9 Temmuz 2019 Salı

Fehmi Koru yazdı: Ali Babacan, AK Parti ve ben…

Gazeteci yazar Fehmi Koru bugünkü yazısında “Ali Babacan, AK Parti ve ben…” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Koru yeni oluşumla adının sıkça anılmasıyla ilgili “AK Parti’nin kuruluş döneminde ona ne kadar katkım olduysa… Hayır, yeni bir oluşuma o kadar bile katkım yok.” diye yazdı. Fehmi Koru’nun kendi adını taşıyan sitesinde yer alan yazı şöyle:

Her yeni parti çalışması bir yerlerden tepki çeker; Ali Babacan’ın kurucularından olduğu AK Parti’den istifası da içinden koptuğu partiden tepkiler gelmesine yol açtı. AK Parti sözcüleri yeni oluşum haberini hiç iyi karşılamadılar. Çoğu parti kurulursa başarılı olamayacağı görüşünü öne çıkartırken, içlerinden bazıları ‘ihanet’ sözcüğünü de kullanmaktan geri durmadı.

Benzer bir durum, yıllar önce, AK Parti’yi kurma çabası içerisine giren kadronun vaktiyle içerisinde yer aldıkları partiden gelen tepkiler sırasında da yaşanmıştı.

AK Parti yapılan ilk seçimde yine de iktidara gelebildi.

PARTİLER YENİ PARTİLER

Parti kurmak zor değildir, ülkemizde 100’ün üzerinde parti bulunuyor. Her parti iktidara gelmek ve ülkeyi yönetmek için kurulur. Ancak bu amaca erişebilen partilerin sayısı hiç de fazla değildir.

Hemen her parti aslında bir başka partiden kopanlar tarafından kurulmuştur. Demokrat Parti CHP’den kopanların eseriydi; AK Parti de Refah Partisi’nde siyaset yapmışların çekirdek kadroda yer aldıkları bir parti olarak kuruldu.

Başarılı da oldular.

Tabii, çok arzu ettikleri halde aynı başarıyı gösterememiş sayısız parti de var ülkemizde.

Partilerin başarısı, halkın arzusuna ek olarak siyasi zeminin müsaitliği ve zamanlamanın da uygun oluşu ile yakından ilgilidir.

Halkın arzusunu ancak kamuoyu yoklamalarıyla ölçebiliriz. Güvenilir şirketlerin araştırmaları halkta böyle bir arzunun varlığına işaret ediyor. Bir şeye daha: Bu arzu her geçen gün biraz daha büyüyor.

Tek sebep olmayabilir, ancak ‘cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ ile birlikte bu arzunun daha da arttığı fark edilebiliyor.

‘Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ ile birlikte partilerde ‘zemin kayması’ da hızlandı. Tek başına iktidar için gerekli oyu alamayacağını gören partiler ittifaklar ile eksiği tamamlama yoluna gitti ve bu da seçmenleri şaşırtan sonuçlara yol açtı. Bugün AK Parti 20 yıl öncesinin AK Partisi olmadığı gibi CHP de sadık seçmeninin beklentilerinden farklı davranabilen bir parti görüntüsünde.

Zemin kaymasının bir sebebi de, dünyada da varlığını hissettiren yeni bir siyasi yaklaşım. Demokrasinin kurallarını sıkıcı bulan yeni tip politikacılar, yetkilerin çok az elde toplandığı bir yönetim tarzını tercih ediyorlar. Türkiye’de de etkisini hissettiriyor bu yeni yaklaşım.

AK Parti kuruluşundan çok kısa bir süre sonra, demokrasinin kanallarını genişletmek iddiasıyla ve ‘ortak akıl’ yöntemini benimseyerek iktidara gelmişti. ‘Kopenhag kriterleri’ diye belirlenen hedef bu amacı yansıtıyordu.

Bugün hem amaç hem de yöntem açısından çok farklı bir yerde duruyor AK Parti.

Seçmenler bir süredir, hemen her partide, “Yoksa biz yanlış bir yerde mi duruyoruz?”sorusunu kendilerine soruyorlar.

Yeni oluşum için yola çıkanlar o soruyu kendilerine başkalarından daha önce sormaya başlamış insanlar…

Kamuoyu yoklamalarına yansıyan halkın arzusu iledail. Peki zamanlama ne durumda?

ZAMAN DA MÜSAİT GİBİ

Partiler sorunları çözmeye talip olur, iktidarı da bu sebeple isterler. Sorunları çözdükçe ve çözmeye devam edecekleri güvencesini sürdürdükçe de iktidarda kalırlar.

Türkiye’nin sorunları bugün AK Parti’nin iktidara geldiği dönemden daha çok ve daha karmaşık. İçte ve dışta kimisi ‘beka sorunu’ ile de irtibatlanan ciddi sorunlarla başbaşayız. İktidar sorunların içerisinden kolayca çıkabileceği izlenimini vermekten uzak. Tam tersine, her gün daha önce hiç bilinmeyen yeni sorunlarla karşılaşılabiliyor.

Sorunların daha kolay çözüleceği iddiasıyla yürütülen bir kampanya sonucu referandumla benimsenen yeni sistem ise kendisi soruna dönüşmeye başladı.

Zamanlama da sanki uygun gibi.

Elbette iktidara talip olur her parti, ancak ülkeye hayırlı hizmetler için ille iktidar olmak gerekmeyebilir. Sorunları teşhisle ve çözüm yolları önermekle de partiler ülkelerine katkıda bulunabilirler.

İktidar partisinin sözcüleri, kendilerinden ayrılan insanlara tepki vermek yerine, onların görüşlerini kamuoyuyla paylaşmalarından yararlanmaya bakmalıdır. Geçmişte ‘başarılı’bulunan program ve uygulamalarında o insanların büyük payları vardı çünkü. Partileşsinler, görüş açıklasınlar, program önersinler; bunu yapmaları susmalarından daha iyidir.

İktidara gelme başarısı gösterirlerse de o başarıyı kendileri göstermiş gibi sevinebilir AK Partililer…

VE BEN

NOT: ‘Yeni oluşum’ diye anılan arayışlardan biriyle ilgili olarak sıkça benim adım da anılıyor. Şahsen ben bunda mahzur görmesem de, ülkeye hizmet için zor bir yolu seçip geceli gündüzlü çalışan kadroların haklarını yeme kaygısıyla kısa bir açıklama yapma ihtiyacı duyuyorum: AK Parti’nin kuruluş döneminde ona ne kadar katkım olduysa… Hayır, yeni bir oluşuma o kadar bile katkım yok.

*Bu yazı fehmikoru.com’dan alınmıştır

kronos

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder