13 Şubat 2019 Çarşamba

El Konulan Hayatlar

34 yaşında, hayatında hiç suça bulaşmamış, hatta 18 senelik öğrencilik hayatında bir defa dahi herhangi bir kabahat ile disiplin kuruluna gitmemiş; 6 aylık vatani görevinde (askerde) hiçbir disiplinsizlik göstermemiş, yaşam felsefesini hiçbir canlıyı incitmemek üzerine kurmuş bir birey olarak yazıyorum size.

Üniversite mezuniyetim Fen Fakültesi Fizik bölümü olduğu halde, maalesef ülkemizdeki sistem sebebiyle mezuniyetim pek bir işe yaramadı. Okulumu bitirdikten sonra yardım derneklerinde alt eleman olarak çalışmaya başlayıp dernekçilik alanında tecrübe edinip stajımı tamamladıktan sonra şahsi kabiliyetlerimden ötürü bir iş adamı derneğinden idareci pozisyonunda çalışmak üzere teklif aldım.

Bu sivil toplum kuruluşunda çalışmaya başladıktan sonra bir yandan da Çalışma Bakanlığından izinli bir kurstan iş güvenliği uzman eğitimi alarak kendimi geliştirdim. 6 sene öğretmenlik yapmış olan eşim de proje sorumlusu olarak bu STK’da çalışmaya başladı. 2 senenin sonunda ülkemizdeki kötüye gidiş ve iş adamı derneklerine karşı artan baskıdan ve artık insanların herhangi bir STK’ya üye olmasının ilerde suç sayılma ihtimalinden dolayı derneğimiz kapandı.

Ve maalesef karı-koca ikimiz de işsiz kaldık.

Dünya çalışma örgütünün kriterleri gereği iş güvenlik uzmanlarının önü açılınca C sınıfı (az tehlikeli) uzman olarak eğitim kurumlarına hizmet vermeye başladım. 2 şirket bünyesinde 10’u aşkın özel okula hizmet veriyordum. Ülkemizde 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan, ne olduğu hala netlik kazanmamış, devletimizin darbe teşebbüsü olarak tanımladığı hadisenin olduğu hafta hiçbir yargı işlemi olmadan hizmet vermekte olduğum iki şirkete birden el konuldu.

Sözleşmemiz fesih edildi ve tekrar işsiz kaldım. Bu arada çok güzel mutlu bir aile yaşantım, bir yaşında bir bebeğimiz ve henüz daha doğmamış 6. ayında bir yavrumuz daha gelmekteydi. SSK kurumunun çalışırken yaptığı kesintileri işsiz kaldığınız sürede size geri temin ettiği yani işsizlik maaşı denilen bir para alıyordum. Evimin kirasını ancak karşılıyordu.

Ve bir gün benim evde olmadığım bir sabah saat 6.10’da medyanın şafak baskını diye tabir ettiği bir operasyonla evimize girildi. 6 aylık hamile eşim ve bir yaşında bebeğimiz evde. Hiç bir gerekçe söylenmeden evimiz didik didik arandı. Gelen polislerin yanında bayan memur yoktu. Korkmuş hamile bir bayan ve bir yaşında bir bebeğin olduğu eve 4 polis ve iki apartman sakini sabahın altısında giriyorlardı. Ve buna gerekçe teşkil edecek tek bir delil olmadan. Sorulduğunda ‘işte delil aramaya geldik’ deniliyordu. Ellerinde isim ve sadece tek bir imzayla tüm bu kişilerin evlerine baskınlar yapılıyordu.

Üç yıldır devam eden tutuklamalarda duyduğumuz kadarıyla insanlar gözaltında 30 güne kadar tutulabiliyor ve ancak hakim karşısına çıkarılıyor. Onda da hakimlerin keyfiliğine tüm mahkemede bulunan hazirun şahit oluyor. Artık hakimlerin duruşmayı yönetmek dinlemekten ziyade akıllı telefonlarında oyun oynadığı, sosyal medyada sörf yaptığı tiyatral mahkemeler duyulmaya başlanmıştı. Hatta bir hakimin 7 kişiyi tutuklayıp 8. yi bıraktığını fark eden avukatlardan biri 8 ve katlarına denk gelecek şekilde müvekkilini hakim huzuruna çıkarmaya çalıştığını söyledi. Kaldı ki artık hükümete muhalif olanların davasına bakan avukatlarda aynı gerekçeyle hiç bir delil olmadan tutuklanmaya başlayınca davaları almıyor, avukat bulmak mümkün olmuyordu.

Gözaltında ise işlemediğiniz suçları kötü muamele ve işkenceden dolayı üstlenmek zorunda kalıyor, tanımadığınız insanlar aleyhinde şahitliğe zorlanabiliyorsunuz.

H
uk
ukun olmadığı böyle bir ortamda kanuna güvenip teslim olmam demek beden ve ruh sağlığıma, eşimin ve çocuklarımın beden ve ruh sağlığına hatta aile hayatıma zarar verir düşüncesiyle bir müddet kaçmayı düşündüm. Artık akrabalarımda kalmaya başlamıştım. .

Önce memlekette yani 1150 km uzakta olan annemin kaldığı evin önüne içinde 2 polis olan bir polis otosu konulup 3 gün boyunca annem tedirgin ediliyor. Sonra kayınpederimi telefonla arayıp evimizi aradıkları sırada el koydukları bilgisayarımı teslim almak için organize şubeye gelmesini söylüyorlar. Kendisi “bilgisayardan anlamam, ben bir garip kamyon şoförüyüm, kendisine teslim edersiniz, ben almaya gelemem” deyince yemin ederek “sadece bilgisayarı vereceğiz gel” diye ikna etmeye çalışılıyor, ısrarla gitmek istemeyince “bir sonraki aramada gelmezsen seni iş yerine gelir fetöcü ilan ederiz” diye tehdit ediyorlar.

Kayınpederim gitmeye karar veriyor ama organize şubede ifade vermeye gidenlerin iki hafta içeride tutulduğunu bildiğimizden gitmedi. Bir sonraki telefonu bacanağım açtı bu defa polis memuru “kayınpederimin ismini savcıya verip dosyaya dahil edip evden aldırmasını da biliriz, Evinize gelip tutuklayacağız” şeklinde tehdit ediyor
lar
.

Altmış yaşındaki hiç bir mevzudan haberi olmayan bir kamyon şoförü olan adamcağız sabah eve gelecekler tutuklamaya diye her gün tedirgin oluyor uyuyamıyor. Benim durumum ise: evime giremiyor yedi aylık hamile esimin sağlık ve diğer yardım ihtiyaçlarını karşılayamıyor, oğlumu göremiyorum ve bu durum her geçen gün daha da sıkıntılı bir hal alıyor.

Artık sigorta yaptıramadığım ve terörist damgası yediğim için hiç bir yerde çalışamıyorum. İşsizlik maaşı da artık alamıyorum. Maddi sıkıntılar da hat safhaya geldi, kalacak yer bulmakta zorlanmaya başladım.

Bugün (11 Kasım) yeni çıkan KHK ile de artık hakim karşısına çıkmadan kaçak ilan edilmiş durumdayım. Ülkemizde kanun karşısına çıkmadan, yargılanmadan suçlu ilan ediliyoruz. Hatta suçun cezasını çekmek yerine alın terinizle edindiğiniz mal varlığınıza el konuluyor.

Şu an hak arayışından ziyade bu kara düzen hukuksuz işleyişin bir an önce bitmesi için dua ediyorum. Biliyorum ki eğer hukuka riayet edilerek yapılacak adil bir yargılama olursa haklarım telafi olacaktır.
Saygılarımla



Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/02/13/el-konulan-hayatlar/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder