29 Ağustos 2020 Cumartesi

Tutuklu eski AYM Başkanvekili Altan: Duyuyor musunuz? Nefes alamıyorum!

15 Temmuz’un ardından tutuklanan eski AYM Başkanvekili Alparslan Altan, 4 yıldır tek başına kaldığı hücresinde kaleme aldığı bir mektup ile “Beni duyuyor musunuz? Nefes alamıyorum” diye seslendi.

BOLD – Türkiye’nin en karanlık dönemlerinden biri olan 15 Temmuz’da yüz binlerce insan hukuksuz bir şekilde tutuklandı ve özgürlüklerinde hatta yaşamlarından oldu. Anayasa Mahkemesi üyesi ve Başkanvekilliği görevinde bulunan Alparslan Altan’da 15 Temmuz’dan sonra tutuklanan 4 binden fazla hakim ve savcı arasında yer aldı.

Yaklaşık 4 yıldan fazla bir zamandır Kırıkkale Keskin Cezaevinde tutuklu bulunan ve 11 yıl 3 ay hapis cezası verilen Alparslan Altan, yaşadığı hukuksuzluğu ve çaresizliği hücresinde kaleme aldığı bir mektup ile “Bireysel olarak yaşadığım zulüm ve hukuksuzlukları kısmen de olsa dile getirme ihtiyacı ve mühürlenmemiş kalp, katılaşmamış vicdan, insaf, ahlak ve cesaret sahibi muhataplar bulabilmek ümidiyle bilgi ve değerlendirmelerinize sunarım.” duyurmaya çalıştı.

Eski AYM Başkanvekili Alparslan Altan’ın kaleme aldığı mektup:

BENİ DUYUYOR MUSUNUZ? NEFES ALAMIYORUM!”  

14 Temmuz 2016 tarihine kadar mesleki yaşamını insan onurunun, bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunmasına adamış bir yüksek yargı mensubu olmama rağmen 16 Temmuz sabahında “devlete ihanet etmiş bir hain” ve “azılı bir terörist” olarak ilan edildim.  

16/07/2016 tarihinde Anayasa mahkemesi üyesi olarak görev yapmakta iken, Ankara Cumhuriyet savcısının hukuksuz talimatıyla 15 Temmuz darbe girişimi bahane edilerek darbe girişimi veya terör örgütü üyeliği ile ilgili hiçbir eylemim bulunmamasına rağmen Anayasa, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu’na aykırı olarak gözaltına alındım.  

20/07/2016 tarihinde Ankara 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/595 sayılı kararıyla “terör örgütüne üye olmak” suçundan dolayı tutuklanarak cezaevine gönderildim.  

SORUŞTURMA VE TUTUKLAMA HUKUKA AYKIRI

Gözaltına alınmamdan itibaren ısrarla Anaysa Mahkemesi üyesi olmam nedeniyle Anayasa’nın 148, ve 6216 sayılı Kanunu’nun 16 ve 17. maddelerine göre hakkımda soruşturma açılabilmesi için Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun karar vermesi gerektiğine, somut olayda suçüstü hali olmadığından Ankara Cumhuriyet savcısının soruşturma yapma yetkisinin bulunmadığına ve makul suç şüphesinin de olmaması itibariyle hem soruşturma hem de tutuklamaya ilişkin karar ve uygulamaların hukuka aykırı olduğuna vurgu yapılmıştır.  

Ancak yine de soruşturma sürdürülmüş ve hakkımda dava açılmıştır. Yargılama Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 06/03/2019 tarihli, 2019/23 E. ve 2019/23 K. sayılı mahkûmiyet hükmüyle sonuçlandırılarak hukuksuz olarak 11 yıl 3 ay hapis cezası verilmiş ve tutukluluk durumum devam ettirilmiştir.  

4 YILDIR TEK KİŞİLİK HÜCREDE TUTUKLU

Halen Keskin Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hücre cezası olanların ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalı hükümlülerin kaldığı tek kişilik odada tutuklu bulunmaktayım.  

İç hukuk sisteminde hukukun işlememesi, en temel insan haklarının göz ardı edilmesi karşısında tarafımdan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurulmuştur. AİHM başvurum üzerine verdiği 16/04/2019 tarihli Alparslan Altan/Türkiye (B. No. 12778/17) kararıyla, terör örgütü üyeliği iddiasıyla yapılan tutuklamanın AİHS’in 5/1 maddesine aykırı olduğuna ve özgürlük ve güvenlik hakkımın ihlal edildiğine karar vermiştir.  

AİHM’in bu kararı, Hükumetin yaptığı talebin Büyük Daire Panelinin 13/09/2019 tarihli kararıyla reddedilmesinin ardından kesinleşmiştir.  

TUTUKLAMA AİHS’E GÖRE AYKIRI BULUNDU

AİHM kararı ile dosyada suç şüphesi olarak değerlendirilebilecek hiçbir delil olmamasına rağmen tutuklanmam AİHS’e aykırı bulunmuştur. Ayrıca darbe teşebbüsü bahane edilerek “ağır cezalık suçüstü hali” bulunduğu gerekçesiyle hakkımda gözaltı kararı verilmesi, soruşturma açılması ve tutuklanmamla ilgili olarak yapılan işlemlerin ve bunun doğal sonucu olarak verilen mahkûmiyet kararının Anayasa Mahkemesi üyesi sıfatıyla Anayasa ve 6216 Sayil Kanun’la usul güvencelerden mahrum edilmemin hukuki yasasına geldiğinde işaret edilmiştir.  Böylelikle, hakkımdaki tüm soruşturma işlemlerinin ve tutukluğumun AİHS’e aykırı olduğu açıkça tespit edilmiştir.  

Anayasa’nın 90. ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesine göre kararları bağlayıcı olmasına karşın; kararda tespit edilen “tutukluluğun haksızlığına” ve “soruşturmanın hukuksuzluğuna” yönelik hükümlerin gereği, temyiz incelemesi için dosyanın kendisinde olduğu Yargıtay Ceza Genel Kurulu (CGK) tarafından yerine getirilmemiş ve haksız tutukluluk sürdürülmeye devam edilmiştir.  

YARGITAY CGK, AİHM KARARINI YERİNE GETİRMEDİ

Yargıtay CGK söz konusu AİHM kararının gereğini yerine getirmediği gibi başka bir yüksek yargı mensubu ile ilgili temyiz inclemesini yaparken verdiği 01/10/2019 tarihli, 2019/460 E. ve 2019/572 K. sayılı kararında Anayasa’nın 90. maddesine aykırı davranıp yetkisini de aşarak AİHM kararını tartışmaya açmıştır. Kararın eksik bilgiye dayandığını ve hatalı olduğunu ifade ederek yapılan hukuksuz uygulamanın doğru olduğu iddia edilmiştir.  

Yargıtay CGK anılan kararda, genellikle mütemadi suçlarda temadinin yakalama ile kesileceğine ve o anda suçüstü halinin var olduğuna, özelde de silahlı terör örgütü üyesi oldukları iddiasıyla yakalanan hakim ve Cumhuriyet savcıları yönünden suçüstü bulunduğuna dair Yargıtayın kanaatinin salt suçüstü halinin yargısal, mantıksız ve keyfi yorumuna değil, doktrindeki görüşlere, örgütsel suçluluğun teorisine, dahası ve en önemlisi yasama organınca istikrarlı ve birbiriyle uyumlu olarak kabul edilen iç hukuk düzenlemelerine dayandığı ifade edilmiştir. Ayrıca, varılan sonucun Anayasa Mahkemesince de benimsendiği belirtilmiştir.  

YARGITAY’DAN AİHM KARARINA ELEŞTİRİ

Yine Yargıtay CGK’ya göre, AİHM’in ihlal kararında konunun yalnızca Yargıtayın yorumu üzerinden irdelendiği, bu yorumun aynı zamanda 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 46. maddesinde KHK ile yapılan ve sonradan kanunlaşan değişikliğe dayandığının ve bu düzenlemeyle ile uyumlu olduğunun dikkate alınmadığı, ülkenin milli egemenliğini temsil eden yasamanın bu düzenlemelerin AİHS’e ve evrensel hukuk ilkelerine aykırılık teşkil edip etmediği hususunda değerlendirme yapılmadığının görüldüğü belirtilmiştir.  

Bu konuyla ilgili bir takım mevzuat hükümlerin bahisle uygulamanın iç hukuk düzenlemesine dayanıp dayanmadığı hususunun da dikkate alınmadığı ifade edilmiştir. Böylece yüksek yargı üyeleriyle ilgili olarak genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesinin doğrudan doğruya iç hukuk düzenlemelerinin verdiği yetkinin kullanılması niteliğinde olduğu, kanunların genişletici ve keyfi olarak yorumlanmasından kaynaklanmadığı, bu haliyle hukukun kalitesi ilkesine de uygun olan uygulamanın hukuka aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Özellikle, AİHM’in somut olayda ağır cezalık suçüstü halinin bulunmadığına, bu kavram kullanılarak Anayasa ve 6216 sayılı Kanun’da Anayasa Mahkemeleri üyeleri için sağlanan yargısal güvencelerin ortadan kaldırılmasına yönelik olarak yapılan yorum ve uygulamaların AİHS’e aykırı olduğuna ilişkin kararı tüm yargı mercilerini Anayasa’nın 90. Maddesi gereğince bağladığı akılda tutulmalıdır.

 AİHM, anılan kararda bu yoruma dayanan Yargıtay CGK ve bunu esas alan Anayasa Mahkemesi kararında isabetli olmadığına ve başvurucu aleyhine kullanılamayacağına karar vermiştir. Dolayısıyla Yargıtay CGK ve Anayasa Mahkemesinin de suçüstü haliyle ilgili benzer yorumlarda bulunmuş olmalarının herhangi bir geçerliliği yoktur.

Aynı şekilde, bir kısım yasal düzenlemelerin veya doktrinde ileri sürülen görüşlerin AİHS ve AİHM’in bunu somutlaştıran kararlarına aykırı yargısal uygulamaların dayanağı olarak gösterilmesi de kabul edilemez. Zira Anayasa’nın 90. maddesine göre temel hak ve özgürlüklerin korunması açısından AİHS hükümleri ve AİHM kararları yasal düzenlemelerden önce ve onlardan üstün bir uygulanma gücüne sahiptir.

YARGITAY CGK, HUKUKSUZLUKTA ISRAR EDECEĞİ ANLAŞILIYOR

Bu madde gereğince, usulüne göre yürürlüğü konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkacak uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınacaktır.

AİHS bu kapsamda olduğu gibi, Sözleşme hükümlerini yorumlayıcı AİHM kararları da bu kural gereğince bağlayıcıdır, Burada artık milli egemenlik tartışması yapılamaz. Bu nedenle Yargıtay CGK’nin AİHM kararına uymama, ona direnme gibi bir yetkisi bulunmamaktadır.

Bu husus çok açık ve tartışmasız olduğundan, AİHM kararındaki tespitlere karşı ileri sürdüğü argümanlar ile AİHM kararına yaklaşımından, Ankara Cumhuriyet Savcılığınca başlatılıp Yargıtay 9. Ceza Dairesinin mahkûmiyet kararına kadar sürdürülen hukuksuzluğun Yargıtay CGK tarafından da ısrarla devam ettirileceği anlaşılmaktadır.

AİHM KARARINA DİRENİLMESİ DOĞRU DEĞİL

Devlet organ ve makamlarının AİHM kararları eleştirme hakkının olduğu kabul edilse dahi bu kararlara ve karalardaki hukuki tespitlere uyulmaması ve direnilmesi doğru değildir. Bu, Anayasa’ya, uluslararası yükümlülüklere ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşmektedir.

Öte yandan, AİHM’in Alparslan Altan/Türkiye kararındaki yorum ve yaklaşımı yakın zamanda 03/03/2020 tarihli Hakan Baş/Türkiye (B. No. 66448/17) kararında daha geniş biçimde tekrarlanmış ve bu iki karardaki gerekçeler doğrultusunda terör örgütü üyeliği suçlamasıyla binlerce hâkim soruşturulmalarının AİHS’e aykırı olduğu AİHM tarafından saptanmıştır.

Yine anılan AİHM kararlarındaki ihlali ortaya koyan yorum ve gerekçeler daha önce bir yüksek yargı üyesinin başvuru üzerine Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubunca verilen 21/11/2018 tarihli ve 78/2018 sayılı Hazma Yaman/Türkiye kararında da aynen belirtilmiş ve ihlal kararı verilmişti.

DARBE TEŞEBBÜSÜ BAHANE EDİLEREK…

Bu itibarla, AİHM’in benim hakkımda vermiş olduğu ihlal kararındaki tespitler Yargıtay CGK’nın ifade ettiği gibi olaya özgü, tartışmaya açık ve sübjektif hususlar değildir. Bunlar, Türkiye’de darbe teşebbüsü bahane edilerek muhalif görüldükleri için terör örgütü üyesi olmakla suçlanan tüm yargı mensuplarına yönelik uygulamaların hukuksuzluğunu ortaya koymaktadır.

AİHM kararıyla da doğrulandığı gibi şimdiye kadar hakkımda yürütülen tüm soruşturma işlemleri, tutuklama ve mahkûmiyet kararı başlangıçtan itibaren hukuksuzdur ve suç teşkil etmektedir. AİHM tarafından verilen ihlal kararı, Anayasa ve 6216 sayılı Kanun gereğince hakkımda suçüstü hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmaması nedeniyle öncelikle hakkında ceza soruşturması başlatılabilmesi için Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun izin vermesi gerekmekteydi.

Böyle bir izin halen verilmiş değildir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 289/1-d maddesinde, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli ve yetkili görmesi “hukuka kesin aykırılık halleri” arasında sayılmıştır. Yine Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 17. maddesinde, görevli olmayan mahkeme tarafından yapılan işlemlerin hükümsüz olduğu belirtilmiştir. Anayasa’nın 90. ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesine göre uyulması zorunlu olan AİHM kararlarına ve ihlali ortaya koyan gerekçeler rağmen 4 yıldır tutukluluk durumunun sürdürülmesi, Anayasa’nın 19/8 ve 90. maddeleri ile AİHS’in 5/4 maddesi uyarınca, diğer haklarla birlikte özgürlük ve güvenlik hakkıma yapılan ihlali daha da derinleştirmektedir.

ONLARCA DİLEKÇE CEVAPSIZ BIRAKILDI

Söz konusu durum karşısında, dosyanın temyiz incelemesi için kendisinde bulunduğu Yargıtay CGK’nın yapması gereken mahkûmiyet hükmünü bozarak durma kararı verilip dosyanın gereği için Anayasa Mahkemesine gönderilmesi ve usulüne uygun biçimde yeniden soruşturma yapılmasının sağlanmasıdır. Ancak, önceki aşamada yargılamayı yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesine, sonrasında da Yargıtay CGK’na bu doğrultuda onlarca kez dilekçeyle başvurulup talepte bulunmama rağmen dilekçelere cevap dahi verilmeksizin hukuksuzluklar sürdürülmüştür.

HUKUKSUZLUĞUN SÜRDÜRÜLMESİNE GÖZ YUMULDU

Olağan başvuru yollarından sonuç alınamaması üzerine Anayasa Mahkemesi’ne yaptığım ilk başvuru haksız olarak reddedilmiş; ancak AİHM’de ihlalle sonuçlanmıştır. Yaptığım ikinci başvurumun da reddedilmesi üzerine tekrar AİHM’e başvurulmuş ve tekrar ihlalle sonuçlanma olasılığı yüksek bir ihtimaldir. Nihayet üçüncü kez Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmuş (B. No. 2019/25385) ve aradan uzun bir süre geçmesine rağmen karar verilmemek suretiyle hukuksuzluğun sürdürülmesine göz yumulmuştur.

HUKUKTA OLMAYAN SUDAN BAHANELER

Zaten hiçbir delil ve gerekçe olmaksızın benimle birlikte iki üyesini siyasi etkilerle “sosyal çevre bilgisi” ve “üyelerin kanaati” gibi hukukta yeri olmayan sudan bahanelerle Anayasa Mahkemesi üyeliğinden ihraç eden ve yaşanan hukuksuz süreçte takındığı tavır, verdiği ve vermediği hukuksuz kararlarla varlık nedenine aykırı bir duruş sergileyen Anayasa Mahkemesinden olumlu bir sonuç alınması imkânı da bulunmamaktadır.

Anayasa Mahkemesi bu dönemde temel hak ve hürriyetleri korumak ve hukukun üstünlüğünü teminat altına almak işlevini tersine çevirerek yapılan hukuksuzluklara göz yummak ve bunlara meşruiyet kazandırmaya çalışmak yönünde yeni bir misyon edinmiş görünmektedir. Yargı yetkisini kullanan makam ve görevlilerin pervasızca yaptıkları hukuksuz uygulamalar ve Anayasa Mahkemesinin hukuksuzlukları meşru göstermeye veya göz ardı etmeye yönelik tutumu karşısında Türkiye’de iç hukuk yargı mekanizmaları kullanılarak sonuç alınması olanağı kalmamıştır.

KARARLARIN VE HÜKÜMLERİN HUKUKSUZLUĞU ENİNDE SONUNDA SAPTANACAK

 Hiçbir delil ve makul gerekçe olmaksızın Anayasa Mahkemesi tarafından hakkımda verilen ihraç kararı ve Yargıtay 9. Ceza Dairesinin hiçbir somut ve makul delile dayanmaksızın verdiği mahkûmiyet kararı tamamen hukuksuzdur. Bu karar ve hükümlerin hukuksuzluğu eninde sonunda saptanacaktır.

Ancak buradaki sorun, sürecin geciktirilmesi suretiyle yıllarca suçsuz ve haksız biçimde cezaevinde tutuluyor olmamdır. 16/07/2016 tarihinden beri 4 yıldır hürriyetimden haksız biçimde yoksun kılınıyorum. Mahkûmiyet kararı, temyiz için Yargıtay CGK’da olup tüm hukuksuzluğa rağmen onanarak kesinleşeceği anlaşılmaktadır.

CEZAEVİNDE ÖMÜRDEN GEÇEN YILLARI GERİ GETİRMEK MÜMKÜN OLMAYACAK

Bu şekilde onama ile sonuçlandıktan sonra Anayasa Mahkemesine yapılacak bireysel başvurunun da yine tahmin edileceği gibi 2-3 yıl bekletildikten sonra retle sonuçlanacağı şimdiden bellidir. Bundan sonra bu kez AİHM’e yapılacak başvurunun da en erken 2-3 yıl sonra bu kez ihlalle sonuçlanacak olması halinde, verilecek ihlal kararının bir anlamı kalmayacaktır. Zira işlemediğim, sonunda beraat edeceğim haksız bir suçlamadan dolayı verilen ceza süresi zaten infaz edilmiş olacaktır.

İhlalle birlikte verilecek cüzi miktardaki tazminatın ise kaybedilen ve cezaevinde ömürden geçen yılları geri getirmesi mümkün olmayacaktır. Durum bu kadar vahim olmasına rağmen yapılacak hiçbir şey bulunmamaktadır. Benim gibi mağdurların önünde külfetli, ümitsiz ve başarı şansı olmayan uzun bir hukuk yolu uzanmaktadır.

Ülkenin Adalet Bakanı, Yüksek Mahkeme başkanları ve yargı temsilcilerinin çeşitli vesilelerle kamuoyu önünde ifade ettikleri iddialı hedefler, birtakım özlü sözlerden yaptıkları alıntılarla süsledikleri açıklamalar, ilan edilen göstermelik yarı reformları ve yargı etiği ilkeleri hiçbir sonuç doğurmamakta ve hiçbir anlam ifade etmemektedir.

 Tutuklamanın esasen yargılamanın sağlıklı biçimde yürütülmesi, sanık ve tanık beyanlarının tespiti ve delilerin karartılması ihtimalinin ortadan kaldırılması için başvurulması gereken istisnai bir tedbir olmasına rağmen; hakkımdaki tutuklama, bir acı çektirme, eziyet ve infaz aracına dönüştürülmüştür.

 Hiçbir delil olmadan, bomboş dosya ve asılsız iddialarla haksız olarak verilen mahkûmiyet hükmü ayrı bir hukuksuzluk örneği teşkil etmekle birlikte makul olmaya bir şekilde 4 yıla ulaşan tutukluluk durumum peşin bir infaza, aileme ve yüzde 96 oranında engelli olup büyük ölçüde benim bakım ve gözetimime muhtaç olan, kendi öz bakım ihtiyaçlarını yardımsız gideremeyen çocuğuma verilen bir ceza ve zulüm haline gelmiştir.

 Uzun bir süredir ülkemizde hukuk adına büyük bir buhran yaşanmaktadır. Yargı yetkisi baskı ve yıldırma aracı olarak kullanılmakta, hukuksuzluklar bizzat yargı yetkisi kullanan makam ve kişiler eliyle gerçekleştirilmektedir.

 Bundan daha vahim olan durum ise yapılan bu zulüm ve hukuksuzlukların hiç kimse tarafından dile getirilmemesi, görmezden gelinmesi, sessiz kalınması hatta desteklenmesidir. Yaşanan bu zor dönemde herkes yaptıkları kadar yapmadıklarıyla, söyledikleri kadar söylemedikleri ile de sorumludur.

 Bireysel olarak yaşadığım zulüm ve hukuksuzlukları kısmen de olsa dile getirme ihtiyacı ve mühürlenmemiş kalp, katılaşmamış vicdan, insaf, ahlak ve cesaret sahibi muhataplar bulabilmek ümidiyle bilgi ve değerlendirmelerinize sunarım.

 Keskin T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Alparslan Altan Kurumu, E75 Nolu Oda

 

 

medyabold

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder