16 Temmuz 2016 gecesi gözaltına alınan ve dört gün sonra tutuklanan Hava Harp Okulu öğrencileri 32 aydın özgürlüğünden yoksun. İddianameleri 1 yıl sonra hazırlanan 3’ü genç kız 259 Harbiyeli’nin 62’sine 18 Mayıs 2018’de, 116’sına da 25 Mayıs 2018’de müebbet hapis cezası verildi.
Bu öğrencilerden Furkan Çetinkaya’nın annesi Melek Çetinkaya HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi. TBMM’deki ziyarette Gergerlioğlu’nun Periscope yayınına katılan anne Çetinkaya, gözyaşları içinde kendi oğlunun ve diğer arkadaşlarının dramını anlattı.
‘ÇOCUKLARIMIZI O GECE ÖLDÜREMEDİLER CEZAEVİNDE ÖLDÜRECEKLER’
“Bizim çocuklarımıza bu düşmanlık neden anlamıyorum.” diyen anne Melek Çetinkaya şunları şöyle feryat etti:
“Bizim çocuklarımızı o gece öldüremediler, mahkemelerde öldüremediler, şimdi içeride öldürmek için uğraşıyorlar. Ve ben velilere diyorum, çocuklarınızı sağ beklemeyin. Bırakın tahliyesini, beraatini çocuklarınızı sağ beklemeyin. Çünkü bizim çocuklarımızı bu devlet gözden çıkarmış. Ben bunu anladım. Ölürse de Nasıl Murat’ın, Ragıp’ın annesi babası nasıl dayandıysa ben de öyle dayanırım. Allah bana da o gücü verir. Ben evladıma şehit oldu derim. Ama elbet bu dünyadan hepimiz göçeriz. Herkesin de hesap vereceği bir yer var.
‘BU MİLLET ÇOCUKLARIMIZIN HAKKINI ÖDEYEMEYECEK’
Çetinkaya, “Sadece bu devlet değil, bu çocukların hakkını bu millet ödeyemeyecek” insanların duyarsızlığını eleştirdi.
Mahkeme sonrası Hava Harp Okulu Marşı ve Harbiye Marşı’yla mahkeme salonunu terk ettiğini belirten anne Çetinkaya, yaşanan bütün süreci bütün açıklığı ile Gergerlioğlu’nun Periscope izleyicileriyle paylaştı.
İşte Hava Harp Okulu öğrencisi Furkan Çetinkaya’nın acılı annesi Melek Çetinkaya’nın sözlerinin tam metni:
‘O GECE BIÇAKLANMAYAN, ŞİŞLENMEYEN ÇOCUĞUMUZ YOK’
Orada bıçaklanmayan, şişlenmeyen çocuğumuz yok. Orada 60 tane çocuğumuz vari kimi karnından, kimi bacağından, hepsi şişlenmiş. Çocuklar o kanlı gömleklerle hakim karşısına çıkarılmışlar. Oradan da nezarete konuşmuşlar. Ne istiyorlar bu çocuklardan ben anlamıyorum.
Öldürülen iki çocuk da linç edilerek öldürüldü.
Murat da Ragıp da, ikisi de şaşkın…Görüntülerde var, bir adam çocuklarımızdan birinin boynuna telefon kablosu gibi bir şey geçiriyor, boğmaya çalışıyor. Murat ve Ragıp’ın görüntülerini sonradan bulduk. Keşke bulmasaydık diyorum ama bunlar delil teşkil edecek diyorlar. 32 ay geçti bir şey yok. Herkes görüyor, yerde yatıyor kan revan içinde.. Adam diyor ki, dur iki tekme atayım da içim soğusun, diyor.
Nerden biliyorsun, asker ya da askeri öğrenci olduğunu? Belki asker üniforması giyen bir provokatördü? Askerliğini yapan herkes üniformasını evinde saklar. benim eşim yedek subay olarak yaptı askerliğini. Bu olaylar olunca attım onu ben. Bu olaylara kadar sakladım. Murat ile Ragıp’ın öldürülmesi için takipsizlik kararı verildi. neden incelenmiyor.
Köprüde ölen 34 kişi ile ilgili balistik, bilirkişi raporları berde. Neden yayınlanmıyor. Bizim çocuklarımız öldürdüyse her cezaya razıyız. Sabaha karşı çocuklarımızı elleriden silahları aldıktan sonra linç ediyorlar, bıçaklıyorlar zaten…
Çocuklarımız mahkemede o gece olan olayları detaylarıyla anlattı. Hakim, hepiniz aynı şeyi anlatıyorsunuz, diye kızdı. Fikir birliği yapıyorsunuz, dedi. İyi de 116 çocuk aynı koğuşta değil ki…Nasıl fikir birliği yapabilir. Çocuklarımız İstiklal Marşı okuduğu görüntüleri görünce hakim değil tahliye ya da beraat hakim kahramanlık madalyası verecek diye düşündük.
20’li yaşlardaki çocuklara gece boyunca apız dolusu küfürler ediyorlar. Hatta bir ara Bunlar Türk askeri değil mi, neden karşılık vermiyorlar, dediklerimizi anlamıyorlar mı, diye aralarında konuşuyorlar.
İddianame 1 yılda çıktı. Çocuklar 1.5 yıl tedbiren tutuklama diye tutuklu kaldılar. Sonra müebbet verdiler. Biz müebbet alalı 9 ay oldu. Ama hala gerekçeli kararı alamadım. Bu nedenle istinafa başvuramıyoruz. Gencecik çocukların hayatından gidiyor. Kendi çocuğum için değil sadece. Bu çocuklar çok değerli çocuklar. Oğuzhan var, NASA’da ödül aldı..Bu çocuk müebbet aldı. Buslu ABD’ye okumak için gitmedi, ben vatanıma hizmet edeceğim dedi. Ve vatanı ona müebbeti layık gördü. Cezaevinden ömrümüz boşa geçmesin diye açık öğretime kaydolmak istediler izin verilmedi. Üniversiteye kayıtları yasaklandı.
Hakim son savunmalarını yapan avukatlara da aynı şeyi söyledi. Hepiniz aynı şeyi anlatıyorsunuz. 20 dakikayı geçmesin. Avukatlar da çocuklarımız kısa tutun dedi. Oğlum 3 sayfa savunma hazırlamıştı. Yarım sayfalık bile savunma yapamadı.
‘OĞLUMU DOKTORA BİLE ÇIKARMADILAR’
Benim oğlum içerdeyken ayağını kırdı, bir ay benim çocuğumu doktora çıkarmadılar.
– Niye çıkarmadılar?
İşte, bugün doktor yok, bugün araç yok, bugün izin çıkmadı, bugün şöyle oldu, bugün böyle oldu… Elinde değnek yok, krem yok, hap yok hiçbir şey yok, bir ay benim çocuğumun ayağı simsiyah kesildi. Bir ay sonra doktora çıkarıldı, dışarı… Doktor demiş ki, “iş işten geçmiş zaten, liflerin kopmuş. Kendi kendine iyileşecek.” Hiç bir şey vermeden de çocuğumu gönderdi. Hiç önemli değil. Bana dediler ki, oğlunun ayağı kırılmış, çok üzüldük. İnanın ayağının kırılması, kolunun kırılması nedir ki? Hiç önemli değil. Çünkü ben daha büyük bir mağduriyetin içerisindeyim. Oğlumun ayağının kırılmasına mı üzüleceğim Allah aşkına! Ayaktır kırılır, iyileşir, düzelir yani. Ama yine bizim çocuklarımızdan bir tanesi içeride. Sürekli “başım ağrıyor” diyor. Revire gidiyor, “başım ağrıyor” diyor. Doktor, migrenin var diyor gönderiyor, ağrı kesici veriyor gönderiyor. En son çocuk koğuşta bayılıyor. Çocuğu acil revire kaldırıyorlar, dışarı hastaneye sevkediyorlar. Beyin kanaması geçiriyor ve acil ameliyata alınıyor. Bir hafta yoğun bakımda kaldı. Doktor demiş ki, bu çocuk buna nasıl dayandı? Beyin kanaması geçiren bir çocuk ölmesi lazımdı o anda öyle değil mi? Ve annesine, ailesine haber verilmiyor. Telefon ediyorlar çocuklar haftada bir, o gün telefon görüşü. Annesi diyor ki, benim oğlum aramadı, benim oğlum aramadı. Herkese soruyor… Avukatına soruyor, avukat da aramış olmalıydı diyor. Cezaevini arıyor, cezaevi de haber vermiyor. En son avukatı cezaevine gidiyor ve hastanede olduğunu öğreniyor. Bu çocuğun, ölülerini mi vereceksiniz çocuklarımızın bize. Gerçekten ben diyorum ki, bu çocukları bize sağ vermeyecekler. Dediler ki, biz bu çocukların hepsini orada öldürelim: Darbeci diyelim, hain ilan edelim. Hepsini hainler mezarlığına gömelim. Öldüremediler… Dediler ki, “Biz sizi o gece öldüremedik, gelin mahkemelerde öldürelim.” Şu anda hepsi cezaevinde. 7 kişilik koğuşta 41, 42 kişi kalıyorlar. Çocuğum, “Gündüz tuvalet sırası bekle, gece tuvalet sırası bekle, bıktım” diyor. Nefes alacak yer yok.
– Yani diyorsunuz, içeride tam bir düşman hukuku uygulanıyor?
– Kesinlikle. Ben bu 15 Temmuz öncesi dağdan çözüm sürecinde indirilen PKK’lılara bakıyordum. Kahvaltı tabağını bile hazırlayıp eline veriyorlardı. Elbette insandır, pişman olmuşsa biz insan kazanmalıyız, düşman değil… Ama bizim çocuklarımıza bu düşmanlık neden anlamıyorum. Bizim çocuklarımızı o gece öldüremediler, mahkemelerde öldüremediler, şimdi içeride öldürmek için uğraşıyorlar. Ve ben velilere diyorum, çocuklarınızı sağ beklemeyin. Bırakın tahliyesini, beraatini çocuklarınızı sağ beklemeyin. Çünkü bizim çocuklarımızı bu devlet gözden çıkarmış. Ben bunu anladım. Ölürse de Nasıl Murat’ın, Ragıp’ın annesi babası nasıl dayandıysa ben de öyle dayanırım. Allah bana da o gücü verir. Ben evladıma şehit oldu derim. Ama elbet bu dünyadan hepimiz göçeriz. Herkesin de hesap vereceği bir yer var. Sadece bu devlet değil, bu çocukların hakkını bu millet ödeyemeyecek. Bu millet ödeyemeyecek, o kadar duyarsız o kadar kör, o kadar sağır bir millet ki… Bana geliyor, diyor ki “Askeri öğrenci suçsuzdur, çıkarırlar.” Bunu bana söyleme, ben biliyorum zaten. Bunu her yerde söyle, benim arkamda dur, benim yanımda dur. Benimle gel bir yerlere. Oraya gidelim, “yok, bizim de alırlar”, şöyle yapalım yahut da bir cuma mesajı paylaşalım, “yok benim çocuğum memur, benim çocuğumu görevden alırlar. Ya, şöyle yap, “Ben orada gözükürsem benim kocamı işten alırlar.” Hani siz müslüman millettiniz, hani rızk Allahtandı. Eğer Allah sizin rızkınızı kesmişse o kesilmiştir zaten. Ama ben müslüman bir ülkede yaşadığımıza inanmıyorum. Kesinlikle şu millete müslüman millet denemez. Mümkün değil…
– Melek Hanım oldukça ağır iddialarda bulunuyorsunuz… Bunların aydınlatılması gerekir.
– Çocuğumuzun biri mide kanaması geçirdi. O da sürekli ağrılarım var diyor. Doktor var, diyor ki, “Oğlum sen mide kanaması geçiriyorsun. Revire çık.” Revire çıkıyor, revirdeki ilaç veriyor gönderiyor. En sonunda o çocuğumuz da bayıldı koğuşta. Mide kanaması geçiriyormuş deyip onu da hastaneye yatırdılar. Bir tanesi dişinden rahatsız, bütün kafa şişti, dişinin ağrıdığı taraf şişti. Çocuğu dışarı çıkarmadılar. Kız kardeşi var diş hekimliği okuyor, artık o hocasından öğrenmiş ne yapması gerektiğini, o iltihabı nasıl boşaltması gerektiğini, telefonla ağabeyine anlatıyor, “Ağabey, şöyle şöyle yap, böyle böyle yap” diyor. Hemen o iltihabı atması gerekiyor, bütün kafasına yayılır. Kardeşinin tarifiyle çocuk kendi kendini iyileştirdi.
– Bu derece sağlık hakkından yoksun durumdalar…
– Hayır, şu anda kitap vermemizi de yasakladılar. YGS sınavı yaptılar, bizim çocuklarımız YGS sınavında, yabancı dil sınavında 80’le 95 puan arası aldılar. 95 puan alan çocuğumuz var. Tabi biz bununla gurur duyduk, neden, “Hava Harp Okulu öğrencileri soruları çalarak girdi” denildiği için, “Bakın”, dedik “Görün, iki yıldır cezaevinde olan çocuklar mı soru çaldılar.” Hani YGS’ye girdiler, bu başarıyı elde ettiler. 95 puan aldılar dedik. Demez olsaydık. Biz her hafta çocuklarımıza kitap götürüyorduk. O hafta çocuklara kitap vermek yasaklandı. Şu anda biz çocuklarımıza kitap veremiyoruz.
– Yani içeriye kitap…
– Kesinlikle! Ne dini, ne dünyevi, kimisi diyor, “Kuran da mı veremiyorsunuz”, evet Kuran da veremiyoruz, İngilizce de, hiç bir şey veremiyoruz. Üniversite okuyamıyorlar, üniversite sınavına giremiyorlar. Okuması için kitap götürüyoruz, almıyorlar. Öldürün ya, öldürün! İdam yasasını çıkarın, Allah aşkına asın hepsini… Kurtulun ya! Siz de kurtulun, biz de kurtulalım. Ben her hafta çarşamba Silivri’ye gitmekten bıktım. İnsan evladına gitmek için sevinmez mi, hayır ben sevinemiyorum. Ben o yolları gitmekten, evladımı o dört duvar arasında görmekten ben nefret ediyorum. Öldürsünler! Murat’la Ragıp’ı nasıl öldürdünüz, onları da öldürün. Bitsin ya, bitsin artık bu çile… Yeter ya, hiç değilse mezarının başına gider ağlarım. Hiç değilse “Rabbimden geldi” derim. Bu kadar zulüm, bir devlet kendi öğrencisine, kendi milletine zulmetmez ya… Bu kadar zulüm olmaz ya… Yok çıkıyorsun, Ömer Faruk Gergerlioğlu’na gidiyorsun, yok HDP’lilerle beraber oldun. CHP’ye gidiyoruz, “Yok CHP’lilerle beraber oluyorsunuz.” Arkadaş, AK Parti milletvekillerinden randevu talep ediyoruz vermiyorlar. A Haber’e sürekli mesaj atıyorum, Kanal D’ye, Star’a…Ya arkadaş çıkarın beni kanalınıza da orada konuşayım diyorum ya. E, niye davet etmiyorsunuz. Kendiniz çıkarmıyorsunuz kanallarınıza, konuşturmuyorsunuz. Ondan sonra da, “Vay efendim HDP’lilerle berabersiniz, CHP’lilerle berabersiniz.” Ya insan değil miyiz hepimiz. Ya insan kazanmak zorunda değil miyiz? HDP’li insan değil mi? CHP’ye gidince neden suç oluyor, HDP’ye gidince neden suç oluyor. AK Parti kabul etmiyor, sen suçlusun o zaman. Sen kabul etmiyorsun ki beni. Ben diyorum ki, sizin huzurunuzda da bunu söylüyorum, “A Haber beni çağırsın, yarın beni canlı yayına çıkarsın. Siz de gelin, birlikte çıkalım. Benim çocuğumu neyle suçluyorlarsa canlı yayında söylesinler bana.
– Bunu siz hem A Haber’e, hem bütün medyaya söylüyorsunuz.
– Bütün medyaya söylüyorum, sadece A Haber’e değil. A Haber’e neden söyleniyorum, şu anda yandaş medya olduğu için, bütün Türk milleti tarafından en çok izlenen kanal olduğu için… FOX da olur, A Haber de olur. Hiç farketmez, benim nereye çıktığım önemli değil. Benim mağduriyetimi doğru düzgün nerede anlatabildiğim önemli benim için. Ben Youtube’dan Erk Acarer’in programına katıldım. Ona da öyle söylediler. Kimisi diyor, FETÖ’nün kanalı, kimisi diyor PKK’nın kanalı… Ya arkadaş ben PKK’nın FETÖ’nün derdinde değilim. Ben 42 yaşında evladı için mücadele eden bir anneyim. Sadece kendi evladım için de değil. Benim içeride 259 tane evladım var. İçinde 3 tane papatyam var. Biri şehit kızı, duyur artık ya, duyun! Ne olur, duyun… Bu kızlar tıbbı kazanıp da gitmeyen, hava harp okuluna giden idealist çocuklar bunlar, yapmayın artık bunu ya. Ne diyeyim, ne anlatayım Allah aşkına. Ne anlatayım ben bu millete. Neyi söylememi istiyorsunuz, daha ne anlatayım. Ne denir ki, artık bazen nefret ediyorum. Meclis’e de gitmekten, onunla bunula da konuşmaktan lanet olsun diyorum. Ama bir yandan da ciğeriniz yanıyor. İnanın müebbet aldığımızdan beri bütün kış, eşime sorun ben cam açık, önünde yatıyorum. Kar, kış… Lapa lapa kar yağıyor ben o camın önünde yatıyorum. Çünkü ben nefes alamıyorum. Ben boğuluyorum, beni boğuyorlar evin içinde. Ve sadece çocuklarımızı idam etmesinler. Annelerle beraber idam etsinler, rica ediyorum. Bizim çileyi de bitirsinler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder