22 Aralık 2018 Cumartesi

Türkiye İsrail ilişkileri: Sözde kavga parada anlaşma

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İsrail Başbakanı Netahyahu’nun birbirlerine ağır sözler sarfettiği gün, İsrail’le Türkiye arasında önemli bir ekonomik anlaşma imzalandı.

REKOR YOLCU SAYISINDAN SONRA ORTAK KREDİ KARTI GELDİ

İsrail’in Halkbank’ı olarak nitelenen Bank Hapoalim’in kredi kartı kuruluşu IsraCard ve THY’nin ortaklığıyla yeni bir kart basılması için anlaşma sağlandı. Kart ile sık uçan İsrailli yolculara indirim imkanları da sunulacak.

THY, İsrail havayolları EL-AL’dan sonra ülkede en çok tercih edilen hava yolu. THY, 2017 yılı içerisinde bir milyondan fazla İsrailli yolcu taşıdı.

ANLAŞMANIN İMZALANDIĞI GÜN LİDERLER BİRBİRİNE GİRDİ

Bu anlaşmanın imzasının atıldığı gün Erdoğan, Yahudilere yönelik ağır bir açıklama yaptı:

“Ahlakı güzel insan her yer yaşta güzeldir. Sözlerin tatlı, tavırların zarif olsun. Yere yıktığın düşmanını tekmeleme, sen İsrail’deki Yahudi değilsin. Zira onlar yere devirdikleri bırak erkeği, kadını, çocuğu bile tekmelerler”

Erdoğan’ın bu sözlerine Netenyahu’dan anında cevap geldi:

“Kuzey Kıbrıs’ın işgalcisi, ordusu Türkiye’nin içindeki ve dışındaki Kürt köylerinde kadınları ve çocukları katleden Erdoğan İsrail’e vaaz vermesin”

LİDERLERİN KAVGASI EKONOMİYİ ETKİLEMİYOR

Erdoğan ve Netenyahu arasında birbirlerini katillikle suçlayacak noktaya varan kavga ekonomik ilişkileri etkilemiyor. İki ülke arasındaki ticaret hacmi hiç olmadığı kadar yüksek. AKP’ye yakın şirketler jet yakıtı dahil savunma sanayi alanında da İsrail’le partner durumunda.

medyabold
Devamını Oku »

Netenyahu: Kürt köylerinde kadınları ve çocukları katleden Erdoğan İsrail’e vaaz vermesin

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, “Kuzey Kıbrıs’ın işgalcisi, ordusu Türkiye’nin içindeki ve dışındaki Kürt köylerinde kadınları ve çocukları katleden Erdoğan İsrail’e vaaz vermesin” dedi.

Sputnik’in haberine göre; Netanyahu, Tayyip Erdoğan’ın Yahudileri hedef alan açıklamasına cevap verdi:

“Kuzey Kıbrıs’ın işgalcisi, ordusu Türkiye’nin içindeki ve dışındaki Kürt köylerinde kadınları ve çocukları katleden Erdoğan İsrail’e vaaz vermesin.”

​Erdoğan, “Ahlakı güzel insan her yer yaşta güzeldir. Sözlerin tatlı, tavırların zarif olsun. Yere yıktığın düşmanını tekmeleme, sen İsrail’deki Yahudi değilsin. Zira onlar yere devirdikleri bırak erkeği, kadını, çocuğu bile tekmelerler. Biz Müslümana ne yakışır? Alicenaplık yakışır. Biz mağdur, mazlum durumunda olana tekmeyi atmayız. Karşımızda ‘Yiğitsen dik olarak gel, haddini bildirelim’ deriz” sözlerini sarfetmişti.

medyabold
Devamını Oku »

Seçmenin yüzde 10’u “Sandığa gitmem” diyor

Yerel seçimlerde seçmenlerin tercih ve öncelikleri araştırılırken, kararsızların içinde ‘sandık protestocularının’ varlığının her zamankinden fazla olduğu, seçmenin yüzde 10’unun sandığa gitmeme eğiliminde olduğu saptandı.

Siyasi partiler, yerel seçim kampanyalarının altyapısını oluşturmak için seçmen refleksleriyle ilgili analizler yapıyor.

Hürriyet’in haberine göre; son ayda yapılan araştırmalarda, kararsızların oranı yüzde 23 olarak belirlenirken, bunlardan yüzde 13’ünün seçim gününe kadar tercih yapacağı, geri kalan yüzde 10’unun sandığa gitmeme eğiliminde olduğu saptandı.
Bu kitlenin sandığa gitmemesinin hem illerde hem de Türkiye genelinde sonucu değiştireceği belirtiliyor. Yüzde 10 oranındaki memnuniyetsizleri, ikna ederek sandığa götürmek üzerine plan ve strateji geliştirilmeye çalışılıyor.

medyabold
Devamını Oku »

Devlet bir yılda 46 kez yol kesti, 8 milyon 666 kişiyi sorguladı

Ankara’da, 2 bin polisin katılımıyla ‘Huzur Kocatepe Operasyonu’ isimli asayiş uygulaması gerçekleştirildi.

İçişleri Bakanlığı 2018 yılında ülke genelinde eş zamanlı yapılan 46 asayiş uygulaması yapıldığını ve 8 milyon 666 bin 49 kişinin sorgulandığını duyurdu. Yapılan sorgulamalarda ise 32 bin 409 aranan kişinin yakalandığı, 19 bin 481 şahsa adli-idari işlem yapıldığı, ayrıca 8 bin 289 araç trafikten men edildiği kaydedildi.

Yapılan stop-search uygulaması ile İngiltere’de bir yılda (2016/17) Galler ile birlikte sadece 298 bin 949 kişi olduğu ve bu sayının Türkiye’de sorgulanan kişilerin yüzde 3’ünü oluşturduğu ortaya çıktı.

İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Genel asayiş ve kamu düzeninin devamının sağlanması, terör örgütlerinin muhtemel eylemlerinin önlenmesi, önleyici ve caydırıcı tedbirlerin alınması amacıyla 2018 yılında Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı birimleri tarafından ülke genelinde eş zamanlı asayiş uygulamaları gerçekleştirildi” denildi.

Bakanlık tarafından verilen resmi veriler şöyle:

2018 yılında çeşitli zamanlarda “Çocuk ve Gençlerin Korunması”, “Okul Önü Genel Asayiş Trafik”, “Günübirlik Evlere”, “Yasadışı Bahis, Kumar ve Tombala”, “Kiralık Araç Firmalarına”, “Ruhsatsız Silah ve Av Tüfeği”, “Araç, Motosiklet, Akaryakıt ve Vergi Kaçakçılığı”, “Hırsız Kapanı”, “Türkiye Güven Huzur”, “Huzurlu Parklar”, “Huzurlu Sokaklar”, “Taksi”, “Çocuklarımız Güvende”, “Huzurlu Bayramlar Türkiye” vb. toplam 46 uygulama yapıldı.
8 milyon 66 bin şahıs sorgulandı

Bu uygulamalarda; 8 milyon 666 bin 49 şahıs sorgulanırken, 1milyon 976 bin 401 araç ve 130 bin 209 okul servis aracı denetlendi. Denetimlerde 22 bin 330 araca, 3 bin 570 okul servis aracına ve 16 bin 616 motosiklete cezai işlem uygulandı. Ayrıca 393 bin 341 iş yeri, 33 bin 581 ikamet, 7 bin 730 firma denetlenirken, bunların 3 bin 919’una cezai işlem uygulandı. 2018’de 218 tren istasyonu ve 788 otobüs terminali de kontrol edildi. Bunun sonucunda 68 günübirlik ev kapatıldı. 32 bin 409 aranan şahıs yakalandı. 19 bin 481 şahsa adli-idari işlem yapılırken, 3 bin 114 şahıs gözaltına alındı.
8 binden fazla araç trafikten men edildi

2018 yılında ülke genelinde eş zamanlı yapılan asayiş uygulamalarında bin 683 adet aranan araç ve 296 çalıntı ve aranma kaydı olan motosiklet tespit edildi. 8 bin 289 araç trafikten men edildi.

Ayrıca 340 ruhsatsız tabanca, bin 13 ruhsatsız av tüfeği, 301 kurusıkı tabanca, 3 uzun namlulu silah, bin 129 kesici/delici alet, 9 bin 578adet mermi, 107 tombala makinası, 11 kumar makinası, 15 sigaramatik, 155 bilgisayar, 17 cep telefonu, 55 adet yazıcı, 69 bin 140 gr esrar, 431 gr eroin, 547 adet captagon, 5 bin 352 adet uyuşturucu hap, 324 adet ecstasy, 46 gr metanfetamin, 43 gr kokain, 6 bin 68 adet kök hint keneviri, 104 bin 869 paket kaçak sigara, 17 bin 827 litre kaçak içki, 24 bin 73 litre kaçak akaryakıt ele geçirildi. Trafik ve idari yönünden toplam 46 milyon 952 bin 494 TL ceza uygulandı.

kronos
Devamını Oku »

Netenyahu: Kürt köylerinde kadınları ve çocukları katleden Erdoğan İsrail’e vaaz vermesin

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, “Kuzey Kıbrıs’ın işgalcisi, ordusu Türkiye’nin içindeki ve dışındaki Kürt köylerinde kadınları ve çocukları katleden Erdoğan İsrail’e vaaz vermesin” dedi.

Sputnik’in haberine göre; Netanyahu, Tayyip Erdoğan’ın Yahudileri hedef alan açıklamasına cevap verdi:

“Kuzey Kıbrıs’ın işgalcisi, ordusu Türkiye’nin içindeki ve dışındaki Kürt köylerinde kadınları ve çocukları katleden Erdoğan İsrail’e vaaz vermesin.”

​Erdoğan, “Ahlakı güzel insan her yer yaşta güzeldir. Sözlerin tatlı, tavırların zarif olsun. Yere yıktığın düşmanını tekmeleme, sen İsrail’deki Yahudi değilsin. Zira onlar yere devirdikleri bırak erkeği, kadını, çocuğu bile tekmelerler. Biz Müslümana ne yakışır? Alicenaplık yakışır. Biz mağdur, mazlum durumunda olana tekmeyi atmayız. Karşımızda ‘Yiğitsen dik olarak gel, haddini bildirelim’ deriz” sözlerini sarfetmişti.

medyabold
Devamını Oku »

Trump’ın Twitter mesaisi: McGurk’ü tanımıyorum, medya şovmeni

ABD’nin IŞİD ile Mücadele Özel Temsilcisi Brett H. McGurk istifa etti. CBCNews Televizyonu, Brett H. McGurk’un istifasının, Savunma Bakanı James Mattis’in istifasının hemen ertesinde geldiğinin altını çizdi.

ABD Başkanı Trump, ise IŞİD ile Mücadele Özel Temsilcisi Brett McGurk’ün istifasına atıfta bulunarak, görev süresinin bitmesine yakın bir zamanda istifa ederek ilgi çekmeye çalıştığını belirtti.

Trump, Twitter’dan, ABD askerlerinin Suriye’den çekilmesi kararı kapsamında görevinden istifa eden McGurk’e ilişkin açıklamalarda bulundu.

ABD Başkanı açıklamasında, “Başkan Obama tarafından 2015’te atanan Brett McGurk’ü tanımıyorum. Şubatta görevinden ayrılıyordu ama şimdi istifa etti. Medya şovmeni? Yalan medya, hiçbir anlamı olmayan bu olayı büyütüyor.” ifadelerini kullandı.

kronos
Devamını Oku »

21 Aralık Vizyondaki Filmler

Bu hafta 5’i yerli 12 film sinemaseverlerle buluştu.

SOĞUK SAVAŞ
Pawel Pawlikowski’ye bu yıl Cannes’da “En İyi Yönetmen” ödülü kazandıran Soğuk Savaş yılın en iddialı filmlerinden biri. Zula ve Victor’un Polonya, Berlin, Yugoslavya ve Paris’in sokaklarında ve odalarında geçen ve Soğuk Savaş’tan bile yakıcı aşk hikayesi, izleyenleri derinden etkiliyor… Farklı hayatlara sahip iki kahraman, zaman zaman sanatla birleşse de düşmanlıkla sınanmaktan kurtulamıyor.

AŞKIN ALGORİTMASI

İdeal android eşler tasarlayan bir şirkette çalışan Ewan McGregor ve Lea Seydoux bir süre sonra birbirlerine aşık olurlar. Ancak aşk, karmaşık bir değişimdir hatta androidler için bile. Theo James’in android rolünde yer aldığı film aşkı ve matematiği buluşturuyor.

AYI KARDEŞLER: EYVAH AYILAR KÜÇÜLDÜ!
Serinin beşinci filminde Ayı Kardeşler ve Oduncu Vik’in maceraları kaldığı yerden devam ediyor.

BUMBLEBEE

Transformes serisinin ilk spin off projesinde Autobot’ların haşarısı Bumblebee’nin sürgün yaşadığı 80’li yıllarda 18 yaşında bir genç kızın elinde yeniden hayat bulmasına ve maceralara atılmasına şahit olacağız.

GARANTİLİ ÖLÜM
Birçok kez intihar girişiminde bulunup bir türlü başarılı (!) olamayan genç bir adam, kendisini öldürmek için bir kiralık katil tutar. Kiralık katil rolünde Tom Wilkinson’un oynadığı film size de Mülayim Sert’i hatırlatmadı mı?

GÖRÜLMÜŞTÜR
Görülmüştür, İstanbul’da bir cezaevinde mahpuslara gelen mektupları kontrol eden bir memur olan Zakir’in, mektubun birinden çaldığı fotoğraftaki Selma’yı takıntı hâline getirmesini konu ediniyor.

HAYATIM YALAN

Jennifer Lopez 40’lı yaşlarını süren ve hayallerini gerçekleştirememiş Maya rolüne hayat veriyor.

KURTLAR VE ÇAKALLAR

Kurtlar ve Çakallar, 12 Eylül Darbesi’nin rüzgarının estiği yıllarda Mamak Cezaevi’nde aynı hücrede kalan farklı görüşlere sahip iki adamın hikayesini konu ediniyor.

RUH ÇAĞIRMA SEANSI

Ruh Çağırma Seansı; üzerinde çalıştığı kitap projesini sonuçlandırmak adına kendini arkadaşlarıyla birlikte kötü ruhların dahil olduğu bir oyunda bulan genç bir kızın hikayesini konu ediniyor.

SÜKUT EVİ

Sükut Evi, ruhundaki boşluğu doldurmak adına işini ve sevdiklerini arkasında bırakıp bir arayışa giren genç bir adamın hikayesini beyaz perdeye taşıyacak.

Yine amansız bir hastalıkla sınanan bir aşk hikayesi…Bilindik hikaye yani.

ZERK

Gölde boğularak ölen kızını mezardan çıkarıp evine yerleştiren Fatma, bir süre sonra intihar eden. Film, bu olaydan yıllar sonra, uykusuzluk sorunu çeken bir adamın sürekli Fatma ve kızının hayalini görmesiyle birlikte gelişen olayları konu ediniyor.

medyabold
Devamını Oku »

195 gigapiksellik Şanghay

Big Pixel Studio, Çin’in Şanghay kenti limanının tam 195 gigapiksellik panoramik bir fotoğrafını yayımladı. Irmak, gökdelen ve otelleri merkeze alan panoramik görüntü şehrin neredeyse bütün detaylarını tek bir karede topluyor. Fotoğrafta uzaktaki posterler, reklamlar hatta çiçekler dahi net görünüyor.

Şanghay şehrine panaromik olarak bakılan 195 gigapiksel fotoğrafa yakınlaştırma yapıldığında detaylarda herhangi bir kayıp yaşanmıyor. Yüzlerce metre ötedeki insanları ve otomobiller rahatlıkla seçilebiliyor.

Fotoğrafı incelemek için tıklayınız.

GİGAPİKSEL FOTOĞRAF NEDİR?

Bir gigapiksel görüntü, bir 1 megapiksel dijital kamera tarafından yakalanan bilginin 1.000 katı, bir milyar (109) pikselden (fotoğraf öğesi) oluşan bir dijital görüntü biçimidir.

kronos
Devamını Oku »

Sakarya’da Kürtçe konuşan babayı öldürdüler, oğlu ağır yaralı

Sakarya’nın Hendek ilçesinde Kürtçe konuştukları gerekçesiyle Kadir Sakçı (43) ve oğlu Burhan Sakçı (16) silahlı saldırıya uğradı. Kadir Sakçı hayatını kaybederken oğlu ağır yaralandı.

Hendek’teki ırkçı saldırının 16 Aralık Pazar günü yaşandığı öğrenildi. Artı Gerçek’in haberine göre; Kadir Sakçı’nın kardeşi Selahattin Sakçı olayı şöyle anlattı:

Muşlu olan Kadir Sakçı ve oğlu Burhan Sakçı’nın önü Beştepeler Caddesi’nde bir kıraathanenin önünde kesildi. Hikmet Usta adlı saldırgan, baba ve oğluna “Kürt müsünüz?” sorusunu yöneltti.

“Sizi sevmiyorum” diyerek ateş etti

Baba ve oğlun “Evet Kürdüz” cevabını vermesi üzerine saldırgan, “Zaten sizi sevmiyorum” diyerek belindeki tabancayı çıkarıp ateş etti. Olayda yaralanan baba-oğul Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Ancak tüm müdahalelere rağmen Kadir Sakçı yaşamını yitirdi. Oğlu Burhan Sakçı’nın ise tedavisi devam ediyor.

Katil, “Sarhoştum” dedi!

Saldırının ardından Bursa’ya kaçan saldırgan Hikmet Usta burada gözaltına alındı. Saldırganın “Olay esnasında sarhoştum, hatırlamıyorum” diyerek kendini savunduğu öğrenildi.

Sakarya’da 2006’da da benzer bir saldırı yaşanmış, aynı aileden Sabri Sakçı hayatını kaybetmişti.

kronos
Devamını Oku »

Sincan Çocuk Cezaevi’nde neler oluyor?

“Sincan Çocuk Cezaevi’nde neler oluyor?” başlığıyla bugün yapılan ortak açıklamada, Ankara Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nin girişimleri ile cezaevi idaresiyle yapılan iki ayrı görüşme sonucunda 6 çocuk ve 14 gardiyanın karıştığı bir olay yaşandığı; olay sonucunda 6 çocuk mahpus ve 2 gardiyanın yaralandığı aktarıldı.

Açıklama şöyle:

“21 Aralık 2018 tarihinde akşam saatlerinde Sincan Kapalı Çocuk Cezaevinde sebebi ve niteliği tam olarak tarafımızdan bilinmeyen olaylar sonrasında çocuk mahpus ve infaz koruma memurlarının yaralandığı bilgisi alınmıştır. Ankara Barosu Cezaevi komisyonu üyesi avukatlar bilgi almak üzere Cezaevi Müdürlüğü ile iletişime geçmişlerdir. Cezaevi Sorunları İzleme Komisyonu, Avukat Hakları Merkezi ve Çocuk Hakları Merkezi’nden hukukçuların aralarında bulunduğu bir grup Sincan Cezaevine geçmiştir. Ana nizamiyeden olay yerine ilk ulaşan bir avukat girebilirken sonradan ulaşan avukatlar nizamiye girişinde bekletilmişlerdir.

Avukatların cezaevi idaresi ile görüşme talepleri reddedilmiştir ve olay hakkında sağlıklı bilgi alınamamıştır. Cezaevi İdaresinin konuya ilişkin net bir açıklama yapmaması, kamuoyuna yansıyan haberlerde olaylar hakkında çelişkili bilgiler bulunması sonucu ortaya çıkan bilgi kirliliği çocukların ailelerinin tedirginliğini artırmıştır.

Sağlık kurum ve örgütlerinden alınan bilgiye göre çocuk mahpusların hiçbirinin cezaevi dışındaki bir sağlık kurumuna sevki yapılmamıştır. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yaptığı açıklama çocukların kampüs içerisinde tedavilerinin yapıldığı yönündedir. Bu durumda çocukların tanı ve tedavilerinin tam yapılıp yapılmadığı konusunda ailelerin ve sivil toplum örgütlerinin endişeleri oluşmuştur.

Sabah saatlerinde milletvekillerinin ve Ankara Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nin ayrı ayrı girişimleri ile Cezaevi İdaresi’yle yaptıkları iki ayrı görüşme sonucunda 6 çocuk ve 14 gardiyanın karıştığı bir olay yaşandığı; olay sonucunda 6 çocuk mahpus ve 2 gardiyanın yaralandığı, diğer gardiyanların prosedür gereği durum tespiti için hastaneye sevk edildikleri aktarılmıştır. Bu açıklamayla da çocukların kampüs haricindeki bir sağlık kuruluşuna sevk edilmediği anlaşılmaktadır.

Olayı aydınlatmak ve kamuoyunu bilgilendirmek için;

1- Sincan Cezaevi kapıları acilen avukatlara, çocuk hakları kurumlarına ve uzmanlara açılsın. Oluşturulacak heyetin yaralı çocuklarla görüşmesi derhal sağlansın.

2- Cezaevinde bulunan her bir çocuğun durumu hakkında derhal yakınlarına bilgi verilsin, kamuoyuna açıklama yapılsın.

3- Çocukların sağlık durumlarının kontrolü için cezaevi, bağımsız sağlık örgütlerine ve ilgili uzmanlara açılsın.

4- Çocukların yakınları ve ebeveynlerinin talep etmesi halinde görüş günü beklenmeksizin görüşmeleri sağlansın.

5- Çocukların tedavileri cezaevi revirinde değil sağlık kurumlarında, ebeveynleri, yakınları ve avukatları gözetiminde yapılsın.

6- Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı olan Çocuk Koruma Kanunu Merkezi Koordinasyonu olayla ilgili sorumluluk almalı ve çocukların sağlık ve can güvenliğinin sağlanmasının güvencesi olmalıdır.

7- Benzer olayların önceden önlenebilmesi için, baroların öncülüğünde çocuk cezaevlerinin periyodik olarak sivil denetime tabi tutulması ve çocuk tutukluluğunu esas alan çocuk cezaevi sistemi yerine alternatif çözüm yöntemleri konusunda ortak çalışmalar yapılsın.”

kronos
Devamını Oku »

Kartal, Kasımpaşa’da dağıldı

Spor Toto Süper Lig’in 17’nci haftasında Kasımpaşa sahasında Beşiktaş’ı 4-1 mağlup etti. Ev sahibi ekibe galibiyeti getiren golleri 11’inci dakikada Sadiku, 45 ve 75’inci dakikalarda Diagne ve 83’üncü dakikada Pavelka kaydetti. Karşılaşmada Beşiktaş’ın tek golü ise 52’nci dakikada Mustafa’dan geldi. Bu sonuçla Kasımpaşa puanını 29’a yükseltirken, Beşiktaş 26 puanda kaldı.

2’nci dakikada kazanılan serbest vuruşta topun başına Ljajic geçti. Ljajic’in şutunda kaleci Ramazan’dan seken topta Veigneau meşin yuvarlağı uzaklaştırmak istedi. Lens’e çarpan top Dorukhan’ın önüne düştü. Dorukhan’ın şutunda top ağlarla buluştu. VAR’dan gelen uyarı sonrasında pozisyonu tekrar izleyen Cüneyt Çakır, topun Lens’in eline çarptığı gerekçesiyle golü iptal etti.

11’inci dakikada Kasımpaşa öne geçti. Sağ kanattan gelişen atakta Popov ortaladı. Gökhan Gönül’ün uzaklaştırmak istediği topta ceza yayı üzerinde buluşan Sadiku’nun gelişine yaptığı vuruşta meşin yuvarlak ağlarla buluştu: 1-0.

19’uncu dakikada sağ kanattan gelişen Kasımpaşa atağında Popov’un ortasına arka direkteki Diagne’nin kafa vuruşunda top ağlara gitti. VAR’dan gelen uyarı sonrasında pozisyonu tekrar izleyen Cüneyt Çakır, öncesinde Medel’e faul yapıldığı gerekçesiyle golü iptal etti.

17’nci dakikada savunmadan atılan uzun topla savunmanın arkasına sarkan Trezeguet ceza sahasına girdikten sonra vuruşunu yaptı. Karius kalesini zamanında terk ederek topu çelmeyi başardı.

45’inci dakikada Kasımpaşa farkı 2’ye çıkardı. Koita, Trezeguet ile yaptığı verkaç sonrasında ceza sahasına girip topu içeri çevirdi. Karius’tan seken top tekrardan Koita’nın önüne düştü. Fransız oyuncunun kafayla içeri çevirdiği topta Diagne meşin yuvarlağı ağlara gönderdi: 2-0.

Karşılaşmanın ilk yarısı Kasımpaşa’nın 2-0’lık üstünlüğüyle sona erdi.

52’nci dakikada Beşiktaş farkı 1’e indirdi. Sağ kanattan gelişen Beşiktaş atağında Lens ortaladı. Arka direkte Mustafa Pektemek’in kafa vuruşunda meşin yuvarlak ağlarla buluştu: 2-1.

70’inci dakikada Karius’un degajıyla savunma arkasına sarkan Babel, Ben Youssef’ten sıyrıldıktan sonra şutunu çekti. Meşin yuvarlak az farkla auta gitti.

73’üncü dakikada Kasımpaşa penaltı kazandı. Sol kanattan gelişen Kasımpaşa atağında Eduok’un içeri çevirdiği topta Sadiku’nun vuruşunda top direkten döndü. Dönen topta Fatih’in Diagne’ye yaptığı müdahale sonrasında Cüneyt Çakır pozisyonu tekrar izledi ve penaltı noktasını gösterdi.

75’inci dakikada topun başına geçen Diagne, Karius ve topu farklı köşelere gönderdi: 3-1.

83’üncü dakikada Kasımpaşa farkı 3’e çıkardı. Sağ kanattan gelişen atakta Sadiku içeri çevirdi. Pavelka’nın gelişine vuruşunda top ağlara gitti: 4-1.

88’inci dakikada sağ kanatta topla buluşan Lens’in ortasında Babel’in kafa vuruşunda top kaleci Ramazan’da kaldı.

Karşılaşmada başka gol olmadı ve Kasımpaşa sahasında Beşiktaş’ı 4-1 mağlup etti.

YÖNETİM İSTİFA SESLERİ

Karşılaşmayı tribünden takip eden siyah beyazlı taraftarlar ‘Yönetim istifa’ şeklinde tempo tuttu. Beşiktaş’ın Kasımpaşa’ya mağlup olduğu karşılaşmada siyah beyazlı taraftarlar Beşiktaş yönetimini istifaya davet etti. Diagne’nin penaltıdan attığı gol sonrasında bir ağızdan ‘Yönetim istifa’ şeklinde tempo tutan taraftarlar ayrıca maçın ardından siyah beyazlı oyuncuları tribüne davet ederken, oyuncular tribünlere giderek taraftarlardan özür dilediler. Taraftarlar, “O forma kutsaldır, nasip olmaz herkese” şeklinde tezahüratlarda bulundu.

ADRIANO CEZALI DURUMA DÜŞTÜ

Karşılaşmanın 43’üncü dakikasında rakibine yaptığı faul sonrasında sarı kart gören Adriano, cezalı duruma düştü. Brezilyalı oyuncu ikinci yarının ilk haftasında deplasmanda Akhisarspor ile oynanacak maçta forma giyemeyecek.

DIAGNE, ÇAYKUR RİZESPOR MAÇINDA CEZALI

Kasımpaşa’nın Senegalli golcüsü Mbaye Diagne, gördüğü sarı kartla bir sonraki hafta cezalı duruma düştü. 19’uncu dakikada kafa vuruşuyla Beşiktaş ağlarını sarsan golcü futbolcu gol sevincinde goril maskesi takınca hakem Cüneyt Çakır tarafından sarı kartla cezalandırıldı. Diagne ikinci devrenin ilk haftasında Çaykur Rizespor ile oynanacak karşılaşmada forma giyemeyecek. VAR’dan gelen uyarı sonrasında pozisyonu tekrar izleyen Cüneyt Çakır öncesinde yapılan faul sebebiyle golü iptal etmişti.

STAT: Kasımpaşa Recep Tayyip Erdoğan

HAKEMLER: Cüneyt Çakır, Bahattin Duran, Serkan Çınar

KASIMPAŞA: Ramazan – Popov, Veysel Ben Youssef, Veigneau, Sadiku, Pavelka (Dk. 86 Hakan), Sa (Dk. 76 Tarkan), Koita (Dk. 63 Eduok), Trezeguet, Diagne

BEŞİKTAŞ: Karius – Gökhan Gönül, Necip, Vida, Medel, Atiba (Dk. 82 Güven), Dorukhan (Dk. 5 Babel) Lens, Ljajic, Adriano (Dk. 45+1 Fatih), Mustafa

GOLLER: Dk. 11 Sadiku, Dk. 45 – Dk. 75 (P) Diagne, Dk. 83 Pavelka (Kasımpaşa) – Dk. 52 Mustafa (Beşiktaş)

SARI KARTLAR: Diagne, Pavelka, Eduok (Kasımpaşa) – Adriano, Vida, Fatih (Beşiktaş)

kronos
Devamını Oku »

Tahliye olan ‘terörist abla’dan mektup var: Unutamıyorum! | Yüksel Durgut

'21 ay sonra tahliye oldum ve benim için bitti. Ailemin yüzü güldü... Ama gülemeyen aileler varken nasıl yüzümüz güler ve mutlu oluruz? Evet, bitecek bu zor zamanlar her şey geride kalacak... Bu yüzden, unut gitsin diyorlar... Ama ben, unutturma Allah'ım diyorum. Unutturma!'
15 Temmuz sonrası hukuksuzluğa uğramış on binlerce insanın hikâyesi yazılmamış tarih sayfalarında yer almaya başladı. Hiçbir suçu olmadan cezaevi parmaklarının arkasına konulan anne babalar ve onların çocuklarının acılarına şahit olduk. İşte bu da öyle bir mektup. Cezaevinin demir kapılarının sesi kulaklarında çınlayan birisinin mektubu sessiz kalabalıkların duygularına ses olmuş.
26 yaşında ‘terör örgütü kurma, yönetme’ suçlamasıyla tutuklanan ve 21 ay sonra tahliye olan birinin yazdığı bu mektup içeridekilerin sesi aynı zamanda. Sorulan soru herkesi ilgilendiriyor: “Bu zor günler ve acılar unutulur mu?”
BENİM İÇİN BİTTİ AMA NASIL UNUTULUR?
“Ne yazmak gerekir şu satırlara, ne olursa doğru olur bilmiyorum. Gönlümden geçen her şeyi dile getirmek çok zor. 21 ay geçti bitti hamdolsun. Benim için bitti, ailemin yüzü güldü ama gülemeyen nice aileler varken nasıl rahat olunur, mutlu olunur? Evet, bitecek bu zor zamanlar her şey geride kalacak, unut gitsin diyorlar ama ben, unutturma Allah’ım diyorum.
Medrese-i Yusufiye’de yaşadıklarımı, sıkıntılarımı unutturma!
Ailemin yanından gözaltına alındıktan sonra bir polis aracı ile götürdüler beni. 2 erkek 1 kadın polis nezaret etti. Yolda erkek polisler kendi aralarında konuşurken biri diğerine “Ağabey erkeğin ayıbı olmaz” dedi. O dakikadan itibaren yanımda kadın polis olmasına rağmen diken üstünde 7 saat yolculuk yapmamızı, “Allah’ım ailemi, iffetimi, aklımı, kalbimi hepsini sana emanet ediyorum emanetin gerçek sahibi Sensin” deyip emniyete gidene kadar dua etmemi unutamıyorum!
CEZAEVİNDE ÜZERİMİ ÖRTEN ABLAYI UNUTAMIYORUM
Cezaevine ilk geldiğim gün ilk aramada yapılan muameleyi, utanmamı unutamıyorum! Cezaevinde ilk gece -haberim daha sonra oldu- bana yatağını veren arkadaşı, gece gelip sanki evladıyım gibi üzerimi sessizce örten öğretmen ablayı, sabaha karşı gece daha fazla ayakta kalmaya dayanamayıp ayakucuma kıvrılan ayakları buz tutmuş ablayı unutamıyorum!
‘SENİ DOĞURURKEN BİLE BÖYLE ACI ÇEKMEDİM’
İlk açık görüşte annemin feryatlarını, ağlamalarını, babamın sessiz sessiz ağlamasını, 21 ayda en az 5 yıl yaşlanmalarını, annemin “ben seni doğururken bile böyle acı çekmedim” demesini, babamın “Baban her şeye dayanır kızım “deyip ağlayıp beni de ağlatmasını unutamıyorum!
Önceden gelenlerin yeni gelene ev sahibi gibi misafirperverlik yapmasını, ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmasını unutamıyorum!
İki kişilik ranzalarda dört kişi kalmamızı, yüz metre kare evler bile bazen dar gelirken aynı ranzanın üstünü hem yatak hem de çok fonksiyonlu olarak kullanmamızı unutamıyorum!
Elli sekiz (58) metre karelik bir alanda 58 kişinin aynı yerde yatmasını, nöbetleşe uyumalarımızı, eksi 20 derecelerde havasızlıktan duramayıp pencere açmalarım, yer yataklarında yatarken yağan kar tanelerinin yüzümüze yağmasını unutamıyorum!
’25 GÜN HAVALANDIRMAYA ÇIKARILMADIM’
Kaldığımız ilk koğuş önceden depo olarak kullanılıyormuş. Avlusu yoktu. Burada 17 ay kaldık. Memur odasına çok yakındı. Merdivenlerden çıkınca demir parmaklıklardan görebiliyorlardı bizi. 17 ay boyunca bin bir nazla bizi günde belki 1 saat havalandırmaya çıkarıyorlardı, bir ara tam 25 gün hiç çıkarmadılar. 17 ay sonra sayımız azalınca bizi avlusu olan diğer koğuşa aldılar. Avlusu olan koğuşa geçince bana burası hapis gibi gelmedi, en azından hareket alanımız daha genişti, gökyüzü vardı… Bizi ilk kaldığımız koğuştan çıkarmalarından 20 gün sonra kadınlar günüydü. Eski koğuşu düzenleyip adli mahkûmlar için kuaför getirdiler. Bize zulüm için kullandıkları o odayı onlara lütuf olarak kullanmalarını unutamıyorum!
İlk kaldığım koğuşta daha 2. ayda astım teşhisi konuldu. Koğuş havasız, rutubetli, ilaçlarım düzenli gelmedi. Defalarca çok ağır ataklar geçirince halime üzülen bir ablanın rutubetten kararmış duvarları silmesini unutamıyorum!
Koğuşta kalp krizi geçiren ablayı, dizlerinin ağrısından yürüyemeyen teyzeyi, çok bunalıp sinir krizi geçiren arkadaşları, şeker hastalığı sebebiyle günlerce yatağından kalkamayanları, banyoda bayılan arkadaşı, genç bir arkadaşın kadın hastalıkları sebebi ile ciddi sıkıntılar geçirip, kullandığı ilaçlar ve rahatsızlığı sebebiyle ileride çocuk sahibi olamama ihtimalini unutamıyorum!
‘BAŞKALARINA ÜZÜLMELERİMİZİ UNUTAMIYORUM’
Evli ablaların biz gençlere “sizin burada ne işiniz var daha çok küçüksünüz” demesini, gençlerin de “sizin burada ne işiniz var çocuklarınız var” demesini, insanların kendine değil karşısındakine daha çok üzülmesini unutamıyorum!
Eksi 20’leri gören bu soğuk memlekette toprak namına tırnak kadar olmayan bu koğuşun pencere kenarında o soğuk havada iki küçük filizin yeşerip bize ümit olmasını ve arkadaşların “Âlim zatlar geldikleri yerleri yeşertirler “demelerini unutamıyorum!
12 AYLIK TARIK’IN KAPIYA VURUP ÇIKMAK İSTEMİSİNİ UNUTAMIYORUM
12 aylık minik Tarık’ın annesi ile beraber gelişini, geldikten 10 gün sonra yürümeye başlamasını, bir arkadaşın kucağında kapıya giderek, arkadaşın kapıya vurup “bakar mısınız kapıyı açar mısınız” deyince Tarık’ın gülüşünü ve sonra ne zaman bakar mısınız diye seslensek Tarık’ın kapıya vurup çıkmak istemesini unutamıyorum!
2,5 aylık minik Azra’nın annesinin saatlerce sütünü sağmasını ve kızını hafta içi her gün yalnızca 1 saat görmeye izin verilmesini unutamıyorum!
Bizim hazırladığımız kahvaltı sofralarını görüp imrenen memurları, ikram etmek istediğimiz zaman yasak deyip almamalarını, sizin elinizde imkânınız çok, buradaki imkânlarla bu kadar oluyor diyen arkadaşlarımı unutamıyorum!
GARDİYANIN SARILIP TESELLİ ETMESİNİ UNUTAMIYORUM
Bir memurun arkadaşlardan birine “Kiminiz öğretmen, kiminiz doktor, hepiniz makam sahibi insanlarsınız yarın öbür gün çıkarsanız yüzümüze bile bakmazsınız” demesini unutamıyorum!
İlerleyen zamanlarda gelen yeni memurların, bizi revire götüren yeni memurlardan biri yol verince bir arkadaşımın “Memur Hanım size sıkıntı olmasın önümüze geçin” demesini unutamıyorum!
Bir infaz memurunun telefon görüşü sonrası ağlayan arkadaşımıza kameranın görmediği kör noktada sarılmasını, teselli etmesini, bir öğretmen arkadaşımızdan çocuğu için tavsiyeler almasını ve ‘Siz nasıl insanlarsınız böyle aslında ben de biliyorum suçsuz olduğunuzu demesini unutamıyorum!
Gardiyanın yan koğuşta ki adli suçlulara, “Bayanlar okuma yazma öğrenmek isteyenler dilekçe yazıp versin” demesini ve çoğumuzun öğretmen olup da boş oturmamızı, “İmkân verseler bize, biz öğretiriz” diye kendi aramızda konuşmalarımızı unutamıyorum!
DUALARIMIZI UNUTAMIYORUM
Cezaevinde zamanın nasıl geçtiğini soruyorlar. Aynı suçlamayla tutuklu olsak da çok farklı insanlar vardı, kimisi okuyarak, kimisi örgü örerek, kimisi uyuyarak geçirdi zamanını. Ama zaman gerçekten çok hızlı geçiyordu. Bu geçen zamanda en çok “Allah’ım kalplerimizi kaydırma, yolunda sabitkadem eyle” diye yaptığımız duaları unutamıyorum!
Koğuşumuzun Nene Hatun’u 55 yaşında bir ev hanımı vardı. Bizimle birlikte 15 ay kaldı. Hâkim mahkemede “Burs himmet vermişsin” deyince parmağındaki yüzüğünü gösterip “35 senedir ben parmağımdaki yüzüğü değiştirmemişim, dediğiniz o paraları nereden bulup vereyim” dediğini unutamıyorum!
Küçücük mutluluklar için yapılan doğum günü pastalarını, bulgur pilavından yapılan kısırı, yenmeyen köfteyle yapılan sözde tantuniyi, karavana ile verilen bulgur pilavını, nohudu, fasulyeyi yıkayıp muhafaza edip semaverde yapılan aşureleri unutamıyorum.
AĞLAMAYIN BU DA GEÇER
23 yaşında bir arkadaş telefon görüşmesinden ağlayarak geldi. Banyoda yarım saatten fazla ağladı. Banyo yalnız kalabildiğimiz tek yerdi maalesef. Yan koğuştan adli suçlu bir bayanın “Ablalar ağlamayın bu da geçer” demesini unutamıyorum!
Daha babasının gölgesinden korkup şefkatine sığınırken, terör örgütü kurmuş ve yönetmiş suçlamaları ile yargılandık. Avukatlardan birinin hepiniz kurup yönettiyseniz o zaman üyeler nerede demesini, 14 ay boyunca mahkeme tarihimin belli olmamasını ve mahkememin sürekli ertelenmesini unutamıyorum!
21 ay sonra hâkimin tahliye kararını, mahkemeye gelen kardeşlerimin beni askerlerin arasında görünce ağlamalarını, tahliye kararına sevinemeyip cezaevine gidene kadar ağlamamı, koğuşa gelince utandığım için tahliye olduğumu söyleyemediğimi unutamıyorum!
İlk evime gelince, hep bir sözüm vardı. Asıl gurbete gidenler dönünce vatanlarının toprağını öperler ben de çıkarsam toprağı öpeceğim diyordum. Eğilip toprağı öpmemi unutamıyorum!
Tarık b. Ziyad eski eşyalarını atmamış ve nefsine “ey Tarık nereden geldiğini unutma” demiş ya, yarın zaman ne gösterir, ne yaşarız bilemiyorum ama her ne yaşarsak yaşayalım ben de bu zor günleri bize unutturma Allah’ım diyorum.”


Yüksel Durgut
Yazınını Kaynağı: YÜKSEL DURGUT – kronos news https://kronos7.news/tr/tahliye-olan-terorist-abladan-mektup-unutamiyorum/
Devamını Oku »

Tahliye olan ‘terörist abla’dan mektup var: Unutamıyorum!

15 Temmuz sonrası hukuksuzluğa uğramış on binlerce insanın hikâyesi yazılmamış tarih sayfalarında yer almaya başladı. Hiçbir suçu olmadan cezaevi parmaklarının arkasına konulan anne babalar ve onların çocuklarının acılarına şahit olduk. İşte bu da öyle bir mektup. Cezaevinin demir kapılarının sesi kulaklarında çınlayan birisinin mektubu sessiz kalabalıkların duygularına ses olmuş.

26 yaşında ‘terör örgütü kurma, yönetme’ suçlamasıyla tutuklanan ve 21 ay sonra tahliye olan birinin yazdığı bu mektup içeridekilerin sesi aynı zamanda. Sorulan soru herkesi ilgilendiriyor: “Bu zor günler ve acılar unutulur mu?”

BENİM İÇİN BİTTİ AMA NASIL UNUTULUR?

“Ne yazmak gerekir şu satırlara, ne olursa doğru olur bilmiyorum. Gönlümden geçen her şeyi dile getirmek çok zor. 21 ay geçti bitti hamdolsun. Benim için bitti, ailemin yüzü güldü ama gülemeyen nice aileler varken nasıl rahat olunur, mutlu olunur? Evet, bitecek bu zor zamanlar her şey geride kalacak, unut gitsin diyorlar ama ben, unutturma Allah’ım diyorum.

Medrese-i Yusufiye’de yaşadıklarımı, sıkıntılarımı unutturma!

Ailemin yanından gözaltına alındıktan sonra bir polis aracı ile götürdüler beni. 2 erkek 1 kadın polis nezaret etti. Yolda erkek polisler kendi aralarında konuşurken biri diğerine “Ağabey erkeğin ayıbı olmaz” dedi. O dakikadan itibaren yanımda kadın polis olmasına rağmen diken üstünde 7 saat yolculuk yapmamızı, “Allah’ım ailemi, iffetimi, aklımı, kalbimi hepsini sana emanet ediyorum emanetin gerçek sahibi Sensin” deyip emniyete gidene kadar dua etmemi unutamıyorum!

CEZAEVİNDE ÜZERİMİ ÖRTEN ABLAYI UNUTAMIYORUM

Cezaevine ilk geldiğim gün ilk aramada yapılan muameleyi, utanmamı unutamıyorum! Cezaevinde ilk gece -haberim daha sonra oldu- bana yatağını veren arkadaşı, gece gelip sanki evladıyım gibi üzerimi sessizce örten öğretmen ablayı, sabaha karşı gece daha fazla ayakta kalmaya dayanamayıp ayakucuma kıvrılan ayakları buz tutmuş ablayı unutamıyorum!

‘SENİ DOĞURURKEN BİLE BÖYLE ACI ÇEKMEDİM’

İlk açık görüşte annemin feryatlarını, ağlamalarını, babamın sessiz sessiz ağlamasını, 21 ayda en az 5 yıl yaşlanmalarını, annemin “ben seni doğururken bile böyle acı çekmedim” demesini, babamın “Baban her şeye dayanır kızım “deyip ağlayıp beni de ağlatmasını unutamıyorum!

Önceden gelenlerin yeni gelene ev sahibi gibi misafirperverlik yapmasını, ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmasını unutamıyorum!

İki kişilik ranzalarda dört kişi kalmamızı, yüz metre kare evler bile bazen dar gelirken aynı ranzanın üstünü hem yatak hem de çok fonksiyonlu olarak kullanmamızı unutamıyorum!

Elli sekiz (58) metre karelik bir alanda 58 kişinin aynı yerde yatmasını, nöbetleşe uyumalarımızı, eksi 20 derecelerde havasızlıktan duramayıp pencere açmalarım, yer yataklarında yatarken yağan kar tanelerinin yüzümüze yağmasını unutamıyorum!

’25 GÜN HAVALANDIRMAYA ÇIKARILMADIM’

Kaldığımız ilk koğuş önceden depo olarak kullanılıyormuş. Avlusu yoktu. Burada 17 ay kaldık. Memur odasına çok yakındı. Merdivenlerden çıkınca demir parmaklıklardan görebiliyorlardı bizi. 17 ay boyunca bin bir nazla bizi günde belki 1 saat havalandırmaya çıkarıyorlardı, bir ara tam 25 gün hiç çıkarmadılar. 17 ay sonra sayımız azalınca bizi avlusu olan diğer koğuşa aldılar. Avlusu olan koğuşa geçince bana burası hapis gibi gelmedi, en azından hareket alanımız daha genişti, gökyüzü vardı… Bizi ilk kaldığımız koğuştan çıkarmalarından 20 gün sonra kadınlar günüydü. Eski koğuşu düzenleyip adli mahkûmlar için kuaför getirdiler. Bize zulüm için kullandıkları o odayı onlara lütuf olarak kullanmalarını unutamıyorum!

İlk kaldığım koğuşta daha 2. ayda astım teşhisi konuldu. Koğuş havasız, rutubetli, ilaçlarım düzenli gelmedi. Defalarca çok ağır ataklar geçirince halime üzülen bir ablanın rutubetten kararmış duvarları silmesini unutamıyorum!

Koğuşta kalp krizi geçiren ablayı, dizlerinin ağrısından yürüyemeyen teyzeyi, çok bunalıp sinir krizi geçiren arkadaşları, şeker hastalığı sebebiyle günlerce yatağından kalkamayanları, banyoda bayılan arkadaşı, genç bir arkadaşın kadın hastalıkları sebebi ile ciddi sıkıntılar geçirip, kullandığı ilaçlar ve rahatsızlığı sebebiyle ileride çocuk sahibi olamama ihtimalini unutamıyorum!

‘BAŞKALARINA ÜZÜLMELERİMİZİ UNUTAMIYORUM’

Evli ablaların biz gençlere “sizin burada ne işiniz var daha çok küçüksünüz” demesini, gençlerin de “sizin burada ne işiniz var çocuklarınız var” demesini, insanların kendine değil karşısındakine daha çok üzülmesini unutamıyorum!

Eksi 20’leri gören bu soğuk memlekette toprak namına tırnak kadar olmayan bu koğuşun pencere kenarında o soğuk havada iki küçük filizin yeşerip bize ümit olmasını ve arkadaşların “Âlim zatlar geldikleri yerleri yeşertirler “demelerini unutamıyorum!

12 AYLIK TARIK’IN KAPIYA VURUP ÇIKMAK İSTEMİSİNİ UNUTAMIYORUM

12 aylık minik Tarık’ın annesi ile beraber gelişini, geldikten 10 gün sonra yürümeye başlamasını, bir arkadaşın kucağında kapıya giderek, arkadaşın kapıya vurup “bakar mısınız kapıyı açar mısınız” deyince Tarık’ın gülüşünü ve sonra ne zaman bakar mısınız diye seslensek Tarık’ın kapıya vurup çıkmak istemesini unutamıyorum!

2,5 aylık minik Azra’nın annesinin saatlerce sütünü sağmasını ve kızını hafta içi her gün yalnızca 1 saat görmeye izin verilmesini unutamıyorum!

Bizim hazırladığımız kahvaltı sofralarını görüp imrenen memurları, ikram etmek istediğimiz zaman yasak deyip almamalarını, sizin elinizde imkânınız çok, buradaki imkânlarla bu kadar oluyor diyen arkadaşlarımı unutamıyorum!

GARDİYANIN SARILIP TESELLİ ETMESİNİ UNUTAMIYORUM

Bir memurun arkadaşlardan birine “Kiminiz öğretmen, kiminiz doktor, hepiniz makam sahibi insanlarsınız yarın öbür gün çıkarsanız yüzümüze bile bakmazsınız” demesini unutamıyorum!

İlerleyen zamanlarda gelen yeni memurların, bizi revire götüren yeni memurlardan biri yol verince bir arkadaşımın “Memur Hanım size sıkıntı olmasın önümüze geçin” demesini unutamıyorum!

Bir infaz memurunun telefon görüşü sonrası ağlayan arkadaşımıza kameranın görmediği kör noktada sarılmasını, teselli etmesini, bir öğretmen arkadaşımızdan çocuğu için tavsiyeler almasını ve ‘Siz nasıl insanlarsınız böyle aslında ben de biliyorum suçsuz olduğunuzu demesini unutamıyorum!

Gardiyanın yan koğuşta ki adli suçlulara, “Bayanlar okuma yazma öğrenmek isteyenler dilekçe yazıp versin” demesini ve çoğumuzun öğretmen olup da boş oturmamızı, “İmkân verseler bize, biz öğretiriz” diye kendi aramızda konuşmalarımızı unutamıyorum!

DUALARIMIZI UNUTAMIYORUM

Cezaevinde zamanın nasıl geçtiğini soruyorlar. Aynı suçlamayla tutuklu olsak da çok farklı insanlar vardı, kimisi okuyarak, kimisi örgü örerek, kimisi uyuyarak geçirdi zamanını. Ama zaman gerçekten çok hızlı geçiyordu. Bu geçen zamanda en çok “Allah’ım kalplerimizi kaydırma, yolunda sabitkadem eyle” diye yaptığımız duaları unutamıyorum!

Koğuşumuzun Nene Hatun’u 55 yaşında bir ev hanımı vardı. Bizimle birlikte 15 ay kaldı. Hâkim mahkemede “Burs himmet vermişsin” deyince parmağındaki yüzüğünü gösterip “35 senedir ben parmağımdaki yüzüğü değiştirmemişim, dediğiniz o paraları nereden bulup vereyim” dediğini unutamıyorum!

Küçücük mutluluklar için yapılan doğum günü pastalarını, bulgur pilavından yapılan kısırı, yenmeyen köfteyle yapılan sözde tantuniyi, karavana ile verilen bulgur pilavını, nohudu, fasulyeyi yıkayıp muhafaza edip semaverde yapılan aşureleri unutamıyorum.

AĞLAMAYIN BU DA GEÇER

23 yaşında bir arkadaş telefon görüşmesinden ağlayarak geldi. Banyoda yarım saatten fazla ağladı. Banyo yalnız kalabildiğimiz tek yerdi maalesef. Yan koğuştan adli suçlu bir bayanın “Ablalar ağlamayın bu da geçer” demesini unutamıyorum!

Daha babasının gölgesinden korkup şefkatine sığınırken, terör örgütü kurmuş ve yönetmiş suçlamaları ile yargılandık. Avukatlardan birinin hepiniz kurup yönettiyseniz o zaman üyeler nerede demesini, 14 ay boyunca mahkeme tarihimin belli olmamasını ve mahkememin sürekli ertelenmesini unutamıyorum!

21 ay sonra hâkimin tahliye kararını, mahkemeye gelen kardeşlerimin beni askerlerin arasında görünce ağlamalarını, tahliye kararına sevinemeyip cezaevine gidene kadar ağlamamı, koğuşa gelince utandığım için tahliye olduğumu söyleyemediğimi unutamıyorum!

İlk evime gelince, hep bir sözüm vardı. Asıl gurbete gidenler dönünce vatanlarının toprağını öperler ben de çıkarsam toprağı öpeceğim diyordum. Eğilip toprağı öpmemi unutamıyorum!

Tarık b. Ziyad eski eşyalarını atmamış ve nefsine “ey Tarık nereden geldiğini unutma” demiş ya, yarın zaman ne gösterir, ne yaşarız bilemiyorum ama her ne yaşarsak yaşayalım ben de bu zor günleri bize unutturma Allah’ım diyorum.”

 

kronos
Devamını Oku »

Sincan Çocuk Cezaevi’nde 100 yaralı iddiası

Ankara Barosu üyesi avukatlar cezaevine sokulmadı. Hastanelere sevkler olduğu öğrenilirken, tüm taleplere rağmen açıklama ve bilgi verilmiyor.

ÖNCE 7 ÇOCUK 14 GARDİYAN YARALI BİLGİSİ GELDİ

Ankara Sincan Çocuk Kapalı Cezaevi’nde dün çıkan olaylarda 7 çocuk, 14 gardiyanın yaralandığı bilgisi üzerine, Ankara Barosu Avukat Hakları Merkezi ve Cezaevi Komisyonu üyesi avukatlar cezaevine gittiler. Saatin geç olduğu gerekçesiyle avukatlar cezaevine sokulmazken, olaylara dair yönetimden taleplere rağmen net bir bilgi verilmediği öğrenildi.

“İSYAN ÇIKTI” DEDİLER

Ankara Barosu üyesi avukatların cezaevine gittiği ve ortalığın gergin olduğu, bazı cezaevi çalışanlarının “İsyan çıktı. Çocuklar koğuşu ateşe verdi” şeklinde ifadeler kullanıldığı belirtildi.

Çıkan olaylarda 100’e yakın çocuğun yaralı olduğu ve olayların dışarı yansımaması için cezaevindeki kampüs içerisinde tedavi edilmeye çalışıldığı da iddialar arasında. Bazı çocukların hastanelere sevkedildiği belirtilirken sabah Ankara Barosu Cezaevi Komisyonu ve Çocukları Hakları Komisyonu üyesi 5 avukat tekrar Ankara Sincan Çocuk Kapalı Cezaevi’ne gitti.

Avukatlar tekrar içeri sokulmazken, derhal aydınlatıcı bilgi verilmesi için bir çağrı metni hazırlandı.

medyabold
Devamını Oku »

‘IŞİD yenildi, Türkiye gibi ülkeler geri kalanın çaresine bakmalı’

ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada “Türkiye gibi ülkeler IŞİD’in çaresine bakmalı” ifadesini kullandı.

Trump, Twitter üzerinden yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:

“Beyaz Saray’dayım, sıkı çalışıyorum. Hükümetin kapanması ve Suriye ile ilgili haberlerin çoğu sahte. (Çeteler, uyuşturucu, insan kaçakçılığı ve benzeri nedenlerle) Fazlasıyla ihtiyaç duyulan Sınır Güvenliği konusunda Demokratlarla müzakere ediyoruz. Bu uzun sürebilir. Suriye konusunda ise aslında orada 3 ay kalacaktık, ve bu 7 yıl önceydi, Suriye’den ayrılmadık. Başkan olduğumda IŞİD vahşileşiyordu. Şimdi ise IŞİD büyük oranda yenildi ve Türkiye gibi diğer ülkeler IŞİD’den geri kalan ne varsa onun çaresine bakmalı. Eve dönüyoruz!”

McGURK DA İSTİFA ETTİ

Öte yandan, ABD’nin IŞİD ile Mücadele Özel Temsilcisi Brett H. McGurk istifa etti. CBCNews Televizyonu, Brett H. McGurk’un istifasının, Savunma Bakanı James Mattis’in istifasının hemen ertesinde geldiğinin altını çizdi.

kronos
Devamını Oku »

Emine Erdoğan: ‘Avrupa’da 18 milyon çocuk cinsel istismara uğruyor’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, “Ne aklımız, ne kalbimiz alıyor çocuklara karşı işlenen suçları. Oysa çocuk denilince insanın aklına boş bir defterin ilk sayfası geliyor. Her şeyi sevgiyle yazabileceğimiz bir ilk sayfa. Fakat bakıyoruz ki bazıları o sayfaları kara kalemlerle karalamışlar, heba etmişler” dedi.

“ÇOCUK DENİLİNCE İNSANIN AKLINA BOŞ BİR DEFTERİN İLK SAYFASI GELİYOR”

Emine Erdoğan, Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde “Biz Geleceğiz” projesi çerçevesinde kurulan “Çocuk İzlem Merkezi”nin açılışına katıldı. Erdoğan, burada yaptığı konuşmada çocuk istismarına değindi.

“İNSANIN SIRTINDA BİR ÖMÜR TAŞINAN KAMBUR OLUYOR”

“Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünyada her 3 kız çocuğundan biri ve her 5 erkek çocuğundan biri istismara uğruyor”  diyen Erdoğan, “Sadece Avrupa’daki rakamlara baktığımızda, 18 milyon çocuğun cinsel istismara, 44 milyon çocuğun fiziksel şiddete, 55 milyon çocuğun duygusal istismara maruz kaldığını görüyoruz. ” şeklinde konuştu.

 

kronos
Devamını Oku »

Erdoğan: ‘Yakalanma korkusu içindeki hırsız yalan söyler’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye Gençlik Vakfı’nın (TÜGVA) 3. Olağan Genel Kurulu’na katıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, salonda bulunanlara tavsiyelerde bulunarak, “Yalan söyleyen, yakalanma korkusu içinde yaşayan hırsız gibidir. Yalan söyleme. Kimseyi kıskanma fakat imren. Benzeri bir başarıya ve mutluluğa ulaşmak için çalış. Unutma; hasisin dostu yoktur. Cömert ol. Dostluğunu kötü günde göster ki sen de kötü gün dostu bulabilesin. Ahlakı güzel insan her yer yaşta güzeldir. Sözlerin tatlı, tavırların zarif olsun. Yere yıktığın düşmanını tekmeleme, sen İsrail’deki Yahudi değilsin. Zira onlar yere devirdikleri bırak erkeği, kadını, çocuğu bile tekmelerler. Biz Müslümana ne yakışır? Alicenaplık yakışır. Biz mağdur, mazlum durumunda olana tekmeyi atmayız. Karşımızda, ‘Yiğitsen dik olarak gel haddini bildirelim’ deriz” diye konuştu.

 

kronos
Devamını Oku »

‘Katar’dan gelen para ekonomiyi kurtaramaz bunalım çok büyük’

Almanya Kassel Üniversitesi’nde görevli iktisatçı Gaye Yılmaz, “Bizi Katar’dan AB’den gelen para kurtaramaz” dedi ve seçim sonrası yaşanacak tabloyu anlattı.

Gaye Yılmaz, ekonominin iktisadi kriz literatüründe en derin bunalımı olan stagflasyon yaşandığını belirtti ve AKP’nin yerel seçimlerden sonra IMF’ye gideceğini, çıkan faturanın da topluma ödettirileceğini dile getirdi.

Almanya Kassel Üniversitesi ICDD Enstitüsü’nde görevli Yılmaz, Mezopotamya Ajansı’na konuştu ve yaşanan krizin kısa vadeli olmadığını vurguladı.

“EN DERİN BUNALIM”

Yılmaz, enflasyon oranının Türkiye’de ciddi oranlarda yüksek olduğunu anımsatarak bunun durgunlukla birleşince neler olacağını özetledi: “Ekonomi topyekûn küçülürken, yükselen enflasyondan söz ediyorsak, bunun iktisattaki adı ‘stagflasyon’ dur. Yani durgunluk içerisinde enflasyon. Ve bu iktisadi kriz literatüründe en derin bunalımdır.

Stagflasyonun sebebi kaynak kıtlığı. Türkiye bu seneye kadar neden yaşamadı da bugün kaynak krizini yaşıyor, diye sorarsanız, neredeyse 90’ların sonunda başlayıp, 2018’e kadar dünyadan gelen çok büyük miktarlardan ve çok ucuz krediler vardı. Bizim üretimden kullandığımız paralar bile borç aldığımız paralardı. Ama gözümüzü boyayan barajlar, yollar, köprüler, devasa gökdelenler, büyük hastaneler, gibi durumlar bir şeyleri görmemizi zorlaştırdı. Bu yapılanların kaynağı nerden, diye sorgulamadık. 2013 yılından sonra ABD ile Avrupa Birliği artık Türkiye’nin içinde bulunduğu gelişmekte olan ülkelere kredi vermeyeceklerini açıkladı. Kaynak sağlayan Batı şöyle dedi; ‘Biz 10-15 yıldır sizlere kredi pompalıyorduk, çok ucuz krediler alıyordunuz. Bunun sonuna geldik artık paraya bizim ihtiyacımız var. Şimdiye kadar aldığınız borçları zamanında faiziyle birlikte ödeyeceksiniz.’ Ve artık bugün borçlanma 2008’e benzemiyor, maliyeti çok fazla yükseldi”

“KATAR PARASI KURTARAMAZ”

Yılmaz, firmaların neler yaşayacağını ise şöyle özetledi:

“Borçları geri ödeyemedikleri için döviz kıtlığı yaşayacaklar. Döviz kıtlığı yaşadıklarında ise üretim yapamayacaklar. Üretim yapamadıklarında ise bu ülkelerde devalüasyon olacak ve TL döviz kuru yükselecek. Bu yükseldiğinde bunu durdurmak için faiz arttıracak dolayısı ile bu ülkeler bir kısır sarmala dönecek. Bunu ön gördükleri için hızla TL’den çıkıp, bu paralardan dolara yüklendiler. Bu bizim paralarımızdan çok ciddi değer kaybına neden oldu. Bu aynı zamanda üretim için ithalat yapmanız lazım. Bunun için dövizinizin olması lazım. Alacağınız dövizi borçla alacaksınız. Borcun faizi yüksek. Bir de devalüasyon bindi onun üzerine. Dövizle borçlanmanın maliyeti 5 yıl öncesine göre neredeyse 8 kat yükseldi. Yani Türkiye’nin bundan sonraki kurtuluşu, öyle Katar’dan gelen 3 milyon dolar ile AB’den gelen 2 milyarla kurtulacak gibi görünmüyor.”

“SEÇİMDEN SONRA IMF’YE GİDECEKLER”

AKP’nin Uluslararası Para Fonu (IMF) ve benzeri kurumlardan büyük kredi anlaşmaları yapmak zorunda kalacağını belirten Yılmaz, “Bunun için de AKP 2019 yerel seçimlerini bekliyor ve seçim sonrası IMF’ye gidebilir. Hani zamanında Ecevit için, ‘ülkeyi bir cente muhtaç duruma getirdiler’ diyorlardı ya, şimdi ise AKP ülkeyi IMF’ye muhtaç hale getirdi. Reçete, çalışan kesimlere, emeklilere yazılacak. Sağlık alanında yansıması olacak, devletin harcamaları kısıtlanacak. Hem gelir hem gider kalemleriyle oynayarak, yeni reçeteler hazırlayacaklar. Yani seçimlerden sonra krizin faturası toplumdan istenmeyecek, topluma dayatılacak.” dedi.

medyabold
Devamını Oku »

Gatwick Havalimanı’nı durduran İHA krizinde iki kişi gözaltına alındı

Londra’daki Gatwick Havalimanı’da uçuşların yaklaşık 36 saat durmasına neden olan insansız hava araçlarıyla (İHA) ilgili iki kişinin gözaltına alındığı açıklandı.

Olayla ilgili olarak 47 yaşındaki bir adam ile 54 yaşındaki bir kadının gözaltına alındığı bildirildi. Şüpheliler Gatwick Havalimanı’na yaklaşık 10 km mesafede bulunan Crawley’de gözaltına alındı.

BBC’nin haberine göre; Havalimanının bulunduğu Sussex bölgesi polisinin, İHA’ların “suç unsuru” olarak kullanıldığı olayla ilgili soruşturması sürüyor.

İHA’ların havalimanının uçuş sahasına girmesi nedeniyle Çarşamba gecesi havalimanına iniş ve kalkışlar durmuş, olay yaklaşık 140 bin yolcunun seyahat planlarını olumsuz etkilemişti. Olay nedeniyle 1000’den fazla uçuş iptal edildi ya da başka havaalanlarına yönlendirildi.

İngiltere’nin en büyük ikinci havaalanı olan Gatwick’ten uçuşlar Cuma sabahından itibaren kademeli olarak normal seyrine döndü ancak Cuma akşam saatlerinde İHA’ların yeniden görüldüğü haberleri üzerine kısa süreli olarak askıya alındı.

Havalimanı yetkilileri bugün yapılması planlanan 757 uçuşun tamamının yapılmasını hedeflediklerini açıkladı. Sadece bugün 124 bin 484 yolcunun havalimanını kullanması bekleniyor.

Ancak yolcular, 3 güne yayılan olayın etkileri tam olarak atlatılana kadar uçuşlarda rötar ve iptaller olabileceğine dair uyarıldı.

Gatwick Havalimanı’nı kullanacak yolcuların, yola çıkmadan önce uçuş statülerini ilgili havayolları ile kontrol etmesi öneriliyor.

Olası bir duruma “müdahale etmek ve yatıştırmak” üzere güvenlik görevlilerinin havalimanı çevresindeki görevlerini sürdürdüğü belirtildi.

GÖRGÜ TANIKLARI VE MUHBİRLER ARANIYOR

Yetkililer, havalimanı yakınlarında yaşayanlardan “uyanık” olmalarını ve şüpheli durumları polise bildirmelerini istedi.

Havalimanından yapılan açıklamada, “Yolcularımızın güvenliğine kast edecek tehditleri yatıştırmak üzere her türlü bilgi ve ihbara açığız” denildi.

YOLCULAR TAZMİNAT ALABİLECEK Mİ?

İngiltere Sivil Havacılık Kurumu, durumun “olağan dışı” olması nedeniyle havayollarının tazminat ödeme zorunluluğu bulunmadığını belirtti.

Ancak havayolu şirketleri seyahat etmekten vazgeçen ya da uçuş tarihlerini değiştirmek zorunda kalan yolculara para iadesi yapmak zorunda.

Ulaştırma Bakanı Grayling, olayın havayolu şirketlerinin sorumluluğunun çok ötesinde olduğunu ve gelecekte seyahat sigortalarının bu gibi durumları da kapsaması gerektiğini belirtti.

medyabold
Devamını Oku »

Diyanet’e göre You Tuber’lar ve izinsiz retweet yapanlar ‘yandı’

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın gençlere her etkinlikte ‘ücretsiz’ dağıttığı “Peygamber ve Gençlik” kitabındaki skandallar gündeme gelmeye devam ediyor. Yeni nesil için sosyal medya “günahlarına” geniş yer ayrılan kitapta, video paylaşım platformu olan “YouTube’da ünlü olan isimler için de ‘uyarılar’ yer aldı. Kitapta, “kameralar bir ömür boyu kayıtta kalacak, en başarılı ‘YouTuber’lar hesap günü tespit edilecektir” ifadeleri yer aldı.

RETWEET KUL HAKKI

Cumhuriyet‘ten Ozan Çepni‘nin haberine göre, gençlerin kendisinin ve ailesinin mahremini açığa çıkarmasının doğru olmadığı belirtilen kitapta video paylaşım sitesi olan YouTube’da içerik üreten isimlere verilen ‘YouTuber’lar da hedef alındı. Kitaptaki, “Kameralar bir ömür boyu kayıtta kalacak, en başarılı ‘YouTuber’lar hesap günü tespit edilecektir” ifadeleri yer aldı. Ayrıca yeni bir ‘günah’ tarifi yapılarak, “İzni olmadığı halde bir başkasına ait herhangi bir fotoğraf ya da bilgiyi sosyal medya hesaplarında paylaşmak, bu şekildeki paylaşımları beğenmek ve retweet etmek kul hakkı ihlalidir” denildi.

‘AHİRETTE HESABI SORULUR’

Diyanet İşleri Uzmanı Mustafa Soykök’ün yazdığı makalede ayrıca insanın ölümünün ardından sosyal medya hesaplarının da hesabı verileceği iddia edildi. Kitapta, “Sosyal medyada Müslüman bir genç olmak; vicdanlı olmaktır, iyilikleri çoğaltmanın gayretinde olmaktır, sanal dünyanın sanal olmayan günahlarından uzak durmaktır, kul hakkına riayet etmektir, ahirette de hesabını verebileceği sosyal medya hesaplarına sahip olabilmektir. Sanal dünya tarafından esir alınmış değil, bilinçli kullanım isimli silahla sanal dünyayı teslim almış aziz gençlere selam ve dua ile” ifadeleri dikkat çekti.

kronos
Devamını Oku »

“Saman, buğday ithal ettiniz” diyenlere bakandan cevap: Paramız var ki ithalat yapıyoruz

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, “Bu ‘saman ithal ettiniz, buğday ithal ettiniz’ diyenlere karşı şunu söylüyorum: Türkiye’de para var ki ithalat yapabiliyor.” dedi.

Tarımda yıllık ihracatın 17 milyar dolar, ithalatın 12 milyar dolar olduğunu belirten Pakdemirli, Türkiye’nin tarım alanında daima karlı ülke olduğunu iddia etti.

PAKDEMİRLİ: ZARAR ETMİYORUZ

Pakdemirli, şunları söyledi: “Tarımda kendi kendimize yettiğimiz gibi herhangi bir zarar da etmiyoruz, bu alanda Avrupa’nın itici gücüyüz. Mesela buğdayda Türkiye kendi kendine yeterlidir. Samanda da 10 bin ton bizim ithalatımız, Türkiye’de tahmini ihtiyacımız 66 milyon ton. Bunun anlamı da 10 binde bir-buçukluk bir ithalat var. Yani Türkiye’nin ihtiyacının 10 binde 1,5’u saman olarak ithal edilmiş. Bunun olumsuz bir anlamı var mı? derseniz gördüğünüz gibi yok. Bu ‘Saman ithal ettiniz, buğday ithal ettiniz’ diyenlere karşı şunu söylüyorum: Türkiye’de para var ki ithalat yapabiliyor. Bizim iki tane görevimiz var. Biri üreticiyi korumak, ikincisi tüketiciyi kollamak. Bu iki görevi dengede götürmek istiyoruz.”

Et fiyatları hakkında da bilgi veren Pakdemirli, şöyle devam etti:

“Et fiyatlarında eski pahalı günlere dönüş olmaz, ancak bir miktar artış olabilir. 2019’un ikinci yarısından sonra… Bu artış, ufak bir artış olabilir. Vatandaşımızın eti yine en uygun fiyattan sofralarına getirmelerine vesile olacağız.”

medyabold
Devamını Oku »

Erdoğan: Suriye’yi huzura kavuşturma işini bizzat üstlenmek mecburiyetinde kaldık

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Amerika Birleşik Devletleri’nin Suriye’den çekilme kararına ilişkin, “Suriye topraklarını huzura kavuşturma işini bizzat üstlenmek mecburiyetinde kaldık.” dedi.

Erdoğan, Türkiye’nin demokrasisi, ekonomisi ve güvenliğiyle hedeflerine doğru kararlılıkla yürümeye devam ettiğini belirtti.

“Türkiye’nin yönetimi, Türkiye’nin iktidarı dış politikada destan yazmaktadır.” diyen Erdoğan, “Samimi olan Arap’ı, Kürt’ü, Türkmen’i hepsi ne diyorlar, ‘Türkiye gelsin’. Niçin? Çünkü Türkiye’ye inanıyorlar, Türkiye’ye güveniyorlar.” diye konuştu.

medyabold
Devamını Oku »

Konkordato kervanına Taha Kargo da katıldı

Uluslararası yük taşımacılığı yapan lojistik firması Taha Kargo, konkordato talep etti.

Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemesi’nde açılan davada Taha Kargo’nun yanı sıra şirketin yöneticilerinden Emin ve Şebnem Taha için de konkordato talebinde bulunuldu.

Mahkeme, 14 Aralık itibarıyla şirkete üç aylık geçici mühlet verdi.

Sputnik’e göre 1994’te kurulan şirket, Fortune dergisi tarafından Türkiye’nin ilk 500 şirketi arasında gösterilmişti. 2014 itibarı ile Türkiye’de 20, Irak’taysa 40 şubesi bulunan şirket, Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) 2017 verilerine göre lojistik sektöründe Türkiye ihracatında 14’üncü sıradaydı.

medyabold
Devamını Oku »

ABD’de hükümet kısmen kapandı

Başkan Donald Trump’ın Meksika sınırına duvar örmek için istediği, Kongre’deki Demokratların ise karşı çıktığı ödeneğin bütçe tasarısına eklenmemesi sonrası ABD’de federal hizmetler kısmen durdu.

Trump, bütçeye, Meksika sınırına örmek istediği duvar için en az 5 milyar dolarlık ek ödenek istiyor. Kongre’deki Demokratlar ise ek ödeneğe karşı çıkıyor.

Beyaz Saray ve Kongre’nin yeni bütçe üzerinde anlaşamaması nedeniyle kamu kuruluşlarının yaklaşık dörtte biri gece yarısından itibaren ödeneksiz kaldı.

Bu İç Güvenlik, Ulaştırma, Tarım ve Adalet bakanlıklarının faaliyetlerinin durmaya başlayacağı, ulusal park ve ormanların da kapanacağı, yüzbinlerce kamu çalışanının ücret almadan çalışmak ya da zorunlu izne çıkmak zorunda kalacağı anlamına geliyor.

Trump, hükümet kapanmadan kısa süre önce Twitter hesabından yayınladığı görüntülü mesajda soruna çözüm bulmanın Demokratlar’ın sorumluluğu olduğunu ifade etti ve büyük harflerle “Güzel ülkemizin sınır güvenliği olmalı” yazdı.

Önde gelen Demokrat Kongre üyeleri ise Trump’ı “öfke nöbeti” geçirerek ateşi körüklemekle suçladı.

BU NOKTAYA NASIL GELİNDİ?

Çarşamba günü, federel kurumların 8 Şubat’a kadar açık kalmasını sağlayacak geçici bir bütçe Kongre’den geçmişti ancak bu bütçede Trump’ın istediği “duvar ödeneği” bulunmuyordu.

Trump ise ödeneğin yer almadığı bir bütçeyi imzalamayacağını açıkladı.

Cumhuriyetçilerin şu an için çoğunlukta olduğu Temsilciler Meclisi, salt çoğunlukla 5,7 milyar dolarlık duvar ödeneğine destek verdi ancak bütçe tasarısının ABD Kongresi’nin üst kanadı olan Senato’da da en az 60 oy alması gerekiyor. Cumhuriyetçilerin Senato’daki sandalye sayısı ise 51.

Temsilciler Meclisi’ndeki sandalye dağılımı da Ocak ayından itibaren değişecek. Kasım ayında yapılan ara seçimlerle birlikte Temsilciler Meclisi’nde çoğunluk Demokratlara geçti. Ocak ayında yeni Kongre üyelerinin göreve başlamasıyla Temsilciler Meclisi’nde Demokratlar daha fazla söz sahibi olacak.

ABD federal hükümeti benzer bütçe anlaşmazlıkları nedeniyle bu yıl 2 kez daha kapanmak zorunda kalmıştı. Bazı federal kamu kuruluşları 20-23 Ocak arası kapalı kalmış, aynı durum 9 Şubat’ta da birkaç saatliğine yeniden yaşanmıştı.

ABD’nin Meksika sınırına duvar örmek, Trump’ın 2016’daki başkanlık seçimi kampanyasının ana vaatlerindendi.

KAYNAK: BBC

medyabold
Devamını Oku »

2019’un Merakla Beklenen Filmleri

IMDB’ye göre 2019’da kaçırmamamız gereken filmler varmış. Zevkler ve renkler elbette tartışılmaz ama gelin listeye yakından bakalım.

1. AVENGERS ENDGAME

Serinin sonu olacağı söylenen film merakla bekleniyor. Hangi kahramanlara kalıcı olarak veda edeceğiz acaba?

2. ALAADDIN

Lambadan çıkan cini Will Smith’in canlandıracağı bir Alaaddin filmi ilginç olacağa benziyor.

3. CAPTAIN MARVEL

Marvel evreninin en güçlü karakterlerinden biri olan Captain Marvel sonunda sahneye çıkıyor.

4. DARK PHOENIX

En güçlü mutant Jean Grey (Sophie Turner) ortalığı fena karıştıracak.

5.GLASS

Kariyeri iniş çıkışlarla dolu olan M. Night Shyamalan , Unbreakble( Bruce Willis) ve Split’i(James McAvoy) bir araya getiriyor.

6.HELLBOY

Serinin üçüncü filminde Hellboy’u Stranger Things’ten tanıdığımız David Harbour canlandırıyor.

7.IRISHMAN

Robert de Niro ve Al Pacino’nun ilk birlikteliği olan Heat ne kadar beğenildiyse ikinci kez bir araya geldikleri Righteous Kill de o kadar eleştirilmişti. Bakalım üçüncüsü olan Irıshman nasıl olacak?

8. IT CHAPTER 2

Bill Skarsgård’lı IT yeniden çevrimlerin kötülüğü konusundaki olan önyargımızı yanıltmıştı. IT Chapter 2 aynı başarıyı yakalayacak mı görelim.

9. JOKER- ORIGIN

Jared Leto mu istemedi yoksa oyunu mu beğenilmedi bilemiyoruz ama Joker-Origin filminde DC’nin kült kötüsünü Joaquin Phoenix canlandıracak.

10. ONCE UPON A TIME IN HOLLYWOOD

1960’lardaki Charles Manson cinayetlerini konu alacak filmin yönetmen koltuğunda Quentin Tarantino oturuyor. Brad Pitt, Di Caprio ve Margot Robbie de var bizden söylemesi.

medyabold
Devamını Oku »

2 çocuğu hasta, eşi tutuklu Gülcan Orhanoğlu gözaltına alındı

Eşi İzzet Orhanoğlu bir yıldır tutuklu olan Gülcan Orhanoğlu bu sabah Muğla’da gözaltına alındı.

Biri kalp diğeri astım hastası 2 küçük çocuğu olan anne Gülcan Orhanoğlu’nun 2 yaşındaki oğlu Celal’in kalbinde delik var. Her 3 ayda bir kontrole gitmesi gereken ve sağ böbreğinde damar genişliği olan küçük Celal annesinin de gözaltına alınmasıyla yalnız kaldı.

25’inci ve 26’ıncı dönem Mardin ile Batman’dan milletvekili seçilen HDP’li Mehmet Ali Aslan paylaştığı bilgide, “11 aydır babasız olan çocuklar şimdi de annesiz kaldı. Bugün anneleri Gülcan Orhanoğlu Muğla’da gözaltına alındı. 2 yaşındaki Celal’in kalbinde delik var. 3 ayda 1 kontrole gitmesi gerekiyor. Sağ böbreğinde damar genişliği var.” yazarak yetkilileri göreve çağırdı.

Ailenin yakınları da anne ve babanın tutuksuz yargılanması için çağrıda bulundu.

kronos
Devamını Oku »

“Sen Yazıcıoğlu davasının kapatılmasının bedeli olarak buradasın”

HDP ile BBP arasında Muhsin Yazıcıoğlu tartışması yaşandı. BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, HDP’yi hazine yardımını PKK’ya aktarmakla suçladı. HDP’liler ise Destici’yi, Yazıcıoğlu davasının kapatılması karşılığında vekil olmakla itham etti.

HDP’NİN HAZİNE YARDIMI ALMASI HARAMDIR

TBMM bütçe görüşmelerinin kapanış konuşmaları, HDP ile BBP’li Destici arasında sert tartışmalara sahne oldu. BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, “Benim konuşmamı protesto etmek için salonu terk eden PKK’nın siyasi uzantılarına hazineden vermeye devam ediyoruz. Bir kere bu, vallahi de haramdır billahi de haramdır. Çünkü bunlara hazineden verilen yardım, aynen belediyelerden nasıl PKK’ya kaynak aktarmışlarsa devletin hazinesinin de emin olun ki bir kısmını PKK’ya aktarmaktadırlar” dedi.

MİLLETİN VERDİĞİ OYA SAYGI DUYACAK

Desticiye cevap, HDP Grup Başkanvekili Ayhan Bilgen’den geldi. Bilgen, “Biz kimseyi protesto edip salondan çıkmıyoruz ama zaten böyle bir muhataplık ilişkisi de aramızda yok. Bu ülkede bize yüzde 11 civarında oy veriliyor. Ama değerli milletvekili Parlamentoya girmek için ancak başka bir listede kendisine yer arıyor. Bir kere herkes bu toplum kime ne kadar değer veriyorsa onu takdir edecek, ona saygı duymayı bilecek” ifadelerini kullandı.

YAZICIOĞLU’NUN EŞİNİN HUSUMETİNE UĞRADIN

Bilgen, Destici’nin Parlamentoda olmasının merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun mirasına bağlı olduğunu dile getirdi. “Eğer bu Mecliste bir vefa, bir hakkaniyet gerekiyorsa Sayın Yazıcıoğlu’nun ölümüyle ilgili bir araştırma komisyonu kurulması konusuna biz tam destek vermeye varız. Eğer siz de içinden seçildiğiniz gruba bu desteği verdirebiliyorsanız buyurun, yoksa mahkeme salonlarında Sayın Yazıcıoğlu’nun eşi ve kardeşinin husumetine uğrayıp gelip burada bize fırça atamazsınız” şeklinde konuştu.

DAVANIN KAPATILMASININ BEDELİ OLARAK MECLİS’TESİN

Tartışma karşılıklı sözlü sataşmalara devam etti. HDP’li Hüda Kaya, “Haddini bil. Sen Muhsin Yazıcıoğlu davasının kapatılmasının bedeli olarak oradasın. İşbirlikçi” dedi. Destici ise, “PKK’yı, PYD’yi, YPG’yi savunan ağzınıza benim şehit liderimin ismini alarak kirletemezsiniz çünkü siz kirlisiniz!” diye konuştu.

medyabold
Devamını Oku »

“Ali Koç, Mesut Özil için tüm imkanları seferber edecek”

Arsenal, devre arasında Mesut Özil’i kiralama kararı aldı. Sarı-Lacivertli Yönetim, zaman kaybetmeden İngiliz kulübüyle görüşmelere başlamak için harekete geçti. Kanarya’nın rakipleri Inter ve Juventus.

The Times’ta yer alan iddiada, Mesut Özil’in hem taktiksel hem de son dönemdeki performansı nedeniyle Arsenal menajeri Unai Emery’nin planları arasında yer almadığı ve gönderilme kararı alındığı belirtildi.

İngiliz ekibinin uzun vadeli planları arasında yer almayan başarılı oyuncunun ara transfer döneminde kiralık olarak gönderilme kararı alındığı kaydedildi.

Arsenal ile yeni sözleşme imzalayan ve haftalık maaşı 350 bin Euro olan 30 yaşındaki oyuncunun peşinde Juventus ve Inter gibi İtalyan kulüplerinin de olduğu vurgulandı.

Ayrıca, zaman zaman F.Bahçe ile anılan ve kariyerinde bir gün F.Bahçe’de oynamak istediğini belirten Mesut için Sarı-Lacivertli kulübün de temasa geçebileceğinin altı çizdi.

Akşam’ın aktardığına göre, Arsenal ile 2021 yılına kadar sözleşmesi bulunan oyuncu, bu sezon 14 resmi karşılaşmada 4 gol ve 2 asistlik bir performans sergiledi.

Özil, bu yılın nisan ayında verdiği röportajda, “Birçok insan, ailem, arkadaşlarım bana F.Bahçe hakkında sorular soruyor. Bana sürekli takıma katıl, oraya git diyorlar. Bu şu anda değil ama inşallah bir gün olacak” ifadelerini kullanmıştı.

Bu sıcak gelişmeler sonrası Sarı-Lacivertli yöneticilerin Arsenal yetkilileri ile bir temasa geçeceği öğrenildi.

Başkan Ali Koç’un Mesut Özil transferini gerçekleştirmek için tüm imkanları seferber edeceği belirtildi.

medyabold
Devamını Oku »

CHP’nin İstanbul Adalar ilçesi için adayı gazeteci Erdem Gül

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin İstanbul Adalar Belediyesi adayının gazeteci Erdem Gül olduğunu açıkladı. Kılıçdaroğlu, yardımcıları ile birlikte gazetecilerin Ankara temsilcileri ile bir araya geldiği kahvaltıda Gül’ün adaylığını duyurdu.

Hatay’da silah taşıyan MİT TIR’larıyla ilgili haberlerin 2015 yılında Cumhuriyet gazetesinde yayınlaması nedeniyle Can Dündar ile birlikte tutuklanan dönemin Cumhuriyet Ankara Temsilcisi Erdem Gül aylarca cezaevinde kalmıştı.

Günlerdir adı CHP kulislerinde konuşulan Gül, teklif gelmesi halinde Adalar ilçesinden CHP adayı olabileceğini ifade etmişti.

 

kronos
Devamını Oku »

Tadilattaki bina çöktü: Beş işçi yaralandı

Muğla’nın Bodrum ilçesinde tadilat yapılan binanın tabanı çöktü. Olayda beş işçi yaralandı.

Bodrum ilçesinde, tadilat yapılan bir binada, bugün saat 11.30 sıralarında ikinci katın tabanı çöktü. Enkaz altında kalan beş işçi yaralandı.

Enkaz altından çıkartılan yaralı işçiler hastaneye kaldırılarak tedaviye alındı.

kronos
Devamını Oku »

“Eşine ‘git orospuluk yap’ denen meslektaşlarım için konuşmalıyım”

Komiser Gözağaç, sessiz meslektaşlarının aksine her platformda Türkiye’de yaşananları anlatan bir isim. Ressam profili, ailecek yaşadıkları dramla Mülteci Komiserin hikayesi..

CEVHERİ GÜVEN
BOLD/ÖZEL

Komiser Ali Osman Gözağaç, iki çocuğu ve eşiyle yollara düşmüş bir Mülteci. Hikayesi binlerce meslektaşı gibi 17/25 Aralık yolsuzluk operasyonlarından sonra başlıyor. Gözağaç şimdi Norveç’te yaşıyor ancak hayatını hapisteki meslektaşlarına adamış durumda. “Orası benim teşkilatım” dediği Polislik görevine döneceği umudunu ise kalbinde taşıyor.

Komser Gözağaç, Avurupa’daki meslektaşlarının sessizliğine ise kırgın. 17/25’ten sonra pekçok birinci sınıf emniyet amirinin yaşananlara çıkıp tepki verdiğini, Emniyet Teşkilatı’nda kıyım yapılması nedeniyle il emniyet müdürlerinin istifa ettiklerini, Polis Akademisi’nin kapatılmasını protesto etmek için her hafta eylem yaptıklarını söyleyen Gözağaç, “Onlar 17/25’ten sonra çıkıp konuştular, şimdi hepsi hapiste. Şimdi biz Avrupa’da olan polisler konuşmazsak bu vefasızlık olur” diyor.

Gözağaç, meslektaşlarına yapılanları sadece Uluslararası medyaya demeç vererek anlatmaya çalışmıyor. Aynı zamanda amatör bir ressam. Çizimlerini sosyal medya üzerinden paylaşarak, yaşananlara tepki vermeye, mağdurların sesi olmaya çalışıyor.

Komiser Ali Osman Gözağaç’ın çizdiği resim

KOMİSER ALİ’NİN HİKAYESİ

Ali Osman Gözağaç, Polis Akademisi mezunu, komser rütbesiyle Başkent Ankara’da Personel Dairesi’nde görevli başarılı bir polismiş. Hukuka ve mevzuata hakimiyeti nedeniyle bu alanda ilerlemiş. Marmara Hukuk’u kazanıp ikinci üniversite okuma çabası da hukuka olan ilgisinden.

Gözağaç için işler, pekçok meslektaşı gibi 17/25 Yolsuzluk Operasyonu’ndan sonra değişmiş. Personel Dairesi’ndeki bütün polislerin Hizmet Hareketi ile ilgili olduğu ön kabulüyle Kars’a sürülmüş.

Bu etiketlemeden sonra meslek hayatı soruşturmalar ve sürgünlerle geçmeye başlamış.

“Yurt dışı görevlendirme sınavına girmek istedim. Sınava girmeme izin vermediler. Hakkım olduğu halde neden izin vermediklerini bir dilekçeyle sordum. Sadece bunu sorduğum için, hakkımda soruşturma açıldı, 24 Ay Kıdem Tenzili cezası aldım. Sonra devam soruşturmasında bir 24 ay daha.

Başkomiserlik sınavına girdim. 90 puan aldım. 17/25’ten sonra mülakat diye bişey icad etmişlerdi. Ankara’da mülakata girdim. Annemi, babamı, zengin olup olmadığımı sordular. Polislikle ilgili hiçbir şey sormadılar. Sebebini sorunca verdikleri cevaptan fişlenmiş olduğumu anladım. Mülakatta 5 puan vererek ortalamamı 50’nin altına düşürdüler ve başkomiser olamadım”

Komiser Ali Osman’ın kariyeri aldığı cezalar ve bu tip engellemelerle durma noktasına gelmişken, ilginç bir olay yaşanır:
“Şehre terörist bir grup geleceği istihbaratı gelmişti. O gün ekipler şehir dışı görevlerdeydi. Beni ve ekibimi gönderdiler. Gidip önlem aldık. Aracı durdurduk, içinden beklenen teröristler çıkmadı ama çok sayıda silah vardı. Şahısları gözaltına alınca anons edip durumu telsizle bildirdim. İl Emniyet Müdürü Faruk Karaduman, telsizle tebrik etti. Ama 10 dakika sonra sanırım benim fişleme listesinde olduğumu farkettiler. Herşey değişti. Orada ölsem fişleme listesinde olduğum unutulacaktı. Ama ölmeyince tebrik yerine Müdür Karaduman beni makamına çağırıp, uğradığım haksızlıklar nedeniyle verdiğim dilekçeler için bana hakaretler etti. Ardından beni ölümle tehdit etti. Üzerime telsiz fırlattı. Sonra Muş’a sürüldüm.”

Komiser Ali Osman Gözağaç, iki çocuğu ve eşiyle Norveç’te yaşıyor.

HAKKINDAKİ BÜTÜN DAVALARI KAZANIR

Hukuk öğrencisi Komiser Ali Osman’ın hukuk mücadelesi bitmez. Hakkında açılan soruşturmalra ve aldığı cezalarla ilgili bütün davaları kazanır.

“Erdoğan’ın kontrolünde olan hukuk düzeninde bile aklandım ama beni Koruma Şube’de boş boş oturtuyorlardı. Ben de hukuk fakültesindeki derslerime yoğunlaştım. Zaten 17/25’ten sonra binlerce arkadaşımı böyle pasifize etmişlerdi. Ama hepsi bunu bir fırsat bilip, ikinci üniversite, yeni bir hobi öğrenmek, okuma ile değerlendiriyorlardı.

15 TEMMUZ GECESİ DARBECİLERE DİRENİRKEN..

Komiser Ali Osman’ın hayatı Türkiye’deki yüzbinlerce insana olduğu gibi 15 Temmuz’la birlikte köklü biçimde değişir:
“15 Temmuz akşamı mesaim vardı çalışıyordum. Sonra askeri hareketlilik haberleri medaya düşünce Muş’taki Askeri Kışla’nın önüne gitmem emredildi. 3 gün eve gitmedim. Çelik yelekli ve silahlı biçimde, kışlanın girişinde , çıkış olursa ‘vur emriyle’ görevlendirildim. Böyle beklerken, 18 Temmuz sabahı bir mesaj aldım. Personel Şube’ye gitmem gerektiği belirtiliyordu. Kışladaki görevimi devredip Personel Şube’ye gittim. Tabi ülkenin nereye gideceği az çok belliydi.
Üç gün darbecilere karşı silahla görev aldıktan sonra darbeci diye açığa alındım.”

LİSTE 15 TEMMUZ’DAN ÖNCE HAZIRLANMIŞ

Geçmiş’te Personel dairede görevli olması ve hukukçu kimliğiyle Komiser Ali Osman, görevden alma yazısında ilginç bir nokta keşfeder:

“Yazıda ‘bakanlık kararıyla açığa alındınız’ yazıyordu sadece. Ne bir bakanlık kararı sayısı var ne de açığa alınmama gerekçe gösterilen bir şey. Kararı imzalamayacağımı söyleyince bu kez Bakanlık Yazısı’nı çıkardılar. Şunu farkettim: Bakanlık yazısı 16 Temmuz gece 03’te yazılmış. Herşeyin önceden hazırlandığını gösteriyor bu. Darbeciler listeleri darbeden önce yapar. Listeyi hazırlayanların kim olduğuna bakıp 15 Temmuz’un failini bulabilirsiniz. “

Komiser Ali Osman Gözağaç’ın çalışması.

KOMİSER ALİ OSMAN’IN EVİNE POLİS BASKINI

Görevden alındıktan sonra iki çocuğu ve eşini alıp Ankara’ya ailesinin yanına dönen komiser Ali Osman’ın Muş’taki evi 21 Temmiz sabahı baskına uğrar:

“Çilingirle içeri girip herşeyi dağıtmışlar. Benim İslam tarihi üzerine çalışmam vardı. Ebu Hanife’de Sivil İtaatsizlik diye bir kitap vardı. Onu almışlar, isminde “sivil itaatsizlik” tanımı geçtiği için. İdareye karşı sivil itaatsizliğinde bulunduğumun delili olarak bu kitabı delil torbasına konmuş. 15 Temmuz’dan sonra hukuk kalmamıştı. Kendinizi yargı önünde savunmanız anlamsızdı. Bu yüzden gidip teslim olmadım. Ailemden ayrı yaşadığım süreç başladı.”

EŞİ TUTUKLANIR

Komiser Ali Osman ve ailesini bekleyen felaketler bununla bitmez. İşsizlik, kaçak yaşam, ailesini aylardır göremeye, bir de eşinin tutuklanması eklenir:

“Eşim öğretmendi görev yeri Muş’a döndü. Artık onları göremiyordum. 25 Nisan 2017’de okulda görev yaparken, sınıf içinde gözaltına alındı. Üç gün boyunca gözaltında kaldı ve sorulan tek soru benim nerede olduğumdu. Savcı, polis hep bunu sormuş. Sonunda terör müdürü gelmiş ‘çocuklarını yetiştirme yurduna veririz’ diye tehdit etmiş. 3 günün sonunda Bylock listesinde ismi olduğu iddiasıyla gözaltına alındığı ortaya çıktı.

Sonunda eşim mahkemeye çıktı ve 15 dakikada tutuklandı. O sırada küçük oğlum 6 aylıktı. Ayaklarında problem vardı. O an ben bu ülkede durulamayacağını anladım.

Eşim tutukluydu, çocuklarımı da göremiyordum. Haber gönderdim cezaevine ‘gelip teslim olayım mı’ diye sordum. Eşim, ‘Kesinlikle gelme, beni boş yere tutukladılar ama seni bırakmazlar, sakın gelme’ dedi. Böylece 7 ay yattıktan sonra eşimi yine benimle ilgili tehdit ederek serbest bıraktılar.”

OĞLUM KÖŞELERDE AĞLADI

“Büyük oğlum Hasan Sami anaokuluna gidiyordu. Eşim tahliye olunca öğretmeni çağırmış. Hasan Sami’nin her gün bir köşeye çekilip ‘annem babam yok’ diye ağladığını anlatmış. Öğretmen bunu 7 ay saklamış, cezaevindeki annesine söylerler de o içeride çok üzülür diye. Duyarlı bir öğretmendi.

Küçük oğlum 6 ayıktı annesi tutuklandığında tabi zaman içinde büyüdü. Cezaevinde annesini gidip gelirken görüşlere sürekli arama oluyor insanları görüyor. Ve bir arama sırasında o da ellerini kaldırıyor. Orada bir kadın astsubay gülüp ‘Yiğit Ünal’ı tanıyoruz, onu aramaya gerek yok’ diyor. Bir çocuğun yaşadığı bu. Ben bunları yaşadım. Benim çocuğum köşelerde ağladı.

Bu yaşadıklarımla yarın mesleğime dönersem insan hakları konusunda son derece duyarlı olarak mesleğimi yaparım. Bu yaşadıklarım beni bazı şeylere hazırladı.

MERİÇ’LE MÜLTECİLİK HAYATI BAŞLAR

Tahliye’den sonra, eşiyle gizlice buluşan Komiser Ali Osman, artık Türkiye’de yaşayamayacaklarını anlatır. Ve pekçok Türkiyeli Mülteci gibi bir bota binip Meriç Nehri’yle memleketi geride bırakırlar:

“O sırada Meriç’ten bazı insanlar geçerken hayatını kaybetmişlerdi. Normalde iki çocukla ölüm tehlikesi olan bir yoldan geçmek akıl karı değil. Ama özgürlük için bu kararı verdik ve Meriç’ten geçip Yunanistan’a gittik. 2.5 ay sonra da Norveç’e geldik.”

KALEMİ ELİNE GÖZYAŞLARI ALDIRIR

Komiser Ali Osman, şimdi eşi ve iki çocuğuyla Norveç’te yaşıyor. Ancak Türkiye’de geride kalanlar için hem sanat alanında hem de yaşananları karşılaştığı her bir insana anlatarak vefa borcunu ödemeye çalışıyor geride kalanlara:
“Lisede resim yapıyordum ama yıllarca hiç yapmamıştım ta ki eşim tutuklanana kadar. Tutuklandığı gece 3 saat ağlayarak oturdum ve bir çizim yaptım. İki çocuğumun Muş Cezaevi’ne baktığı bir resim çizdim.

“GİT OROSPU OL”

Benim tek bir görevim var. Geride kalan tutuklu olan arkadaşlarım için çalışmak. Tanıdığım bir şube müdürümüzün eşini ziyarete gitmiştim kaçak olduğum dönem. Sağdan soldan birkaç kuruş bulup yardım için gitmiştim. O müdürümüzün eşi kapıda beni görünce ağladı.

Öncesinde bir işte çalışıyormuş, bulaşıkta çalışıyormuş. Bu müdür büyük bir ilin mali şube müdürüydü. Şu an o illerin mali şube müdürlerinin kaç evi olduğunu sayamazsınız. Ama elinden trilyonların geçtiği bu dürüst müdürün karısı bulaşık yıkıyordu. O gün çalıştığı iş yerinin sahibi kocasının kim olduğunu ve neden tutuklu olduğunu öğrenmiş. Ablayı çağırıp işten atmış. Kadın ‘ne yaparım ben çocuklarım var’ deyince ‘git orospuluk yap’ demiş.

Abla eve gelirken yolda ne yapacağını bilemeden gelmiş, araçların altına kendini atmayı dahi düşünmüş. Cebinde 20 lira varmış. Ucuz pirinç görmüş bir yerde makarnayla pirinç almış, yemek yaparım diye. Son parasını harcadığı anda kapı çalmış ve ben gelmişim.

Bu insanları kimse bilmiyor. En yakın akrabalarının bile umurunda değil bu insanlar. Ölüme terkedilmişler. Toplumdan tecrit edilmiş durumdalar. Ağaç kabuğu yesinler diyorlar ya bu durumdalar. Eşi 2.5 yıldır içerde ama abisi kardeşi bile korkudan kapılarını çalmıyor.

Böyle bir durumda ülke ve ben bu insanların sesi olmak için çiziyorum ve konuşuyorum. İşe yarıyorsa, bu insanların hislerine tercüman olursam yeter bana. Silahımı elimden aldılar ama kalemimi alamadılar.

Bu insanların dertlerini dünyaya duyurmaya çalışmaya çalışıyorum. Bir kişiye dahi bu hukuksuzluğu duyurabilirsem mutlu oluyorum. Dil kursunda yeni mülteci bir öğrenci görsem bile anlatıyorum Türkiye’de neler yaptıklarını.

Geride bıraktığım devrelerim meslektaşlarım tutuklu, bazıları eşleriyle birlikte tutuklu. Ve ben buradaysam onların sesini duyurmak benim boynumdaki vebaldir.

“MESLEKTAŞLARIM KONUŞMALI”

Komiser Ali Osman, Türkiye’de binlerce tutuklu meslektaşı ve onların aileleri için Batı’da yaşayan polislerin konuşması gerekliliğini bir vebal olarak anlatıyor:

“Susayım başıma bişey gelir ya da bunlar düzelecek demek insan fıtratına aykırı. Yaşadıklarımızı anlatmamız, cezaevindeki arkadaşlarımın hislerine tercüman olmamız lazım. Arkadaşlarımın hayatını ellerinden aldılar. Eşleri işlerinden atıldı, ‘git orospuluk yap’ denildi, çocuklarının psikolojileri alt üst oldu. Bunların bilinmesi lazım. Tek amacım bu.

Polislik emir hiyararşi içinde bir meslek ve akademide devlet ‘anne’ olarak anlatılır. Bu alt kültürle yetiştiğimiz için meslektaşlarımın sessizliğini de bu etkiliyor belki. Ancak yapılanların bununla ilgisi yok.

Şöyle bir şey de var; polisler medyatik olmak istemezler. Yarın mesleğe döndüklerinde medyatik olmak istemezler. Böyle bir düşünce var ama ben uzun yıllar insanların mesleğine dönebileceğini sanmıyorum, dönseler bile bunların önemi kalmayacak.
Belki alt kademedeki polisler, müdürlerin konuşmasını bekliyorlardır ama ben rütbe gözetmeden herkesin konuşması gerektiğini düşünüyorum.”

“O AMİRLERİM KONUŞTULAR BU BİZE VEBALDİR”

Komiser Ali Osman’ın bu noktada 17/27 sürecinden önceki emniyet kadrosuyla ilgili çarpıcı bir tespiti geliyor.
“17/25’ten sonra polis müdürleri çıkıp konuştular, yapılan hukuksuzluklara tepki gösterip istifa edenler oldu. Hatta tutuklu kalıp çıkanlardan da hem medyada hem sosyal medyada konuşanlar vardı. Ali Fuat Yılmazer, Ramazan Akyürek gibi isimler çıkıp konuştular. Cuma günleri müdürlerimiz Polis Koleji’nin kapatılmasını düzenli olarak protesto ettiler Güvenpark’ta. Daha işkence, cadı avı, sürgünler, kitlesel tutuklamalar yoktu. Şu an pekçok polis yurt dışında. Şimdi 17/25’ten sonra konuşan müdürlerimiz cezaevinde , onlar konuştular ama şimdi çok daha büyük hukuksuzluklar yaşanmasına rağmen yurt dışında olanlar konuşmuyorlar, çıkıp bilgilendirme yapmıyorlar. Korku mu kopukluk mu vurdumduymazlık mı sözlerinin işe yaramayacağını düşünmek mi var bilmiyorum.

O kadar zulüm yokken onlar konuştular kendilerini öne attılar şimdi hepsi hapisteler, şimdi bizim vefa borcumuz var.”
Onlar birinci sınıf emniyet müdürüyken, il emniyet müdürü iken istifa ettiler, kariyerlerini sıfırlama pahasına konuştular. Şimdi birkaç meslektaşımızın çıkıp Ali Fuat Müdürümüzü anlatmasını, kızlarına yapılanları anlatmasını istiyorum.“

“RENKLİ POLİS KADROSU VARDI”

Komiser Ali Osman, Norveç’te birgün mesleğine geri döneceği günü bekliyor. Eski arkadaşlarını ve teşkilatını anlatırken oldukça duygusallaşıyor:

“Benim görev yaptığım zaman, müzik çalan, resim yapan, ekşi sözlükte yazar olan, farklı dallarda hobileri olanlar vardı. Mesela benim devrem heykeltraş vardı. Sabaha kadar Narkotik’te uyuşturucunun peşinde koşup, sabah boşlukta hekyel yapıyordu. Hayatımızın vitrindeki meslek kısmını elimizden aldılar. Ama hayatımızın geri kalanına döndük.
Süleyman Soylu, ‘bize akademik kariyer yapan değil işini yapan polis lazım’ demişti. Bizim amacımız mesleğe bişeyler katmaktı. Bunun için insanlar lisans, doktora yapıyordu, yurt dışına gidiyordu. Pekçok analizler çıkartıyorduk, sorunların kaynağını çözme adına çalışıyorduk. Şu an polis 90’lara döndü. Uygulama yapan, işkence yapan, küfreden kimliğine döndü.

Komiser Ali Osman Gözağaç, Kars’ta görev yaparken

“GÜNÜN BİRİNDE DÖNECEĞİM”

Kars’tan sürülürken, çektiğim bir fotoğrafım var. Arkam dönüktü yukarıda Kars Valiliği yazıyor. Döndüğümde bu kez yüzüm dönük bir fotoğraf çektireceğim. O teşkilat benim teşkilatım. Yıllarımı gecemi gündüzümü verdim. Bu teşkilat için üzülüyorum. Herşeyimdi benim bu teşkilat. O yüzden bu yapılanlar çok ağırıma gidiyor. Bu yüzden kendimi hazırlıyorum, teşkilatın eksikleri yeniden yapılanması adına çalışmalarımı da sürdürüyorum bir taraftan.”

medyabold
Devamını Oku »

Cumhuriyetçi senatör Graham: Suriye kararını Senato’ya taşımalıyız

ABD’de Cumhuriyetçi senatör Lindsey Graham, Başkan Donald Trump’ın Amerikan askerlerini Suriye’den çekme kararının ABD Senatosu’nda acil bir şekilde ele alınması çağrısında bulundu.

Deutsche Welle Türkçe servisinin haberine göre Graham, Washington’da gazetecilere yaptığı açıklamada, böyle bir oturumda Savunma Bakanlığı görevini bırakacağını açıklayan James Mattis’i dinlemek isteyeceğini söyledi.

ABD Senatosu’nun Silahlı Hizmetler Komitesi’ne üye olan Graham, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada da Kongre’ye benzer bir çağrı yapmıştı. ABD’li senatör “Ulusal güvenliğimize yönelik sonuçlarını anlamak için Kongre’nin Suriye’den çekilme kararı hakkında, ayrıca Afganistan’dan çekilme ihtimali konusunda, oturum düzenlemesi zorunludur” yazdı.

Cumhuriyetçi Parti’den Başkan olan Donald Trump, Suriye’deki yaklaşık 2 bin Amerikan askerini çekeceğini açıklamış, bu karara tepki gösteren ABD Savunma Bakanı James Mattis ise görevi bırakma kararı almıştı.

Trump’ın Suriye’den çekilme kararını, Tayyip Erdoğan ile 14 Aralık’ta yaptığı telefon görüşmesinde aldığı yönündeki iddialar Associated Press‘e konuşan ABD’li ve Türk yetkililerce doğrulanmıştı.

 

kronos
Devamını Oku »

SDG temsilcisi İlhami Ahmed: Türkiye IŞİD’le mücadeleyi zora sokar

Ana bileşeni YPG olan Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) siyasi kanadı Suriye Demokratik Konseyi’nin eş başkanı İlham Ahmed, Türkiye’nin bölgeye düzenleyeceği olası bir harekâta karşı uyarıda bulundu.

Cuma günü ABD ve Türkiye’nin açıklamalarıyla ilgili görüşmeler yapmak amacıyla konseyin diğer eş başkanı Riad Darar ile Paris’te bulunan Ahmed, gündeme dair açıklamalarda bulundu.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Suriye’nin kuzeyine operasyon düzenlediği takdirde IŞİD’le mücadelenin tehlikeye gireceğini ifade eden Ahmed, böyle bir durumda SDG’nin IŞİD’le savaşın sürdüğü cepheden çekilmek ve Türkiye sınırında konuşlanmak zorunda kalacağını kaydetti. Bölgede bulunan IŞİD’lilerle ilgili olarak Ahmed, “Durumun kontrolümüzden çıkmasından korkuyoruz” dedi.

Türkiye’nin geri adım atması için Ankara’ya özellikle de Fransa’nın baskı uygulayabileceğini kaydeden Ahmed, “Fransızlardan bize diplomatik destek vermelerini istiyoruz” diye konuştu.

kronos
Devamını Oku »