22 Mayıs 2019 Çarşamba

Torunum Anne Hasretinden Kriz Geçiriyor

Ben yıllarca bir fabrikada işçi olarak çalıştım ve emekli oldum. Allah bağışlasın iki kızım var. Benim dünyadaki miraslarım çocuklarım olacak diye ikisini de okutmaya çalıştım. Biri liseden sonra okumadı. Diğer kızım üniversiteye devam etti. Bizim sülalenin tek okuyanı benim kızım.
Öğrencilik hayatı boyunca hep başarılı bir öğrenciydi. Üniversite bitince bir yıl evde memurluk sınavlarına hazırlandı ve çok güzel bir dereceyle kazandı. Ne kadar gayret edip çalıştığına anne-baba olarak bizler şahidiz.
Biz küçük bir ilçede oturuyorduk. Kızım da yaşadığımız ilçeye atandı. Daha sonra bizim köyden helal süt emmiş bir delikanlı kızımıza talip oldu, evlendirdik. Daha sonra iki torunumuz oldu. İmtihan dünyası. Torunlarımdan biri bedensel ve zihinsel olarak engele sahip. Kızım memuriyeti gereği farklı yerlere tayin olup oralarda çalıştı. Bir yıl önce tayin isteyip bizim yaşadığımız şehre geldi. Çok sevinmiştik.
Her şey yoluna girmeye başlıyor diye mutlu oluyorduk. Torunumun durumundan dolayı çok sık bakıcı değiştirmişlerdi. Burada artık torunlarımla diğer kızım ve biz ilgilenecektik.
 Derken 15 Temmuz sonrası bizim için kabus günlerin başlangıcı oldu. Yaz tatili olduğu için engelli torunum bizimle köydeydi. Kızlarım ve damatlarım da köye tatile gelecekti. O gün biz köyde onların yolunu gözlüyorduk, şu saatte köyde oluruz diyeceklerini beklerken küçük kızım akşama doğru telefon etti. Meğer ki tam yola çıkacaklarken kapı çalmış. Polisler evi aramaya ve diğer kızımı gözaltına almaya gelmişler. Arama saatlerce sürmüş. Evde suç unsuru olabilecek hiçbir şey bulamasalar da kızımı alıp götürmüşler.
Dünya sanki bir anda başımıza yıkıldı. Günlerce kızımdan gelecek güzel bir haber bekledik. Torunuma olanları hissettirmemek için azami gayret gösteriyorduk. Torunum her gün anne-babasının neden gelmediğini soruyordu. Annesine çok düşkündür. Gelmiyorsa bari bir telefon etsin diye bize eziyet ediyordu.
Yaklaşık iki hafta sonra kızımın mahkemeye çıktığı ve serbest kaldığı haberi geldi çok şükür. Ama kızım memuriyetinden açığa alınmış, kızım ve damadıma yurtdışına çıkış yasağı konmuş, pasaportları iptal edilmiş ve adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. Damadım esnaf ve yaptığı iş gereği neredeyse ayda birkaç kez yurtdışına gider gelirdi. Bu durum onlar için çok kötü bir durumdu.
Kızım hakkındaki suçlamalarla ilgili savunmasını hazırlayıp ilgili makamlara sundu. Suçlamalar o kadar saçma ve mesnetsiz ki artık kızımın göreve iade haberlerini beklemeye başladık. Bu arada okullar açıldı. Küçük torunumun gittiği okul kapandığı için daha ilk hafta iki kez okul değiştirmek zorunda kaldı. Damadım işlerinde epey zarar etmeye başladı. Bu arada engelli torunum her gün annesine neden işe gitmediğini soruyor. Ne dersin ki?
 Aradan bir buçuk ay zaman geçti. Kasım başarıydı. Akşamüzeri telefon çaldı. Arayan küçük kızım. Diğer kızımın evine bu sefer eski çalıştığı ilden polislerin geldiğini, kızımı alıp götürdüklerini söyledi. Torunlarımın gözlerinin önünde alıp götürmüşler. Torunlarım “Ne olur annemizi götürmeyin” diye yalvarıyor ve ağlıyorlarmış. Bayan olan polis torunlarıma “Kapatın çenenizi. Ne ağlayıp duruyorsunuz?” diye bağırmış. Biz engelli torunumdan her şeyi saklarken bu kadar olayın onun önünde cereyan etmesi…
 Çocuklar evde yalnız kalmış. Neyse ki o esnada küçük torunumun bir arkadaşı ve annesi oradan geçiyormuş. Kapının önündeki hareketliliği ve ağlama seslerini duyunca neler oluyor deyip gelmişler. Torunlarımın yanında o gece o
nlar kalmış. Küçük kızım ve damadım ise acaba bir umut diye emniyetin önünde beklemişler. Ama hiç görüştürmeden diğer ile götürmüşler kızımı. Bu arada damadım olanlardan habersiz iş seyahatindeydi. Onu da olduğu yerden almışlar.  Ertesi gün apar topar yola çıktık. Torunlarımın yanına vardık. Çocuklar çok perişan durumdaydı. Kızımın nerde olduğunu, neden alındığını, damadımın nerde olduğunu ve daha böyle birçok soruyu soruyorduk sürekli birbirimize.
Bu arada birkaç gün zaman geçti. Kızımın götürüldüğü ile gittik. Bir umut. Acaba görebilir veya bir haber alabilir miyiz diye. Ama nafile. Bu şekilde birkaç gün aralıklarla 300-350 kilometrelik yolu gidip geldik. Engelli torunum bu arada her gün sinir krizi geçiriyor, her gidişimizde annesini de getireceğimizi sanıyor, annesinin olmadığını gördüğünde eziyetleri daha da artıyordu. İki hafta sonra kızımı mahkemeye çıkaracaklarını öğrendik. Diğer damadımla gittik. Akşama kadar bekledik. O gün mahkemeye çıkmadı kızım. Gece dönüp, sabah erkenden tekrar yola çıktık. Yine başladık mahkeme önünde beklemeye. Akşama kadar bekledik. Orada gördüğüm rikkatime çok dokunan birkaç hadiseyi anlatmadan geçemeyeceğim.
O gün mahkemeye çıkan yaklaşık 30 kişinin yakınları hep bir arada bekliyorduk. Hava çok soğuktu. İçeri alınmadık. O soğukta dışarda bekledik. Ama daha da acı olan o gün bekleyenler arasında yeni doğmuş bir bebekte vardı. Annesi doğum yapar yapmaz hastaneden alınmış. Tek bekleyen bebek de o değildi. Henüz kırkının içinde iki bebek daha vardı. Ve tabi daha yaşını doldurmamış üç -dört bebek daha. Onların hallerini gördükçe içten içten hep ağladım durdum. Neredeyse kendi acılarımızı unutmuştum onların hallerini gördükçe.  Mahkeme gece bitti. Bekledik. Gece yarısı oldu. Tekrar geri dönmek zorunda kaldık. O gece sabaha karşı avukat kızımın tutuklandığını söyledi.
Halbuki avukat kızımın duruşmasının çok iyi geçtiğini söylemişti. Dünya tekrar yıkıldı sanki başımıza. Kendimizden geçtik de torunlarımın psikolojileri alt-üst.
Anneleri yok, babaları yok. İki ay geçti. Her günümüz sanki ayrı bir kabus. Her kabus eninde sonunda biter. Biz de bu kabusun biteceği günü bekliyoruz. “Mağdur falan yok” sözleri bir anlam ifade etmiyor.  Biz ve daha bizim gibi mağdur çok. Yeter ki ehli vicdan olarak bakın. Göreceksiniz…


Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/05/21/torunum-anne-hasretinden-kriz-geciriyor/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder