İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu, AKP’nin baroların seçim sistemini değiştirmesine tepki gösterdi. “Barolar yok olursa hukuk devleti olmaz. Kimse insan hakları ihlalleri karşısında kılını kıpırdatmaz. Susamaz, sinemeyiz” dedi.
BOLD – Mehmet Durakoğlu, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla Avukatlık Yasasında ve baroların seçim usullerinde yapılacak değişikliklerle ilgili bir yazı yazdı.
Durakoğlu, “Barolar olmazsa ya da hak ettikleri etkinlik noktasının ötesine taşınırsa yargı bağımsızlığı olmaz. Barolar yok olursa olmaz demokrasi… Kimse insan hakları ihlalleri karşısında kılını kıpırdatmaz. Hukuk devleti olmaz, hukukun üstünlüğü olmaz. O yüzden susamaz, sinemez barolar” ifadelerini kullandı.
TEK ADAM REJİMİNİN SOMUT ÖRNEĞİ
Barolarla ilgili değişikliğin tek adam rejiminin somut bir örneği olduğunu kaydeden Durakoğlu, şunları belirtti: “Bu ülkede Avukatlık Yasası değişikliği bir kısım basın tarafından gündeme getirildiğinde Adalet Bakanı böyle bir değişikliğin gündemlerinde olmadığını söylüyor. TBB Başkanı bu yapay gündeme katkı verenleri suçlayan açıklamalar yapıyor. Ertesi gün Cumhurbaşkanı, bir çalışmadan söz ederek TBMM’ye getirileceğini söylüyor. Bakanın haberi yok. TBB Başkanı’nın haberi yok. “Tek adam rejimini” bu somut örnekten daha iyi hangi uygulama anlatabilir ki…”
Durakoğlu’nun yazısının devam şöyle:
İKTİDARLAR BAROLARDAN HAZZETMEZLER
“Biz avukatız. Biz Montesquieu’dan bu yana siyasal iktidarların kendilerini hukukla sınırlamak istemediklerini biliriz. Hukukun evrensel ilkelerini ve özellikle de adaleti savunan bir mesleğin mensupları olarak, bu idealleri, reel politiğin ve ideolojilerin tartışmalı değerlerine feda edemeyiz. Siyasal iktidarın kim olduğu, kimlerden oluştuğu, başında kimin olduğu bizim meşguliyet alanımız değildir. Biz yasamızın bize verdiği “görevle” insan hakları ihlallerinin üzerine gideriz. Biz itiraz ederiz. Biz kamuyu çimdikleriz. Bu bizim için basit bir duyarlılık değil, bir görevdir. Doğası gereği, insan hakkı ihlalleri siyasal iktidarlardan geldiği için, konumlandığımız alan “muhalif duruş” olarak tanımlansa da bu muhalefet, partisel nitelikli değildir. İktidarlar, oldum olası baroların bu duruşundan hazzetmezler.
BAROLAR SİNERSE BARO OLAMAZLAR
Avukatlar susmaz. Susarlarsa avukat olamazlar. Onların örgütlü gücü olan barolar sinmez. Sinerlerse baro olamazlar. Tarih barolara sadece ve yalnız “mücadele” yükümlülüğü vermiştir. Barolar bu yükümlülükten vazgeçemezler. Üstelik bu özgün duruş, kendileri ya da sadece meslektaşları için de değildir.
ŞİDDETE UĞRAYAN KADIN, İSTİSMARA UĞRAYAN ÇOCUK SAHİPSİZ KALIR
Korunması gereken değer, halkın kendisidir. Barolar olmazsa ya da hak ettikleri etkinlik noktasının ötesine taşınırsa şiddete uğrayan kadını kimse savunamaz. İstanbul Sözleşmesi de yürürlükten kalkar, 6284 uygulamaları da… Barolar olmazsa ya da hak ettikleri etkinlik noktasının ötesine taşınırsa istismara uğrayan çocuklar da sahipsiz kalır. Onların cezasızlığı da sağlanır, çocukların istismarcıları ile evlendirilmeleri de..
HUKUK DEVLETİ OLMAZ
Barolar olmazsa ya da hak ettikleri etkinlik noktasının ötesine taşınırsa özgürlükler dünyası yok olur. Yoğun bakıma girer. Soluduğunuz nefesteki darlık, entübe edilerek de açılmaz. Düşünebilirsiniz belki ama ifade edemezsiniz. Barolar olmazsa ya da hak ettikleri etkinlik noktasının ötesine taşınırsa yargı bağımsızlığı olmaz. Barolar yok olursa olmaz demokrasi… Kimse insan hakları ihlalleri karşısında kılını kıpırdatmaz. Hukuk devleti olmaz, hukukun üstünlüğü olmaz… O yüzden susamaz, sinemez barolar… O yüzden, tanımlanmış görevlerine rağmen, iktidarlara duydukları sempatiyle şekillenemezler. Mış gibi yapamaz barolar…”
medyabold
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder