kamusal alanların ticarileşmesi, el değiştirmesi ve hükümete yakın kişilere peşkeş çekilmesi ile karşı karşıya olunduğunu belirtti.

Candan, bundan Mimarlar Odası’nın yapacakları konusunda şu bilgileri verdi: “Mimarlar Odası Ankara Şubesi olarak bu sürece dava açacağız. AOÇ çok özel bir alan. Atatürk’ün bize emaneti ve Cumhuriyet’in kurucu mekânı olduğu için… Tüm çağdaşlaşmanın aslında ana mekânı, üretim, eğitim ve paylaşım alanı burası. Köy Enstitüleri’nden önce kurulmuş bir halk üniversitesi AOÇ. 1925 yılında halkını bilimi, teknolojiyi, çağdaş yaşamı öğrendiği yeme içme adabını, yüzmeyi öğrendiği, kadın ve erkeğin bir arada olduğu toplumsal cinsiyet alanı aynı zamanda. Burası sadece yeşil alan değil. Bu nedenlerle önemsiyoruz. Ve bugüne kadar, bazıları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde açtığımız 110’dan faza davamız var.”

ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİ’NİN GEÇMİŞİ

AOÇ, ilk olarak Mustafa Kemal Atatürk tarafından kendi adına 20 bin dekar civarında bir arazinin satın alınmasıyla ilk olarak “Gazi Orman Çiftliği” adıyla kuruldu. Daha sonra ülke genelinde benzer örnek çiftlikler de kuruldu.

Atatürk, bu çiftlikleri 11 Haziran 1937’de yazdığı yazıyla hazineye devretti. Çiftlik, 13 Ocak 1938 tarihinde, 3308 sayılı kanunla kurulan Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumuna bağlandı. 1 Mart 1950’de ise Devlet Üretme Çiftlikleri bünyesine alındı. Kısa bir süre sonra da 24 Mart 1950 tarih ve 5659 sayılı Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü Kuruluş Kanunu ile yeni bir statüye kavuştu. Adı da ‘Atatürk Orman Çiftliği’ olarak değiştirildi. Bugün Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlı, tüzel kişiliği olan bir kuruluş olarak varlığını sürdürüyor.

Atatürk Orman Çiftliğinde büyük talan hazırlığı

 

 

medyabold
Devamını Oku »

Ersun Yanal’dan hakemlere: Umarım hakem takımı toparlanır

Fenerbahçe Teknik direktörü Ersun Yanal, “Takımın neresinden yakalarsan orasından eleştirilebilecek yönleri var” dedi.

Fenerbahçe, 10 kişi kalan Çaykur Rizespor’u maçın son bölümünde bulduğu penaltı golü ile 3-2 mağlup etti. Sarı-Lacivertli takımın Teknik Direktörü Ersun Yanal takım olma konusunda sıkıntılar olduğunu belirterek “Rakibimizi kutluyorum.

Son 3 maçın ortalaması 119 idi. 6 maçta 5 galibiyet 1 beraberlik almış bir takım. İyi oynayan bir rakibimiz vardı. Beşiktaş maçında takdir edilecek bir sonuç vardı. Takım olma konusundaki sıkıntılar vardı. Böyle bir sarmalın içindeydik.” ifadelerini kullandı.

NERESİNDEN YAKALASAN ELEŞTİRİLECEK YÖNLER VAR

Tecrübeli çalıştırıcı oynadıkları futbolun eleştirilecek çok noktası olduğunu vurgulayarak “Oyunu eleştirecek çok yönler var. Neresinden yakalarsan orasından eleştirilebilecek yönler var.

3 puan almak sevindiriciydi. Fenerbahçe, sonuçlar aldıktan sonra çok daha farklı futbol oynadığını göstereceğini biliyorum. Taraflı tarafsız yorum yapan herkesin takdirini de biliyorum.” dedi.

Fenerbahçe Serdar Aziz’le mutlu

HAKEMLERİ TARTIŞMAK İSTEMİYORUZ

Maçın hakemi ile ilgili olarak da düşüncelerini paylaşan Yanal şunları kaydetti: Tartışılacak çok şey var. Hakemleri tartışmak istemiyoruz. Rizespor da biz de tartışacağız. Bizim çok ilgilendiğimiz bir konu değil. Yeni bir MHK ekibi yola çıktı.

Umarım kısa sürede hakem takımı toparlanır. Hakemlere destek olmalıyız. Bizim lehimize de rakibin lehine de hatalar yapılıyor. Dileğimiz maçın sonucunu etkilememesi.

 

medyabold
Devamını Oku »

Fenerbahçe nefes aldı

Spor Toto Süper Lig’in 24’üncü haftasında Fenerbahçe, sahasında Çaykur Rizespor’u 3-2 mağlup etti.

4’üncü dakikada Boldrin sağ kanattan kazanılan köşe vuruşunu Moroziuk ile paslaşarak kullandı. Moroziuk’un ortasında ceza sahası içinde kafa vuran Melnjak, topu ağlarla buluşturdu: 0-1.

18’inci dakikada Tolgay’dan aldığı pas ile rakip yarı sahasından kaleye doğru ilerleyen Zajc’ın sert vuruşunda meşin yuvarlak kalenin üstünden auta çıktı.

22’nci dakikada Zajc’ın sağ kanattan kullandığı köşe vuruşunda arka direkte topla buluşan Serdar Aziz, meşin yuvarlağı ağlara gönderdi.

32’nci dakikada Boldrin’in ortasına kaleci Volkan müdahale etti. Topla buluşan Nakoulma’nın kafa vuruşunda meşin yuvarlak Volkan’da kaldı.

40’ıncı dakikada Zajc’ın yerden ortasında savunmaya çarpan top arka direkte bulunan Hasan Ali’de kaldı. Hasan Ali’nin vuruşunda savunma engeline takılan meşin yuvarlak Moses’ın önünde kaldı. Moses’ın vuruşunda kalecinin müdahale ettiği topu Soldado ağlara gönderdi: 2-1.

42’nci dakikada Moses’a arkadan müdahalede bulunan Moroziuk ikinci sarı karttan kırmızı kart ile oyun dışında kaldı.

45’inci dakikada Valbuena’nın yerden pası ile ceza sahası dışı sağ çaprazda topla buluşan Mehmet Topal’ın vuruşunda meşin yuvarlak üstten auta çıktı.

46’ncı dakikada Moses’ın ortasında ceza sahası içinde topla buluşan Hasan Ali’nin vuruşunda meşin yuvarlak kaleci Gökhan’dan oyun alanına döndü. Soldado’nun müdahalesi sonrasında top auta çıktı.

55’inci dakikada Boldrin’in pasında sağ taraftan savunma arkasına sarkarak topa sahip olan Vedat, meşin yuvarlağı Meljnak’a aktardı. Meljnak’ın vuruşunda top ağlarla buluştu: 2-2.

62’nci dakikada Valbuena’nın kullandığı serbest vuruşta top az farkla kalenin yanından dışarı çıktı.

80’inci dakikada Mehmet Ekici’nin kullandığı serbest vuruşta Serdar Aziz ile Saadane arasında yaşanan pozisyonda hakem Halil Umut Meler penaltı noktasını gösterdi. Yapılan itirazlar üzerine mücadelenin hakemi pozisyonu incelemek için VAR’a başvurdu. Pozisyonu inceleyen Halil Umut Meler, penaltı kararını değiştirmedi.

84’üncü dakikada penaltı atışında topun başına geçen Moses, meşin yuvarlağı ağlarla buluşturdu: 3-2.

90+4’üncü dakikada Isla’nın pasında ceza sahası içinde topla buluşan Mehmet Ekici’nin vuruşunda meşin yuvarlağı kaleci Gökhan çeldi.

Karşılaşma 3-2 Fenerbahçe’nin üstünlüğü ile sona erdi.

SERDAR AZİZ İLK GOLÜNÜ ATTI

Fenerbahçe’de Serdar Aziz, sarı lacivertli formayla ilk golünü Çaykur Rizespor maçında kaydetti. Karşılaşmanın 22’nci dakikasında Zajc’ın kullandığı köşe vuruşunda topla buluşan Serdar Aziz, meşin yuvarlağı ağlarla buluşturarak Fenerbahçe’nin beraberlik, kendisinin ise sarı lacivertli formayla ilk golünü attı.

AYEW HAFTAYA CEZALI

Fenerbahçe’de Çaykur Rizespor maçında sarı kart gören Andre Ayew, önümüzdeki hafta oynanacak Medipol Başakşehir maçında cezalı duruma düştü. Mücadelenin 58’inci dakikasında oyunda dahil olan Ayew, aynı dakikada Saadane’ye yaptığı müdahale sebebiyle hakem Halil Umut Meler tarafından sarı kart ile cezalandırıldı.

STAT: Ülker

HAKEMLER: Halil Umut Meler, Ceyhun Sesigüzel, İbrahim Çağlar Uyarca

FENERBAHÇE: Volkan, Isla, Skrtel, Serdar, Hasan Ali, Mehmet Topal, Moses (Dk. 90 Eljif), Valbuena (Dk. 68 Mehmet Ekici), Zajc (Dk. 58 Ayew), Tolgay, Soldado

ÇAYKUR RİZESPOR: Gökhan, Moroziuk, Abahou, Awaziem, Melnjak, Azubuike (Dk. 85 Musa), Abdullah, Umar Aminu (Dk. 73 Samudio), Nakoulma (Dk. 46 Saadane), Boldrin, Vedat Muriç

GOLLER: Dk. 22 Serdar Aziz, Dk. 40 Soldado, Dk. 84 (P) Moses (Fenerbahçe) – Dk.4 – Dk. 55 Melnjak (Çaykur Rizespor)

KIRMIZI KART: Dk. 42 Moroziuk (Çaykur Rizespor)

SARI KARTLAR: Ayew, Serdar Aziz (Fenerbahçe) – Abdullah, Saadane (Çaykur Rizespor)

kronos
Devamını Oku »

Fenerbahçe Serdar Aziz’le mutlu

Süper Lig’in 24. haftasında Fenerbahçe evinde 10 kişi kalan Rizespor’u son dakikalarda bulduğu penaltı golü ile 3-2 mağlup etti.

Fenerbahçe 10 kişi kalan Çaykur Rizespor karşısında özellikle 2. yarı çok zorlandı. Maçın ilk yarısını 2-1 önde tamamlayan Sarı-Lacivertli takım, galibiyet golünü 84. dakikada Moses’ın penaltısıyla buldu.

Kanarya bu galibiyetle puanını 28’e çıkarttı. Rize ise 28’de kaldı. Fenerbahçe’nin gollerini Serdar Aziz, Soldado ve penaltıdan Moses attı. Serdar Aziz bir gol kaydetti ve takımı adına bir de penaltı kazandırdı. Konuk Rize’nin sayıları Meljnak’tan geldi. Moroziuk ise 42. dakikada 2. sarı karttan kırmızı görerek oyun dışı kaldı.

RİZESPOR 4.DAKİKADA ÖNE GEÇTİ

Geçen hafta Beşiktaş deplasmanında 3-0 geriden gelerek 3-3’lük beraberliği yakalayan Fenerbahçe, Rizespor karşısına mutlak 3 puan için çıktı. Ancak daha karşılaşmanın başında konuk ekip 1-0 öne geçti. 4. dakikada köşe vuruşunu paslaşarak kullanan Rizesporlu oyuncular topu ceza sahasına gönderdi. Kale sahası önünde bulunan Melnjak kafayla skoru 1-0 yaptı.

SERDAR AZİZ SAHNEYE ÇIKTI

Erken gelen bu gol Fenerbahçe’nin oyun planlarını da değiştirdi. Rizespor kendi yarı alanına kapanmak zorunda kaldı. Sarı-Lacivertli takım Valbuena’nın kanadından gol için yüklendi. 15’te Skirtel’in kafa vuruşunda top savunmadan döndü. Penaltı itirazları sonuç vermedi.

Taraftarının da desteği ile Sarı-Lacivertli takım önde basarak gol aradı. 22. dakikada Soldado ile gole yaklaşan Kanarya, kazanılan korner sonrası beraberliği yakaladı.

Kornerden gelen topu iyi takip eden Serdar Aziz geriden gelerek topu ağlara gönderdi. Skoru 1-1’lik denge geldi.

FENERBAHÇE SOLDADO İLE SEVİNDİ

Fenerbahçe beraberlik sonrası psikolojik üstünlüğü ele geçirdi. Özellikle Valbuena’nın oyun üzerindeki etkisi konuk ekibin toparlanmasına da izin vermedi.

40. dakikada yine Fransız oyuncunun başlattığı atakta Zacj’ı ceza sahasına kaçırdı. Ortasına önce Hasan Ali, sonrada Moses vurdu. Kaleci’den dönen topu son olarak Soldado tamamlayarak skoru 2-1 yaptı.

RİZE 10 KİŞİ KALDI

Çaykur Rizespor ilk yarı bitmeden beraberliği yakalamak için öne çıktığı dakikalarda Fenerbahçe kontra yakaladı. Moses topla hücuma çıkarken Moroziuk koluyla engel oldu. Hakem Halil Umut Meler ikinci sarı kartını göstererek Moroziuk’u oyun dışı bıraktı. 43.dakikadan sonra konuk ekip oyuna 10 kişi devam etti. İlk yarıda Sarı-Lacivertli takımın 2-1 üstünlüğü ile tamamlandı.

VOLKAN’DAN KRİTİK ÇIKIŞ

Karşılaşmanın ikinci yarısına rakibin 10 kişi kalmasıyla daha rahat ve kontrollü başlayan Fenerbahçe, farkı arttıracak baskıyı gösteremedi. 10 Kişi oynayan Rizespor alanı daraltıp kısa paslarla Fenerbahçe üzerine gitmeye başladı. 52. dakikada konuk ekip Boldrin’in ara pasıyla Aminu’yu savunma arkasına kaçırdı. Kaleci Volkan riskli bir şekilde kalesinden çıkarak Aminu’nun topunu taca gönderdi.

10 KİŞİYLE BERABERLİĞİ BULDU

Çaykur Rize, eksik olmasına karşın oyunda denge getirdi. Volkan’ın kurtardığı pozisyonun ardından 56’da maç dengelendi. Pas yaparak öne çıkan konuk ekip Murigi’yi kaçırdı. Arka direkte bekleyen Melnjak’ın önüne bıraktı. Gelişine düzgün bir şekilde vuran Melnjak skoru 2-2 yaptı. Bu gol sonrası Ersun Yanal oyuna Ayew’i aldı.

KORA KOR MÜCADELE

Skor 2-2’ye geldikten sonra iki takımda kora kor bir mücadeleye girdi. Oyunda tempo yükseldi. Top iki kale arasında gidip geldi. Tolgay penaltı bekledi. Rize 3. gole yaklaştı. Ancak iki takımda skor üretemedi. Fenerbahçe Mehmet Ekici’yi oyuna alması ile orta sahada dengeyi sağladı.

FENERBAHÇE PENALTI KAZANDI

Karşılaşmanın 80. dakikasında Sarı-Lacivertli takım serbest vuruş kullandı. Serdar Aziz ile birlikte Abdullah ve Saadane yükseldi. Serdar Aziz yerde kalınca hakem Umut Meler penaltı noktasını gösterdi. VAR incelemesi sonrası Meler kararını değiştirmedi. 84’te atışı kullanan Moses topu ve kaleciyi ayrı köşelere göndererek tabelayı 3-2 yaptı.

Maçın son bölümünde Fenerbahçe etkili olsa da kaleci Gökhan başka gole izin vermedi. 90 dakika 3-2 Sarı-Lacivertli takımın üstünlüğü ile sona erdi.

medyabold
Devamını Oku »

2-1’den sonra dağıldık

Süper Lig’de Fenerbahçe’nin ardından Kayserispor’a da puan kaybeden Beşiktaş, zirve yarışında büyük kayıp yaşadı.

Geçen hafta Fenerbahçe ile evinde 3-3 berabere kalan Kartal, Kayserispor ile de sahadan 2-2 eşitlikle ayrıldı. Siyah-Beyazlı takımda Teknik Direktör Şenol Güneş, üç maçta 6 puan kaybettiklerini belirterek savaşmaya devam edeceklerini açıkladı.

MALESEF KOLAY GOL YİYORUZ

Tecrübeli çalıştırıcı, “Oyunun kontrolü skor olarak lehimize geçti. Rakip disiplinli oynuyor. Az gol atan, az gol yiyen bir takım. Maalesef çok kolay gol yiyoruz. Yine de pozisyonlar bulduk. 2-1’den sonra dağıldık. Rakip de istekli oynadı.

Biz önde olduğumuz anlarda avantajı kullanamadık. 2 puan kaybettik. Kazanmak için geldik, öne de geçtik ama kazanamadık. Üzgünüz.” ifadelerini kullandı.

SAVAŞMAYA DEVAM

Şenol Güneş şampiyonluk konusunda ise şunları söyledi: “Puan kaybı yaşadık ve gerideyiz. Erzurum, Fenerbahçe ve bu maç… Kaybettiğimiz puanlar var. Oyunumuzun daha iyi olması gerek. Puan kaybıyla moral olarak geriye düştük.

Galatasaray önümüzde, Başakşehir daha da önde. Biz yukarıya oynayacağız. Kendimizi 3.sırada görmek istemiyoruz. Futbol hatalar oyunu. Bazen geride kalabilirsiniz. Ama yarışmaya ve savaşmaya devam.”

 

medyabold
Devamını Oku »

Beşiktaş, Kayseri’de 1 puanı 90’da Caner’le kurtardı

Süper Lig’in 24. haftasında zirve mücadelesi veren Beşiktaş, Kayserispor’la deplasmanda 2-2 berabere kaldı.

Siyah-Beyazlı takım ilk yarısını Atiba’nın golüyle 1-0 önde tamamladığı mücadelede 2-1 geriye düştü. Kayserispor Kravets ve Deniz ile öne geçti. Beşiktaş 90. dakikada Caner Erkin’in golüyle eşitliği yakaladı. Siyah-Beyazlı takım puanını 41’e çıkartırken ev sahibi Kayserispor ise 31 puana ulaştı.

Beşiktaşlı Atiba takımı adına bir gol kaydetti. Kayseri’nin attığı 2. golde ise büyük bir hata yaptı.

BEŞİKTAŞ OYUNA ÖNDE BAŞLADI

Karşılaşmanın ilk dakikalarından itibaren Beşiktaş oyunu rakip kaleye yıkmaya çalıştı. Ev sahibi Kayserispor ise geride bekleyip hızlı ataklarla sonuç almak istedi. Siyah-Beyazlı takım kenarları etkili olarak kullanma çabasındaydı.

Sarı-Kırmızılılar da özellikle Varela ile savunma arkasına sarkarak gol bulmayı hedefledi. İlk 10 dakikalık bölüm bu taktik anlayış üzerine geçti.

POZİSYON VAR, GOL YOK

Karşılaşmanın ilk tehlikeli atağı 13. dakikada Siyah-Beyazlı takımdan geldi. Adriano’nun ceza sahası içine çevirdiği toptu iyi takip eden Burak Yılmaz çaprazdan yaptığı sert vuruş kaleci Lung’u zor durumda bıraktı.

Ev sahibi takım bu pozisyona Varela ile karşılık verdi. 23. dakikada Lopes’in getirdiği topla ceza sahası içinde buluşan Varela, net pozisyonu değerlendiremedi.

HAKEM BAYRAĞI KALDIRDI AMA

Karşılaşmanın 26. dakikasında Umut’un hareketlendiği topa yan hakem ofsayt bayrağını kaldırdı. Ancak orta hakem Suat Aslanboğa topun Beşiktaş’lı oyuncudan geldiğini işaret ederek devam ettirdi.

Boşta kalan topu Mensah müsait durumda auta attı. Kayseri net bir fırsatı kaçırdı. Beşiktaşlı oyuncular ise hakeme ofsyat gerekçesiyle itirazda bulundu.

Beşiktaş Atiba’nın golüyle ilk yarıyı 1-0 önde tamamladı.

ATİBA’NIN DOKUNUŞU GOLÜ GETİRDİ

Atiba 38. dakikada Beşiktaş’ı 1-0 ön geçirdi. Köşe vuruşundan gelen topu Güven kafayla arkaya aşırttı. Kale sahası içinde topu iyi takip eden Atiba ayağının içiyle topu filelere gönderdi. Tecrübeli oyuncu bu sezon Beşiktaş’ta 3. golünü kaydetti.

EV SAHİBİNDEN PENALTI BEKLENTİSİ

Golden sonra Kayserispor’un geliştirdiği atakta Sapunaru ceza sahası içinde hava topuna yükseldi. Arkadan Beşiktaşlı Vida’nın eliyle rakibine dokunduğu görüldü. Pozisyona yakın olan hakem Aslanboğa oyunu devam ettirdi.

VAR’dan da pozisyon ile ilgili bir uyarı gelmedi. Sarı-Kırmızılılar bu pozisyonda VAR incelemesi ve penaltı bekledi. Ancak sonuç çıkmadı. İlk yarı Beşiktaş’ın 1-0 üstünlüğü ile tamamlandı.

BEŞİKTAŞ HIZLI BAŞLADI, KAYSERİ KARŞILIK VERDİ

Karşılaşmanın 2. yarısına Beşiktaş hızlı başladı. Burak’ın ara pasına hareketlenen Güven kötü bir vuruş yapınca Kartal 2. gol şansını değerlendiremedi. Geride bulunan ev sahibi takım oyunda dengeyi kurdu ve tempoyu arttırdı. Beşiktaş orta sahası oyundan düşünce golün sinyalini verdi.

Ev sahibi Kayserispor maçın ikinci yarısında oyunu domine etti. Ancak 90’da yediği gole engel olamayınca sahadan 1 puanla ayrıldı.

KAYSERİ KRAVETS’LE GÜLDÜ

Kravets birkaç dakika önce savunmanın arkasına sarkarak kaleci Karius ile karşı karşıya kalmış ancak pozisyon ofsayt olarak değerlendirilmişti. 57’de ise golü buldu. Varela’nın ortasına iyi takip eden Kravets eğilerek yaptığı kafa vuruşu skoru 1-1’e getirdi.

DENİZ TÜRÜNÇ SKORU 2-1 YAPTI

Ev sahibi takım beraberliği yakalamanın verdiği moralle Siyah-Beyazlı takıma baskı uyguladı. Atiba’ya baskı uygulayan Deniz Türünç kaptığı topla ceza sahasına girerek skoru 2-1 yaptı.

Geçen hafta Fenerbahçe karşısında 3-0 öne geçen Beşiktaş üstünlüğünü koruyamamıştı. Bu seferde Kayseri karşısında aynı sıkıntıyı yaşadı. İlk yarıyı 1-0 önde kapatan Kartal 2-1 geri düştü.

GOL İPTAL OLDU

Oyunun temposunu eline geçiren Kayserispor 74’te köşe vuruşunu kullandı. Umut Bulut’un indirdiği topu indirdiği topu Deniz topuğuyla Şamil’e çıkardı.

Şamil topu filelere gönderirken hakem golü ofsayt gerekçesiyle iptal etti. Sonrasında gelen VAR incelemesi ile oyun Beşiktaş lehine verilen faul atışıyla yeniden başladı. Kayserispor maçın bu dakikasına kadar 20 kez Beşiktaş ceza sahasında topla buluştu.

BEŞİKTAŞ CANER’LE  EŞİTLİĞİ GETİRDİ

Karşılaşmada 2-1 geriye düşen Beşiktaş, beraberlik için Kayseri kalesine tüm hatlarıyla yüklenmeye başladı. 90. dakikada serbest vuruşu paslaşarak kullanan Siyah-Beyazlı takım Caner Erkin ile gole ulaştı. Erkin’in ceza sahasına yaptığı orta kimseye dokunmadan direk filelerle buluşunca skor 2-2 oldu. Beşiktaş Fenerbahçe maçının ardından Kayseri’de de 2 puan kaybetti.

MAÇ KADROSU

Kayserispor: Lung, Lopes, Sapunaru, Kana Bıyık, Kucher, Şamil Çinaz, Mensah (Dk. 33 Hasan Hüseyin Acar), Varela (Dk. 72 Levent Gülen), Deniz Türüç, Umut Bulut, Kravets (Dk. 90+5 Gyan)

Beşiktaş: Karius, Adriano, Medel, Vida, Caner Erkin, Hutchinson (Dk. 80 Oğuzhan Özyakup), Dorukhan Toköz (Dk. 60 Enzo Roco), Ljajic, Güven Yalçın (Dk. 69 Lens), Quaresma, Burak Yılmaz

Goller: Dk. 38 Hutchinson, Dk. 90 Caner Erkin (Beşiktaş), Dk. 57 Kravets, Dk. 62 Deniz Türüç (İstikbal Mobilya Kayserispor)

Sarı kartlar: Dk. 15 Dorukhan Tokgöz, Dk. 90 +3 Quaresma, Dk. 90+4 Oğuzhan Özyakup (Beşiktaş), Dk. 41 Kucher, Dk. 55 Şamil Çinaz, Dk. 78 Deniz Türüç (İstikbal Mobilya Kayserispor)

Stat: Büyükşehir Belediyesi Kadir Has

Hakemler: Suat Arslanboğa, Serkan Ok, İsmail Şencan

medyabold
Devamını Oku »