Eşim farklı özel öğretim kurumlarında 20 yıla yakın bu vatana millete hayırlı insanlar yetiştirmek amacıyla öğretmenlik yaptı. 2013 yılında Devlet Kurumu olan Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu’nda çalışmaya başladı. İşini en iyi şekilde yapmaya çalışan iş yerinde kimse ile sorun yaşamamış işten eve evden işe düzgün bir aile hayatı olan birisiydi. 15 Temmuz cuma gecesi hiç bir şeyden habersiz ailemiz ile parktan gelirken, telefonumuza gelen mesajlarla şaşkına döndük ne olduğunu anlamaya çalışarak telefonumuzdan internet haberlerine girince darbe olduğunu öğrenerek çok şaşırmıştık. Kim bu güzel vatanın huzuruna ve evlatlarına kast edebilir diye düşünerek gelen şehit haberlerine ailecek üzüldük. Ertesi gün iş yoğunluğunu azaltmak için cumartesi günü işyerinde olma kararı vermişti eşim, ancak ertesi sabah işyerine gittiğinde kimseyi bulamayıp geri dönmüştü.
21.09.2016 tarihinde normal bir iş gününde eşimin Koordinatörü eşimi yanına çağırarak, örgüt üyesi olma ve darbeye teşebbüs iftirası ile iş sözleşmemin fesh edildiğini tebliğ ettiler. Eşim bundan sonra ne yaparım evim kirası, giderleri, çocuklarımın eğitimini nasıl sağlarım diye düşünürken 05.10.2016 sabah saat 7.00 de kapımızın polisler tarafından çalınmasıyla ikinci bir şok yaşadık. Bizim gibi sıradan aile hayatı olan insanların polis kapısına niye gelirdi anlamak mümkün değildi. Evde arama yaptılar eşim ve çocuklarım çok korktu sonuçta ilk kez böyle bir şeyle karşılaşıyorduk. Evde bir şey bulamayıp eşimin cep telefonuna el koyup eşimi alıp Asayiş Müdürlüğüne götürdüler. 8 gün boyunca eşimi ve yirmiden fazla kişiyi orada tuttular.
Sorguya aldıklarında psikolojik baskı had safhadaydı. Film sahnelerinde gördüğümüz iyi polis kötü polis rolünü oynuyorlardı. Birden bire bağırmalar gözlerinin önünde çakmak yakmalar, duvarları yumruklamaları, diz çöktürmeler, üzerinde suçlamaların olduğu kağıdı imzalamaları için tehditler ederek zorlamalar… Tam bir travma yaşattılar ve ağustos sıcağında kişisel ihtiyaçlarını karşılamalarına izin vermeden 8 gün boyunca aynı kıyafetle duş, traş vesaire hiç birini yapamadan kâbus gibi bir 8 gün yaşattılar. 8. günün sonunda 12.10.2016 günü mahkemeye çıkarıldı gece saat 2 sıralarında tutuklayarak ceza evine gönderdiler. Bu zaman zarfında ne emniyette ne de adliyede eşimizle görüşmemize hiç bir şekilde müsaade edilmedi. Cezaevi çok kalabalıktı bazıları yerde yatmak zorunda kalmıştı, içlerinde hasta olanlar vardı. Revire gidebilmek için defalarca talepte bulunuyor ama bir cevap alamıyorlardı.
20.11.2016 tarihinde hiç bir açıklama yapmadan eşimi tek kişilik hücreye koydular, defalarca gerekçeli kararı öğrenme talebinde bulunmamıza rağmen cevap alamıyorduk. Ceza infaz mahkemesine itiraz dilekçesi yazdık oradan ret cevabı geldi. 2. Ağır Ceza Mahkemesine itiraz dilekçesi gönderdik cevap gelmedi. Hücrede 72. günü ve henüz bir gerekçe gösterilmedi. Diğer hücredekiler ile görüştüğünde hepsinin cezası kesinleşmiş belli bir süreliğine kaldıklarını öğrenmişti. Ancak eşim hala tutuklu, hükümlü bile değil. Bu yapılanlar tamamen hukuksuz. Sesimi birilerine duyurmak amacıyla bu mağduriyetlerimizi yazmaya çalıştık ki başka insanlar mağdur olmasın, birileri bu hukuksuzluklara dur desin. Lütfen sesimiz olur musunuz…
Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/03/11/haksiz-suclamalar-yetmedi-eziyet-ustune-eziyet-cektiriyorlar/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder