30 Ocak 2021 Cumartesi

Ankara TEM’den işkence sesleri yükseliyor

Ankara Emniyeti bir kez daha işkence suçlamasıyla karşı karşıya. Cemaat soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir asker, yaşadığı ve şahit olduğu işkenceleri avukat görüşmesinde tek tek anlattı. Ankara Barosu tarafından işkenceciler hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istedi.

BOLD – İnsan hakları ihlalleriyle daha önce de gündeme gelen Ankara Emniyeti Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü, bir kez daha işkence iddialarının merkezinde. Cemaat soruşturmaları gerekçe gösterilerek geçtiğimiz günlerde gözaltına alınan ve isminin kamuoyuna açıklanmasını istemeyen bir asker, avukatlar Merve Nur Aksoy ve Deniz Can Aydın’a yaşadığı ve şahit olduğu işkenceleri tutanak altına aldırttı. Gördüğü işkenceyi yer ve zaman belirterek anlatan asker, suç duyurusunda bulunulmasını istedi.

GÖZALTINDA SÖZLÜ VE FİİLİ İŞKENCE İDDİASI

Avukatlarla gözaltındaki mağdur askerin görüşmesi 30 Ocak günü saat 18:22’de gerçekleşti. Görüşme dışarıdan izlenebilir ve dinlenebilir bir odada yapıldı. Gözaltında darp edilmeden önce ve darp edildikten sonra doktor muayenesine götürüldüğünü anlatan asker “Doktora çekindiğim için darp edildiğimi söyleyemedim. Vücudumda görünür bir darp ve cebir izi yoktur” dedi.

“KÖKÜNE KADAR TANIŞIRIZ”

Sosyal medyada da paylaşılan ve avukatların imza altına aldığı tutanağa göre gözaltındaki asker, ilk gün avukatı olmadan mülakat denilen görüşme için elleri kelepçeli bir şekilde götürüldü. Yaklaşık 5 saat yüzü duvara dönük ayakta bekletildikten sonra 45 dakikalık bir görüşme yapıldı. O görüşmede tehdit edildiğini anlatan asker “Görüşmede onların istediği şekilde ifade vermeye zorlandım. Görüşme 3 erkek tarafından yapıldı. Daha önce gözaltına alındığımda da var olan bir kişi tarafında “Geçen sefer yeterince tanışamadık, bu sefer köküne kadar tanışırız” dedi. Bugün düşünmemi ve diğer gün tekrar görüşeceğimizi söyledi. Tarafıma isnat edilen suç bakımından herhangi bir bilgi verilmedi” ifadelerini kullandı.

PKK VE DAEŞ’LİLERLE BİR ARADA

İkinci gün tekrar görüşmeye götürülen askere, kendisine söylenenleri düşünüp düşünmediği soruldu. Suçunu bilmediğini ve söyleyecek bir şeyinin olmadığını belirten askere bu sefer polis “12 gün boyunca buradasın. Devlete hapse girecek adam lazım” denildi. Bu olay, D büro ana bina 1. Kat şube müdürü odasında yaşandı. Fiziksel ve psikolojik baskı gördüğünü belirten asker “İkinci görüşmemde de yaklaşık 7 saat kelepçeli ve ayakta bekletildim. Olayın akşamında bir PKK ve bir DAEŞ’ten suçlanan iki kişiyle asker olduğum belirtilerek aynı odaya konuldum” dedi.

TECAVÜZ İMASI

Bir başka görüşmede ise 6 saat bekletilen askerle, 10 ve 45 dakikalık iki ayrı görüşme yapıldı. Tehdidin dozunun giderek arttığını “İlk görüşmede ‘Bu dosyayı mahkemeye boş göndermeyeceğiz. Bu dosya ya dolacak ya da dolacak. Git 15-20 dakika düşün. Dosyanın dolması için istediğimiz bilgileri ver. Yoksa (kalçamı göstererek) senin anladığın şekilde de dosyayı doldururuz’ dediler. Bana bunları söyleyen yaşlı, esmer, 1,65 boy civarında, ortalama 80 kilo gibiydi. Yaklaşık 1 saat sonra tekrar çağırdılar. Bu esnada ayaktaydım”  cümleleri ile anlattı.

İŞKENCEYİ ANLATTI

Sözlü tehditlerin ardından darp edildiğini anlatan işkence mağduru asker “Ardından farklı odaya alındım. Düşünüp düşünmediğimi sordular. Suçumu bilmediğim için söyleyecek bir şey olmadığını söyledim. Yüzümü duvara döndürdüler. Arkama geçtiler. Montumu çıkarmamı istediler. Çıkarmayınca zorla çıkardılar. Daha sonra üst kıyafetimi çıkarmamı istediler. Çıkarmadım. Çıkarmayınca saçlarımla oynayarak yüzüme tokatlar atmaya başladılar. Bir başkası da enseme çok sert bir şekilde vurdu. Bir başkası da göğsüme çok sert bir şekilde vurdu. Toplamda 3 kişiydiler. Daha sonra diğer gün tekrar görüşeceğimizi söylediler. Henüz çağırmadılar” dedi.

“İŞKENCE SESLERİNİ DUYMAMAMIZ İÇİN MÜZİK AÇTILAR”

TEM’de şahit olduğu başka işkence olayı olduğunu da anlatan asker “20 metrekare gibi küçük bir alanda yaklaşık 16 kişi kalmaktayız. Çamaşırlarım tarafıma hala verilmemiştir. Darp edildiğim görüşme için ayakta beklerken “Yusuf Kulaksız” isimli kişinin ağlayarak bağırdığını duydum. Bu esnada dışarıda başımızda ekleyen kadın polis sesleri duymamamız için müzik açtı” ifadelerin kullandı.

Mağdur asker avukatıyla yaptığı görüşmede tutulan tutanağın bir örneğinin Ankara Barosuna verilmesini, olayın kamuoyuna isimsiz bir şekilde duyurulmasını ve ilgili makamlara suç duyurusunda bulunulmasını talep etti.

medyabold
Devamını Oku »

Un, yağ fiyatlarından sonra şeker de zamlandı

Hükumetin baskılarına rağmen gıda fiyatlarındaki yükseliş sürüyor. Yağ, un, yumurta fiyatlarından sonra şekere de zam geldi. Gıda fiyatlarındaki artışı engellemeye çalışan hükumet ise denetimleri sıklaştırıp tanzim satış yapmayı hedefliyor.

BOLD – Gıda fiyatlarındaki artış durdurulamıyor. Yumurta, yağ ve undan sonra şeker fiyatına zam geldi. Yapılan zamla birlikte toptan şeker fiyatları yüzde 10 arttı.

MARKET FİYATLARINA DA YANSIYACAK

Gıda fiyatlarına gelen zamlardan şeker de nasibini aldı. Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş., bir kilogram kristal şekerin KDV hariç 3,57 TL olan fiyatını, 3,93 TL’ye çıkardığını açıkladı. Kristal şekerin kg satış fiyatı KDV hariç 3,93 TL, KDV dahil 4,2444 TL’ye çıkarıldı. Tarımsal kökenli saf etil alkol satış fiyatı da KDV hariç 8 TL, KDV dahil 9,44 TL olarak belirlendi. 15 fabrikada pancar şekeri üretimi gerçekleştirilen Türkşeker’in şeker zammının ardından özel sektör fabrikalarının da şeker satış fiyatlarını artırmaları bekleniyor.

YAĞ FİYATLARINDA REKOR ARTIŞ

Koronavirüs pandemisi, ithalatın azalması, dolardaki artış ve kuraklık ayçiçek yağı fiyatlarını artırdı. Geçen yılın ilk çeyreğinde 25 lira olan 5 litrelik ayçiçeği yağının fiyatı 85 liraya kadar yükseldi. En çok zam gelen gıda ürünü ayçiçek yağı oldu. Geçen yıl haziran ayında litresi 23,59 TL olan zeytinyağının fiyatı yüzde 27’lik zam oranıyla 29,99 TL’ye yükseldi. Geçen yıl haziran ayında 500 gramı 20,93 TL olan tereyağının fiyatı bu yıl ocak ayında yüzde 24’lük zam ile 25,95 TL’ye yükseldi.

UN FİYATLARI DA YÜKSELDİ

Geçen yıl başında 95-100 TL civarında satılan bir çuval unun fiyatı 160 TL’yi geçti. Buna gerekçe olarak dolardaki artış gösterilirken, undaki artış ekmek fiyatlarına zam olarak yansıdı. Başta belediyelerin indirimli ekmekleri olmak üzere fırınların sattığı ekmekler zamlanırken, undan üretilen makarna, pasta gibi unlu gıda fiyatları da arttı.

YUMURTA FİYATLARI DURDURULAMIYOR

Ucuz protein kaynağı olarak nitelendirilen yumurta fiyatlarındaki yükseliş sürüyor. Geçen yıl ortasında 11 lira civarında olan bir koli yumurta 30 liranın üzerine çıktı. Yem fiyatlarına gelen zamlar nedeniyle yumurta fiyatlarındaki bu artış da üreticiyi memnun etmedi.

HÜKUMET ÇAREYİ DENETİM VE TANZİM SATIŞTA ARIYOR

Gıda fiyatlarındaki artışı durduramayan hükumet ise gıda üreten firmalar ile marketlere yönelik denetimlerini artırdı. Ürünlerin fahiş fiyattan satılabilmesinin önüne geçebilmek ve vatandaşların mağduriyetini önlemek amacıyla fiyat ve etiket denetimi artırılırken, fiyat artıran firmalara ise ceza kesiliyor. Hükumet vatandaşa ucuz gıda satmak için PTT üzerinden tanzim satış yapacağını da açıkladı.

Buram buram Anadolu kokan türküler için Ümit Nağmeleri’nden özel albüm

 

medyabold
Devamını Oku »

Buram buram Anadolu kokan türküler için Ümit Nağmeleri’nden özel albüm

Daha önce şiir ve şarkılar için özel albümler hazırlayan Ümit Nağmeleri, şimdi de türküler için Ümit Nağmeleri’nden özel albüm oluşturdu. Albüm, Türkçe Olimpiyatları etkinliklerinde seslendirilen türkülerden bir araya getirilerek oluşturuldu.

BOLD – Ümit Nağmeleri, Türkçe Olimpiyatları etkinliklerinde seslendirilen en özel türküleri bir araya getirerek ‘Best of Türkü Albümü’ olarak yayınladı.

ALBÜMDE 50 TÜRKÜ YER ALIYOR

Dünyanın farklı ülkelerinden Türkçe Olimpiyatları etkinliklerine katılan öğrenciler, sahnelerde Anadolu türkülerini seslendirdi. Ümit Nağmeleri, etkinliklerde genç yetenekler tarafından seslendirilen en güzel 50 türküyü tekrar bir araya getirilerek YouTube’da playlist şeklinde tekrar paylaştı. Anadolu’yu hatırlatan bu türküleri playlist linkinden dinlenebilecek.

UNUTULMAYAN ŞARKILAR DA ALBÜM HALİNDE

Ümit Nağmeleri, daha önce de Türkçe Olimpiyatları şarkı yarışmalarında seslendirilen en özel 51 eseri bir araya getirerek ‘Best of Şarkı Albümü’ olarak tekrar yayınladı. Birbirinden yetenekli gençlerin seslendirdiği eserleri tek albüm altında toplayarak YouTube Playlist şeklinde yayınlayan Ümit Nağmeleri’nin seçtiği şarkılar arasında Erkin Koray’ın “Fesuphanallah”, Erol Evgin’in “Bir de Bana Sor”, “Son verdim Kalbimin İşine” gibi unutulmaz şarkılar yer alıyor.

 

Cezaevi yönetiminden tutuklu anneye: Çocuğunu ayağından ranzaya iple bağla

medyabold
Devamını Oku »

Erken seçim söylemleri arttı, Akşener tarih verdi

Ekonomik kriz giderek derinleşirken muhalefet de erken seçim söylemlerini sıklaştırdı. Bu yıl içerisinde seçim bekleyenlerin sayısı giderek artarken, İyi Parti lideri Meral Akşener erken seçim için 21 Haziran tarihini verdi.

BOLD – Yapılan anketlerde oyu giderek düşen AKP, Cumhur İttifakı’na yeni partileri dahil etmek için görüşmelerini sürdürüyor. Muhalefet partileri ise damat Berat Albayrak’ın da istifasına yol açan ekonomik krizi öne sürerek erken seçim söylemlerini sıklaştırdı. Bu konuda tarih de veren İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, 21 Haziran’da erken seçim beklediğini ifade etti.

AKŞENER: NİSANDA KARAR ALINMASI GEREKİR

Halk TV’de katıldığı programda gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan Meral Akşener, 21 Haziran’da erken seçim beklediğini ifade etti. Seçim istemenin muhalefetin görevi olduğunu belirten Akşener, “Sadece analiz yapıyorum. Bu kafayla gidildiği için daha da kötüleşeceği için. Diyelim ki haziranda seçim olacak, nisanda bunun kararının alınması gerekir. Bir an evvel bu kötülüklerin ortadan kalkması için. Oturulacak tekrar bir sistem kurulacak. O sistem üzerinden tekrar ortaklaşılacak ve o seçime katılınacak. Bugünün şartlarında ittifaksız seçime girmek görünmüyor” dedi.

KILIÇDAROĞLU: ERKEN SEÇİM KAÇINILMAZ

Sık sık erken seçim çağrısı yapan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da partisinin son MYK toplantısında yaptığı konuşmada, “Sahadan arkadaşlarımızın bize getirdiği bilgi; vatandaş erken seçimin tarihini soruyor. Vatandaşın talebi bu yönde. Vatandaşın talebinin karşısında kimse duramaz. Bu durumda erken seçim kaçınılmaz. Durum her geçen gün vatandaşın aleyhine işliyor. Esnafın, çiftçinin, işçinin, işsizin her geçen gün milletin sorunları ağırlaşıyor” dedi.

BABACAN: ŞARTLAR SEÇİME ZORLAYABİLİR

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ise erken seçimle ilgili daha önce yaptığı açıklamada Haziran 2023’e kadar sistemin dayanma ihtimalinin zayıf olduğunu belirterek, “Biz 2021-22’de olası seçim için ihtimalinin daha yüksek olduğunu görüyoruz” dedi. Seçimlere en kısa sürede hazır olmak istediklerini belirten Babacan, “Malum, Türkiye’nin siyasi takvimi öngörülemez. Normalde seçimler 2023 Haziranı’nda ama Türkiye’de istikrarsızlığın arttığı dönemde erken seçim olur. Ülkenin ekonomik, siyasi, sosyal şartları iktidarı çok zorlayabilir. İktidarın siyasi meşruiyeti kalmaz. Şartlar onları seçime zorlayabilir” dedi.

DAVUTOĞLU: ERKEN SEÇİM PSİKOLOJİSİNE GİRİLDİ

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu da erken seçimle ilgili kısa süre önce yaptığı açıklamada, “Türkiye seçim psikolojisine girmiştir. 2021 yılında seçim olma ihtimali yüksek. Biz hangi dönemde, ne zaman seçim olursa hazırız” dedi. Bazen şartların seçimi dayattığını ifade eden Davutoğlu, “2,5 yıllık iktidar performansına baktığımda, Cumhur İttifakı’nın içindeki kırılganlığa baktığımda, bu şekilde ülkenin 5 yılı doldurması, psikolojik olarak, ekonomik olarak, siyasi olarak çok zordur” dedi.

ERDOĞAN: GÜNDEMDE ERKEN SEÇİM YOK

Muhalefet partileri erken seçim isteklerini sıklaştırırken, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise gündemlerinde erken seçim olmadığını belirtti. Geçen hafta bir süredir muhalefet partilerinin dillendirdiği, seçimlerin erken bir tarihe çekilmesi konusunda konuşan Erdoğan, “Biz muhalefetteki siyasi partiler gibi acelecilik içinde değiliz. Şu andaki tablo, takvim Haziran 2023’tür. Haziran 2023’ten önce erken seçim söz konusu değildir” dedi.

AKP DÖNEMİNDE 3 ERKEN SEÇİM YAPILDI

İktidara 2002 yılında yapılan bir erken seçimle gelen AKP’nin 18 yıllık iktidarı döneminde yapılan 5 genel seçimden 3’ü erken yapıldı. 2007 yılı Kasam ayında yapılması gereken genel seçim cumhurbaşkanlığı seçimi krizi sonrası 22 Temmuz’a çekildi. 7 Haziran 2015’te yapılan seçimlerde AKP, iktidara geldiği 2002’den beri ilk defa tek başına iktidar olamadı. Yapılan koalisyon görüşmelerinden sonuç çıkmayınca 1 Kasım’da erken seçim yapıldı. 3 Kasım 2019’da yapılması gereken genel seçimler ise MHP lideri Devlet Bahçeli’nin talebiyle 24 Haziran 2018’e çekildi.

Cezaevi yönetiminden tutuklu anneye: Çocuğunu ayağından ranzaya iple bağla

medyabold
Devamını Oku »

Cezaevi yönetiminden tutuklu anneye: Çocuğunu ayağından ranzaya iple bağla

İki kez cezaevine giren Nurhan Erdal Bahadır da çıplak arama mağduru oldu. Üstelik 3 kadına aynı yerde ve birlikte çırılçıplak soyunmaları dayatıldı. Ranzadan düşen bebeği için file talep ettiğinde Nurhan Erdal Bahadır’a ret cevabı veren cezaevi müdürü ise “çocuğunu ayağından ranzaya iple bağla” dedi.

BOLD ÖZEL – Cemaat operasyonları kapsamında iki kez demir parmaklıkların ardına konan Nurhan Erdal Bahadır, cezaevine ikinci girişinde çıplak arama mağduru oldu. Tutuklama kararının hemen ardından görevliler, Adana Adliyesi’ndeki nezarethanede 3 kadının aynı yerde çırılçıplak soyunmasını istedi. Bahadır, zihninden silemediği o kötü anıları “O kadar aşağılandığımı hiç hissetmemiştim. O gün iliklerime kadar hissettim” diyerek anlattı.

ABLAYI BULAMAYINCA KARDEŞE GÖZALTI

Gıda teknikerliği ve anaokulu öğretmenliği yapan Bahadır, ilk olarak Adana’da gözaltına alındı. İkametine giden polisler Bahadır’ı bulamayınca, erkek kardeşini gözaltına aldılar. Durumu öğrenen Nurhan Erdal Bahadır ise kendi ayağı ile karakola gidip teslim oldu.

“252 KİŞİNİN ÖLÜMÜNDEN SEN SORUMLUSUN”

Bir gün boyunca aç bırakılan ve namaz kılmasına izin verilmeyen Bahadır, hakim karşısına çıkarıldı. Doğru düzgün savunma bile yapmasına izin verilmeyen Bahadır’ı hakim, 15 Temmuz’da yaşananlardan sorumlu tuttu.  Hakim, “252 kişinin ölümünden sen sorumlusun. Sen bu terör örgütüne üyesin” diyerek Bahadır‘ı 12 Ekim 2016’da cezaevine gönderdi.

BİR CEZAEVİ İÇİN BİLE ÇOK AĞIR ŞARTLAR

Mersin Tarsus Kadın Kapalı Cezaevine konan Bahadır gayri insani şartlarda yaşadı. Cezaevinin fiziki durumunu anlatırken “Bulaşıkları falan yıkadığımızda lavabo da taşıyordu. Biri banyoya girdiği zaman mutfakta küçük bir yer vardı, oradan banyonun köpükleri çıkıyordu. Böcekler falan çıkıyordu her taraftan. Hamam böcekleri, diğer türlü kurbağalar. Yani aklınıza gelen doğadaki bütün hayvanlar çıkıyordu cezaevinin içinden. Bir çığlıkla uyanabiliyorduk biz. Fareler içeride her türlü geziyorlardı” ifadelerin kullandı.

TOPLU ÖLÜMDEN DÖNDÜLER

Banyo sobasında ısıttıkları su ile yıkanabildiklerini ve zaman zaman dumandan zehirlenmeler olduğunu belirten Bahadır “Odun getiriyorlardı sıcak su için. Biz banyo sobasını yakıyorduk. Banyo sobasından çıkan gazla zehirlendik. Ama bize kapıyı açmadılar. En sonunda hakime arkadaşlar kapıyı zorladılar. Siz bize bu şekilde davranıyorsunuz yaptığınız kesinlikle suç elbette biz tekrardan hakim olarak geri döneceğiz geri döndüğümüzde bunları sizin yanınıza bırakmayacağız diye içerden böyle çığlık atınca bağırarak söyledikleri zaman gelip kapıyı açtılar” dedi.

Cezaevinde sağlık sorunları da yaşayan Bahadır’ın sağ kasığında şişlik oluştu. Acil hastaneye sevk edildiğinde doktor “Direk ameliyat yapmam gerekiyor” dedi. Bahadır problemin ne olduğu sorduğunda ise “Açıp bakacağım, istersen ameliyat olursun, istemezsen olmazsın” diyerek odadan ayrıldı.

“ÖLÜRSEM NAMUSUMLA ÖLECEĞİM”

Cemaat soruşturmaları kapsamında 15 Temmuz sonrası yaşanan dramatik olayları düşünen Bahadır ameliyattan vazgeçti. Ailesine helallik istediği bir mektup yazdı. Gözleri dolarak o mektubunu anlatan Bahadır “Vefat edersem hakkınızı helal edin, ağrılarıma artık dayanamıyorum. Ne olacak, ne bitecek bilmiyorum. O zaman öyle bir fetva veriyorlardı ki, bunların karıları, kızları sizlere helal şeklinde. Narkoz verdikten sonra ne yapacakları belli değil. Ben dedim ölürsem hiç olmazsa namusumla öleceğim yani” dedi.

Bahadır 24 Haziran 2017’de sağlık problemleri gerekçesi ile tahliye edildi. Tahliyeden sonra düğün yapmadan dünya evine girdi. Muaz ismini verdikleri bir çocukları oldu. Çocuk 2 aylıkken davada karar verildi. 8 yıl 9 ay hapis cezası alan Bahadır, 2 aylık bebeği ile cezaevine dönmek zorunda kaldı.

“VİCDANLARI GİTMİŞ O İNSANLARIN”

Bahadır 7 Aralık 2018’de  yine Tarsus Cezaevine götürülmek üzere Adana adliyesinin içindeki nezarete götürüldü. Ancak çağdışı bir uygulamaya maruz kaldı. Nezarette iki kadın daha vardı.  Görevliler üç kadına aynı ortamda çıplak arama dayatması yaptı. “Hayatımda hiç bu kadar aşağılanmamıştım diyen Bahadır o anları şu cümlelerle anlattı. “Üçümüzü de aldılar içeriye. Gazeteleri koydular böyle. Biz bakıyoruz ne yapıyorlar diye. İlk önce anlam veremedik. Sonra ayakkabılarınızı çıkarın dediler. Biz de çıkardık. Gazetelerin üzerine geçirdiler bizi. Biz bekliyoruz. Sonra onlar soyunun dediği zaman biz tepki gösterdik. Kabul etmiyoruz dedik. Sonra en sonunda bizi tek tek aldılar. Yani biz orada tepki göstermeyip eğer onların dediğini yapsaydık, üçümüzü de aynı anda aynı yerde soyacaklardı yani. Kıyafetlerinizi çıkarıyorsunuz tek tek üzerinizden ve hepsini ters çeviriyorsunuz. Otur kalk dediler. O kadar aşağılayıcı bir durumdu ki… O gün hayatımın en kötü günlerinden, en kötü saatlerinden biriydi. Yani o kadar hiç utandığımı ve aşağılandığımı hissetmemiştim. O gün iliklerime kadar hissettim zaten. Vicdanları gitmiş o insanların. Polislik yapıyorlar ama vicdanları yok. Genelde bu tarz şeyler söylenmiyor. Çünkü insanlar utanıyor. Yani utanmalarında da çok haklılar. Gerçekten çok haklılar. Ve üçümüze de aynı anda, aynı muamele yapılınca biz bir birimizle paylaşabildik.”

CEZAEVİ YÖNETİMİ: BEBEĞİNİ AYAĞINDAN RANZAYA İPLE BAĞLA

Bahadır, 2 aylık bebeği Muaz’la aynı hücreyi ve aynı yatağı paylaştı. Muaz birkaç sefer ranzadan düştü. Anne Bahadır, cezaevi yönetimi ile görüşüp, ranzanın etrafına germek için kendi parasıyla file almayı talep etti. Ret cevabı verilirken “Bebeğinin ayağından iple bağla” dendi.

Bahadır yaşadığı şoku “Biz fileyi temin edemeyiz. Bir tanesi öyle söyledi. 3-4 tanesi bir arada oluyorlardı zaten. Diğer müdür kalkıp dedi ki, bebeğinin ayağından bağla dedi. Ben orada dondum kaldım. Bebeğin ayağından bağla ne demek. Benim kafamda sürekli aynı soru. Sadece müdüre bakıyorum böyle. Öyle mi diyorsunuz dedim. Sadece tebessüm ettim yani. ” sözleriyle anlattı.

BİR BEBEĞE LAYIK GÖRÜLEN MUAMELE

Küçük Muaz bir kezde alerjik sebeple hastanelik oldu. Acil hastaneye sevki yapıldı. Ancak uzun süre ambulans beklemek zorunda kaldılar. O uzun bekleyiş sonunda sağlık personeli geldiğinde ise “Yemek yiyecektim. Bu saatte niye çağırıyorsunuz” diyerek tepki gösterdi.

2 aylıkken girdiği cezaevinden 13 aylıkken çıkabilen Muaz, uzun süre dış dünyaya adapte olmakta zorlandı. Cezaevinde kullandığı battaniye olmadan uyuyamayan Muaz, yaşıtlarından daha geç yürüyebildi. Çünkü cezaevi ortamında hastalık kapmasından endişe eden anne Bahadır, oğlunun yerde emeklemesine ve yürümesine izin vermedi.

Yaklaşık 1 yıl cezaevinde birlikte kalan anne ve oğul, Yargıtayın bozma kararının ardından tahliye edildi.

medyabold
Devamını Oku »

KHK’lı emniyet müdürü cezaevinde hayatını kaybetti

İskenderun T Tipi Cezaevinde 4,5 yıldır tutuklu bulunan eski emniyet müdürü Kahraman Sezer, bu sabah hayatını kaybetti. Koğuşta koronavirüs kapan Sezer üç gündür yoğun bakımdaydı.

BOLD ÖZEL –  15 Temmuz’dan sonra tutuklanan ve 2018’de 10 yıl hapis cezasına çarptırılan eski Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube Müdürü Kahraman Sezer hayatını kaybetti. Üç gün önce İskenderun T Tipi Cezaevinde koronavirüs kapan ve yoğun bakıma kaldırılan Sezer’in bu sabah öldüğü öğrenildi. Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan Sezer, Bylock kullandığı iddiasıyla ve tanık ifadelerine dayanılarak 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

“BUNLAR CİNAYETTİR”

Sezer’in ölüm haberini Twitter’dan duyuran HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Eski Emniyet şube müdürü KHKlı Kahraman Sezer, tutuklu bulunduğu cezaevinde yakalandığı Kovid hastalığından dolayı vefat etti.” dedi. Bursa’da yaşayan eşinin maddi nedenler yüzünden 1.5 yıldır ziyaretine gidemediği aktaran Gergerlioğlu, “Kaçıncı kez ocaklara, kalplere ateş düşüreceksiniz? @adalet_bakanlik cinayettir bunlar!”  ifadelerini kullandı. 

Trafik kazasında vefat eden KHK’lı Nazmi Özler: Anne bana dua et mesleğime geri döneyim

medyabold
Devamını Oku »

Kayyum rektör protestolarında ‘dini değerleri aşağılıma’ suçlamasıyla 5 gözaltı

Boğaziçi Üniversitesinde devam eden protestolarda 5 kişi dini değerleri aşağıladığı gerekçesi ile gözaltına alındı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Şahmeran figürüyle değiştirilen bir Kabe görüntüsünü yere atmakla suçlanan öğrenciler için “LGBT sapkını” dedi. Öğrenciler ise suçlamaları kabul etmedi.

BOLD – Kayyum rektör protestolarında gözaltı polemiği yaşanıyor. 5 öğrenci, üzerinde Şahmeran figürü ve LGBTİ+ bayrakları yer alan Kabe görseli gerekçesiyle gözaltına alındılar.

Cumhuriyet’te yer alan habere göre Boğaziçi Üniversitesi İslam Araştırmaları Kulübü’nün (BİSAK) attığı tweet ile söz konusu resim bir anda sosyal medyada konuşulmaya başlandı. Kulüp, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Boğaziçi Üniversiteleri İslam Araştırmaları Kulübü olarak üniversitemiz dahilinde İslami değerlerimizin fütursuzca alaya alınmasına müsaade etmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Boğaziçi Dayanışması da  tweet ile hedef gösterildiklerini duyurarak, “Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi en az bir arkadaşımız BİSAK’ın hedef göstermesi üzerine açılan savcılık soruşturması gerekçesiyle Güney Kapı’da gözaltına alındı” paylaşımında bulundu.

BAŞSAVCILIK SORUŞTURMA BAŞLATTI

Sosyal medya paylaşımları ve kimi haberlerin ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Boğaziçi Üniversitesi önünde Kabe fotoğrafının yere serildiği iddiasına ilişkin resen soruşturma başlattı. Bakan Soylu ise hesabından yaptığı açıklama “Boğaziçi Üniversitesi’nde Kabe-i Muazzama’ya yapılan saygısızlığı gerçekleştiren 4 LGBT sapkını gözaltına alındı!” ifadelerini kullandı.

Ardından kayyum rektör Melih Bulu da “Bir grup kendini bilmez tarafından İslamiyetin kutsallarına saldırı hiçbir şekilde kabul edilebilir değildir. Bunun Boğaziçi değerlerinde de asla yeri yoktur. Bu şuursuz saldırıdan sorumlu olanlar hakkında kapsamlı soruşturma başlatılmıştır” açıklamasında bulundu.

AVUKAT KEŞKÜŞ: RESMİ ASAN BELLİ DEĞİL

Diğer yandan gözaltına alınan Boğaziçi öğrencilerinin avukatlarından Uğur Esat Keşküş, öğrencilerin özel güvenliğin ihbarı sonucu gözaltına alındığını belirterek, “Dini değerleri aşağılama” suçlamasında bulunulduğunu söyledi. Keşküş, “Bizim yanımızda “şüphelilerin suçlamayı kabul ettiğne dair” öğrencilerin ifadesini yansıtmayan bir olay tutanağı imzalatılmaya çalışıldı. Öğrenciler bu metni imzalamadı. Resmi asan belli değil. Anonim bir eser var ortada. Hukuken de şunu söyleyeyim; atılı suçlamanın karşılığı çok düşük bir ceza, savcılığa dahi intikal etmez. Normalde tutuklama yasağı var bu cezada. Gözaltılar tamamen Twitter’da en çok konuşulan konular arasına sokulmasıyla ilgiliydi” diye konuştu.

RESİM NERDEN ÇIKTI?

Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri geçtiğimiz günlerde  “Kayyım rektöre” karşı sergi düzenleneceğini duyurarak resim ve heykel gibi sanat eserlerinin sergiye gönderilmesi çağrısında bulundu. 22 Ocak’ta Türkiye’nin farklı bölgelerinden insanların gönderdiği baskılı ve dijital eserlerle bir sergi düzenledi. Serginin gösterimi birkaç gün daha sürdü.

Boğaziçi’nden öğrencilerin anlatımına göre, birçok eser yer olmadığı için yerde sergilendi. Soruşturmaya ve gözaltılara konu olan resim de bunlardan biriydi. Konuyla ilgili Cumhuriyet’in konuştuğu bir öğrenci ise “Dün de aslında resim yerde olmadan, düzgünce asılmış bir halde, üstelik altına da açıklama eklenerek sergileniyordu. Semboller üzerinden yapılan bir esermiş. Kimin yaptığı da belli değil, anonim bir eser. Dün eser asıldığı yerden birden kayboldu. Bunun üzerine rektörlüğe eseri kimin aldığına ilişkin bir dilekçe verildi. Dilekçe veren 3 ya da 4 isim de dosyaya eklendi. Anladığım kadarıyla dertleri eseri yapanı bulmak. Dilekçe verip gözaltına alınan bir kişi serbest bırakıldı” dedi.

medyabold
Devamını Oku »

Komplo teorileri ve yeni nesil gizemli örgütler

Dünyanın geleceğine dair onlarca söylenti dolaşıyor. Komplo teorileri ve kehanetler bir birini kovalarken gizemli örgütler bu söylentilerin ortaya çıkmasında büyük pay sahibi.

BOLD – 2030’da ne olacak? Dünyayı ve Türkiye’yi ne bekliyor? Merak edilen sorular için kehanetler ve komplo teorileri adeta havalarda uçuşuyor. Kimi dünyayı yönetmeye talip, kimi kıyamet için tarih veriyor. Özellikle son ABD seçimi ve Kongre binasının basılmasıyla tanınan QAnon grubu bir anda dikkatleri üzerine toplandı. Bununla birlikte QAnon grubunun ABD’de dile getirdiği tezlerle, Türkiye’de kimi kesimlerin tezleri arasında önemli bir benzerlik olması da dikkat çekiyor.

 

medyabold
Devamını Oku »

Biden yönetimi Suriyeli 6 bin 700 göçmenin süresini uzattı

ABD’de yaşayan 6 bin 700 Suriyeli göçmen için “geçici koruma statüsü”nün uzatıldığı açıklandı. Kararla birlikte geçici koruma statüsüne sahip binlerce Suriyeliye 1 buçuk yıl daha yasal koruma sağlandı.

BOLD – Göçmen politikası merak edilen ABD Başkanı Joe Biden’dan ilk adım geldi. ABD yönetimi ülkedeki süresi sona eren Suriyeli göçmenlerin “geçici koruma statüsü”nü uzattı.

ABD İç Güvenlik Bakan Vekili David Pekoske, göçmen yanlısı politikalar kapsamında ABD’de yaşayan 6 bin 700 Suriyeli göçmen için “geçici koruma statüsünü” önümüzdeki yılın eylül ayına kadar uzatılacağını duyurdu.

Açıklamada, göçmenlerin kurumlara başvurarak yasal haklarının uzatılmasını isteyebilecekleri belirtildi. Bu kararla birlikte geçici koruma statüsüne sahip Suriyeliler, 1,5 yıl daha ülkede yasal olarak kalmaya devam edebilecek.

Biden ayrıca, Venezuela’dan gelen göçmenlere de ülkedeki ekonomik koşullar nedeniyle geçici koruma statüsü verilebileceğini söylemişti.

medyabold
Devamını Oku »

Erdoğan’ın yeni Fidan’ı

Eski İstanbul Başsavcısı İrfan Fidan sadece haftalar içinde önce Yargıtay üyeliğine ardından da Anayasa Mahkemesi üyeliğine getirildi. Gelecekte Anayasa Mahkemesi Başkanı olmasına kesin gözüyle bakılan Fidan’a Erdoğan’ın ilgisi ise merak konusu oldu.

BOLD – Gazeteci Fatih Akalan, Anayasa Mahkemesinin yeni üyesi İrfan Fidan’la ilgili merak edilenleri masaya yatırdı. Fidan’ın gelecekte Anayasa Mahkemesinin başına geçmesine kesin gözüyle bakılıyor. Peki neden AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan karısını döven bir hukukçuyu Türk yargı sisteminin tepesine oturtmak istiyor? Aralarında nasıl bir ilişki var? Erdoğan’ın avukatlarıyla Fidan arasındaki toplantıda neler konuşuldu? Neyin pazarlığı yapıldı? 17-25 Aralık ve Selam Tevhid soruşturmalarının Fidan’ın Anayasa Mahkemesi’ne uzanan serüvendeki rolü ne? İşte gazeteci Fatih Akalan’ın anlatımıyla “Erdoğan’ın yeni Fidan’ı.”

medyabold
Devamını Oku »

Acı üstüne acı: Annesi ve babası cezaevinde olan 12 yaşındaki çocuk kanser oldu

Annesi ve babası 15 gün arayla cezaevine giren 12 yaşındaki Hakan Dağdeviren kanser oldu. 1 hafta önce teşhis konulan kanserin, Hakan’ın bütün vücuduna yayıldığı anlaşıldı. Torunlarına bakan babaanne ve dede ise en azından babanın ya da annenin çocuklarının yanında olmasını istiyor.

BOLD ÖZEL – 15 Temmuz’un ardından başlatılan cemaat soruşturmaları, ailelerin hayatlarını karartmaya devam ediyor. Son olarak annesi ve babası cezaevinde olan 12 yaşındaki Hakan Dağdeviren’in kan kanseri olduğu ortaya çıktı. Torununun bütün bakımını üstlenen 70 yaşındaki dede Ali Dağdeviren ise Yargıtay’ın cezasını onaylaması halinde tekrar cezaevine girecek.

ANNE VE BABA 15 GÜN ARAYLA TUTUKLANDI

2 sene önce cemaat soruşturmaları kapsamında önce baba Gökhan Dağdeviren tutuklanıp Eskişehir Cezaevine, 15 gün sonra da anne Sabriye Dağdeviren tutuklanıp Çorum cezaevine konuldu. Afyon sandıklıda ortada kalan 12 yaşındaki abla Halenur ve 10 yaşındaki Hakan’a dedesi ve babaannesi sahip çıktı.

ACILAR PEŞ PEŞE GELDİ

Her biri ayrı bir yere dağılan aile bir süre sonra Eskişehir’de toplandı. Öğretmen anne ve baba Eskişehir cezaevinde; dede, babaanne ve torunlar ise bir arada bir evde yaşamaya başladılar. Yaşadıkları travmaların etkisini henüz üzerinden atamayan aile son olarak Hakan’ın kanser olduğu haberiyle şok yaşadı.

HALSİZLİK VE DÖKÜNTÜLER ORTAYA ÇIKARDI

Hakan 2-3 hafta önce yorgunluk ve halsizlikten şikayet etti. Ayrıca vücudunda döküntüler vardı. Rahatsızlıklar ilk önce yaşanan onca acı olaya bağlandı. Bunun üzerine ara tatil de fırsat bilinerek Hakan ve ablası Halenur, Afyon’daki anneannesinin yanına ziyarete gitti. Rahatsızlıkları devam eden Hakan teyzesiyle birlikte Afyon’daki hastaneye gittiğinde kanser olduğu anlaşıldı.

KANSER TÜM VÜCUDU SARDI

İlk teşhisin ardından Hakan hemen Eskişehir’e getirildi ve Osman Gazi Üniversitesi Hastanesine yatırıldı. Yapılan tetkiklerde hastalığın kanser olduğu kesinleşirken karaciğer, karın, kasık, boyun ve koltuk altına yayıldığı tespit edildi. Ailenin yaşadıklarını öğrenen ve Hakan’ın durumunu gören hastane personeli de gözyaşlarını tutamadı.

ANNE VE BABANIN HENÜZ HABERİ YOK

Hakan tedavisi için aylarca hastanede yatmak zorunda kalacak. Ancak ne annenin ne de babanın çocuklarının hastalığından haberi var. Baba Gökhan Dağdeviren ile Hakan dün telefon gününde görüştü. Ancak hastalık yine söylenmedi. “Nasıl anlatabilirim ki” sözü ile çaresizliğini anlatan babaanne Meral Dağdeviren “Baba ile telefon görüşmesi yaptılar. Önce ikisi konuştu. Sonra biz izah etmeye çalıştık. Kan değerlerini ölçtürmek için götürdük falan dedik. Şüphelendi ama Hakan’la da konuşunca biraz rahatladı. Biz hastalığını, teşhisi söylemedik ama. Şu an bilmiyorlar” dedi.

Babaanne ve dede, torunlarının hastalığında, yaşadığı travmaların büyük etkisi olduğunu düşünüyor. Onların anlattıklarına göre iki hafta arayla evlerine polis baskını yapılması ve kapının kırılarak içeri girilmesi sebebiyle Hakan psikolojik sıkıntılar yaşadı ve içine kapandı. İlk zamanlar çok sessiz olan Hakan aylar sonra “Neden böyle, neden babamı aldılar, neden başkaları değil de benim annemi aldılar” diye sormaya başladı. Babaanne ise sorulara cevap verirken “Onlar hiçbir şey yapmadılar. Sadece görevlerini yaptılar. Sadece insanların iyiliği için çalıştılar. Ama biri iftira attı. Ondan dolayı oldu” diye anlattığını ifade verdi.

ANNE- BABASININ YÜKÜ AĞIR GELDİ

Torununun artık tepkisel davranmaya başladığını anlatan Meral Dağdeviren şöyle konuştu: “Artık anlıyor. Bazen ben ‘Annen baban çıksın diye dua edelim’ diyorum. ‘Hayır’ diyor. ‘O kadar çok dua ettim ki, hiç işe yaramıyor. Ben artık çıkacaklarına inanmıyorum. Çıktıkları zaman ben büyümüş olacağım. Babam yaşlı olacak’ diyor.”

Meral Dağdeviren torunun psikoloğa götürdüğünü ve aldığı cevapla yaşadığı yıkımı ise “Bir psikoloğa gösterdim. Dedi ki ‘O kadar çok omuzlarına yük almış ki, annesinin, babasının, kardeşinin, sizin yüklerinizi omuzlarında taşımaya çalışıyor. Kendi kendine halletmeye çalışıyor ve bunun altından da kalkamıyor’ diye bahsetmişti” sözleriyle anlattı.

“ALLAH BİZİ SELAMETE ÇIKARACAKTIR”

Yaşadıkları karşısında metanetini korumayı başaran babaanne “Ben bu hastalığın Allah’tan geldiğine inanıyorum. Bunu kul vermedi. Allah verdi bize. Bunun bir imtihan olduğunu düşünüyorum. O yönden hiçbir sıkıntım yok. Elhamdülillah. Bana beni en çok üzen, haksız bir şekilde bu zulmü yapanlar var ya, onları affedemiyorum. Hastalıkta bu çocuğun yanında annesinin olması gerekiyordu. Babasının olması gerekiyordu. Öyle değil mi? Birbirlerine ihtiyaçları vardı. Ben onun için kahroluyorum. Neden böyle bir travma yaşatıyorlar bize? Ben nasıl izah edebilirim bunu çocuğa. Hastalığında babaanne yerine, anne demesi gerekmiyor muydu? Annesine sarılması gerekmiyor muydu? Ayakta olacağız, bunu da atlatacağız. Bunu bize Allah verdiyse elbette Allah bizi selamete çıkaracaktır. Ama biz yılmayacağız, yıkılmayacağız. Ben hepsini Allah’a havale ediyorum.” dedi.

70 YAŞINDAKİ DEDE YARGITAY KARARINI BEKLİYOR

70 yaşındaki dede Ali Dağdeviren de Cemaat soruşturmaları kapsamında bir süre cezaevinde kaldı. İçeride kaldığı sürede kalp rahatsızlığı, ritim bozukluğu, yüksek tansiyon şikayetleri arttı. Sol gözünde yüzde 95 civarında görme kaybı var. Cezaevindeyken artık yürüyemeyecek hale gelmişti ve ihtiyaçlarını koğuş arkadaşlarının yardımıyla giderebiliyordu. 6 yıl 10 ay 15 gün ceza alan dede Dağdeviren, Yargıtay’ın kararını bekliyor. Karar onaylanırsa tekrar cezaevine girecek.

Anne Sabriye Dağdeviren’in 6 yıl 10 ay 15 günlük hapis cezası onandı. Baba Gökhan Dağdeviren’in aldığı 19 yıllık hapis cezası ise Yargıtay aşamasında.

Hasta yatağındaki Hakanın en büyük hayali babasıyla top oynamak ve denize gitmekti. Yaşadıkları karşısında Allah’a sığındıklarını belirten dede ve babaannenin isteği ise kanser hastası torunlarının en azından hastalık sürecinde annesi ya da babasıyla bir arada olabilmesi.

medyabold
Devamını Oku »

Nereye harcandığı bilinmeyen deprem vergisi yüzde 7.5’ten yüzde 10’a çıkarıldı

AKP, akıbeti merak konusu olan deprem vergisine zam yaptı. AKP döneminde kalıcı hale getirilen vergi yüzde 7,5’ten yüzde 10’a çıkarıldı. Deprem vergisinden 22 yılda 35 milyar dolar para toplandı. Muhalefetin tüm ısrarına rağmen AKP, vergilerin nereye gittiğini net olarak açıklamadı.

BOLD – 1999 yılında yaşanan Marmara Depremi’nden sonra hayata geçirilen, 2003 yılında AKP iktidarı tarafından kalıcı hale getirilen ve deprem vergisi olarak bilinen Özel İletişim Vergisi, Cumhurbaşkanlığı kararıyla arttırıldı. Deprem vergisi yüzde 7.5’ten yüzde 10’a çıkarıldı.

35 MİLYAR DOLAR TOPLANDI

Türkiye’de “deprem vergisi” olarak anılan ve konuşma, mesajlaşma, internet gibi iletişim hizmetlerine uygulanan Özel İletişim Vergisi (ÖİV) oranları yüzde 7.5’ten yüzde 10’a yükseltildi. 1999 yılında Gölcük Depremi’nin ardından 1 yıllığına geçici olarak getirilen Özel İletişim Vergisi, 2003 yılında AKP hükumeti döneminde kalıcı hale getirildi. 22 yılda 70 milyar TL’nin (35 milyar dolar) üzerinde Özel İletişim Vergisinden gelir elde edildi.

DEPREM PARALARI NEREYE GİTTİ?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, geçen yıl Ekim ayında meydana gelen İzmir depremi sonrası 1999 depreminin ardından toplanan ve o dönemki kurlarla 35 milyar doları bulan verginin akıbetini sordu. Kılıçdaroğlu, “Depremden sonra özel iletişim vergisi sürekli hale geldi. Şu ana kadar toplanan para 35 milyar dolar. 35 milyar dolarla siz İstanbul’da, İzmir’de yaşanacak depremdeki can kaybını en aza indirgersiniz. Soruyoruz nereye gittiğini cevap vermiyorlar. Nereye gitti bu paralar?” dedi.

HARCANMASI GEREKEN YERE HARCADIK

CHP liderinin deprem paralarının akıbeti ile ilgili sorusuna cevap veren AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ise “Harcanması gereken yere harcadık. Bundan sonra da Bay Kemal’e bu tür şeylerin hesabını vermeye zamanımız yok. Bütün bu harcamalar nasıl yapılıyor, bunlara bakmıyor ki” dedi.

PARALAR HAZİNEYE AKTARILDI

AKP’li Naci Bostancı ise deprem vergilerinin Hazine’ye aktarıldığını ve farklı ihtiyaçlar için kullanıldığını söyledi. Bostancı, 35 milyar dolar olduğu belirtilen deprem vergisi paralarıyla ilgili, “Bütçede paralar toplanır, ihtiyaca göre de harcanır. Dolayısıyla deprem vergileri adı altında bunlar toplanacak ve devlete gönderilecek tarzında bir düzenleme söz konusu değildir, bütçenin mantığına aykırıdır. Bütçeden haberdar olanlar bunu bilirler” dedi.

DUBLE YOLLAR İÇİN HARCANDI

Dönemin AKP’li Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in deprem paralarının nereye harcandığı yönündeki soruya verdiği cevapta toplanan vergilerin sağlık, eğitim, duble yollar gibi halkın ihtiyacını karşılamak için kullanıldığını söyledi. Şimşek, uluslararası vergi uygulamalarında da ‘tek bir harcama için vergi toplanması’ mantığının doğru bulunmadığının altını da çizdi. Maliye Bakanı, bu vergilerin kendilerinden önceki hükumet döneminde ‘geçici’ olarak çıkarıldığını; ancak daha sonra yine kendilerinden önceki hükumet tarafından ‘kalıcı’ hale getirildiğini anlattı. Şimşek, kendi hükumetleri döneminde ‘deprem’ adı altında bir vergi uygulamaya koymadıklarını, mevcut şekliyle vergi alımına devam ettiklerini söyledi.

 

 

İşte Türkiye’de basının son durumu

medyabold
Devamını Oku »

Habertürk programını karıştıran Hilal Kaplan yayından alındı

Habertürk canlı yayınında Hilal Kaplan ile Habertürk sunucusu Hülya Hökenek ve İsmail Saymaz arasında kavga çıktı. Suçlamaların adeta havada uçuştuğu programda Hökenek, “İtibar suikasti yapıyorsunuz” diyerek Kaplan’ı yayından aldı.

BOLD –  Hilal Kaplan’ın Habertürk canlı yayınında sunucu Hülya Hökenek ve konuk gazeteci İsmail Saymaz’a yönelik suçlamaları büyük tartışmaya sebep oldu. Program sunucusu Hökenek “İtibar suikasti yapıyorsunuz” diyerek Kaplan’ı yayından aldı.  Saymaz ise “Hilal Kaplan çözüm sürecinde poşu bağlayıp, süreç bitince asker postalı giymiş bir kadın” diyerek tepki gösterdi.

“CEVAP HAKKI” DİYEREK BAĞLANDI SUÇLAMA YAĞDIRDI

Hilal Kaplan, kendisine cevap hakkı doğduğunu söyleyerek canlı yayına bağlandı. Yayında ilk önce Hülya Hökenek’i hedef alan Kaplan “Bakın insanlara bazı şeylerde insanların ismini anmadan önce, önce kendinize bir bakacaksınız. Hülya Hökenek, siz, Öcalan’la Beyrut’ta Fatih Altaylı’yı röportaj yapmaya götüren kişisiniz. Sanıyorum Fatih Altaylı’yla bağlantınız nedeniyle de şu an Habertürk’tesiniz” dedi.

Ardından Saymaz’a suçlamalar yönelten Kaplan “İsmail Saymaz’ın FETÖ konusunda, PKK konusunda, hatta kapatılan PKK kanalında söylediği sözleri var. Mesela hendek terörüyle devlet mücadele ederken sadece devleti suçlayan ve şöyle diyen, ‘Türkler ile Kürtlerin arasına devlet çukur açmıştır’ diyen sözleri var. Ya da biz kelle koltukta FETÖ ile 17-25 Aralık sonrası mücadele ederken mesela 2015’te “Cemaatin bankasına el koy, cemaat yasal hakkını kullanıp yargıda itiraz edince kaos çıkarıyor de” gibi böyle tweetleri var; “Ekrem Dumanlı’nın silahlı örgüt kurmak ve yönetmek iddiasıyla suçlanmasının itibar edilecek bir yanı yok. Samanyolu grubunun uydudan çıkarılması anti-demokratik, Kanaltürk kanalına yapılan müdahale Ortaçağ zorbalığıdır, halkın haber alma hakkının katlidir, utanç verici.” Bylock meselesinde biliyorsunuz, Amerika’ya gitti, ne idüğü belirsiz FETÖ’cüyle görüştü, Bylock’u aklama çalışmaları var. Daha sayabilirim, çoğaltabilirim” ifadelerini kullandı.

HABERTÜRK YÖNETİMİNE SUÇLAMA

Son olarak Habertürk yönetimine ve sahibine suçlamalar yönelten Kaplan, “Habertürk, Zaman gazetesinden sonra en çok CV’sinde, gazetesinde FETÖ’cü olduğu gerekçesiyle tutuklanan ‘gazeteci’ olan yayındır. Aynı zamanda kanalın sahibinin ‘Hocaefendiyi kırmayalım’ şeklinde söylediği sözleri hatırlatırım. Habertürk’ün Ankara Temsilcisi Erdal Şen, Adil Öksüz’ü evinde saklayıp ona yardımcı olan birisidir. … İtibar suikastı değil ki” ifadelerini kullandı.

“YAPTIĞINIZ GAZETECİLİK DEĞİL İTİBAR SUİKASTI”

Kaplan suçlamalarına devam ederken Hökenek sık sık araya girmeye çalıştı. Ardından da “Yaptığınız gazetecilik değil, itibar suikastı. Kişileri ve kurumu hedef alarak itibar suikastı yapıyorsunuz. Hilal Hanım, siz cevap hakkı sınırlarını aştınız. Size çok teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı. Sonra da Kaplan yayından alındı.

“ÇÖZÜM SÜRECİNDE POŞU BAĞLADI, ARDINDAN ASKER POSTALI GİYDİ”

Gazeteci İsmail Saymaz da Kaplan’a tepki göstererek “Hilal Kaplan çözüm sürecinde poşu bağlayıp, süreç bitince asker postalı giymiş bir kadın. Hilal Kaplan, Taraf gazetesinin tetikçisidir. Ben bu stüdyolarda cemaatçilerin yüzüne konuşurken gıkını çıkaramıyordu. Ben İlhan Cihaner’i, Hanefi Avcı’yı yazdığımda cemaatin bulunduğu gazeteden bana ateş ediyordu. Hilal Kaplan kim olabilir? Kaplan, Fethullah Gülen için şiir yazmış bir kadın. Şimdi utanmadan o geçmişini sileceğini zannediyor. PKK’yla ilgili övgü dolu tweet’leri Twitter’da cirit atıyor” dedi.

medyabold
Devamını Oku »

Trafik kazasında vefat eden KHK’lı Nazmi Özler: Anne bana dua et mesleğime geri döneyim

Trafik kazasında hayatını kaybeden KHK’lı tarih öğretmeni Nazmi Özler toprağa verildi. Oğlunun ardından gözyaşı döken anne Özler ise “Her sabah ‘Anne bana dua et, mesleğime geri döneyim’ derdi” diyerek ağladı.

BOLD ÖZEL – 27 Ocak çarşamba sabahı hayatını kaybeden ve Muğla’da dün toprağa verilen KHK’lı tarih öğretmeni Nazmi Özler’in tek bir hayali vardı. İşine iade edilmek. Her sabah benzinlikteki işine gitmek üzere yola çıkarken “Anne bana dua et, mesleğime geri döneyim” derdi.

O sabah da yine aynı dileklerle hazırlanmaya başladı. Evden çıkmadan önce saat 09.05’te Whatsapp’taki durumunda Orhan Veli’nin “Bedava” şiirini paylaşmıştı. Esirliğin bedava olduğu bir ülkede yaşamaya isyan ediyor, kelle fiyatına sunulan özgürlükle her gün hayata tutunmaya çalışıyordu.

Sonra yola koyuldu. Evinin yan tarafına park ettiği arabasının yanına gitti. Hava soğuktu. Bir türlü arabasını çalıştıramadı. Arabadan indi. Sorunun ne olduğunu anlamaya çalışıyordu ki el freninin boşalması nedeniyle arabanın hareket ettiğini fark etti. Durdurmaya çalışayım derken arabanın altında kalarak… Sonu gelmiyor böyle cümlelerin. 112’ye haber verdiler, geldi hemen ancak çoktan hayatını kaybetmişti Nazmi Özler.

ANNESİ VE BABASI ZİHİNSEL ENGELLİ

Çanakkale18 Mart Üniversitesi Tarih Öğretmenliği mezunu olan Nazmi Özler, meslek hayatına Aydın FEM Dershanesi’nde başladı. Daha sonra Muğla Kavaklıdere’de bir okula atandı. Artık Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı çalışıyordu. Bir yandan da elinden geldiğince anne babasına bakıyor, yemeklerini hazırlıyor, ihtiyaçlarını gideriyordu. Evin tek çocuğuydu, henüz evlenmemişti.

BERAAT ETMİŞTİ

Bir gün o da birçok KHK’lı gibi aynı akıbetle karşılaştı. Çıkarılan KHK’larla memleketindeki mütevazı ve sade hayatı karartıldı. Hakkında Cemaat soruşturmaları kapsamında dava açıldı. İki sene süren davalardan beraat etti. Mesleğine geri dönmek için OHAL Komisyonu’na başvuruda bulundu ancak ret cevabı aldı. Yeni çıkan kanun ile tekrar başvurmayı düşünüyordu, o da olmadı.

Nazmi Özler, ihraç edildikten sonra geçimini sağlamak için benzin istasyonunda pompacı olarak çalışmaya başlamıştı. Annesi arkasından yaktığı ağıtlarda hep “Oğlum helallik almadan iş yapmazdı. Kimsenin gönlünü kırmazdı. Evden çıkarken ‘Anne bana dua et mesleğime geri döneyim’ derdi. Kedisi ölümünden sonra yattığı kanepenin üzerinden inmiyor, boydan boya dolanıp onun kokusunu arıyor. Daha geçen gün komşuya 10 tane yazma verdim. Ütülemesi için, oğlumun çeyizine koyacaktım. Oğluma evlen dediğimizde ‘Göreve iade olayım o zaman evlenirim’ derdi” ifadeleriyle anıyor.

ÖĞRENCİLERİNİN ÜZERİNE TİTRERDİ

İhraç olduktan sonra akrabalarının ağır hakaretlerine maruz kalan Nazmi Özler’in cenazesini vefalı dostları, annesi ve babası kaldırdı. Babası namaz hazırlıkları yapılırken oğluna hakaret edenleri işaret ederek “Onlar cenazemize katılmasın, buraya almayın” diye tepki gösterdi.

Dik duruşu ve mücadelesiyle tanınan Nazmi Özler’in arkadaşları da onun hatırasını yaşatmak için kaç gündür seferber. “Sevdiğimiz, saydığımız, değer verdiğimiz bir kardeşimizdi, kimsenin arkasından konuşmazdı, talebelerinin üzerine titrerdi, nüktedan sözleriyle bizi hep güldürürdü.” diyorlar.

Muğla’nın Yatağan ilçesinin Şeref Mahallesi’nde yaşayan 34 yaşındaki Nazmi Özler, geride zihinsel engelli bir baba, arkasından ağıtlar yakan bir anne, vefalı birçok arkadaş, kedisini ve Orhan Veli’nin o şiirini bıraktı.

Nazmi Özler’in hayatını kaybettiği yer. 29 Ocak 2021, Muğla.

medyabold
Devamını Oku »

Yolsuzluğu araştırmasına izin verilmeyen AKP’li Başkan istifa etti

AKP’li Nevşehir Belediye Başkanı Rasim Arı sağlık problemlerini gerekçe göstererek başkanlıktan istifa etti. Arı’nın kendinden önceki AKP’li belediye başkanı hakkındaki yolsuzluk iddialarını araştırmakta ısrarcı olduğu ve bu sebeple görevi bırakması yönünde baskı gördüğü ileri sürüldü.

BOLD – AKP’de dikkat çeken bir istifa haberi geldi. Bir süredir istifa edeceği konuşulan Nevşehir Belediye Başkanı Rasim Arı, sağlık problemlerini gerekçe göstererek başkanlıktan istifa etti.

Arı her ne kadar sağlık sorunlarını gerekçe gösterse de istifanın ardından yatan esas sebebin genel merkezden gördüğü baskı olduğu ileri sürülüyor. İddiaya göre Arı, kendinden önceki AKP’li belediye başkanının yolsuzluklarını araştırmakta ısrar etti ve bu sebeple parti genel merkezinden istifa etmesi yönünde baskı gördü.

CHP’Lİ GÜLMEZ: İSTİFA ETMEZSENİZ MAHKEMEYE VERECEĞİZ DENİLDİ

İddiaları destekleyen bir açıklama CHP Nevşehir İl Başkanı Kamil Gülmez’den geldi. Gülmez “Baskıya dayanamadı. İlk istifa söylentileri çıktığında belediyede 3 müfettiş görevlendirildi. Arı dönemindeki harcamalar incelendi. Suç bulmak kolay, bir açık bulundu. İstifa etmezseniz mahkemeye vereceğiz denildi. Sonuç olarak da istifa etti” dedi.

İstifa haberini duyurmak için basın toplantısı düzenleyen Arı salona “Elbet bir gün buluşacağız” ve “Bizimkisi bir aşk hikayesi” parçaları ile salona girdi. Yıprandığını söyleyen Arı, “21 aylık görev sürem içinde 18 aydır ben yumuşak yatakta yatmadım. Artık fiziğim ve psikolojim bunu kaldıramayacak noktaya geldi. Sağlığımı düşünerek ve tedbir almak zorundaydım” dedi.

“Başkanlığına ekonomik olarak nasıl geldiysem öyle gidiyorum” ifadelerini kullanan Arı geçen günlerde ise hakkında istifa edeceği yönündeki haberleri yalanlamıştı.

medyabold
Devamını Oku »

29 Ocak 2021 Cuma

Turkey to receive remainder of second Sinovac vaccine consignment by on Friday

Turkey will receive the remaining portion of the second consignment of 10 million doses of the COVID-19 vaccine developed by China’s Sinovac Biotech by Friday morning, Health Minister Fahrettin Koca said, allowing a nationwide rollout to continue.

Turkey received 6.5 million doses of the second consignment on Monday, following an initial consignment of 3 million doses nearly a month ago. It has so far vaccinated nearly 1.7 million people, mostly health workers, and elderly people, according to health ministry data.

“The first portion of the 10 million doses second consignment of inactive vaccine had arrived at the weekend. As of this morning (Friday), the second portion will have arrived in our country. Vaccines consignments will continue in accordance with the procurement programme,” Koca said on Twitter.

Reuters

Turkey’s COVID-19 vaccinations may quicken after elderly are inoculated

The post Turkey to receive remainder of second Sinovac vaccine consignment by on Friday appeared first on IPA NEWS.



from IPA NEWS https://ipa.news/2021/01/29/turkey-to-receive-remainder-of-second-sinovac-vaccine-consignment-by-on-friday/
Devamını Oku »

‘Aşı kıtlığı’ Avrupa’da korona kabusunu büyütüyor

Avrupa Birliği üyesi ülkelerde aşı programlarının yavaşlamasının arkasında üretici şirketlerden yeteri kadar dozun tedarik edilememesi bulunuyor. Eleştirilerin odağında Avrupa Komisyonu var.

BOLD – Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler, tedarik sıkıntıları yüzünden aşı programlarını yavaşlatmak zorunda kaldı. BBC’den Katya Adler’in aktardığına göre Avrupa Komisyonunun “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” yaklaşımı da sorgulanıyor. AB’nin Mart ayı sonuna kadar AstraZeneca firmasından beklediği 100 milyon doz aşının yalnızca dörtte birini alabilecek. Bu büyük gecikme milyonlarca kişinin hayatını etkileyecek. Brüksel tarafından aşısı onaylanan diğer firma Pfizer ise üretim yöntemlerinde düzeltmeler yapmak amacıyla sevkiyatı geçici olarak yavaşlattığını açıkladı.

ERTELEMELER BAŞLADI

Aşı tedarikindeki gecikmeler yüzünden İspanya hükumeti, verilen randevuları ertelemeye başladı. Fransa’daki hastanelerden de benzer bilgiler geliyor. Bazı hastaneler, aşılamaya başlanan risk gruplarının ikinci dozlarına yetecek aşı kalmayacağı endişesiyle, ilk doz randevularını ertelemeye başladı. Portekiz aşılama kampanyasının birinci aşamasının planlanandan iki ay daha uzun sürebileceğini açıkladı. Almanya Başbakanı Angela Merkel, Pazartesi günü eyalet liderleri ve aşı üreticileriyle bir video konferans yaptı. Sağlık Bakanı Jens Spahn toplantıdan sonra aşı sıkıntısının en az bir 10 hafta daha devam edebileceğini söyledi. AB Konseyi Başkanı Charles Michel, Perşembe günü yaptığı açıklamada, aşı sevkiyatındaki gecikme sorununun çözülmesini umut ettiğini belirtti. Michel, aksi halde “Nüfusumuz için gerekli aşı üretimi ve tedarikini sağlamak için bütün yasal yollara ve önlemlere başvurulmasını destekleyeceğim” dedi.

BİRLİK DIŞINDA NE OLACAK?

AB bir yandan da coğrafi sınırları içerisindeki tesislerde üretilen aşıların ne kadarının blok dışına gönderileceğini de kontrol etmeye çalışıyor. Astra Zeneca ile Pfizer-BioNTech Avrupa’da üretim yapıyor. Moderna ise ABD dışındaki ülkeler için ürettiği aşıların son hazırlıklarını İspanya’da yapıyor ama aşı, AB üyesi olmayan İsviçre’de üretiliyor. AB, birlik üyesi ülkelerin ihtiyacı olan aşıların arzını geciktiren ilaç şirketlerinin, birlik dışındaki ülkelerin siparişlerini tamamlamak için, AB sınırları içerisinde üretilen aşı ya da aşı bileşenlerini ihraç edip etmediğini denetlemek istiyor.

KUŞKULU AÇIKLAMA

Aslında Brüksel resmi olarak, niyetinin aşı ihracatını yasaklamak olmadığını söylüyor ve üye ülkelere verilen yeni yetkilerin tamamen bu konuda şeffaflığın sağlanmasını hedeflediğini belirtiyor. AB, AstraZeneca şirketinin, Avrupa’ya aşı temininin Belçika’daki tesiste meydana gelen üretim sıkıntıları yüzünden yaşandığı yolundaki açıklamasını kuşkuyla karşılayarak bu fabrikada bir teftiş yapılmasını istemişti. Brüksel ayrıca AstraZeneca’ya kısmen ya da tamamen AB sınırları içinde üretilen aşıların İngiltere’ye gönderilip gönderilmediğini de soruyor ve şirketten İngiltere’de üretilen aşıların bir kısmının AB’ye gönderilmesini istiyor.

İKİNCİ SINIF MÜŞTERİ

AstraZeneca’ya sert suçlamalar yöneltiyor görünen Brüksel, aşının büyük miktarlarda üretilebilmesi için AB’nin 300 milyon euro yatırım yaptığını da söyledi. Fakat gerçekte vadedilen bu miktarın önemli bir kısmı henüz ödenmiş değil ve AB’nin bazı suçlamaları da tutarlı görünmüyor. Örneğin AstraZeneca’nın AB’ye “ikinci sınıf müşteri” muamelesi yaptığı yönündeki şikayet bunlardan biri. Bu iddia, şirketin sözleşme hükümlerine riayet etmediği tezine dayanıyor ama AstraZeneca AB ile sözleşme imzalamadan üç ay önce, İngiltere hükumeti ile bir sözleşme yaptığını hatırlatıyor. AstraZeneca firması ayrıca AB ile bir “mümkün olan en büyük çabayı gösterme” temelinde anlaşma yaptığını ve belirtilen miktarda aşının Mart ayı sonuna kadar mutlaka teslim edileceğini vaat etmediğini de söylüyor. İngiltere hükumeti, AstraZeneca ile AB arasındaki bu anlaşmazlığın ve tartışmanın dışında kalmaya ve kendisinin şirketle yaptığı anlaşmaya odaklanmaya çalışıyor.

KENDİ BAŞINIZIN ÇARESİNE BAKIN!

Aşı tedarikinde yaşanan eksiklik ve talihsizliklerle ilgili olarak AB içerisindeki bir kesim de doğrudan Avrupa Komisyonunu suçluyor. Brüksel, aşı onaylama ve tedariki süreçlerini ortak yürütmenin Avrupa Birliği içerisindeki dayanışmayı daha da güçlendirmesini ummuştu. Bu salgının ilk aylarında üye ülkelerin sınırlarını kapatması, Almanya, Fransa ve İtalya’nın birliğin tamamında sıkıntısı duyulan koruyucu donanım ihracatını engellemesiyle oluşan “Her ülke kendi başının çaresine baksın” anlayışının zıddı bir yaklaşımdı. Aynı zamanda ABD’de Trump yönetimi tarafından temsil edildiği düşünülen ‘aşı milliyetçiliği’nin de tam zıddı bir yaklaşım benimsenecekti. AB diplomatları, birliğin yaklaşımında, üye ülkelerin birbiriyle çirkin bir aşı yarışına girmesinden kaçınma konusundaki büyük arzunun rol oynadığını söylüyorlar. Fakat Avrupa Komisyonunun farklı aşı şirketleriyle anlaşmak, ucuz fiyatlar almak ve şirketlerin yasal yükümlülüklerini artırmak çabalarının aşı sürecini yavaşlattığına şüphe yok. Avrupa Komisyonu ayrıca kendi topraklarında yeterli üretim kapasitesi geliştirmeye odaklanmamakla da suçlanıyor. Durumu karmaşıklaştıran bir başka faktör de bazı üye ülkelerin başlangıçta, büyük ilaç şirketlerinin bulunduğu Almanya, Fransa ve Hollanda gibi diğer bazı üyelerin niyetlerinden kuşku duyması oldu.

medyabold
Devamını Oku »

Erdoğan yüksek gıda fiyatları nedeniyle faturayı esnafa kesti

Tayyip Erdoğan, yüksek gıda fiyatları nedeniyle esnafı tehdit etti. “Bu süreci böyle devam ettirecek olursanız çok ağır cezalar sizleri bulabilir” diye konuştu.

BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan cuma namazı çıkında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan, yüksek gıda fiyatlarından esnafı sorumlu tuttu ve şunları söyledi:

“Esnaflarımızın gerek sebzede meyvede, bakliyatta da çok ciddi fiyat farklarının olduğunu görüyoruz. Bunun için de Ticaret Bakanlığımız yoğun bir çalışmanın içerisinde. Önümüzdeki bir ay içinde bu işi çok daha kontrollü bir şekilde yöneteceğiz. Vatandaşın bu konuda ezilmesine tahammül edemeyiz. Bu tabii beyaz-kırmızı ette aynı şekilde bu süreci takipte tutuyoruz. Buradan esnaflara sesleniyorum eğer siz bu süreci böyle devam ettirecek olursanız çok ağır cezalar sizleri bulabilir. Lütfen yaptığınız işi hakkıyla yapın, vatandaşımıza zulüm etmeyin.”

Elon Musk’la da ilgili konuşan Erdoğan, “Uzayla ilgili müşterek çalışma yaptık, Türksat 4’ü gönderdik 5’e hazırlanıyoruz, Musk ile ortak çalışma durumu söz konusu. Bunun yanında müşterek neler yapabiliriz, bunu kendileriyle konuştuk” ifadelerini kullandı.

medyabold
Devamını Oku »

Erdoğan ABD’den gelecek fırtına için AB’ye sığınıyor

ABD Dışişleri Bakanı Blinken’in Senato’da sorulan bir soruya verdiği cevapta Türkiye’yi sözde müttefik olarak tanımlamasının şoku geçmemişken, şimdi de Türkiye ile Çin’i aynı kefeye koyan bir açıklama geldi Okyanus Ötesinden. Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’ın AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’s’in özel kalem müdürü ile yaptığı telefon görüşmesine ilişkin basın duyurusunun son cümlesinde hem AB hem de ABD’nin, Türkiye ve Çin’i endişe kaynağı olarak gördükleri ve bu konuda birlikte çalışmaya karar verdikleri belirtildi. Bununla sınırlı mı? Hayır…

FATİH YURTSEVER | ANALİZ

BOLD – Türk kamuoyu tarafından Türkçeyi iyi kullanması ve doğrudan verdiği mesajlar ile yakından tanınan ABD’nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, DW Türkçe’ye verdiği mülakatta, Biden döneminde Türkiye ile ilişkilerde bir iyileşme beklemediğini, Ankara’nın SDG konusunda da Ruslarla konuşması gerektiğini ifade etti. ABD’nin BM Daimî Temsilcisi Büyükelçi Richard Mills, Türk ve Rus askerlerinin Libya’dan çekilmesi çağrısı yaptı. BM Güvenlik Konseyi (BMGK)’nin Libya konulu oturumda yaptığı konuşmada Büyükelçi Mills, yapılan anlaşmaya göre; Rusya, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) dahil tüm yabancı güçlerin Libya’nın egemenliğine saygı göstermesi gerektiğini ve askerlerini derhal geri çekmelerini istedi.

ERDOĞAN’IN BİDEN YÖNETİMİ İLE İMTİHANI

Yaşanan gelişmelerin de açıkça ortaya koyduğu üzere, Erdoğan rejimini ABD ile ilişkileri açısından kolay günler beklemiyor. Biden Yönetimi, görevi devraldıktan sonra Çin’e yönelik somut hamleleri hayat geçirdi. Bir uçak gemisi görev grubunu Güney Çin Denizi’ne gönderdi. Filipinler, Japonya ve Tayvan için verilen savunma taahhütlerinin geçerliliğini koruduğunu açıkladı. Rusya’yı da es geçmeyen Biden Yönetimi, muhalif lider Alexi Navalny tutuklanmasına sert tepki gösterdi. ABD Avrupa Komutanlığı daha önceki faaliyetlerinin aksine iki destroyer ve bir akaryakıt gemisinden oluşan görev grubu ile Karadeniz’de faaliyetlerine başladı.

S-400 KRİZİ SÜRÜYOR

Erdoğan rejimini en büyük destekçisi olarak, daha önceki diplomatik teamüllerinin aksine, 15 Temmuz söylemine açıkça sahip çıkarak ortaya koyan İngiltere de gelen fırtınanın farkında. İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Sir Dominick Chilcott Diplomasi Muhabirleri Derneği üyelerinin düzenlediği toplantıda Türkiye-NATO ilişkilerine dair açıklamalarda bulundu. Büyükelçi; Türkiye’nin NATO müttefiki olduğunu, NATO’da müttefiklerin Rusya’dan askeri mühimmat alınmaması yönünde karar alındığını, Türkiye’nin bu kararı hatırlaması gerektiğini, İngiltere’nin bu kararı desteklediğini, gelecekte Türkiye’nin savunma sanayisinde Rusya yerine NATO müttefikleriyle çalışmasını umduklarını söyledi.

Erdoğan’a her konuda destek veren, içeride ve dışarıda politik olarak sıkıştığı durumlarda alan açan İngiltere için, bu açıklamanın birkaç anlamı var. İngiltere şubat ayında yapılacak NATO Zirvesi öncesinde, Erdoğan Rejimini S-400’ler konusunda somut adım atmaya teşvik etmek ve gelen fırtına konusunda uyarmak için kamuoyu önünde böyle bir açıklama yapma gereği hissetmiş olabilir. Hatırlanacağı üzere, Rus basını Dağlık Karabağ’daki rolü nedeniyle Erdoğan rejimini İngiltere’nin koç başı olmakla suçlamıştı. İngiltere, ABD’nin Karadeniz’de artan varlığı ve NATO’nun gelecek planları açısından Türkiye’nin kendisi üzerinden NATO ile ilişkilerini düzeltmesini ve Rusya ile sorun yaşamasını kendi menfaatleri açısından daha faydalı görüyor olabilir.

ERDOĞAN’IN AB’YE DÖNMESİ İNGİLTERE’Yİ RAHATSIZ ETTİ

Ancak en kuvvetli ihtimal; Erdoğan’ın ABD’den gelecek fırtına konusunda kendisine güvenli liman olarak Almanya liderliğindeki AB’yi seçmesinin, İngiltere’de oluşturduğu rahatsızlık. Erdoğan Oruç Reis Sismik Araştırma gemisinin faaliyetlerini Antalya Körfezi açıklarında sınırlayarak AB’ye ilk zeytin dalını uzatmıştı. İkinci hamle, Yunanistan ile 5 yıl aradan sonra yeniden istikşafi görüşmelere başlanması kararıyla geldi. Yunanistan Ege ve Doğu Akdeniz konusunda AB ve uluslararası kamuoyunun desteğini arkasına alırken, Türkiye haklı argümanlarına rağmen haksız duruma düştü. Yunanistan müzakereler için elinin en güçlü olduğu koşullarda masaya oturdu. İyon denizinde karasularını 12 deniz miline çıkardı. ABD ve Yunanistan arasındaki siyasi ve askeri ilişkiler hiç olmadığı kadar yakın. ABD 30 adet Black Hawk helikopterini Dedeağaç Dimokritos Havalimanı’na yerleştirecek. F-35 alımı konusunda son aşamaya gelinmiş durumda.

TAVİZ DÖNEMİ BAŞLIYOR

Sonuç olarak ABD’den gelecek fırtına Erdoğan’ı AB’ye sığınmaya zorluyor. Ancak AB ve Almanya Erdoğan’ı nereye kadar koruyabilir orası meçhul. Zaten, ABD’nin dünkü açıklamasında Türkiye’yi endişe seviyesi olarak, Çin ile eş değer tutması ve AB ile iş birliğine vurgu yapması, Erdoğan kadar, AB’ye de sınırlarını hatırlatma maksadı taşıyor. Üstelik Erdoğan’ın içeride kurduğu koalisyonun AB ile yakınlaşmaya ve göz boyama pahasına da olsa atılacak adımlara vereceği tepkiler ise belirsiz. Binali Yıldırım’ın Balyoz ve Ergenekon davalarına yönelik açıklamaları koalisyon ortaklarına göz dağı olarak okunabilir. Ali Babacan ve Kemal Kılıçdaroğlu arasında yapılan görüşme ise iç siyasetin dış konjonktüre göre hareketleneceğinin işareti. Erdoğan hayatında ilk defa bu kadar zor durumda ve seçenekleri az. Geleceği, kendi geleceği adına Türkiye’nin geleceğini karartma pahasına vereceği tavizlere bağlı.

medyabold
Devamını Oku »

AİHM kara listesini açıkladı: İfade özgürlüğü ihlalinde Türkiye birinci sırada

Türkiye 2020’de Avrupa’da ifade özgürlüğünü en çok ihlal eden ülke oldu. AİHM’nin açıkladığı rakamlara göre Türkiye, dava başvurularında ise Rusya’dan sonra ikinci sırada yer aldı.

BOLD – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) açıkladığı 2020 bilançosu, Türkiye’de insan haklarının durumunu gözler önüne serdi. Rakamlara göre Türkiye bir kez daha ifade özgürlüğünün en çok ihlal edildiği Avrupa ülkesi oldu. AİHM’ye yapılan dava başvurularında ise Türkiye, Rusya’dan sonra ikinci sırada yer aldı.

TÜRKİYE İNSAN HAKKI İHLALLERİNDE KARA LİSTEDE

AİHM’nin 2020 bilançosu mahkemenin Strasbourg’daki merkezinde bir basın toplantısıyla açıklandı. DW’nin aktardığı habere göre 2019’da olduğu gibi geçen yıl da AİHM’nin iş yükünün önemli bölümünü Rusya, Türkiye, Ukrayna, Romanya ve İtalya kaynaklı dava başvuruları oluşturdu. Bu ülkelere karşı başvurular toplam başvuruların yüzde 75’ine eşit. AİHM’de hâlihazırda karara bağlanmayı bekleyen yaklaşık 62 bin dava başvurusu bulunuyor.

15 TEMMUZ BAŞVURULARI ARTIŞTA ETKİLİ OLDU

Dava başvurusu sıralamasında Rusya 13 bin 800 başvuru ile ilk sırada yer aldı. İkinci sırada ise 11 bin 150 başvuru ile Türkiye var. Bununla birlikte AİHM Başkanı Robert Spano, geçen yıl Türkiye’den gelen başvuruların bir yıl öncesine oranla yüzde 27 artış gösterdiğini belirtti. Bu durumun, Türkiye’de 15 Temmuz sonrası Türk mahkemeleri gündemine gelen davaların sonuçlanmaya başlanmasından kaynaklandığını söyledi.

ADİL YARGILANMA HAKKININ İHLALİ İLK SIRADA

Rakamlara göre, Türkiye’den yapılan başvurulardaki artışın daha ziyade Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) adil yargılanma hakkıyla ilgili maddesi temelinde yapıldığına dikkat çekti.

Hakkında en fazla karar açıklanan devletler sırasıyla Rusya (185), Türkiye (97), Ukrayna (86), Romanya (82) ve Azerbaycan (37) oldu. Rusya hakkında açıklanan kararların 173’ünde AİHS’nin en az bir maddesinin ihlal edildiğine hükmedildi. Rusya en fazla vatandaşlarının özgürlük ve güvenlik hakkını ihlalden hüküm giydi.

TÜRKİYE’DE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ YOK

Türkiye hakkında açıklanan 97 karardan 85’inde AİHS’nin en az bir maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılırken, altı davada ihlal bulunmadı; bir dava dostane çözümle, beş dava ise diğer yollardan sonuçlandı. Türkiye davalarında en fazla AİHS’nin ifade özgürlüğüyle ilgili 10’uncu maddesinin ihlaline hükmedildi.

AİHM, geçen yıl Avrupa geneli için 80 kez 10’uncu maddenin ihlaline hükmetti. Türkiye 31, Rusya ise 23 davada 10’uncu maddeyi ihlal etmekten hüküm giydiler. Türkiye davalarında açıklanan kararlarda 21 kez adil yargılanma hakkı, 16 kez özgürlük ve güvenlik hakkı, 14 kez mülkiyet hakkı, 11 kez de toplanma ve dernek kurma özgürlüğüyle ilgili maddelerin ihlal edildiği sonucuna varıldı.

Son dönemlerde AİHM’nin Selahattin Demirtaş, Osman Kavala ve Atilla Taş gibi tanınmış isimler hakkında Türkiye aleyhine verdiği ihlal kararları dikkat çekmişti.

AİHM, Avrupa genelinden 32 bin 232 başvuruyu değişik nedenlerden ötürü “kabul edilemez” buldu. Pandemi şartlarına rağmen geçen yıl toplam 871 davada karar açıkladı. Bunların 762’sinde AİHS’nin en az bir maddesinin ihlaline hükmederken, 84’ünde ihlal bulmadı. Davaların 6’sı dostane çözümle, 24’ü ise diğer yollardan sonuçlandı.

En fazla ihlal kararı AİHS’nin 5’inci (özgürlük ve güvenlik hakkı) ve 6’ncı (adil yargılanma hakkı) maddeleri temelinde verildi. Adil yargılanma hakkı temelinde 287, özgürlük ve güvenlik hakkı temelinde ise 208 ihlal kararı açıklandı. AİHS’nin “evlenme” ve “eğitim” haklarıyla ilgili maddeleri temelinde ise karar çıkmadı.

AİHM BAŞKANINDAN ÇAĞRI

AİHM Başkanı İzlandalı yargıç Robert Spano, AİHS’nin hukuk devleti çerçevesinde işlev gören güçlü, bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından pratikte uygulamasını sağlamanın Avrupa Konseyi üyesi her devletin “ödev ve sorumluluğu” olduğu mesajı verdi.

medyabold
Devamını Oku »

Berkin Elvan’ı öldüren polis için ‘taksirle öldürme’den 9 yıla kadar hapis istendi

Berkin Elvan davasında savcı mütalaasını açıkladı. Sanık polis Fatih Dalgalı “Bilinçli taksirle ölüme neden olmak” ile suçlanırken 2 yıl 8 aydan 9 yıla kadar hapis cezası talep edildi.

BOLD – Berkin Elvan’ın öldürülmesi davasında yargılanan polis Fatih Dalgalı için 2 yıl 8 aydan 9 yıla kadar hapis cezası talep edildi.

Gezi Parkı olayları devam ederken, 16 Haziran 2013’te Okmeydanı’nda çıkan olaylarda Berkin Elvan’ın kafasına gaz kapsülü isabet etmişti. Uzun süre hastanede tedavisi süren Berkin Elvan 269 gün sonra hayata mücadelesini kaybetti.

SANIK POLİS MÜEBBETLE YARGILANDI

Olayla ilgili iddianamede sanık polis Fatih Dalgalı “Olası kasıtla adam öldürmek” suçundan müebbet hapis talebiyle yargılandı. İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada sona yaklaşılırken savcı mütalaasını verdi.

2 YIL 8 AYDAN 3 YILA KADAR HAPİS

Savcı Dalgalı’nın ‘olası kasıtla öldürme’den değil ‘bilinçli taksirle öldürme’ suçundan cezalandırılmasını talep etti. Türk Ceza Kanunu’na göre bu suçlama dokuz yıla kadar hapsi öngörüyor.

İstanbul 17’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde bugün yapılan 19’uncu duruşmaya Elvan ailesi ve avukatları ile sanık polis Dalgalı’nın avukatları katıldı. Tutuksuz olarak yargılanan sanık Dalgalı ise Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla başka şehirden duruşmaya katıldı. Karar duruşma 18 Haziran’a ertelendi.

medyabold
Devamını Oku »

Maliye’ye göre SSK’yı Kılıçdaroğlu değil Erdoğan batırdı

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 2000’li yıllardan beri dile getirdiği CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun SSK’yı batırdığı iddiasını, damat Berat Albayrak’ın kısa süre öncesine kadar yönettiği Maliye Bakanlığı’nın verileri yalanladı. Erdoğan’ın oluşturduğu zarar, Kılıçdaroğlu döneminden 246 kat daha fazla.

BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu 1992-1999 yılları arasında yaptığı SSK Genel Müdürlüğü nedeniyle yine hedef aldı. Erdoğan, Z kuşağının SSK ile ilgili gerçekleri bilmediğini söyleyip, Kılıçdaroğlu döneminde kurumun batırıldığını öne sürdü. Buna karşın Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre ise Erdoğan’ın SSK’yı 246 kat daha fazla zarara soktuğu ortaya çıktı.

SGK’NIN GÖREV ZARARI BÜTÇEDEKİ EN BÜYÜK DELİK

Kısa süre önceye kadar damat Berat Albayrak’ın yönetiminde bulunan Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre AKP hükumetleri döneminde (2003-2020) SGK’nın görev zararı toplam 492,9 milyar TL’yi buldu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Genel Müdürlük yaptığı 1992 – 1999 yılları arasında SSK’nın görev zararı ise 2 milyar TL olarak kayıtlara geçti.

SGK’YA EK BÜTÇE DAYANMIYOR

Sosyal Güvenlik Kurumu’na yapılan bütçe transferi ise her geçen yıl artıyor. Kurumun istatistiklerine göre SGK’ya yapılan transfer 2008 yılında 35 milyar lira iken, 2009’da 52.5 milyar liraya, 2010 yılında 55.2 milyar liraya, 2011 yılında 52.7 milyar liraya, 2012 yılında 59.7 milyar liraya, 2013 yılında 71.2 milyar liraya, 2014 yılında 77.3 milyar liraya, 2015 yılında 75 milyar liraya, 2016’da 108 milyar liraya, 2017’de 128 milyar liraya, 2018’de 150 milyar liraya, 2019 yılında 185,4 milyar liraya, 2020 yılında ise 238.6 milyar liraya yükseldi. Bu yıl ise bütçeden SGK’ya 259 milyar TL transfer yapılması hedefleniyor.

SGK’YA YAPILAN DESTEK BÜTÇENİN 5’TE BİRİNE KADAR ÇIKTI

Bu yıl için merkezi yönetim bütçesi toplamı yaklaşık 1 trilyon 346 milyar TL olarak hesaplandı. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 2021 yılındaki giderleri ise 604 milyar lira olarak belirlendi. Bakanlık verilerine göre bu yıl SGK’ya bütçeden yapılacak toplam transferler 259 milyar TL’ye ulaşacak. Bu rakam yaklaşık bütçenin 5’te birine denk gelirken, bu oran 2008’de bütçenin 7’de biri oranındaydı.

EMEKLİLİK YAŞININ YÜKSELTİLMESİNE KARŞIN AÇIK BÜYÜK

1990’lı yıllarda 38 yaşında, 5 bin gün prim ödeyen çalışanlar emekli olurken, AKP tarafından emeklilik yaşının yükseltilmesi nedeniyle bugün prim gününü dolduranlar 65 yaşına girmeyi bekliyor. Bu durum milyonlarca “emeklilikte yaşa takılan”ın oluşmasına neden oldu. 1990’lı yıllarda emekli olan en düşük maaşlı işçi, emekli maaşı olarak asgari ücretten fazla maaş alırken şimdi bağlanan maaş ise asgari ücretin dörtte birini bulmuyor.

 

Z Kuşağı SSK’dan çok ellerinden alınan özgürlükleriyle ilgileniyor

 

medyabold
Devamını Oku »

Türkiye Varlık Fonu’nda Sayıştay devre dışı bırakılıp denetim yabancı şirkete verildi

Sayıştay’ın denetlemesine izin verilmeyen Türkiye Varlık Fonu’nu, İngiltere merkezli şirket Pricewaterhouse Coopers denetleyecek. Denetlenecek şirketler arasında kamu bankaları, THY, PTT gibi stratejik kurumlar yer alıyor.

BOLD – Devlet Denetleme Kurulunun hazırladığı 2019 Yılı Türkiye Varlık Fonu Denetim Raporu’nun TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki görüşmeleri, tamamlandı. Muhalefetin borçlanma eleştirileri eşliğinde tamamlanan görüşmelerde, Sayıştay’ın denetlemede devre dışı bırakıldığı Türkiye Varlık Fonunu İngiliz Pricewaterhouse Coopers (PwC) şirketinin denetleyeceği ortaya çıktı.

Görüşmeler sırasında muhalefet vekilleri raporda net ekonomik verilerin olmadığını söylediler. Bunun üzerine Varlık Fonu Genel Müdürü Zafer Sönmez, önümüzdeki yıl İngiliz merkezli şirketin denetim yapacağını açıkladı. Varlık Fonu’nu denetleyecek yabancı şirket, fonun bünyesindeki Ziraat Bankası, HalkBank, Vakıfbank, Borsa İstanbul, Botaş, Türkiye Petrolleri, THY, PTT ve Türksat gibi stratejik kurumların hesaplarına ve kurum işleyişlerine ulaşabilecek.

“BİZ BİZE YETERİZ” UNUTULDU

Birgün’ün haberine göre 2018 yılında da Varlık Fonu’na yabancı şirketlerin danışman olarak görevlendirilmesi tartışma konusu oldu. O dönemde Hazine ve Maliye Bakanı olan Berat Albayrak, McKinsey isimli danışmanlık şirketi ile anlaştıklarını açıklamış, Cumhurbaşkanı Erdoğan ise gelen yoğun tepkilerin ardından, “Biz bize yeteriz” diyerek anlaşmayı iptal ettiğini duyurmuştu.

“ERDOĞAN SATABİLMEK İÇİN ONAY ARIYOR”

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesi Garo Paylan, uluslararası denetim şirketlerinin ülkenin en önemli kamusal varlıklarını denetleyebilecek olmasına tepki gösterdi. “Erdoğan, ülkenin son değerli varlıklarını satabilmek için uluslararası onay almaya çalışıyor” diyen Paylan, “AKP Genel Başkanı Erdoğan, ‘Ülkeyi bir şirket gibi yönetmek istiyorum’ demişti. Uluslararası finansın da bir kuralı var. Şimdi Erdoğan, Türkiye’nin son değerli şirketlerini satabilmek için utanç verici kararla fonu yabancıların denetimine açtı. Oysa kamusal denetim yapılmalıydı” ifadelerini kullandı.

ERDOĞDU: SAYIŞTAY DENETLEMELİ

CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu da Varlık Fonu’nun uluslararası denetimine tepki gösterdi. Yüksek yargı kurumu Sayıştay’ın Varlık Fonu’nun bilgilerine erişemediğini anımsatan Erdoğdu, “Daha önce de bağımsız denetim firmalarına bu denetimleri yaptırmak istediler ancak kamuoyuna açıklanmasa da şartlı görüşten ötesi verilemedi. Denetim yapılırsa ve bu bilgilere ulaşılabilirse bu bir ilk olacak. Esas olan Sayıştay’ın denetim yapması ama iktidar da buna müsaade etmiyor” dedi.

medyabold
Devamını Oku »

28 Ocak 2021 Perşembe

Türkiye’de aşının projesi çok kendisi yok

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin en çok aşı projesi üreten 3. ülke olduğunu ifade etti. Türkiye’de başlangıç aşamasında 17 yerli ve mili aşı projesi bulunurken, bunlardan sadece biri Faz-1 aşamasını geçebildi.

BOLD – Koronavirüs verilerinin şeffaflığı konusunda eleştirilen Türkiye, Kovid-19 aşılama konusunda da geç kaldı. Birçok ülke haftalar öncesinden aşılamaya başlarken, Türkiye Çin’den aldığı ve yaygın kullanım onayı almamış aşıyı uygulamaya bu ayın ortasında başlayabildi. Bu tabloya karşın AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, en çok aşı projesi olan 3. ülke olmakla övündü.

“EN ÇOK AŞI PROJESİ ÜRETEN 3. ÜLKEYİZ”

Türkiye’nin en çok yerli aşı projesi yürüten üçüncü ülke konumunda olduğunu söyleyen AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, Amerika ve Çin’den sonra Kovid-19 konusunda en çok aşı projesi yürüten 3’üncü ülke durumundayız” dedi. Türkiye genelinde 436 araştırmacının, aşı ve ilaç geliştirme odaklı 17 proje yürüttüğünü belirten Erdoğan, üç aşı adayının faz çalışmalarına başlama arifesinde olduğunu iddia etti.

17 YERLİ VE MİLLİ AŞIDAN SADECE BİRİ FAZ-1’İ GEÇTİ

Türkiye’de Kovid-19 ile mücadele kapsamında 17 yerli aşı çalışması bulunuyor. Bunlardan Erciyes Üniversitesi’nin yürüttüğü aşı, Faz-2 aşamasına geçiş için gönüllü arıyor. Bu aşının Faz-3 çalışmalarına iki ay içerisinde geçilmesi hedefleniyor. Ayrıca 3 inaktif aşı çalışması Faz-1 insan deneyleri aşamasında bulunuyor. Diğer yerli aşı çalışmaları ise klinik ve klinik öncesi safhada bulunuyor. Ancak Faz-3 aşaması sonrası güvenilirliği ve etkililiği belirlenip onay alan aşı kullanılmaya başlanıyor.

TÜRKİYE RUSYA’NIN AŞISINI ÜRETECEK

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan yerli aşı üretimine dikkat çekerken, Türkiye aşı konusunda dünyanın aksine Rusya ve Çin’i tercih etti. Onay almayan Çin aşısının Türkiye’de sağlıkçılar ve yaşlılara uygulanmasına başlanırken, Rusya’nın Kovid-19 aşısı Sputnik V de Türkiye’de üretilecek. Üretim için gerekli teknoloji transferi de başladı.

DÜNYANIN TERCİHİ PFİZER VE MODERNA

Dünyanın tercih ettiği aşılar ise Pfizer ve Moderna’nın aşıları. ABD’li ilaç firması Pfizer ile Alman BioNTech‘in geliştirdiği aşı yüzde 95 oranında etkili. Bu yıl sonuna kadar 1.3 milyar doz üretilmesi hedefleniyor. Amerikalı Moderna firmasının geliştirdiği aşı ise yüzde 94.1 oranında etkili bir koronavirüs aşısı. Türkiye’nin tercih ettiği ve Çinli Sinovac firmasının geliştirdiği aşının etkinlik oranı Brezilya’da yüzde 50, Türkiye’de ise yüzde 91 olarak açıklandı. Çinli firma 600 milyon doz aşı üretecek.

ETKİSİZ AŞIYA FAHİŞ FİYAT

Türkiye, etkisi yüzde 50 olan ve Çin’de de onay almayan CoronaVac için 50 milyon doz sipariş verdi. Bu aşılardan 9.5 milyon dozu Türkiye’ye geldi. BioNtech’ten ise şimdilik sadece 1 milyon doz aşı alınacak. Pfizer’in aşısı 19.5 dolardan alınırken, Çin’in Filipinler’e 13.5 dolardan sattığı aşı için Türkiye’nin 60 dolar ödemesi dikkat çekti. Şubat ayı sonuna kadar Çin’den toplam 50 milyon doz aşının Türkiye’ye getirilmesi hedefleniyor.

AŞI KAMPANYASINI LİDERLER BAŞLATTI

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın aşı olmasıyla başlayan aşılama kampanyası kapsamında AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, MHP lideri Devlet Bahçeli, İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Vatan Partisi lideri Doğu Perinçek, AKP Genel Merkez yöneticileri, AKP il yöneticileri, bazı sanatçılar, sağlık çalışanları, 75 yaş üstü çok sayıda yaşlı aşı oldu. 14 Ocak’ta başlayan aşılama kampanyasında toplam 1 milyon 697 bin 272 kişi aşı yaptırdı.

KOVİD-19 KONUSUNDA TÜRKİYE SINIFTA KALDI

200’den fazla ülke ve 2 bin 200’den fazla bölgede Kovid-19 verileri toplayan İngiltere merkezli bağımsız analiz şirketi TotalAnalysis’in hazırladığı “Kovid Veri Şeffaflık Endeksi”ne göre Türkiye, 100 ülke arasında 97’nci oldu. Endekse göre Türkiye veri şeffaflığında sadece Sırbistan, Türkmenistan ve Kuzey Kore’yi geçebildi.

Z Kuşağı SSK’dan çok ellerinden alınan özgürlükleriyle ilgileniyor

medyabold
Devamını Oku »

Bu ne rezalet! Vakıfbank ‘kimliği sakıncalı’ diyerek KHK’lının deprem yardımını ödemedi

İzmir depreminde evi ağır hasar gören KHK’lı Ayşe Dabak’a, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan deprem yardımının Vakıfbank tarafından bloke ettiği ortaya çıktı.

BOLD – 15 Temmuz sonrası çıkarılan KHK’larla işinden atılan 140 bin devlet memurundan biri olan, eski zabıt katibi Ayşe Dabak’ın İzmir’de yaşadığı ev depremde ağır hasar gördü.

Dabak’a, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan nakdi yardım, “isminiz yasaklı listesinde” denilerek Vakıfbank tarafından bloke edildi.

SAKINCALI TC’NİZ VAR

Skandalı sosyal medya hesabından duyuran HDP Kocaeli Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu, bankanın uygulamasına ‘Bu ne rezalet’ sözleriyle tepki gösterdi.

Gergerlioğlu paylaşımında şu ifadeleri kullandı: “Bu kaçıncı skandal. Ayşe Dabak KHK’lı bir zabıt katibi. İzmir depreminde evi ağır hasar aldı. İzmir Büyükşehir Belediyesi 10.000 lira yardım için Vakıfbank’tan çekmesi için yatırdı. Vakıfbank ‘sakıncalı TC’niz var’ diye parayı ödemedi.”

TESLİM OLMAYACAĞIZ

Duruma tepki gösteren KHK’lı direnişçisi Cemal Yıldırım da bu ve benzeri uygulamaların KHK’lılara yönelik soykırım olduğunu söyledi.

KHK’lıların hayatlarını idame ettirebilecekleri bir çok uygulamadan devlet eliyle mahrum bırakıldığını belirten Yıldırım paylaşımında: ” ‘Kimliği sakıncalı’ yani KHK’lı yani terörist, yani işe giremez, yani yardım alamaz, yani burs alamaz, yani pasaport alamaz, yani seçilemez, yani 119 farklı uygulamayla karşılaşır. Yani aileleriyle birlikte 2 milyondan fazla insan soykırıma uğratılır, 78 milyon izler.
Teslim olmayacağız” ifadelerini kullandı.

Z Kuşağı SSK’dan çok ellerinden alınan özgürlükleriyle ilgileniyor

medyabold
Devamını Oku »

Z Kuşağı SSK’dan çok ellerinden alınan özgürlükleriyle ilgileniyor

Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel müdürlük performansını anlattığı seçim meydanlarından hep zaferle ayrılan Erdoğan, SSK’nın batışından çok özgürlüğünü düşünen Z Kuşağı karşısında yine zorlandı. Gelecek seçimlerde 7 milyon seçmen çıkaracak kuşak en çok neye önem veriyor, politikacılardan ne istiyor? İşte cevabı…

BOLD – Son zamanlarda siyasetin gündemine gelen Z Kuşağı kavramı, politikacıların yanı sıra reklam şirketleri ve reklam verenlerin odağında yer alıyor. Siyasi partiler oylarının peşinde, şirketler yeni çalışanları olarak bu kuşakla nasıl iletişim kurmaları gerektiğini araştırıyor. Reklam verenlerin kuşakla ilişkisiyse, istihdam piyasasının en genç mensuplarının tüketim alışkanlıklarını şekillendirmek.

1996 yılından sonra doğan gençleri tanımlamak için kullanılan Z kuşağı, kuşakla arasını bir türlü düzeltemeyen AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın korkulu rüyası oldu.

OY MOY YOK

Sosyal medyaya sık sık parmak sallayan iktidar yüzünden, AKP ve Erdoğan’ın özgürlüğe düşkün gençlerle arası bozuk. Geçen Haziran ayında Youtube’dan canlı yayın yapan Erdoğan YKS’nin ertelenmesini isteyen gençlerin protestosuna maruz kaldı. Kısa sürede ‘dislike’ rekoru kıran yayın sırasında başlayan ‘#OyMoyYok’ hareketi büyük ses getirdi.

Z KUŞAĞI BİLMEZ

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun SSK’nın başında olduğu dönemi eleştirirken “Z kuşağı bilmez” ifadesini kullanan Erdoğan’la gençler bir kez daha karşı karşıya geldi. Bu söz üzerine sosyal medyada AKP icraatlarını eleştiren birçok paylaşım “Z Kuşağı Bilmez” etiketiyle paylaşıldı.

Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nun SSK performansını anlattığı seçimlerde başarıya ulaşsa da gelecek seçimlerde 7 milyon mensubu oy kullanacak Z kuşağının SSK’la pek de ilgilendiği söylenemez.

Hükumetin, anlık değişebilen sınav politikaları ile Netflix ve diğer sosyal mecraları yasaklama girişimleri kuşakla arasını açıyor.

YÜZDE 75’İ AKP’YE KARŞI

MAK Danışmanlık şirketinin geçen Temmuz ayında Z Kuşağı ile ilgili hazırladığı anket çalışmasına göre, 2023’te seçmenin yüzde 20’sini oluşturacak Z Kuşağından AKP’ye oy vereceğini söyleyenlerin oranı sadece yüzde 25.

EN ÖNEM VERDİKLERİ ŞEY İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

Aynı ankette ‘Hayatınızın kalan kısmını Suudi Arabistan’da ayda 10 bin dolar kazanarak mı geçirmek istersiniz yoksa İsviçre’de ayda 5 bin dolar kazanarak geçirmeyi mi tercih edersiniz?’ sorusuna AKP’ye oy veren gençlerin bile yüzde 60’ı İsviçre’yi tercih ediyor.

Tüm gençlerde ‘İsviçre’ tercihinde bulunanların oranı yüzde 72.

‘Sizin için en önemli şey nedir, 1’den 10’a kadar puanlar mısınız?’ sorusuna ise Gençlerin en önem verdiği şey, ‘Düşüncelerini özgürce ifade edebilmek’ oldu.

GENÇLER ADALET İSTİYOR

Gezici Araştırma şirketinin kuşak üzerinde yaptığı çalışmanın sonuçları da şöyle: “Z Kuşağı insan hakları, hayvan hakları, cinsiyet ayrımcılığı gibi konularda duyarlılığı ön planda olan, haklar konusunda eşitlik temelli bir anlayışa sahip. Z kuşağının yüzde 45 gibi oldukça önemli bir oranı herkesin eşit ve benzer haklara sahip olduğu görüşünü savunuyor.

Bu çerçevede bu kuşak için ırk, cinsiyet, din, dil, mezhep gibi unsurlar düşük bir öneme sahip. Örneğin ‘Farklı bir din veya mezhebe ait biriyle evlenebilirim’ diyenlerin oranı bundan önceki nesilde yüzde 32.8 iken, Z kuşağı içinde yer alanlarda bu oran yüzde 82.2.

Bu değerler, Z kuşağı için din ya da mezhep farkının önceki kuşaklara göre büyük ölçüde önemsiz kaldığını gösteriyor. Bu kuşağın yüzde 15.7’si namaz kılma, oruç tutma gibi dini inançlarının gerekliliklerini yerine getirdiğini söylerken, yüzde 55.8’si ise bu gereklilikleri yerine getirmediğini söyledi. Yüzde 28.5’i de inançsız olduğunu ifade etti.

Z kuşağı dışındakilerin ise yüzde 62’si oruç tuttuğunu söylerken, yüzde 32’si ise düzenli ibadet ettiğini belirtti. Z kuşağının yüzde 76.4’ü adalet, demokrasi, ifade ve düşünce özgürlüğü, liyakat, israf, sanat gibi kavramları önemli bulduğunu ifade etti. AB’yi destekleyenlerin oranı Z kuşağında yüzde 78.6 iken diğer X ve Y kuşaklarında bu oran yüzde 35.6.

Erdoğan’ın başı Z kuşağıyla dertte

medyabold
Devamını Oku »

Erdoğan’ın başı Z kuşağıyla dertte

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bir kez daha Z kuşağı ile karşı karşıya geldi. Erdoğan, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun SSK’nın başında olduğu dönemi eleştirirken “Z kuşağı bilmez” dedi. Bu söz üzerine sosyal medyada AKP icraatlarını eleştiren birçok paylaşım “Z Kuşağı Bilmez” etiketiyle paylaşıldı.

BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın açıklamaları “Z Kuşağı” polemiğinin fitilini ateşledi. “Z Kuşağı Bilmez” etiketiyle yapılan paylaşımlar sosyal medyada adeta patlama yaparken, AKP döneminin icraatları eleştirildi.

“Z KUŞAĞI BİLMEZ”

Erdoğan grup toplantısında CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun SSK’nın başında bulunduğu dönemi bir kez daha eleştirdi. “SSK’nın başında bu adam bulunmadı mı? SSK’nın başında bulunduğu zaman hastanelerde hastalarımızın ne hale düştüğünü Z kuşağı bilmiyor. Bay Kemal’in döneminde biz hastaneler rehin alınan vatandaşları gördük” dedi.

Erdoğan’ın bu sözleri üzerine AKP döneminde işlenen hak ihlalleri, satılan ülke değerleri, yatırımları ve birçok problem sosyal medyada gündeme taşındı.

“OY MOY YOK”

Erdoğan daha önce de Z Kuşağı’nın “Oy moy yok” tepkisi ile gündeme gelmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan Haziran 2020’de video konferans ile gençlerle buluştu. Ancak buluşmada ele alınan konulardan çok, YKS’nin ertelenmesini isteyen ‘Z kuşağı’nın yorumlardaki ‘Oy moy yok’ tepkisi konuşuldu.

Erdoğan’ın yayını devam ederken gençler, seri şekilde ‘Oy moy yok’ yazarak tepki gösterdi. Bunun üzerine yayın yoruma kapalı şekilde devam etti. #OyMoyYok etiketi kısa sürede Twitter’da gündem olurken Erdoğan’ın gençlerle yaptığı yayın da ‘dislike’ yağmuruna tutuldu. Bu tartışmadan sonra da Z Kuşağı merak edilen bir konu oldu.

Z KUŞAĞI MERAK KONUSU

Z kuşağı veya Z jenerasyonu, 1990’lı yılların sonundan 2010’lu yıllar başlayana kadar doğan kişiler olarak tanımlıyor. Türkiye’de 2023 yılında yapılacak seçimlerde bu kuşağa mensup 7 milyon genç oy hakkına sahip olacak. Bu sebeple başta siyasi partiler olmak üzere reklam verenler ve şirketlerin odağında da Z Kuşağı bulunuyor.

Böylece Z kuşağının dertleri ve hangi konularda rahatsız oldukları sorusu kamuoyunda yoğun bir şekilde tartışılmaya başlandı. İnternet çağında dünyaya gelen bu kuşak için dijitale erişim sayesinde çoğu sınır kalkmış gibi gözüküyor.

ESKİLER GİBİ DÜŞÜNÜP HAREKET ETMİYORLAR

Gezice Araştırma Merkezi’nin geçen yıl Z kuşağından 1062 gençle yaptığı ankete göre bu yaştakiler insan hakları, hayvan hakları, cinsiyet ayrımcılığı gibi konularda duyarlılığı ön planda olan, haklar konusunda eşitlik temelli bir anlayışa sahip. Yüzde 45’i herkesin eşit ve benzer haklara sahip olduğu görüşünü savunuyor.

Bu kuşak için ırk, cinsiyet, din, dil, mezhep gibi unsurlar düşük bir öneme sahip. ‘Farklı bir din veya mezhebe ait biriyle evlenebilirim’ diyenlerin oranı bundan önceki nesilde yüzde 32,8 iken Z kuşağı için yüzde 82,2.

Bu kuşağın yüzde 15,7’si namaz kılma, oruç tutma gibi dini inançlarının gerekliliklerini yerine getirdiğini söylerken, yüzde 55,8’si bu gereklilikleri yerine getirmediğini söyledi. Yüzde 28,5’i inançsız olduğunu ifade etti.

Z kuşağının yüzde 76,4’ü adalet, demokrasi, ifade ve düşünce özgürlüğü, liyakat, israf, sanat gibi kavramları önemli bulduğunu ifade ediyor. AB’yi destekleyenlerin oranı Z kuşağında yüzde 78,6 iken X ve Y kuşaklarında bu oran yüzde 35,6.

Günlük sosyal medyada geçirdikleri zaman ortalama 6 saat. Bu kuşağın yüzde 65’i akıllı telefon kullanıyor.

Z Kuşağı, kendisini belli bir ideolojik gruba veya siyasi partiye mensup görmüyor. Araştırmalar bu kuşaktakilerin yaklaşık yüzde 68,7’sinin, kendisini Atatürkçü, muhafazakar ya da milliyetçi gibi belli kategoriler içinde tanımlamadığı ve mevcut siyasi partilere karşı herhangi bir yakınlık hissetmediğini gösteriyor.

Ankette Z kuşağının yüzde 86,7’si oy kullanırken ebeveynlerin etkisinin olamayacağını, kendi iradesinin ön planda olduğunu söylüyor.

medyabold
Devamını Oku »