İlk cümlelerini babalarının yokluğunda söyleyen minik bebekler ve onların dilinde babasızlık zulmü. Mağduriyetleri, mahkumiyetleri yaşamak çok zor. Bütün bunları çocuk olarak, bey olarak yaşamak zor ama bayan olarak, eş olarak hele anne olarak yaşamak daha da zormuş. Bunları bütün sıcaklığıyla yazıya döküp gelecek nesillere bu zulmü aktarmak ise bir o kadar da zor. Bazen kelimeler insanın boğazına düğümleniyor, bazen kelam eksik kalıyor, bazen gönül kaldırmıyor vesselam.
Eşim yıllarca büyük bir özveri ile eğitim kurumlarında başarılı bir şekilde çalıştıktan sonra binlerce eğitim gönüllüsü gibi bizler de bir sabah terörist damgası ile uyandık. Bu güne kadar annesinden, babasından önce imdadına koştuğumuz insanlar kapısını kapatmış, dost bildiklerimiz ise bundan sonra görüşmeyelim diyerek telefonlarımıza çıkmaz olmuşlardı. Doğumuna annesinden önce yetiştiğimiz kimseler ise bu güne kadar yaptığımız fedakarlıkları itiraf süsüne bürüyerek iftiraya çevirmekte bir beis görmemişlerdi. Zulümle yatıp zulümle kalkmak adetten olmuştu. Her gün başka bir dostun çilesi ile iki büklüm oluyor, dostlar, bayramlar, ziyaretler anlamını bir bir yitiriyordu. Yer yüzü bütün genişliğine rağmen bize dar gelmiş, önce işinden sonra evinden uzaklaşmak zorunda kalan eşimle ve evliliğimizin 16. senesinde Rabbimin bize lütfettiği biricik kızımla bir oda bir mutfakta hayatımızı devam ettirmek zorunda kalmıştık.
Bizim için hayat bir imtihandı. Sabretmek ise bunun bir vecibesi idi. Fakat gel gör ki bunu 2.5 yaşındaki biricik çocuğumuza nasıl anlatabiliriz ki. Kendi odasından, oyuncaklarından, arkadaşlarından, mahallemizden, parkından olan biricik kızımız şimdi de bayramları ve tatilleri babasından uzak yaşamanın acısını iliklerine kadar yaşıyor ve bize de bunun acısıyla gözyaşlarına sığınmak düşüyordu.
Eşimle senelerce evlat hasretinden sonra kavuştuğumuz yavrumuza babası ayrı bir düşkündü. Babamız vakti ölçüsünde bir dediğimizi iki etmemeye çalışır, onu parka götürür, onunla gezer, beraber oyun oynardı. Bu güne kadar babamız evden mutlaka kızımız uyurken çıkmak zorunda kalmıştı. Yoksa kızım babasının arkasından gitmemesi için elinden gelen nazı yapardı. Ama şimdi ise, naz yapacak bir baba olmadığı gibi kapısını çalacak bir dost ve komşu da kalmamıştı.
Şimdi ise on binlerce mağdur aile gibi bizim içinde bir bayram daha babasız geçecekti. Kızımla babamlara gittik. Bize göre bayramın adı var ama tadı yoktu. Bunu her ne kadar minik yavrumuza hissettirmesek de o kendinden büyük lafları ile bize bunu çoğu kez hissettiriyordu. Memlekette diğer kardeşlerim gibi ben de babama “baba” diye seslenirken bizi seyreden minik yavrumun ince ve manalı sözüyle irkildim.
“Anne! Anne! Senin baban var ama benim babam yok ki!”
Kızımın yaşından büyük sözü, beni ve babamı bir kez daha yıkmıştı. Bu güne kadar ağlamasına pek şahit olmadığım koca çınar babam ve ben bu sözle bir kez daha yıkıldık. Oturduk dakikalarca ağladık. Bayram mı geçirdik, hasret mi bitirdik bilemiyorum ama garipliği, yetimliği yavrumun sözlerinde bir kez değil, bin kez daha yaşadım. Ya Rab, tüm yavrularımıza bir kez daha annesiz, babasız bayram yaşatma ne olur!
Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/01/24/anne-senin-baban-var-ama-benim-babam-yok-ki/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder