29 Aralık 2018 Cumartesi

İzmir’deki ‘mutlak korunması gereken alan’ suya gömüldü

İzmir Konak’taki bir inşaat sırasında ortaya çıkan ve Koruma Kurulu tarafından ‘mutlak korunması gereken alan’ olarak belirtilen antik Roma dönemine ait liman hamamı ve imparatorluk salonu su altında kaldı. Arkeologlar telafisi mümkün olmayan sonuçlar ortaya çıkmadan suyun tahliye edilmesi gerektiğini söyledi. Vakıflar Genel Müdürlüğü ise uzmanlardan rapor beklendiğini açıkladı.

Hürriyet‘ten İdris Emen‘in haberine göre, İzmir Konak’taki Ahmetağa Mahallesi’nde bulunan Kaplan Mustafa Paşa Vakfı’na ait alandaki iş merkezinin yıkılıp yeniden yapılması için İzmir Vakıflar Müdürlüğü tarafından 2016’da ihale yapıldı. İhaleyi kazanan firma yeni bir iş merkezi yapmak için eskisini yıktı. Yıkım sırasında tarihi eser kalıntılarına rastlanınca üçüncü derece arkeolojik sit alanı olan bölgede İzmir Müze Müdürlüğü denetiminde sondaj ve kurtarma kazısı yapıldı. Kazı sonucunda antik Roma dönemine ait liman hamam kalıntısı, imparatorluk salonu, dükkân ve depolama alanları gün yüzüne çıkarıldı.

BİLİNEN TEZLERİ DEĞİŞTİRDİ

Kazı çalışmalarının tamamlanması üzerine İzmir Müzesi arkeologları çalışmaları rapor haline getirip İzmir 1 Nolu Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’na sundu. Raporda 2’nci yüzyıla ait liman hamamı, dükkân ve depolama alanlarının açığa çıkarılmasıyla birlikte Kemeraltı yayı sınırlarında olduğu kabul edilen iç limana ait bilinen tezleri değiştiği belirtildi. Vakfa ait alanın birinci derece arkeolojik sit alanı olarak tescil edilmesi Koruma Kurulu’na önerildi.

‘KORUNMASI GEREKEN ALAN’

Raporu değerlendiren Koruma Bölge Kurulu 3 Ekim’de bir karar aldı. Kararda antik Roma Dönemi’ne ait liman, hamam kalıntısı ve imparatorluk salonunun kompleks bir yapıya ait olduğu ve bir dönemin sosyo-kültürel yaşamını göstermesi açısından ‘mutlak korunması gerekli alan’ olduğu vurgulandı. Kararda ayrıca zeminde bulunan suyun tahliye edildikten sonra ilgili uzmanlarca hazırlanacak rapor sonucunda alanın sit statüsü ve tescilinin yeniden değerlendirileceği belirtildi.

ARKEOLOGLAR TEPKİ GÖSTERDİ

Ancak aradan geçen süre içinde alanda bulanan zemin suyu ile birlikte yağmur suyu tarihi alanı göle çevirdi. Böylece suya gömülen alanda yer alan tarihi eserler geri dönüşü mümkün olmayan bir tahribatla karşı karşıya kaldı. Bu durum arkeologların da tepkisine neden oldu. Arkeolog Nezih Başgelen, “Fotoğraflardan gördüğüm kadarı ile ortaya çıkan kalıntıların planı oldukça nitelikli ve daha önce fazla örneği olmayan özellikler göstermektedir. Bu açıdan bu alandaki eserlerin titizlikle korunması gerekmektedir” dedi. Dokuz Eylül Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Dr. Ahmet Uhri ise “Alanı dolduran suyun bir an önce tahliye edilmesi lazım. Ayrıca alanın yağmur ve hava koşullarına karşı korunması gerekir” diye konuştu.

UZMAN RAPORU BEKLENİYOR

Kalıntıların bulunduğu alanın deniz seviyesinin altında olduğunu, alanda bulunan suyun tahliye edilmesi için uzmanlarca hazırlanacak raporun beklendiğini belirten Vakıflar Genel Müdürlüğü ise konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı: “Zaten deniz seviyesinin altında kalan yapının sudan daha fazla zarar görmemesi amacıyla zemin suyunun giderilmesine ilişkin üniversitelerin geoteknik, hidrolik ve arkeolojik bölümlerindeki uzmanlarca hazırlanacak olan rapor beklenmekte olup, rapor doğrultusunda ve ilgili Koruma Kurulu’nun kararına istinaden çalışmalar başlatılacaktır.”

kronos
Devamını Oku »

Prof. Dr. İlber Ortaylı: Bugünkü gibi özel eğitim olmaz

Ortaylı, eğitim sisteminin büyük sorunları olduğunu belirterek, “Özel eğitime karşı değilim ama bugünkü gibi özel eğitim olmaz, sandviççi dükkanı gibi özel okul açıyor adamlar. 15 tane peynirci dükkanından iyi peynir çıkmaz. Bu feci bir şey ve tahlil edilmemiş bir sorun” dedi.

Boğaziçi Üniversitesi’nde Atatürk Sempozyumu’nda konuşan Ortaylı, Türk devrimiyle eğitim alanında başarılar sağlandığını ifade etti.

Ortaylı, eğitim sisteminin büyük sorunları olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

“Özel eğitime karşı değilim ama bugünkü gibi özel eğitim olmaz, sandviççi dükkanı gibi özel okul açıyor adamlar. 15 tane peynirci dükkanından iyi peynir çıkmaz. Bu feci bir şey ve tahlil edilmemiş bir sorun.”

KAÇ ÖZEL OKUL VAR?

Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürü Muammer Yıldız, iki gün önce yaptığı açıklamada, Türkiye’de 11 bin 600 özel okul bulunduğunu söylemişti.

Bu sayının her yıl arttığını vurgulayan Yıldız, geçen yıl 1.700 özel öğretim kurumu açıldığını, bu yıl ise 2.400 eğitim öğretim kurumunun faaliyete geçtiğini açıklamıştı.

YAKLAŞIK 1 MİLYON 350 BİN ÖĞRENCİ ÖZEL OKULA GİDİYOR

Yıldız, şu bilgileri paylaşmıştı:

“Türkiye genelinde 100 öğrenciden 8-9’u özel okula gidiyor. Rakam, 18 milyon öğrenciyi düşündüğümüzde öyle çok fazla değil. Şu anda Türkiye genelinde özel okula giden 1 milyon 350 bine yakın öğrencimiz var.”

Özel okul oranlarının bir dönem yüzde 3’lerde olduğunu kaydeden Yıldız, dershane dönüşüm sürecinden sonra bunun yüzde 8,6’ya ulaştığını belirtmişti.

medyabold
Devamını Oku »

YPG Sözcüsü Mahmud: Münbiç’te kalıcıyız, Rusya teminat verdi

Halk Savunma Birlikleri (YPG) Sözcüsü Nuri Mahmud, ABD’nin Suriye’den çekilme kararına rağmen askeri yardıma devam ettiğini ve silah bırakma teklifinde bulunmadığını söyledi.

Kronos‘a özel açıklamalarda bulunan Mahmud, sadece ABD’nin değil Rusya’nın da Suriye’de Kürtlere yardım etmeye devam ettiğini belirtti.

‘RUSYA MÜNBİÇ KONUSUNDA TEMİNAT VERDİ’

YPG Sözcüsü Nuri Mahmud şunları söyledi:

“Münbiç, Kobani gibi Kürtlerindir. Rusya bize bu konuda teminat verdi. Biz Suriye Ordusunun Rusya denetiminde Münbiç’e gelmesine görüşmeler neticesinde karar verdik. Umarız onlar da şehir merkezine girmez, şehir savunma hattında durur. Çünkü, Münbiç’in asayişini ve düzenine zaten PYD asayiş birimi sağlıyor.”

‘RUSYA’NIN VARLIĞI TÜRKİYE’Yİ DÜŞÜNDÜRECEKTİR’

Mahmud, Türkiye’nin Suriye’ye, özellikle de Münbiç’e operasyon yapacağını açıklamasına ise cevabı veriyor;

“Türkiye istiyor ki tüm Kürtleri öldüreyim ama bu mümkün değil.. Bizim kazanımlarımız var ve bunları kaybetmek istemiyoruz. Kim olursa olsun bize saldırana karşı sonuna kadar savaşırız. Ama Suriye Ordusu’nun Rusya ile gelmiş olması sanırım Türkiye’yi düşündürmeyi zorlayacaktır. Biz Batıdan da yardım alacağımızı umuyoruz. Fransa ve Almanya’nın yanımızda yer alacaklarını umuyoruz. Bu konudaki görüşmeler olumlu sadece gerçekleşmesini bekliyoruz. Münbiç’e girerken Rusya yanımızdaydı sonra Amerika geldi ama biz hep kalıcıyız.”

SURİYE’NİN GELECEĞİ BELİRLENİYOR

Suriye’de ülkenin kuzeyini ilgilendiren sıcak gelişmeler yaşanıyor. Son bir hafta içinde yaşananlar bir nevi kuzey Suriye’nin geleceğini tayin edecek nitelikte. Önce ABD Başkanı Trump ABD askerlerinin Suriye’den çekileceği talimatı verdiğini duyurdu. Bütün dünya daha bu şoku atlatamamışken bu kez Fırat’ın batısında yer alan ve Demokratik Suriye Güçlerinin (PYD) elinde bulunan Münbiç’e Rusya’nın talimatıyla Suriye ordusu girdi. Rusların da eşlik ettiği operasyonda ordu Münbiç civarını ve şehrin bir kısmına yerleşmiş durumda. Şüphesiz Rojavalılar bu durumdan biraz tedirginlik duysalar da Türkiye’nin “Suriye’ye gireceğiz” açıklamalarına karşı kendilerine yeni garantörler bulmaları nedeniyle rahatlar. Zira Hem Suriye ordusu hem de Rusya o bölgede olduğu sürece Türkiye büyük bir risk alıp Münbiç’e girmeyi göze alamayacağını düşünüyorlar. Her şeyden önce Münbiç, Afrin gibi değil; her yerden yardım alabiliyor. Bölgede neredeyse IŞİD yok. Burası ve civarı tamamen Demokratik Suriye Güçlerinin kontrolünde ve her şeyden önce Kobini”den rahatlıkla takviye yardım alabilen bir yer. Kürtler Münbiç’e en az Kobani kadar önem veriyor, bu sayede Fırat’ın batısındaki geniş tarım havzasını ellerinde bulunduruyorlar. Aynı zamanda Fırat üzerine kurulu barajlara da hem doğu hem de batı tarafından hakim olmak istiyor. Burada kurulu elektrik santralleri tüm bölgenin ihtiyacını görüyor. PYD’ye bağlı Burkan El Fırat Güçleri özellikle Münbiç’i korumak için kurulmuş askeri güç durumunda. Bu da Kürtlerin bu şehre ne kadar büyük önem verdiklerini gösteriyor.

Kürtler gelinen aşamada Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunuyor ancak anayasal düzenlemelerin kimlik ve statü tanımını istiyor. Bunların sağlanması halinde Suriye ordusu ile birlikte “ortak düşmanlara” karşı savaşacaklarını ilan ediyorlar.

kronos
Devamını Oku »

Azerbaycan’da savcının serbest bıraktığı öğretmen kaçırıldı

Azerbaycan’da öğretmenlik yapan Mehmet Gelen bu sabah saatlerinde adliye önünde kaçırıldı.

Savcının ifadesini aldığı ve özür dileyerek serbest bıraktığı Mehmet Gelen bina dışına çıkamadan gözden kayboldu. Eşinin sosyal medya üzerinden yaptığı yardım çığlıklarına rağmen genç öğretmene ulaşılamadı. Gelen’in akşam saatlerinde Ankara’ya kaçırıldığı ve Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde tutulduğu ortaya çıktı.

Bu sabah ifade vermek üzere mahkemeye çağrılan öğretmen Mehmet Gelen, adliyeye geldi. Savcılık tarafından kendisine sorulan sorulara yanıt verdi. Savcı özür dileyerek genç öğretmeni serbest bıraktı. Eşinin dışarı çıkmaması üzerine Gelen’in eşi, mahkeme önünde “eşimi kaçıran araba hanginizsiniz?” diyerek çaresizce yardım çağrısı yaptı. Gazetecilerin korktuğunu, insanların müdahale edemediğini söyleyen Gelen’in eşinin çabaları sonuç getirmedi. Anadolu Ajansı’nın servis ettiği haberde Gelen’in Türkiye’ye getirildiği öğrenildi.

kronos
Devamını Oku »

2018’de en çok ‘yerli’ film izlendi

Yerli-yabancı 434 yeni filmin gösterime girdiği 2018 yılına ait gişe ve hasılat rakamları az çok kesinleşti. Türk arabesk müziğinin efsane ismi Müslüm Gürses’in hayatını beyazperdeye taşıyan Müslüm, pek çok yapımı geride bırakarak 6 milyon 229 bin izleyici ile 2018’de en çok izlenen filmi oldu. İkinci sırada ise Cem Yılmaz’ın 5 milyon izleyiciye yaklaşan Arif V 216 filmi yer aldı… 4 milyon izleyiciyi geçen Ahmet Kural ve Murat Cemcir’in son filmi Ailecek Şaşkınız ise üçüncü en çok izlenen film oldu.

2018’de yerli yapımlar ilk onda yabancı filmleri bir hayli geride bıraktı. Bu yıl en çok izlenen ilk on film arasında sadece Russo Kardeşler’in yönettiği Avengers: Sonsuzluk Savaşı kendine altıncı sıradan yer bulabildi. 2017’de ilk yirmide sekiz yerli film yer alırken, 2018’de sadece yedi yabancı yapım ilk yirmiye girebildi.

Hollywood’un hasılat rekorları kıran filmleri, bu yıl Türkiye izleyicisinin ilgisini çekmeyi başaramadı. 2018’de 700 milyon dolarla Amerika’nın en çok hasılat elde eden filmi Black Panther, Türkiye’de ilk yirmide kendine yer bulamadı. Sevilen animasyon filmi İnanılmaz Aile‘nin ikincisi de 2018 Oscar Ödülleri’nde En İyi Animasyon Filmi seçilen Coco da ilk ona giremedi.

Bu yıl 69 milyona yakın izleyici sayısı ile, tüm zamanların izleyici sayısının (71 milyon) altında kalınsa da, bilet fiyat ortalamasının önceki yıllara göre artmış olması 2018’i hasılatta zirveye taşıdı. Toplam 875 milyona yakın hasılat elde edildi.

2018’de en çok izlenen 10 film şöyle:

1. Müslüm – 6.229.522

2. Arif V 216 – 4.968.462

3. Ailecek Şaşkınız – 4.034.858

4. Yol Arkadaşım 2 – 2.335.617

5. Deliha 2 – 2.106.154


6. Avengers: Sonsuzluk Savaşı – 1.909.967

7. Aile Arasında – 1.904.942

8. Rafadan Tayfa Dehliz Macerası – 1.555.302

9. Hedefim Sensin – 1.489.237

10. Enes Batur Hayal mi Gerçek mi? – 1.483.848

* İzleyici verileri Box Office Türkiye‘den alınmıştır.

kronos
Devamını Oku »

Sofuoğlu’nun teyzesinin oğlu ’emireri’ Semih Bostanoğlu bıraktı

AKP Sakarya Milletvekili Kenan Sofuoğlu’nun danışmanlığını yapan teyzesinin oğlu Semih Bostanoğlu, dün sosyal medyadan “Meclis’teki milletvekillerinin danışmanlara yaptıkları muameleleri gördük. 600 milletvekili içinden iddia ediyorum Kenan abim kadar danışmanlarına değer veren, yediği içtiği ayrı gitmeyen, aynı odada kalan bir milletvekili yoktur. Meclis’te bizden ayrı oturduğunu gören bir tane danışman varsa çıksın konuşsun. Milletvekillerinin arasında değil, danışmanların arasında oturur sırf bizler için. Bu arada o şakayı biz isteyerek, bu hataya düşürdük O’nu” paylaşımında bulundu.

Semih Bostanoğlu bugün ise sosyal medya hesabından Kenan Sofuoğlu ile birlikte çekildiği bir fotoğrafını paylaşarak, danışmanlık görevinden ayrıldığını bildirdi. Bostanoğlu açıklamasında, “Sebep olduğum bir paylaşım dolayısıyla danışmanlığını yürüttüğüm Sayın Kenan Sofuoğlu yoğun eleştirilere maruz kalmıştır. O’nun insani niteliklerini dile getirme amacıyla yaptığım açıklamada sayın vekillerin haklı eleştirilerine öfkeli bir tepki göstererek, vahim bir hataya sebep oldum. TBMM’nin tüm milletvekillerinden ve halkımızdan özür diliyorum. Danışmanlık göreviyle bağdaşmayan bu durum dolayısıyla görevimden ayrılıyorum” dedi.

kronos
Devamını Oku »

Liverpool durdurulamıyor

İngiltere Premier Lig’in 20’nci haftasında Liverpool sahasında Arsenal’i konuk etti. Anfield Road’da oynanan karşılaşma hızlı başladı. 11’inci dakikada Iwobi’nin asistiyle Maitland-Niles, Arsenal’i 1-0 öne geçirdi. Golün şokunu çabuk atlatan Liverpool 14 ve 16’ncı dakikalarda Firmino’nun ayağından bulduğu gollerle 2-1 öne geçti. Etkili oyununu sürdüren Liverpool, 32’nci dakikada Mane ve 45’inci dakikada penaltıdan Salah’ın golleriyle ilk yarıyı 4-1 önde kapattı. Karşılaşmanın skorunu 65’inci dakikada penaltıdan attığı golle Firmino belirledi: 5-1.

Bu sonuçla ligde üst üste 9’uncu olmak üzere toplamda 17’nci galibiyetini alan Liverpool 54 puanla liderliğini sürdürdü. Kırmızılar, en yakın rakibi Tottenham Hotspur’un sahasında Wolverhampton’a mağlup olmasıyla birlikte puan farkını da 9’a yükseltti.

Şampiyonluğun en büyük favorisi olarak görülen Liverpool, gelecek hafta Manchester City’e konuk olacak.

kronos
Devamını Oku »

AKP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Binali Yıldırım

AKP’nin genel başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan partisinin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayının Binali Yıldırım olduğunu açıkladı.

Erdoğan, İstanbul adayını bir tanıtım filmiyle açıkladı. Tanıtım filminin gösterimi sırasında Binali Yıldırım gözyaşlarını tutamadı.

ADAY TOPLANTISININ KONUSU CHP

Cenap Şahabettin’in “Karga adını değiştirse de sesinden tanınır” sözünü dile getiren Erdoğan şöyle devam etti:

“Kargayı biz sesinden tanırız, istediği kadar adını değiştirsin. CHP adını da kılığını da değiştirse, söylemini de değiştirse milletimiz onu sesinden tanır. Nasıl mı tanır? Tek parti devrindeki zulmünden tanır. Darbelere, cuntalara verdiği destekten tanır. Sokak teröristlerine sahip çıkmalarından tanır. İnancına, kültürüne, tarihine olan husumetinden tanır. Terör örgütleriyle olan ‘al takke ver külah’ ilişkisinden tanır. Ülkesini yurt dışına şikayet edip bu şekilde içeride siyasi rant peşinden koşmasından tanır. Cumhurbaşkanı adayı dahi olmaya cesaret edemeyen genel başkanından tanır. Millete hakaret eden yöneticilerinden, milletvekillerinden, il başkanlarından, belediye başkanlarından tanır. Lafa gelince demokrat, özündeyse ya simsiyah ya kıpkızıl faşist duruşundan tanır. Milletimiz bunları 26 milyon 330 bin kişinin oyuyla seçilmiş Cumhurbaşkanını asmakla, zehirlemekle, darbeyle tehdit eden o bed sesinden tanır. Bakın sahip çıkıyor. Niye? Al birini vur öbürüne. CHP hangi boyaya boyanırsa boyansın, hangi kılığa girerse girsin, milletimiz onu tanır ve hak ettiği yere yerleştirir. Çünkü bizim milletimiz feraset ve basiret sahibidir. Çünkü bizim milletimizin hamuru adaletle yoğrulmuştur.”

Erdoğan, Hz. Mevlana’nın adaleti “Adalet ağaçlara su vermek, zulüm dikeni sulamaktır.” şeklinde tarif ettiğini aktararak, “Milletimiz bilir ki CHP’ye ülkeyi veya İstanbul gibi bir şehri teslim etmek dikeni sulamaktır” dedi.

Erdoğan İstanbul il ve ilçe belediye başkan adaylarını açıkladı.

Erdoğan’ın açıkladığı isimler şöyle;

1- Adalar: Özlem Öztekin Vural

2- Arnavutköy: Ahmet Haşim Baltacı

3- Ataşehir: İsmail Erdem

4- Avcılar: İbrahim Ulusoy

5- Bağcılar: Lokman Çağrıcı

6- Bahçelievler: Hakan Bahadır

7- Bakırköy: Mehmet Umur

8- Başakşehir: Yasin Kartoğlu

9- Bayrampaşa: Atila Aydıner

10- Beykoz: Murat Aydın

11- Beylikdüzü: Mustafa Necati Işık

12- Beyoğlu: Haydar Ali Yıldız

13- Büyükçekmece: Mevlüt Uysal

14- Çatalca: Mesut Üner

15- Çekmeköy: Ahmet Poyraz

16- Esenler: Mehmet Tevfik Göksu

17- Esenyurt: Azmi Ekinci

18- Eyüpsultan: Deniz Köken

19- Fatih: Ergün Turan

20- Gaziosmanpaşa: Hasan Tahsin Usta

21- Güngören: Bünyamin Demir

22- Kadıköy: Özgül Özkan Yavuz

23- Kağıthane: Mevlüt Öztekin

24- Kartal: Ebubekir Taşyürek

25- Küçükçekmece: Temel Karadeniz

26- Pendik: Ahmet Cin

27- Sancaktepe: Şeyma Döğücü

28- Sarıyer : Salih Bayraktar

29- Sultanbeyli: Hüseyin Keskin

30- Sultangazi Abdurrahman Dursun

31- Şile: İlhan Ocaklı

32- Şişli: Nihal Yıldırım

33- Tuzla: Şadi Yazıcı

34- Ümraniye: İsmet Yıldırım

35- Üsküdar: Hilmi Türkmen

36- Zeytinburnu: Ömer Arısoy

37- Beşiktaş: Serkan Toperi ( MHP)

38- Maltepe: Ahmet Baykan (MHP)

39- Silivri: Volkan Yılmaz (MHP)

ERDOĞAN’DAN MHP LİDERİNE TEŞEKKÜR

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayının Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Binali Yıldırım olduğunu açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şunu da söylemem lazım Cumhur İttifakı’nda sayın Bahçeli ile birbirimizle olan dayanışmamız gayet başarılı bir şekilde yürüdü. İnanıyorum ki başarılı bir şekilde yürüyecektir. Bu seçimler çok çok anlamlı. Karşımızda Bahçeli’nin ifadesiyle bir ‘Zillet ittifakı’ var. Buna karşı Cumhur İttifakı’nın zaferi çok çok farklı olacaktır diyorum. Gerek şahsım, gerek partim, gerek milletim adına teşekkür ediyorum” dedi.

YILDIRIM: HERKESE BORCUM VAR

Tanıtım toplantısında, “İstanbul’a hizmet biter mi? İstanbulluya hizmet biter mi?” diyen Yıldırım, “Bitmez. Benim bu şehre, bu güzel şehre daha fazla hizmet borcum var. Her gün metrobüsle ekmeğinin peşine düşen kardeşime borcum var. Her sabah okul yoluna çıkan çocuklara, gençlere borcum var. Hem çalışıp hem evini, dirlik, düzen içinde tutan kadınlara, analara borcum var. En güzel şeyleri hak eden gazilere, engellilere, hastalara borcum var. Hayatını bu vatana adamış amcalara, teyzelerime, yaşlılara borcum var. En güzel şeyleri hak eden gazilere, engellilere, hastalara borcum var. Hepinize borcum var.”

Yıldırım, “Size söz veriyorum, ben de o ortaokullu Binali gibi çok çalışacağım, İstanbul’a hizmet edeceğim. Allah şahidim olsun İstanbul’a hizmet, Türkiye’ye hizmettir, İstanbul’a hizmet hakka hizmettir.” dedi.

kronos
Devamını Oku »

Müebbetlik harbiyeliler : Gün gelir herkes kimin ne olduğunu görür

16 Temmuz 2016 gecesi gözaltına alınan ve dört gün sonra tutuklanan Hava Harp Okulu öğrencileri 898 gündür özgürlüğünden yoksun. İddianameleri 1 yıl sonra hazırlanan 3’ü genç kız 259 Harbiyeli’nin 62’sine 18 Mayıs 2018’de, 116’sına da 25 Mayıs 2018’de müebbet hapis cezası verildi. Hava Harp Okulu Marşı ve Harbiye Marşı’yla mahkeme salonunu terk eden öğrencilerin tepkisi karara olduğu kadar karar sürecindeki sözde tanıklaraydı.

Darbe girişiminden habersiz 15 Temmuz akşamı saat 22.30’da Yalova’da kamp yerindeki içtima alanında toplanan ve 16 Temmuz’un ilk dakikalarında, 00.07’de “terör saldırısı var” denilerek yola çıkarılan Hava Harp Okulu öğrencilerinin bazısı Boğaziçi Köprüsü’nde, diğerleri ise Sultanbeyli ve Orhanlı’da gerçeği öğrendi. Ne darbe girişimine katıldı ne de halka silah doğrulttu.

29 aydır bütün Türkiye’nin duymazlıktan geldiği 20’li yaşların başındaki Hava Harp Okulu öğrencileri en çok tanık olarak mahkeme salonuna taşınan kişilere tepkiliydi.

Mahkemelerin karar duruşmalarında öğrenciler lehine ifade vermek isteyenler de oldu. Onlardan tanık Muammer Aslan herkesin önünde şunları söyledi:

“Bu öğrenciler darbeci olsaydı ellerinde G-3 tüfeği vardı. Rahatlıkla kullanabilirlerdi. O silahı biliyorum. Bir tek mermiyle 3 kişiyi etkisiz hale getirebilir. Fakat öğrenciler kimseye silah doğrultmadı, ateş etmedi.

Sabaha karşı öğrenciler karakola götürülürken ben eve döndüm. Vatandaşların öğrencilerin otobüsünün bütün camlarını kırdığını, öğrencilere saldırıp çok zarar verdiğini daha sonra videolardan izledim. Bunu öngörebilseydim öğrencilerin başından kesinlikle ayrılmazdım.”

Başka bir tanık da öğrencilerin masumiyetini teyit etti:

“Öğrencilerin hiçbir şeyden haberi yoktu. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Korku ve endişe içindeydiler. Biz, “Size bir şey olmaz, öğrencisiziniz” dedik. Hatta sakinleşmeleri için sigara ikram ettim. O an hiç gözümün önünden gitmiyor. Biz otobüsün ön kapısının olduğu kısımdaydık. Otobüsün camından halktan biri kolunu uzatıp öğrencilerden birinin kafasına yumruk attı. Öğrencinin elinde silah olmasına rağmen hiçbir mukavemet göstermedi.”

Fakat mahkeme heyeti bu seslere kulaklarını kapadı. Öğrencilerin halkla birlikte İstiklal Marşı okudukları videoları da heyet önemsemedi. O videolardan birinde bir vatandaş, “Allahıma şükürler olsun bu askerler hain çıkmadı buradakiler bizimle oldu” dediği açıkça duyuluyordu. Fakat savcı ve hakimler duymamazlıktan geldi. Bütün yaşananlarla ilgili avukatların ve ailelerin Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal’ın tanık olarak dinlenmesi talepleri de kabul görmedi.

Mahkemeye öğrenciler aleyhine tanıklık etmek için gelen kişilerin ifadeleri ise evlere şenlikti. Onlardan biri, “Arabam Sultanbeyli gişelerindeydi. Büyük hasar görmüş, mermi izleri var, şikayetçiyim” bile dedi.

Öğrenci avukatları, “Arabanızın öğrenciler tarafından hasar gördüğüne emin misiniz, gördünüz mü” sorusuna tanığın, “Hayır, kimin o mermilerin sıktığını görmedim” demesi bile mahkeme heyetince dikkat çekici bulunmadı.

Yine avukatların, “Görmedim diyorsunuz, peki hala öğrencilerden şikayetçi misiniz?” sorusuna sözde tanıkla hakimlerin kararı örtüşüyordu: “Evet şikayetçiyim!”

Hava Harp Okulu öğrencileri ise kendilerinden emindi:

“Ülke genelinde bi oylama yapılsa zaten halk tarafın da masumiyetimizin alenen kabul gördüğü ortaya çıkacaktır.”

Bir başkası:

“Yaşıtlarına kıyasla birçok şeyden fedakarlık ederek yıllarını bu vatana hizmet etmek gayesiyle geçiren biz Hava Harp Okulu öğrencilerine bu haksızlığı, zulmü reva gören bizleri anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmekle ve teröristlikle suçlayanlara diyorum ki, altın çamura düşmekle özünden bir şey kaybetmez, değeri düşmez. Belki bir zaman peşin hükümlülerin gözünde kötü ve kirli gözükür. Lakin gün gelir o çamur akar gider. Herkes kimin ne olduğunu görür.”

Diğer bir Harbiyeli:

“Bu günler geçecek benim bir isteğim var. Bu günleri kimse unutmasın. Bu vicdanların susuşunu. İnsanlığın susuşunu, vicdan tutulmasını, bize bu hayatı çok görmelerini kimse unutmasın.”

Evet, iki gün sonra tam 900 gün dolacak. Yüzlerce aile Türk ordusuna teslim ettikleri çocuklarını hak etmedikleri bir yerde, Silivri Cezaevi’nde buldu. İstedikleri tek şey ise adalet.

15 Temmuz’dan iki gün sonra bir polis memurun öğrencilerin evlerini arayarak “çocuğunuz gözaltında” haberinin üzerinden aylar geçtikten sonra verilen “müebbetlik suç”un ne olduğunu herkes gibi onlar da merak ediyor.

kronos
Devamını Oku »

Babamı Götürecekler Derken Beni Almaya Geldiklerini Söylediler

Bundan 1 yıl önceydi. Babam bir arkadaşına şantiyeye gidecek isçileri ulaştırma konusunda yardımcı olmak istemişti ve maalesef dost kazığına maruz kalıp, kaçakçı durumuna düşüp hapse girmişti. Tek gelirimiz babamın kumaş dükkânından kazandığıydı. 3 kardeş ve annem beş parasız kalmıştık. Şartları zorlayarak bir avukat tutup babamı cezaevinden çıkardık, fakat Yargıtay’ın cezayı onayına kadar dışarıda durabilecekti.

Bu süre zarfında bir iş buldum ve çalışmaya başladım. Mali müşavir olabilmek için sınavlara hazırlandım. Babamın durumunun muğlak olması omuzlarımda ciddi bir yük oluşturuyordu. Her şeye rağmen hayallerimin peşini asla bırakmadım. Mali müşavirlik sınavından oldukça yüksek bir puan almıştım. Onun heyecanını yaşadığım bir gün polisler evimize geldi, babamı götürecekler derken beni almaya geldiklerini söylediler. Hayatımın en şaşırtıcı durumuyla karşı karşıyaydım. Odamı altüst ederek arama yaptılar. Elbette bir şey bulamadılar, beni alıp götürdüler. Babam cezaevine ziyarete geldiği sırada hâkimin Yargıtay’a gönderdiği kararın onandığı haberini aldı ve apartopar cezaevine gönderildi.

Annem ve henüz lisede okuyan iki kardeşim maddi tüm kaynakları kesilmiş bir şekilde tek başlarına kaldılar. Hayallerimi tam gerçekleştirdim derken yarım kalmasına mı üzüleyim, ailemin yaşadığı mağduriyete mi üzüleyim, bilemiyorum.

Elimden gelen tek şey adâletin yerini bulabilmesi için dua edebilmek… Dua ile…



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2018/12/29/babami-goturecekler-derken-beni-almaya-geldiklerini-soylediler/
Devamını Oku »

Ben 17 Yaşında Bir Lise Öğrencisiyim

Merhaba,
Ben 17 yaşında bir lise öğrencisiyim. Babam işinden ihraç edildi. Ben de sevdiğim biricik okulumdan koparılıp buradaki en iyi okullardan birine kayıt edilmek zorunda kaldım. Bir gün evimize polisler geldi, terörle mücadeledenmiş. Hepimiz babamıza bakıyoruz, herhalde bu son birlikteliğimiz olacak diye hem telaşlı, hem de endişeli şekilde kapının önünde duruyoruz. Kapıyı babam açıyor ve polis anneme bakıp benim ismimi soruyor. Polis, sanıyor ki söylediği isim annem. Babam siz ne diyorsunuz benim kızım ne yapmış ne diye arıyorsunuz deyince, polisler şaşkın bir şekilde aşağıya iniyor, başındaki komiserlere, bu ufacık kızı mı götüreceğiz diye soruyorlar.

Amirlerini arıyor konuşuyorlar, sonuç tabi ki değişmiyor, beni alıp emniyete götürüyorlar. Aslında 18 yaşından küçük olduğum için beni çocuk şubeye götürmelilermiş, fakat ben terörle mücadele nezaretine atılıyorum. Çok korkuyorum, çünkü etrafımda uyuşturucudan, hırsızlıktan dolayı bekleyenler var.

Bir köşede sakinleşmeye çalışıyorum fakat olmuyor. O saatler nasıl geçti anlatamam, uyumak istiyorum uyuyamıyorum. Sadece dua ediyorum, biliyorum ki Allah (CC) benimle beraber. Bir bayan polis geliyor yanıma, annen ve baban dışarıda diyor, biraz daha rahatlıyorum. Yanımdaki suçlular beni gösterip, ne işi var bunun burada deyip hayretle gülüyorlar. Yaklaşık bir hafta bekledim artık son gece dayanamadım, sanırım titremeye başladım, kendimi kontrol edemiyorum, çok kötü oldum, polisler korktu ve Savcı’ya haber verdiler.

Savcı bir kaç saat içinde Emniyet’e sorguya geldi. Benimle bağırarak konuşuyor ve beni korkutmaya çalışıyordu. Ben de günlerin yorgunluğuyla onu anlamaya çalışıyordum. Suçum ne dedim? F… sempatizanlığı dedi. Ben de nasıl anlamadım dedim ki bana ilginç bir soru sordu: Senin yaşındakiler hep sosyal medya kullanıyor, senin niye hesabın yok? Ben kalakaldım. Ders çalışmam gerekiyor diyebildim. Yine bağırıp çağırdı ve beni denetimli serbest bıraktı. Son bir yıldır her hafta imzaya gidiyorum ve aynı zamanda sınava hazırlanıyorum. Netlerimde fena değil çok şükür. Rabbimin bana bu imtihanı bir hikâyeyi hatırlattı, belki de hikmeti budur diyorum:

Harun Reşit’in (r.a) oğlu Me’mun henüz çocuk iken, hocası sebepsiz yere sopayla ona vurmuştu. Me’mun:
‘Neden bana vurdun?’ diye sordu. Hocası ona sadece:
‘Sus!’ dedi.
Biraz konuştular. Me’mun tekrar sordu:
‘Neden bana vurdun?’ Hocası yine:
‘Sus!’ dedi.
20 yıl sonra Me’mun halife olunca, ilk iş olarak hocasını çağırttı ve:
‘Bana neden sebepsiz yere vurmuştun?’ diye sordu. Hocası tebessüm ederek:
‘Onu hâlâ unutmadın mı?’ dedi.
Halife Me’mun:
‘Vallahi asla unutmadım.’ dedi.
Hocası tarihe ibret olarak not düşülecek şu sözleri söyledi:
‘Zulme uğrayanın asla unutmayacağını öğrenesin ve kimseye zulmetmeyesin diye yaptım. Sakın ha kimseye zulmetme! Çünkü zulüm, yıllar geçse de kalpte sönmeyen ateştir. Eminim ben ve benim gibiler ütopyadan daha güzel bir gelecek inşa edecek…



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2018/12/29/ben-17-yasinda-bir-lise-ogrencisiyim/
Devamını Oku »

Yıldırım Nikâh

Herkesin çetin olan bu süreçte yaşadığı, unutamayacağı mutlaka bir hikâyesi vardır. Bizimde her şey düğün arifesine denk gelmişti. Nişanlandıktan 1,5 ay sonra düğünümüz olacaktı. Bulunduğumuz şehirde ev bulmak zordu, o süreçte ev aradık, bulamadık. Herkes yardımcı olmuştu, ama bir türlü ev bulamamıştık. Allah bizi hazırlıyor ya her şeye, meğerse o şehirde olamayacakmışız ki, arkadaşlarımızın 1-2 haftada buldukları evi, biz 1 ay aradık ama bulamamıştık. Sonra o şehirden göç etmek zorunda kaldık.

Ailesindeki tek mağdur, eşim değildi. Abisi, ablası da mağdurdu, ihraç olmuşlardı. Karar alıp memlekette ortak bir iş yapmaya karar verdiler. Bizde bu kararın ardından memleket dönüşü toparlanmak için gitmiştik tekrar. O gün otobüsten indiğimiz sabah hemen nikâh tarihi almaya gittik. Eşim geldi, 45 dakika sonra nikâh olacak dedi. Ben şaşkınım, çünkü davet edecek arkadaşlarımdan öte nikâh şahidimiz bile yoktu. Hatta eşime o an kızmış bile olabilirim, hatırlayamıyorum. Sebebi de vazifem yurt müdürü olduğu için aranıyor olma ihtimalimdi.

O yüzden her şeyi hızlı çözmek her şeyde hızlı olmamız lâzımdı. Apar topar nikâh şahidi bulmak için arkadaşlarımızı aradık. Benim bir arkadaşım ve eşi daha 1 aylık bebeği ile nikâh şahidimiz olmuşlardı. Başka da kimse yoktu. Buruk bir gündü benim için, en özel günüme ne bir ablam ne de arkadaşlarım gelebilmişti. Dikkat çekeceğini düşünerek sıkıntı olmasın diye kimse gelememişti. Yıldırım gibi nikâhım kıyıldı, anlayamadım. Sonra düğün telaşı yerine korku telaşı olmuştu, her şeyi korku ile yapıyor olmuştuk.

Düğün eşimin memleketinde olmuştu. Akrabalar dışında yok denecek kadar az komşu vardı. Herkes bizim düğünde baskın olur, bize de bir şey yaparlar korkusu ile gelmemişti. Annem (kayınvalidem) komşuların hepsine kırgındı, 40 yıllık dostları bile yoktu çünkü. Apar topar, sessiz sedasız düğün de oldu.

Bundan sonrası daha da zor artık, aranma ihtimalim kalkmıştı, çünkü her bir kardeşimiz gibi bende arananlar kervanına katılmıştım. Düğünden sonra hiç bir yere ziyarete gidememiştim. 1,5 yıldır memlekete bile gidemiyordum. Daha zorunu yaşayan kardeşlerimiz de oldu, düğünü olurken gelin almasında yolda alınanlar, nişanlı iken içeri girenler, eli kınalı iken içeri girenler. Allah bize unutamayacağımız günleri yaşattı. Çok şükür ki halimizden bir gün bile şikâyetçi olmadık.

Küçük bir valizle çıkmıştım yurttan. Geride bıraktığım bütün eşyalarım, çeyizliklerim hepsi kaldı. Meğerse benim hiç bir şeye ihtiyacım yokmuş. Ne yola çıkabiliyorum valizle, ne de talebe ağırlaya biliyorum evimde. Sabırla bu günlerin geçmesini bekliyoruz. Dua ve sabırla bu imtihanın geçmesini bekliyoruz. Rabbim en kısa zamanda hayırlısı ile bu süreci sonlandırsın.

İçerideki kardeşlerimize, dışarıda bizim gibi korku içinde olan, farklı yerlere hicret etmiş olan ve bunları da yaşamakta olan, eş, dost anne, babaya Rabbim sabır versin…



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2018/12/29/yildirim-nikah/
Devamını Oku »

Arkadaşımın Ailesi

Üniversitenin bana kazandırdığı en önemli dostlarımdan birinin hikâyesini size anlatacağım.Kendisi ailesine çok ama çok bağlı, düzgün aile yaşantılarıyla herkese örnek birisidir. 2016 Temmuz’da olaylardan hemen sonra önce babasını aldılar aradan bir hafta geçmeden de annesini. Okuldayken bile günde 7 defa annesiyle konuşan, her anını, mutluluklarını paylaşan arkadaşım için ne denli bir acıydı, anlatılamaz.

Öyle saf ve öyle kibar bir insandır ki, bu acının onu ne kadar yıprattığını ölçemiyorum, inanın. Dualar, ümitler derken ikisinin de hakkında tutuklama kararı verildi. Kendisi üniversitenin son senesinde, ablası ise mezun ve nişanına 1 hafta vardı. Anne ve babaları böyle bir zulümle karşılaşınca arkadaşım ve ablası bir başlarına kalakaldılar, ama yılmadılar. Geçinmek için babasının işlettiği yem dükkânını çalıştırmaya başladılar.

Ufak tefek iki kız koca yem çuvallarıyla yükleme yaptılar. Anne ve babası olmayınca nişan takamadıklarından ablası hakkında ilçede dedikodu çıktı. Şer niyetler boş durmuyordu. O kadar derdin yanında iffetlerine laf gelmesiyle bir kez daha sarsıldılar. Sonrasında kendi aralarında nişan takmak durumunda kaldılar.

Gel zaman git zaman iddianameleri bile yazılmayan insanlar yaklaşık 1,5 yıl içerde kaldılar. Rabbimin büyüklüğü 2 ay önce annesi ve bugünde babası tahliye oldu. Elhamdülillah. Şimdi düşünüyorum; bu insanlar madem suçsuzdu, yaklaşık 2 senelerini çalmak hangi vicdana sığar. Rızkından neden edilir. Allah hepsini ıslah etsin, olmayacaklarsa da bir an evvel def etsin. Ümmet-i Muhammed’e (SAV) de tez zamanda selâmet versin inşallah.



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2018/12/29/arkadasimin-ailesi/
Devamını Oku »

Eve Geldiğimde Her Yer Darmadağınıktı

Herkes gibi 15 Temmuz darbe senaryosunu TV’den öğrendik. Daha o dakika da bunu da hizmet camiasının üzerine atılacağının sinyalleri veriliyordu ama bu denli çetin olacağını tahmin edememiştik. Yaz tatiliydi, ben ailemin yanında eşim ise işleri nedeniyle evimizin bulunduğu ildeydi. Her gün birer birer arkadaşlarımız gözaltına alınıyor, çalıştığımız yuvamız bildiğimiz kurumlar kapanıyordu. Eşimin de çalıştığı kurum kapanmış ve bir alternatif bulmak mecburiyetinde kalmıştık.

Eşim, telefonda ev bulmamı ve evi taşımamız gerektiğini söyledi. Babadan kalma eski bir evimiz vardı, oraya taşınmanın bizim için güvenli olabileceğine karar verip eşyalarımızı yerleştirdik. Ev problemi çözülmüştü, sırada iş vardı. Birçok yere başvuruda bulunmuştu, en son ücretli öğretmenlikten cevap gelmiş ve işe başlamıştı. Fakat çok uzun sürmeden sebepsiz yere işine son verilip eve geldiğinde ki yüz şekli gözümün önünden gitmiyor.

Yaşanan onca sıkıntı içinde moral bulduğumuz bir bebeğimiz vardı, doğumu için gün sayarken onu kaybetmekle yüz yüzeydik. Doktor stresten uzak durmamı, aksi takdirde kalıcı hasar bırakabileceğini söylemişti. 3 gün hastanede kaldıktan sonra taburcu oldum. Bebeğim dünyaya gelmişti ve kalbinde bir rahatsızlık olduğu ve ameliyat olması gerektiği söylendi. Biz düzenli olarak hastaneye gidip gelmeye başladık. Kontrol için hastaneye gittiğimiz bir gün dönüşte hiç âdetim olmadığı halde yollarda oyalandım, eve geldiğimde her yer darmadağınıktı.

Hırsız girdiğini düşünüp üst katta oturan babaannemin yanına çıktım. 80 yaşına yaklaşmış olan babaannem ağlıyor ve bana buradan gitmemi söylüyordu. Kızım seni bulmadan git diyordu. 50 metrekare eve 10 polis memuru gelmiş, şahit olarak da ayakta zor duran babaannemi sürükleyerek aşağıya indirmişler. Yaşadıklarımın şoku ile o an bir akrabamı aradım ve gelip beni götürmesini istedim. İki gün evinde misafir ettikten sonra tam ikindi namazını kılacaktık ki zil çaldı ve gelen polisti. Bebeğimi alıp hemen çatıya koştum ve kapıyı kapatıp elime ne geçiyorsa arkasına koydum. Benim halimden etkilenen yavrum da ağlamaya başladı. Sesini duyup da bizi bulacaklar diye diğer binanın çatısına atladık. Bebeğim kucağımda adeta bir kedi gibi çatılarda dolaşıyorduk. Hava kararınca eşim geldi ve bizi güvenli bir yere götürdü.

YAŞANAN ONCA MAĞDURİYETLER İÇİNDE BİZİMKİ BİR ŞEY DEĞİL. RABBİM MÂZLUMLARIN GÖZYAŞLARINI EN YAKIN ZAMANDA DİNDİRSİN… (Âmin)



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2018/12/29/eve-geldigimde-her-yer-darmadaginikti/
Devamını Oku »

Adana’da ‘KHK Platformu’

Adana’da ‘KHK Platformu’ kuruldu. İhraç edilen birçok kişi platform çatısı altında bir araya geldi. Platformun kurucularından Münir Korkmaz, farklı kesimlerden ihraç edilenlere çağrıda bulunarak, “Derdimiz aynı. Bu çatı altında birleşelim” diyor.

gazeteduvar.com’dan Hacı Bişkin’in haberine göre Adana’da farklı kesimlerden ihraç edilen KHK’lılar ‘KHK Platformu’ kurdu.

Platform ilk etkinliğini 26 Ocak’ta gerçekleştirecek.

‘KHK, çalışma hakkının ihlali, sivil ölüm’ adlı panelde CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Saadet Partisi İstanbul milletvekili Cihangir İslam konuşacak.

‘KHK Platformu’nun kurucularından Eğitim Sen’li Münir Korkmaz, platformun kuruluş amaçlarını anlattı. Korkmaz, “İhraç edilen herkesin derdi aynı. Bu çatı altında birleşim. Türkiye’deki diğer illere de örnek olalım” dedi.

‘BAĞIMSIZ VE KAPSAYICI…’

Platformda, farklı sendikalara üye olup ihraç edilen birçok kişi yer alıyor. İhraç edilen öğretmenler, akademisyenler, doktorlar… Her kesimden ihraç edilenlerin platform çatısı altında bir araya gelmesi gerektiğini söyleyen Korkmaz, “Bağımsız ve kapsayıcı olsun diye platformumuzun adını Adana KHK Platformu kurduk” diyor. 15 günde bir toplantı yaptıklarını söyleyen Korkmaz, “Bu platforma farklı cenahlardan ihraç edilen KHK’liler katılıyor. Doktorlar, öğretmenler, akademisyenler… Eğitim Sen, Memur Sen gibi farklı sendikalara üye KHK’li öğretmenler de bu platform çatısı altında bir araya geldi. Bir araya geldiğimizde neler yaşadığımızı ve bunu kamuoyunun gündemine nasıl taşıyabileceğimizi konuşuyoruz” dedi.

‘DERDİ AYNI OLAN İNSANLARIN BİR ARADA FAALİYET YÜRÜTMEDİĞİNİ GÖRDÜK’

Böyle bir platforma neden ihtiyaç duyuldu? Korkmaz bu soruya şu yanıtı veriyor: “Derdi aynı olan insanların bir arada faaliyet yürütmediğini gördük. Adana’da bunun bir başlangıcını yapalım dedik. Derdimiz aynı. Derdimiz ihraç edilen insanların görünür olmasını sağlamak. Çünkü unutulmuş durumdayız. Derdimizi anlatacağımız kimse yok. En yakınımızdaki insanlar bile artık bu durumu normal karşılamaya başladı. Amaçlarımız var. Yargısız infaza tabii tutulduk. Bir an önce göreve iade edilmemiz için toplumsal baskı oluşturmayı hedefliyoruz. Tüm siyasi partilere derdimizi anlatacağız. Bunun da ilk adımını attık. Kurduğumuz bu platform Türkiye’ye bir örnektir, Türkiye’nin diğer illerinde de olmasını temenni ediyoruz.”

‘İHRAÇ EDİLEN HERKES FAALİYETLERİMİZE KATILSIN’

‘KHK Platformu’nda şimdilik 20 kişilik toplantılar yapılıyor. Korkmaz, bu kişilerle bir araya geldiklerinde yaşadıkları sorunları tartışmaya açtıklarını anlattı. KHK ile ihraç edilenlerin çeşitli hayat hikayeleri olduğunu belirten Korkmaz şöyle devam etti: “Bir araya geldiğimizde çok değişik dramlar yaşandığını görüyoruz. Evliliği tehlikeye giren arkadaşlarımız, aileleri tarafından dışlanmış arkadaşlarımız, hainlikle suçlanan arkadaşlarımız… Bir araya gelmemiz bize terapi gibi geliyor. Bu anlamda çok iyi yol aldığımızı düşünüyorum. Eğer örnek olmazsak derdimizi bizden başka kimse anlamaz. Görünür olamayız. Arkadaşlarımız artık umutlarını kaybediyor. Bu platformlarla umudumuzu diri tutmaya çalışıyoruz. Biz haklıyız, görevlerimize döneceğiz. Mücadelemiz sürecek. Adana’da hangi gerekçeyle olursa olsun ihraç edilen herkesin faaliyetlerimize katılmasını istiyoruz. Umarım Türkiye’de ihraç edilen herkesle birlikte ortak bir mücadele ederiz. Gazete Duvar’a sesimizi duyurduğu için de ayrıca teşekkür etmek istiyorum.”

Gazete Duvar



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2018/12/29/adanada-khk-platformu/
Devamını Oku »

Yeni Şafak Gazetesi: Mağdur ama Terörist

Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen ve ‘Hayata Dönüş’ operasyonunun tanıklarından sosyolog Veli Saçılık’ın kendisini hedef gösteren Yeni Şafat gazetesine twitter hesabından cevap verdi. Gazetenin kendisi için ‘Veli Saçılık’ın terör geçmişi’ iddiasıyla yazdığı habere dikkat çeken Saçılık, gazetenin 2001 yılında kendisiyle yaptığı röportajı hatırlattı.

Saçılık şunları söyledi: “Yeni Şafak “gazetesi”nin demokrat numarası yaptığı yıllardan bir kesit. Benim için “her dönemin mağduru” yazmıştı o günler Y. Şafak. Bugün ise “Veli Saçılık’ın terör geçmişi” yazıyor Röportaj verdiğim için hatalıyım, özürdilerim.”



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2018/12/29/yeni-safak-gazetesi-magdur-ama-terorist/
Devamını Oku »

Çekilmeseydi dedirten yeniden çevrimler

Müflis bakkal eski defterleri karıştırır hesabı Hollywood da konu sıkıntısı çektikçe eski başarılı filmlerin yeniden çevrimlerini (remake) yapıyor. Fakat bu yeniden çevrimler genel itibariyle istenilen başarıyı sağlayamıyor. Zamanında yapılmış ve başarılı olmuş bir film neden yeniden çekilir ki zaten… Aslını aratan yeniden çevrimlere bir göz gezdirelim.


BEN HUR

Listenin ilk sırasında hiç şüphesiz Ben Hur var. William Wyler’ın 11 Oscarlı dev epik filmi Ben-Hur, adını sinema tarihinin başyapıtlarından olan bir yapım. Başrolünde dönemin önemli oyuncularından Charles Heston’ın yer aldığı film, klasik Hollywood döneminin simge filmlerinden biridir. Bu filmin 2016 yapımı yeniden çevirimi ise, Hollywood’un içine düştüğü yaratıcılık krizinin simgesi ancak. Ülkesinde çektiği filmlerle dikkat çekerek Hollywood’a transfer olan Kazak asıllı Rus yönetmen Timur Bekmambetov’un çektiği Ben-Hur, sinemanın büyüsünden nasibini alamamış, son teknoloji ürünü görsel efektleriyle köpürtülmüş bir yapımdan fazlası değil. Yetersiz içeriğini ve kötü anlatımını, renkli ambalajıyla kapatmaya çalışan bir tüketim ürünü olarak da görebiliriz 2016 yapımı Ben-Hur’u.


PSYCHO (SAPIK)

Gus Van Sant, iki Oscarlı Good Will Hunting gibi başarılı işlere imza atmış bir yönetmen. Ancak, kendisinin bile koca bir başarısızlık olarak nitelediği bir çalışma mevcut: Ünlü Alfred Hitchcock başyapıtı Psycho’nun (Sapık) yeniden çevrimi. Sant, orijinal filmi kare kare, birebir olarak yeniden çekmiş, bir tür deneysel çalışma yani. Ama ortaya çıkan sonuç o kadar kötü ki insan “Ne gerek vardı?” demeden edemiyor.


CARRİE

1976’da Brian De Palma tarafından çekilen korku klasiği Carrie (Günah Tohumu), sinema tarihinin ilk Stephen King uyarlaması. Kazandığı gişe başarısının yanında, iki Oscar adaylığı da bulunan Carrie akıllardan çıkmayacak ürperticilikte sahnelere sahip. Başrollerinde Chloë Grace Moretz ve Julianne Moore’un yer aldığı yeniden çevrim ise, iyi sayılabilecek oyunculuklara rağmen orijinal versiyonun sunduğu seyir keyfinin çok çok uzağında kalıyor.


CİTY OF ANGELS

Alman Sineması’nın öncü isimlerinden Wim Wenders’ın 1987 yapımı filmi Der Himmel über Berlin (Arzunun Kanatları), zamanın başlangıcından bu yana Berlin semalarında insanları gözleyen, ancak onların hayatına müdahil olamayan iki melekten Damiel’in ölümsüzlükten bıkıp dünyaya inerek insanların arasına karışmasını anlatır. Hikaye yoğun bir şiirsel anlatıma ve felsefi derinliğe sahip. Filmin Nicholas Gace ve Meg Ryan’la 1998’de yapılan Hollywood versiyonu ise, sıradan bir aşk anlatılması olmaktan öteye gidemeyen fantastik bir yapım sadece.


ÇİZGİ ÖTESİ

Joel Schumacher’in günümüzde kült sayılan 1990 filmi Flatliners (Çizgi Ötesi), “Ejderha Dövmeli Kız” ve “İntikam Benim” filmleri ile tanıdığımız Danimarkalı sinemacı Niels Arden Oplev tarafından yeniden beyaz perdeye uyarlandı. İlk filmdeki Julia Roberts, Kiefer Sutherland, Kevin Bacon, William Baldwin ve Oliver Platt’lı kadronun yanında yeniden çevrimin kadrosu da anlatımı da çok sönük kalıyor. Efekt tuzağına düşmeyen orijinal yapım seyirciyi ölüme ve yaşama dair sorgulamalara iterken yeniden çevrim, iç bayıcı efektlerle kotarılmaya çalışılmış vasat bir korku filmi olmaktan öteye gidemiyor.


FAHRENHEİT 451

Ray Bradbury’nin kült distopyası ilk olarak 1966’da Yeni Dalga’nın öncü yönetmenlerinden François Truffaut tarafından filme alındı. Fahrenheit 451, François Truffaut filmografisi içinde en güzel, en başarılı film olmayabilir belki fakat başarılı bir uyarlama. İtfaiyecilerin kitap yaktığı distopik bir gelecekte bir adamın bütünüyle farklı bir noktaya evrilen içsel yolculuğu sinema tarihinin en başarılı yönetmenlerinden biri tarafında ustaca veriliyor. Ramin Bahrani’nin HBO için çektiği 2018 uyarlaması Truffaut filmini seyretmiş olanlar için sonuna kadar izlenmesi bile ıstırap verici bir yapım. Gereksiz görsel efektler, karton oyunculuklar ve derinliksiz bir anlatım. Michael Shannon gibi bir karakter oyuncusunun varlığı bile yapımı kurtarmaya yetmiyor.


OLDBOY

Chan Wook Park’ın 2003 tarihli manga uyarlaması Oldboy (İhtiyar Delikanlı) sinemaseverler için gerek çarpıcı hikayesi gerek etkileyici anlatımı ile kült mertebesinde bir film. Spike Lee tarafından aynı isimle yeniden çekilen Amerikan versiyonu ise orijinal versiyonun gölgesi bile değil. Nitekim Hollywood versiyonu tüm avantajlarına rağmen Chan-wook’un filminden daha az hasılat yapmıştır. 2014 tarihli yeniden çevrimin başrolü John Brolin bile filmden memnun olmadığını ifade etmiştir.

medyabold
Devamını Oku »

Basın özgürlüğünde en ‘Kara Yıl’: Küba ve Mısır’la aynı ligdeyiz

Basın Konseyi’nin 2018 raporunda Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü verilerine göre açıklanan ‘Türkiye basın özgürlüğü alanında 180 ülke arasında ve basını özgür olmayan ülkeler arasında 157. sırada’ iddiası tartışmalara yol açtı.

Sosyal medyada paylaşılan bilgilerin doğrulanması konusunda önemli bir platform olan teyit.org, “Türkiye’nin uluslararası sınıflandırmada ilk kez “yarı-özgür” ülke statüsünden “özgür olmayan” ülke statüsüne düşürüldüğü iddiası doğru. İddiada atıfta bulunulan sınıflandırma ise bir sivil toplum kuruluşu olan Freedom House tarafından her sene yayımlanan “Dünyada Özgürlük” (Freedom in the World) başlıklı rapor ve buna bağlı endeksin 2018 sayılı raporundan.” ifadelerini kullandı.

TÜRKİYE, 209 ÜLKE VE BÖLGE ARASINDA 153. SIRADA

Yapılan açıklamaya göre, ülkelerin çeşitli alanlardaki özgürlük seviyelerini sıralayan ve farklı kurum ve kuruluşlarca hazırlanan birden fazla ‘özgürlük indeksi’ var. “Yarı-özgür” ve “özgür olmayan” ülke statülerinin kullanımından anlaşıldığı üzere söz konusu iddiada atıfta bulunulan rapor ve endeks, Freedom House’ın 1973’ten beri yayımlanan “Dünyada Özgürlük” (Freedom in the World) başlıklı özgürlük endeksi. En bilinen özgürlük endekslerinden biri sayılabilecek bu endeksin 2018 versiyonu, dünyadaki 195 ülke ve 14 bölgenin özgürlük seviyelerini ölçmeyi amaçlıyor. Alan araştırmaları, yerel kontaklarla temaslar, sivil toplum kuruluşlarından ve hükümetlerden edinilen bilgiler, haberler ve benzeri birçok kaynağı harmanlayan endeks, dünyada özgürlük, siyasi haklar ve kişisel özgürlükleri 7 başlık altında değerlendiriyor. Türkiye, endeksteki bu değerlendirmelere göre 209 ülke ve bölge arasında 153. sırada.

‘DÜNYADA ÖZGÜRLÜK 2018’ RAPORU NE DİYOR?

Bu endeks, 1973 yılından beri yayımlanıyor. Her yayımlanan endeksin, bir önceki yılı kapsadığını belirtmekte fayda var. Yani 2018 yılında yayımlanan bir rapor, 2017 yılında yaşanan gelişmeler ışığında hazırlanmış oluyor. Türkiye’nin ve diğer ülkelerin yıllara göre puanlarına buradan ulaşılabilir:

Rapora göre, Türkiye’nin bireysel özgürlükler ve siyasi haklar bağlamında en özgür yıllarının 1973-79 yılları olduğu sonucu ortaya çıkıyor. Nitekim, 1974 ila 1980 yılları arasında Türkiye “özgür” olarak sınıflandırılmış. Bu yıllarda Türkiye, İtalya, İspanya gibi ülkelerle çoğunlukla aynı ligde. 1980 darbesi ile 1 yıl içerisinde büyük bir geri gidiş yaşayan ve 37 sene boyunca devam edecek biçimde “yarı-özgür” statüsüne inen Türkiye’nin 1990’lara kadar kısmi bir normalleşme yaşadığı, fakat sonrasında 1990’ların ortalarından 2002 yılına kadar yine bireysel özgürlükler ve siyasi haklar konusunda geriye gidiş tecrübe ettiği görülüyor.

2002’de başa gelen AK Parti hükümetinin ilk yıllarında Türkiye’nin skorunun 1970’lerdeki skoruna yakın olduğu ve tekrar “özgür” statüsüne dönebilmek için gereken 2.5 ortalamaya yaklaştığı görülebilir. Hak ve özgürlüklerin geri gidişinin ilk sinyallerini 2012 yılında belli eden endekste Türkiye’nin ilk kez 5 puan üstüne çıkarak “yarı-özgür” ülke statüsünden “özgür olmayan” ülke statüsüne geçmesi ise 2018’de gerçekleşiyor. Dolayısıyla, Türkiye’nin 2018 itibariyle Suudi Arabistan, İran, Venezuela, Mısır, Rusya, Türkmenistan, Küba gibi ülkelerle aynı ligde olduğu söylenebilir. Malezya, Endonezya, Nijerya, Ukrayna, Arnavutluk, Fas gibi ülkeler ise endekste Türkiye’nin üzerinde bulunuyor.

TÜRKİYE SON 10 YILDA EN ÇOK GERİLEYEN ÜLKE

Freedom House, endeksin 2018 versiyonunun özetinin yapıldığı raporunda Türkiye’nin yaşadığı geri gidişe özellikle dikkat çekmiş. 2017 yılında yaşanan gelişmeler ışığında hazırlanan raporda belirtilene göre, Türkiye, dünyada son 10 yılda özgürlükler açısından en büyük geri gidişi yaşayan ülke. 2018 itibariyle 100 üzerinden skoru 32 olan Türkiye, 10 yılda 34 puanlık bir düşüş yaşamış.

Türkiye’yi Orta Afrika Cumhuriyeti, Mali, Etiyopya, Bahreyn, Venezuela gibi ülkeler takip ediyor. Popülist lider Viktor Orban’ın yargıyı ele geçirip gücü tek elde topladığı ve ülkenin kurumsal yapısını alt üst ettiği Macaristan’ın da bir Avrupa Birliği ülkesi olarak bu listede 10. sırada olması dikkat çekiyor.

BASIN KONSEYİ RAPORU DA TEYİT EDİYOR: KARA YIL!

Basın Konseyi de açıkladığı yıl sonu raporunda, “Medya kuruluşları, basın çalışanları ve basın örgütleri olarak, bir yandan siyasetin ve yargının; öte yandan da ekonomik güçlüklerin kuşatması altında tam bir ateş çemberinden geçmekteyiz.” diyerek 2018’i ‘Kara Yıl’ olarak nitelendirdi.

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, 2018 yılının basın raporunu açıkladı. Türenç, “Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’ne göre Türkiye, basın özgürlüğü alanında 180 ülke arasında 157’nci sırada ve basını özgür olmayan ülkeler arasında yer almaktadır” dedi.

2018’i değerlendirmesinde şu bilgiler verildidi;

YAŞADIKLARIMIZ ÖZETLE ŞÖYLE:

* İki yılın ardından, bu yılın 8’inci ayında kaldırılan OHAL’den sonra, yeni Türkiye sisteminde de gazeteciler yine toplu gözaltı ve tutuklamalara maruz kaldı. Yargı, medyanın üzerinden adeta silindir gibi geçti.

* Haberlerde ve yazılarda iktidara yönelik en küçük eleştiride bulunan meslektaşlarımıza hemen ‘örgüt’ yaftası yapıştırılarak soruşturmalar başlatıldı, peş peşe davalar açıldı.

* Aralarında Basın Konseyi Yüksek kurulu üyemiz Yazgülü Aldoğan’ın da bulunduğu çok sayıda gazeteci, tartışmalı iddianame ve gerekçelerle hapis cezalarına çarptırıldı.

* Gazetecilik ‘terör suçu’ sayılarak bir çok gazeteci, yasalarımızdan kaldırılan idamın karşılığı olan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarına mahkum edildi.

* En son, 2 yıl önce yaptığı sosyal paylaşımından dolayı, Ilıcak hakkında açılan dava, yılın son günlerinde, karara bağlandı. Cumhurbaşkanına hakarette bulunduğu iddiasıyla,1 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ilıcak’ı peşinen ‘suç işlemeye meyilli’ ve ‘olumsuz kişiliğe sahip’ bulan mahkeme, cezayı da ertelemedi.

* Cumhuriyet gazetesi davasında meslektaşlarımız toplu olarak ağır cezalara çarptırıldı.

* Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ‘uzun tutukluluk’ ve ‘adil yargılamanın yapılmaması’ gibi nedenlerle verdiği ‘hak ihlali’ kararlarına, siyasi anlayışın çizgisinde, kimi mahkemeler ve hakimler direndi.

* Bağımsız ve özgür gazetecilik yapan medya kuruluşları ve gazeteciler, birçok kişi ve çevre tarafından adeta şeytanlaştırılmaya çalışıldı. Cumhuriyet ve Sözcü gazeteleri ile Fox Televizyonu gibi medya kuruluşları baskılara muhatap oldu.

* Gerçek gazetecilik yaptıkları için siyasi iktidar tarafından muhalif görülen medya kuruluşlarına antidemokratik şekilde yaklaşıldı, yasalarımızda suç sayılan nefret suçunu yaşatmak istercesine, saldırılar yapıldı muhabirlerine akreditasyon yasakları uygulandı.

* Bu yetmedi ‘had bildirme’ ve ‘ense patlatma’ tehditleriyle korkutulup sindirilmek istendi.

Hemen harekete geçen savcılık soruşturmalar açarken; RTÜK de derhal, durumdan vazife çıkartarak, iktidara muhalif görülen televizyon kanallarına ceza yağdırdı. Fox TV’de yayınlanan Fatih Portakal’ın sunduğu ana haber bültenine 3 gün yayın durdurma ve 1 milyon lira para cezası verildi. Halk TV’de ise Halk Arenası programı için 8 yayın durdurma cezası verilirken 80 bin lira da ceza kesildi. Hiçbir demokratik ülkede böyle bir uygulama ve böylesi cezalar asla olamaz.

* Basın Kartları Yönetmeliği’nde aralık ayında yapılan değişiklikle ‘milli güvenlik ve kamu düzenine aykırı davranışlar’ gibi sübjektif gerekçelerle, iktidarın hoşuna gitmeyen gazetecilerin basın kartının iptal edilmesinin önü açıldı. Son 3 yılda 1954 gazetecinin basın kartı iptal edilmişken, yeni yönetmelikle bu rakamların nereye ulaşacağını tahmin etmek hiç de zor değil.

CEZAEVLERİNDEKİ GAZETECİLER UNUTULDU

* Hükümet kanadı ve danışmanları her ne kadar “Türkiye’de tutuklu gazeteci yok” diyerek, gerçeği gizlemeye kalkıp, özellikle yurtdışı yayın kuruluşlarındaki açıklamalarında, inandırıcı olmasalar da Türkiye, dünyada en fazla gazetecinin cezaevinde bulunduğu ülkeler sıralamasında Çin ve Mısır’la başı çekiyor.

* Türk medyası, basın özgürlüğü konusunda dünya listesinin başında olamazken, tutuklu gazeteciler ve basını özgür olmayan ülkeler sıralamasında, en öndeki yerini 2018 de de korumayı tercih etti.

* Bugün karşı kaşıya bulunduğumuz rakamlar: Tutuklu Gazeteciler Platformu’na göre Türkiye’de tutuklu ve hükümlü gazeteci sayısı 217. Özgür Gazeteciler İnisiyatifi’ne göre cezaevlerindeki gazeteci sayısı 187. Türkiye Gazeteciler Sendikası’na göre tutuklu gazeteci sayısı 144. Gazetecileri Koruma Örgütü’ne göre tutuklu gazeteci sayısı 68. (Bu rakamlar basın kartı taşıyan- taşımayan, davası haber ve yazıdan değil de örgüt suçlamasıyla açılan, matbaada çalışanlar gibi kıstaslara göre farklılık gösteriyor.)

* Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’ne göre Türkiye basın özgürlüğü alanında 180 ülke arasında 157’nci sırada ve ‘basını özgür olmayan ülkeler’ kategorisinde bulunuyor.

* Dünya Adalet Projesi’nin (JWP) hazırladığı hukukun üstünlüğü endeksine göre 113 ülke arasında 101’inci sıradayız.

* Freedom House’un bu yılki Dünya Özgürlük Raporu’nda da inceleme yapılan 195 ülkeden ‘hiç özgür olmayan’ 49 ülke arasında bulunuyoruz. Kısacası özgürlük haritasında SİYAH renkle belirlenen KAPKARA coğrafyanın parçası olmaktan utanıyoruz.

ERGENEKON DAVASI 11 YIL SONRA ÇÖKTÜ

* 12 Haziran 2007’de İstanbul Ümraniye’de bir gecekonduda el bombası bulunmasıyla başlayan; ülkenin Genelkurmay Başkanı dahil çok sayıda subay, gazeteci, aydın, bilim insanının cezaevlerine atıldığı ‘Ergenekon’ davası 11 yıl sonra nihayet çöktü ve kumpas ortaya çıktı.

* Yargı geçtiğimiz Kasım ayında ‘Ergenekon silahlı terör örgütünün varlığı ispat edilemedi’ kararı verdi. Burada, gazeteci avına çıkılan bu kumpasla, sorgusuz- sualsiz demir parmaklıklar ardına atılan ve cezaevlerinde yıllarını geçiren meslektaşlarımızı bir kez daha saygıyla selamlıyoruz.

KONSOLOSLUK’TA GAZETECİ CİNAYETİ

* İfade ve basın özgürlüğünde dibe vurduğumuz 2018 yılı, meslektaşlarımızın can güvenliği açısından da dramatik olaylara sahne oldu.

* Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı ve Hrant Dink gibi onlarca gazetecinin suikastlara kurban gittiği ülkemiz, ilk kez yabancı bir gazetecinin, topraklarımızda infaz edilmesine de tanık oldu.

* Washington Post gazetesi yazarı Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı, 2 Ekim günü evlilik işlemleri için gittiği Suudi Arabistan İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldürüldü, cesedi hala ortada yok. Katiller, ellerini kollarını sallaya sallaya geldikleri gibi gidebildiler.

* Basın Konseyi, bu vahşete ilk gün tepki gösterdi ve Dünya ya da seslenerek isyan etti; ‘Basın Konseyi soruyor: Kaşıkçı nerede?’ başlıklı açıklamasıyla, ilk harekete geçen basın meslek kuruluşu oldu. Ne yazık ki, Kaşıkçı’nın cesedine dahi hala ulaşılamadı.

MEDYADA EL DEĞİŞTİRME OPERASYONLARI

* Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişle birlikte, iktidarın medyayı ‘hizaya sokma’ operasyonları durmadı. Seçim kampanyasında verilen ‘ileri demokrasi’ vaatleri unutuldu. Demokrasilerde dördüncü kuvvet olan basını işlevsiz bırakma, iktidar eliyle yeniden yapılandırma sürecine hız verildi.

* Medyanın, siyasi ve mali baskılar nedeniyle, iktidarı rahatsız etmeden yayınlarını sürdürmeye çalışması ve gazetecilerin kurumunun ya da kendisinin başına bir şey gelebileceği endişesiyle oto-sansür uygulaması da yeterli görülmedi.

* Türkiye’nin en büyük, medya gruplarından Doğan Medya, 24 Haziran seçimleri öncesi el değiştirdi.

* Medya gruplarının el değiştirmesi sürecinde, mevcut gazete ve televizyonların yüzde 90’ı, iktidar yanlısı olarak konumlandırıldı.

* Türkiye’nin birçok ünlü gazetecisi, yüzlerce meslektaşımız işsiz bırakıldı.

* İktidar yanlısı medya, kamu kuruluşlarının reklam ve ilan desteği ile fonlanıp güçlendirilirken; muhalif görülen gazeteler ve televizyonlar ilan ve reklam ambargosuna maruz kaldı. RTÜK- Basın İlan Kurumu’nun özellikle muhalif olanlara ilan ve reklam cezası yağdırması dikkat çekiciydi.

* El değiştirmenin yanı sıra ulusal yayın yapan Habertürk ve Vatan gazeteleri kapandı. Kağıt kriziyle birlikte gazeteler sayfa sayısını azalttı, eklerini kaldırdı, hafta sonları yayınlanamadı.

* Döviz kurlarındaki artışla birlikte gazeteler, özellikle yerel gazeteler kâğıt krizine girdi. SEKA kapatıldığı ve yerli kağıt üretimi olmadığı için ithalata bağlı kağıt temini güçleşti, çoğu zaman kağıt bulunamadı.

* Kağıt başta olmak üzere girdi fiyatlarında anormal artış nedeniyle yüzlerce yerel gazete yayınına son verdi.

-Özellikle yerel basında, iktidara yakın olan gazete ve tv ler yaşamalarını sürdürmekteler.

* Televizyonların uydu kiraları döviz kurundaki artışla birlikte katlandı, birçok yerel televizyon bunu ödeyemez duruma düştü ve kapandı.

* Sonuçta kapanan gazete ve televizyonlar ve işsiz kalan yüzlerce gazeteciyle medyamız 2018’de tam bir kabus yaşadı.

ÇARE MESLEKİ DAYANIŞMA

* Bugün karşı karşıya kalınan tek bir gerçek var: Medyamız ,tarihinin en büyük krizini yaşamaktadır.

* Bu gerçeği herkes kabul ettiğine göre, krizden çıkış için medyanın kendi dinamiklerinin harekete geçirilmesi şarttır.

* Dışarıdan yapılacak her müdahale krizi çözmeyeceği gibi yeni krizler yaratır.

* Gazeteci infazları, basın mensuplarına saldırılar da göstermektedir ki, gazeteciler siyasiler tarafından şeytanlaştırılıp hedef alınmamalıdır.

* Özellikle son dönemde, Türkiye’nin birlik ve beraberliğini sağlamakla görevli en üst makamlarda oturanlar, gazetecilere ‘HAD BİLDİRME’ ve ‘ENSE PATLATMA’ tehditleri savurmayı bırakmalıdır.

* Halkın bilgi edinme hakkının kutsallığını kabul eden demokrasilerde izlenen yol tekdir;

BASIN HÜRDÜR, SANSÜR EDİLEMEZ

* Bu gerçeği de Türkiye, Anayasasına koymuş, 28’inci ve 30’uncu maddeleriyle demokratik yaşama geçirmiştir.

MADDE 28- Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.

MADDE 30- Kanuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulan basımevi ve eklentileri ile basın araçları, suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemez veya işletilmekten alıkonulamaz.

* Son dönemde bazı medya gruplarının tepe yöneticilerinin de söylediği gibi, artık tehlikenin farkına varılması ve birlikte çözüm yollarının aranması gerekmektedir.

*Gazete tirajları bu yıl da düştü. Ulusal ve yerel basında onlarca gazete kapandı, kapanmaya devam ediyor. Gazete tirajları milyonlardan yüzbinlere indi. Bu da gösteriyor ki halk sunulan gazetelerden memnun değil.

TÜRKİYE HABERE SUSADI.

* Yerleşik medyanın, yeni medya düzenine uyumu sağlanmalı ve Basın Meslek İlkeleri, medyanın her kademesinde mutlak surette uygulanmalıdır.

* Bunun için Basın Konseyi, üzerine düşeni yapmaya hazırdır. Yeter ki ifade ve basın özgürlüğünün evrensel standartlarda uygulanması hedefinden taviz verilmeden ortak bir zemin oluşturulsun.

* Basın Konseyi olarak zor geçen 2018’ide de uluslararası alandaki faaliyetlerimizi sürdürdük, Dünya Basın Konseyleri Birliği (WAPC) ve Avrupa Basın Konseyleri Birliği’(AİPCE) nin üyesi olarak uluslararası basın çalışmalarına katıldık, Türkiye’nin sesi olmaya gayret ettik.

* Yıl boyunca çok sayıda etik ihlalleriyle ilgili şikayet dosyalarını sonuçlandırdık. Mesleğimiz için her konuda her açıdan çaba sarf etmeye devam ettik, ediyoruz.

kronos
Devamını Oku »

Sonunda resmiyet kazandı: AKP’nin İstanbul adayı Binali Yıldırım

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir belediye başkan adayının Binali Yıldırım olduğunu açıkladı.

İstanbul 31 Mart 2019 Pazar günü Ekrem İmamoğlu-Binali Yıldırım yarışına sahne olacak.

ADAYLIK SÜRECİ SANCILI OLDU

Yıldırım’ın adaylık süreci bir hayli sancılı geçti. Önce aday olup seçilince koltuğu Bilal Erdoğan’a bırakacağı iddia edildi. Ardından damat Berat Albayrak ile ilçe adaylarının belirlenmesi konusunda kriz yaşadığı konuşuldu.

Seçilmesi durumunda bakanların astı konumuna düşmemek için özerkliği andıran özel düzenleme istediği gündeme geldi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) başkanlığı görevinden istifa edip etmeyeceği ise halen siyasetin tartışma konusu.

İSTİFA TARTIRMASI SÜRÜYOR

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a göre istifaya gerek yok. Binali Yıldırım ise konunun kendi dışında olduğu görüşünde. Ancak gündeminde istifa yok.

“Meclis başkanı” sıfatı ile seçim kampanyası yürütmekte ve Meclis Başkanlığı imkânlarını kullanmakta kararlı. Muhalefet ise istifa etmemesinin hem kanunlara hem de etik kurallara aykırı olduğu görüşünde.

3 İLÇE’DE MHP ADAYINA DESTEK

Erdoğan; Beşiktaş, Maltepe ve Silivri’de aday çıkarmayarak Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) adaylarını destekleyeceklerini açıkladı.

Erdoğan, Ankara Büyükşehir adayının salı günü, İzmir Büyükşehir adayının ise cumartesi günü yapılacak tanıtım toplantıları ile ilan edileceğini söyledi.

ÖZEL’DEN BİNALİ YILDIRIM’A İSTİFA ÇAĞRISI

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Özgür Özel, yazılı bir açıklama yaparak Binali Yıldırım’ı istifaya davet etti.

Özel, ”Binali Yıldırım’ın TBMM Başkanı sıfatıyla yerel seçimlere katılıyor olması, protokoldeki yeri gereği, kendisine diğer adaylar önünde haksız bir avantaj sağlayacaktır. Binali Yıldırım’ın sadakatle bağlı kalacağı üzerine yemin ettiği Anayasa’ya uygun davranarak istifa etmesi gerektiğini vurguluyoruz.” dedi.

ÖZEL: BİZİM ADAYIMIZ BAŞKANVEKİLLİĞİNDEN İSTİFA ETTİ

Özel, Binali Yıldırım’ın istifa etmeyecek olmasını, kendisinin ve partisinin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kazanabileceklerine inanç duymadıkları ve seçim mağlubiyeti sonrası makamına dönmesinin sağlanması olarak yorumladıklarını belirtti.

Özel, şunları kaydetti: “2004 yerel seçimleri öncesi henüz daha adaylığı kamuoyuna ilan edilmeden önce Ankara adayımız Yılmaz Ateş’in TBMM Başkanvekilliği’nden istifa etti. Binali Yıldırım’ın Anayasa’nın çiğnenmesine müsaade etmeyeceğiz.”

BİNALİ YILDIRIM KİMDİR?

Binali Yıldırım 20 Aralık 1955 yılında Erzincan’ın Refahiye ilçesinde doğdu. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde (İTÜ) Gemi İnşa ve Deniz Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu ve bu alanda çeşitli kademelerde yöneticilik yaptı.

1994-2000 yılları arasında İstanbul Deniz Otobüsleri İşletmeleri Müdürlüğü yaptı. 2002-2013 ve 2015-2016 yılında Türkiye Cumhuriyeti Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı olarak görev yaptı.

2016 yılında başbakan oldu. Halen TBMM Başkanlık görevini yürütüyor.

İŞTE AKP’NİN İSTANBUL ADAYLARININ TAM LİSTESİ

Erdoğan, Sinan Erdem Spor Salonu’nda, 31 Mart Yerel Seçimlerinde yarışacak AKP İstanbul Büyükşehir ve ilçe Belediye Başkan Adaylarını tanıttı. İşte adayların tam listesi:

Adalar: Özlem Öztekin Vural

Arnavutköy: Ahmet Haşimi Baltacı

Ataşehir: İsmail Erdem

Avcılar: İbrahim Ulusoy

Bağcılar: Lokman Çağrıcı

Bakırköy: Mehmet Umur

Başakşehir: Yasin Kartoğlu

Bayrampaşa: Atila Aydıner

Beykoz: Murat Aydın

Beylikdüzü: Mustafa Necati Işık

Beyoğlu: Haydar Ali Yıldız

Büyükçekmece: Mevlüt Uysal (İstanbul Büyükşehir Blediye Başkanı)

Çatalca: Mesut Üner (AKP Çatalca İlçe Başkanı)

Çekmeköy: Ahmet Poyraz (Mevcut belediye başkanı)

Esenler: Mehmet Tevfik Göksu (Mevcut belediye başkanı)

Esenyurt: Azmi Ekinci (26. Dönem AKP İstanbul Milletvekili)

Eyüpsultan: Deniz Köken

Fatih: Ergün Turan (Eski TOKİ başkanı)

Gaziosmanpaşa: Hasan Tahsin Usta (Mevcut belediye başkanı)

Güngören: Bünyamin Demir

Kadıköy: Özgül Özkan Yavuz

Kâğıthane: Mevlüt Öztekin (AKP Kağıthane İlçe Başkanı)

Kartal: Ebubekir Taşyürek

Küçükçekmece: Temel Karadeniz (Mevcut belediye başkanı)

Pendik: Ahmet Cin (AKP İstanbul İl Başkan Yardımcısı)

Sancaktepe: Şeyma Döğücü (AKP İstanbul İl Kadın Kolları Başkanı)

Sarıyer: Salih Bayraktar

Sultanbeyli: Hüseyin Keskin (Mevcut belediye başkanı)

Sultangazi: Abdurrahman Dursun

Şile: İlhan Ocaklı (AKP Şile İlçe Başkanı)

Tuzla: Şadi Yazıcı (Mevcut belediye başkanı)

Şişli: Nihal Yıldırım

Ümraniye: İsmet Yıldırım (Eski KİPTAŞ genel müdürü)

medyabold
Devamını Oku »

AKP’li danışman: ‘Milletvekilleri danışman maaşından pay alıyor’

AKP’li Kenan Sofuoğlu’nun danışmanı “Diğer milletvekilleri danışmanlarının maaşlarından pay alıyor” diyerek üzeri kapanmış bir tartışmayı yeniden gündeme taşıdı.

KIYAFETİMİZE KADAR HER ŞEYİMİZLE İLGİLENİYOR

AKP Sakarya Milletvekili Kenan Sofuoğlu’nun Meclis’ten yaptığı “Emir erlerim” paylaşımına yönelik tepkiler sürerken, fotoğraftaki danışmanlardan Semih Bostanoğlu dikkat çekici bir iddiada bulundu. Bostanoğlu, “Diğer milletvekilleri danışmanlarının maaşlarından pay alırken, Kenan abim giydiğimiz kıyafetimize kadar her şeyimizle kendisi ilgileniyor” dedi.

DANIŞMANLARA YAPILAN MUAMELEYİ GÖRDÜK

Sofuoğlu’nun danışmanı Semih Bostanoğlu kişisel Facebook hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda “Meclis’teki milletvekillerinin danışmanlara yaptıkları muameleleri gördük. 600 milletvekili içinden iddia ediyorum, Kenan abim kadar danışmanlarına değer veren, yediği içtiği ayrı gitmeyen, aynı odada kalan bir milletvekili yoktur. Meclis’te bizden ayrı oturduğunu gören bir tane danışman varsa çıksın konuşsun. Milletvekillerinin arasında değil, danışmanların arasında oturur, sırf bizler için. Bu arada o şakayı biz isteyerek bu hataya düşürdük onu” ifadelerini kullandı.

ASGARİ ÜCRETE ANLAŞ GERİSİNİ CEBE AT

Bostanoğlu’nun paylaşımı üzerine küllenmiş bir tartışma yeniden alevlendi. Milletvekillerinin danışmanlarından pay aldıkları iddiası daha önce de gündeme gelmişti. Bazı milletvekillerinin danışman yapacakları kişilerle asgari ücret veya biraz daha üstü rakamlara anlaştıkları, maaşın kalan kısmını ise kendilerinin aldığı iddia edilmişti.

GEREKÇE HARCAMA FAZLALIĞI

Milletvekillerinin buna gerekçe olarak giderlerinin fazlalığını gösterdiği ileri sürülmüştü. Vekillerin özellikle gruplar halinde meclise gelen misafirlerine yerdirdikleri yemeklerin yüklü mikarlar tuttuğu, bu nedenle aldıkları maaşların yeterli gelmediği gerekçesini sunduğu konuşulmuştu. Ancak somut bir şikayet olmadığı için konunun üzeri kapanmıştı.

34 BİN LİRA MAAŞ YETMİYOR

Peki bir milletvekilinin eline ne kadar para geçiyor. Bugün bir millevekilinin maaşı 20 bin 646 lira. Önümüzdeki ay alacakları zammı bir kenara bırakırsak, bir çoğu kıyak emeklilikten faydalanarak emekli durumda. Emekli milletvekili maaşı ise 13 bin 410 lira. Dolayısıyla emekli olmuş ve halen görevde bulunan bir milletvekilinin eline aylık 34 bin 56 lira geçiyor.

EN YÜKSEK DANIŞMAN MAAŞI 8 BİN LİRA

Meclis Başkanının 5, her siyasi parti grubunun 10 grup danışmanı ile 25 büro görevlisi ve partinin milletvekili sayısının yüzde 10’u kadar ilave büro görevlisi, milletvekillerinin ise 1 danışman, 1 ikinci danışman ve 1 ilave personel çalıştırma hakkı bulunuyor. TBMM Başkan Danışmanı 8.183 TL, Grup Danışmanı 7.005 TL, Grup Büro Görevlisi 6063, Milletvekili Danışmanı 6.888 TL, Milletvekili 2.Danışmanı 6.063 TL, Milletvekili ilave personel
5.278 TL maaş alıyor.

Kenan Sofuoğu’nun masaya ayaklarını atarak yaptığı paylaşım büyük tepki görmüştü.

SENATÖR KARTVİZİTİ İLE GÜNDEME GELMİŞTİ

Daha önce ‘senatör’ sıfatıyla bastırdığı kartvizitlerle tartışma yaratan Sofuoğlu, önceki gün de TBMM’deki odasında ayaklarını masaya uzatarak çektirdiği fotoğrafı “Emir erlerim” notuyla paylaşmıştı. Sofuoğlu gelen tepkiler üzerine paylaşımı kaldırmış, daha sonra da “Siyasete biraz espri katmak amacıyla yapmış olduğum paylaşım kastının ötesinde anlamlara taşınmıştır” açıklamasında bulunmuştu.

medyabold
Devamını Oku »

Fenerbahçe’de Aatıf ve Dirar’a af çıktı

Fenerbahçe’de 3-0 kaybedilen Rizespor maçı sonrası kadro dışı bırakılan Aatıf Chahechouhe ve Nabil Dirar’a af çıktı. Sarı-Lacivertli takımın Teknik Direktör Ersun Yanal, devre arası kampı öncesi yönetimden kadro dışı kalan oyuncularla ilgili rapor vererek takıma katılmalarını istedi.

Yönetim Yanal’ın bu talebini değerlendirerek Aatıf ile Dirar’ın takıma katılmasına onay verdi.

Sarı lacivertlilerin 2 Ocak’ta Antalya’da yapacağı kampa bu iki futbolcu da katılacak. Volkan Demirel ve Ozan Tufan’la ilgili şimdilik bir gelişme yaşanmadı.

Fenerbahçe’nin tecrübeli file bekçisi Volkan Demirel de Ozan Tufan ile birlikte yönetimden af bekliyor.

VOLKAN VE OZAN BEKLEMEDE

Kaleci Volkan Demirel yönetici Semih Özsoy’a gösterdiği tepki nedeniyle kadro dışı bırakılmış ve özür dilenmesi istenmişti. Tecrübeli file bekçisinin ise özür dilenecek bir davranışta bulunmadığını ifade etmişti.

Ozan Tufan ise Phillip Cocu döneminde kurallara uymadığı gerekçesiyle kadro dışı kalmıştı. Ersun Yanal, Ozan’ın takıma dönmesini istiyor. Yönetim’in ise Ozan’ı takasta kullanma ya da yurt dışına satışını gerçekleştirme düşüncesi var.

 

medyabold
Devamını Oku »

72 yaşındaki İbrahim Akbaba’nın duruşmada ölümü de geçti bir devrin tarihine

22 aydır tutuklu, bir ayağı dizden kesik, ileri derecede diyabetli, açık kalp ameliyatı ve felç geçirmiş İbrahim Akbaba, SEGBİS kamerası ve hakimin karşısında can verdi.

CEVHERİ GÜVEN/BOLD

İbrahim Akbaba, Hendek Operasyonları sonrası Güneydoğu’da mahkemelerin önüne getirilen hemen herkesi tutukladığı süreçte, Şubat 2017’de Mardin 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutuklandı.

Bir ayağı dizden kesik olduğu için protez bacak kullanan İbrahim Akbaba’nın yüzde 96 engelli raporu bulunması, tahliye edilmesine yetmedi. Açık kalp ameliyatı geçiren, bu nedenle düzenli kalp ilacı alan Akbaba, tutuklanmadan bir yıl önce geçirdiği felç nedeniyle ellerini de tam anlamıyla kullanamıyordu. İleri derecede diyabet hastalığı, gözlerine inen kataraktın tedavi ettirilmemesi de başa çıkmaya çalıştığı diğer sorunlardı.

TUTUKLAMAK YETMEDİ

Akbaba tutuklanınca, Diyarbakır Cezaevi’nde tutuklu olan oğlunun yanına sevkedilmek istedi. İhtiyaçlarını kendi başına görmesi mümkün değildi. Talebi kabul edilmedi ve Mardin Cezaevi’ne gönderildi.

Ancak bu da yetmedi. 9 ay sonra nihayet ilk kez hakim karşısına çıkacakken, bir cezalandırma yöntemi olarak kullanılan uzak cezaevlerine sürgün yöntemi, İbrahim Akbaba için de uygulandı. Edirne F Tipi Cezaevi’ne gönderildi. Gözleri zor gören yaşlı adam, SEGBİS sisteminde, kamera karşısında 1700 kilometre uzaktaki hakime derdini anlatmaya çalıştı ancak, tutukluluğunun devamına kararı verildi.

6 Kasım 2017’de plastik sandalyeli, zırhlı, içinde küçük bir hücresi olan cezaevi ring aracı ile 8 Kasım 2017’de Edirne’ye varabilmişti. 2 günlük yolculuk 72 yaşındaki yaşlı adamı sarsmış, adeta işkenceye dönüşmüştü.

Ağır hastalıkları ve yüzde 96 engelli durumu nedeniyle, mahkeme tam teşekküllü Adli Tıp Kurumu’nda muayene edilmesi için üç kez karar aldı. Çıkacak rapor, tahliyesini sağlayabilirdi. Ancak, bu üç karar uygulanmadı.

“TEK BACAKLA YÜRÜTÜYORLAR”

İbrahim Akbaba’nın göz göre göre ölüme sürüklenmesine insan hakları savunucuları tepki göstermeye çalıştılar.
İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, bu konuya özel bir rapor hazırladı. Yaşlı adam, heyetle görüşmesinde içine düşürüldüğü hali anlatıyordu:

“Mardin 3 Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Adli Tıp Kurumuna sevk için yazı yazıldı ama jandarma yok diye sevk yapılmıyor. Düzenli almam gereken kalp ve şeker ilaçları var ama bazı hapishane doktorları bu ilaçları yazarken bazıları yazmıyor. Ağır tecrit uygulanıyor, 4 aydır sohbet, spor hakkım kullandırılmıyor.

Hastaneye, görüşe ve benzeri yerlere giderken detaylı aramaya maruz bırakılıyorum. Protez bacağımı çıkarıp Xray’den tek bacakla geçmeye zorlanıyorum. Kemerimi alıyorlar, ellerimi kullanamadığım için çok zor anlar yaşıyorum. Odamdan çıkmamaya çalışıyorum.

İnsan Hakları Derneği geçtiğimiz yıl İbrahim Akbaba için açıklama yapmıştı.

“SELPAĞIMI ALIYORLAR”

Katarakt nedeniyle gözlerim sürekli yaşarıyor. Selpak mendile ihtiyaç duyuyorum ama görüşe gelirken selpak almama izin vermiyorlar. Görüşe giderken bastonumu da alıyorlar, yürümekte zorlanıyorum.

İkiden fazla pantolon, kıyafet, çarşaf almama izin verilmiyor, ellerimi kullanamadığım için çamaşır yıkayamıyorum. Kirli eşyaları kullanmak zorunda kalıyorum. Traş, tırnak kesimini koğuş arkadaşlarım yapmak zorunda kalıyor.

Bir ay önce kriz geçirdim, doktor ilaç verip geri gönderdi. Protez yapılalı 5 yıl oldu. Hapishanede 25 kilo verdim, protezin değişmesi gerekiyor ama yaptırmıyorlar. Bağkur emeklisi olmama rağmen masrafları karşılamıyorlar. Doktor ‘parasını sen verirsen yaptırırız’ diyor. Hapishanede olan biteni tam anlamıyorum.”

CAN VERİRKEN ADALETİN KAMERALARI KAYITTAYDI

Bu şartlar altında İbrahim Akbaba yaklaşık iki yıl tutuklu kaldı. 28 Aralık 2018 günü Edirne F Tipi Cezaevi’nden Mardin’deki duruşma salonuna SEGBİS sistemiyle bağlandı. İfadesi sırasında kalp krizi geçirip, Adalet Bakanlığı’nın SEGBİS kamerasının ve Mardin’den kendisini seyreden 3. Ağır Ceza Mahkemesi reisinin önünde can verdi.

Ring aracında götürüldüğü Edirne’den Cenaze Aracında döndü ve Mardin’in Kızıltepe ilçesinde çocukları ve torunları tarafından toprağa verildi.

medyabold
Devamını Oku »

Black Mirror için 5 son

Netflix yapımı “Black Mirror” dizisinin 5. sezonu, “Bandersnatch” isimli interaktif yapımıyla yayına girdi.

Netflix’in ilk interaktif yapımı olan “Bandersnatch”, dizinin ilk bölümü yerine geçen bir film. Olayların gidişatını izleyicilerin belirleyeceği filmin olası beş ayrı sonu var. Hızlı ilerlemek isteyen izleyiciler filmi 40 dakikada bitirebilirken filmin ortalama uzunluğu 90 dakikaya geliyor. 300 dakikanın üzerinde bir izleme süresi sunacağı düşünülen film için beş saatlik bir materyalin hazır olduğu açıklandı.

Kültür Servisi‘nin aktardığına göre, dizinin 4. sezon yönetmenleri arasında yer alan David Slave’in çektiği “Bandersnatch”, 1980’li yıllarda geçiyor. Hikâyenin merkezinde Stefan isimli bir oyun yaratıcısı yer alıyor. “Bandersnatch” adlı kitabı okuyan Stefan, kitabı oyuna uyarlama çabalıyor. Kitapla ilgili bilinen ise: Yazarının delirerek eşini öldürdüğü.

Filmde Stefan karakterine Fionn Whitehead hayat veriyor. Oyuncular arasında Asim Chaudry ve Will Poulter gibi isimler yer alıyor. Filmde Frankie Goes to Hollywood’un “Relax” şarkısı kullanılıyor.

kronos
Devamını Oku »

Figen Yüksekdağ açlık grevine başladı: Sayı 81’e yükseldi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Leyla Güven’in sürdürdüğü açlık grevine bir destek de HDP tutuklu Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’dan geldi. Yüksekdağ 3 günlük açık grevi başlattı. 17 cezaevinde açlık grevi yapan tutuklu sayısı 81’e ulaştı.

KANDIRA’DA AÇLIK GREVİ

İki yılı aşkın süredir Kandıra Hapishanesi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, 24 Haziran seçimlerde Hakkâri’den milletvekili seçilen Leyla Güven’in sürdürdüğü açılık grevine destek amacıyla 3 günlük açlık grevine başladı.

GÜVEN’İN EYLEMİ 52. GÜNÜNDE

Yaklaşık bir yıldır Diyarbakır Cezaevi’nde bulunan HDP Milletvekili Güven, “Abdullah Öcalan’ın üzerindeki ağır tecrit koşulları olduğunu” belirterek bunların kaldırılması talebiyle süresiz ve dönüşümsüz açlık grevi eylemi başlatmıştı. 8 Kasım tarihinde başlayan açlık grevi 52. gününde. Güven’in sağlık durumu giderek kötüye gidiyor.

MECLİSTE DE 2 GÜNLÜK AÇLIK GREVİ

Daha önce de 10 HDP miletvekili TBMM’nde iki günlük açlık grevi yapmıştı. HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, eylemlerinin, Leyla Güven’e destek için yapıldığını belirmiş, “Belki uzun olmayabilir ama sembolik bir anlamı vardır. Kürt sorunu çözülmeden bugün Türkiye’de yaşanan hiçbir sorunun çözülmeyeceğine vurgu yapmak isterim. Bu direniş elbette başka yerlerde başka şekilde devam edecek” ifadelerini kullanmıştı.

İL ÖRGÜTLERİNE AÇLIK GREVİ BASKINLARI

Öte yandan Leyla Güven’e destek vermek amacıyla birçok il ve ilçe HDP teşkilatlarında partililerce gerçekleştirilen açlık grevi eylemlerine polis müdahale etti. Başta Diyarbakır, Şanlıurfa olmak üzere çok sayıda ilde gerçekleşen polis operasyonlarında açlık grevine destek için açlık grevi eylemi yapan çok sayıda partili gözaltına alındı.

TIBBİ OLARAK YAPILABİLECEKLER

HDP açlık grevleri için tıbbi olarak yapılabilecekleri şöyle sıraladı:

– Açlık grevi yapanların günlük minimum 5 büyük bardak su, 2 çay kaşığı tuz, 5 yemek kaşığı şeker, 1 tatlı kaşığı karbonat ve 500 mg B1 vitamini alması sağlanmalıdır.

– Açlık grevi sırasında, açlık grevi yapanların başka koşullardan kaynaklanan sağlık riskleri ortadan kaldırılmalıdır. Kullanılan malzemelerin temizliği ve sağlığa uygunluğu sağlanmalıdır. Bu kişilerin ılık ve nemli bir ortamda, fazla fiziksel aktiviteye maruz bırakılmaksızın bulunmaları sağlanmalıdır.

HEKİM GÖZETİMİNDE OLMALILAR

– Açlık grevindekilerin var olan hastalıkları nedeniyle kullandıkları ilaçlara nasıl devam edecekleri konusunda bilgi verilmelidir.

– Açlık grevi yapanlara yardımcı olan, bakımlarını sağlayanlara gerekli bilgi ve olanaklar sağlanmalıdır. Bu nedenle Türk Tabipleri Birliği tarafından hazırlanmış “Açlık Grevi Sırasında Dikkat Edilmesi Gereken Konular” adlı bilgi notu, bu kişilere ve açlık grevi yapanlara iletilmelidir.

– Kişiler, açlık grevine başladıkları andan itibaren, müdahalesini kabul ettikleri hekim gözetiminde tutulmalı ve kendi sağlık durumları hakkında her gün hekimleri tarafından bilgilendirilmelidirler.

HASTANELERE SEVK İMKANI SUNULMALI

– Açlık grevinin kişinin kendi iradesiyle sonlandırıldığı, tedavi ve beslenmeye geçiş aşamasında, TTB’nin daha önceki açlık grevlerine katılmış olanların beslenmeye geçiş, eksikleri yerine koyma ve ortaya çıkan hastalık ve rahatsızlıkların tedavileri üzerine yapılmış olan araştırmalara bağlı olarak hazırladığı “Açlık Grevi Yapmış Hastada Tedavi Bakım Protokolü” uygulanmalıdır.

– Hastaneye sevkler ve tedavi; kusma ve bası yarasına yol açabileceğinden kelepçeli yapılmamalıdır.

– Açlık grevi bittikten sonra yerine koyma ve beslenmeye geçiş aşamasında, ihtiyaç duyulabilecek hekim ve sağlık çalışanı daha önceden belirlenmeli, bu kişilere tedavi ile ilgili gerekli bilgiler verilmelidir.

MESLEK ÖRGÜTLERİNİN CEZAEVLERİNE GİRİŞİ KOLAYLAŞTIRILMALI

– İlgili meslek örgütleri, sağlık ve insan hakları örgütlerinin oluşturduğu “Bağımsız Tıbbi İzlem Heyetleri”nin cezaevi ziyaretleri ve denetimleri, tedavilerin yapılması ve komplikasyonların azaltılması açısından önemlidir. Bu heyetlerin cezaevlerine girmesi için gerekli kolaylıklar sağlanmalıdır. Başta Leyla Güven olmak üzere süresiz ve dönüşümsüz açlık grevinde bulunan mahpusların sağlıklarının tehlikeye girmemesi için Adalet Bakanlığı’nın bir an önce tecridin kaldırılması için adım atması çağrımızı yineliyoruz.

İŞTE AÇLIK GREVİ YAPILAN CEZAEVLERİ VE SAYILARI

Süresiz ve Dönüşümsüz Açlık Grevi Yapan Mahpusların Sayısı ve Bulundukları Hapishaneler:

8 Kasım 2018’den bu yana Diyarbakır D Tipi 1 Kişi(Leyla Güven)

16 ARALIK İTİBARİ İLE 42 KİŞİ

* Gebze Kadın Kapalı Cezaevi 5 Kişi

* Patnos L Tipi Kapalı Cezaevi 5 Kişi

* Elazığ 1 Nolu F Tipi 3 Kişi

* Van F Tipi 5 Kişi

* Beşikdüzü Cezaevi 3 Kişi

* Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi 4 Kişi

* Kandıra 1 Nolu F Tipi 6 Kişi

* Edirne F Tipi

* Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi 5 Kişi

* Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi 4 Kişi

AİLELERİNİ ARAYARAK AÇLIK GREVİNDEYİZ DEDİLER

20 Aralık

Burhaniye T Tipi 4 Kadın

26 Aralık’ta ailesini arayan bir kadın mahpus 6 gündür süresiz dönüşümsüz açlık grevinde

olduklarını belirtmiştir.

26 Aralık

* Kırıkkale F Tipi 5 Kişi

* Şakran Kadın Kapalı Cezaevi 3 Kişi

* Şakran 2 Nolu T Tipi 5 Kişi

* Kırıklar 1 Nolu F Tipi 3 Kişi

* Kırıklar 2 Nolu F Tipi 2 Kişi

* Sincan Kadın Kapalı 3 Kişi

28 Aralık

Kırıkkale Cezaevi’nde 29 gündür dönüşümlü açlık grevini sürdüren 12 tutuklu 28 Aralık’tan itibaren grevi süresiz-dönüşümsüz bir şekilde devam ettireceklerini iletti.

medyabold
Devamını Oku »

Cumartesi Anneleri: Yaşadığımız acıları kimse yaşamasın diye…

Zorla kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılması için 23 yıldır mücadele veren Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdiği buluşma, 18 haftadır polis zoruyla engelleniyor.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun talimatı ile Beyoğlu Kaymakamı tarafından 700. haftasında yasaklanan Cumartesi Anneleri eylemi bu hafta da İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde yapıldı.

HDP Milletvekilleri Hüda Kaya ve Oya Ersoy ile CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun aralarında bulunduğu çok sayıda kişinin katılımıyla gerçekleşen 718. hafta basın açıklamasını İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon’dan Sebla Arcan okudu.

‘TALEPLERİMİZİ HAYKIRMAYALIM DİYE…’

Evrensel gazetesinin haberine göre; kayıplarına ulaşmak ve kaybedenlerden adil bir yargı önünde hesap sormak dileğiyle buluştuklarını söyleyen Arcan, “25 Ağustos 2018’den beri taleplerimizi haykırmayalım diye Galatasaray polis ablukasına alınmış, çelik bariyerlerle çevrilmiş ve ağır silahlı polislerce adeta gözaltına alınmış durumda. Meşru taleplerimizin muhatabı olan devlet; TOMA’sıyla, kalkanıyla, gözaltı araçlarıyla, silahları ve gaz bombalarıyla bize karşı barikat kurmuş. Bütün bunlar Anayasa’nın ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin güvencesinde olan, barışçıl toplanma hakkımızı kullanmak istediğimiz için yapılıyor.” dedi.

‘İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ MEKAN SEÇME HAKKINI DA KAPSAR’

İfade özgürlüğünün demokratik bir yönetim biçiminin işleyişi için vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Arcan, Cumartesi Anneleri’ne yönelik keyfi hak ihlallerine son verilmesini ve Galatasaray’daki ablukanın kaldırılmasını talep etti. İfade özgürlüğünün mekan seçme hakkını da kapsadığına dikkat çeken Arcan şöyle devam etti: “27 Mayıs 1995’den beri buluşma mekanımız olan Galatasaray’da barışçıl açıklama yapma hakkımızın engellenmesine son verilsin. Kayıplarımızın akıbetini açığa çıkartacak, failleri adil bir yargılama sonucunda cezalandıracak siyasi ve adli irade gösterilsin.”

‘BU, EN İNSANİ MÜCADELEDİR’

Arcan, 2019 yılında da hak ve özgürlüklere sahip çıkmaktan vazgeçmeyeceklerini vurguladı: “2019’da da korkunun esaretine karşı umudun özgürleştirici gücüne sarılmayı sürdüreceğiz. Kayıplarımızdan ve onlarla buluşma mekanımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.” 

Gözaltında öldürülen Gazeteci Ferhat Tepe’nin kız kardeşi Ayşe Tepe, kayıp yakınlarının yeni yıla hiçbir zaman coşku ve kutlama ile giremediğini söyledi. Yeni yılda da hak, adalet, barış ve demokrasi taleplerinden vazgeçmeyeceklerini ifade eden Tepe devlet yetkililerine seslendi: “Bunu bir inatlaşma olarak algılamayın. Kimse bizim yaşadığımız acıları yaşamasın istiyoruz. Bu annelerin kayıplarını arama mücadelesidir, en insani mücadeledir. Ve şu an yapılan bu insanları tekrar cezalandırmaktır.”

Gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın ağabeyi Ali Ocak da, 2018’de adalete erişimlerinin engellendiğini ifade etti

kronos
Devamını Oku »

Harekete geçemeyen hareket: HAMAMÖNÜ

“Hamamönü Hareketi” diye isimlendirilen, öncülüğünü Abdullah Gül’ün yaptığı, AKP içerisindeki muhalif kanadın harekete geçememe sorunu üzerine bir analiz…

BOLD/ANALİZ

“Hamamönü Hareketi”, “Kefaret Hareketi”, “Muhalifler Hareketi” bütün bu isimler AKP’nin gidişinden rahatsız olan, başını Abdullah Gül’ün çektiği, parti dışına itilmiş eski bakanların gerçekleştirmesi beklenen siyasi çıkışa verilen adlar.

HAREKETE Mİ GEÇİYORLAR?

31 Mart yerel seçimlerine gidilirken, bu ekibin harekete geçip geçmeyeceği yine tartışma konusu. Geçtiğimiz günlerde eski bakanlardan Ömer Dinçer’in babasının cenazesine katılan Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan, Mehdi Eker, Taner Yıldız, Nihat Ergün ve Beşir Atalay’ın verdiği fotoğraf tartışmaları yeniden alevlendirdi.

LİNÇ KAMPANYASI BAŞLADI

İktidara yakın yazarlar linç kampanyasına başlarken, siyaset kulislerinde yorumlar birbirini izledi. Konu İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e de soruldu. Akşener, seçime giderken böyle bir partinin kuruluşunu çok mümkün görmediğini yerel seçim sonuçlarının görülmek isteneceğine dikkat çekti. Gül’ün yakınındaki isimler yeni parti söylemini yalanladı.

TARTIŞMALAR GEZİ OLAYLARINA UZANIYOR

AKP içerisindeki fikir ayrılıklarının ilk gün yüzüne çıkışı, Gezi’ye kadar uzanıyor. Bülent Arınç ve Abdullah Gül’ün Gezi’ye yumuşak yaklaşımları, Erdoğan’la aralarında var olan fikir ayrılıklarını körüklemişti. Erdoğan’ın bir toplantıda azarlar gibi konuşması, toplantıyı terk eden Arınç’ı istifanın eşiğine getirmişti. İkna çabaları Ankara kulislerinin en ilgi çeken konuları arasındaydı.

YOLSUZLUKLA ANILMAKTAN RAHATSIZ OLDULAR

17-25 Aralık büyük Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonlarına karşı, Erdoğan ve ekibinin tutumu da bu ayrılığı derinleştirdi. ‘AKP’nin ağır abileri’ partinin adının yolsuzluk ve rüşvetle anılmasından rahatsızdı. Bakanların yargılanması isteniyordu. Mecliste kurulan komisyona yapılan müdahaleler, Yüce Divan oylamalarına yapılan baskılar rahatsızlığı iyice gün yüzüne çıkardı.

REİSÇİ EKİP LİNÇ KAMPANYASINA BAŞLADI

İşte bu ayrışmanın ardından gerek hükümete yakın havuz medyası, gerekse AKP içerisinde ağır abilerin ‘çile çekmemiş yeni yetmeler’ diye tanımladıkları reisçi ekip, sistematik bir linç kampanyası yürüttü. Konuşmaya teşebbüs edene yargı sopası gösterildi. Bülent Arınç ve Hüseyin Çelik’in isimlerinin cemaat davalarında hazırlanan bir iddianamede geçtiği dahi konuşuldu.

KILIÇ’IN HAMAMÖNÜNDEKİ OFİSİ

İşte bu tartışmalar arasında eski bakanlardan Suat Kılıç’ın Hamamönü’nde bulunan ofisinde bir araya gelen AKP’den dışlanmış ekip, toplantılar düzenlemeye başladı. Sohbet ve dertleşme toplantıları giderek istişare toplantılarına evrildi. Toplantılara Bülent Arınç, Sadullah Ergin, Hüseyin Çelik, Suat Kılıç, Sadullah Ergin, Cemil Çiçek, Nihat Ergün gibi önemli isimler katılmaya başladı. Bazı gazetelerin Ankara Temsilcileri de zaman zaman toplantılara tanıklık etti.

İLK HEDEF PARTİYİ FABRİKA AYARLARINA DÖNDÜRMEK

Hareketin öncelikli hedefi partiyi yıpratmadan fabrika ayarlarına döndürme ve tek adam sultasına evrilen gidişatın önünü kesmekti. Bunun için sistematik bir planları bile vardı. Ancak gerek ‘Reis ve Ekibi’nin tutumu, gerekse ülkede yaşanan gelişmeler Hamamönü hareketinin hedeflerini gerçekleştirmesine imkan tanımadı. Bu sırada Ali Babacan ve Taner Yıldız gibi isimler de harekete dahil oldu.

YENİ PARTİ FİKRİ TARTIŞILIR OLDU

AKP içerisinde Erdoğan hakimiyeti tartışılmazdı. Parti içerisinde bir netice alamayacağını anlayan hareket yeni bir parti konusunu gündemine aldı. Cumhurbaşkanlığı koltuğundan indikten sonra partinin başına geçmesine müsade edilmeyen Gül liderliğinde yeni bir parti fikri tartışılır oldu. Ancak yeni bir oluşumun Erdoğan’ın karşısına çıkması için siyasi ortamın da uygun olması gerekiyordu.

7 HAZİRAN HAREKETİ UMUTLANDIRDI

AKP’nin, yoğun tartışmalar arasında Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığında girdiği 7 Haziran 2015 seçimlerinde, Hamamönü hareketini umutlandıran bir netice çıktı. AKP tek başına iktidar olma yeterliliğini ilk defa kaybetmişti. Parti içerisinde seçim sonucu, cemaate yönelik operasyonlar, parti içi muhalefet, yolsuzluklar gibi gerekçelere bağlandı. Ancak Erdoğan için çıktığı yoldan dönüş yoktu.

DEVLET BAHÇELİ CAN SİMİDİ ATTI

AKP’nin bu en sıkıntılı döneminde devreye MHP lideri Devlet Bahçeli girdi. Birçok durumda olduğu gibi daha seçim akşamı erken seçim diyerek muhalefetin iktidara gelmesinin önünü kapattı. Hamamönü hareketi de bu dönemde hareketlendi. Sürekli yapılan toplantılar neticesinde 1 Kasım seçimlerinin beklenmesi kararı alındı. Bu seçimde de koalisyon çıkması durumunda hareket sahaya inecekti.

KORKUTMA POLİTİKASI TUTTU

Erdoğan yine bildik siyasi manevralarına başladı. Hizmet hareketi ve Kürtler üzerinden siyaset yürüttü. Ülkede meydana gelen patlamaların, şehitlerin faturası 1 Haziran’da alınan oy oranına çıkarıldı. Vatandaşa bana oy vermezsen istikrar bozulur, terör daha da azar tehditleri yapıldı. Bu korkutma politikası netice verdi ve AKP yüzde 49.5’lik oy ile yeniden tek başına iktidar oldu.

HAMAMÖNÜ HAREKETİ GERİ ÇEKİLDİ

Seçimlerden çıkan netice ile yeni bir oluşuma siyasi ortamın hazır olmadığına kaanat getiren Hamamönü Hareketi de beklemeye başladı. Erdoğan için iktidarda olmak yeterli değildi. Başkanlık tartışmaları ülke gündemi oturdu. Hamamönü hareketi başkanlığa karşıydı. Cılzda olsa Hüseyin Çelik ve Bülent Arınç’tan çıkışlar geldi. Çözüm süreci ve hizmet hareketine uygulanan haksızlıklar gündeme taşındı. Başta Suriye olmak üzere dış politika eleştirilerini de unutmamak lazım.

AKP DE HAMAMÖNÜ DE ENDİŞELİ

İşte o günden bu güne her seçim dönemi öncesi Hamamönü, Kefaret, Muhalifler diye adlandıran bu ekibin AKP’ye bayrak açma ümidi ve endişesi birlikte yaşanıyor. Her ne kadar bir güçleri olmadığı ve Erdoğan’ın karşısında varlık gösteremeyecekleri görüşü hakim olsa da, AKP içerisinde böyle bir çıkışın nereye varabileceği kestirilemiyor.

BİLDİKLERİ ORTAYA SAÇILABİLİR

Öte yandan siyasi arenada bir rakiplik durumunda söylemlerin giderek sertleşeceği açık. Hal böyle olunca, yıllarca AKP’nin her mahremine tanıklık etmiş bu isimlerin hafızalarındakilerin ortaya saçılmasının, zaten yıpranmış olan partiyi iyice zora sokabileceği biliniyor. Diğer taraftan AKP’nin en büyük şansı bir alternatifinin olmayışı. Hareketin alternatif oluşturma tehlikesi de parti içerisindeki endişenin nedenlerinden.

ORTAM BEKLEME HASTALIĞI

Hamamönü ekibi ise hala siyasi ortamın kendilerinin çıkışına uygun hale gelmesini, yani AKP’nin kaybetmesini bekliyor. Ya bir kurtarıcı gibi gelip AKP’yi yeniden AK Parti kodlarına döndürecekler, ya da yeni bir parti kurup iktidara gelecekler. Ancak siyasette 2+2 her zaman 4 etmez gerçeğini unutmamak lazım. Siyaset aklın yanında bir cesaret işidir. İşte Hamamönü hareketinin var olduğundan şüphe duyulmayan siyasi akıl ve tecrübesinin yanında siyasi cesaretten yoksun olduğunu söylemek de yanlış olmayacaktır.

DARISI ERDOĞAN SONRASINA

Hal böyle olunca da, geçmişte daha uygun siyasi ortamlarda harekete geçemeyen Hamamönü Hareketinin, 31 Mart yerel seçimleri sonrasında da harekete geçmesi pek de mümkün görülmüyor. Aslında Tayyip Erdoğan iktidarda olduğu sürece Hamamönü ‘nün onunla bir siyasi kavgaya girmesi beklenmiyor. Hamamönü için darısı Erdoğan sonrasına demek yanlış olmasa gerek…

medyabold
Devamını Oku »

Konya’da yangın: 4 çocuk hayatını kaybetti

Konya’nın Karatay ilçesinde, Suriye’den göç eden bir ailenin yaşadığı evde çıkan yangında, dumandan etkilenen yaşları 4 ila 11 arasında değişen 4 kardeş, yaşamını yitirdi. Yangın, merkez Karatay ilçesi Aziziye Mahallesi Şehri Ayin Sokak üzerinde bulunan 3 katlı bir apartmanın çatı katındaki dairede saat 07.30 sıralarında meydana geldi.

DHA’nın bildirdiğine göre, baba Hüseyin El Abdullah işe gittikten sonra anne Fatima El Abdullah, 4 çocuğunu evde bırakıp yiyecek almak için çıktı. Kısa sürede geri dönen anne, evden dumanlar yükseldiğini görünce komşularından yardım istedi. İhbar üzerine olay yerine çok sayıda polis, itfaiye ve sağlık ekibi sevk edildi.

İtfaiye ekipleri yangına müdahale ederken çevre sakinleri içeri girip, Rim El Abdullah (11), Velid El Abdullah (10), Hasan El Abdullah (5) ve Muhammed El Abdullah’ı (4) dışarı çıkardı.

4’ü de yoğun dumandan etkilenen ve birinde yanıklar olan kardeşler, ambulanslarla kent merkezindeki çeşitli hastanelere kaldırıldı. Durumları ağır olan 4 kardeş yaşamını yitirdi. Çocuklarını kurtarmaya çalışırken dumandan etkilenen anne Fatima El Abdullah’ın durumunun iyi olduğu belirtilirken, kardeşlerden Velid El Abdullah’ın engelli olduğu öğrenildi. İtfaiye ekipleri, yaptıkları araştırmada yangının sobadan çıktığını belirledi.

kronos
Devamını Oku »