Bir ağustos sabahı dört polis geldi. Evi arayıp eşimi götürdüler. Aradan 1 gün geçti, haber alamadık. Komşumla emniyete gittik eşimi sormaya. Eşiniz hangi suçtan alındı dediler f…deyince TEM’e sordular biz almadık, mali şubeye sordular biz böyle bir işlem yapmadık dediler gözaltında kayıp mı ettiniz yoksa dedim. Hanımefendi gelenler gerçek polis ise kaybolmaz dedi. Sonra biraz daha araştırdı TEM almış eşinizi başka şehre götürmüşler dedi.
Hemen …… Şehrin KOM şubesini aradım sadece burada eşiniz dediler. 10 gün boyunca hiç haber alamadık. Eşim yüksek tansiyon hastası ilaçlarını verdiler mi çok endişe ediyordum. 10 gün boyunca ne kıyafet ne başka ihtiyaç hiç kabul edilmedi.
On günün sonunda baronun verdiği avukat arayıp ‘’eşin tutuklandı’’ dedi ‘’bir sesini duyabilir miyim’’ dedim ‘’hayır memurlar izin vermiyor’’ dedi. O günlerde TV sürekli işkence görüntüleri veriliyordu, çok korkuyordum, ya işkence etmişlerse diye. Ama bir sesini bile duyurmadılar.
Cezaevine ziyarete gittim; saç sakal birbirine karışmış. İyi görmedim eşimi; ağlıyordu. Bari beni dik görsün, daha çok üzülmesin diye tutum kendimi. İlk sorum nasılsın darp var mı işkence var mı? Yok dedi ama sonra öğrendim nezaret kötü geçmiş; yazın sıcağı, kalabalık, havasız ortam. Bay bayan için tek lavabo. İçerdekilerin istekleri bile bir hafta sonra karşılanıyor.
Bir hafta sonra yer yok diye başka cezaevine sevk ettiler haber bile vermeden. Yeni yapılan bir cezaevi, ilk onlar temizleyip kullandılar. Bir sürü eksik; bir berber bile bir ay sonra karşılanıyor. Her ziyaret maddi manevi külfet; her görüş zorlaştırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Her görüşten döndüğümde ruhen bedenen kendime gelemiyorum; ağlayan anneler, baba diye ağlayan çocuklar; herkesin gözü yaşlı, erkeği kadını.
İlk zamanlar çocuklara söylemedim babalarının tutuklandığını, sanki hemen çıkacak gibi umutluydum. Günler haftalar ve ay olunca söyleyelim dedik çünkü sürekli babalarını soruyordu. Çocuklar özellikle beş yaşındaki oğlum babasına çok düşkün. Kızım 9 yaşında ona anlattım anladı gibi ama oğluma baban çalışıyor dedik ve ilk görüşe gittik çocuklarla. Orhan ilk ceza evini görünce ‘’anne burada zindanlar mı var’’ dedi. ‘’Hayır, oğlum baban buradakilere Kur’an-ı Kerim öğretiyor’’ dedik. İnanmış gibi yaptı, görüş sırasında beklemekten o kadar yoruldu ve babasını camlar arkasından görünce çok etkilendi. Anne bir daha gitmeyelim dedi. Bir hafta hastalandı vücutta yaralar çıkmaya başladı. İkinci doktorun ilaçları vesilesiyle ancak iyileşti. Herkese benim babam öğretmen çok Kur’an-ı Kerim okuyor diyor. Her şeyde babam diyor her sabah kalkıp babamı çok özledim diyor. Kızım babasını ilk gördüğünde yüzüne bakıp bakıp ağladığını niye ağlıyorsun deyince ağlamıyorum ki deyip gözlerini silmesi hiç unutamıyorum.
İlk açık görüşte Orhan babasının kucağından hiç inmedi sürekli öpüp boynuna sarıldı 40 dk boyunca kızım ise babasına bakıp sessiz sessiz ağlaması eşim ve ben çocuklara belli etmemek için içimize akıtıyoruz gözyaşlarımızı. En son görüşmemizde son sözünü söyleyemedi eşim. Çocuklara belli etmemek için gitti hemen. 5 aydır içerde eşim ve biz 3,5 aydır görüşemiyoruz. Anladık ki bir ev ancak içinde baba varsa evmiş.
Oğlum her gün babasını çok özlediğini söylüyor. Bağışıklık sistemi zayıfladığı için ayda bir ateşleniyor. Okula gitmiyor, babam gelince giderim diyor. İçine kapandı; dışarı çıkmak istemiyor. Çıkınca da hep babaları ile hatıraları aklına geliyor, hemen eve dönmek istiyorlar. Kızım beni teselli için “ben üzülmüyorum, babam dönecek, her gece dua ediyorum” diyor.
Yaşadığımız üzüntüleri sıkıntıları yetkililere duymasını istiyorum.
Kaynak: Mağduriyetler http://magduriyetler.com/2019/01/31/icimize-akitiyoruz-gozyaslarimizi/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder