30 Nisan 2020 Perşembe

Bediüzzaman’a Göre Felsefe ile Hikmetin Farkı | Çağlayan Dergisi

“Beni skolastik bataklığı içinde saplanmış bir medrese hocası zannediyorlar. Ben, bütün müsbet ilimlerle, asr-ı hâzır fen ve felsefesiyle meşgul oldum. Bu hususta en derin meseleleri hallettim. Hatta bu hususta da bazı eserler telif eyledim.”

Bediüzzaman Said Nursi, Tarihçe-i Hayat

Felsefe, Yunancadan Arapçaya, oradan da dilimize geçmiş bir kelime olup bilgiyi, bilgeliği sevmek veya hikmet sevgisi manalarına gelmektedir.[i] Bediüzzaman’ın yukarıdaki ifadesinde yer alan “Skolastik düşünce” ise, Ortaçağ’da hâkim olan, hür düşünceyi kayıt altına alan, her türlü tenkide kapalı bir yaklaşımdır.

İnancın dikkate alınması durumunda felsefe, insanın ilmî gerçeklere dayanarak, inançları doğrultusunda kendisi, varlık ve kâinatla ilgili meseleleri bir birlik ve bütünlük içinde çözme çabasıdır.[ii] Buna göre felsefi düşünce; ilim, teknik ve değerler alanlarında insan zihnini skolastik anlayıştan kurtarıp hür düşünceye götüren, bilgi ve inancın temellerini araştıran gerçek düşüncenin adı olmaktadır.[iii]

Bediüzzaman Hazretleri felsefeyi ikiye ayırır:

“Risale-i Nur’un şiddetli tokat vurduğu ve hücum ettiği felsefe ise mutlak değildir. Belki muzır kısmınadır. Çünkü felsefenin hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye ve ahlâk ve kemâlât-ı insaniyeye ve san’atın terakkiyatına hizmet eden felsefe ve hikmet kısmı ise, Kur’ân ile barışıktır. Belki Kur’ân’ın hikmetine hâdimdir, muaraza edemez. Bu kısma Risale-i Nur ilişmiyor.

İkinci kısım felsefe, dalâlete ve ilhada ve tabiat bataklığına düşürmeye vesile olduğu gibi, sefahet ve lehviyat ile gaflet ve dalâleti netice verdiğinden ve sihir gibi harikalarıyla Kur’ân’ın mucizekâr hakikatleriyle muaraza ettiği için, Risale-i Nur ekser eczalarında mizanlarla ve kuvvetli ve burhanlı muvazenelerle, felsefenin yoldan çıkmış bu kısmına ilişiyor, tokatlıyor; müstakim, menfaattar felsefeye ilişmiyor.”

Vahyin nuruyla aydınlanmış felsefeyi, uç noktalara kaymaktan koruyan bir hikmet olarak tanımlayan Üstad Bediüzzaman, vahyin eşliğinde yol alan bu tür bir hikmetin, hayır ve yararlarının fazla olması sebebiyle gerekliliğine işaret eder.[iv]

[i] Nihat Keklik, Felsefenin İlkeleri, İstanbul, 1982.

[ii] Hüsamettin Erdem, İlkçağ Felsefe Tarihi, Konya, 1983.

[iii] Hilmi Ziya Ülken, Felsefeye Giriş, İstanbul, 1963.

[iv] Said Nursi, Muhâkemat, İlk basım: İstanbul, 1911.



Yazının Kaynağı: Çağlayan Dergisi https://caglayandergisi.com/2020/05/01/bediuzzamana-gore-felsefe-ile-hikmetin-farki/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder