16 Aralık 2020 Çarşamba

Bu rezaleti bitireceğiz: ÇıplakAramaya SessizKalma

Gözaltında ve cezaevi girişlerinde çıplak aramaya maruz kalan kadınlar yaşadıklarını “ÇıplakAramaya SessizKalma” etiketiyle paylaştı. Gergerlioğlu, “Bu rezaleti bitireceğiz” dedi.

BOLD – HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun öncülüğünde dün gece Twitter’da başlayan ÇıplakAramaya SessizKalma etiketi sosyal medyada büyük bir ilgi gördü. Binlerce tweet paylaşıldı. Gözaltında ve cezaevi girişlerinde çıplak aramadan geçen kadınlar yaşadıklarını yazdı.

HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu ile bu konuyu Youtube kanalında dün gece değerlendiren Gergerlioğlu, “Dün akşam ÇıplakAramaya SessizKalma etiketine on binlerce tweet atıldı Türkiye’de 1. ve Dünya 14. sıraya geldi.” dedi. Çırılçıplak soyulan, özel günlerinde pedlerine kadar aranan, anne-babasını ziyarete giden çocukların ve bebeklerin aramalarda tacize maruz kaldığını belirten Gergerlioğlu, bu çıplak arama rezaletini bitireceğini ifade etti.

Dünden bugüne çıplak aramanın konuşulduğu röportajın tamamı:

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Kadınlara yönelik çok ağır tacizler var. Aslında sadece kadınlar da değil zaman zaman erkekler, erkek çocuklar, bebekler inanılmaz olaylar duyuyoruz. Filiz Hanım yıllardır bu konulardaki vahim vakaları da takip etmiş bir isim. Neler yaşanıyor cezaevlerinde, gözaltı merkezlerinde? “Otur-kalk” şeklinde, pedlerine bakmaya varacak kadar kadınların adet günlerinde, gebe kadınların emzirmelerini kameralar önünde yaptıracak kadar ağır işkence ve eziyete maruz kalıyor kadınlar.

Filiz Kerestecioğlu: Kadın bedeni maalesef bir savaş alanı gibi görülüyor. Yani bu savaşlarda da gerçekleşen bir durum. Cinsel saldırı, tecavüz suçları gerçekten sanki bir ülkeyi fethetmek gibi kadınlar üzerine işlenen suçlar olduğu gibi cezaevlerinde de bir tür baskı aracı olarak, ikincil bir baskı aracı olarak aslında kullanılıyor. Yani size gelen çok sayıda şikayetten de biliyorsunuz, ben de onları izliyorum ve dayanılmaz şeyler gerçekten yaşatılıyor kadınlara. Bunu biz 12 Eylül’de de gördük. Ben o dönemleri de yaşamış bir insan olarak yani hem bir genç olarak hem de daha sonrasında bir hukukçu olarak izlediğimde bugün de aslında onlardan farklı olmayan muamelelere tanık oluyoruz. Kadınlara gözaltında işkence belki bunu bugün hükümet hani açık diyelim ki elektrik verme, darp etme gibi daha kaba işkenceleri yapmadığını iddia edebilir. Biraz o aslında bugün artık tamamen bir hayal olan “işkence’ye sıfır tolerans” laflarıyla, o gün olan o fiziksel işkencelerin, tecavüzün ve aynı zamanda eşleri ile birlikte olan kadınlara uygulanan yani eşlerini de konuşmaları için işkence de teşvik etmek amacıyla kadınların üstünden kullanılan işkencelerin ya da mesela “Çirkinsin” aslında “Solcu kadınlar hep çirkin olur.” gibi başka türlü tacizlerin ve biraz aşağılamaları bugün farklı cezaevlerini görüyoruz. Yani hakikaten “otur-kalk” şeklinde, pedlerine bakmaya varacak kadar kadınların adet günlerinde, gebe kadınların emzirmelerini kameralar önünde yaptıracak kadar ağır işkence ve eziyete maruz kalıyor kadınlar.

Bunların yanı sıra bizim arkadaşlarımızın da olduğu cezaevlerinde örneğin Çağlar Demirel 5 günlük bir açlık grevine başladığını ifade etti. Neden yaptı bunu Çağlar Demirel Kandıra Cezaevi’nde? Burada özellikle Gülten Kışanak, Figen Yüksekdağ, Sabahat Tuncel ve birçok siyasetçinin hücrelerine baskın düzenlendi ve onların kalem, kitaplarına, notlarına, savunmalarına, şiir ve edebiyat çalışmalarına el konuldu ve gerçekten haklarındaki dosyaların sayfalarını karıştırmışlar ve bu insanların savunma yapmalarını engelliyorlar. Yani bu nasıl bir vicdansızlıktır savunma yapmalarını dahi engellemek? Kitapların kenarlarına notlar almışlar, o kitapların sayfalarını bile yırtıp almışlar ve bunları kendilerine iade etmiyorlar.

Aynı şekilde Kandıra’da yaşananlara benzer mesela benim vakıf olduğum şeyler: Gebze Kadın Cezaevinde yine mahpusların özel eşyalarına el konuluyor; kağıt, kitap, kalemler verilmiyor. Van T Tipi’nde kalan kadınların Kürtçe tuttuğu defterler toplatılıyor ve sonrasında da “Kürtçe tercüman yok.” gerekçesiyle defterler mahpuslara iade edilmiyor. Aynı şekilde Kayseri Bünyan’da kitap yazan bir mahpusun çalışma taslaklarına el konuluyor ve ne aslı ne de fotokopisi kendisine iade edilmiyor. Kitap yazmak çok önemli ve değerli bir şey yani bize ulaşanların ne kadar değerli olduğunu toplumdaki yansımalarının nasıl olduğunu biliyoruz, bu çalışma iade edilmiyor.

Genel olarak da hem hijyenden hem sağlıklı gıdadan, temiz sudan ve sağlık hakkından yoksun aslında bu insanlar. Çağdaş Hukukçular Derneği’nin Ankara Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Komisyonu Ankara Kadın Hapishanesi üzerine bir rapor çıkardı, ona da bir değinmek isterim. Aralık başında çıkardılar raporu diyorlar ki: “Koğuşlar yeterince ısıtılmıyor. Eldiven, bere gibi kıyafetlere de izin verilmiyor.” Yani koğuş hem ısıtılmıyor hem de daha kalın kıyafetlere de izin verilmiyor. Hapishane kantininde besleyici gıdalar iyi ve orta kalitede ürünler bulunmuyor, kantin fiyatları buna rağmen çok yüksek ve bunun gibi temel ihtiyaçların karşılanmadığı şikayetler var.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Cezaevlerinde mesela bana da geldi. Eldivenin doktor raporu ile ancak verildiği yönünde şikayetler var.

Filiz Kerestecioğlu: Bu kadar insani bir gereksinim ötesini düşünün. Eldiven ve bere verilmiyorsa içine ne saklanabilir? Ne olabilir? Her şey kontrol altında. Burada işte gücü bir baskı aracı olarak kullanmayı görüyoruz ve bu bütün mahpuslara yapılan bu hakaret, kişisel eşyalara zarar verme, odaları dağıtma, arama, darp ve dayak, hücreye kapatma, iletişim cezası, görüş hakkının kısıtlanması, disiplin cezalarının keyfi olarak uygulanması gibi uygulamalarının kadınlara onları kadın olmalarından dolayı adeta “utanç duyacaklarını” düşünerek aşağılama ve az önce söz ettiğimiz o emzirirken kameraya alma, pedlerine varıncaya kadar özel adet gününde olduğunu belirtmelerine rağmen bunu dinlememe, biz mesela yıllardır ücretsiz ped dağıtılması gerekir bu bir insani haktır diyoruz, bunu geçtim, Adalet Bakanlığı bunu yapmak yerine kadınları bu şekilde aklı sıra aşağılayıcı uygulamalara da göz yumuyor.

Gerçekten LGBTİ+ olanların ise zaten esamesi okunmuyor, onlar tamamen görünmez oluyorlar. Hem siyasi hem partili kadın mahpuslar gerçekten çok ciddi sorunlar yaşıyorlar. LGBTİ’ler de dahil olmak üzere diye düşünüyorum ama burada şunu vurgulamak isterim. Bundan utanç duyması gerekenler asla kadınlar değiller! 12 Eylül’de de biz bunu söylüyorduk; taciz, tecavüz bunlar ifşa edilmesi gereken şeylerdir ve bundan utanç duyması gerekenler bunu yapanlardır ve onların her fırsatta isimlerinin açıklanması gerekir. Utanç duyulması gereken asla kadınlar değildir.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bu çok önemli. Cezaevlerinde daha ağır bir şekilde yapılıyor. Gözaltı merkezlerinde daha ağır ama işin kökeninde sizin de yıllardır çalışmalarını yaptığınız kadına yönelik ayrımcılık, 3. sınıf vatandaş gibi görme bir büyük kadın mücadelesi var. Bunu anlatabilir misiniz? Kadın mücadelesi nereden nereye geldi? Tarihsel süreci nereye geldik? Son iktidarın uygulamaları ile nereye geldik? “Özel Olan Politiktir” diye bir şiarımız var bizim, “Özel Olan Politiktir” yani bunun özcesi, Türkçesi aslında “Kol kırılır, yen içinde kalmaz.”

Filiz Kerestecioğlu: Bir yerde hiçbirimizin tarihi kendimizden başlatmamamız, mücadele tarihinde özellikle kendimizden başlamış gibi düşünmememiz önemli diye düşünüyorum. Bu bir vefa borcu. O yüzden ben aslında Osmanlı’da da kadınların ciddi bir mücadelesi olduğunu gördüğüm zaman “Kadınlar Vardır” belgeseline hazırlanırken çok büyük saygı duydum. Orada yapılan beyaz konferanslar, ciddi feminist söylemler kadınların oy hakkının dışında da var olmak için verdikleri çok ciddi mücadeleler var. Bunları tabi anlatmak uzun sürer gerçekten ama sonrasında hatta parti kuruyorlar kadınlar, Nezihe Muhiddin gibi mesela bizim tarihimizde çok değerli bir kadın var ve Cumhuriyet Dönemi’ne de tekabül ediyor yaşamı ve Nezihe Muhiddin Kadınlar Partisi’ni kuruyor ama kapatılıyor onlar. Mesela Türk Kadınlar Birliği 1935’de artık kadınlar “Kadınlık adına söylenecek söz kalmamıştır.” diyerek kapatılıyor. Oysa bugüne baktığımızda kadınlık adına söylenecek ne kadar çok söz olduğunu görüyoruz çünkü sadece oy hakkının elde edilmesi değil bu mücadele.

Yani ciddi bir erkek egemenliği var. Bu sadece Türkiye’de değil bütün dünyada olan bir şey ve buna karşı bitmeyecek olan belki en son aslında bitecek olan bir mücadele var. Aynı şekilde daha sonrasında belki Cumhuriyet Dönemi’nde “oy hakkı” kadınların özellikle üniversitelerde çeşitli alanlarda okuyabilmeler, yer almaları, eğitimde kazanılan bir takım haklar var ama yine de toplumsal cinsiyet rolleri anlamında çok eksik olduğunu her şeyin görüyoruz ve asıl bizim 2. Dalga dediğimiz Türkiye’de bu feminist mücadele diye benim özellikle adlandırdığım mücadelede 80’li yılların sonunda benim de dahil olduğum, içinde olduğum bir mücadele; biz ilk olarak 1987’de İstanbul’da Yoğurtçu Parkı’nda “Dayağa Karşı” bir yürüyüş gerçekleştirdik ve “Dayağa Karşı” bir kampanya yaptık kadına yönelik şiddete karşı ve 12 Eylül sonrasında ki ilk yasal yürüyüştü o. Gerçekten zorlu dönemlerdi ve “Özel Olan Politiktir” diye bir şiarımız var bizim, “Özel Olan Politiktir” yani bunun özcesi, Türkçesi aslında “Kol kırılır, yen içinde kalmaz.”

Yani biz hepimiz aynı şeyleri, aynı cinsel şiddet olsun, fiziksel şiddet olsun, psikolojik, ekonomik şiddet olsun tüm bunları yaşamaya adayız bütün kadınlar olarak ve bunu sadece bir iki kadının yaşadığı ya da sadece belli evlerin içerisinde yaşanan bir şey olarak değil ve saptanması gereken, hani demin dediğim gibi ayıp olan utanılması gereken bir şey değil aksine açığa vurulması ve mücadele edilmesi gereken bir şey olarak ifşa ettik ve o günden bugüne saydığınız kurumları kurduk, yani “Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı”, “Kadın Eserleri Kütüphanesi” , üniversitelerde “Kadın Araştırmaları” bölümleri gibi birçok alanda kurumsallaşma oldu ama bu kurumsallaşmanın dışında özellikle 90’larda “Kürt Kadın Hareketi” gerçekten bizimle çok ciddi bir buluşma gerçekleştirdi hem Kürtçe kadın dergileri çıkardılar, biz feminist dergisini, Kaktüs Dergisi’ni çıkartırken ve sonrasında da Eş Başkanlığa kadar varan Kadın Meclisleri’ni bugün Halkların Demokratik Partisi’nde olduğu gibi ya da belediyelerde eş başkanlık, bütün yönetim mekanizmalarında eş başkanlık ve kadın sözünün çok ciddi olarak güçlendiği bir konuma geldik. 2000’li yıllarda da bu genç kadınları özellikle çok ciddi olarak yayıldı ve yaygınlaştı.

İşte zaten bugün 25 Kasım Kadın’a Yönelik Şiddete Karşı Gününde, gerekse 8 Martlarda kadınların alanlarda, sokaklarda olması ve iktidarın korkusu olması aslında bütün bu mücadele tarihi ile birleşen bir şeydir ve geri adım atmamızda bütün bu hakları kazanmış olduğumuz içindir. Aslında iktidarın da en büyük saldırısı bu nedenle kadınlar olmaktadır yani ister cezaevlerinde olsun ister Kayyım atayarak belediyelerde kadın merkezlerini kapatmak olsun ister partimizde olduğu gibi eş başkanlık sistemine yönelik olsun ama tabi ki bunun şu andaki en vahim tezahürünü cezaevlerinde görüyoruz çünkü sonuçta cezaevleri devletin “Suçluyu” çünkü bugün adil bir yargılamanın ve adalete erişimin olmadığını da ikimiz de ve bütün toplum da çok net olarak biliyoruz ve görüyoruz, kimse adalete erişemiyor ama suçluysa da “Suçlunun” korunması, barındırılması ve gerçekten rehabilite edilmesi, geliştirilmesi gereken yerlerdir ama aksine ceza infaz kurumları hakikaten ayrıca bir cezanın infaz edildiği yerler haline gelmiş durumda ve bunun kadınlar açısından yaşatılan biçimleri ise çok vahim diye düşünüyorum. Bir kısmını yayınlayabildim, bir kısmını daha yayınlayamadım ama utanç içinde kalıyoruz ama bunu yapanlar utanmamışlar, çok üzücü. Çıplak arama meselesi var.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Şu anda da sosyal medyada bir etiket kampanyası ile kadınlara yönelik tacizler, gözaltı merkezleri, cezaevlerindeki tacizler gündem ediliyor ve daha da yer alacak çünkü bizim birkaç gündür gündeme getirdiğimiz kadınlara yönelik tacizler, Meclis’te de gündeme getirdiğimiz bu meselelerden dolayı bana bilhassa Filiz Hanım çok kadın döndü ve yıllardır söylemedikleri, yakınlarına bile söylemedikleri, terapistlerine bile söyleyemedikleri çok vahim ihlalleri ilettiler. Gerçekten çok şoke edici, çok sarsıcı, işkenceye dönüşmüş cinsel tacizler bunlar. Bir kısmını yayınlayabildim, bir kısmını daha yayınlayamadım ama utanç içinde kalıyoruz ama bunu yapanlar utanmamışlar, çok üzücü. Çıplak arama meselesi var. Hani biz İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’ndayız ve çok vahim erkeklerden de bu çıplak arama ile ilgili çok vahim iletiler alıyorum ben şahsen, 12-13 aydır insanlık onuruna aykırı çıplak arama, ince arama dedikleri onur kırıcı arama tarzına razı olmadığı için hastaneye gidemeyen mahpuslar var Türkiye’de ve maalesef de şu anda bu devam ediyor. Aynı zamanda kadınlar için gözaltı merkezlerinde, tacize, tecavüze varan cezaevine girişte yine aynı şekilde, hastanelere gidişte, gelişte aynı şekilde olaylar var. Ben bununla ilgili bir örnekte sunarak size bırakacağım bana gelen iletilerden birisi mesela, bir paylaşımı dinleyenlerden aktarayım. “ Cezaevinde kadınlara yönelik onur kırıcı hareketlerin çoğunu duyduk, çıplak arama, oturma ve öksürme. Balıkesir Kepsut Cezaevi’nde ve sevk olduğum Denizli T Tipi Cezaevi’nde ki o daracık odalarda yapılan o aramalar. 40-60 yaş arasındakilerin ahir ömrümüzde bunu da mı görecektik dediği, biz 20’li yaşlardakilerin ise hayata böyle mi başlayacaktık? dediği anlar. Ben saçımın telini göstermekten dahi utanırken inanın anlatılması bile çok zor artık yaşanması ne kadar zor sizler düşünün. Sessiz çığlıklarımıza ses olduğunuz için teşekkür ederim.” Demiş bir kadın. Bunun gibi onlarca, yüzlerce ileti geliyor ve çıplak arama gerçeği ne diyorsunuz Filiz Hanım çıplak arama konusunda? Yargılamalarda “Düşman Ceza Hukuku” aynı şekilde cezaevlerinde de “ Düşman İnfaz Sistemi” olarak uygulanıyor.

Filiz Kerestecioğlu: Dün bende okudum size gelen ve sizin paylaşımlarınızı gerçekten çok vahim ve özellikle genel olarak kadınlara yapılanın yanı sıra mütedeyyin kadınlara bunu özellikle yaptıklarını düşünüyorum. Yani burada demiş ya yazan arkadaşımız “Ben saçımın telini bile göstermeye çekinirken” diye. Gerçekten bu aslında işte ikinci bir ceza ve ikinci bir işkence, bu “Düşman Hukuku” aynı zamanda, “ Düşman Ceza Hukuku” diyoruz biz yani, yargılamalarda bu yapılan “Düşman Ceza Hukuku” aynı şekilde cezaevlerinde de “ Düşman İnfaz Sistemi” olarak uygulanıyor ve kadın düşmanı infaz sistemi olarak da uygulanıyor bence yani çıplak arama, ister erkeğe yapılsın, ister kadına yapılsın bir “Düşman Ceza İnfaz Sistemi” uygulamasıdır benim görüşüme göre çünkü bunu başka türlü yapmak mümkün, bu kadar teknoloji gelişmiş, bu kadar X-Ray cihazları, hassas cihazlar vs… Bunu yapmak mümkünken, bu tamamen kasıtlı bir uygulama yani bu “Sana gözdağı veriyorum, sen anlat, başkaları da görsün ve buraya düşenlerse başına ne geleceğini anlasınlar.” İnsanları düşünceleri nedeniyle ya da hangi nedenle olursa olsun içeriye giren insanları mahpus edilen insanları aslında korkutmak, gözdağı vermek diğer yandan da burada sağlam durmalıyız. Yani hep birlikte sağlam durmalıyız, ben kadın dayanışmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum yani bu “Düşman Ceza Hukukunun” ve “Düşman İnfaz Sisteminin” ya da gözaltı muamelelerinin örneklerini yine 12 Eylül’de de gördük ve bunu tepeden üstelik bir takım adamların yaptığını da gördük, ben Turgut Sunalp’in sözünü hiç unutmam, “Biz niye cop sokalım onlara? Dağ gibi delikanlılarımız var.” Demişti, böyle bir aşağılık cümleyi o zaman kullanmıştı, yani bu nefret suçudur aslında. Hakikaten bütün bu uygulamalar ve hakaretler bu şekilde yapılan muameleler suçtur, bunlardan dolayı bir gün yargılanacaklar!!! Buna eminim, inanıyorum, bütün kalbimle inanıyorum ve temenni ediyorum. Bunu gerçekleştirecek olan da bizleriz ve biz tabi ki ne hakaret, ne darp, ne çıplak arama yapmadan yapacağız bunları!!! Yani bir ceza infaz sistemi uygulanacaksa da “İnsanlık dışı” değil hakikaten “ İnsanlık içi” bir sistemle bu uygulanabilir ama o gün gördüğüm uygulamaları, o gün yakınılan şeylerin benzerlerini bugün de görmek, Türkiye’nin hala bu düzeyde olduğunu gerçekten tespit etmekte bir hukukçu olarak da, bir kadın olarak da üzüntü duyduğum bir şey ama bunun için panzehir nedir? Panzehir bunun için mücadeledir, kadın dayanışmasıdır, bunlardan kurtulamamaktır, bunları ifşa etmektir, yapanları ifşa etmektir. Yapanların yargılanmasına gidecek yolda mücadele etmektir diye düşünüyorum çünkü gücü kullanıyorlar, yani ellerindeki gücün, erkek egemenliğini aynı zamanda kadınlar üstünde ikinci bir baskı aracı olarak da kullanıyorlar. Ben bütün o mütedeyyin kadın arkadaşlara da onun dışında bütün siyasi ve adli kadın mahpuslara da bu uygulamaya maruz kalan çocuk veya erkek mahpuslara da aynı şeyi, aynı çağrıyı yapmak isterim. Asla başınızı öne eğmeyin, hiçbir şekilde de utanç duymayın hep birlikte mücadele ederek bunların üstesinden geleceğiz diye düşünüyorum. “ 12 gün nezaretteydik içeri bunu mahkemede dile getiremedik, şu an haykırıyoruz geç kaldık ama bizden sonrakilere yapılmasın.”

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çarpıcı örnekler var Filiz Hanım ben onlardan da örnekler vermek isterim. Diyor ki: “Çankırı Cezaevi’nde tutuklandığımız gün girişte kıyafet teslim ederken arama yaptıklarında “Ben müsait değilim. Ne olur!” dememe rağmen çıplak arama, otur kalk muamelesine maruz kaldım “Rutin uygulama.” dendi, sorduğumda sadece aynı gün tutuklanan arkadaşlara yapmışlar. Çirkin muamele çok korkutuyor. 12 gün nezaretteydik içeri bunu mahkemede dile getiremedik, şu an haykırıyoruz geç kaldık ama bizden sonrakilere yapılmasın.” diyor bir kadın.
“Çıplak aramayı özellikle yapıyoruz, kasten yapıyoruz ve gerçekten sindirmek için, korkutmak için yapıyoruz.” denmesi lazım.

Filiz Kerestecioğlu: Yani dediğim gibi işte her türlü teknolojik şey var ve “Büyük Türkiye” Nerelere uçtuk? Nerelere kaçtık? Nelerden bahsediyorlar? Ama buradaki sistem özel bir uygulama. “Bunu başka türlü yapamayız.” diye bir şey yok, “Bunu özellikle yapıyoruz, kasten yapıyoruz ve gerçekten sindirmek için, korkutmak için yapıyoruz.” Denmesi lazım. O arkadaşın ifade ettiği gibi evet söylemeli ki bunu yaşayanlar bundan sonrakilere yapılmasın, biz de bunları duyurabilelim, siz de biz de Meclis’te, her alanda, insan hakları örgütleri, her şekilde bunu zaten yıllardır yapıyorlar sağ olsunlar ama bunu duyurmaya, onların sesi olmaya devam etmemiz gerekiyor çünkü seslerin en az duyurabildiği yerler. Yani hasta mahpuslar ölüyor Faruk Bey, gerçekten 85 yaşında diyoruz, yani Meclis kürsüsünden diyoruz ki: “Bakın 85 yaşında ve hasta.” diyoruz. Yani bu insan artık neden tahliye edilmez? Dönüp diyorlar ki: “Sen onun hangi suçtan içerde olduğunu biliyor musun?” budur “Düşman Ceza Hukuku”

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bursa Cezaevi’nde Abdulalim Kaya. “Siz şuna bir bakın. Siz o hangi suçtan yatıyor bunu biliyor musunuz?” laflarına halbuki bunlar aynı şeyleri, benzer şeyleri kendisi yaşamış insanlar. Yani bugün nasıl bunları unutabiliyorlar?

Filiz Kerestecioğlu: Yani hangi suçtan olursa olsun! Biz insan hakları savunucuları, biz ne zaman baktık o hangi suçtan, hangi suçtan değil diye. Ben 90’lı yıllarda İstanbul Şube’de İnsan Hakları Derneği’nde avukatlık yaptım, en zor yıllardan biriydi. O dernekten içeriye, Aczimendiler de geldi onlar da şikayetlerini dile getirdiler, aile birleşmesinden vize alamayan yurtdışına gidemeyenler de geldi, “İrticadan beni ordudan ihraç ettiler.” Diye, başörtülü kadınlar da geldi, travestiler de geldi gerçekten “Bize ‘Hortum Süleyman’ lakaplı o zamanın emniyet müdürü Beyoğlu’nda hortum ile dövüyorlardı onlar da geldi, Kürtler de geldi, infaz edilenlerin yakınları, gözaltında kayıplar hepsi geldi. İnsan hakları mücadelesi budur, yani siz bunu yapamazsınız ama bugünün en önemli özelliklerinden birinin ben bu olduğunu düşünüyorum. Yani özellikle Meclis’te buna çok tanık oluyoruz birlikte, hakikaten söylediğimiz sözlerin karşılığında “Siz şuna bir bakın. Siz o hangi suçtan yatıyor bunu biliyor musunuz?” laflarına halbuki bunlar aynı şeyleri, benzer şeyleri kendisi yaşamış insanlar. Yani bugün nasıl bunları unutabiliyorlar? Nasıl gerçekten bu kadar zalim olabiliyorlar? Ya da şüphe duymuyorlar. Şüphe çok önemli bir şeydir. Kuşku duymalı, her insan kuşku duymalı, söylenen bir şey üzerine gerçekten “Bunun gerçekliği var mı? Bu insan bunları yaşadıysa asla bunları yaşamamalı.” demeli ve bunun için çaba göstermeli.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bir iki örnek daha paylaşacağım bunlar çok çarpıcı gerçekler diyor ki: “Vekilim, Muğla Cezaevi’ne girerken çıplak arama yaptılar. Rutin bir işlem değildi, aynı gardiyanların içeriye soktuğu koğuş arkadaşlarıma yapmamışlardı. İç çamaşırıma kadar çıkarttırıp çök kalk yaptırdıklarında gözlerim doldu. Tutuklandığımda ağlamamıştım ama çıplak arama yaptırdıklarında ağladım.” diyor.

Yine bir başkası diyor ki: “Ömer bey o zaman bir işkence de ben sizinle paylaşayım iki yıl önce kardeşim Ferizli Cezaevi’ndeyken açık görüş için gitmiştim, regl dönemime denk gelmişti kadın infaz koruma memurları arama yaparken “Hasta mısın” diye sordular. “Evet” deyince “Çamaşırını indir, pedine bakacağız.” dediler ve ben yol yorgunluğu, cahillik ve Konya’dan Sakarya’ya kadar gidip kardeşimi görememenin korkusuyla dediklerini yaptım. Hala aklıma geldikçe gözlerimi kapatırım ve infaz koruma memurları hem o duruma sokup hem de tiksinme hareketi yapınca daha da utanmıştım şimdiki aklım olsa tabi ki yapmam ama o zaman cahildim diyelim, bu da mahkum yakınlarına yapılan işkencelerden biri isim vermeden paylaşır mısınız?” demiş bana. Biz biliyoruz ki mahpuslara da bu yapılıyor, bir de mahpus yakınlarına. Mahpusu ziyarete gelmiş, onca yoldan, 10 saatlik yoldan gelmiş, Diyarbakır’dan İstanbul’a, Edirne’ye gelmiş, arama esnasında tacize uğruyor, diyor ki: “Ben buna itiraz etsem, olay çıksa görüş yasağı gelecek. Sesimi çıkarmayayım” diyor, susuyor ve ihlaller devam ediyor.

Filiz Kerestecioğlu: Bu da ayrı bir cezalandırma, yakınlarıyla cezalandırıyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Ne dersiniz bunun için? Böyle mahpus yakınlarından çok başvuru aldık bu dönemde hem mahpuslar hem mahpus yakınları seslerini çıkaramıyorlar, bir görüş baskısı yasağı var, ne dersiniz?

Filiz Kerestecioğlu: Sesimizi çıkarma zamanıdır Ömer Bey! Sesimizi çıkarma zamanıdır çünkü bunun başka bir yolu yok! Yani bilirsiniz İnsan Hakları Derneği’nde, Mazlum-Der’de 80’lerden sonra aslında en fazla mahpus yakınları tarafından kurulmuş olan yapılardır. Yani onlar engellendiği için ben hepsini saygıyla anmak isterim, aralarında çok sayıda kaybettiğimiz anneler var, bu Cumartesi Anneleri’ne kadar uzanan, Barış Anneleri o süreçte hakikaten bu dernekler o zaman kuruldu ve aynı sorunlar nedeniyle kuruldu aslında. Bizim de sesimizi çıkarma zamanıdır çünkü bunun başka bir yolu gerçekten yok. Zannetmesin ki kimse Fransa’ya baktığınızda sesleri gür, Almanya böyle, İngiltere böyle. Bunun arkasında bir mücadele yok değil. 1989’dan beri kalkıp insanlar mücadele etmişler, nelere maruz kalmışlar ve bu hak mücadelelerinin sonucunda ancak gerçekten daha kalıcı hale gelebiliyor bazı şeyler. Bugün de ayrımsız bir insan hakları mücadelesinin yükseltilmesinin zamanıdır. Yani bunu gerçekten birbirimizi ötekileştirmeden, o o dur, bu bu dur, bunun kaşı, gözü var demeden hep birlikte yapmamızın zamanıdır çünkü karşımızda zalimler var ve ya da farkına olmayanlar var, yani onların da farkında olmayanları aslında bunu fark ettirerek yapmamız lazım çünkü çok fazla her şey biat üstüne kurulmuş. Biliyorsunuz geliyor vekiller el kaldırıyor, el indiriyor neye el kaldırıp, el indirdiklerini bilmeden yapıyorlar bunu çoğu zaman. Onlara da fark ettirmeye çalışarak bunun bir zalimlik olduğunu ve nasıl şeyler uygulandığını, biraz da tartışarak bunu yapmamız lazım. Yakınları ile tehdit ediyorlar insanlar, o zamanlar öyleydi gerçekten cezaevleri kapılarında beklerdi insanlar, günlerce beklerlerdi. Öyle bir araya geldiler, öyle tanıdılar ve öyle o dernekleri kurdular. O zamanın mücadelesi de kolay değildi, ne 80’lerin, ne 90’ların diye düşünüyorum.
“Çırılçıplak halde yüzümü duvara döndürüldüğümde artık hayatımın sonuna geldiğini düşündüm!” diyor bir kişi.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bir de mesela çıplak aramaya itiraz ettiği için darp edilen mahpuslar ve bundan dolayı darp edilip, infazı yakılan mahpuslar gerçeği var. Hem çıplak arama, ayakta sayım dayatmaları ve bundan sonra disiplin cezası, sürgünler, başka cezaevleri. En son Kırşehir’de mesela takip ettiğim uzun süredir Kürt üniversite öğrencisi bu tür muamelelere boyun eğmedikleri için çok uzun süreli açlık grevleri yapmak durumunda kaldılar, başka cezaevlerine sürüldüler ve inanılmaz ihlaller gördüler. Şimdi bir de hani bana gelen iletilerden birisi şu Filiz Hanım diyor ki, ben böyle kadınlara yönelik sorunca birisi bana yazmış: “Bu çıplak arama meselesinde sadece kadınları yazıyorsunuz ve erkekler için rutin bir işlem olduğunu zannettiğim için şu ana kadar yazmadım! 16.11.2016 tarihinde Sincan T Tipi Cezaevi’ne ilk girişimde çıplak halde yüzümüzü duvara çevirmemiz gerektiği söylendi, “Neden?” olduğunu sorduğumuzda çok özür dileyerek makatımızda bir şey saklayıp saklamadığımızı sadece bu şekilde kontrol edebileceklerini ifade ederek içeri aldılar. Çırılçıplak halde yüzümü duvara döndürüldüğümde artık hayatımın sonuna geldiğini düşündüm!” diyor bir kişi. Bir de böyle işkenceler var bunun dışında bir de mesela “ Cezaevinde 5 yaşındaki çocuğa çıplak arama iddiası” biz bunu soru önergesi ile de sormuştuk. Yani 5 yaşındaki çocuğa da bu tür muameleler, çıplak aramalar, 2.5 yaşındaki çocuğun bezini çıkarmalar.

Filiz Kerestecioğlu: Evet onu diyecektim bende, bezini açıp da onu kaç kere kontrol etmişler, gerçekten inanılır gibi değil. Düşünün ben çocuğumun altını silerken bile itina ederken onlar her görüşte bezini açıp baktı. Diğer muameleleri geçtim, en çok bu canımı yakıyordu.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Onu da okuyayım Filiz Hanım bunlar gerçekten canlı ve çok önemli. Diyor ki: “Sayın vekilim Twitter’da size yazılan çıplak arama mesajlarını görünce içim acıyor. Benim de 3,5 yaşında bir kızım var. Babası içerdeyken dünyaya geldi. Kızım bezden çıkana kadar her görüşte o bez açılıp içine bakıldı. Düşünün ben çocuğumun altını silerken bile itina ederken onlar her görüşte bezini açıp baktı. Diğer muameleleri geçtim, en çok bu canımı yakıyordu. Görüş esnasında İKM tavrı yüzünden çocuklarım babalarını görmeye gitmek istemiyordu. 3,5 yaşındaki kızım üniformalı birini gördüğü zaman çekiniyor.” Diyor bir mahpus yakını. Evet bu tür işkenceler maalesef devam ediyor. Biz bununla ilgili çok yoğun uğraşlar verdik, şu ana kadar bizi gerçekten en çok üzen, öfkelendiren bu tür başvurular oldu. Yani kadınları diyelim ki bir takım eziyetler, ihlaller olur ama bu denli insanı en önemli konusu mahremiyeti ile ilgili ihlalleri “Buna boyun eğmezsen cezaevine giremezsin.” Şeklinde yapılması bizi son derece üzdü. Ben bu arada bazı vakalardan örnek vermek isterim. Bakın mesela çok korkunç olaylar yaşandı arkadaşlar; çıplak aramada Diyarbakır Cezaevi’nde 10 günlük lohusa Eylem Oyunlu Cezaevi’ne girerken çıplak aramaya maruz kaldı! Düşünün bir kadın, 10 günlük lohusa zaten o hali ile tutuklanmaması gerekir. Yani insanların dahilinde mi böyle bir şey? 10 günlük lohusa kadının neresini tutukluyorsun sen? En fazla evde elektronik kelepçe var, zaten araştırdığınız da bu tür tutuklama. Evde elektronik kelepçe ile takip et nedir bu? Ama 10 günlük kadın, lohusa, tutukla, cezaevine girsin, çıplak ince arama yap utanç verici hadiseler bunlar gerçekten!!! Bakın bunlara boyun eğmediği için darp edilip sürülen öğrenciler ve daha sonra terörist ilan edilen insanlar.

Aslı Gençay Sivas Cezaevi’nde, Lütfi Koç Menemen Cezaevi’nde bu tür muamelelere uğruyor. Çıplak arama, bakın bunlar ile ilgili çok uğraş vermişiz, örneklere bakıyorum. Yine Uşak’tan 31 Ağustos’ta Uşak’ta korkunç bir olay yaşandı, ben bu olayı anlatacağım ama tüm izleyenlerden de lütfen şu anda Twitter’da hashtag olan TT listesine girmiş olan “ÇıplakAramaya SessizKalma” etiketimize destek vermelerini istiyorum, tekrar söylüyorum ÇıplakAramaya SessizKalma” şimdi neden? Bu mesele çoğunlukla kadınlar tarafından söylenmeyen bir mesele bakın aslında bir büyük buzdağı var. Söylenenler buzdağının görünen kısmı, görünmeyen kısmı o buzdağının altındaki kısım. Kadınlar konuşmuyorlar, susuyorlar, korkunç ihlaller var. Bazen hakimler, savcılar ihlal ediyor, bazen müdürler, İKM’ler edebiliyor, cinsel açıdan sıkıntılı olan insanlar bunları yapabiliyor, Uşak’ta en son oldu bu olay. Bakın 30’a yakın genç kadın Üniversite öğrencisi Uşak Emniyeti’ne girdiklerine, bir şeyden haberleri yok, hayatlarında ilk kez giriyor bu gençler ve “Size ince arama yapacağız.” Deniyor ve adet döneminde olanı var, olmayanı var, hepsine aynı “Alt iç çamaşırınızı dizinize kadar indirin, 3 kez otur-kalk yapın.” Kadınlarla konuştum ben. “Siz ne diyorsunuz, anlayamıyoruz. Ne demek istiyorsunuz, olacak şey mi bu?” diye tepkilerimiz böyle oldu. “ Yapmayın, etmeyin, ne olur bize bunu yapmayın. Ne var yani?” utanç içinde kaldık diyor. Aralarında gülüştüler “ Yap işte” diye bir de böyle onurumuz kırıldı ardından bu hareketi yapmak zorunda kaldık. Biz bunları o zamanlardan bakın aradan 4 ay geçmiş ben unutamıyorum çünkü korkunç bir olay, kadınlarla konuştuğum zaman gerçekten zor konuşuyorsunuz. Kadınlar büyük bir utanç içinde, annesine babasına anlatamamış. Bir şekilde birisi söylemiş, birkaç tanesi ancak zaten konuştu. Çoğu konuşamıyor, avukatları diyor: “Aman konuşmayın, başınıza bir şey açılır.” Herkes el birliği ile üstünü örtmeye çalışıyor sonra Uşak Emniyet Müdürlüğü bir açıklama yaptı, mahcup bir açıklama açıkçası, böyle bir şey olmamıştır diyemiyor, “Usullere, kurallara uygun işler yapılmıştır.” Gibi bir açıklama ve geçiştirmeye çalıştılar. Ne soru önergelerime cevap verdiler, ne suç duyurularına bir şey yapıldı, hiçbir şey yapılmadı ama biz bunun peşini bırakmadık, devam ediyor arkadaşlar bakın hangi kesimden olursa olsun, hangi gruptan olursa olsun emniyette gözaltında inanın ki tecavüze varan korkunç aramalar geldi bana. Bakın korkunç şeyler bunlar. Yani tecavüz başka bir şey değil, o denli çirkin arama tarzlarının yapıldığını görüyoruz, bunları biz gündeme getirdik ve sonrasında o buzdağının altındaki kesim seslerini duyurmaya başladı. “İlk defa size söylüyorum, 8 yıldır anlatmıyorum, terapistime bile anlatamamıştım, utanç içindeyim, bunları yazarken bile sinir krizleri geçiriyorum, Ömer Bey bunları yazarken ağlıyorum şu anda biliyor musunuz?” diyerek yazan kadınlar. Gerçekten onları okumak çok zor arkadaşlar, gerçekten sarsılıyorum onları okurken ama bunu yapanlar utanmadan, gülüşerek bunları yapmışlar, yani bakın gerçekten birçok yerde onları gördüm ve çok üzüldüm. Birçok örnek var hangisini dile getirsek. Bebek bezi araması meselesine değindik, kadınların emniyette ki sıkıntıları bunlara da. Bebeğe kadar uzanıyor mesele. Cezaevine bir daha gitmek istemeyen, mahpus babasını görmek istemeyen çocuklar, travmalar hayat boyu, 70 yaşına gelmiş o 4 yaşındaki travmayı unutmuyor Filiz Hanım ne diyorsunuz bunlara? Selahattin Demirtaş niye Edirne’de? Birçok mahpusun ailesi, hayatı aslında başka bir şehirdeyken niye alıp da en uzak şehre gönderiyorlar? Özellikle işte bu da bir işkence.

Filiz Kerestecioğlu: Nasıl unutabilsin? Böyle bir şey gerçekten unutulur gibi değil! İnsanın insana bunu yapması bazen kafamızın gerçekten almadığı bir şey ama evet birçok ihlal var ve dediğim gibi bunun için mücadeleden başka yol yok ve hakikaten bunu bir korku aracı olarak yaymalarına izin vermemeliyiz, biz bunu bir mücadele aracına çevirmeliyiz. Mesela başka ihlallerden bir tanesi de şimdi Selahattin Demirtaş niye Edirne’de? Yani gerçekten Diyarbakır’da ailesi yaşayan, annesi neredeyse ölme noktasına geliyor bu kadın, kaza geçirdi giderken niye Edirne’de? Birçok mahpusun ailesi, hayatı aslında başka bir şehirdeyken niye alıp da en uzak şehre gönderiyorlar? Özellikle işte bu da bir işkence. Yani işkence dediğiniz şey sadece elektrik vererek, kaba dayak ile olan bir şey değil, bunlar da ciddi olarak işkence. İşte 12 Eylül zamanında tek tip elbise giydirmeye çalışırlardı ve o mahpuslar gelirlerdi son dönemlerinde ben sıkı yönetim mahkemelerinde avukatlığa başlamıştım baya “Don-Gömlek” gelirlerdi, o tek tip elbiseyi giymemek için, üstlerini yırtıp atarlar, mahkeme salonlarına şortlar ile gelirlerdi, fotoğrafları var arşivlerde, tarihte arşiv unutmuyor hiçbir şeyi unutmuyor!!! O yüzden bazen zannediyorlar ki gerçekten hani 80’leri, 90’ları anlatırken “Onlar geride kaldı.” Hayır geride kalmadı, diktatörlükler, otoriter rejimler, baskı rejimleri var olduğu sürece bu ülkede birbirimizi ötekileştirmeden, hep birlikte demokrasiye ulaşamadığımız sürece gücü elinde bulunduranlar farklı yöntemlerle bunları yapmaya devam edeceklerdir. Bu kadınlar üstünde, çocuklar üstünde, erkekler üstünde, mahpuslar üstünde, sokakta gösteri yapanlar üstünde gerçekten topyekün bir birleşik mücadeleye ihtiyaç var. Bu faşizme karşı birleşik mücadeledir ve bu baskıya karşı birleşik mücadeledir, adına illa aynı şeyi koymamız gerekmeyen bir mücadeledir ama insan hakları mücadelesinde ortaklaşabiliriz ve birbirimize güç verebiliriz diye düşünüyorum. “Zamanında hani Kürtler, Solcular, Aleviler bunlar böyle bu tür muamelelere uğradıklarını söylediklerinde, bundan dolayı darp edildiklerinde işkence gördüklerini söylediklerinde çok empati yapamıyordum” diyor bir kişi

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Son olarak bana gelen bazı özeleştiriler de var. Bu özeleştirilerden biz insan hakları kavramına dair yorum yapmak isteriz. Bana gelen özeleştirilerden çoğunda bu aşağılayıcı, onur kırıcı, cinsel taciz, tecavüz ve işkenceye varan bu muamelelerle karşılaştıktan sonra birçok insan erkeği ile kadını ile şunu diyor: “Ya ben zamanında hani Kürtler, Solcular, Aleviler bunlar böyle bu tür muamelelere uğradıklarını söylediklerinde, bundan dolayı darp edildiklerinde işkence gördüklerini söylediklerinde çok empati yapamıyordum, çok umursamıyordum ama kendi başıma geldi ve ne kadar korkunç işler olduğunu gördüm bundan sonra bu konuda çok duyarlı olacağım, bunun ne kadar önemli olduğunu, insan onuru meselesinin ne kadar önemli olduğunu gördüm, çok haklılarmış.” diyen çok önemli bir kesim oldu. Bunun için buradan bir insan hakları kavramına bir topyekun gidişi nasıl gerçekleştirebiliriz? Cumartesi Anneleri dediğim zaman “Siz kalkın da Diyarbakır Anneleri ’ne bakın.” diye bir ses gelmemeli bana. Sesim benim böyle yankı bulmamalı! İki sorunu da çözmeliyiz diye yankı bulmalı, bu ülkede savaşı bitirmeliyiz diye yankı bulmalı.

Filiz Kerestecioğlu: Dediğim gibi anlamak önemli bir şey. Bunu keşke herkes yaşamadan anlasa, aynı acıları görmeden, hissetmeden anlasa, bizim gayretimiz de bu aslında birazcık bugün hala seslenirken belki çoktan seslenmekten vazgeçmiş olabilirdik, diyebilirdik ki: “Yok zaten bunlar anlamaz, kimse anlamaz.” Ama değil öyle yani ben hala insanlık denen şeyin, insanın bir yerinde vicdanın olduğuna inananlardan biriyim. Bu yüzden de beslenmeye devam ediyoruz. Evet birbirimizi anlamalıyız, benim o 90’larda verdiğim örnekteki gibi irticadan 40 yılda görev yapıp sonra atılan bir subayın yaşadığını bilmezdim ama bunlarla ya da bir travestinin yaşadığını da bilmezdim ama bunlarla yüz yüze geldiğim zaman hakikaten bana o derneğin öğrettiği çok fazla şey oldu, ayrımsız insan haklarını uygulamak, ayrımsız insan haklarını savunmak. Yani bugün bir yurt çeperini genişleterek hep birlikte bunu yükseltebiliriz, bu gücümüz var, çünkü insanın bir tarafı var yani bu kadar kötülüğün yanında iyilikte var, iyilikte bulaşıcı bir şey aynı zamanda, biz bu iyiliğin sesini bence yükseltebiliriz ve yükseltmeliyiz diye düşünüyorum. İşte böyle ortaklaşabiliriz. Bazen diyorlar mesela: “Biz Cumartesi Anneleri” ben o insanlarla yıllarca oturmuş biriyim, neden onların yeri yasaklandı, bunun açıklamasını ben Süleyman Soylu’dan beklemiyorum tabi ki ama bugün Diyarbakır Anneleri diyenlerden bekliyorum. Evet Diyarbakır Anneleri diye bir grup varsa, gerçekten onların da mağduriyeti varsa onu da görmeliyiz ama kalkıpta ben Cumartesi Anneleri dediğim zaman “Siz kalkın da Diyarbakır Anneleri’ne bakın.” diye bir ses gelmemeli bana. Sesim benim böyle yankı bulmamalı! İki sorunu da çözmeliyiz diye yankı bulmalı, bu ülkede savaşı bitirmeliyiz diye yankı bulmalı, bu ülkede barışı sağlamalıyız diye yankı bulmalı. İşte ancak belki birbirimiz ile böyle zıtlaşarak değil hakikaten sorunlarımızın ortaklığını görerek, tıpkı size iletilen o mesajda olduğu gibi o ortaklaşmayı çoğaltarak bunu yapabiliriz. Tabi ki önyargılarımız var, hepimizin var. Bundan da korkmamak lazım, bununla yüzleşmekten korkmamak lazım. Görüşleriniz sonrada “Ne bileyim hepimiz kalkıp da mesela LGBTİ+’ları daha öncesinde “ Aa dünyanın en normal şeyi ve biz gerçekten bunu benimsiyoruz.” Diye mi yaşadık.” Gerçekten buralara yüzleşerek geldik. 87’de biz ilk yaptığımız mitingde travesti bir arkadaşımız konuşurken ilk önce bir “Acaba ne yapıyoruz? Nasıl tepki alırız? Biz feministiz dediğimiz zaman bize bin türlü hakaret geldiğinde mesela o zaman kendimiz ile bir yüz yüze gelip yüzleşmedik mi?” Ne yapıyoruz? Gerçekten toplumun değerleri ne? Bizim değerlerimiz ne? Bütün bunları ortak bir mücadelede ortaklaştırmak mümkün. Ben buna kesinlikle inanıyorum ama bunun için herkesin kendi önyargıları ile yüzleşmesi gerekiyor. “Çıplak aramada çoğu insan ne yapacağını bilmez herkese böyle yapıldığını düşünür ama öyle değildir. İş maalesef keyfiyete varır.”

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Şimdi çıplak arama derken bu tür duyuruları yaparken bana bir eski bir infaz koruma memuru kişi de ulaştı ve önemli şeyler söyledi, izleyenlerimize de aktarmak isterim bunlar önemli çünkü içerden, içeriyi bilen bir görevli olarak bize önemli bir şeyler söyledi diyor ki: “Bu tür konularda çoğu insan ne yapacağını bilmez herkese böyle yapıldığını düşünür ama öyle değildir. İş maalesef keyfiyete varır.” diyor. Ben ismini vermiyorum ama bana böyle ulaşan eski bir infaz koruma memuru. “Mevzuatı bizler biliriz. Bilmeyen insan ne yapacağını bilmez. Dediklerimizi hemen uygular o yüzden bu konu üzerinde durulmalı herkes bunu bilmeli.” ve bazı açıklamalar yaptı ben de izleyenlerimize aktarmak isterim, bu tür bir arama hükümlünün utanma duygusunu ihlal etmeyecek şekilde ve kimsenin görmeyeceği bir yerde yapılır.” diyor. “Yine bu giysiler mutlaka usulüne uygun bir şekilde yapılır ve çıplak arama yani bu tür bir arama yapılacaksa bir girişteki arama yapılacaksa bedene dokunulmadan, gereken özen gösterilerek yapılır, mevzuat budur.” diyor. “Aranan kişinin beden çukurlarında bir şey bulunduğuna dair ciddi emareler varsa eğer diyor çıkartması istenir aksi halde bunun başka şekilde yapılacağı söylenir. Cezaevi tabibi tarafından yerine getirilir.” Diyor eğer ki böyle bir şüpheli durum varsa. “Çıplak olarak arama, mümkün olan en kısa süre içinde bitirilir ve çıplak aramadan kasıt iç çamaşırın soyulmaması lazım ve hemen bakılıp giyilmesi lazım.” diyor odada kamera olmamalı, kimseye rencide edici bir şey söylenmemeli ima edilmemeli orada cezaevine girmesi yasak eşya var mı yok mu bakılması gerekiyor, herkese uygulanmıyor, sadece çok ciddi şüphe varsa uygulanır.” diyor. “Ben size gelen mesajlardan anladığım kadarıyla çok ciddi şüphe varsa diye değil rutin bir şekilde uygulandığını gördüm bunlar yasaya aykırı işler.” diyor. Yani “Ancak iç çamaşırını ancak kurum tabibi tarafından yapılır. Gardiyanlar bunun bu şekilde yapılmayacağını biliyor yani tam çıplak aramayı kurum tabibi yapmalı. Bunu bile bile yapmaları muhtemelen görevi suistimalden kaynaklanıyor. Tabi kurum müdürünün baskısıyla da yapmış olabilirler. Yine de mevzuatta uymaları gerekiyordu.” diyor. “İnsanlık onuru, işkenceyi yenecek! sözü bir klişe değildir.” insanlık onuru mutlaka işkenceyi yener. Yani bunun çok sayıda örneğini gördük

Filiz Kerestecioğlu: Bu yönetmelik, kurallar böyle diye açıklanan şeyin de değişmesi lazım. Öncelikle ben bunun da değişmesi gerektiğini düşünüyorum çünkü dediğim gibi teknoloji bu noktaya gelmişken kalkıp da bunu yapmak aslında kasıtlı bir şeydir. Bu yönetmelik ki böyle uygulanması gereken şeyin dahi değişmesi lazım. Buna kesinlikle inanıyorum ama aynı zamanda bu insanların hakikaten bu keyfi ve kasıtlı uygulamayı yapanları dışarıya teşhir etmeleri lazım, avukatları vasıtasıyla bunlar ile ilgili suç duyurusunda bulunmaları lazım, bu kolay bir şey değil, bunun için darp edilebilirler, belki başka şeyler de yaşanabilir ama ben şununla belki tamamlamak isterim sözümü “İnsanlık onuru, işkenceyi yenecek bir klişe değildir.” Gerçekten herkes onuru ile yaşamak ister ve insanlık onuru mutlaka işkenceyi yener. Yani bunun çok sayıda örneğini gördük biz ve bugün de dediğim gibi ortaklaştırmanın bunlar hakkında ceza soruşturması açtırmak için her yolu denemeli ve insan hakları mücadelesini büyütmenin zamanıdır diye düşünüyorum çünkü bir tanesinin başına gelirse diğerleri de korkar!
Çıplak aramalar, mahremiyet ihlalleri onur kırıcı muamele olsun diye yapılıyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Zaten bize son zamanlarda gelen iletilerde pandemi döneminde birçok yerde bu tür ince aramalardan vazgeçildiği, yani mahpus için vazgeçilme durumu yok bu tür ince aramayı yapan kendisi sağlık açısından herhalde bir sıkıntı duyuyor o yüzden yapmıyor, elektronik cihazlar ile yapıldığını ifade ediyorlar, demek ki böyle yapılabiliyor, demek ki bu tür ince aramalar, mahremiyet ihlalleri onur kırıcı muamele olsun diye yapılıyor. Çok önemli bir şüphe varsa, eğer kurum tabibi deniliyor yani gerçekten elektronik cihazlar artık insanın gözünün içine bakarak insanı teşhis ediyor, gerçekten çok ciddi insanı elektronik cihazlar ile biliyorsunuz, mahremiyet ihlali.
Ömer Bey biz cezaevlerine gidemiyoruz, halkımız bir kez daha bunu duysun, aynı zamanda bu bir denetimden yoksunlukta getiriyor, yani biz gidebilsek aslında bunu da engelliyorlar çünkü bunları daha fazla öğreneceğiz.

Filiz Kerestecioğlu: Ömer Bey biz cezaevlerine gidemiyoruz, halkımız bir kez daha bunu duysun, aynı zamanda bu bir denetimden yoksunlukta getiriyor, yani biz gidebilsek aslında bunu da engelliyorlar çünkü bunları daha fazla öğreneceğiz, daha yerinde tespit edeceğiz ama bunu engellemek için de özellikle cezaevlerine ben avukat olarak girebildiğim yere bir milletvekili olarak giremiyorum kaç senedir, bu rezalet bir şey, bunu da engellemeye çalışıyorlar gerçekten ama en son gidişlerimde gayet iyi biliyorum, göz taraması ile sizi içeri alıyorlar, parmağınızı tutuyorsunuz, gayet elektronik aletler geliştirmişler. Bunu geliştirenler, sırf dediğiniz gibi onur kırmak için, onur kırıcı muameleyi gerçekleştirmek, baskı uygulamak, korkutmak için, gözdağı için bunu yapıyorlar ve bugün nasıl kadınlar tacizcileri ifşa ediyorlar, ifşa bir iftira değildir ve çok önemli bir şeydir gerçekten yüzleşmektir aynı zamanda bunları da aynı şekilde cezaevindekilerin ifşa etmesi gerekiyor. İsteyen milletvekili cezaevine gidebiliyor ama Halkların Demokratik Partisi vekillerine özellikle bir yasak var.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Evet Filiz vekilimizin dediği gibi çok önemli bir sıkıntıyla karşı karşıyayız. Değerli halkımız şunu çok iyi bilsin. Sistem öyle bir sistem ki isteyen milletvekili cezaevine gidebiliyor ama Halkların Demokratik Partisi vekillerine özellikle bir yasak var. Ben şahsen 2.5 yıldır Sayın Selahattin Demirtaş, Ahmet Altan ve diğer vekillerimiz, zamanında Alparslan Kuytul da cezaevindeydi onu ziyaret etmek istedim, kesinlikle ziyaret edemedik, bize yönelik bir ambargo var, ancak İnsan Hakları Komisyonu ile bir müddet gidebildik, pandemi çıkınca ona da bir bahane buldular, oraya da gidemiyoruz. Uzun süredir şu anda ancak cezaevlerinden mektuplar ile mahpus yakınlarının iletileri ile haberimiz oluyor ama şunu son olarak söyleyelim arkadaşlar, ve bilhassa kadınlar lütfen bu tacizlere boyun eğmeyin. Lütfen bu tacizleri söyleyelim, gündem olsun, artık bitsin bu rezalet! Bakın söylemiyorsunuz, korkuyorsunuz, geri adım atıyorsunuz ve utanmazca bunlara devam ediyorlar özellikle söylüyorum cesur olun, boyun eğmeyin ve bunları ifade edin, hakkınızı, hukukunuzu arayın diyorum, teşekkür ediyorum en başta çok değerli Ankara Milletvekilimiz Sayın Filiz Kerestecioğlu’na zaman ayırdı, programımıza katıldı çok değerli birikimini bize aktardı, çok çok teşekkür ediyoruz.

Filiz Kerestecioğlu: Ben de size teşekkür ederim, herkese özgür ve mücadele dolu günler dilerim.

medyabold

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder