19 Ocak 2019 Cumartesi

Efsanevi fotoğrafçı McCurry: Beni en çok Ortadoğu çekiyor | Selahattin Sevi

A Life in Pictures, hayatınız hakkındaki en kuşatıcı çalışma, kız kardeşiniz Bonnie McCurry tarafından kaleme alındı ve yayına hazırlandı. Bir sanatçının biyografisinin kardeşi tarafından yazılması pek alışılagelmiş değildir. Bu proje nasıl başladı?

Kız kardeşim İtalya’da çalışmalarım hakkında bir kitap hazırlayan bir editöre yardım ediyordu. Bazı yanlışları düzeltmek için Philadelphia’ya uçmuştu, ziyareti sırasında kendisine kişisel hayatıma ilişkin daha fazla fotoğraf paylaşmak isteyip istemediği sorulmuş. Kendi kitabım için saklıyorum onları diyerek şaka yapmış o da. Bu editörün merakını uyandırmış, proje böylece gelişti. İlk görüşmeden kısa bir süre sonra kız kardeşim ve editörü İskoçya’da buluştular ve üç gün boyunca kitabın yapısını tartıştılar, fotoğraflara baktılar, bölümleri ve başlıkları belirlediler.

1978’de genç bir gazeteci olarak cesur bir karar vermiş ve Hindistan’a tek yön bir bilet almıştınız. Hayatınızdaki bu dönüm noktasından bahseder misiniz? Neden Hindistan? Size ilham veren neydi? Hiç pişman oldunuz mu?

Hindistan’a bir gezi planlamamın nedeni öncelikle zaten Afrika’da, Latin Amerika’da ve Avrupa’da çeşitli projelerde çalışmış olmamdı. İdeal olarak Asya’da yeni bir işe teşebbüs etmek istiyordum. Hindistan’ı seçtim çünkü din, gelenek ve coğrafya açısından en karmaşık ülkenin Hindistan olduğunu düşündüm. Gezi altı hafta sürecekti ama iki yıl kaldım, çünkü içselleştirmem gereken hayal edebileceğimden çok daha fazla şey vardı. O zamandan beri 80’den çok kez gittim Hindistan’a. Kültürel ve görsel olarak müthiş bir ülke.

Göz alıcı kariyerinize dönüp baktığınızda sizi en çok hangi işiniz gururlandırıyor?

Fotoğraflarımı çocuklarım gibi görürüm. Farklı fotoğrafları farklı nedenlerle seversiniz. En tatmin edici işim Körfez Savaşı’ydı. Doğası gereği hem insani hem çevresel, bütün dünyayı etkileyen bir hikâye. Onu belgelemek destansı ve derin bir deneyimdi.

 

“Afgan Kız” dünyanın en popüler fotoğraflarından biri. Diğer işlerinizi gölgede bırakıyor mu? Fotoğraftaki kadın hayatta, onun hikâyesini hâlâ takip ediyor musunuz?

O fotoğrafı çektiğim zamandan bu yana gün geçmedi ki onunla ilgili bir telefon, elektronik posta ya da soru almayayım. Diğer işlerimi gölgede bıraktığını sanmıyorum ve o fotoğrafı çekmiş olmaktan gurur duyuyorum. Yıllar içinde kız kardeşim ve ben Sharbat’le ilişkimizi sürdürdük. Onu ve ailesini desteklemeye, ona ve ailesine Afganistan’da rahat bir hayat için temel gereklilikleri sağlamaya çalıştık. Onunla iletişimimizi onun huzuru ve güvenliği için kişisel olarak sürdürüyoruz.

Fotoğrafçılık dünyasında artık her şey daha dijital. Dijital dönüşüm işinizi ve hayatınızı nasıl etkiledi? Karanlık odaların ve canlı renklerin dönemini özlüyor musunuz?

Gelişmeler görme ya da fotoğraf çekme şeklimi değiştirmedi ama sürecimi değiştirdi elbette. Dijital olarak fotoğraf çekmek bana düşük ışıkta çalışma, renklerin sıcaklık ayarıyla oynama, çektiğim fotoğrafları gözden geçirme, kompozisyon ve odağı değerlendirme şansı veriyor. Bunlar büyük gelişmeler. Elbette geçmişte olan şeylere ilişkin bir nostalji oluyor – ama geleceğe bakmayı yeğliyorum. Hâlâ iyi fotoğraflar çekmek benim için basit şeylere dayanıyor. Büyük bir fotoğrafın niteliği her zaman onu çeken kişinin sezgisine bağlıdır.

Fotoğrafçılık kariyeriniz boyunca yüksek bütçeli işlerde ve özel projelerde çalıştınız. Örneğin birkaç kez Afganistan’a gittiniz, mobil bir laboratuvar kullanıyor, foto çekimi mekânlarına helikopterle gidiyorsunuz. Diğer bir deyişle, sektöre işinizin önemini gösterdiniz. Fotoğrafçılık hâlâ pahalı bir iş mi?

Fotoğrafçılık önce olduğundan daha pahalı bir iş değil. Belki de malzemeler ve depolama ek bir yatırım gerektiriyor.

Fotoğrafçılar dışında etkilendiğiniz isimler kimler; yazarlar, yönetmenler, düşünürler…

Tahmin edebileceğiniz gibi her zaman gezi yazısı türü ilgimi çekmiştir. Richard Burton ve Paul Theroux benim için ilham kaynağıdır. Üniversitede sinema bölümünde okudum, bu nedenle bu sanatın değerini bilirim ve Federico Fellini, Orson Welles ve Francis Ford Coppola’nın isimlerini bana ilham verenler olarak sayabilirim.

Biz Ortadoğu’dan sürgün gazetecileriz. Siz de bölgeyi birkaç kere ziyaret ettiniz. Bir fotoğrafçı gözüyle, Ortadoğu sizce dünyanın diğer bölgelerinden ne açıdan farklı?

Ortadoğu beni dünyada en çok çeken bölge. Eşsiz bir kültürel derinliği ve coğrafyası var. Gelenekleri binlerce yıl önceye dayanıyor. Dünyanın diğer bölgelerinde kolonyal kültür eski kültürleri gölgede bırakıyor ama ilginç olan bu bölgelerde ileri medeniyetler ve dinler olmuş tarih boyunca.

Türkiye’yi de birkaç kez ziyaret ettiniz. “Time in Turkey” (Türkiye’de Zaman) sergisi bu ziyaretlerinizden biriydi ve o sergide birkaç ay önce aramızdan ayrılan Ara Güler’le de görüşmüştünüz. “Türkiye’de Zaman”ın direktörlerinden Fevzi Yazıcı, Zaman gazetesinin görsel yönetmeni olduğu için müebbet hapis yatıyor. Türkiye’de son dönemdeki siyasi karmaşayı takip ediyor musunuz?

Türkiye’deki güncel gelişmeleri takip ediyorum. Fevzi Yazıcı davası hakkında söyleyebileceğim başka bir şey yok, Türkiye’ye yaptığım çeşitli ziyaretlerde onunla çalışmaktan hep keyif aldım. Fotoğrafların gazete tasarımlarında kullanımına ilişkin ateşli sohbetlerimiz oldu. Hakkındaki suçlamaları son derece rahatsız edici buldum, onurlu ve saygın bir insandır.



SELAHATTİN SEVİ
Yazının Kaynağı: SELAHATTİN SEVİ – kronos news https://kronos11.news/tr/efsanevi-fotografci-steve-mccurry-beni-en-cok-ortadogu-cekiyor/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder